Podcast

düştüysek kalkarız: 30'dan önce son çıkış

Dr. Gulec Radio

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bugün fazlasıyla kişisel, fazlasıyla içten bir bölüm sizleri bekliyor. 20li yaşların sonlarına geldiğim bugünlerde biraz eski defterleri açtım. Nerelerde düştüm, düştüğüm yerden nasıl kalktım, acı çeksem bile kendimi yeniden inşaa etmeyi nasıl başardım? Hepsini bir bir anlattım. Evimin en güzel köşesinde, önümde mikrofonum, yanımda kahvem, bazen de gözümde bir damla yaşla, size kalbimin en derinlerini açtığım bu bölüm huzurlarınızda...


Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.595 kelime · ~18 dk okuma

Doktor Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Doğum günün kutlu olsun, mutlu ol senelerce Sana boncuktan kuş yaptım, konacak pencerene Karakollar beni alır, sorgular gecelerce Hiç bekleme belki gelmem, gelemem senelerce Arkadaşlar biliyorsunuz ki ben geçenlerde yani 16 Eylül'de bir başak kadın olarak 20'lerimin son demine girmiş bulunuyorum. Artık 29'um. Vay dileee vay dileee vay dileee vay vay vayyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy Ve istiyorum ki bu bölüm daha sonraki yıllarımda dönüp dönüp dinleyebileceğim, şu zamanlımı tekrar yaşayabileceğim bir bölüm olsun. Size biraz içimi dökeyim. Bir de ne konuşalım biliyor musunuz? Çok seveceğiniz bir konu. Kendini yeniden icat etmek. Yani reinvent yourself. Önceden uyarıyorum. Biraz duygulanabilirim. Hafif zaten böyle ağlarım şu anda. Nöbetten geldim. Yorgunum. İnsanlarla baş etmeye çalışmak, bunu öğrenmeye çalışmak benim için zaten zor. Ama güçleniyorum. Güçlü olmaya çalışmak dahil bir zor hikaye. Ama bunu beraber başarıyoruz. O gülüş de biraz duygusal gelmiş olabilir. Her neyse, biz iyi günde kötü günde her zaman beraberdik. Beraber olacağız. Hazırsanız başlıyorum. Bacı birliği. Bu bölümü özellikle kimin için kaydediyorum biliyor musunuz? Abla sen nasıl böyle oldun? Nasıl böyle yaşam dolusun? Böyle enerjiksin, böyle pozitifsin. İnsanlarla olan sınırlarını güzel çekebiliyorsun. Kendini sürekli geliştirmeye adıyorsun. Kendinin en iyi versiyonun olma yolunda atlı gibi koşuyorsun.

Diyen bir tane prenseslerime kaydediyorum. İkincisi kendime kaydediyorum. Çünkü bu zorlu yolculukta dönüp arkaya baktığımda kendimi tebrik ediyorum. Bravo Tuba diyorum. Çünkü arkadaşlar yanmak gerçekten bazen zor. Bunu en güzel hangi şarkıda anlıyorum biliyor musunuz? Sezen Aksu'nun bir tane şarkısı var. Şimdi söyleyince fark edeceksiniz. Belki sözlerini hiç bu açıdan dinlemediniz.

Ne diyor Sezen Aksu şarkıda? Bu kızı yeniden büyütmeliyim. Koroteşlerde yürütmeliyim. Değirmenlerde öğütmeliyim. Farkındayım, farkındayım. Evet, dayım. Peki, güzel de niye? Neden ben bu kızı yeniden büyütüyorum? Niye canını acıtıyorum da kor ateşlerde yürütüyorum? Hiçbir şey yokken neden değirmenlerde böyle böyle öğütüyorum? Çünkü arkadaşlar Gabo Armaça diyor ki, choose your pain, acını seç. Ya diyor, kendin olamamanın verdiği acıyla hayatın boyunca her gün o acı çekeceksin. Ya da bu kızı değirmenlerde öğüteceksin, kor ateşlerde yürüteceksin, o acı çektireceksin.

Transkriptin tamamını oku

Ama sonrasında diyor, kendin olmanın rahatlığıyla, her sabah o yataktan, o neşeyle kalkacaksın. Tüylerim diken diken. Peki bir kişiyi kendini yeniden icat etme meşgalesine ne motive edebiliriz? Çünkü gerçekten çok zorlu bir yolculuk. Mesela düşünün arkadaşlar, bir yaranız var. Günden güne, günden güne iltaplanıyor, büyüyor ve siz hep onu göz ardı ediyorsunuz. Çünkü artık o yara o kadar büyüdü ki basit bir kremle bile geçmeyecek. Antibiyotik içseniz dahi geçmeyecek. Peki, ne yapmanız gerekiyor arkadaşlar? Evet, o cesareti kendinizde bulup doktora gideceksiniz. Doktora gittiniz. Ortam soğuk. Doktor ne yapacak? Alacak büstürüyü eline. Sonra kesecek o yarayı. Kanatacak. O abseyi direni edecek. Şarıl şarıl akıtacak. O abseyi boşalttıktan sonra orayı güzelce

dikecek, sonra pansumanı yapacak, size antibiyotinizi verecek ve günün sonunda ne kadar meşakkatli olursa olsun siz rahata ermiş ve bir daha bu sorunla umarım uğraşmamış olacaksınız. işte kendimizi yeniden icat etmek, kendimizi tekrar keşfetmek de böyle bir yolculuk. peki kendini yeniden keşfetmek ne demek değil, geçmişini silmek ya da bir kenara atmak demek değil. Bu kim olduğumuzun özünü anlayıp kendimize yeni bir soluk, yeni bir heyecan getirmek demek. Tekrar söylüyorum, bizi buna ne motive edebilir? Arkadaşlar, mutsuzsak, hayatımız duransa, yaşadığımız hayattan sıkılıyorsak, arkadaşlar sabah o yataktan kalkmak istemiyorsak, bunu öyle içtahlikle söylüyorum ki, çünkü yaşadığım

uzak değil, 4-5 sene önce. bazen iphone böyle fotoğraflarımızı atıyor ya kendimize, anılarımızı, bir anda böyle yüzümüze vuruyor. ya diyorum, tuba, ben gerçekten 4-5 sene önce çok zor kalkıyordum yataktan. siz beni şu anda görüyorsunuz ya, ben sabah 5'lerde böyle mutlu mutlu şarkılar dinliyorum, hande yener şarkısı falan. Bunlar kolay olmadı. Şükretmem gereken çoğu şeye sahip olmama rağmen halcılıktan bile artık kazanamadığım zamanlar yaşadım. Özellikle içinde bulunduğum dünyanın beni yansıtmadığını anladıktan sonra ki her zamanki gibi o şifre, o key, o anahtar, o farkındalık bir şeyleri değiştirmem gerektiğini anladım. Yani dibi görmeyince çıkış bazen gerçekten mümkün olamayabiliyor. Çünkü eğer idare ediyorsan, bu kadar meşakkatli bir yolculuğa girmeye cesaret edemeyebilirsin. Çok doğal. Ama ben artık bir şeylere devam ettiremiyordum. Hayattan zevk almıyordum. Bu hayattan zevk alamama o kadar büyük bir sorun ki. Çünkü biri bana gelip dese ki, niye zevk almıyorsun, her şeyin var. Ama bir amacım yok. Kalkmak için sebebim yok. Sabah uyan, spor yap. diyet yap, insanlarla uğraş, patavatsızlara sınır koy, sevgilinle sorun yaşa, ailenle sorun yaşa. Eee hayatın çekilebilir kısmı nerede? Bir de üzerine meslek kaygısı eklense çünkü ben 4 sene önce doktor olmuştum zaten. Yani o hayattan aldığım joy, o zevk, hayatı yaşamak için çektiğim eziyeti karşılayamıyordu. Tereziye koyuyorum, Allah Allah burada bir yanlış var ve acı çekiyorum.

Ben bu yüzden doğmadım ki. Niye doğdum o zaman? Yani o ara gerçekten çok şopinar falan artık okumaya başlamıştım. Dedim bu iş böyle olmayacak Tuğba. Senin şu acıyı çekip kendini bulman gerekiyor. Ve günün sonunda nasıl başladım? Her kişisel gelişim yolculuğunun başladığı gibi gökyüzülerini değiştirdim. Şamanlarla kaldım Amazon'da. Bedevillerle kaldım Vadiram'da. 35 farklı ülkeye gezdim, gördüm. Gel gelelim benim içimdeki acı dinmedi. Yetmiyor bazen. Dışarıdan şöyle yorumlarabilir. Geziyorsun, her şeyin yerinde, tutun kuru. Ne bu acı? İşte öyle değil. Herkesin hayata gelme amacı var. Ve o amacımızı gerçekleştiremediğimizde içimizdeki yangın sönmüyor. Çünkü ben bu yüzden gelmedim dünyaya. Ben hazlarımın peşinde koşmak için gelmedim bu gezegene. e peki o zaman ben neden varım? benim aldığım oksijen neye yarıyor? işte insan bunları sorgulamaya başladığında kendini yeniden icat etmesi gerektiğini anlıyor ve bu yolculuğa baş koyuyor benim bu serüverim ne zaman başladı? 4 yıl önce takribi Londra'daydım önce ne yaptım? farkındalığına kavuştum işlerin iyi gitmediğinin daha tatmin edici, daha

anlamlı bir yaşamın mümkün olabildiğini fark ettim. Bu başka insanlar için hani belli bir yaşa gelmek ya da önemli bir hayat olayı yaşamak, başınıza bir şey gelmesi ya da sadece hani kişisel büyüme ve yine takmin edici bir yaşam için uyanmak gibi ya uyanmak hani ama analiz demek istediğimi bunun gibi çeşitli faktörlerle tetiklenebilir. Tam burada Mevlana Celaleddin Rumi'den size bir söz söylemek istiyorum. Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün ise bilgeyim. Kendimi değiştirdim. Bu sözün İngilizcesi de çok güzel, onu da söyleyeyim. İnsan

kendini yeniden icat etmek için önce kendi parçalarını keşfetmeli. Daha önce de bahsetmiştim podcastlerimde. Ne bu? Kişinin kendinin SWOT analizini yapması.

yani iyi, kötü, zayıf, güçlü yanlarımızı, başımıza gelen durumlarda nasıl bir tavır takındığımızı, inişlerimizi, çıkışlarımızı, korkularımızı, bize zevk veren, haz aldığımız şeyleri, ez cümle atomlarımızı ve bunların nasıl titreştiğini Bilmemiz lazım. Ve çok önemli bir nokta, bu yolculukta başımıza gelecekleri bilmemiz gerekiyor. Defalarca inip çıkacağız. Kendimizi sürekli kaybedip tekrar bulacağız. Ve bundan bile zevk almaya bakacağız. Kendimizi yoğurca zaman zaman kendimizden uzaklaşacağız ama asla kaçmayacağız.

Ben asla oldum demiyorum ama bu 4 yıllık serüvenin özellikle en başları o kadar gürültülü ve zordu ki. O iniş çıkışlar aynı bir roller coaster gibiydi. Yani şu an şükürler olsun o amplitude çok daha dar, o irtifa çok daha kısa. Fakat hala yoruluyorum, hala çalışıyorum, hala çabalıyorum. Çünkü kendinin en iyi versiyonu olmaya çalışmak, en tatmin edici hayatta yaşamaya çalışmak süreklilik gerektiriyor. Bitmiyor ki. Hayatta karşısında her gün farklı bir şey çıkıyor. Ve bir de benim için şöyle bir durum var. Ben insan davranışlarını anlamlandırırken çok zorlanıyorum. Eskiden çok daha fazla zorlanıyordum. İyi, kötüyü, sinsi insanı, hain insanı anlayamıyordum ve sürekli babama soruyordum. Baba bu böyle mi, böyle mi? Çünkü bazı şeyler bende çok oturmuyor. Yapısı olarak, beynimin yapısı olarak diyeyim. Ve ben bunu hep en baştan öğrenmek zorunda kaldım. Sürekli kitaplar okudum. Kötü insanı nasıl ayırt ederim? İyi insanları nasıl anlarım? Biri nasıl yalan söyler? Ya bu benim için gerçekten hala zorlayıcı bir tecrübe. Bazen nöbetten geliyorum. Biri mesela çok garip bir şey söylemiş oluyor. Bir insan bunu niye der? İnsan bunun söylenmemesi gereken bir şey olduğunu hiç mi anlamaz diye kendime dert ediniyorum. Ve anlam çıkarmaya çalışıyorum. Ya bırak, sal. Yok, yapamıyorum. Bunlar konusunda çok hassasım. Mesela dün gece reggae olacağım. Ve canım gerçekten çok tatlı çekiyor ve boya battı. Öyle tatlı söyleyemiyorsunuz kafanızda esen bir saatte. Çünkü yok restoran. Ben de kantine gittim hastane kantine. Kendime çikolata falan aldım. Ama yani baya kirli şeyler tamam mı? Ben normalde yemeyeceğim şeyler. Böyle iştahla iştahla oturup onları yiyorum. Bir tanesi dedi ki oradan doktor. Allah'ım yarabbim. Ay ben onları asla bu saatte yemem. Şöyle baktım suratına ve yemeye devam ettim.

Ama geldim eve bakın hala onu düşünüyorum ki size bunu anlatıyorum diyorum ki bu insan bunu söylediğinde bunun yeme bozukluğunu tetikleyebileceğini hiç mi düşünmez diyorum. Çünkü ben sağlıklı yaşamaya çalışan biriyim. Zaten her gün oturup bunları yemiyorum. E senin ben bunları yemiyorum ay bunlar şöyle böyle demenin ne anlamı var gece gece tamam yemesen bravo. Ayrıca bana bunu diyen insan günde iki paket sigara içiyor. Ben diyorum ki sana ay ben de böyle yapmam demiyorum. İnsanların bu kadar

Gerçekten dikkat etmemesi, farkındalığa kavuşmamaları, beni üzüyor falan bunları düşünüyorum. Ay keşke bunları salabilsem. Ama hayır, sürekli yerinden öğrenmek zorundayım ki güçleneyim, insanlara karşı takmayayım, daha rahat hayat yaşayayım, overthinking yapmayayım, her neyse. Konudan uzaklaşmayacağım. Maslow diyor ki arkadaşlar, ünlü psikolog Maslow, bir insanın sahip olması gereken nihai hedef kendini yeniden icat etmektir.

Neden Maslow? Çünkü ben kendinin en iyi versiyonu olma hikayesinde üç isimden çok faydalandım. Birincisi, Frankl. İkincisi, Maslow. Üçüncüsü, pek değerli, Nietzsche. Hayatı sorgulamaya başladığımda tanıştığım, aklına, fikrine biraz güvendiğim herkese sorular soruyordum. Hani ağzından bir kelime alırım, bir cümle alırım da bu yolculuk da bana yardımcı olur. Belki ertesi gün mesela yataktan kalkmak isteyeyim, daha çok olur diye. İnsan böyle gördüğü her şeyi tutmaya çalışıyor. Özür dilerim.

ben de göstepe eğitim araştırma hastanesinde, o zaman psikiyatri stajındaydım. çok da böyle bana yardımcı olmuş, çok sağ olsun bir hocam vardı. ona açtım biraz kendimi. sohbet ediyoruz ama annem, seans falan değil çünkü hocam zaten. sohbet sırasında dedik ki, tuğba dedi, bilmiyorum okudun mu ama dedi, bir kitap var, bence onu oku. şu an çok popüler zaten kitap, mutlaka herkes okumuştur ama o kişinin, bende yeri çok ayrı, kişide frankıl, kitapta insanın anlamı var yaşı. ilk adı ne kitabın?

Ne demek varoluşculuk? Diyor ki yani death camp ölüm kampından varoluşculuğa. Çünkü hem neolog hem psikiyatrodan Viktor Frankl, Auschwitz gibi toplama kamplarında kalıyor. Ve O kamplarda kız kardeşi hariç tüm ailesini kaybediyor. İçinde en ilginç yanı o kamplarda kalırken, insanlar krematorumlarda yanarken, küre çevrilirken bu kitabı yazıyor Frankl. Ve ben arkadaşlar bu kitabı okurken o kadar etkilendim ki ve tüm ailemi toplayıp Çekçiye'ye gittim arkadaşlar. Terezin'deki toplama kampına. öyle bir ortam ki, öyle kötü ki her şey. ve bu insan tüm ailesini kaybetmiş halde, yarına çıkacağı kesin olmayan, yakılabileceği zamanlarda bile kendini toplamış bir anlam için, bir varoluşluluk uğruna bu kitabı yazmış. sırf bunun

Bilincinde olmak bile bazı şeyleri değiştirmeye yetebiliyor. Şimdi Franklin kitabının bize anlattığı en güzel temalardan bir tanesi logoterapinin ne kadar hayat kurtarıcı olduğu. Logoterapi nereden gelir? Logos. Logos ne? Eski Yunanca'da akıl ile kavramak anlamında kullanılan bir sözcük. Logoterapinin de akıl ile farkındalık kazanarak anlama ulaşmak

olduğu söylenebiliyor haliyle. Kitap muhteşem. Okursunuz. Frankl'da okursunuz. Ama ben Nightshine'e size kitaptan ne anladım, ben ne çıkardığımı çok kısa özetlemek istiyorum. Ben bu kitabı okuyup pragmatik olarak hayatıma nasıl entegre ettim, ne çıkardım, ben ne çıkardım biliyor musunuz arkadaşlar? İnsan bu hayatta anlamı üç farklı şekilde bulabilir. Bana göre bu böyle.

birincisi misyon ve vizyon. misyon ne? ben bu hayatta doktor oldum değil mi? benim misyonum bu. ama benim o süreçte yani 4 yıl önce doktor olmam benim için pek bir anlam ifade etmiyordu. çünkü ben doktorluğumla insanlara dokunabildiğimi hissetmiyordum. bir işe yaradığını düşünmüyordum. çünkü yaramıyordu da zaten. amacım da o değildi çünkü aslında.

Amacım başarılı olmaktı. Ki olmuştum da. O sıralarda İngiltere'de denkliğimi alıyordum. Eee? E bu bana yetmiyordu. Tamam başarılı oldum. Ben oraya gittim, staja buraya gittim. Şu kadar diyebiliyorum. Tamam. Yetmiyor bana bu. E ben bunun peşinde koşarak mutlu olamayacağım. Benim vizyonum İngiltere'de, işte Harley Street'te gideyim de kliniğimi açayım. Orada en güzel fiyatlara, en güzel reklamlarda, en iyi PR'lerle. Gideyim kraliçenin, gelinin en kraliçe öldü de o zaman yaşıyordu. Şey yapayım.

Dolgu Botox Estetik. Ben böyle mutlu olmuyorum. Bu benim vizyonum değil. Buradan bir yere çıkamadım. Bir yere varamadım. Misyonum ve vizyonum hayatta o zamanlar bana anlam katmaya yetmedi. O zaman gelelim Franklin bana gösterdiği ikinci ipucu. Ne arkadaşlar? Sevgi.

Şimdi benim şu an ailemle aram çok iyi ya, o zaman ben bu sevgiyi kabul edemiyordum, alamıyordum. Şu an onların sevgisi, sadece onların sevgisi bile beni hayatta anlam bulmaya itebilir. Ama o zamanlar bu da öyle değildi. Ne ben kabul ediyordum, ne onu receive etmekte başarılıydım yani, ne de yansıtmakta. Yetmiyordu.

Bu da olmadı, bu da gol değil. O zaman Frankl diyor ki, üçüncü bir şey daha var anlam çıkarabileceğin. Ne bu kavram? Acı. Nasıl yani ya? Acıdan da mı anlam çıkaracağız? Evet arkadaşlar, asıl acıdan çıkaracağız. Bakın şimdi, yaşamak istemeyen birisi onu düşünün. Çok basit. Alın atın denizde, ne yapar? Survival Instinct. Yaşam içgüdüsüyle kulak çırpar.

yani ne? hani istemiyordun yaşamak? ne oldu bir anda? yaşamak istedin. daha güzel bir örnek vereyim. Allah korusun hasta olmasın. fakat diyelim ki çok sevdiğiniz bir kişi ölüm döşeğinde ve hayatını kaybetti. tekrar söylüyorum Allah korusun. bu insan giderken size dedi ki

Kendin için yaşa. Hayatta tek istediğim şey mutlu olma. Ve artık o insanı kaybettikten sonra siz o hayatı onun için yaşamaya başlarsınız değil mi? İstemeseniz dahi o motivasyonla dersiniz ki bunu annem için yapacağım. Bunu da onun için yapacağım. Ve artık o hayat anlam kazandı. İşte bu şekilde acıdan anlam çıkarmaya başlarsınız.

Yaşamak istemeseniz dahi o kişi için daha güzel yaşamaya çalışırsınız. Mesela bu da acıdan çıkarabileceğimiz bir anlam. Peki ben hangisinden çıkardım anlamı? Ne yaptım? Ne oldu biliyor musunuz arkadaşlar? Ben bu sorunlarla hemay olurken, bunları sorgularken, düşünürken hayat karşıma o anda bir sevgi çıkardı.

Ben kendi çabam olmadan isteğim dışı bir sevgiden anlam çıkarmaya başladım. Çünkü artık farkındaydım. Sevgiden bir anlam çıkarabileceğimi biliyordum. Ben artık o sevgiyle yarın da o sevdiğim insanı görmek için daha çok uyanmak istedim. Daha erken uyanmak istedim. Sevdiğim insanla daha güzel şeyler yapmak istedim. Ve sonra ne oldu biliyor musunuz? Ben sevgiden anlam bulduktan sonra hayatımda misyonumdan ve vizyonumdan da anlam bulmaya başladım.

misyonum ve vizyonumu anlam bulabileceğim bir şekilde evirdim, çevirdim ve şu an size podcast çekiyorum. misyonum ve vizyonum insanlara dokunabileceğim bir şekilde bu hale getirdim. çok teşekkürler, sizi çok seviyorum. çünkü bazen anlatamıyorum ama sizin varlığınız benim hayatıma anlam katıyor.

Benim yolculuğumu daha anlamlı, daha tatmin edici, daha çekilebilir. Şaka şaka çekilebilir değil. Hayat benim için şu an çok güzel. Teşekkür ederim size. Neyse ben biraz ağlayıp geleceğim. Siz de o sırada reklamları dinleyin tamam mı? Çünkü reklamlar olmasa bu podcast olur. I love you!

Oh my God, girl. Oh my God. Şimdi bu çok değerli Maslow kim arkadaşlar? Maslow Amerikan bir psikolog. Ve diyor ki bu nihai hedefe yani kişinin kendisini yeniden icat etmesine varabilmesi için diyor belirli basamakları tırmanmış olması gerekir diyor. Ve bu basamakları beşe ayırıyor. Sonrasında da bu basamaklarla oluşan piramide diyor ki Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi.

Hierarchy of Needs İngilizcesi de. Hierarchy of Needs. Tamam? Peki bu piramid hangi basamaklardan oluşuyor? Yani kendimizi gerçekleştirmek için nerelerden geçmemiz gerekiyor? Girl dersen ben de sana derim ki piramidin en altı yani en geniş yeri yani tabanı. Neyden oluşuyor? Fizyolojik ihtiyaçlarımızdan. Nefes alma. Yemek yeme. Hücmek.

Ne oldu şimdi bunu yaptın? Neyse. Boşaltım yapma, cinsel ihtiyaçlar bu hala tartışılıyor. O ayrı. Uyku, sağlıklı metabolizma vs. vs. Bir insanın öncelikle bunları sağlamış olması gerekiyor ki ikinci basamağa geçsin. Kendini gerçekleştirme, yeniden inşa, icat etme yolunda. Ve ikinci basamak ne? Güvenlik ihtiyacı. İnsanlar, arkadaşlar, can ve mal varlıklarının korunmasına ihtiyaç duyarlar. Önce yemek yedik, içtik, soğuduk, boşalttık. Sonrasında ne oldu? Bedenimizin güvenliği, işimizin güvenliği, canımızın güvenliği, ailemizin güvenliği, mülkiyetlerimizin güvenliği. Bunları sağlamamız gerekiyor diyor Maslow, bir üst basamağa geçmek için. Yani piramidin ilk iki seviyesi ancak ve ancak temel ihtiyaçlar.

Sonra geliyoruz üçüncü seviyeye. Bunlar ne? Sosyal ihtiyaçlarımız girl! Sosyal ihtiyaçlar derken şöyle açayım. Sevme, sevilme, şefkat, yardımseverlik, aile, bir gruba mensup olma. Çünkü biz insanlar yaşamlarımızı sürdürebilmek için

Başkalarının varlığına da gereksinim duyarız. Tek başımıza yaşayamayız. Ve bunlar da toplumsal ve sosyal ihtiyaçlarımızı doğurur. Bunlar bizim için önemli. Birlikte yaşama, kabul görme, arkadaşlık gibi kavramlar. Ne yaptık? Piramidin dördüncü seviyesine geldik bunları saldığımızda. Ve Maslov diyor ki bu piramitle atlamak yok. Bir insan ancak ve ancak bu seviyeleri tamamladığında kendini gerçekleştirmek için en tepeye çıkabilir diyor.

sosyal ihtiyaçlar, sevgiye ve ait olma iddia geçtiğimize göre 4. evrene saygınlık, yani öz saygı, özgüven, başarı, başkalarına saygı duymak, başkaları tarafından da saygı duymak. yani bu değer verimi ve saygınlık ihtiyacı aslında biraz egomuzla da ilgili. toplumdaki yerimizin, değerimizin, diğerleri tarafından nasıl algılandığı, fark edildiği ve önemsendiği hissini biz tatmak istiyoruz insanlar olarak. En nihayetinde birçok insan saygı görmek istiyor değil mi? Kimse kötüye kurnalılmak ya da dışlanmak istemiyor. Aslında bu iki yanı yani hem birey kendisine saygı duyulmak istiyor hem de başkaları tarafından saygı duyulmak istiyor. Ve çok önemli başarı statüyü gösteren bir şey. ve biz başarı hissini, değer görme ihtiyacımızı karşılamak için de kullanabiliyoruz. yani aslında bahsettiğim şey var ya hani Frankl'da misyon ve vizyonun anlamını çıkarmak yetmedi. çünkü o sadece başarıyı kapsadı. ben başarmış oldum. piramidin 4. ebesinde oldum. e ama 5, kendimi gerçekleştirmek o nerede? ve insan bunların hepsini sağladığında artık 5. seviyeye yani kendini gerçekleştirme seviyesine çıkıyor. Hazır diyor Maslow. Elekten kim geçti buraya? Kim kaldı elimizde? Başarılı, özgüvenli ve yetişkin olanlarımız. Maslow diyor ki bir insan olabileceğinin en üstü olmalıdır. Peki bu kendini gerçekleştirmedeki kavramlar neler? Bir insan erdemli, yaratıcı, içten, problem çözücü, ön yaygısız, hakikati kabul eder olmalıdır diyor.

Çok önemli bir nokta daha arkadaşlar. Bu piramit basamakları neyle tırmanılıyor? Çok önemli ya. Motivasyonla. Yani bu aslında insanın motivasyon teorisi denebilir. Ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçları ne? Kişisel tatmin, kişisel başarı ve kişisel potansiyelin ortaya çıkarılması. Fakat potansiyel ancak ve ancak alttaki kavramlar tamamlandığında, o seyreler aşıldığında ortaya çıkıyor.

O yüzden en aşağıdan başlayabiliriz tıkatmaya tamam mı? Bu var mı? Var. Bu var mı? Var. İşte o şekilde tırmanacağız bu piramitleri. Ağır ağır çıkacağız bu merdivenlerden. Çünkü niye? Kendime yeni bir benle hazırım. Maslow'u

da anlıyorsak geçiyoruz Nietzsche'ye. Nietzsche kim? Alman filozof, filolog, şair ve besteci. Kim Kardashian West. Kim Kardashian West. Kim Kardashian West. Kim Kardashian West. Kim Kardashian West. Kim Kardashian West. Kim Kardashian West. Kim Kardashian Kardashian West. Kim Kardashian Kardashian West. Kim

Nietzsche bunu duysaydı bana ne derdi bilmiyorum ama böyle buyurmadı. Zerdüşt burası kesin. Benim kendimi keşfetme yolculuğumda Nietzsche'nin en çok bana katkı sağladığı şey kendi olabilme cesaretini kazanabilmem ve bu özgürlüğün bilincinde olup kimseye buna dokundurmamam oldu. çünkü diyor ki farkedin diyor ejderhanızı farkedin ne bu ejder ya ne bu ejder ya ya bu ejderhane biliyor musunuz toplumun bize dayattığı roller en basiti girin benim instagramıma en son ki postumu tıklayın şarkı söylüyorum Bir doktorun böyle hallenmesi normal mi? Şarkı söylüyorum ha, mimik yapıyorum sadece. Seviyorum mimik. Ama toplum, hayır mimik yapma. Sen ekstra olma. Ya ne alaka? Çok basit söyledim tamam mı? Çok kişiselleştirdim. Yani toplum bizden bir şey istiyor ve biz de bunu yapmak zorunda kalıyoruz. Dayatma. Buna ejderha diyor Nietzsche.

Ve Nietzsche diyor ki, toplumun bize dayattığı bu rolleri yani ejderhalarını fark edip reddeden insan kendi özünü koyabiliyorsa ona diyor üst insan denir. Über Mensch. Açalım biraz daha bu Über, üst, Mensch. Men, insan. Almancasını sevdiğim Nietzsche. Diyor ki, üst insan nedir diyor, insanın kendi sınırlarını aşarak güçlü, özgür ve yaratıcı bir varoluş biçimine ulaşmasıdır. Ne güzel söylüyor.

ve bu süreçte diyor önce deve olursun yani uzun yol gidersin sonra aslan olursun sonra kendini tekrar doğurursun Sagopa da diyor ki bunun için birçok kez öldüm tekrar geri döndüm ölmeden ölemezsin yani tırtıl ne olur arkadaşlar kelebeğe dönüşürken acı çeker ama kelebek olur değil mi? bazı acılar yaşanması gerekir Ve günün sonunda, arkadaşlar günün sonunda diye bir tabir yok biliyor musunuz? At the end of the day. At the end of the day yani İngilizceyi aslında biz günün sonunda diye çeviriyoruz ama böyle bir Türkçe kavram yokmuş. Türkçeyi mükemmel kullanan birisi olarak buna dikkat etmek istediğimi söylemek isterim. Belasılı kelam diyebiliriz mesela bunun yerine. Ve Nietzsche'nin üst insanının söylemek istediği şeyi Arnold Grover'in çok güzel betimleniyor. Diyor ki, sizin istediğiniz gibi davrandığımda bana ulaşamazsınız. O ben, ben olmam çünkü diyor.

Peki üst insan olmak için? Üst insan derken bu üstün anlamında değil. Sadece toplumun dayattıklarının farkında olan, bu farkındalıkla beraber sonrasında araştırma, gözlem yapan ve kendini eğiten insan. Nietzsche böyle buyurur Rüzerlüch'te diyor ki, insan kendisini kutsal ve sağlam bir sevgiyle sevmeyi, kendisine tahammül etmeyi öğrenmeli, kendini sevmeyi öğrenmek bugünden yarına olamayacak bir iş değil. Bütün sanatların en zoru, en incesi ve en çok sabır isteyenidir diyor sevgili Nietzsche. Ve ekliyor Nietzsche, diyor ki üst insan diyor başka insanların aklındaki imajını

Asla abi, asla umursamaz. Yani sosyal medyada mesela bana birçok yorum geliyor değil mi? Ya da ben farklı, birazcık edgy, birazcık köşeli, birazcık böyle çıvırtıkan hareketler yaptığımda insanlar benim hakkımda birçok şey düşünebiliyor. Ben yeri geliyor, dans ediyorum değil mi? Yeri geliyor, hastanede dans ediyorum. Yani bahçesinde ya da doktor odasında, millet içinde değil.

Benim hakkımda çok şey düşünebilirler. Ama ben hemen diyorum ki, Tuba, sana ne? O insanların senin hakkında düşündüklerinden, onların aklındaki imajdan, imajdan sana ne be kızım? Ve gerçekten bunu hayatımın her alanında kendime düstur edinmeye çalışıyorum. Teşekkürler Nietzsche. I love you. Ich liebe dich. Peki benim Almancayı İngiliz aksanıyla söylemem şaka mı? Girl!

seyyah oldum dolaştım ben alemi ah güzelim senin gibi bir vefasız görmedim ben ay bu şarkı da çok güzel neyse bugün de hepsi şarkı söylemiş oldum i love you ne diyeceğim biliyor musunuz? kaydederken sürekli gülümsediğim gözlerimle böyle sizi düşünüp gözümün parladığı bir bölüm oldu sizi çok seviyorum Bu bölümde benim ikinci hayatıma kendimden bir hediye olsun. İyi ki doğduk be. İyi ki doğduk. Happy birthday. Feliz cumpleaños. Ben şimdi uyumaya gidiyorum. Biraz da acılarımdan ve yorgunluklarımdan da anlam çıkarayım diyorum. Çünkü anlam çıkara çıkara bir hal oluyorum biliyorsunuz ama olsun. Seni seviyorum Franko. Seni seviyorum Nietzsche. Seni seviyorum Maslow. You changed my life. Hayatımı değiştirdiniz. Teşekkür ederim Tuğba. En çok da seni seviyorum. Görüşürüz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)