
2.189 kelime · ~11 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour! Kayıp Eşya Bürosu'na hoş geldiniz.
Nasılsınız bakalım? Kelanacılar görüşmeyeli sonbaharın tadını çıkarıyor musunuz? İnanın kırk yıl düşünsem sabah uyandığımda havayı kapalı gördüğüm için sevineceğim aklıma gelmezdi. Kırk yıl düşünsem kendimle ilgili aklıma gelmeyecek çok şey birikmiş bu arada. Biliyor musunuz bu sabah fark ettim bunu. Böyle büyük büyük laflarla reddettiğim, işte asla falan dediğim ve karmanın dürük götüme soktuğu şeylerden bahsetmiyorum. Böyle her sabah aksatmadan yaptığım, İşte yüzümü temizliyorum, dişlerimi fırçalıyorum, kahvemi koyuyor ve kendime yabancılaşıyorum. Rutinimde farkına vardığım bazı küçük detaylardan bahsediyorum. Mesela evde her zaman bir kilo buğday bulunduran birisi olmuşum ben. Ne zaman oldu bu? Sabahları pencere önüne gelen kumruları yemlemek için alıyorum. Bu arada...
İnanılmaz! Kumruları belirli özelliklerinden ayırt edebiliyorum artık. Mesela kafasının tepesinde böyle dik şekilde bir adet tüy duran bir tane punk kumrum var. Kuyruğunun ucunda böyle biraz beyazlık olan yem bulamadığı zaman kafasını eğip içeri bakarak beni yargılayan bir adet kumru var. 3-5 tane serçe de var ama onlar çok hızlı zıplıyor, henüz birbirlerinden ayırt edemiyorum onları. Ben kuşçu mu oluyorum ya Allah korusun, ne oluyor ya? Ben lezzetli çipetpetci bili cibili cakcakcak mı olacağım acaba 5 sene içerisinde böyle bir şey mi olacak? Kendimle
ilgili bir başka şaşırdığım şey, artık ben... Artık ben futbol izliyorum ya. Allah Allah. Ben gizlemekle de kalmıyorum. Artık spor müsabakalarından, futbol maçlarından, futbol konulu belgesellerden, filmlerden dersler çıkaran, ilham alan birine dönüşüyorum. Futbolcusu, kalecisi, teknik direktörü. Vallahi eniştenizle yan yana dura dura. Bunun başka açıklaması yok. Ben kendine çubuklu vintage forma bakan birisi oldum.
Ben artık mesela Eric Cantona kim biliyorum. Eric Cantona hakkında çok fikrim var benim mesela. Ya da işte maç sonrası röportajlarda Şifo Mehmet'i görüyorum. Çok mutlu oluyorum. Aa diyorum ne kadar iyi bakmış kendine diyorum. Ve bu da yetmiyor. Soluklanmadan Nihat'la da kıyaslıyorum. Nihat ne kadar kötü bakmış kendine çok şişmiş diyorum mesela. Ben artık böyle biri oldum. Ve bu daha başlangıç. Biz daha evlenmedik. Onu da hatırlatırım.
Evet neyse şimdilik bu konuyu burada bırakayım. Belki kutlu doğum günümde kendimle ilgili şaşırdığım 37 şey bölümü kaydederiz. Zaten ikisi de burada söyledik kaldı 35 diyerek de şimdiden çalışmalara başlayayım. Benim disiplin olmayan. Evet bu hafta sorduğunuz sorular kanayan yaramız duygusal şiddetin çeşitli varya sonlarıyla ilgili. Ama yanlış anlamazsanız yani şiddet kelimesi çok güçlü tınladığı için sizin de müsaadeniz olursa önümü ilikleyeyim. Bu bölüm özelinde bahsi geçen olaylara duygusal şiddet yerine duygusal mallık diyeceğim. Çünkü duygusal şiddet yani hakikaten sizi elden ayaktan keser, işten güçten alıkoyar böyle iki kere düşünmeden bir yudum su içemez hale getirir. Ama duygusal mallık öyle değil. O böyle biraz daha aşı gibi. Hani vücudunuzu aldığınızda
Sizi ilerideki daha yüksek mallıklara karşı koruyan ahraz bir virüs gibi düşünebilirsiniz aslında. Çevrenizdeki insanlara sık sık mal mısın diye sormayı ihmal ediyorsunuz. O yüzden oluyor bunlar bu arada. Lütfen bunu alışkanlık haline getirin. Dışınızdan olmasa bile yüzüne doğru sormasanız bile içinizden sorun. Çünkü bazen karşı taraf duymasa bile içiniz cevabı biliyor ve söylüyor size.
malamına koyayım diyor mesela. Bunu duyabilmek için bu soruyu sorabilmeniz gerekiyor. Daha çok yaparsanız böylece kimin sözü değerli, kimin sözü çöp, ayrıştırabilirsiniz, hayatınız bir nebze olsun, kolaylaşır diye düşünüyorum bürosunun septikleri. Hazır böyle ahkamlar kesmişken Düz Adam duyurumuz gelsin bakalım araya. Şu anda dinlemiş olduğunuz podcast yayını komedi toplum ve kültür başlığı altında şamatasına kaydedilmiştir. Dinleyenlerine profesyonel bir yardım sunmamaktadır, delirmeyin. Kendini darda hisseden dinleyicilerin nerede yanlış yaptım diye düşünmeleri, net bir cevap bulamıyorlarsa gidip bir profesyonele sormaları büyük önem arz etmektedir. Onlar size söylerlerdi nasıl yanlışlar yaptınız.
Bana düşmez. Arz ederim. Kayıp Eşya Büyüsü Genel Müdürü Özezer. Yes, hadi bakalım. Çayınızı, kahvenizi aldınızsa... ...ne diyelim, mal kabule başlıyoruz. Diyelim. Kayıp Eşya Danışmanlık Kayıp
Eşya Danışmanlık İlk sorumuz Selda'dan geliyor. Özgem selam. Ben 3 yıllık evliyim. Derdim kocamla değil anasıyla. Bir dakika. Aaa çok güzel giriş bir saniye. Eee Seldem anlat.
Kaynanam, biz evlenene kadar çok sevgi dolu bir kadındı. Bir dediğimi iki etmez, dilinden canım kızımlar düşmezdi. Düğünden sonra ise bambaşka biri oldu. Canım kızımlar, canım oğluma bıraktı yerini. Bu üç sene içinde akla gelebilecek her konuda bana kendimi değersiz hissettirmeyi başardı. Hele ben doğurduktan sonra iyice tepemize çıktı. Sanki doğuran ben değilmişim gibi aynı babasılar, güzel torunumlar, ben sana ne güzel bakarımlar. Ama bana bir kere bile nasılsın diye soran yok. Destek adı altında eve gelip yok yoğurdu öyle yap, yok işte çocuk üşüyor, yok sen ne zaman işe döneceksin diye diye benim kafamın etini yedi işe de başladım bu arada.
Bitmiyor Özgem! Susmuyor kadın! Paranızla altın alın! Araba taksidine girin! Kira vermeyin, ev alın! Bir bırak da üç kuruş paramızla yaşayalım, darlama be kadın! diyemiyorum. Çalıştığım için, neyse kızıma bakıyor en azından, kızım ellerde, el kadınlarının elinde büyümüyor deyip susuyorum ama gerginlikten artık kemiklerim ağrıdı. Değer görmek için ne yapmam gerekiyor? Sevgilerimle, demiş, canım, Seldam.
Kaynana kaynana, canı gibi kaynana, Allah var yukarıda, benimle oynama. Kaynana kaynana, kodi gibi kaynana... Sevgili Selda, ben aslında kaynana terörü konseptinden haberdardım. Ama açıkçası zamanın ruhuna ayak uydurup, love bombing yöntemine başvuran kaynana ilk kez görüyorum. Yani sonuçta en baştan beridir de lanet biri gibi davranabilirdi.
Yani seni suçlamak istemiyorum ama durumun buralara gelmesinde senin de çok büyük bir payın var. Yani Seldam deyip kibarca suçlamış oldum tabii ki. Düğünden önce anneciğim, anneciğim, annem deyip düğünden sonra değişmesi gereken kişi sendin. Bu senin sorumluluğundu yani. Belli ki kadın da buna hazırlanmış. Kendini ona göre hazırlamış. Konu komşuya anlatacak, dramasını yapacak, ilgisini toplayacak, yaşamına belki devam edecekti kimseye bulaşmadan. Sen ne yaptın? Doğanın dengesini tek kalemde sikip attın Seldem. Olan bu. Olan bu. Böyle konuşuyorum ki iyice hani gücelecekse iyice şey ol, öfken artsın ve bağışıklığın artsın diye şey yapıyorum. Yani bana sinirlen kaynanandan çıkar diye uğraşıyorum. Kaynanana sinirlendiğini çünkü kaynanandan çıkaramadığın belli oluyor. Kaynana sinirlendiğinde de kocandan çıkarırsan bu arada çözüme bir adım daha yaklaşacağız gibi düşünüyorum. Çünkü kocan da sana sinirlenip annesinden sinirini çıkarırsa ne oluyor? Üçgen şeklinde birbirinize takmış oluyorsunuz ve konu kapanıyor. Gördüğün gibi.
Ha dersen ki ben güzellikle çözüyorsun, kavga gürültü olmasını istiyorum, onda da sonuna kadar haklısın. Yani sonuçta yüz yüze bakıyorsunuz. Bunun için aradığımız cevap çok uzaklarda değil biliyor musun? Çok burnumuzun ucunda. Cevap aslında sanatta, müzikte. Bakın Skibariye bu soruna nasıl bir çözüm getiriyor. Tam 10 sene önce icra etmiş bu şarkıyı.
Hap koydum, hap koydum, içine de hap koydum. Kaynanamın adını kuyruklu sıçan koydum. Hap koydum, hap koydum, içine de hap koydum. Durduk yere mi diyor bunu Kibariye? Durduk yere, manyak olduğu için mi hap koyuyor kaynanasının içine? Hayır, şarkının tamamını dinlediğimizde, ki boşumuzun bu noktaya zorla getirildiğini zaten görüyoruz. Bak, şöyle başlıyor şarkı.
Mahallede geziyon, hep karşıma çıkıyon. Çok konuşma kaynağına, beni Godi ediyon. Mahallede geziyon, hep karşıma çıkıyon. Çok konuşma kaynağına, beni Godi ediyon. Godi ne demek onu bulamadım bu arada. Bilen varsa lütfen söylesin çünkü bu şarkıda göbek atmayı gerçekten çok seviyorum.
Ve açıkçası her kelimesinin de hakkını vermek isterim. Romanların kadim uygulamalarından ilham alarak sen de kaynanana diyeceksin ki anneciğim diyeceksin, annem diyeceksin, gel birer Türk kahvesi içelim diyeceksin kızı uyuttuktan sonra. Sen de kaynananın içine hap koyacaksın böylece. Hap koyabileceksin.
Eğer bu hamlenden sonraki görüşmenizde takibini yaparsan hani atıyorum kaynanan geçen yaptığın kahve ne güzeldi bir tane daha yap da içelim derse bil ki doğru yoldasın. Kadının da belki ihtiyacı varmış yani hani içine hap konulmasına win win yani. Diyelim ve ahlaki hiçbir rüya barındırmayan bu cevabı sonlandırıp. Uyarımızın arkasına saklanıp çıkalım ikinci soruya geçelim ama reklamı da aradan çıkaralım tabii ki. Hatta o vesileyle kendimize de bir kahve koyalım hakikaten değil mi? Canımız çekti şöyle pasifroları. Pasifroraları. Pasifloraları. Pasifloralı.
Eveeet. Tekrar buradayız bürosunun bir taneleri. Sıradaki soru Hazal'dan geliyor. Özgem, çok uzun zaman sonra uygulamadan bir beyle tanıştım. Farklı şehirlerde yaşıyoruz ama çok iyi anlaşıyoruz. Fikirlerime saygı duyan, duygusal, iletişimi iyi biri. Henüz yüz yüze buluşamadık çünkü açıkçası çok yeni ve ben buluşmak için biraz zamana ihtiyacım olduğunu söyledim. O da bu konuda anlayışlı davrandı.
Ay araya gireceğim. Pardon ya. Ya ne olacaktı ya? Anlayışlı davranmak bu mu? Hayır görüşeceksin benimle. Yoksa bir daha sana yazmam mı diyecekti? Of. Vallahi beklentilerimizin düşüklüğüne sinir bastı bak yine. Allah Allah. Allah Allah. La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim ya. Hazalım senin öz elinde değil. Kümülatif beslenen bir tepkiydi. Kız neşesi. Kız neşesi. Kızlara öz gibi neşe.
Neyse tamam, devam ediyorum soruya. O da bu konuda anlaşıcı davrandı fakat... E ne oldu şimdi? Fakat'tan öncesi çöp oldu zaten. Neyse dur bakalım. Fakat birkaç gün önce laf arasında ne kadar hayalperestin gibi bir şey söyledim ve bunu dememle birlikte her şey değişti.
Kırılmış olabilir. Sorun değil. Ben kendimi açıkladım ve gerek görmesem de özür de diledim ama hiçbir işe yaramadı. Beni görmezden gelmeye ve benden kaçmaya başladı. Sonra da bu durumdan yorulduğunu ve ara vermek istediğini söyledi. Anlayış göstermişmiş. Anlayışın haberi var mı peki bu konuda? Neyse.
Sorum şu, ara vermek her zaman ara vermek midir? Yani bir süre sonra dönecek mi? Ben dönsün istemiyorum ama kibarca goslandıysam da bilmek istiyorum demiş. Yani sevgili Hazal, bence sorduğun soruda odaklanmamız gereken çok daha önemli bir durum var açıkçası.
Şimdi ben az önce yargıladım çocuğu bilmem ne falan ama, anlattıklarını şöyle yeniden bir düşününce, biraz gönül gözümü açınca bir şeyi gözden kaçırmış olabileceğimi fark ettim. Konuştuğun çocuk çok ciddi bir hastalıktan muzdarip olabilir. Osteogenesis imperfecta. Niye hiç İspanyol gibi söyledim onu bilmiyorum. Osteogenesis imperfecta, yani cam kemik hastalığı olarak da biliniyor. Bireyin olağandan daha kırılgan, daha zayıf olması durumuna deniyor, evet.
Kemik cam gibi olunca ne oluyor? Omurga da. Cam gibi olur. Omurga da kemik çünkü. Omurga yoksa zaten omurilik iptal. Omurilik iptal olunca da beyin zaten yokuş aşağı biliyorsun. Allah korusun. Valla evlerden ırak... Tahtaya vuralım.
Yani bana sorarsan sana o kadar değer vermiş ki Hazal'ım bu genç yaşında bu hastalıklı insanla yani kendisiyle uğraşarak yıllarını heba etme istemiş. Güzelliğini soldurma istemiş. Ve umut da vermemek adına yolun başındayken iyi niyetli bir ghosting gerçekleştirmiş. Sevme beni sevme benden nefret et diye sanırım yine o şekilde olmuş.
diye düşünüyorum veya belki de elinde telefonuna sırt üstü yatarken telefon elinden kaydı yüzüne düştü ve essela bilmiyoruz Allah taksiratını affetsin eğer öldüyse daha önünde çok uzun yıllar var azalım sakın bak sakın hayat devam ediyor yalnızlık Allah'a mahsus kurban olayım üç kulhu bir elhamını oku yoluna devam et yani evet son sorumuza geçelim bilmiyorum istersen bir helva da kavurabilirsin yani opsiyonun onu sana bırakıyorum Geldik son sorumuza. Can Özgem demiş. Can mı? Can Özgem, benim derdim başkasıyla değil kendimle. Deli kız, biz zaten bu büroyu niye açtık? Onun söylemene de gerek var. Şöyle ki, uzun senelerdir var olan arkadaş grubumuzdan bana en amiyane tabirle gına geldi.
Hiçbirine katlanamıyorum. En ufak şeyleri bile batıyor. Eskiden eğlenceli gelen şeyler şu an bomboş geliyor. Artık buluşmalara gidip şakayla karışık da olsa başkalarını çekiştirmek, bir şeylerden şikayet etmek ya da işte şunu aldım, bunu aldım, bunları dinlemek istemiyorum. Yıllardır bana arkadaşlık eden insanlara karşı böyle hissettiğim için de berbat biriymişim gibi geliyor. Tam bir pick me girl davranışı. Ama vallahi yıldım demiş.
Vallahi yıldımımda caps lock'ta açılmış. Elimden geleni yaptım. Çaktırmadan konuyu değiştirmeye mi çalışmadım? Son dakika buluşmaları mı ekmedim? Bu sefer de kafa açıyorsun kanka. Tamam en entel sensin. Bu da artık bizi beğenmiyorlar. Havada uçuştu. Gerçekten de ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Demiş İzmir'den Eda. Ay tam kızlarla ilgili yargılamadan bir yorumda bulunacaktım. Bu cevaplar ne?
Kafa açıyon kanka. Bu da bizi beğenmiyor. Ah Eda'm. Eda'm üzümlü ketem. Can Özgem demiş ya. Eda. Aslında arkadaş grubun bölümün başında önerdiğim soruyu sormak için harika bir deney grubuymuş ya. Yani kafa açıyon kanka diyen bir kişiye çok rahatlıkla gözlerinin içine bakarak mal mı sınavına koyayım denebilirmiş gibi geldi bana açıkçası sorunun gidişatından. Ama anladığım kadarıyla da çizgini bozmak ve onların seviyesine inmek istememişsin.
Yani söylenecek çok bir şey yok açıkçası. Her şey ayan beyan. Ortada değişmişsin. Ve değişmeyenler de değişimini ayak uyduramadığı için, belki de bu değişimi kendi kişiliklerine bir tehdit olarak algıladığı için, seri küçümsemelerle seni sindirmeye çalışmışlar. Run! Run for your son! Koş! Eda'm koş! Hemen şu an!
Çık yola koş başla kordondan te balçova girişe kadar koş. Orada bir mola ver. Orada bir tane şambalici var. Bir tane kaymaklı şambali göm. Bir çay iç. Bir soluklan. Hiçbir şeyin kalmaz. Yalnız arkandan konuşulmasına da hazırlıklı ol. Bu işler böyledir. Kafa açıyorsun kanka diyen bir insanın senin arkandan neler neler söyleyeceğini düşünündükçe bile... Biraz heyecanlanıyorum, ne yalan söyleyeyim. Çünkü hani biz kendimizi, seviyemizi indirmek istemiyoruz. Ama birisi bize seviyemizi indirmemiz için bir imkan tanıdığında da bence onu kullanmalıyız gibi geliyor. Bence. Bilmiyorum. O yüzden her zaman Kudurtucu Roman Havaları playlistini elinin altında hazırda tut. Hani indir mindir, internet kesildi mesildi demeden hani bastığın gibi açabilecek ol. Çünkü bazen ne kadar çabalarsak çabalayalım, ne kadar sorgularsak sorgulayalım, yanıt bir roman havasında gizlidir.
Şenol Evgi ve Gizo'dan geliyor. Senin için, Edam ve tüm bürosunun gülleri için. Evet, bize ayrılan sürenin bu haftada sonuna geldik. Sonuna geldik, sonuna geldik. Soru ve sorunlarınız için gelsin, gelsin. İnsta, DM, ben Özge Özel. Sevgiler diyorum. Kudur, kudur, kudur, kudur.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.