Podcast

420: 12.500 TL ile Yaşamak | Trend Topic #Neymiş

Trend Topic

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Trend Topic #Neymiş'in bu bölümünde 12 bin 500 TL ile yaşamanın ne demek olduğu ve Türkiye’nin yaygınlaşan yoksulluk gerçeğini konuşacağız. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

1.292 kelime · ~6 dk okuma

Herkese merhaba. Gündelik rutinimin değişmesi neymiş bölümlerini aksattı. Özür dilerim. Böyle azarlayanlar falan olmuş. Çok sevimli bir şekilde azarlamışlar tabii. Yani böyle bir itici bir durum yok. Ama oradan buradan söyleyeyim. Telafi edeceğimi umuyorum. Bugün sizlerle ekonomiye ilişkin konuşacağız. Finansa ilişkin demedim bakın. Ekonomiye ilişkin konuşacağız dedim. Altını çizeyim. 12.500 TL ile yaşamanın ne demek olduğu ve Türkiye'nin yargınlaşan yoksulluk gerçeğini şöyle bir masaya yatıralım isterim.

Kuru agitasyon yapacağımı düşünmeyin fakat üzerine düşünülmesi gereken bir tablo olduğu da ortada. Çünkü daha önceki yıllarda yaşamadığımız, deneyimlemediğimiz bir aşamadayız. Özellikle 65 artı nüfus için. Öyleyse uzatmayalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

3 Ekim'de yayınlanan enflasyon verileri finansçılar tarafından yayınlanırken, doğal olarak analizlerin tümü sayılardan ibaretti. Son 20 yılın Eylül ayı enflasyon ortalaması %1'in altındayken, 2024 Eylül ayında %2.97'lik enflasyon görüyorduk. Üstelik sert bir enflasyon düşürme programının 17. ayındayız. Yani baya da zaman geçti fakat Mehmet Şimşek %39'la aldığı yıllık enflasyonu %49'a düşürmeyi başardı. Neyse. Fakat birkaç basit sayı çok daha karmaşık olanı yeterince basitleştirmiyor. Karma karışık olan üzerine uzun uzun düşürülmesi gereken şey gündelik hayattır.

Transkriptin tamamını oku

tüm bu yaşananlar esnasında, gündelik hayatımızda neler oluyor? Her birimizin farklı gündelik hayatlarının olması bizleri birer birey yapıyor. Her birimizin farklı gündelik hayatları var çünkü. Fakat şöyle biraz uzaktan hepimizi gözlediğinizde, hepimizi gözlediğinizde, çok da farklı olmayan gündelik hayatlarımızın olduğunu görüyorsunuz. Yani evet bizler birer bireyiz çünkü farklı gündelik hayatlarımız var ama bu gündelik hayatların benzerliği bizi bir toplum yapıyor. Sabah kalk, işe git, işten gel, uzan ve uyu. Uyan, işe git, işten gel, uzan ve uyu. Sonra tekrar, sonra tekrar. ve bunları bir daha yapabilmek için yine işe git, sonra ertesi gün işe gidebilmek için bir daha uyu. Bu rutinin dışına çıkabilenler marjinaldir, sıra dışıdır ya da toplumsal düzenin kaymağını oluşturur. Şu krem döle krem dedikleri katman. Evet, hepimizin farklı gündelik hayatları var ve bu bizi birey yapıyor ama kendi gündelik hayatlarımızdaki benzerlikler ise bizi bir toplum yapıyor.

O halde sadece bireysel bazı düşünemeyiz. Sorunlarımızı toplumsal bazda da düşünmek zorundayız. Bir toplum olarak sabah kalkıyoruz, işe gidiyoruz, hepimiz yapıyoruz bunu. Sonra dönüyoruz, eve giriyoruz ve sonra uyuyoruz. Bu işte, hepsi bu. Ve aslında dayatılan bir hayatı yaşıyoruz. Bu haliyle özgür sayılmayız. İşte böyle benzer rutinler içinde, kentlerde, orada burada, ayaküstü, dükkan önünde, belki bir komşuluk ilişkisinde, belki veli toplantısında, Trafikte, vardiyada, askerde, düğünde, cenazede bir araya geliyoruz. Ben de Beşiktaş'ta Ihlamurdere Caddesi'nin ara sokaklarından birinde, bir kafede, kaldırımdaki bir masada oturup kahve içiyorum. Neyse, yaşlı bir kadın uzaktan beni keserek geliyor. Daha önce de gördüğüm bir kadın, orada böyle bir oraya bir oraya yürüyüp yürüyüp duruyor. Hafif kambur, kapalı, esmer bir kadın. Yaşı da yetmişi geçkindir, ellerinde poşetler. Yanıma geldi durdu. Nefes nefese durumda, konuşuyor ama

Önce bir soluklanması gerekiyor. Koştuğundan falan değil yani yanlış anlamayın. Baya ihtiyar bir kadından bahsediyorum. Buradaki sandalyeye oturdu. Hemen yanımdaydı o sandalye. Ben sus söyledim. O da beni tanıdı. Tanıyınca başladı derdini anlatmaya. Siirtli bir kadın, hafif şiveli ama 50 yıllık da İstanbullu. Ne işin var burada teyzeciğim? Şuradan ekmek almaya geldiydim ama bu fırındaki adam bir yere gitmiş onu bekliyorum.

Böyle koyu renkli pardesü, yine siyah renkli bir başörtüsü, onun içinde yaşlı, esmer, gariban suratlı bir kadın. Biz son derece gündelik sohbetimize devam ederken aklıma takıldı. Teyzenin evi Gayrettepe'deydi. Nereden baksan 2-3 kilometre uzakta. Üstelik yokuş yukarı. Teyze başka yer mi bulamadın ekmek alacak? Burada fırındaki adam bana parasız veriyor. Ben onu bekliyorum o yüzden.

Bu cevabı duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Teyzenin bir de dizleri sakattı. Bu arada sevgili arkadaşlar sakın yanlış anlamayın, samimiyetle söylüyorum, bir menfaat beklentisi içinde durumunu acite etmiyordu teyze, dilenci değil yani. Nedir durumları anlatayım. Teyzemiz ev kadını, okuma yazması var mı yok mu emin değilim ama Türkiye'deki 11 milyon ev kadınından yalnızca biriydi o da, güvencesiz bir hayat yaşıyordu.

Hayatı boyunca eşinin güvencesinden faydalanmış. Eşi olmazsa tümüyle güvencesiz sokakta. Eşi de SSK emeklisi. Evleri var bu arada, kirada oturmuyorlar. Nasıl bir ev bilmiyorum. Ben tüm bu diyaloglarımızı 20-30 dakikalık bir sohbetten çıkartıyorum size. Adamı bekliyor ya, bekleyecek yerde lazım. Ne sorsam anlatıyor. Buraya Taksim ilk yardımdan gelmiş. Taksi dolmuşa binmiş Taksim'den Beşiktaş'a gelmiş. Buradan da ekmek alıp Gayrettepe'ye yürüyecek. Bir tane iğne,

Bin lira? Ha şu dizime yine iğne vurdurdun bak. Sen evladımsın şu dizime. Ha bak, bin lira verdin buna. Anlat oğlum bunları da anlat. Ben de soruyorum, ne iğnesi bu teyze? Klasik Anadolu kadını. Dizleri gitmiş, sıvı eksikmiş, oraya enjeksiyon yapılıyormuş. Bir iğne bin TL. Özel hastane değil bakın. Devlet hastanesi. SGK bir ilacı ödemiyormuş. Bu kadın veriyor bin TL bir iğneye. İki dizine iki bin TL.

Dizine yapılacak iğne için 1000 TL iğne parası istenen kadın bedava ekmek için fırın kapısında bekliyor. CHP'miş, AKP'miş, MHP'miş hiç gündeminde değil. Ha isyankar bir durumda mı? Yoo. Böyle büyük talepleri yok. Çok ama çok basit talepleri var. Böyle et fiyatları falan da artık umurunda değil. Yani isterse 2000 lira olsun, 3000 lira olsun. Zaten 500 lirayken de et alamıyor ki. Aslında tümüyle gündelik hayatın dayattığı şeyleri yerine getirebilmeyi talep ediyor.

Son derece basit talepleri var. Ne gibi? İşte kocası bu yoklukta bir de sigara içmesin, su faturaları keşke biraz düşse, dize yapılan iğneden de 1000 TL alınmasa. Çünkü adam sigara içince eve giren yemekten kısıyorsunuz, su faturaları yüzünden suyu açarken canınız yanıyor, sebzeleri falan yıkamamaya başlıyorsunuz. Tüm bu talepleri de aslında kendisi dile getirmiyor da ben sohbetimizden yola çıkarak bazı talepler sundum size. Burada kısa bir ara verelim, döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Sohbetimizin ardından kendisi kalktı, fırından ekmeğini aldı ve yürüye yürüye Gayrettepe'deki evine gitti. Onun Taksim İlk Yardım Hastanesi, Beşiktaş'taki yardımsever fırın ve ev arasında geçen gündelik hayatı zorluklarla dolu. Sosyal ihtiyaçları olduğunu unutmuş bile. Uyumak, karnını doyurmak, ilaç alabilmek gibi biyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için didinip duruyor. Bunları karşıladığında da haliyle çok şükür diyor.

Fransız sosyolog Henry Lefebvre gündelik hayatın eleştirisi başlık kitabında şöyle diyor. Gerçekten de yaşlı kadın tam da Leferber'in dediği gibiydi. İndirimde patates kovalıyor, A101'de 9 TL'ye düşen patatese seviniyor, ekmeği bedava alabilmek için 2-3 km yol yürüyor. Fakat daha iyi biçimde nasıl yaşayacağını da bilmiyor. Biyolojik ihtiyaçları karşılandığında çok şükür diyor. Böyle bir durumdaki kadından diz iğnesi diye 1000 TL isteniyor ama o yine istem etmiyor.

Bu podcast serisinde sıkça söylemişimdir. Esir alınmış gibidir halkımız. Özgür değildir. O halde olan insanlara tercihleri nedeniyle kızamayız. Zira halkımızın ekseriyeti özgür değildir. Bu teyzemiz gibi dayatılan bir hayatı yaşamaktadır. Önceki bölümlerde Türkiye'nin suça sürüklenen çocuk gerçeğini konuşmuştuk. Bunun yanında bir de suça sürüklenen değil de ölüme sürüklenen yaşlı gerçeğini konuşmak gerekir.

Sosyal güvenlik sistemi çöküyor ve iktidar bu çöküntünün sorumluluğunu EYT'lilere yıkıyor. Halk kesimleri de EYT'lilere kızarak aslında tüm bunların sorumluluğunu birbirine yıkıyor. Birbirine kızıyor halk. Belki siz de EYT'lilere kızıyorsunuzdur. Kızın veya kızmayın fark etmez. Bugün yaklaşık 10 milyon emekliye 12.500 TL veriliyor. 12.500 TL. Bu düzen değişmezse ki değişecek gibi de durmuyor.

Muhtemelen bu kaydı dinleyen sizlerin de cazip bir emekli maaşı olmayacak. Gelecek adına bu denli endişeli bir toplumun da güvende olabilmesi mümkün değildir. Zira ulusal güvenlik sadece askeri güvenlikle açıklanamaz. Ulusal güvenlik, askeri güvenliğin yanı sıra sosyal güvenliğin de tam olarak çalışmasıyla mümkündür. Yani, güvenlik endişeleriyle dolu bir zihniniz varsa bile sosyal güvenlik sistemini önemsemek durumundasınız. Askeri güvenlik ve sosyal güvenlik, ulusal güvenlik anlamına gelir. Halkımız sosyal olarak güvende değilse, böyle bir toplumda suç da patlar, uyuşturucu da patlar, demokrasi de zedelenir, yani onu da ayakta tutamazsınız.

Kimi dinleyicilerimiz benim buna benzer yorumlarımın solculuğumdan kaynaklandığını düşünüyor. Hayır, gerçekten böyle bir ideolojik saplantı içinde değilim. Sağcı da oldasanız dediklerim hakikattir. Bu halkın en acil ihtiyacı sağlıklı bir sosyal güvenlik sistemidir. Halkın sosyal güvenliğini umursamazsanız, ulusal güvenliğimizi de unutun. Öyle İsrail falan değil, bizzat garibanlık tehdidiyle karşı karşıyayız. Merhum sanatçı Ferhan Şensoy'a kulak vererek bitirelim.

Sorunları çözmeye hemen para gerekir. Sorunları çözmeye hemen para gerekir. Yaşadım da öğrendim, yiğitliğe gerek yok. Yaşadım da öğrendim, yiğitliğe gerek yok. Cebini doluysa eğer... Benden bu kadar. Hadi eyvallah. Cebini doluysa eğer, hayat yaşamaya değer.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)