
3.447 kelime · ~17 dk okuma
Herkese merhaba. Bugünkü podcast'te arkadaşlık hakkında konuşmak istiyorum. Arkadaşların hayatımızda ne kadar önemli bir yer kalmadığını daha önce hiç düşündünüz mü? Arkadaş deyip geçiyoruz. Ne bileyim hepimizin bazı arkadaşları var. Kimimizin tek çok arkadaşı var. Kimimizin çok yakın arkadaşları var. Kimimizin çok geniş bir arkadaş ağı var. Kimimiz öyle değiliz. Çok farklı aslında arkadaşlar bakış açımız.
Ve arkadaşlık konusunda en önemli şeylerden bir tanesi, kişilik farklarımızın da o arkadaşlıkta yer ediyor olması aslında. Yani mesela ben bir introvertsem, daha böyle içe dönük bir insansam... ...az arkadaş ama böyle az sayıda yakın arkadaş. Hatta bazen partnerim, yakın arkadaşım. Yani partnerimden başka hiç kimse gibi bir şekilde de idare edebiliyorken... Daha dışa dönük olanlarımızın daha böyle çok sayıda ama belki çok derinleşmeyen arkadaşlıklarla daha mutlu oluyor olması. Yani biraz böyle kişilik özelliklerimiz arkadaşlıklarımıza etkiliyor buralarda. Ama bugün bir önemli soru var aklımda. Başka da önemli sorular var ama bununla başlamak istiyorum. O da şu, bir en yakın arkadaşa ihtiyacımız var mı?
Geçtiğimiz günlerde kızım geldi okuldan eve ve işte anne biz yazla Best Friends Forever'ız dedi. Dedim çok iyi ama sadece 7 yaşındasınız ve doğal olarak BFF olmanız için tam zamanı. Peki ben bugün 41 yaşında bir Best Friends Forever'a sahip miyim? Ya da sahip olmalı mıyım? Ya da sahip olsam mı tuhaf mı olurdu?
Bunlar bence çok enteresan sorular. Şimdi şöyle yetişkin olarak en yakın arkadaş kavramı bize çok da hitap etmiyor aslında. Bu şu demek değil. Bir en yakın arkadaşınız varsa ne mutlu size. Çok güzel bir şey. Ama yetişkin hayatında en yakın arkadaş kavramı yerine az sayıda yani böyle bir elin parmakları kadar
çok iyi arkadaşa bırakıyor. En iyi arkadaşa değil de çok iyi arkadaşa bırakıyor diyelim. Bu çok iyi arkadaşlarla artık uzun zamandır arkadaş oluyoruz genellikle ve hayatın belli mücadelelerini birlikte vermiş oluyoruz. Kimi zaman mesela çocukluk çağından beri tanışıyoruz ve beraber büyümüş oluyoruz.
Kimiyle beraber okumuş oluyoruz. Mesela üniversite arkadaşı oluyoruz. O zamandan beri hayatın getirdiği işte mezun olma, iş bulma, zorlu ilişkiler, bunların mücadelesini birlikte vermiş oluyoruz. Kimi böyle hobilerimizden edindiğimiz arkadaşlar oluyor. Orada böyle kafamıza uygun biriyle rastlaşıyoruz ve tekrar bir arkadaşlığa yelken açıyoruz.
Ama böyle en yakın arkadaş hani her gün konuşalım, işte birbirimizin her şeyini olduğu anda bilelim, sabah gözümü açtığımda günaydın mesajını görmeden olmasın falan dediğimiz bir yakın arkadaş yetişkinlik hayatında gerçekten zor hale geliyor. Hatta birçoğumuz için partnerimiz en yakın arkadaşımız haline dönüşüyor. Çünkü eğer uyumlu bir çiftsek umarım ki hayatı birlikte paylaşıyoruz. Ve zaten aslında bu arada çok yakın arkadaşı olmayan çiftlerin ilişkileri o kadar bir tatmin edici olmayabiliyor. O yüzden önemli de bir unsur.
Şimdi bu açıdan baktığımızda bir en yakın arkadaşa ihtiyacımız yok. Ama dediğim gibi bir en yakın arkadaşınız varsa ne mutlu size. Burada en yakın arkadaş kavramının şu açıdan da tehlikeli olabileceğinin bir altını çizmek istiyorum. Hem en yakın arkadaşı olanlar için hem en yakın arkadaşı olmayanlar için. tek bir insanın bizim bütün ihtiyaçlarımızı gidermesini beklemesi doğru değil demiştik. Daha önce bunu ben partnerler için de söylemiştim ve bu gerçekten önemli. Yani tek bir romantik partnerin bizim hayattaki bütün işte gezme ihtiyaçlarımızı, sevgi alma ihtiyacımızı, vakit geçirme ihtiyacımızı karşılaması çok zor. Benzer bir şekilde farklı yapılarda iki insanın
Birbirinin bütün arkadaşlık ihtiyaçlarını gidermesi de çok zor. Yani bir çok yakın, en yakın arkadaşımız varken ona eşlik eden birkaç tane daha iyi arkadaşımızın olması da hala iyi bir fikir. Onu söylemeye çalışıyorum. Yetişkinlik arkadaşlıklarına baktığımız zaman geçirdiğimiz zamanın miktarından, uzunluğundan çok kalitesi önemli hale geliyor. Yani ben belki bugün arkadaşımı her hafta görmüyorum. İki haftada bir görmüyorum. Belki ancak ayda bir görüyorum.
ama o ayda bir bir araya geldiğim zaman karşımdaki insan beni iyi anlıyorsa ben ona her şeyi anlatabiliyorsam o bana her şeyi anlatabiliyorsa o zaman aslında ben çok iyi bir arkadaşların içerisindeyim. Bir de yetişkin arkadaşlığında bir arkadaşın bizim bütün farklı kimliklerimize hitap ediyor olabilmesi de kolay olmayabiliyor. Mesela benim hayatım içerisinde sahip olduğum bir sürü farklı kimliğe hitap eden bir sürü farklı arkadaşım olabilir aslında. Mesela bir arkadaşımla ben dışarıdaki sosyal aktivitelere gitmeyi severim. Mesela diyelim ki ben tiyatro izlemeyi çok seviyorum ama arkadaşlarımın büyük bir kısmı hiç sevmiyor, eşim sevmiyor diyelim ki ve
Bu bir arkadaşım, benim tiyatro zevkimi benimle paylaşan ve böyle birlikte o aktiviteyi yapmaktan çok keyif aldığım, oyunlar üzerine konuşabildiğim, birlikte plan yapmayı böyle iple çektiğim bir insansa, Ne ala, o insan benim iyi bir arkadaşım, o insan benim iyi bir etkinlik arkadaşım. Mesela başka bir arkadaşım vardır, o insanın da çocuğu vardır, benim de çocuğum var. Birlikte annelik hakkında konuştuğumuz, annelikle ilgili endişelerimizi veya heyecanlarımızı paylaştığımız, ve belki çocuk sahibi olmayan insanların anlamayacakları ya da anlamakla uğraşmak istemedikleri, bu da çok okey bence çünkü, anlamakla uğraşmak istemedikleri dertleri konuştuğumuz bir böyle dert arkadaşlığımız vardır. İyi ve kötü gün arkadaşlığı. Bu insan da benim böyle bir arkadaşımdır. Başka bir arkadaşım vardır. Beni çok küçüklüğümden beri tanıyordur. Yediğim her altı biliyordur. Ve onunla birlikte mesela maceralara atılmak benim için çok keyiflidir. Çünkü o benim nasıl büyüdüğümü ve daha önce nasıl bir insan olduğumu çok iyi bildiği için onunla ben en olduğum halimle kalabiliyorumdur. Başka bir insan vardır. Onunla biz mesela romantik ilişkilerimizi konuşuyoruzdur. Oradaki dertlerimizi paylaşıyoruzdur. Başka bir insanın ben sadece dert arkadaşıyımdır. Beni hiçbir iyi gününde aramaz. Başarısı, mutluluğu, iyi anları... Bunları paylaşmaya ihtiyacı duymaz. Ama bir derdi olduğunda bunu böyle rahat anlatabileceğini bildiği, yargılanmayacağını bildiği bir arkadaşımdır ben. Beni sadece bunun için arar. Bir başka arkadaşımın hem iyi gün hem kötü gün dostuyumdur. Beni her türlü haberiyle arar.
Çünkü onun için mutlu olacağımı da bilir, onun için üzüleceğimi de bilir, onun için orada olacağımı da bilir. Başka bir arkadaşım vardır, beni sadece ihtiyaçlarını gidermek için arar. Mesela bir yere gidecektir, çocuğunu bana bırakmak için arıyordur. Yani bu benim için yeteri kadar fayda sağlayan bir arkadaşlıksa Ama pragmatik bir yerden bu insan da benim arkadaşım olabilir. Yani o kadar çok arkadaşlık tipi saydım ki size. Daha da sayabilirim eminim ki. Ama yani zamansal meselelerden dolayı burada duracağım. Bu arkadaşlıkların hepsi benim çok iyi arkadaşlıklarım olması gerekmiyor hepsinin. Bir kısmı benim
Arkadaşım dediğim insanlardır. Bir kısım benim iyi arkadaşlarımdır. Bir kısım benim çok iyi arkadaşlarımdır. Bir kısmını mutlaka sık sık arayıp sormak isterim. O sıklığı yine bir sürü şey belirleyebilir. Yeri gelir iki ay arayamam. Yeri gelir bir haftada üç kere ararım. Kimini her hafta görürüm, kimini göremem. Kimi benden uzakta yaşıyordur ama her hafta belli bir saatte telefonla konuşuyoruzdur. Önemli olan ben bu arkadaşlıkların işlevlerini yerine getirdiğine inanıyor muyum? Bu soru önemli. Yani ben arkadaşımı koyduğum pozisyonda o arkadaşın bana ve arkadaşıma iyi geldiğini düşünüyor muyum? O arkadaşımın benim o ilişkide bulunduğum halimle mutlu olduğunu düşünüyor muyum? Ben de arkadaşımı aynı şekilde benimsiyor muyum? Yargılamadan sevip kabul edebiliyor muyum?
Arkadaşlarla ilgili en temel meselelerden bir tanesi yargılanmak çünkü. Yani eğer ben arkadaşıma bir şeyleri filtreden geçerek anlatmak zorundaysam bu çok zor bir şey. Yani ben zaten hayatta bir sürü yerde filtre kullanıyorum. Arkadaşımı da kullanacaksam niye arkadaşlığımı sürdüreyim? Yani böyle yakın arkadaşım olarak hissettiğim insanların yanında ben düşüncelerimi, duygularımı, davranışlarımı, başımdan geçenleri hiç düşünmeden hiç
Yani o beni yanlış anlar mı diye düşünmeden anlatabilmeliyim. O da bana o güveni vermeli. Başka bir önemli kriter arkadaşlık için bence bir şekilde bir yanlış anlaşılma, kalp kırılması gibi bir durum olduğunda o insanın karşısına geçip sorabilmeliyim. Eğer soramayacağımı hissediyorsam o ilişkide zaten bir problem var aslında. Yani ben eğer, ya geçen gün bana şöyle bir şey söyledin ve ben gerçekten çok kırıldım. O anda sana söyleyemedim. Şu şu şu sebeplerle fark etmez. Ama yani üzerinden bir hafta geçti, on gün geçti. Ben hala bunu zihnimde duyuyorum. Gel bir oturup konuşalım diyemiyorsam. Mona dediğim zaman karşımdaki insan böyle bir bana kapsayıcı bir yaklaşımla gelmiyorsa o zaman mesela o arkadaşların çok da iyi bir arkadaşlık olmadığını düşünmeye başlayabilirim. Tabii ki başka unsurlar da var sadece bunun üzerinden gidemem ama peki mesela başka bir önemli soru.
Hani böyle arkadaşlıklarla ilgili söylenen o böyle bazı mitler var ya mutlaka olması gerekiyor yani. En yakın arkadaşın her anında yanındadır. En yakın arkadaşın ne yapsan seni destekler. En büyük hatayı bile yapsan en yakın arkadaşın yanındadır. Şimdi mesela bana bu da çok doğru gelmiyor. En yakın arkadaşım, ben saçma sapan bir şey yaptığımda, bravo Gizem, mutlaka yap bunu diyorsa, ben bu insanın benim en yakın arkadaşım olduğundan şüphelenirim açıkçası. Çünkü bu insanın bana, ya Gizem saçmalama yani böyle bir şey düşünüyorsun ama bu senin karakterine hiç uyumlu değil demesini isterim. Ha, ama şunu demesini istemem. Bunu yaparsan arkadaşlarımız biter.
Ya beni koşullu sevmesini istemem ama bana bir ne yapıyorsun arkadaşım bir dur yani bu çok da sana göre bir şey değil demesiyle bunu yaparsan yanında olmam demesi arasında bir fark var. Buradan mesela şuna geleceğim. Daha önce bu konu hakkında podcastlerde konuştuğumu hatırlayamıyorum. Mesela diyelim ki çok yakın bir arkadaşımın toksik bir ilişkisi var ve ben hiç az etmiyorum işte. Ne yapmalıyım? Yani arkadaşımla ilişkim mi keseceğim? Arkadaşımın partnerinden dolayı.
Burada arkadaşıma benim ilişkisinden dolayı yargılanıyor hissettirmemem lazım. Arkadaşımın partner seçiminden hoşlanmamış olabilirim. Bu ilişkinin arkadaşıma iyi gelmediğini düşünüyordu olabilirim. Bunu nazik bir şekilde dile getirmenin yolları var. Mesela İstanbul ilişkiye başladığından beri seni daha az neşeli görüyorum ya da onun yanındayken
Normalde güldüğün şeylere güldüğünü görmüyorum. Normalde eğlendiğin şeyleri yaptığını görmüyorum. İyi misin? Her şey yolunda mı? Onun yanında kendin gibi olabiliyor musun? Gibi sorularla bir yorum yapmadan bir spekülasyon yapmadan arkadaşımla konuşabilirim aslında. Çünkü bazen benim bir ilişki için yaptığım yorum o ilişkinin içerisindeki gerçekliği yansıtmayabiliyor.
Evet, araştırmalardan dolayı da biliyoruz ki arkadaşlar aslında ilişkileri oldukça iyi gözlemliyorlar ve oldukça iyi çıkarımlar yapıyorlar. Bazen ön yargılı olduğum için ben bir ilişkiyi yanlışta değerlendirebilmem mümkün tabii ki. O yüzden bir arkadaşımın ilişkisiyle ilgili kaygılarım, kuşkularım varsa önce arkadaşıma bir alan açıp onun bana anlatmasını beklemem gerekiyor. Sonra diyelim ki gerçekten arkadaşım bu ilişkide çok da mutlu olmadığını, bir takım problemlerle karşılaştığını öğrendim. Olabilir tabii ki. Böyle bir durumda arkadaşıma mutlaka bu ilişkiden çıkmalısın, arkana bile dönüp bakmadan kaç demem için arkadaşımın şiddete uğruyor olması lazım. Eğer böyle bir durumdaysa mutlaka zaten bu yardımı ona sunmalıyım. Ama onun dışında arkadaşımın kendi kararına saygı duymam gerekiyor.
Şunu söylemek oldukça anlamlı. Ben seni birlikte olduğun insandan çok hazzetmiyorum. Online ortamda bulunmaktan hoşlanmıyorum. Onun yanındayken senin hissettiğin duyguları gözlemlemek bana zor geliyor. O yüzden mümkünse biz seninle baş başa buluşalım. demek gayet uygun ama sen o insanla görüştüğün sürece ben senin arkadaşın olamam demek başka bir şey. Çünkü böyle dediğiniz zaman zaten kötü bir ilişkideyse arkadaşınız onu iyice yalnızlaştırmış oluyorsunuz ve bu aslında iyi mi arkadaşlık değil. Arkadaşınızı size gelebileceği bir alan bırakmanız lazım. Çünkü günün sonunda o ilişki bitecekse ancak arkadaşınız sizin gibi arkadaşlarıyla konuşabildiği için bitecek. Konuşup da derdini anlayabildiği için, o ilişkide gerçekten mutlu olmadığını anlayabildiği için bitecek. Devam edelim. Yakın arkadaşlar mutlaka benim her davetimi kabul eder. Benimle sürekli bir şeyler yapmak ister. Beni daima arayıp sorarlar gibi bir mit de var yine arkadaşlıklarla ilgili. Bu da doğru değil. Çünkü yani arkadaşımın türlü türlü sebeplerle beni önceliklendirememesinin mümkün aslında. Yani işinden dolayı olabilir, çocuğundan dolayı olabilir, eşinden dolayı olabilir, kendi ailesinden dolayı olabilir. Önemli olan ben arkadaşımın o beni önceliklendirmediği durumdan sonra beni tekrar önceliklendirdiği bir durum yaratıp yaratmadığını görüyor muyum? Arkadaşımın ilişkimiz için çaba sarf ettiğini görüyor muyum? Ben onu mesela bir süredir aramıyorsam
Beni arayıp, ''Ya Gizem iyi misin? Bir süredir konuşamadık, sesin soluğun çıkmıyor, her şey yolunda mı?'' ya bana stem etmeden, bana trip atmadan, gerçekten benim halimi hatırımı sormak için yapıyor mu mesela yakın arkadaşım? Ve o bunu yaptığında ben müteşekkir oluyor muyum? ''Ya evet, gerçekten çok yoğun bir dönemden geçiyordum, ne iyi oldu aradın.'' diyebiliyor muyum? Ve o bu aramayı yaptıktan sonra ben tekrar normal tempomuza dönmek için gayret sarf edebiliyor muyum? Bunlar aslında yakın arkadaşlığın gösterdiği özellikler.
Yakın arkadaşlıklarla ilgili konuşmaya devam edeceğim. Ama önce minik bir ara verelim. Ondan sonra kaldığımız yerden devam edelim. Geldik. Evet, şimdi arkadaşlıklarla ilgili konuşmaya devam ediyoruz. Şu anda aklımda bir başka soru arkadaşlıklarla ilgili. Ben arkadaşlarımla ne kadar kendi dünyamı paylaşmalıyım? Ne kadar içimi açmalıyım? Nerelerde sınır koymalıyım?
Bu o kadar kişisel dinamiklere bağlı bir soru ki. Mesela ben değilim ki bütün hayatımı daha açık yaşamaya meyilli bir insanım. O zaman iyi arkadaş olduğunu düşündüğüm arkadaşlarıma ve benim kötülüğümü istemeyecek arkadaşlarıma, bundan emin olduğum arkadaşlarıma kendi iç dünyamı canını istediği kadar açabilirim aslında. Ama burada şu bence önemli bir detay. Ben kendi iç dünyamı açarken benim hayatım içerisindeki başka insanların sınırlarına saygı gösteriyor muyum? Mesela diyelim ki arkadaşıma kendi kızımın hayatından bahsederken
Kendi kızımın sınırlarına saygı gösteriyor muyum? Kendi eşimin sınırlarına saygı gösteriyor muyum? Mesela kendi ailemle ilgili bir durumu anlatırken belki kendi anne babamın başkalarıyla paylaşılmasını istemediği bir detayı orada anlatmış oluyor muyum? Bence bunlar çok önemli. Yani benim dünyamın içerisinde başka insanlar da var ve o insanların sınırlarında saygı duymak zorundayım.
Tabii ki benimle ilgili bir mesele olduğunda bunu bütün açıklığıyla anlatmam gerekiyor. Ama dediğim gibi diğer kısma özen göstererek. Diğer taraftan oversharing denilen bir kavram da var. Belki daha önce duymuşsunuzdur. Yani haddinden fazla şey anlatmak ve haddinden fazla detaya da girmek.
Bu arkadaşlar için iyi bir şey mi diye sorarsanız hayır hiç değil aslında. Çünkü arkadaşlarımın o kadar çok detayı bilmeye ihtiyaçları yok. Ayrıca arkadaşlarımın her detayı bilmeye de ihtiyacı yok. Dahası benim başıma gelen her şeyi arkadaşlarıma anlatmama da ihtiyacım yok. Yani ben arkadaşlarımı uygun bulduğum şeyleri anlatabilirim sadece. Eğer bir gün daha fazla anlatmak istersem daha fazla anlatırım. Bugün anlatmak istemezsem anlatmam. Aslında aynı şey partnerlerimiz için de geçerli ama bunu hiç düşünmüyoruz. Mesela geçmiş hayatımızla ilgili her şeyi partnerlerimize anlatmak zorunda değiliz aslında. Bu bizim sınırımız. Onun hayatımıza girmeden önceki dönemde yaşadıklarımız. O yüzden canımızın istediği kadarını anlatmakta özgürüz. Ama maalesef böyle hissettirilmediğimiz zamanlar oluyor. O yüzden burada sınır koymayı hatırlamak belki güzel bir tuyu olur. O yüzden söylemiş olayım.
Sonra mesela bir başka soru, arkadaşımın her hareketini onaylamalı mıyım yoksa risk alıp doğruyu söylemeli miyim? Az önce toksik ilişkilerden örnek vermiştim ama başka tabi durumlar da oluyor yani sadece toksik ilişkiler değil bizim onaylamadığımız durumlar. Yani bir insanın davranışını onaylamadığımızı söyleyebilme alanına ve cesaretine sahip miyizle ilişkili bence? Arkadaşımız bizim onayımızı almak zorunda hissediyor mu birincisi? Çünkü biz kimiz ki başka insanların davranışlarını onay vereceğiz? Ama arkadaşımızın yaptığı davranışın bizim değer yargılarımızla uyuşmadığını söyleme hakkına sahibiz tabii ki. Yani sen bunu bu şekilde yapıyorsun ama bu benim hayattaki bakış açımla uyuşmuyor diyebiliriz. Tabii ki sen yine kendi istediğini yapabilirsin. Ama ben böyle hissediyorum demekle, hayır bunu asla böyle yapamazsın demek arasında bir fark var. Buna da bu arada düşüncesel sınır diyoruz. Yani benim düşüncelerimle karşımdaki insanın düşünceleri aynı olmak zorunda değil. Ya da bir olayla ilgili onun hissettiğiyle benim hissettiğim birbirinden farklı olabilir. Mesela diyelim ki ben bir insanı hiç sevmiyorum ve o insanla hiç muhatap olmak istemiyorum. Ama yakın arkadaşım o insanla da arkadaş. Benim arkadaşımı o insanla görüşemezsin. Çünkü o şöyle şöyle bir insan deme hakkım yok. Benim arkadaşımı ben o insanın şöyle şöyle bir insan olduğunu düşünüyorum.
Sen de kendi ilişkinle ilgili karar verebilirsin deme hakkın var. Aradaki farkı duyduğunuza eminim. Yani ben başkalarının davranışlarına müdahale edemem aslında. Duygularına ve düşüncelerine müdahale edemem. Ben kendi sınırlarım içerisindekini söylerim. Karşımdaki insan da bunu alır ya da almaz. Bu da onun tercihi. Ha şuraya gelebilirsiniz. Karşımdaki insan benim değer yargılarımla uyuşmayan çok fazla harekette bulunuyor. Ben bu arkadaşla sürdürmek zorunda mıyım? Hayır hiç değilsiniz. Ya aslında zaten arkadaşlıklar böyle bir şey. Karşımızdaki insanları biz devamlı değerlendiriyoruz. Yani bu insan iyi bir insan mı? Bu insan iyi niyete bir insan mı? Bu insan beni seviyor mu? Bu insan beni önemsiyor mu? Bu insan bana değer veriyor mu? Bu insan hayatını benim de hayal ettiğim, kendi yanımda hayal ettiğim bir arkadaş gibi sürdürüyor mu? Bu değerlendirmeleri yapıyoruz devamlı. Bunda da yanlış bir şey yok. Bunu bu arada partnerlerimiz için de yapıyoruz. Çocuklarımız için de yapıyoruz. Herkes için yapıyoruz.
Ve bu değerlendirmelerin sonucunda, tabii ki tek bir değerlendirmenin sonucunda değil, yani çok travmatik bir olay olmadıysa, çok büyük bir olay olmadıysa ama birçok değerlendirmenin sonucunda karşımızdaki insanın artık bizim değerlerimizle uyumlu bir insan olmadığına Ya da geçmişte çok iyi niyette, çok sevecen, çok kapsayıcı bir arkadaşımızın artık öyle olmadığını görebiliriz. Ve böyle durumlarda bu ilişkileri zorla sürdürmenin bize hiçbir faydası yok. O da bizi arkadaşlıklarının bitiş noktasına getiriyor zaten. ve maalesef birçoğumuz arkadaşlar bittiğinde kendimizi çok suçlu hissediyoruz. Ama bazı arkadaşların bir son kullanma tarihi var diyelim. Yani iki taraf içinde bu arada. Bazen de bazı insanlar hayatımıza bir işlerle giriyorlar. Bizi bir yere yöneltmek için, bilmediğimiz bir yolu açmak için, bazen biriyle tanıştırmak için, bir amaçla hayatımıza girmiş oluyorlar ve günün sonunda
Bu amacı tamamlıyorlar ve biz o insanla artık bir ortak nokta bulamıyoruz. Daha önce bir podcast'te şu örneği vermiştim diye hatırlıyorum. Böyle arkadaşlık aslında iki tane çizgiden doğru yan yana giden, yer yer kesişen. Ama büyük ölçüde yan yana gitmeyi başaran iki doğru. Ama bazen o doğrular artık birbirlerinin tam tersi yönde ilerlemeye başlayabiliyorlar ve tam tersi yönde ilerlemeye başladıysak biz mutlaka tekrar kesişmek zorundayız diye zorladığımızda ne bize iyilik ediyoruz ne de karşımızdaki insana iyilik ediyoruz aslında. O yüzden de biraz bu göze bakmak lazım bence arkadaşlıklara.
Gelelim yeni arkadaş edinme meselesine. Of bu kanayan yaramız bence. Çünkü o kadar çoğumuz yalnızız ki. Mesela ben şey hatırlıyorum. Mesela kişisel bir anekdottan bahsedeyim. Amerika'da olduğumuz dönemde o kadar çok burada olmayı ve arkadaşlarımla olmayı hayal ediyordum ki. Çünkü ben Amerika'ya gittiğimde 2008 yılıydı. Ben daha 25 yaşındaydım ve hayatımın en sosyal, en güzel dönemiydi yani. Çünkü üniversiteden yeni mezun olmuştum. Master'dan hemen sonraydı. Birçok arkadaşım vardı. Bir sürü farklı grubun içerisindeydim. Bir günüm boş geçmiyordu ve çok çok keyifliydi. Sonra taşındık ve herhalde 300 nüfuslu filan bir kasabanın içerisinde etrafımızdaki komşuların hepsinin 60 plus olduğu bir kasabada yaşamaya başladık. Ve inanılmaz bir izolasyonda. Allah'ım ne kadar kötüydü yani hatırladıkça kendimi kötü hissediyorum. Benim, benim gibi bir insan için kötüydü bu arada yani. Buranın altını çizmek isterim çünkü bundan çok keyif alacak insanlar da tanıyorum. O yüzden lütfen benim hissiyatımı siz üstlenmeyin ne olursunuz.
Ve o yüzden de sonraki dönemlerde arkadaşlarım çok oldu tabii ki. Ama Türkiye'deki o böyle çok sosyal halimi çok özledim. Arkadaşlıklarımı sürdürmek için çok gayreti sarfettim. Çok şükür ki arkadaşlarım da çok büyük bir kısmı aynı gayreti sarfettiler ve karşılıklı olarak birbirimizi besleyebildik. Tam 11 yıl boyunca buradaki arkadaşlıklarımın çok büyük bir kısmı gerçekten kaldı benimle. Ve ben heyecanla Türkiye'ye döndüm. Çünkü burada yine böyle aynı tempoda görüşebileceğimizi düşünerek. Tabii ki çok yanılıyordum. Ama bunun farkında değildim. Ben buraya döndüğümde 36 yaşındaydım. Arkadaşlarımın hemen hemen hepsi evlenmişti. Bir kısmı çocuk sahibi olmuştu. Hepsi çok yoğun işlerde çalışıyordu. Ve birbirimize yakın oturmayı başarmış olsak bile
Tabii ki her akşam görüşemiyorduk, tabii ki her gün mesajlaşamıyorduk ve bunu idrak etmek hiç kolay olmadı benim için. Çünkü beklentim hiç böyle değildi. Sonra böyle bir durumda bir de şey giriyor tabii devreye. Farklı işlerdeyiz, doğal olarak iş arkadaşlıkları gelişiyor. Ne bileyim hayatımızdaki farklı ilgi alanlarımız dahilinde farklı arkadaşlıklar gelişiyor. Ve ben 30'lu yaşlarımın sonlarına doğru yeni arkadaşlar edinebilmeye başladım. Yani Amerika'da edindiklerimi saymıyorum. Çünkü onlar böyle biraz daha aynı okuldayız, aynı bölümdeyiz, daha kolay. Çünkü bu arada bununla ilgili çok fazla araştırma var. Yani şu söylediğimi destekleyen okul gibi ortamlarda çok daha kolay arkadaş ediniyoruz. O yüzden üniversite döneminden sonra insanların arkadaş edinme hızı anlamlı bir şekilde azalıyor. Hatta en çok arkadaş edindiğimiz, hayatımızda en çok arkadaş edindiğimiz yıl genellikle üniversitenin ilk yılü oluyor. İlk yılünden sonraki dönem böyle arkadaşlıkların şey olduğu, budandığı yıl. Yani böyle bir sürü saçma sapan çıkmış dalların budandığı diyeyim. Bu arkadaş olmazmış zaten. Bununla çok abuk bir şekilde tanıştık falan deyip hani o arkadaşlıkları sürdürmediğimiz yılda hemen birinci yıldan
sonraki dönem ama işte mezun olduğumuz zaman böyle yeni arkadaş edinmek artık zor hale geliyor. O yüzden ben de okurken Amerika'da okurken arkadaş edinebiliyordum çok rahat bir şekilde ama okul dışında böyle yetişkin arkadaş edinmek zor bir şeymiş. Tabi ister istemez yeni kimliklerinin sana getirdiği arkadaşlıklar da oluyor. Mesela kızımın arkadaşlarının ebeveynleriyle arkadaşlık kuruyorum ve çok güzel oluyor. Ya da ilgi alanlarımın dahilinde arkadaşlık kuruyorum. O da çok güzel oluyor. İlk başta çok önyargılıydım ben bu yaşta kurduğumuz arkadaşlıklara. Of insan bir yaştan sonra hiç arkadaş edinemiyor diye düşünüyordum. Kesinlikle bu görüşü destekliyordum.
Ama artık çok farklı düşünüyorum ve farklı düşünmemi destekleyen de çok güzel bulgular görüyorum. Çünkü artık bugünkü podcastta anlattığım gibi mutlaka çok yakın arkadaşlarım olmalı kavramının bana dayatılmış bir efsane olduğunun farkındayım. Benim, benim istediğim kadar çeşitli, bana iyi gelen arkadaşlarım olmalı. Bütün arkadaşlarım çok derin olmak zorunda değil. Bana yetecek kadar derinlik yeterli. Yeter ki ben kendimi farklı farklı şekillerle beslenmiş hissedeyim. Bunu sağlayabildiğim sürece mutlu ve sosyal bir insanım. Daha da önemlisi arkadaşlıkların bize sağladığı faydayı yaşayan bir insanım. Çünkü aslında arkadaşlıklar bizim için evrimsi olarak da gerekir. Bizim etrafımızda desteklendiğimizi hissettiğimiz bir telefonla bir çağrıyla yanımızda olabilecek arkadaşlara gerçekten ihtiyacımız var. Hem fiziksel sağlamız hem mental sağlamız bundan ciddi anlamda besleniyor. O yüzden arkadaşlarımızı sevelim, iyi arkadaşlarımıza tutunalım, onları ihmal etmeyelim. Herkese sevgilerimi gönderiyorum.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.