Podcast

eskiden hayat neden basit geliyordu? (ama basit değildi)

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Daha basit zamanlara gidebilir miyiz? Eskiden her şey daha mı güzeldi? Öyle miydi? Dünyanın kaç yaşında olduğunu da bilmiyoruz. Kapitalizm ise her şeyimizi biliyor. Kapitalizm nostaljiyi nasıl kullanıyor? Bu bölüm nostajinin 50 tonu.



Bölümde Bahsi Geçenler:

Spider-Man, Andy'nin Nesi Var? (çizgi filmleri)

Harry Potter (genel)

Deadpool & Wolverine

AŞK, MARK VE ÖLÜM

David Foster Wallace - Infinite Jest (kitap)

Andor

Ted Chiang - Will A.I. Become the New McKinsey?

Avrupa Yakası



Referans:

On Nostalgia: Memory, personal histories, and decolonizing narratives








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------
Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.760 kelime · ~19 dk okuma

Bugün geçmişe gidip çocukluğumuzun nostaljik dizilerine ve filmlerine bakacağız. O çok güzel günleri hep beraber anacağız. Umarım çıkmaz kimse şu an bu yavşak tonluk kimdir deyip yani. Çünkü burada bir oyunculuk yaptım. Benim çocukluğum sokakta top oynayarak Andy'nin Nesi Var, Spider-Man çizgi filmi, Harry Potter filmleri izleyerek geçti.

Çocukluğumda internet vardı ama sosyal medya günümüzdeki gibi zamanımızı ölene kadar çalmak isteyen bir şey değildi. Geçmiş gerçekten çok güzeldi. Yoksa cidden öyle miydi? Geçen Deadpool ve Wolverine filmini izledikten sonra nostaljiyle ilgili düşündüm biraz. İlk olarak kendime şu soruyu sordum. Nostalji ne işe yarıyor? Geçmişimizi düşünmek, eski arkadaşlarımızı, kaybettiğimiz akrabalarımızı, izlediğimiz eski filmleri düşünmek bence kesinlikle bize iyi gelebiliyor.

Ama bazen nostalji insanı kötü de hissettiriyor ve sanki geçmişte her şey daha güzelmiş. Hayatlarımız hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak gibi hissediyoruz. Ve emin olun birkaç yıl sonra şu an bu podcast'ı dinlediğiniz zamanlar bile size nostaljik gelecek. Bu sabah Instagram'da beni takip eden insanlara ne zaman nostaljik hissettiklerini sordum. Ve izlediğim çizgi filmler en çok gelen cevaplardan biriydi. Biri, yıpranmış defterler, objeler dedi. Veya, yıpranmadan önce tanıdığım ama uzun süre sonra tekrar karşılaşıp yıprandığını gördüğüm insanlar dedi.

Transkriptin tamamını oku

Bu arada bu objelerin yıpranma olayı sanırım bana da nostaljik hissettiriyor. Çünkü günümüzün tüketim dünyasında her şey o kadar hızlı yenileniyor ki hani birinin elinde eski bir çanta veya defter görünce sanki o kişi geçmişten geleceğe gelmiş gibi düşünüyorsunuz. Hani başka bir zamanın insanıymış gibi düşünüyorsunuz. Ama aslında gerçekten yaşayan biri yani.

Gerçekten yaşayan biri görmek hani insana romantik ve sanki eskiden olan bir şeymiş gibi geliyor. Ki yani olması gereken bu hani defterlerimiz ve çantalarımız eskise iyi olur. Eskimeliler yani. Ya da mesela faşizm. Başka biri saatlerce kitap okumak ve bunun kimse tarafından

ekstra havalı bir aktivite sayılmadığı zamanlara nostaljik hissediyorum dedi. Bunu yazan genç biriydi ve ben şey diye sordum, hani hayatında böyle bir dönem oldu mu yoksa yaşamadığın bir döneme karşı mı nostalji duyuyorsun? O da şeyi söyledi, çocukken gittiğim yemeklerde herkes normal bir şekilde sohbet ediyordu. Ben de bu sırada kitap okuyordum. Hani o zamana karşı nostalji duyuyorum dedi.

Sonra benim de şey aklıma geldi. Bunu ben de yapıyordum. Çocukken ailemin gittiği kalabalık akşam yemeklerinin çoğuna kitap götürürdüm ve hani konuşmanın durumuna göre ilginç bir şey konuşuyorlarsa onları dinlerdim. İlginç bir şey konuşmuyorlarsa da kitabımı okurdum. Ve cidden keyifli bir olaydı. Sonra bunu yazan kişi bana çoğu tek çocuğun bu şekilde büyüdüğünü söyledi. Ben buna biraz üzüldüm çünkü küçükken restoranlarda kitap okumamın havalı bir şey olduğunu düşünüyordum. Düşünmüyordum bu arada. Kitap okumak normal bir şey.

Bu bana bir influencer tatilinde yaşadığım aşırı saçma bir olayı hatırlattı. Evet bu arada ben bir influencer'ım ve iyisiyle kötüsüyle çok ilginç ve tuhaf insanlarla isteyerek ya da istemeyerek vakit geçiriyorum. Bu arada yani hepimiz influencer'lar olarak bu sistemin yarattığı ürünleriz. Ben filmlerden bahsedip Psikolojimden bahsedip influencerların kötü olduğundan bahsettiğim için influencer olmuyor değilim yani. Ben de bu sistemin bir parçasıyım, hepimiz bir parçasıyız. Ama hiçbir kaçış yolunuz yok. En iyisi bu şu an elinizde.

Aynen, ben şeyim yani, kitap okumak havalı diyen insanım. Bazı insanlar kitapların ne olduğunu unutmuş. Ama bazı insanlar da var, hani kitap okumak havalı demiyorlar. Kitap okuyorlar sadece ve yaşıyorlar ve bunu paylaşma isteği... Gerçi ben de işte o kitap okuyan insanların reklamını yapıyorum ki... ...insanlar büyüyüp kitap okusun diye belki düşünebiliriz yani. Kitap okuyunca akıllı oluyor musunuz? Onu da bilmiyorum ama... Aynen. Bir geveleme gerekiyordu böyle. Neyse, şimdi benim bir influencer anım da şöyle olmuştu.

Bir grup insanla bir tekne tatiline gitmiştik. O tekne tatilini bize bedavaya verdiler. Biz de onların paylaşımını yaptık teknenin. Ve teknedekiler benim seçtiğim insanlar değildi. Bunu neden söyleyeyimi şimdi anlayacaksınız. Bir gün teknede kitap çıkardım ve okumaya başladım. Birazdan anlatacaklarım şaka değil, gerçekten oldu ve influencerlardan biri bana, ''Ne yapıyorsun, cidden kitap mı okuyacaksın?'' dedi.

Cidden şaka yapmıyorum yani bende o soruyu ama o sırada inanamadım hani böyle etrafa falan baktım hani şaka mı yapıyor diye ama yapmıyordu hani ben belki bunun şakasını yapabilirdim birine çok ironik her şey ironik şaka olarak yani zaten Teknede herkes 7.24 telefonuna bakıp story koyuyordu. Ama o sırada benim kitap okuyacak olmam garip geldi. İnsanlar cidden kafayı yemiş. Sizin beyniniz yok oldu diye benim beynimin yok olmasını niye istiyorsunuz? En azından çabalıyorum. Büyük ihtimalle beyninin yok olduğunu hatırlatacak bir şey yapıyorum kitap okumak. O yüzden yasaklanmış gibi. Sonra o influencer bana yumruk atıp kitabımı alıp yaktı. Sonra beni bağladılar ve 7.24 Reels izlettiler.

Instagram'da yaptığım nostalji araştırmasına geri dönecek olursak, biri Avrupa yakası yazmış. Sihirli annem demişler. Biri babamın yaşıyor olduğu zamandan kalma fotoğraflar demiş. Yani aradaki fark, biri sihirli annem, biri de birinin babasının yaşadığı zaman yani. Tabii ki sihirli anneme nostaljik hissetmek kötü demiyorum.

Gelen cevaplar arasında kablolu kulaklık, yoyo, ışıklı ayakkabı, yaz mevsimi gibi şeyler vardı. Şarkılar vardı ya da böyle çok uzun süre geçirdiğiniz bir yere tekrar girmek vardı. Annenizin karnını. Ben de mesela lisenin son senesinde Büyük Ev Ablukada'nın en güzel yerinde evin şarkısını loopta dinliyordum. Yani sürekli şarkı dönüyordu değiştirmeden. Ve şu an o şarkıyı dinlediğimde direkt o zamana geri dönmüş gibi hissediyorum ve o zamanlar çok şey hissettiğim için hem böyle sürekli sınava çalışıyordum hem o zamanki eski sevgilimle ayrılıyorduk ve o sırada dinliyordum. Direkt böyle o anlara geri dönüyorum. Instagram'da biri de şey demiş, nostalji benim sonumu getirecek. Öyle bir seviyede yaşıyorum ki nostaljiyi hala hayatın işleyiş şeklini kabullenemiyorum. Hayatımın her dönemini ayrı özlüyorum ve bunlara dönüp bir daha yaşayamayacak olman beni kötü hissettiriyor.

Yani insanların nostaljiyle ilgili anlayabileceğiniz gibi karışık ilişkileri var. Yani bir yandan insan çocukken, ergenken karşısında çıkan şeyleri hatırlamak istiyor çünkü düşünürseniz o sırada kişiliğimiz yavaş yavaş oturmaya başlıyor, dünyayla ilgili bir şeyler öğrenmeye başlıyoruz. Büyüdükçe de yani insan bu geçmişteki şeylere bir aidiyet duygusu hissediyor. nasıl bir insan olduğunu tekrar hatırlamak hissediyor. Bazı insanlar işte o yüzden dövmeler yaptırıp kendilerine sevdiği şeyleri hatırlatıyorlar ya da evlerine objeler koyuyorlar. Ama bazen de işte biraz önceki arkadaşın dediği gibi geçmişin içinden çıkamayabiliyorsunuz. Yani aidiyet değil, geçmiş size ait oluyor bir anda. Bunu bir şey Twitter'a yazsın, benim siyah-beyaz bir fotoğrafımı koysun sigara içerken. Sigara içmiyorum bu arada. İsterseniz nostaljinin anlamını anlamak için biraz geriye gidelim. Büyük patlama. Dünyanın oluşması. İlk canlı. Sonra denizden o TikTalik'in çıkması.

Sonra bir şeyler oluyor, dinozorlar falan filan galiba. Böyle baya bir milyar yıl geçiyor. Gök taşı çarpıyor, dinozorlar gidiyor, bir şeyler oluyor. Bir ara böyle buz devri oluyor. Bir şeyler oluyor. İnsanlar olmaya başlıyor. İnsanlar araç kereç kullanmaya başlıyorlar, bir şeyler avlıyorlar, ölüyorlar. Biri hasta oluyor kabilelerinde, onu öldürüyorlar çünkü beraber yürüyemeyecekler yani başka bir yere giderken. Sonra gelişiyorlar, böyle yerleşiyorlar falan bir yerlere. Oturuyorlar, çay yapıp içiyorlar. Sonra diyorlar ki, ulan biz şurayı da alalım mı falan? Hani burayı da alalım mı? Toprağımız olsun. Ulan daha iki gün önce ölüyordunuz, yani avcılık yapıyordunuz. Sonra başkalarının topraklarına göz dikiyorsunuz. Hıyarlar. Sonra savaşlar oluyor, bir şeyler oluyor. Toplum kuruluyor, teknoloji gelişiyor. Dil çıkıyor. Dilin oluştuğunu da söylemeliyim. İnsanlara isimler koyuluyor falan. Sonra...

Yohannes Hofer isimli İstilşe'de bir adam. Bunların hepsi Yohannes Hofer isimli bir adamın nostalji kelimesini bulması için mi oldu gerçekten yani? Ben burada bırakmak istiyorum podcast'ı çünkü varoluşsal bir yere geldi. Yani şimdi Johannes Hofer'in nostalji kerimesini nasıl ortaya çıkardığı... Çok komik bir dünyada yaşıyoruz, çok ilginç ya. Cidden her şey çok ilginç. Ben şimdi bunu bırakıp gidip belgesel falan izleyeceğim, ne olmuş bu arada diye yani. Johannes Hofer ismi konulana kadar.

Tamam, İsviçreli askerlere 1688'de evlerinden uzaklaştıklarında bir şeyler oluyormuş. Yoruluyorlarmış, ateşleri çıkıyormuş, bazen ölüyorlarmış. Sonra Johannes Hofer abimiz de demiş ki, bu askerlerin hastalığı var. Bunun adı da nostalji. Nostalji, Yunanca iki kelimenin birleşiminden oluşuyor. Biri nostos, öbürü de algos. Nostos, homecoming demek. Bu, Türkçe'de karşılığı olmayan bir kelime. Eve dönüş gibi düşünebilirsiniz. Algos da acı demek.

Yani eve dönüş acısı gibi bir şey. Memleket Özlemi belki. Bu arada Memleket Özlemi ile ilgili çok iyi bir belgesel izlemek isterseniz Aşkmark ve Ölüm belgeselini kesinlikle izlemenizi öneririm. Türkiye'den Almanya'ya ilk göçen işçilerin hikayelerini anlatıyor. Dilini bile konuşmadıkları bir yerde, ailelerinden uzak para kazanmak için çalışıyorlar.

Zor koşullar altında çalışıyorlar, ırkçılığa uğruyorlar, insan gibi görünmüyorlar. Ve bu sırada müzikle kültürlerine tutunmaya çalışıyorlar. İçinde gerçek görüntüler kullanılıyor böyle. Alman doktorlar Türk işçilere dayanıklılar mı falan diye bakıyorlar. Böyle donla duran bir sürü erkek. Korkutucu yani.

Evet, Johannes Hofer'e geri dönelim. Böyle bir hastalık var demişler. Hatta bazen şarkılar söylüyorlarmış. İşte İsviçre'nin yöresel şarkılarını. İnsanlar o zaman daha da böyle şey... Ülkem falan diye şey oluyormuş askerler. O yüzden bazı şarkıları yasaklıyorlarmış söylemelerini. Adamlar kafayı yemesin diye. Ve bu yani 18. yüzyıla kadar, hatta 19 galiba, hastalık olarak görülmüş nostalji.

Ve düşünürseniz, eskiden memleketlerini terk edip başka yerlere giden insanların çoğu askermiş. Eskiden insanlar çok fazla evlerinden ayrılmıyormuş. Doğup büyüdükleri yerlerde yaşıyorlarmış ve teknoloji de onların yaşamı sırasında çok hızlı gelişmediği için hayatlarında çok büyük değişiklikler olmuyormuş. doğuyorlarmış, işte her yıl bazı festivaller oluyormuş, işte yok bahar geliş festivali, Starbucks Pumpkin Lot'ta çıkarmıyormuş yani, insanlar beraber bir kutlama yapıyorlarmış bir şey için. Zamanın geçtiğini, yılın geçtiğini kutlamak ya da yeni mevsimi karşılamak için. Sonra yaşlanıyorlarmış ve ölüyorlarmış yani.

O zaman da insanlar doğal olarak hani değişen dünyaya değil de ailelerine nostaljik olabiliyorlarmış. İşte bir akrabaları öldüğünde onun bıraktığı bir objeye veya bir tişörte bir şeye nostaljik hissediyorlarmış. Sonra kapitalizm geliyor diyor ki biraz bir şeyleri değiştirsek mi kanka bu çok şeysin, monoton bir hayat yaşıyorsun ama daha çok sahip olabilir. Hayır, kapitalizmin niye geldiğini şu an ben de bilmiyorum. Geliyor yani. Zaten kimse bilmiyor. Sadece varlığını kabul ediyoruz hepimiz. Neyse, onunla beraber insanlar, hem de gelişen teknolojiyle beraber, insanlar daha fazla hareket etmeye başlıyor. Hem gezmeye başlıyorlar, hem de başka yerlere çalışmaya gitmeye başlıyorlar ve bu sırada eve özlemleri artıyor. Günümüzde ise çok farklı şeylere nostaljik hissedebiliyoruz ve

Şimdi biraz ondan bahsetmek istiyorum. Kapitalizm ile beraber nostalji nasıl değişti? Yani ben doğduğumda, şu an boomer gibi konuşmak istemiyorum ama farklı bir dünyada yaşıyorduk. Televizyon vardı, şu an mesela sosyal medya var. Televizyon da var ama sosyal medya çok daha fazla insanların esas vakit geçirdiği tür. Müzik, kaset de dinliyorduk, CD de dinliyorduk. Şu an yani şey yapmak istemiyorum, çok güzel zamanlardı, böyle değildi. Ama her şey farklıydı yani çoğu açıdan. Buna bakıp şey demek kolay, dünya benim vaktimde çok değişmiş. Eskiden bu kadar değişmiyormuş.

Ki bu teknik olarak doğru. Ama şey de doğru. Dünyada her değişim sırasında... Mesela bir ara kitap basılmıyormuş. Biri yazıyormuş. Sonra duruyormuş o şey orada. Sonra başkası yazıyormuş. Baskı yokmuş. Sonra baskı gelmiş. Sonra gazeteler çıkmış. Mesela gazeteler çıktığında ilginç bir fotoğraf var. Böyle bir sokakta bir sürü yetişkin gazete okuyor.

Ama herkes kendi gazetesini okuyor ve hani şu an fotoğraflar var ya gençler telefonlara bakıp birbirleriyle konuşmuyorlar. Orada da yani adamlar gazeteye bakıp birbirleriyle konuşmuyor ve insanlar şey diyormuş işte kimse birbiriyle konuşmuyor ne yapacağız ne edeceğiz. Televizyon çıktığında da yine benzer bir şey olmuş. İnsanlar ne yapacağız ne edeceğiz demiş. Şimdi sosyal medyada da aynı şey diyoruz.

Bunu şey demek için demiyorum ama. Yani sosyal medyanın beynimizi yok etmesine veya televizyonun, ailelerimizin beynini yok etmesine laf etmek için söylemiyorum. Sadece bu insanların her zaman konuştuğu bir şeymiş. Ve kendi Instagram bağımlılığımı düşündüğümde de bazen şey aklıma geliyor. Küçükken ailemin televizyon izlediğini hatırlıyorum ve ne kadar çok izliyorlar, ne kadar saçma vakit harcıyorlar diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ve bana yani o vakte harcamamak çok basit bir şeymiş gibi geliyordu. Bir süre sonra, çocukluğumdan sonra sanırım. Ama şimdi kendi Instagram'ıma giriyorum ve aslında aynı sıkıcılıkta bir bağımlılığa sahibim. Hani hiç dramatik, böyle derin bir yerden gelen bir bağımlılık. Ve bunu düşünmek bana iyi geliyor çünkü onların televizyona bağımlı olduğunu görüp fark ettiysem şimdi kendimi de saçma bir bağımlılığa sahibim. Blablabla. Gibi. Aynen. Şimdi hayal kırıklığı... Kötü hissediyorsanız...

Bilmiyorsanız David Foster Wallace diye bir yazar var ve çok enteresan bir insan. Ben son günlerde o adamın röportajlarını YouTube'dan açıp dinleyerek uyuyorum. Ya da yani dinliyorum, sonra bitince uyuyorum. Infinite Jest diye bin sayfalık bir kitabı var. Bunu okumadım bana, arkadaşım anlattı.

Ama kitabın olayı şey, yani bir sürü olay var da ana olaylarından biri, bir tane adama, bu 2000'lerde yazılmış bir kitap, posta kutusuna bir tane DVD mi, VCR mı, kaset geliyor ve bu adam gidip kaseti televizyona koyuyor. Sonra böyle gözlerini kapamadan bir şey izlemeye başlıyor. Sonra eşi de bu ne yapıyor diyor hani. Ne yapıyor, ne ediyor diyor. Sonra bakıyor adam hani cidden hipnotize olmuş. Sonra eşi de bakıyor televizyona. Ne izlediğini adamın. Sonra o da hipnoz oluyor ve televizyona bakmaya başlıyor. Ve sonra bu ikisi beraber oturup hiçbir şey yapmadan bunu izliyorlar ve ölüyorlar. Ve yani şu an bizim hayatlarımızda neredeyse bu noktaya getirildi gibi. Sosyal medyayla beraber. Zamanın nerede olduğunu bilmiyoruz. Dikkatimiz dağılıyor. Sonra...

Umarım yani. Arada böyle dikkatimiz geri geliyor falan, bir şeyler görüyoruz gibi oluyoruz, böyle bir yerden çıkıyor gibi oluyoruz. Yani bu herkese olmuyor bu arada size. Öyle olduğunu iddia etmiyorum ama bayağı bir insana oluyor yani. Ve sonra zamanı hiç anlamıyoruz ve bir anda her şey bitiyor yani. Eğer böyle devam ederse öyle olacak.

O yüzden zaman algımız da bence tamamen yok oldu. Mesela dünyanın kaç yaşında olduğunu da bilmiyoruz yani. Ne kadar eski bir şey olduğunu. Bence o da biraz enteresan. Yani zamanın içinde bulunduğumuzu hatırlayamıyoruz. Bizden önce bir şeylerin olduğunu ve bizden sonra bir şeylerin olacağını. Mesela herkes kendi filminin ana karakteri gibi davran diyorlar ya sosyal medyada ki, inanılmaz mutlu influencerlar sonra başkalarına da nasıl mutlu olacağını söylemek için. Ve şeyi anlıyorum, tabii ki kendi kararlarını alabilmek, insanlara sınır çizebilmek, birilerine hayır diyebilmek çok önemli. Ama yani kimse filmin ana karakteri mi? Yani we live in a society, bir toplumda yaşıyoruz ve kimse olmasa biz de herhalde kafayı yerdik, bilmiyorum. Dünyada kimse olmasa bu dünyada yaşayabilir miydim? Yaşayamayabilirdim galiba.

köpeklerle yaşardım. Onlar daha iyi anlıyor insanlar da. Neyse şimdi bu olaylarla beraber kötü bir şey demiyorum. Köpekleri çok seviyorum da. İnsanlara ihtiyacımız var yani kesinlikle. Ve yani Hollywood filmlerindeki ana karakterlerin bencilliğiyle yaşayacaksak... Hani burada bir sıkıntı var.

Yani şey gibi de düşünebiliriz. Başka insanlarla beraber yaşıyorum. Hem ben kendim daha iyi bir hayat yaşamak istiyorum, hem başka insanların hayatını, arkadaşlarımın hayatında daha iyi bir şeyler yapmak istiyorum. Çünkü onlar da insan ve sadece benle vakit geçirdiklerinde var olmuyorlar. Bu da bence bazen unuttuğumuz bir şey yani. Şimdi sinema tarihindeki en iyi yan karakterlerden bahsedeceğim. Yan olmalarına rağmen, arka planda olmalarına rağmen, inanılmaz performanssel sergili... Hayır hayır, evet. Böyle bir şey yapmayacağım.

Ve günümüzde insanların geçmişe dönme isteğinin en büyük sebeplerinden biri de bence bu teknolojik gelişmeler. Çünkü yaşadığımız süre içerisinde o kadar fazla şey değişiyor ki geleceğin nasıl olacağını bilemiyoruz. Ve yani bir şeyin ne olacağını bilmemek de bizde beynimiz error veriyor yani. O yüzden daha basit zamanlara gitmek istiyoruz çocukluğumuza. Bu çok normal bir şey. Beynimizin error verince geriye gidip ne olduğunu hatırlamaya çalışmamız ve basit zamanların aklımıza gelmesi. Bence burada birkaç problem var. İlki, bence biz yetiştirilirken yeterince dünyanın nasıl bir yer olduğuyla ilgili yetiştirilmiyoruz. Yani çocuklara çok fazla çocuk gibi davranılıyor. Tabii ki 4 yaşında yani babanız size tokat atıp, kapitalizm kötü bir şey o yüzden şimdi seni dövüyorum çünkü alışman gerek demesi gerekmiyor.

Ama yani biraz daha insanların ileride ölebileceğinden bahsetseler, yaşadığımız dünyanın adaletli olmadığından bahsetseler, belki hepimiz için daha iyi olabilir. Çünkü bize büyütülürken şey gibi geliyor yani, hayat bu şekilde devam edecek. Rahat bir şekilde çizgi film izleyerek yaşayabileceğiz. Ve ilkokul böyle, lise böyle, yine ailenle berabersin. Sonra üniversiteye gidiyorsun ve ailenle olmamaya başlıyorsun. Değişik insanlarla tanışıyorsun. Yine bir şekilde belki ailen sana yardım ediyor. Ama ondan sonra direkt sıçış.

Ne oldu lan? Sıçtık gibi oluyor. Çünkü yani insanlar sana hani bu kadar kira ödemenin gerekeceğini... Gerçi ailenin sana da bu kadar iğrenç şeyler okumanı istemesinin sebebi... Diyelim hani sen başka bir şeyle ilgileniyorsun ama onlar sana tıp okudu diyor. Yani tıp ilginç bir şey buluyorsanız tabii ki harika bir şey yani.

Yani ondan bahsetmiyorum ama git avukat ol diyorlar. Avukatlığı da ilginç buluyorsanız ona bir şey demiyorum ama yani avukat ol demelerinin sebebi hani dünya kaotik, para kazanman gerekecek, adaletli bir yer değil. Biz de ne yapılacağını bilmiyoruz. O yüzden sana en kolay seçimi söylüyoruz ama onun yerine şey deseler...

Dünya adaletli değil. Biz de seni buraya getirdik, haberin olsun. Yani sana biraz yardım edeceğiz ama edemeyeceğimiz zamanlar da olacak. Seçeneklerin şunlar. Ve biz de yani seni büyütürken dünyanın daha iyi bir yer olması için bir şekilde baş etmeye çalışacağız falan deseler. Ama onlar da sonuçta yani hayatı ilk defa yaşıyorlar ve bir bok bilmiyorlar. Sevgim var anne ve baba. Sizi seviyorum.

O yüzden böyle saçma sapan bir şey oluyor. Sonra böyle bir sıçış olunca sen de dönüp bakıyorsun. Çocukluğumda dinlediğim şarkı iyiydi. Spider-Man'i seviyordum çünkü Spider-Man kötü insanları durdurmaya çalışıyordu. Ki süper kahramanları sevmemiz de çok mantıklı değil. Çünkü düşünürsek süper kahramanların yaptığı şeyler adaletsiz dünyanın içindeki suçluları bulup dövüyorlar.

Mesela Peter Parker, Spider-Man'ın iki oyunu var. O oyunda en sevdiğim şeylerden biri buydu. Peter diyor ki, ben Spider-Man olmayı bırakacağım. Ben bilim insanı olacağım. Bence öyle çok daha insanlığa katkı sağlayabilir. O oyunu oynarken çok sıkıldım. Çünkü tüm oyun... Kadının ekmek parası yok, sokağa çıkmış, hırsızlık yapıyor. Sen Spider-Man olup dövüyorsun kadını, havaya atıyorsun. Havada yumrukluyorsun kafasına, bir şeyler yapıyorsun.

Neyse, sonra Peter, bilim insanı olarak devam edeceğim deyince, helal olsun demiştim ama oyun sıkıcıydı baya. Neyse, aynen. Sonra böyle Spider-Man'ın ona buna geri dönüyoruz ve bunları izliyoruz. Ama yani bunları izlememiz bizi bir şekilde bir çıkış yolu sunmuyor. Çünkü bir çıkış yolumuz yok yani. Çünkü bu şeyin içinde yaşıyoruz. Çünkü kapitalizm bize çıkış yolu sunmuyor. Ya da sunduğu çıkış yolu şey oluyor. Aynen, bunu daha önce de söylemiştim. Ama şey oluyor işte,

Sana sunulan çözüm git Spiderman oyuncağı alıp onu odanda bir yere koy ve öyle çocukluğunu hatırla ve bir şey değiştiremeden hayatına devam et oluyor yani. Ve kapitalizm her şeyi gördüğü için, yani tüm datalarımızı da görüyorlar. Bunu şey anlamında demiyorum FBI bizi izliyor değil de yani çok basit olarak. profillerimizi bilebiliyorlar yani ne istediğimizi, ne yapacağımızı. Sonra diyorlar ki, oha bu insanlar geçmişe dönüp bakmak istiyorlar. Biz de o zaman bunlara geçmişi satalım. Spiderman oyuncağı çıkarıyorlar. Ya da mesela şu an sinema tamamen nostalji üstünden ilerlemeye başladı.

Star Wars'u mesela geri getirdiler. Aynısını tekrar çektiler. İşte sürekli aynı karakterleri geri getiriyorlar. Sırf Darth Vader yürüyor diye heyecanlanman gerekiyor çünkü çocukken Darth Vader'ı görüp çok heyecanlanmışsın. Ama mesela Star Wars ilk çıktığında şey anlatıyordu yani, Amerika'nın Vietnam'ı yok etmeye çalışmasıyla alakalı olduğunu söylüyor.

George Lucas, Star Wars'un. Hani Amerika'nın oraya izinsiz bir şekilde girip bir ülkeyi yok etmeye çalışmasını. Ama sonra Star Wars popüler oluyor, çocuklar seviyor bunu. Ama sonra kapitalizm yine bunları alıp oyuncak satıyor. Ve yani Star Wars'un konusu artık sadece eski havalı Star Wars karakterlerini tekrar izlemek oluyor.

Ki Star Wars tekrar bize köklerini hatırlatan inanılmaz bir dizi çıkardı Endor diye. Cidden çok iyi bir diziydi. Ve o Star Wars ruhunu veriyordu yani size eski karakterleri göstermek yerine. Ama artık dünya öyle bir yere geldi ki kapitalizm yüzünden. Hani Endor o kadar da konuşulan bir dizi olmadı. Yani kendi çıkardıkları şeyi o kadar sömürdükleri için izleyici kitlelerini o kadar değiştirdiler ki artık yani insanlar o ruhla ilgilenmiyor. O savaş karşıtı ruhla.

Işın kılıcı savaşlarıyla ilgileniyorlar. Hepimiz yetişkin çocuklar mı oluyoruz yani bilmiyorum. Belki biraz oluyoruzdur yani. Ki çocuk olmak da güzel ama o açıdan değil. Ya şey açısından bakarsak, verimlilik, ekonomik verimlilik açısından, ekonomi okumuş bir öğrenci olarak size böyle şeyler yapıp hiçbir şey demedim, verimlilik dedim sadece. Ama yani verimlilik arttı hani. İnsanlar artık daha az çalışarak daha çok şey yapabiliyor. Çok fazla araç gerecimiz var. Ama

Bu ekonomik verimliliğin artışı insanların günlük hayatlarını çok etkilemedi. Bu konuyla ilgili Ted Chang diye bir yazar var. New Yorker'da kendisinin çok iyi bir yazısı var. Kendisi Arrival'ın kısa hikayesinin yazarı. Nefes diye bir kısa hikaye kitabı da var. Arrival'ın kısa hikaye kitabı da var. İkisi de mükemmel. İkisini de okumanızı öneririm. Neyse, bu adam New Yorker'daki yazısında şeyden bahsediyor. Şu an işte yapay zekâ dünyayı nasıl etkileyecek, ne yapacak, ne edecek konuşuyoruz.

Ama şey diyor, yani dünya bu şekilde devam edemez, bu şekilde ilerleyemez. Hani AI bir sürü şirket için çok iyi bir şey olacak, çok daha fazla para kazanabilecek şirketler. Ama AI'in getirdiği verimlilik insanlara yansıyacak mı? Eğer yansımayacaksa şöyle olacak diyor, biz sömürülmeye ve ekonomik verimlilikten bir şey kazanamamaya devam edeceğiz. Ama bir noktada hani insanlar hayır diyecek, umarım. ve sonra yani bir sıkıntı çıkacak dünyadaki insanlarla onları sömüren şirketler arasında ve bu sıkıntıdan sonra bir şeyler çözülecek ya da şey diyor şu andan hani bunu halledelim insanların durumlarını iyileştirelim ve herkes mutlu mesut yaşasın diyor ki yani üçüncü bir opsiyon da olabilir instagrama bakarak hayatımıza devam edeceğimiz için sömürüldüğümüzü bile unutabiliriz yani bu da var bence bilmiyorum

Unutmuyoruz ama yani sosyal medya aslında bunun konuşulması açısından da sürekli laf atıyoruz ama sosyal medyanın iyi yanları da bence biraz var. İnsanlar fikirlerini paylaşabiliyorlar ve başka insanlar görebiliyor. Özellikle hani medyanın yok olduğu toplumlarda sosyal medya böyle bir görev görüyor gibi. O yüzden yani her şeyin kötü olduğunu söylememiz de zor. Ama sosyal medya böyle 2015-2016 döneminde daha çok bloglar ve bu kadar algoritma değilken çok daha iyiydi bence.

Ve yani kısaca demek istediğim şey şu, dünya her zaman böyleydi. Biz küçükken de dünyada savaşlar oluyordu. Şirketler her şeyi sömürüyordu. Sadece biz bunu bilmiyorduk. Ve yani çoğu insan bu sebeple, şu anda da çoğu insan hiç nostaljik olacakları bir hayat yaşayamıyorlar. Çünkü bazı insanlar çocukken ölüyor bombalandıkları için ya da çocukluklarını tamamen yaşayamıyorlar savaş alanlarında büyüdükleri için.

Ya da yani yaşıyorsunuz, sonra bir anda gelip biri kültürünüzü tamamen yok ediyor ve bir an kültürsüz kalıyorsunuz. Hani aileniz size bir şeyleri anlatıyor, ailenizin anlattıkları şeyler için nostalji hissedebiliyorsunuz ama aslında sizin hiçbir zaman yaşamadığınız ve göremeyeceğiniz bir şey için nostalji hissediyorsunuz. O yüzden insanların sahip olduğu nostaljiler de, yani bizim Avrupa yakasında nostaljik olmamız da çok büyük bir lüks yani. Herkesin sahip olabildiği bir lüks değil.

Bir şey diyeceğim, bu podcast başladığında her şey daha iyi değil miydi, dünyamız falan. Bence dünya her zaman boktandı. O yüzden nostaljik olurken böyle geçmişe çok fazla ait olmamamız lazım. Yani geçmişteki sevdiğimiz şeyleri düşünüp günümüzde kimlere sahip olduğumuzu fark edip onlara sıkı sıkı sarılıp sonra hepimizin daha iyi geleceği nasıl olabilir onu düşünebiliriz belki.

Ve yani şeyi de unutmamak lazım bence. Günümüzde hepimiz kötü hissediyoruz ve daha iyi hissetmeye çalışıyoruz. Ama bazı konularda daha iyi hissetmemiz çok zor yani. Ne yaparsak yapalım, her şey bizim kontrolümüzde değil. Bence bunu fark edip, bunu insanlarla konuşmak da önemli. Çünkü öbür türlü sanki bazı şeyleri yapamayan insanlar, mutsuz olan insanlar veya bir şeyleri düzeltemeyen insanlar bu kapitalist hayat oyununun içinde başarılı olamayan ve kenara itilen insanlar oluyor. Ama yani bu kimsenin suçu değil, demek istiyorum.

Tabii ki yani, evinizi toplayıp çalışın falan onu da... Aynen, özgürlüğe de var mı yok mu? Ne oluyor? Ama yani... Hayır, hayır.

Terapi... Terapinin konusunu söylemeyeceğim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)