Podcast

onaylanma ihtiyacı ve joker 2 nasıl bu kadar kötüydü?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bölümün yarısında Joker 2'den, Joker 2'nin ne kadar kötü olduğundan ve Joker'in akıl sağlığının nasıl işlediğinden bahsediyorum. Her şey kötüyken bazı kötü şeyler işte. Bu bölüm 4 Ekim'de kaydedildi.


(13:31) kısmından sonra Joker 2 ve akıl sağlığı kısmı bitiyor.







Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------
Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.233 kelime · ~16 dk okuma

Bölüm başlamadan önce size kısa bir uyarı, bilgilendirme yapmak istiyorum. Ben bu bölümü 4 Ekim kaydettim, geçen Cuma ve kaydederken bu yeni yaşanan olaylardan haberdar değildim. Ve bu bölümün yarısında Joker'den, Joker 2'nin ne kadar kötü olduğundan ve Joker'in akıl sağlığını nasıl işlediğinden bahsediyorum. Ve tabii ki bundan önce de bunları konuşmamız gerektiği gibi şu anda da bunları konuşmaya devam etmemiz gerekiyor.

Ama ben bu bölümün bazı kısımlarını çok fazla yaşananlarla alakalı paralel şeyler içerdiği için bir kısmını kestim. Ama yine de bunlarla ilgili bir şey dinlemek istemezseniz de bölümün yarısında onu da zamanına açıklamalara eklerim. İnsanın kendinin ne kadar farkında olduğundan, iyi bir şey yaptığında, kötü bir şey yaptığında ondan bahsediyorum. Direkt oraya atlayabilirsiniz bölümü dinlemek istiyorsanız, bölümü dinlemeyebilirsiniz. Ama hepsini dinleyecekseniz de bölümün başında konuştuklarım böyle, o yüzden haberiniz olsun. Şu an bunun dışında da

konuyla ilgili söyleyeceğim. Yani çok şey var ama zaman ilerledikçe belki daha çok konuşuruz. Zaten genelde de konuşmaya çalışıyorum bunları ama. Aynen. İyi dinlemeler bölümü.

Transkriptin tamamını oku

Dün Joker 2'yi izledim ve çok kötüydü. Nasıl ne kadar kötü olduğunu anlatabilirim bilmiyorum ama yani şöyle oldu. Filmin biteceğini zannettiğim zaman saatime baktım. Daha bir saatin geçtiğini fark ettim ve hani dedim ki, ups. Bu film ne anlatıyordu diye sorarsanız... Gerçekten bilmiyorum. Biraz ilk filme bağlamaya çalışmışlar. Hatırlarsanız ilk filmde Joker psikolojik sorunları olan bir karakterdi. Benim filmin en sevdiğim bölümü şeydi. Joker'in terapisti Joker'e diyor ki, ben artık yokum çünkü devlet bizim bütçemizi kesti. Bundan sonra sen kendi başına kalacaksın. Joker de diyor ki, aa.

Ne olacak şimdi? Bu şey açısından güzeldi. Yani günümüzde terapinin reklamı bayağı bir yapılıyor ya da insanlar işte sürekli terapiye gitmelisiniz, terapi size iyi gelecek diyor. Ama terapi herkesin erişebileceği bir şey de değil. Ve terapiye gitmek insanların sorunlarının çözüleceği anlamına da gelmiyor. Çünkü günümüzde yaşadığımız bir sürü sorunun sadece bizle alakası yok. Yani biri bize tokat atarken hani terapiste gidip bana tokat atılmasının normal olduğunu konuşamayız. Yani

Normal olmadığını fark etmemize yardımcı olabilir mesela terapi ya da bu konuyla nasıl başa çıkabileceğimize yardımcı olabilir. Ama eğer bize tokat atan şey kapitalizmse ve herkese tokat atıyorsa... Yani tabii ki terapi yine bizim bu konuyla ilgili düşünmemize yardımcı olabilir ama tek bir çözüm sunamaz. Zaten kimse ve yani hiçbir şey bu dünyada kimseye tek bir çözüm sunamıyor bence. Ya da mesela biriyle tanışınca kafanızda tüm problemlerin yok olacağını düşünebiliyorsunuz. Ya da bir insanlar bir filmi böyle deli gibi bekliyorlar. Sanki o film çıktığında böyle hani inanılmaz bir şey olacak ve hayatları bir anda değişecek. Hani sürekli böyle ileride olacak bir şey bekliyoruz gibi oluyor.

Neyse Joker'in en sevdiğim yanı bu terapi bölümüydü. Ama yani emin olamadığım bazı şeyler de vardı. Filmi izledikten sonra bazı terapistlerin ve bazı psikologların filmle ilgili yorumlarını okudum ve yani Joker narsist diyorlardı, evet psikopat olabilir, evet öyle duruyor diyorlardı. ama hiçbir şekilde kendi gerçekliğinden kopuk ve kendi kararlarını alamayacak düzeyde bir insanda değil diyorlardı. Mental problemlerin direkt şiddete yönelmesiyle ilgili yanlış bir algı yaratabileceğini düşünüyordu ve yani düşünürseniz filmlerde böyle mental problemlerle veya akıllı insanlarla ilgili sürekli bir şeyler görüyoruz ve izleyenler bunları bir şey bilmediği için doğru kabul edebiliyor ve Joker'de bence bu açıdan

...araştırmasını harika yapmış bir film değildi. Ama tabii ki şey de var yani, bu film şey demiyor... ...her akıl hastası gidip birini vuruyor veya şiddetle kendini açıklıyor demiyor. O yüzden hani bu konuda emin olmasam da... ...filmin iyi yaptığı şeyler vardı ama şeyi kesinlikle bence kabul edebilmeliyiz. Yani mental sağlıkla ilgili olan her film... ...bir şekilde insanların psikolojik sorunlarını... ...eğlenceye çeviriyor veya fetişize ediyor. Fetişize etmek, ne derseniz şöyle açıklayabilirim. İlk olarak...

Google'a fetişizm ne demek yazınca İngilizce, ilk anlamı şey, bir objeye veya vücudun cinsel organ olmayan bir kısmına büyük bir cinsel arzu, istek duymak. Ama ikinci anlamına gelirsek şey diyor, bir şeye fazla ve irasyonel bir şekilde adanmışlık duymak. Ve tabii ki bir sürü şey farklı şekillerde fetişize edebilirsiniz. Mesela şey var, insanların ırklarını fetişize etme var. Yani diyelim sırf biri bir

yerden geliyor diye. Bunu aslında daha önce de konuşmuştum şey bölümünde, fringe bölümünde. Sanatçıların mesela Orta Doğu'lu insanları fetişize ettiğiyle ilgili. Diyelim Suriye'den Avrupa'ya gitmiş bir sığınmacısınız ve sanat yapmaya başlıyorsunuz. İnsanlar da gelip işte aa çok iyi, zorluklarını gösteriyor işte diyorlar ve sonra gelip sizle konuşmaya başlıyorlar ama sizi sadece hani bu şekilde tanıyorlar.

Siz yani yaşadığınız şeysiniz. Normal bir insan değilsiniz. Gidip hani o insanlarla, yani Avrupalı insanlarla film konuşmaya çalışsanız ya da ben başka bir şekilde sanat yapmak istiyorum deseniz hani şey olabilirler. Ama sen buydun gibi. Ya da bazı insanlar Nuri Bilge Ceylan'ın Türkiye'yi fetişize ettiğini söylüyor. İşte el aldığı problemler Türkiye'yi gösteriş şekliyle daha çok hani kan film festivaline gidecek tarzda filmler yapıyor ve daha çok Avrupa'yı izleyicinin ilgisini çekecek şekilde Türkiye'yi gösteriyor diyorlar.

Bu da tartışılabilecek bir konu tabii ki. Ve insanın akıl sağlığını ele alan da çoğu film bir şekilde bu akıl sağlığını fetişize ediyor. İstese de istemese de. Ama bunu yapıp iyi olan filmler de var, bunu yapıp kötü olan filmler de var. Mesela bilmiyorum, Protector'ın ikinci sezonunu hatırlıyorum. Hakan Muhafız, Türkiye'de gelmiş geçmiş en iyi dizi, Netflix'in ilk dizisi. Neyse, ondan sonra çıkardıkları diziler iyi olduğu için hani Hakan Muhafız'a sıkıntı yok diyebilirim, şaka yapıyorum.

Neyse, Hakan Muhafız'da böyle bir akıl hastanesi sahnesi vardı ve böyle arkadaki tüm akıl hastanesindeki insanlar hani uçmuş gibiydi. Böyle çok garip hareketler yapıyorlardı. Bu tüm filmlerde olan bir şey hani. Kafalarını, ellerini ayrı oynatıyorlar ki bu yani olabilir ama akıl hastası olan herkes böyle değil. Filmlerde akıl hastalıklarının böyle gösterilmesi insanların bir yakınlığının ya da tanıdıklarının

akıl hastası olduğunda onlara olan bakışını da biraz değiştiriyor. Ve yani tabii ki kimse bir şeyi gerçekten gösteremez. Çünkü gerçek diye bir şey var mı bilmiyoruz ama. Ve Joker'in ilk filminde o aşırı havalı çekilmiş sahneler, aşırı havalı müzik Joker'in içini yansıtan ve sanki böyle sofistike bir şey izliyormuş hissine kapılıyorsunuz ve bu Bazı açılardan tehlikeli. Çünkü yani bir şekilde romantize etmiş oluyorsunuz o Joker'in akıl hastalığını ya da siz etmiş olmasanız bile bazı insanlar havalı müzik ve havalı sinematografiden dolayı filmi yanlış anlayabiliyorlar. Buna değinmek istedim.

Ve bence Joker olayı şey olayına da giriyor, filmlerin farklı şekillerde anlaşılması. Mesela Fight Club da farklı şekillerde anlaşılabilen bir film. Aslında toksik maskülenliği eleştiriyor. İnsanların hani karşılarına çıkan ilk havalı adama... hayatlarını adamlarınla da değiniyor ve bunun ne kadar tehlikeli olabileceğine ama sonra gidip insanlar filmin eleştirdiği şeyi seviyorlar ve bu da aslında biraz o fetiş olayına giriyor yani çünkü hani eleştirsen de bir şeyi havalı bir şekilde gösterdiğinde sen 13 yaşında mal bir çocuksan ki hepimiz yani 13 yaşında mal bir çocuk oluyoruz ki erkekler bence burada niye bilmiyorum ama

Böyle daha bir yerlere kayabilecek şeylere sahip, görüşlere sahip oluyorlar. Bunu da başka bir bölümde konuşabiliriz. Yani diyelim film seksizmi eleştiriyorsa gidip o seksizmi havalı buluyorlar. Ama böyle filmler... yanında yani kullanma kılavuzuyla falan gelmeli ya da sonunda yönetmen böyle kameraya konuşup şurada şunu anlatıyordum, burada bunu anlatıyordum demeli ve her şeyin böyle yüze söylenmeden, yüzünüze vurulmadan anlatılmasını isteyen entelektüeller de bu videoları izleyip böyle kafalarını duvara, masalara falan vurmalı.

hayır durun izlemek istemiyorum ben çok entelektüelim her şeyi anlamıştım zaten bazı şeylerin seyirciye bırakılması lazım bu arada Joker 2 de sanki ilk filme gelen eleştirilerin böyle bir anda yönetmen Todd Phillips ilk filmi de yazan yöneten adam ikinci filmi de yazan yöneten adam ilk filme gelen eleştirilere cevap vermeye çalışıyor gibi işte Halk Joker'in Joker'lik yapmasını istiyorsa Joker Joker'lik yapmalı mı? Hani ortalığı karıştırmalı mı? Çünkü Joker ilk filmde havalı bir talk show sunucusunu öldürüyor, zenginleri öldürüyor. Halk bunun devam etmesini istiyor. Joker buna izin vermeli mi? Vermemeli mi? Hani ikinci film bunları ele almaya çalışmış ama o kadar ele alamıyor ki yani. Benim ilk filmi olan saygım da azaldı. Hani ikinci filmi çeken adamla ilk filmi çeken adam aynı olduğu için

Bu filmde de yönetmen şey yapmaya çalışmış. İşte Joker'in adı Arthur Fleck. Arthur Fleck de Joker farklı insanlar. Joker, Arthur Fleck'in girdiği bir persona gibi göstermiş ve Joker'e şey ikilemini yaratmaya çalışmış.

Arthur Fleck Joker olarak mı hayatına devam edecek yoksa Arthur Fleck olarak mı? Ama bu bir kere şey açısından yanlış yani Joker'in böyle bölünmüş bir kişilik sıkıntısı yok ve çoğu filmde o bölünmüş kişilik olarak gösterilen sıkıntılar o kadar gerçekten bölünmüş kişilik olmuyor yani Split filmini izlediniz mi bilmiyorum. Baya eğlenceli bir korku filmi ama o filmde adamın böyle 49 farklı kişiliği falan var. Bir anda böyle 13 yaşında bir kız oluyor, sonra 52 yaşında bir adam oluyor. Aksanı değişiyor, giydiği kıyafetler değişiyor. Yani bu da biraz böyle hafif abartı. Joker'da zaten böyle bir şey hiç yoktu ilk filmde de, ikinci filmde de yok. Ama sanki böyle bir şey varmış gibi sunuyor. Ve yani şey de var hani... Zaten Joker, Arthur Fleck. Yani adam zaten makyaj yapıp Joker olup bunları yapıyor.

Ve bilmiyorum bu sorgulaması da bana çok saçma geldi yani. Tamam ilk filmi yapmışsın, sana eleştiriler gelmiş. Sonra sen bir anda sanki Joker ve Arthur Fleck farklı iki kişiymiş gibi davranmaya çalışıyorsun ve biraz da şeyi sorgulamaya çalışıyor. Joker yani Arthur Fleck insanlara istediğini vermeli mi? Yani bir direnişin bir...

anarşik kalkınmanın parçası olmalı mı yoksa olmamalı mı? Bu konsept olarak mantıksız bir soru değil. Diyelim bir anda şey oldunuz siz, böyle inanılmaz bir figür oldunuz ve herkes sizin ne dediğinizi duymak istiyor, dinlemek istiyor ve yani bir sözünüz insanları yönlendirebilecek bir konuma geldiniz ki böyle bir konuma gelmeyin. Çünkü kimse kimsenin sözünü bu kadar dinlememeli yani. Dünyada kimseye bu kadar güvenmemeliyiz. Ama eğer böyle bir konumda olsaydınız hani ne yapardınız falan onu anlatıyor. Yani bu kadar uzun zamandır kötü bir film izlememiştim. Filmi izlerken baya bir şey düşündüm. Yani kötü bir film izlemek o açıdan yardımcı oluyor. Çünkü benim özellikle sinema salonunda telefonuma hiçbir şekilde bakmıyorum.

Sinemadan çıkmıyorum çünkü filmi izleyip sonra yorumlamam gerekiyor. O yüzden böyle kendi duygularım ve filmle baş başa kalıyorum. Ve varoluşsal bir şeyler düşünmek istiyorsanız, hayatınızla ilgili düşünmek istiyorsanız, hayatınızdaki kötü şeyleri unutmak istiyorsanız Joker'e gidebilirsiniz. Çünkü Joker 2'den çıktıktan sonra böyle şey olacaksınız.

dışarıda bir insan gördüğünüzde mutlu olacaksınız ya da bir araba böyle siz yaya geçidinden geçerken hayvan gibi korna çaldığında duygulanıp adama bakıp böyle teşekkür ederim işte tekrar yaşadığımı hatırlayayım. Yani böyle bir şey olabilir yani çok iyi gelebilir size. Bu kadar kötü bir film izlemek. Ve film müzikal bu arada, ondan bahsetmedim. Yani eski gerçek şarkıları söylüyorlar. Hani sıfırdan şarkılar da yazmamışlar. Bu sahnelerin de hiçbir anlamı yoktu. Ve bu bana biraz şeyi de düşündürdü. İnsan kendini ne kadar farkında olmalı? Bu çok konuşulan bir konu. İşte filmlerde stüdyolar, filmlerin yapımcıları, filmlerin yönetmenlerine ve yazarlarına çok karışıyor bazen. Ve insanlar da şey diyor hani, sırf bu yüzden stüdyolar filmlere karıştığı için mesela Marvel filmlerinde yönetmenlerin bazı değişik şeyler yapmalarına izin vermiyorlar. Ya da çoğu gişe filminde yönetmenler istedikleri gibi farklı şeyler yapamıyor. Bunların sebebi stüdyo diyorlar. Ama mesela bu filmde... Bir yani bir insan, yönetmen Todd Phillips'in bir arkadaşı, bir kişi ya da Joaquin Phoenix mesela yani Joker'ı oynayan adam, Todd Phillips'e gidip şey diyebilirmiş hani, bunu çekmeyebiliriz diyebilirmiş ama kimse dememiş. Bu da bence ilginç bir olay. Ya bir açıdan insanın kendi yaptığı bir şeyin farkında olmaması güzel. Çünkü sürekli kendinizin farkında olarak yaşarsanız o zaman yapacağınız her şeyin farkında oluyorsunuz ve bir şeyler yaparken zorlanıyorsunuz.

Oyuncu Ethan Hawke'ın A Bright Ray of Darkness diye bir romanı var. Enteresan bir roman, okumanızı öneririm. O romanın içinde küçük bir parça vardı. O benim hala aklımda. Romanda böyle bir tiyatro oyuncusunun hikayesini izliyoruz ve o tiyatro oyuncusu kendinin farkında olmamakla alakalı şeyden bahsediyordu. Oynadıkları oyunda bir tane küçük çocuk varmış işte 12 yaşlarında ve selama çıkarken, oyun bittikten sonra selama çıkarken çok garip ve çok kendine has bir şekilde selam veriyormuş ve bu seyircinin aşırı hoşuna gidiyormuş.

Ve tüm oyuncular bu çocuğun ne kadar özel bir şekilde selam verdiğinin farkındalarmış. Ama çocuğa bir şey diyemiyorlarmış. Çünkü bir şey derlerse çocuk direkt selamıyla ilgili bir şeyin olduğunu düşünecek ve belki de başka bir şekilde selam verecek. Ama Joker öyle değil yani. Joker'de direkt mal mısın diyebilirlermiş gidip. Ve yani size de büyük ihtimalle arkadaşlarınız gelip, işte bir şarkı yaptım, bir şey yazdım, giyindim, iyi mi diye soruyorlardır. Mesela burada ne cevap vermemiz gerekiyor? Tabii ki bu kişiden kişiye değişiyor. Eğer çok iyi bir arkadaşımızsa... Ve yani ne yapmak istediklerine göre de değişir bu arada tabii ki. Çünkü diyelim bir arkadaşınız şiir yazmış ama hani...

Bu şiiri duygularını açıklamak için yazmış, şey yapmak için değil. Şair olup kitap basmak ya da bir şekilde pazarlamak için yapmamış. Hani bunu size okuyorsa zaten burada arkadaşınıza diyeceğiniz hiçbir şey yok. Çünkü kendini ifade etmeye çalışıyor ya da bir şarkı yazmış kendini ifade etmek için. Hani şarkının iyi ve kötü olmasının bir anlamı yok çünkü zaten tek amacı kendini ifade etmek.

Ama diyelim bir arkadaşınız bir albüm yapacak ve bir şarkıyı sevmediniz. O zaman ne diyeceksiniz? Nasıl bir geri bildirim vermeniz gerek? Ya da bazen birilerine bir şey sorunca komik tepkiler de gelebiliyor. Çünkü siz kendinizden emin bir şekilde bir şey yapıyorsunuz ve bazı insanlar o kadar enteresan şeylere takılıyorlar ki. Ya da şey diyorlar. Mesela geçen bir arkadaşım albüm çıkardı ve bana gelen geri bildirimleri anlatıyordu. Bazı insanların tepkileri çok şey biçimde gelmiş. Hani şarkıyı sevdim ama böyle yaparsan daha iyi olurdu, şu şekilde yaparsan daha iyi olurdu diye. Hani bazı insanlar tam bir geri bildirim vermiyor ama kendilerinin nasıl bir şey yapmak isteyeceğini düşünüyorlar ve o şekilde geri bildirim veriyorlar. Bence orada da sıkıntılar olabiliyor. Ya da ben de mesela geçen bir arkadaşıma bir kısa hikayemi atmıştım.

Ve o bana bir tane detayın gereksiz olduğunu söylemişti. Detay da şeydi, karakter İstanbul'da metroya inecek. Ben de 10 dakika sürüyor demiştim başında inmesi. Sonra çıkması da 10 dakika sürüyor demiştim. Arkadaşım hani bunu atabilirsin yani bir anlamı yok demişti. Sonra ben bunu arkadaşlarıma okuyordum bu hikayeyi, başka arkadaşlarıma. Sonra en çok güldükleri yer bu karakterin metrodan inip çıkmasının 10 dakika olduğu yerdi. Ve sonra bir arkadaşımın bunun atılmasını istediğini söylediğimde, aa demişlerdi.

Yani kimseyi dinlemeyin çünkü siz harikasınız ve yani bu da çok kötü çünkü bir sürü insan bu şekilde düşünüp kendilerini... inanılmaz balonların içine sokuyorlar. Ve yani influencerlardan da duyduğum en çok şey işte başkalarının düşündüklerini çok düşünemeyiz hani. Çünkü işte her çeşit insan var, kötü eleştiriler gelebiliyor ama sen kendi önüne bakmak zorundasın hani. Kendi yaptığını yapmak zorundasın. Ama arada bir çizgi var. Çünkü yani beyinsiz olma ihtimalimizi bence çok hafife almamalıyız. Ve yani bence hepimiz bazı açılardan beyinsiziz.

Mesela ben de yani sosyal medyada paylaşımlar yapmamın ve hayatımı paylaşmanın ne kadar saçma olduğunu böyle bir 3-4 sene önce anladım. Yani 10 yıldır bunu yapıyorum ve bunu anladığımda baya şey. Şu an yani terapide değilim ve tüm detaylarıyla bundan bahsetmek istemiyorum. En yakın arkadaşlarıma anlattım. Ama baya sarsılmıştım yani. Oha ben ne yapmışım diye. Çünkü yaparken normal geliyordu işte. hayatımı paylaşıyorum zaten hani bu benim falan ama öyle değil yani sosyal medyada hayatımızı paylaştığımızı düşünüyoruz ama yani bir paylaşım yaptığımızda insanlardan tepki geliyor ve sonrasında yapacağımız şey o insanların tepkilerine göre oluyor yani sosyal medya direkt bizi şekillendiriyor

Bu geri bildirim almakla ilgili de geçen çok enteresan bir şey oldu. Biriyle buluşmuştum ve işte bir şey yazıyor musun, çiziyor musun diye konuşuyorduk. Buluştuğum kişi de şey dedi, yazıyorum ama çok insanla paylaşmıyorum. Sonra biraz daha konuştuk işte herhalde rahat hissetti yani. Sonra ben lisede bir şiir yazmıştım bunu okuyabilirsin dedi ve şiiri okudum o kadar iyiydi ki sonraki gün düşündüm böyle cidden bu şiiri o mu yazdı lan diye. Şiiri de geçen kelimeleri hani Google'da aradım.

Gerçek mi diye. Sonra baktım, gerçekti. Neyse, bu... Ve bu kişi hani kötü bildirim alacağı için bu yazdığı şeyi kimseyle paylaşmıyordu. Çok ilginç geldi. Şiir de şeydi... Tamam, şiirde bir ana karakterimiz var. Kendisi ilkokulda sanırım ve çok zengin bir aileden gelmiyor. Hatta biraz fakir bir aile gibi ama hani Amerika'da... Yani... Şimdi bir anda sınıf şeylerine de girmeyelim tabii ki.

Amerika fakiri biri diyelim ve şeyden bahsediyor, gittiği okulda zengin bir arkadaşı var ve kendisinin fakirliğini hiç görmediğinden bahsediyor. Hani bazı insanlar ona farklı davranırken. daha farklı şekilde giyindiği, farklı şekilde davrandığı için. Bu zengin arkadaşı onu tam olarak kendisi olarak görüyor. Beraber güzel vakit geçiriyorlar, takılıyorlar işte. Sonra bir gün kız bu arkadaşını, öbür kızı evine çağırıyor ve evinde böyle işte salonda bir sürü kişi var. Büyük annesi var, küçük kardeşi var. Ve bu kızın zengin arkadaşı herkesle oyun oynuyor, konuşuyor, muhabbet ediyor, eğleniyorlar. Hiç takmıyor bir şeyi. Sonra tuvalete gidiyor ve tuvaletten çıktıktan sonra şey diyor, sizin tuvalet kağıdınız biraz pürüzlü geldi diyor. Ve sonra bizim ana karakter, daha fakir olan kişi, işte bunu dedikten sonra bir anda benim her şeyimi gördüğünü gördüm. Aslında fakirliğimin her şeyin farkındaydı diye. Böyle o zengin kızın gördüğü her şeyi anlatıyor. Ve sonra bir anda her şey bitmiş gibi hissediyor, kötü hissediyor.

Ama iyi yazılmış bir şey, benim dediğim gibi değil. Ve bunu yazan kişi bunun kötü bulunabileceğini düşündüğü için insanlarla paylaşmıyordu. Üzücü bence. Ben de zaten o yüzden podcast yapıyorum, film eleştirileri çekiyorum, kısa hikayeler yazıyorum ki insanlar şey diye düşünsün, bu mal herif bile bir şeyler yapıyorsa ve insanlar okuyorsa o zaman ben de yapabilirim.

Ve düşününce günümüzde her şey onay almaya bağlı. Bu benim son zamanlarda biraz sıkıntılı düşüncelerimin olduğu bir konu. Mesela sosyal medyaya girmemizin sebebi arkadaşlarımız bizim storylerimizi görsün diye mi yoksa sadece kendimizi onaylatmamız için mi? Cevabını söyleyeyim, kendinizi onaylatmanız için yani. Bunu ben de influencer'ım, şey falan diyorum, iş için yapıyorum influencer'lığı. O yüzden kendi fotoğraflarımı koyup like'lar almak zorundayım da onayınızı istiyorum yani. Kötü yani, çok sıkıcı. Benim şu an hayatımda sosyal medyası olmayan bir arkadaşım var. Çok havalı bir insan, çok eğlenceli, beraber partilemesi, muhabbet etmesi, bir şeyler yapması. Diğer yakın arkadaşlarım da sosyal medyaya hiç kendilerini koymuyorlar. Ya politik şeyler paylaşıyorlar ya da hiçbir şey paylaşmıyorlar. Herhalde ben bu arkadaş grubunda şeyi dengelemek için varım. Beni ekleyince, 6 kişiysek, kendimizi onay almak için paylaşmamızı 6'ya bölsek, ortalama bir insanın kendini onay almaya çalışması çıkıyor olabilir. Ben sadece onay üstünden yaşadığım için. Burada demek istediğim şey, sosyal medyaya bir şey koymanız yanlış. Kendinizi hiç koymamalısınız. Şaka yapıyorum. Öyle bir şey demedim.

Şu an podcast'ta da onaylanmaya çalışıyorum. Beni onaylayın, onaylayın, onaylayın nereye kadar yani. Kimse size belge vermiyor yani. Belge verilse de mutlu olmayacaksınız, emin olun yani. Çünkü ilerideki şeyler için sadece yaşıyorsak... Aynen bir şey aranı... Yani o şey gibi hani beklenen... Sürekli bir film beklemek gibi ya da sürekli bir şeyin olacağını beklemek gibi.

Rick and Morty'nin 7. sezonunun final bölümü bence çok iyi bir bölüm. Orada bir korku çukuru var ve o çukura atlarsanız en büyük korkunuzu görüyorsunuz ve çukurdan çıkmanızın tek yolu korkunuzla yüzleşmeniz. Ve eminim herkesin böyle bazı korkuları vardır. Yüzleşebildiği veya yüzleşemediği. ya da kendine itiraf etmeye emin olamadığı şeyler vardır. Mesela ben bazen günlük yazıyorum ve günlük yazarken bazen bir duygumu veya bir hissimi yazasım gelmiyor. Çünkü mesela kabul yazdıktan sonra varlığı ortaya çıkarsa o şeyin, onu kabul etmeden yaşamak zor olur yani. Kendine sürekli yalan söylemek olur. O yüzden mesela bazı şeyleri günlüğüme yazasım gelmiyor bazen.

Bazen de geliyor ve o sebeple değişik kararlar alabiliyorum. O yüzden şimdi bu podcastin sonunda sizin günlüğünüze yazmadığınız neler var? Bunları düşünebilirsiniz. Bu bölümü Atina'daydım. 5 günlük bir tatil yaptım. O yüzden dün değil, ondan önceki gün döndüm. Sonra da Joker 2 çıktı. Joker 2'yi izledim. Çok hazırlıklı değildim. Normalde birkaç tane kitap okuyup, Kurt Vonnegut diye bir yazar var, harika bir yazar. Onun kitaplarından bahsedecektim ama şimdi Joker 2'den bahsettim.

Umarım yani kesinlikle şey bir bölüm değildi. Araya sıkıştırılmış bir bölüm değildi. Haftaya görüşürüz. Bilmiyorum sonunu nasıl yapalım? Böyle böyle yapalım.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)