Podcast

Ya Beni Bırakıp Giderse?: Terk Edilme Korkusu

Yakın İlişkiler

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Hiç bir ilişkin içerisinde sürekli terk edilme korkusu ile yaşadınız mı? Yani böyle karşınızdaki insan her an gidecekmiş gibi, her an bu ilişkini devam etmeyecekmiş gibi hissettiğiniz mi? Veya tam tersi, o insan sizi terk edecek diye korkunuzdan kendinizi ondan uzaklaştırdığınız oldu mu?

Tüm bunlar aslında "terk edilme korkusu" ile ilişkilendiriliyor ve maalesef bir çoğumuz ilişkilerde bu kaygıyla yaşıyoruz. Bu bölümde bu kaygımızı tanımaya ve onunla nasıl başa çıkacağımızı öğrenmeye çalışıyoruz.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.502 kelime · ~18 dk okuma

Hiç terk edilme korkusu yaşadınız mı? Hiçbir ilişkin içerisinde sürekli terk edilme korkusuyla yaşadınız oldu mu? Yani böyle karşınızdaki insan her an gidecekmiş gibi, her an bu ilişkine devam etmeyecekmiş gibi, her an sanki böyle sizde bir hata bulunacak ve artık gerisi gelmeyecekmiş gibi hissettiğiniz oldu mu? Tam da bu sebeple karşınızdaki insanı böyle fazla idealize ettiğiniz, onun her dediğini yapmaya çalıştığınız, böyle neredeyse ona bir takıntı geliştirdiğiniz, onun her istediğine uyumlandığınız bir ilişkide oldunuz mu hiç? Veya tam tersi, o insan sizi terk edecek diye korkunuzdan, o insandan uzaklaştığınız, mesafelendiğiniz, hatta o insanla ilgili böyle kusurlar bulmaya çalıştığınız,

O insanla aranıza duvarlar örmeye çalıştığınız bir ilişkiniz oldu mu? Hatta bir sonraki adımda sırf ona aşık olmayın diye, çünkü o terk ederse sizin canınız çok yanacak diye bir başka ilişkinin içerisine girdiğiniz ya da onunla aranıza gerçekten artık sizin bir ilişki yaşamanızın mümkün olmadığı bir durum yarattığınız hiç oldu mu? Bütün bunlar aslında terk edilme korkusuyla ilişkilendiriliyor. Terk edilme korkusu çok bildiğimiz bir kavram. Aslında resmi olarak bir fobi olarak tanımlanmıyor. Bir kaygı türü olarak tanımlanıyor. Ama birçoğumuz bu kaygıyı yaşıyoruz ilişkilerde.

Bunu tabii ki hepimiz aynı seviyede yaşamıyoruz. Yani kimimiz için bu gerçekten böyle bütün günümüzü, hayatımızı etkileyen bir korkuyken, bazılarımız için daha toleredilebilir, daha yönetilebilir bir kaygı halinde oluyor. O yüzden sizinki hangi seviyede bilmiyorum ama bugünkü bölümde birazcık bu terk edilme korkusu hakkında konuşalım istiyorum. Hazırsanız bölümün içine girelim, başlayalım.

Transkriptin tamamını oku

Şimdi aslında terk edilme korkusunu anlatırken aklıma aşkın 500 günü filmi geliyor. Şimdi hepimiz o Joseph Gordon-Levitt'in müthiş gülümsemesiyle filmde hepimizin kalbini kazandığı Tom karakterini hatırlarız. Ben açıkçası uzun süre filmin etkisinden çıkamamıştım. Filmin demeyeyim de o karakterin etkisinden çıkamamıştım.

ama aynı zamanda Tom'un Summer'ın ilgisini kazanmak için ve onun böyle aşkını elinde tutabilmek için ne kadar kendinden vazgeçtiğini, ne kadar daha böyle başka bir insan gibi davranmaya çalıştığını ama Summer'ın aynı şekilde onunla ilgilenmediğini ve zaman içerisinde ilişkiden zaten çıktığını ve Tom'un ne kadar yıkıldığını hatırlıyor olabiliriz. Bence bu film Terk edilme korkusunun güzel bir örneği çünkü gerçekten bir çoğumuz ilişkin içerisindeyken ne kadar kalbimiz kırılırsa kırılsın, karşımızdaki insanın davranışı ve bizi ne kadar etkilerse etkilesin, bir şekilde o ilişkide kalmaya çalışabiliyoruz ve başta da söylediğim gibi bunun arkasında karşımızdaki insanı idealize ediyor olmamız yatabiliyor. Neden idealize ediyoruz karşımızdaki insanı? Bazılarımız özellikle çocukluktan getirdiğimiz travmaların sonucunda veya işte bir takım yaşantıların sonucunda Karşımızdaki insanları bizden daha iyi görme eğilimine sahibiz. Yani onlar mükemmel, onlar çok iyi, biz o kadar sevilisi veya değerli değiliz. Karşımızdaki insanlar tabii ki bizden daha değerli ve onların dediği daha önemli. Onların istekleri bizimkilerden daha kıymetli. O yüzden de biz böyle hayatımızı onların etrafında götürmeli ve bu şekilde ilişkiyi kurmalıyız diye düşünebiliyoruz. Tabii ki bu sürdürülebilir bir şey değil bu arada. Yani bunu yapmayı başarsak bile bunun bir yerde patladığını, bir yerde artık bizim kendi isteklerimizi bastırmaktan kaynaklanan bir şekilde, bir yerde böyle öfke patlamalarıyla ya da karşımızdaki insanın hiç beklemediği böyle pasif ve agresif tutumlarla ilişkilerde tehlikeli olabilecek davranışlara girdiğimizi biliyoruz aslında.

Ama ilk başlangıçta, özellikle ilişkilerin en başında, bu davranışlar çok sürdürülebilir geliyor bize zaten. Ben onu çok seviyorum. Neden onun istediği gibi davranmayayım ki? Onu kaybetmeyi hiç istemiyorum. Beni çok sevsin istiyorum. Beni hiç terk etmesin istiyorum. E tabii ki onun istediği gibi davranacağım. Bunda hiçbir problem yok diye düşünebiliyoruz. Yani bunun bir sürü örnek düşünebiliyorum ben aslında. Belki siz de podcast dinlerken düşünüyorsunuzdur. Yani ben neler yaptım zamanında terk edilme korkumdan dolayı diye.

Yani aklıma benim kişisel hayatımdan da bir sürü örnek geliyor. Yani kalbimin kırıldığı yerde susmak, bir şey söylememek, içime atmak, biraz mesafe inerek kendi kendimi iyileştirmeye çalışmak gibi şeyler ilk aklıma gelenler. Ya da böyle karşımdaki insanın her istediğine tamam demek, onunla uyumlanmak. Onun istekleriyle benim isteklerim çakıştığında, kendi isteklerimi hiç dile bile getirmemek, benim de yaptığım da ardınçler arasında. Şimdi bu aslında işin bir boyutu. İşin bir diğer boyutu da, terk edilme korkusuyla ilişkinin içerisine hiç girmemek. Şimdi aslında benden bunları siz daha önce

bağlanma kuramı hakkında konuştuğum, bağlanma stillerini anlattığım bölümlerde biraz olsun dinlediniz. Dedim ki ben size, kaygılı bağlanma, bizim böyle karşımızdaki insanın bizi terk etme korkusuyla onlara fazlaca bağlandığımız, onların etrafında pervane olduğumuz ve bütün hayatımızı onların üzerine kurduğumuz bir ilişki getirir. Kaçıngan bağlanma ise tam tersine, kendimize çok açmadığımız duvarları ördüğümüz ve duvarın arkasında kimseyi almadığımız bir ilişki getirir. Şimdi aslında her ikisinin temelinde de terk edilme korkusu yatıyor. Çünkü terk edilme korkusu kaygılı bağlanan insanda müthiş bir duygu yüksekliği yaratıyor ve o duygu yüksekliğiyle karşıdaki insana fazlaca yüklenme, fazlaca onun üzerinde olma hali getirirken kaçıngan bağlanan insanda o fazla duygu hali tam tersi kendini kapatma, küçülme, uzaklaşma, duvarın arkasında sığınma isteği yaratıyor.

Şimdi bunların doğal olarak ilişkiye yansıması da ilkinde deminden beri verdiğim örneklerde olduğu gibi her istediğini yapma, onun etrafında pervane olmaya dönüşürken kaçıngan bağlanan insanlardaysa ilişkide mesafelenme, o kişiyle çok da fazla yakını kurmamaya çalışma, hatta bilinçli bir şekilde ara verme, ara koyma, mesafe koyma gibi davranışları dönüşüyor. Tabii ki biz bunu ilişkideki partner olarak anlamayabiliyoruz. Karşımızdaki insan neden bu hale dönüştü? Şimdi aslında bunu söylemişken birazcık da ilişkideki hani böyle bir tipik bu davranışın görüldüğü anı konuşalım beraber. Yani ilk başta aslında ilişkiye girdiğimizde birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Ve flört ederken her şey çok güzel zaten. Yani bu terk edilme korkusu zaten o esnada partnerimiz de aktif değil. Biz zaten böyle bir şeyden haberdar değiliz. İlişkide birbirimizi tanıyoruz. Gerçekten çok güzel gidiyor. Görüşüyoruz, mesajlaşıyoruz. Tatlı tatlı flört ediyoruz aslında. İkinci aşamada ilişki birazcık daha ciddileşiyor. Karşımızdaki insanın bizden terk edilme korkusuna dair böyle minik minik sinyalleri alıyoruz belki ama henüz ortada bir problem yok. Biz de zaten bunun herhangi bir yansımasını görmemiş durumdayız. Ta ki her zaman, her ilişkide, her yaşantıda olacağı gibi bir gün telefonu açmayabiliyoruz. Mesajı görmeyebiliyoruz.

Hızlıca dönüş yapamayabiliyoruz ya da bir planı iptal etmemiz gerekiyor. Ya da ona haber vermeden almamız gereken bir karar var. Bunların hepsi çok doğal, çok olması gereken şeyler zaten. Ama bir anda bu çok aslında standart, çok küçük olay ilişkinin seyrini değiştiriyor. Yani karşımızdaki partnerin davranışlarını değiştiriyor. Bir anda ben nasıl yani bu insanla birlikte değildim yani daha farklı davranan bir insanla birlikteydim dedirtecek kadar büyük bir değişikliğe yol açabiliyor. Nedir burada gördüğümüz Yani mesela karşımızdaki insan bir anda bizden sürekli güzel şeyler duymayı bekleyen, sürekli ilişkide olduğumuzu ve ilişkide kalmaya niyette olduğumuzu bizden duymayı bekleyen, sürekli onu sevdiğimizi tekrar tekrar dile getirmemizi bekleyen bir insanı dönüşebiliyor.

ayrılmamızı hiç istemeyen, arkadaşlarımızla görüşmemizi istemeyen ya da onun ayrı plan yapmamızı hiç istemeyen bir insana dönüşebiliyor ve biz bir anda kendimizi fazlaca sıkıştığımız bir ilişkin içerisinde bulabiliyoruz. Diğer taraftan, kaçıngan bağlanmayla daha yakından ilişki olan davranışlara baktığımızda O zamana kadar ilgisini çok güzel belli eden, mesaj attığımıza karşılık veren, gayet böyle karşılıklı ilerleyen bir ilişkimiz varken, bu olaydan sonra karşımızdaki partner bizden uzaklaşıyor. Yani artık mesela mesaj atıyoruz, birkaç saat sonra cevap veriyor. aramalarımızı hemen açmıyor. Ya sende bir şey mi var benden biraz uzaklaştın diye onunla yüzleşmeye çalıştığımızda yo ne alakası var ben hep böyleydim gibi şeyler söylüyor ve biz bir türlü anlamıyoruz ne olduğunu. Halbuki aslında karşı tarafın terk edilme korkusu veya reddedilme korkusu tetiklendiği için kendisini korumak adına böyle eylemlere girişmiş oluyor.

Şimdi bu davranışlar eğer yatışmadan böyle devam ederse zaten ilişki çok güzel giderken bir anda kötüleşmeye başlıyor. Yani tabii ki yavaş yavaş gün be gün, an be an kötüleşiyor. O zaman içerisinde zaten iyi hissetmeyerek ilişkide kalamıyoruz. Ama eğer bu korkunun üstüne gidip, yani korkunun üstüne gidip derken bu korkuyu daha fazla tetikleyecek anlamda söylemiyorum. Yani bu korkuyla yüzleşip, ya ben neden böyle davranıyorum, eskiden böyle hissetmiyordum, eskiden bu şekilde davranmıyordum, partnerime daha sağlıklı bir iletişim kurabiliyordum, şu an niye böyle davranıyorum gibi soruları sormaya başlarsak, o zaman aslında bu davranışlarımızın birazcık daha sebebini anlayabiliyor ve biraz daha bu davranışlardan kendimizi alıkoyabiliyoruz. Ama şimdi bu tabii ki başlangıçta da söylediğim çok da ciddi, çok da böyle şiddete olmayan terk edilme korkusu için geçerli. Bazılarımız için terk edilme korkusunun boyutu çok yüksek ve bu insanların böyle basit

''Aa ben niye böyle davranıyorum ki?'' gibi öz farkındalık içeren sorularla sebepleri bulsalar bile bu korkuya engel olmaları gerçekten o kadar da mümkün değil. Ama şimdi bunu böyle şey gibi bir yerden söylemiyorum. ''Aa tamam yani terk edilme korkusu yüksekse bununla ilgili yapacak hiçbir şey yok.'' gibi bir yerden söylemiyorum. Tam tersi, bu korkularımıza aslında çok rahatlıkla psikolojik destek sayesinde yüzleşebilmemiz ve bu korkuların üstesinden gelebilmemiz mümkün.

Yani aslında terk edilme korkusunun kaynağında çocukluğumuzda yaşadığımız bazı deneyimler yatıyor. Ve bu deneyimleri kendimiz keşfedebilsek de bu deneyimleri her zaman kendimiz çözümleyemeyebiliyoruz. Bu deneyimleri nasıl yeni baştan yazabiliriz? Nasıl bugünkü hayatımızı daha az etkilemelerine yol açabiliriz? Bunu her zaman kendimiz başaramayabiliyoruz. Ama ben tabii ki şu anda size biraz neler buna sebep olabilir anlatmak istiyorum ki kendi farkındalığınızı da geliştirmenize yardımcı olsun bunlar. Ama eğer kendi başınızı bu korkuyla baş edemediğinizi hissediyorsanız mutlaka ama mutlaka bu anlamda bir profesyonel destek alın. Özellikle bağlanma kuramı üzerine çalışan psikolog arkadaşlarımın çok faydasını görebileceğinizi düşünüyorum. Çünkü bu korkular aslında temelde bağlanma ile ilişkili tabii ki.

Şimdi çocukluğa baktığımız zaman neler buna yol açabilir? Bunları konuşalım. Birincisi çocuklukta ihmale uğramak veya çocuklukta ebeveynlerimizle uzun süre ayrı kalmak ya da çocuklukta uğradığımız istismar durumları, terk edilme korkusunu yol açabiliyor. Bunun dışında aslında görüntüde çok iyi olan ailelerde bile Mesela ebeveynlerden birinin sık sık yurt dışına gitmesi, şehir dışına gitmesi ya da böyle mesela bir ay boyunca olmaması da üç gün gelmesi gibi durumlarda çocuk o ebeveynle yeteri kadar stabil bir ilişki kuramayabiliyor. Şimdi burada şey de çok önemli, bizim insanlarla bir süre görüşmediğimizde

hala onlarla bıraktığımız noktada tekrar başlayacağımıza inanmamız gerekiyor. Yani diyelim ki bugün ben partnerimle bir aradaydım. Çok güzel bir gün geçirdim, çok keyifliydi her şey ve akşamında ayrıldık. Üç gün sonra tekrar görüşeceğiz. O üç gün içerisinde de normal mesajlaşıyoruz. Üç gün sonra buluştuğumuz zaman kaldığımız yerden devam ediyor olmamızı beklemem lazım. O üç gün içerisinde bizim aramızda eğer herhangi anormal bir durum gelişmediyse

bıraktığımız gibi bulacağımı biliyor olmam lazım. Ama bazılarımız ev ortamında böyle bir tutarlılıkla karşılaşmadığımız için partnerlerimizden de aynı şeyi bekliyoruz. Yani bunu yine başka podcastlerde biraz örnek vermiştim buna ama bence şu an çok yeri geldi tekrar. Diyelim ki ben o gün ailede huzurlu bir akşam geçirdik. Her şey kaydı. Yolunda yattık.

ve ben yatarken ebeveynlerim gayet iyiydi ama ben gecenin bir yarısı ebeveynlerimin bağrış çağrış kavgasıyla uyanırsam ya da bir ebeveynim tarafından uyandırılırsam ya da sabahleyin uyandığımda akşam yatarken çok mutlu bıraktığım ebeveynlerim bana veya birbirlerine çok olağan dışı davranıyorlarsa ve ben bunun altında yatan sebebi bilmiyorsam Bu tabii ki bir kere olduğunda değil, birçok kere olduğunda ben artık karşımdaki bağlanma figürlerimin tutarlı olduğuna güvenemiyorum. O yüzden de akşam yatarken çok böyle öpüşüp koklaşarak mesaj açtığım ya da uyuduğum partnerimin sabahleyin bana aynı sevgiyle, aynı aşkla bakacağına inanmayabiliyorum. Öyle olunca da o içimdeki kaygı beni sürekli onu sorgulamaya, onun sevgisini teyit etmeye itebiliyor. Bu tutarsızlık hakkında biraz daha konuşmak istiyorum ama önce dilerseniz bir ara verelim. Ondan sonra geri dönelim.

Evet, şimdi geri döndük ve tutarsızlık hakkında konuşmuştuk. Oradan almak istiyorum. Şimdi bu tutarsızlığı ebeveynlerimizde görmüş olabiliriz. Bir de tabii ki sonraki yaşantılarımızda da bunu görmüş olabiliriz. Yani ben hep şeyi söylüyorum. Mesela ilkokul öğretmenlerimiz. Çünkü hem 4 yıl, 5 yıl boyunca birebir aynı insanlarla okuduğumuz için onların tutumları da çok önemli oluyor. Ya da mesela ilk ilişkilerimiz.

İlk uzun süreli ilişkimizdeki partnerimizin tutarsızlığı, bizi sonraki ilişkilerimizde inanılmaz böyle tetikte, sürekli bir problem olacakmış gibi hisseder hale getirebiliyor. O yüzden sadece ebeveynlerde aramamamız lazım sebeplerini. Onun dışında erken dönemde yaşanan bir kayıp, yani bu kayıp ölüm de olabilir tabii ki. Mesela bir aile bireyinin ani kaybı da olabilir. Ya da bir boşanma durumu ya da birinin çok sevilen bir aile bireyinin bir anda yurt dışına yerleşmesi gibi böyle alışkın olunan rutinden aniden çıkış yine çocuğun üzerinde terk edilme korkusuna sebep olabilecek izler bırakabiliyor.

Bu arada ben bugün bunun detaylarına girmeyeceğim çünkü hiç benim yetkinlik alımım değil. Ama bazı psikolojik rahatsızlıklar da yine terk edilme korkusuyla el ele gidebiliyor. O yüzden terk edilme korkusunu çok yoğun hissediyorsanız mutlaka ama mutlaka bir profesyonel ile görüşmenizi ben yine hatırlatmak istiyorum. Çünkü orada başka nelerin bununla beraber hayatınızda olduğunu görürseniz aslında hepsine birden beraber bakabilmek bir profesyonel ile birlikte inanın hayatınızı çok daha kolaylaştıracaktır.

Burada terk edilme korkusu hayatımızı nasıl etkiler diye sorduğumuzda, çünkü şöyle düşünüyor olabilirsiniz, terk edilme korkusu benim. Ben bunu içimde hissediyorum. Sonuçta ben bunu dışarı yansıtmıyor olabilirim. E öyle olunca da çok da önemli değil, çok da üzerine gitmesem ne olur diye düşünüyor olabilirsiniz. Bazılarımız için bu hakikaten geçerli ama sadece kendi içimizde yaşıyorsak bile fazlaca ruminasyona yani böyle sürekli kara kara düşünmeye işte gece uyumadan önce aynı böyle olumsuz düşünce zinciri içerisinde durup kalmaya sebep olabiliyor. Kokumuzu bozabiliyor ya da genel olarak günlük ritminizi bozabiliyor. O açıdan aslında yoğun bir kaygı türü olduğu için yine de kendi başınıza da bununla uğraşmanızı hiç istemem. Böyle düşünmenizi istemem.

Ama bir taraftan da ilişkilerde bu enine sonuna bir şekilde açığa çıkıyor. Ve bir davranış, iki davranış, bir tartışma, iki tartışma olarak bakmayın. Aslında hep şunu söylüyoruz. Yani ilişkilerde hiçbir şey tek bir kavganın sonunda, tek bir tartışmanın sonunda değişmiyor. Yani her şey aslında bir birikim. Ve küçük küçük küçük küçük damlalar aslında çok büyük şeylere yol açıyorlar günün sonunda. Yani siz mesela partilerinizden işte onu kaybetme korkusuyla eve girer girmez size mesaj atmasını istiyorsunuz diyelim ki.

ama partneriniz işte ne bileyim eve girdiğinde önce tuvalete gittiği için size yazmıyor atıyorum şu anda ya da eve girerken önce onu bir arkadaşı arıyor onunla konuşuyor da size sonra yazıyor ve siz o arkadaşıyla konuşurken mesela 15 dakika boyunca onu arıyorsunuz telefonu sürekli meşgul ulaşamıyorsunuz ve kargınız inanılmaz artıyor Ya da mesela işte partnerinizin normalde telefonu açacağını düşündüğünüz bir arada arıyorsunuz, telefonu kapalı, şarjı bitmiş, sizi haber vermemiş gibi. Böyle aslında hepimizin her an başına gelen ama belli bir zamanda başımıza geldiğinde böyle partnerimizi panikleten durumlar yaşadığınızda kaygısı çok yüksek olan insanlar gerçekten bu durumla nasıl baş edeceklerini bilemeyebiliyorlar. Ama bu durumlar söylediğim gibi çok insani, çok günlük. Yani bunların önüne geçebilmek mümkün değil. Ya da önüne geçmeye çalışmak mantıklı da değil. Yani ben telefonun tabii ki şarjının hep olmasını isterim. Ama devamlı telefonun şarjı dolu olacak mı? Aman sakın kapanmasın ki partnerim endişelenmesin diye hareket edersem, bu günlük hayatın ritmine aykırı. O yüzden de normal sağlıklı ilişkilerde böyle durumlar olduğu zaman tabii ki şunu söylüyoruz, ''Aa şarjım bitti, ben sana saatlerce ulaşamadım ve çok merak ettim, keşke böyle olmasaydı.'' Karşımdaki insan da bunu ''Aa evet yani hakikaten dikkat etsem iyi olur, bir dahaki sefere birazcık daha göz atırım durumu'' der ve konu kapanır. Ama işte terk edilme kaygısı çok yüksek olan insanlar da böyle olmuyor. Bu bir sonraki sefer daha da tetikte olmaya yol açıyor. Başka bir açıdan da kontrol etmeye yol açıyor. Derken zaten ilişkinin seyri,

bozuluyor ya da dediğim gibi yani böyle mesafe koymaya çalışan tarafta da o mesafe giderek daha da büyüyor daha da büyüyor daha da büyüyor ve bir süre sonra zaten ilişki yaşanabilir hale gelmiyor. Aslında burada bir ilişki şekli daha var bahsetmek istediğim. Çünkü terk edilme kaygısıyla çok ilişkili olduğuna inanıyorum. Bunu çok da görüyoruz zaten örneklerini. O da şu, terk edilme korkusu çok yüksek olduğu için bir türlü uzun süreli ilişki sürdüremeyen insanlar ya da hep aslında çok da ulaşılır olmayan, çok da iyi bir ilişki sürdüremeyeceği net olan insanlarla ilişki kurmaya çalışma darbelası. Bilmiyorum bunu daha önce hiç başınıza geldi mi? Kendinizi bunun içinde buldunuz mu? Ama böyle bazen şöyle cümleler duyuyorum. Ya ben neden hep bir türlü beni sevmeyecek olan insanlara aşık oluyorum? Ben neden hep benimle uzun süredir ilişki sürdüremeyecek olan insanlarla birlikte olmaya çalışıyorum?

Ya da ben neden hiçbir uzun süreli ilişkileri dikiş tutturamıyorum, kalamıyorum? Şimdi bunlar hep aslında terk edilme korkusuyla ilişkili. Nasıl ilişkili derseniz şöyle düşünelim. Şimdi eğer benim terk edilme korkum varsa zaten her şeyden önce ben bu beklentiyle ilişkiliye giriyorum. Ve karşımdaki insan bir türlü bana benim istediğim ilgiyi, sevgiyi vermediğinde aslında kendi beklentimi gerçekleştirmiş oluyorum. Kendi gerçekleştiren kehanet tam olarak böyle bir şey aslında. Ama bir yandan da terk edilme korkumu olduğu için karşımdaki insanın eninde sonunda bu ilişkide kalmayacağını bildiğimde aslında ben daha rahat, daha konforlu hissediyorum. Yani o korkuyu duymama gerek yok. O zaten gerçek olacak olan bir şey. O kadar çok insan kaygılı olmayı konfor alanı olarak belirlemiş durumda ki o kaygıdan çıkıp kendisini terk etmeme ihtimali olan bir ilişkin içerisinde olma riskini göze alamıyor. Çünkü terk edilmeme riski terk edilme riskinden

daha büyük belki ve o arada bir ilişkiyi sağlıklı yürütebilme ve kendi davranışlarınla ilişkiyi sabote etmemeyi öğrenmek de çok önemli. Ve ben eğer zaten ilişkilerde başarısız olduğuma inanıyorsam, ilişkiyi sabote etme davranışlarını da daha çok gösteriyorum zaten. Ya da ben zaten sevilebilir olmadığıma, değersiz olduğuma daha çok inanıyorsam, ilişkiyi daha çok sabote ediyorum. Öyle olunca bir insanın beni bu halimle seviyor olduğunu inanmak ve beni terk etmeyebileceğine güvenmek, ilişkide hani böyle sırtımı yaslamak o ilişkiye, bir çok zor, iki çok korkutucu. Yani nasıl ben gerçekten yüzde yüz güvenebilir miyim bu insana? Ya %100 güvenebilecek gibi olduğum esnada çekip giderse, bir daha toparlanamazsam bu korkuyu da hep yaşıyoruz. O yüzden tam da bu sebeple çok da güvenir olmayan, çok da zaten kendisini bana açmayacak olan, çok da böyle benimle uzun vadeli bir plan yapmayacak olan insanlarla ilişki yaşamaya daha meyilli olabiliyorum bu sebeple.

Bir de tabii şey var, karşımdaki insanın beni oyaladığını, benimle tam olarak bir ilişkiye hazır olmadığını ve aslında o ilişkiyi hiçbir zaman kurmayacağını bilmeme rağmen onun vaatlerine, onun böyle ufacık tatlı sözlerine, yani ağzıma bir parmak balçalmasına onay vermem. Neden? Çünkü ben de zaten uzun sürede bir ilişkide olmayı hak etmediğime inanıyorum. Öyle olursam zaten terk edileceğim, inanıyorum. O zaman ben karşımdaki insanı idealize edeyim. Onu kazanmaya, çalışmaya emek harcayayım. Bütün vaktimi, enerjimi buna harcayayım. Ama bileyim ki zaten o insan benimle olmayacak, benimle kalmayacak. Zaten bu ilişki yaşanmayacak. Eğer siz de hiç böyle tamamlanamamış, hiç gerçek bir ilişki diyemediğiniz ilişkiler yaşıyorsanız, bu tarafından bakmanızı çok isterim duruma. Şimdi, çok küçük bir kısım daha var anlatmak istediğim. O da şu. Terk edilme korkusu yaşayan insanlar terk edildiğinde neler yaşıyorlar? İlk başta çok yoğun bir kalp kırıklığı. Arkasından karşımızdaki insan bizim için neredeyse bir uyuşturucu madde gibi, zevk veren bir madde haline geldiği için, o maddenin bedenimizden, ruhumuzdan çıkışı esnasında hissettiğimiz yoksunluk duygusu, yani müthiş bir özlem. ve müthiş bir acı çekme hali. Üçüncü aşamada tüm okları kendimize döndürmek ve bütün hatayı kendimizde aramak. Neden terk edildim? Ben kesin bir şey yanlış yaptım. Ben zaten hiç sevilisi bir insan değildim. Ben zaten hiç değerli bir insan değildim diye diye hatayı devamlı kendimizden dışarımızı aramak. Dördüncü aşamada bundan da geçince yani karşı tarafa çok yoğun bir öfke duymak. Yani bana bunu nasıl yapar? Ben ona güvenmiştim. Ben ona kendimi bırakmıştım duygusuyla çok yoğun bir öfke. Beşinci aşamaysa artık kabullenme ve biraz daha hayata geri dönme, ilişkilerin aslında geçici olabileceğine dair bir kabullenme duygusuna bürünme. Bu, terk edilme korkusu yoğun olan insanların yaşadıkları süreçte, gerçekten terk edildiklerinde. Ve aslında şey çok güzel bir egzersiz. Yani bu korkuya sahipseniz ve şu an bir ilişkin içerisinde bu korkuyla baş etmeye çalışıyorsanız, Daha önce terk edildiğinizde durumu nasıl atlattığınızı bir düşünmenizi isterim. Yani o acı da geçti değil mi? Yani o acıyı da atlatabildiğiniz bugün buradasınız. Yani bugün de böyle bir şey başınıza geldiğinde aslında bunu atlatabilecek bütün cephaneye sahipsiniz. O yüzden de geçmişte nereden güç aldığınızı bugün de fark etmeniz size çok faydalı olacak. Bir başka yine iyi olabilecek bir egzersiz o insanı yani partnerinizi hayatınızın merkezi haline getirdiğinizi görüyorsanız onu birazcık kenara almak diyeyim. Yani şöyle bizi besleyen tek can damarımız eğer partnerimizse

O zaman onun kaybı bizim için müthiş bir korkuya sebep olabiliyor. Yani o olmasa ben ne yaparım? Her şey onun üzerineyse, o zaman o yoksa ben kendimi bir hiç gibi hissedebiliyorum. O yüzden de aslında bu çok tehlikeli. Yani benim ilişkimi tabii ki hayatımda önemli bir yere koymam lazım ama aynı zamanda

işimi, arkadaşlarımı, hobilerimi, beni ben yapan şeyleri de hayatımda tutmam ve böylece beni besleyen farklı kaynaklar olarak kullanmam gerekiyor. Aksi takdirde tek bir insanın üzerinden gittiğimde onun kaybı benim için çok riskli. O yüzden lütfen yani böyle bir durumdaysanız hayatınızı, partnerinizi merkeze almadan nasıl yaşayabilirsiniz? Biraz da bunu düşünmeye çalışın. Hangi şekillerde kendinizi besleyebilirsiniz? Neler yaparsanız? Aslında siz daha çok siz olursunuz ve daha çok kendi istek ve ihtiyaçlarınızı karşılayabilir hale gelirsiniz. Böylece partneriniz de aslında sizin hayatınıza eşlik eden güzel bir yol arkadaşı olabilir bu şekilde. Bir de tabii ki burada öz şefkat egzersizleri, kendimize daha barışık olmamızı sağlayacak egzersizler ya da işte içimizdeki çocuğa daha erişebildiğimiz, o çocuğu daha şefkatli bir yerden besleyebildiğimiz egzersizler de işe yarıyor.

Bunları kendi başınıza yapmayı deneyebilirsiniz. Dediğim gibi bölümde sık sık dile getirdiğim gibi bir profesyonelle de bu anlamda çalışabilirsiniz. Hatta bunu bu tip noktalarda tercih ediyoruz. Çünkü bunu sadece bir terk edilme korkusu olarak ele almamak lazım. Farklı işin farklı boyutlarında mutlaka bakmak gerekiyor.

Bu podcast'ı dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Biliyorsunuz her hafta farklı konularla karşınızda olmaya çalışıyorum ve sizden gelen önerileri de çok dikkate alıyorum. O yüzden lütfen bana yazın. Bu terk edilme korkusu da yine dinleyicilerimden gelen önerilerden bir tanesiydi. O yüzden bana yazarsanız siz de merak ettiğiniz soruların cevaplarını bu podcast'a bulabilirsiniz. Hepinize çok sevgilerimi gönderiyorum. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)