
3.829 kelime · ~19 dk okuma
Herkese merhaba, bu kaydı 8 Ekim'de alıyoruz. Son haftalarda Tren Topik'te sıkça işlediğimiz tek bir konu vardı. Şiddet. Geçen ay yayınladığımız çok tuhaf zamanların erkeklik krizi, insellik bölümü ardından gündelik şiddetin kök nedeni modernleşme krizi bölümleri aslında Türkiye'de asayiş sorununa odaklanan içeriklerdi. Her iki bölümde de iki krize ilişin konuştuk.
İnsellik bölümü bir erkeklik krizine işaret ediyordu ve bu krizin sadece bir tortusuydu insellik. Aslında bütün erkekleri içine alan bir krizdi. Öte yandan, inselleri de aşan, belki de kapsayan, çok daha geniş bir şiddet sorunuyla baş baş olduğumuz da ortadaydı. Şiddet failleri sadece inserler değildi. Toplumun geneline yayılan bir sorundu şiddet. Peki, hangi krizden ölüyordu bu hastalıklı durum? İlk kriz erkekliğe ilişkindi. Şiddete neden olan ikinci krizi de toplumsal çatışmaların orta yerinde duran modernleşme krizi olarak tanımlamıştık. Ardından suçun sosyal darvinist bir bakış açısıyla kavranamayacağını, suçun toplumsal bir mesele olduğunu, bir bebeği bir katile çeviren karanlık bölümlerinde işledik. Bu bölümde de artan şiddet ve dolayısıyla suçlu sayısının toplumsal nedenlerine odaklandık. O bölümde de dedik ki, suçu toplum hazırlar, suçlu işler. Suç toplumsal bir vakadır. Son bir aydır odaklanıp bu kadar konuşmanın vardığı sonuç şuydu. Toplumumuz zorbalaşıyordu. Artık toplumumuzun şiddete tahammülü çok daha fazla. Çok gündelik hale geldi şiddet. İlla sokak diye düşünmeyin, ev içinde mesela, fabrikada veya iş yerinde. İlla fiziki olmak zorunda da değil. Küfürler, hakaretler, tacizler, mobbingler. E yoksulluk, başka bir yerde. E bu atmosfer fiziki şiddetin üremesine de zemin hazırlıyor. Fakat bir de devlet var tabii. Bunca toplumsal meselede onun hiç mi suçu yok? Olmaz mı? Tüm bunları değiştirilebileceğine ilişkin kudret devlette.
Fakat buraya dikkat, tüm bunları değiştirecek güç devlette olduğu gibi, tüm bunlara neden olacak güç de elbette onda. Çözümsüz bıraktığı bir sorun olduğu gibi, sorunun büyümesine de neden olabiliyor devlet. Kısacası devletin varlığı bir dert ama yokluğu da yara. Çünkü çağımızda olmazsa olmaz bir mekanizma devlet. Gelin bu bölümde bir başka krizi konuşalım. Devletsizlik krizini, devletsizlik. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
Bir cezaevi deyimdir de toplumumuz cezaevine çok yakın durduğundan bu jargona aşina hale gelmiş. Ne diyoruz? Yatarı ne kadar? Yatarı ne kadar? Bu ifadeye yani yatarı ne kadar ifadesine bundan 10-15 yıl önce böyle aşina değildik. Son yıllar bize ceza yasasını bypass eden bir infaz yasası olduğunu öğretti.
Cezalar oldukça yüksekti de hiçbirinin doğru düzgün yatarı yoktu. Haliyle biz de kardeş cezası 10 yılda yatarı ne kadar demeye başladık. Bu ceza bir jargondur aslında. Hah, işte o yatar dediğiniz aslında infaz yasasına ilişkindir. Ceza 10 yılda infazı ne kadar gibi. Çok enteresan değil mi? Kaç yılsa kaç yıl. Ona göre ver cezayı. Niye 10 yıl ceza verip bir de hesap yaptırıyorsun?
İşte bu bölümde bu sorulara yanıt arayacağız en başta. Suçu ve cezasını konuşacağız. Ardından ikinci bölümde yani reklamlardan sonra devletsizlik krizinin sonuçlarına ilişkin konuşacağız. Sizi hiç bekletmeden vaziyeti bir örnek üzerinden anlatayım. Evet, gelsin sorumuz. X arabası ile Y arabası trafikte arka arkaya gitmektedir. Y arabasının sürekli korna çalmasında sinirlenen X sürücüsü, tabanca silahı şahiner, bu esnada dışarı çıkan Y sürücüsünün bacağını silahla ateş eder.
Yargılandığı davada X sürücüsüne kasten silahlı yaralama suçundan hüküm verilmiştir. Bu suçu işlediği sabit görülen kişinin cezası nedir ve bu kişinin hapiste kalacağı süre ne kadardır? Efendim aslında basit bir trafik kavgasını ama silahlı bir yaralamayla biten bir trafik kavgasını örnek olarak gösterdim size. Şimdi bu soruyu cevaplayabilmek için alıyoruz elimize Türk Ceza Kanunu'nu, açıyoruz madde 86'yı. Kasten yaralama suçu bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası gerektirir diyor. E makul. Bence de böyle bir fiili işleyen x kişisinin en az bir yıl hapiste kalması gerekir.
Madde 86 devam ediyor. Suç diyor bir silahla işlenmişse yara oranında arttırılır. E o dayı tabancayla adam vurmak nedir sokak ortasında? Arttıralım en az 1,5 yıl hapiste kalmalı. Eder 18 ay. Bu da az değil. Şimdi o malum soruyu soruyoruz. Kardeşim 1,5 yıl ceza aldın da bu işin yatarı ne kadar?
Efendim, bu soruyu cevaplayabilmek için önce elimizdeki Türk Ceza Kanunu'nu kaldırıp koyuyoruz bir yere ve onun yerine 5275 sayılı ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunu alıyoruz. Açıyoruz madde 107'yi. Ne diyor? Koşullu salıverilme. Haa, ne demek o peki?
Avukat Mehmet Akif Karakaya koşullu sarıl verilmeyi kendi YouTube kanalında şöyle tanımlamış. Hapis cezasının bir kısmını cezaevinde iyi hali geçiren hükümdünün, cezasının kalan kısmını cezaevi dışında denetim altında tutulmak suretiyle şartlı olarak infaz edilmesi işlemine denilmektedir. Yani cezayı aldın da bunun bir kısmını yatıyorsun, sonra koşullu sarı verirmeyle çıkıyorsun. Yani infaz yasası bir af yasası değil, cezayı çektiriyorum diyor, bu süre içinde koşullara uymazsan yeni cezanla birlikte eskiden kalanı da üstüne yükler, öyle yatırırım. Anladık yani, bir mantığı var. Ceza yasasının yanında bir de infaz yasasının olması normal, tüm dünyada var. Ceza yasası ayrı, infaz yasası ayrı, neyse. Gelelim X kişisinin akıbetine.
Kasten silahla yaralama suçu sabit görülen X kişisi 1,5 yıl hapis cezası almış olsun. İnfaz yasasına göre kasten yaralama suçunda cezanın yarısı hapiste uygulanır. Yani bu suçu sabit görülen kişi 1,5 yıl hapis cezası almıştır ama 9 ayını hapiste geçirecektir. 9 aylık hapis hayatı. Bir trafik kavgasında tepesi atmış, çıkarmış silahıyla adamı bacağından yaralamış. Yani ben yorum yapmayayım da 9 aylık hapis için azdır demeyelim. Yani 9 aylık hapis evet fena bir ceza değil ama az değil. İşin gücün varsa işin gücünün içine edilir, borcun harcın varsa bittin demektir öyle de düşünün. Neyse yani iyi bari 9 ay olsun hadi. Peki bu 9 aylık hapsin koşulları ne? 9 ay boyunca tek kişilik bir hücrede mi kalacak bu kişi? Nasıl bir ceza yani bu? Efendim bizim infaz rejimimizde bir kapalı cezaevi var, bir de açık cezaevi var.
Şova Ber bundan 10 yıl kadar önce Ankara açık cezaevinin haberini yapmış. Dar ve kalabalık koğuşlar, karanlık köhne eski binalar, insanlardan kilometrelerce uzakta cezasını çeken kader mahkumları. Bu alıştığınız cezaevi tanımı. Ama bunları unutmanın tam da zamanı. Çünkü burası Ankara açık cezaevi. Restorandan matbaaya, Hediyelik eşyadan marangoz atölyesine kadar pek çok eğitim kurumu mevcut. Yani insanlar, kader mahkumları burada hem cezalığını çekiyorlar, hem de kaderlerini yenmenin yollarını öğreniyorlar. Sevgili dostlar, ben daha önce tutuklu yargılanmış bir kişiyim. Yani cezaevi deneyimim var. Kapalı cezaevini gördüm ben. Daha hiç açığı görmedim. Tutuklu yargılandık, sonra oradan tahliye olduk. Biraz önce haberde dinlediğiniz açığa ilişkin tamamen mahkumları dinledim. Bir de gezdim açık cezaevine. Şöyle söyleyeyim, açığa çıkan mahkum,
Tahliye olmuş gibidir bakın, tahliye olmuş gibidir. Mahkûmun saydığı gün, kapalı cezaevine ilişkin gündür. Yani her iki cezaevi arasında dağlar kadar fark vardır. Mesela yazdırın kendinizi bir üniversiteye, okula gidip gelin, açık cezaevindesiniz ama okula gidip gelebilirsiniz ders saatlerinizi bildirdikten sonra.
Gün boyu cezaevi kampüsünde, kantinde, orada burada takılın. Akşam dönün yatakhanenize yatın. Görüşçünüz gelsin, gün boyu çay poğaça yapın. Telefonla birini mi aramanız gerekiyor? Çok dert ederseniz, uğraşırsanız içeri cep telefonda sokabilmeniz çok kolaydır ama yasaktır.
Ama ankesörlü telefonlar var. İstediğiniz kadar konuşun telefonla. Mesela Sincan kapalı cezaevinde haftada bir sadece 10 dakikaydı telefon hakkı. Açık da sınırsızdır. Yani açık cezaevinin adı cezaevidir de açık cezaevi düşündüğünüz gibi bir cezaevi değil. Yani oradaki caydırıcılık kapalı cezaevinde geçirilen süredir. Ha mesela örnek vereyim, adliyelerde falan
Adalet Bakanlığı'nın kantinlerinde çalışan kimi işçiler açık cezaevi mahkumlarıdır. Yani sabah servisle iş yerlerine giderler Adalet Sarayı'na, oradan dönerler akşam uyumaya, işte cezaevine giderler. Böyle işlerde çalıştırılırsınız, akşam döner yatakhaneniz uyursunuz. Bazen izin verirler, özel günlerde evinize gidersiniz mesela. Bayram olur. Eğer siz de öyle kurala kaideye çok aykırı davranışlar içinde değilseniz bayramda izin verir mesela müdür. Öyle işte uzatmayayım. 9 ay hapis yatacak 2 kişisi. O halde bunun ne kadarını kapalı da ne kadarını açık cezaevinde yatacak? Bunun alt sınırı ne kadar? 1 bölü 10. Ne demek yani? Cezanız 1,5 yıldı ya. 18 ay yani.
1 bölü 10 infaz. 10'a bölün o 8 ayı. Zor değil mi? Ben böldüm 54 güne diyor. Bakın nereden nereye geldik. 1,5 yıl ceza alıyorsunuz. 54 gün kapalı hapiste kalıyorsunuz. Sadece 54 gün. Bu 54 günde de sayılı gündür. Hakikaten çabuk geçer gider yani. Ben 7 ay yattım. 54 gün gerçekten küçümsenecek rakamdır.
Yıllarca hapis yatmaya benzemez. Girersiniz, çıkarsınız. Ben böyle mahkumlarda da kaldım. Trafikte birini yaralamış. Gelmiş, bir ay yatıp çıkacak. Eğer gayrimeşru koşturan biri değilse, o bir ay onun hayatında önemlidir. Traumatize eder durumunu, diğer mahkumlar da buna güler. Böyle yeni girende böyle bir mallık olur. Bir rahat zamanda anlatırım böyle şeyleri. Ulan zaten bir ay yatacaksın. Bu ne yaygınlık? Babacığım, eve ne zaman geleceğiz? Seni çok özledim.
Geleceğim yavrum. Yakında, yakında geleceğim. Abdullah'ım, sana ne kadar gün verdiler? Az, Gülizar'ım az. Üzülme. Sakın üzülme. Ama yine de hapse giriyor kişi. Ulan ona da tamam be. Yeter ki bir trafik kavgasında adamı ayağından silahla vuracak kadar kendini kaybeden birine bir ceza verilsin. 54 ki- Tamam be. Yine de bütün hayatı alt üst olur, işinden olur, hiç değilse caydırıcıdır. Mesela bu kaydı dinleyen sizler için 54 günde olsa hapse girmek büyük olaydır değil mi? Kabul edersiniz. Şimdi, infaz yasasının 107. maddesinden bizimkinin 54 gün kapalı cezaevinde kalacağını öğrendik. 54 günün ardından açık cezaevi, sonra da koşullu salıverilme. Dönüyoruz ama aynı yasanın 105. maddesine. 107. madde koşullu salıverilmeydi, ne kadarını yatacaksın sorusuna oradan baktık.
Bir de 105. maddeye bakalım. Ne diyor? Denetimlik Serbestlik. Nedir o? Onu da Okyanus Hukuk adlı YouTube hesabından Yasemin Karagül'den dinleyelim. Denetimlik Serbestlik, alternatif bir ceza ve infaz sistemidir. Hükümünün cezasını ceza elinde infaz ederken koşulu sıla verilmesine belli bir süre kala tahliye edilirken dışarıda suçlu hayat içerisinde denetim altında tutulmaktadır.
Toplum temeli bir uygulama olan teyitimin serbestliği, hürriyeti bağlayıcı bir ceza değildir. Şimdi burada da serbestsin ama örneğin haftada bir gidiyorsun karakola imza atıyorsun. Şöyle esneklikleri de var. Mesela holiganlıktan ceza edin, takımının maç saatinde karakolda olman gerekiyor falan. E bizim x kişisini ilgilendiriyor mu bu? İlgilendirmez mi efendim? Ne diyor 105a? Hapis cezasının son bir yılına kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiriyle dışarıda infaz edilmesine.
Bizimkinin toplam hapis cezası 54 gün kapalı da olmak üzere 9 aydı. Düzenleme ne diyor? Cezanızın son 1 yılında denetimli serbestlikten faydalanabiliyorsunuz diyor. E bizim 9 aylık cezada böyle piç oldu ve bizim ilk kişisi silahla bacağından adam vurdu ve bunun cezası olarak haftada bir karakolda imza atacak. İmzayı atmayınca önce polis arıyor, siz o polisi kafa kola almaya çalışıyorsunuz falan filan. Yani sonuç olarak X kişisi taşıdığı tabancayla
Trafikte sinirleniyor ve bir kişiyi bacağından vuruyor, bu kişi ameliyat falan oluyor ve bu kişi, daha doğrusu fail, bir gün dahi hapis yatmıyor. Özetle durum şudur, siz bu memlekette silahla birinizi vurmanıza rağmen hapise girmiyorsunuz. Ha diyelim ki bu yaralamanın sonucu yaralanan kişinin bir organı gitti, parmağı koptu, böbreği gitti ya da bir gözü gitti mesela, kör oldu adamın bir gözü. Bu işin de yatarı 7-8 aydan fazla değil bakın. Bu eskiden böyle değildi. İnfaz yasasında yapılan değişikliklerle bu hale geldiler. Siyasette uzun süredir tartışılan infaz düzenlemesi meclisten geçti. Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından 45 bin hükümlü tahliye olacak. 15 bin hükümlü de izinli olarak eve çıkacak. Açık cezaevine geçeceklerle birlikte kapsamdaki hükümlü sayısının 100 bini aşması bekleniyor.
Yani ceza yasası değişmiyor, cezaların yatarı düşürülüyor. Tabii yatar düşünce biraz önce dinlediğiniz gibi pek çok kişi serbest kalıyor. Daha önceki düzenlemelerde hapse girilmesi gereken suçlarda da hapse girilmiyor. Düşünün işte silahla birini yaralayın, hapse girmiyorsunuz. Bıçakladınız birini, bıçağı hayati yerlerine saplamadığınız sürece yine hapis yatmıyorsunuz. Yani öyle kalçadan, karından falan bıçaklandığınız zaman gözaltından serbest bırakılıyorsunuz, haftada bir imza atıyorsunuz.
Ya lütfen hayal edin, sokakta bıçaklandığınız takdirde sizi bıçaklayan kişi hapse girmiyor. Ancak ilave suçlar falan işlemesi lazım. Hem bıçaklayıp hem de paranızı alması lazım mesela. Ya da bıçaklarken hayati organlarınızı hedef alıp öldürmeye teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerekir.
Boğazınızdan bıçaklandınız mesela ya da kalbinizden. Kişi ölmediyse 9 ila 15 yıl ceza alırsınız. Bakın cezası bu. Sonra 1 bölü 6 iyi hal indirimi. Tahrik varsa 1 bölü 4 ile 3 bölü 4 arasında bir indirim daha. Yani bu kişi 2 yıl falan hapis yatar. Onun da 1 yılında denetimli serbestlikten faydalanır. Yani siz öldürmeye teşebbüs eden bir kişiyi 1 yıl sonra karakolda imza verirken görebilirsiniz. Şimdi tabloyu anladık diye düşünüyorum.
Siz bu tablodan hiç haberdar olmayabilirsiniz. Peki ya suçla iç içe, gayrimeşru koşturan, mücrim mahallelerde yaşayan 20 yaşında bir lümpen bu anlattıklarımı bilmiyor mu? Bilmez olur mu? Biliyor. Yaptığı her suçun cezasını da biliyor, yatarını da biliyor bakın. Birini bıçakladığında, hatta silahla vurduğunda, uyuşturucu sattığında veya cinsel istismar suçu işlediğinde hapse girmeyeceğini biliyor çünkü etrafındaki herkes bu işi yapıyor ve hiçbir şey de olmuyor.
Bizdeki infaz yasası suçluyu öylesine kayırıyor ki bu infazlar gayrimeşru alemde alay konusu oluyor. Adana çocuğu bu, ayık demizelim. Mahkemeye gidip ifade verelim. Kafamız güzelken odaya girelim. Manitaya ayarla ben çok severim. Üç var, beş var, beş yok, üç yok. Gören diyecek torbacı satın alıyor. Çeker diyorsun kardeş hızlandırır seni. Bir kapak çıkar öyle patlatır beni. Haliyle bir cezasızlık sorunuyla karşı karşıyayız. Bakın eşini dövenin falan karakolda ifadeye bile çağrılması için bu suçunu 4-5 kez işlemesi lazım. Bir kocanın hapse girmesi için karısını öldürecek kadar dövmesi lazım. Düşünün işte psikopat bir kocasınız, yasal düzenlemeler karınızı hemen her gün dövebilmenize imkan tanıyor.
Yıllarca karısını dönmeyi alışkanlık haline getirmiş bir psikopat, karısı boşanmak istediğinde de alışkanlığına devam ediyor. Hakikaten esaret altına alınmış bir hayata dönüşüyor kadının hayatı. İş yerini basıyor, olay çıkarıyor. Boşanmak isteyen kadın çalışmaya başlayıp kendi ayakları üzerine durmaya çalıştığı anda, kocalar kabus gibi çöküyor kadınların hayatına.
Ve devlet yok arkadaşlar bu mekanizmada. Yani devlet buraya katiyen müteal olmuyor. Bu kadınlardan sadece biri güllü taş. Eşi seytan taş. Boşanmak isteyen eşinin çalışmasını istemiyor. Binlerce şikayetim var. Ben sadece devletimden çocuklarımı ve güzel bir iş istiyorum. Çünkü gittiğim her işten adam çıkmamı sağlıyor. Gidip onlara iftiralar atıyor. Beni darp ediyor işe gitmemem için.
Kadıncağız bu zamana kadar hiçbir yerde tutunamamış. Nereye çalışmaya girse, bu manyak koca iş yerine geliyor, olay çıkarıyor. Ve devletin bu faaliyete en ufak yaptırımı yok. Basit bir örnek olay olarak, güllü taşın kocası seytan taşı gözaltına alıp serbest bırakıyorsunuz. Bu basit bir olay. Yani olay seytan taştan ibaret değil. Her yer böyle. Düşünün işte, silahla birini yaralasanız bile hapse girmiyorsunuz ki yere yatırıp tekmelemek falan son derece basit işler.
Yılları reza almış ve canileşmiş bu tiplerin de kadınlarla kurduğu ilişkiler belli. Dışarısı cani dolu. Bu adam 8 yıl geçirilmiş cezası varken dışarıda elini kolunu sallayarak geziyor, geliyor benim yavrumu orada katlediyor. Benim yavrum katledilmiş, bana hala 4 aydır dosya gizli deniliyor. Ashabınızın yeterince bozuk olduğunun farkındayım ama devam edelim. Bu cezasızlık ve devletsizlik halinin nedeni nedir? Deli mi bunlar bu kadar psikopatı dışarı bırakıyor? Hadi onu da reklamlardan sonra konuşalım.
Aradan önce neden diye sormuştuk. Bunca şiddet faili neden cezasız kalıyor? İnfaz yasası neden insanları hapse atmıyor? Bakın daha hükmün açıklanmasını geri bırakmaya falan gelmedim. 5 yılın altında bir cezanız varsa ve ilk suçunuzsa muhtemelen ceza bile almıyorsunuz.
Hükmün açıklanması geri bırakılıyor. Bir daha işlememeniz gerektiği söyleniyor. Sarı kart gibi bir şey yani. Öyle nedir? Alt tarafı adam bıçaklamışsınız. Kardeşim hükmün açıklanmasını geri bırakıyorum. Bir daha yaparsan o zaman düşünürüz diyor devlet. Neden böyle peki? Çünkü bir sosyal patlama yaşıyoruz ve iktidar bu sosyal patlamanın bizzat nedenini oluşturuyor. Haliyle bu patlamanın nedeni çözümü de olamıyor.
Diyeceksiniz ki ne alaka Ozan, infaz yasasını değiştirsinler, suçluları hapse atsınlar, ne zırvalıyorsun sosyal patlama falan. Sevgili dostlar, son bir buçuk ayda toplumsal asayiş meselesini gündeme taşıdığımız dördüncü bölüm bu. İlk üç bölümde meselenin toplumsal boyutunu el için konuşmuştuk. Boşuna demiyorum bir sosyal yozlaşma çürüme yaşıyoruz diye. Türkiye'de an itibariyle dokuzu çocuk ve gençlik olmak üzere tam 404 tane cezaevi bulunuyor. Bu 404 cezaevinin bağlı bulunduğu kurum ise Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evi Genel Müdürlüğü. Kurumun sitesini bölüme çalışırken inceledim, hapishane kapasitesine baktım, beraber takip edelim. Ülkemizde 1 Eylül 2024 tarihi itibariyle 272 kapalı ceza infaz kurumu, 100 müstakil açık ceza infaz kurumu, 4 çocuk eğitim evi, 11 kadın kapalı, 8 kadın açık, 9 çocuk ve gençlik kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere toplam 404 ceza infaz kurumu bulunmakta olup bu kurumların kapasitesi 295.268 kişiliktir.
Evet, neymiş? 404 ceza infaz kurumumuz varmış ve bu 404 kurumun toplam kapasitesi de 295.268 kişiymiş. Peki, 295.000 kapasiteli ceza kurumlarında an itibariyle kaç kişi kalmaktadır? CHP Trabzon Milletvekili Avukat Sibel Suiçmez, Adalet Bakanlığına bir soru önergesi vermiş, cevabı da meclis kürsüsünden okumuş. Dinleyelim. 1 Temmuz 2024 yılı itibariyle toplam kapasitesi 295.328 olan 403 cezaevinde 295.064 hükümlü, 47.462 tutuklu bulunmaktadır. Bunların 327.855'i erkek, 14.675'i kadın olmak üzere hükümlü ve tutuklu sayısının toplamı 342.526'dur.
Veriye boğdum, özür dilerim. Ama önemli bir konu bu. Bakın ne dedik? Toplam kapasitesi 295 bin olan 404 ceza infaz kurumumuz var. Fakat toplam tutuklu ve hükümlü sayısı 342 binden fazla. Yani hali hazırda cezaevlerinde kapasite fazlası 47 bin tutuklu ya da hükümlü bulunuyor. Ne demektir kapasite fazlası? Ben bunu gördüm, gözlerimle gördüm. Müsaade edin anlatayım. 21 kişilik koğuş hayal edin. Bu 21 yatağın olduğu anlamına gelir.
Yoksa koğuşta boş yerler de var. Yerlerde en azından boş yer var. Yani yürüdüğümüz yerler var. Peki bu koğuşa 22. kişi gelirse ne olur? Uygun bir yere yer yatağı atılır. Yeni gelen orada kalır. Ben 21 kişilik koğuşta 24 kişi kalındığını gördüm. Ama bu koğuş yine de fena sayılmaz. Mesela tecavüz koğuşu 28 kişilikti. 50'den fazla mahkum kalıyordu ama. Orada yer yatağı falan da yetmez. Yataklar nöbetleşe kullanılır. Biri gündüz yatar, diğeri gece yatar. Beter olsunlar dediğinizi duyuyorum ama biz konumuza geri dönelim. An itibariyle cezaevlerinde yeni bir kişiyi tutuklamak için bir başkasının çıkması gerekiyor.
Bu da bahsettiğim infaz düzenlemelerinin en temel nedenini oluşturuyor. Diyorum ya bir tür sosyal patlama yaşıyoruz diye. Yani tüm bu meselenin kök nedeni toplumsaldır ve devlet bu toplumsal patlamaya hem zemin oluşturuyor hem de bu patlamanın sonuçlarını azaltabilecek kabiliyetten de mahrum. Zira cezaevleri ağzına kadar dolu. Hadi infaz yasasını düzeltin. Cezaları değil ama cezanın yatarını arttırın. Ben size söyleyeyim. 404 cezaevinin yanına bir 404 cezaevi daha yapmanız lazım.
Bakın bugün ceza ve infaz kurumlarında 342 bin tutuklu ve hükümlü olduğunu biraz önce söyledik. Peki, zamana göre sayı ne kadar değişiyor? 10 yıl geriye gidelim, 10 yıl. 2014'e. Bugün 342 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısı 10 yıl önce 159 bindi. 10 yıl önce böyle bir asayiş sorunumuz yoktu. Ama 10 yılda cezaevlerinde yatan insan sayısı %110 arttı.
Bakın, 10 yılda nüfusumuz %10 artmış, fakat toplu ve hükümlü sayısındaki artış %110. Diyorum ya, bir sosyal patlama var diye. O da boşuna değil. Düzenimiz çöküyor. Artık bir ulus değiliz, bir toplum değiliz. Devlet yapımız değişiyor. Toplumsal düzenimiz çürüyor. Ama bölümümüzün konusu devletsizliktir.
Bölüm boyunca cezasızlığa ilişkin konuştuk fakat tek mesele bu da değil. Denetimsiz bırakılmış ve kontrolden çıkmış bir devlet aygıtıyla baş başayız. Yani krizin adı cezasızlık krizi değil, krizin adı devletsizlik krizi. Cezasızlık bu krizin bir başlığı sadece. Mesela kişisel verileri saklayamayan bir devlet bu.
Çok basit paralara, 100-150 lira gibi paralara benim Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaramı, ana ve baba adımı, hepsinin doğum tarihini, doğum yerini, annemin kızlık soyadından tutun da kimliğimin seri numarasını bulabilirsiniz. Benim ya da sizin bu bilgilerinizin birilerinin eline geçmesi çok büyük mesele değil. İllaki mesele ama çok büyük mesele değil ama. Bir çocuğun da bu bilgilerini bulabilirsiniz. İnternet ortamında bir çocuğu bu yolla tehdit edebilir, ona şantaj yapabilirsiniz. Kişisel bilgilerini ele geçirdikten sonra kız çocuklarını korkutup tehdit eden, daha sonra bu çocukların çıplak görüntülerini elde edip çocukları şantaj oluyla parasını alan çeteler üremiş durumda. Şimdi rahatsız olabileceğiniz bir ses kaydı dinleyeceksiniz. O yüzden asabınızı diri tutun. Kaydın bir tarafında bir erkek, diğer tarafında da kişisel bilgileri çalındığı için korkutulmuş küçük bir kız çocuğu var. Kayıt parodi değil, gerçektir. Şimdi buracıkta... Şimdi buracıkta... Biat ediyorum ki... Biat ediyorum ki... Anam sikilmesin... Anam sikilmesin... Bu sanalda... Bu sanalda... Tek gerçek...
Hako. Hako. Şizo. Şizo. Bipolari. Bipolari. Ve Gulyandır. Gulyandır. Şimdi rahat. Rahat asker. Rahat, rahat ol.
Daha iğrenç diyaloglar da var fakat ben böyle aşırı şeyleri normalleştirmemek adına, böyle bir pornografiyi anlatmamak adına sizlerle paylaşmıyorum. Bu kayıtlar Twitter'a düşünce tabii milyonlarca kez izlenmiş, kayda alıp kız çocuklarına şantaj yapan bu kişiler ifşa olunca yine bir başka Discord yayınında açık açık şunları söyleyebilmişler. İstiyorsalar kralı gelsin. Bir Allah'ın kulu hiçbir şey yapamazlar. Yine yaptıklarıma ben Erdoğan'ın arkasındayım. Bir de olsa bir de yaparım. Ben paramı böyle kazanıyorum. Böyle ekmeğime bakıyorum. Ama şimdi kardeşim, benim anlamadığım şey icraati ben yapıyorum, Crowing şey olmuş. Neyse önemli değil. Allah'a emanet olun. Biz yine icraatimizi yapmaya devam edeceğiz baba. Güzel de bir eyleme yazılıyor yani. Kralı bile baş edemez. Kralı gelse yıkılmayız yani. Kralı gelse yıkılmayız. Bu camia'da her zaman varız ya gençler.
Rahatlar tabii, devlet mi var? Sinirlendiğinizi biliyorum. Kısa bir süre bekleyelim, siz bir sindirin yaşadıklarınızı. Evet, devam edelim. Sadece çocuklara değil, biliyorsunuz hayvan yasasıyla beraber cüret kazandı bu psikopatlar. Bir kedi videosu ortalıkta dolaşıyor. Çok mutluyum ki bir podcast serisi bu ve size bu görüntüleri gösterme imkanım yok. Çok şükür ki yok. Ben sadece açtım ve 200 saniyede kapattım. Yaklaşık bir buçuk dakika süren bir işkence görüntüsüydü bu. Bu kişiyi de insanlar, Emniyet Genel Müdürlüğü'nü etiketleyerek paylaşmışlar. Bu kişi de şöyle bir video şekli koymuş.
Kedi videosunun sahibi benim. Her şeyi kabul ediyorum. Yaklaşık beş ay önce Türkiye'deyken... ...Telegram'da, İstihlal isimli grupta yaptığım bu hareketlere... ...beni istediğiniz yerlere şikayet edebilirsiniz. Bana hiçbir şey yapamazsınız. Buradan Eyse ve Borna selamı olsun.
Ace ve Born'a da selam söylüyor. Bu isimler de dijital mecradaki nickname'ler. Ne kadar zorbalaşırsanız bu habitatta o kadar isim yapıyorsunuz. Öyle ki cinayet faillerine metiyeler düzülenden tutun da tecavüz mağdurlarına hakaret edilen, mağdura hakaret edilen bakın, tecavüzcünün ise alkışlandığı rap şarkıları bile var.
Son derece rahat bir kadın düşmanlığı ürüyor. Sadece kadın değil, hayvana ve topluma da düşmanlar. Daha önceki İnsellik bölümünde bu konuya girişmiştik ama bu bölümde devletsizlik krizine odaklanıyoruz. Bakın tüm bu suçların caydırıcı bir cezası yoktur, anlattık. Topmusal çürümenin kısa vadede çözümü de yoktur. Ama toplumsal çürümenin neden olduğu asayiş sorunu cezasızlıkla birleşince akut bir soruna dönüşüyor. Tarihçi Emrah Safa Gürkan bu devletsizlik krizine ilişkin Twitter'da şunları yazmış.
Devlet komple devreden çıktı. Hiçbir çözüm üretemiyor, sorumluluk almıyor. Bizi tek başımıza bıraktı resmen. Uzun uzun düşünülüp, yatırım yapılıp çözülmesi gereken problemleri aşmak sosyal medya kullanıcılarına düştü. Suç oluşturacak bir şey oluyor mesela, uzun bir müddet kimse dokunmuyor. Sonra burada gündeme gelirse sistem harekete geçiyor.
Biz bu devletsizlik sorununu ilk kez 6 Şubat depremlerinden sonra gündeme taşımıştık. Evet, bir kutsal devlet söylemi vardı, devlette bir şey denilemiyordu. Devlete laf edilemiyordu da, bu devlet neye yarar, hangi işlevi vardır diye sorunca esaslı yanıtlar da alamıyordunuz. Deprem zamanı bunu çok net deneyimlemiştik.
Düzen çürümüş, çatı çökmüş, ulus olmaktan çok uzağız. Ortada varlığını inkar edemeyeceğimiz bir devlet var. Evet, devlet var da bu devlet en temel fonksiyonlarını yerine getirebilmekte midir? Bu şüphelidir. Erdoğan'ın bu işte büyük sorumluluğu olduğu ortada. Bu ülkenin geleceğinde artık her ne olacaksa Erdoğan'dan sonra olacak. Erdoğan'ın yıktığını Erdoğan'dan sonraki yeniden kurabilecek mi, kuramayacak mı? İşte maruz kaldığımız soru budur.
Bölümümüzü muhibbi mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman'ın bir beytiyle bitirelim. Halkımız AKP'nin içine soktuğu bir kültür savaşına hapsoldu. Birliğimiz bozuldu. Olmaya mutluluk dünyada birlik gibi. Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır. Olmaya bahtü saadet dünyada vahdet gibi.
Hayatımızdan korkar olduk. Asais sorunumuz var. Kadınlar biber gazıyla geziyor, gece sokağa çıkamıyor. Umut Vakfı'nın Türkiye'nin Şiddet Haritası 2023 raporuna göre bir yılda silahlı olaylarda 2318 kişi öldü. Son 9 yıllık artış %75. Günde ortalama 6 kişi. Nerede bu devlet?
Bir nefes sıhhat gibi. Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Tren Topi'yi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme dek canınızı ve asabınızı diri tutun. Her şey düzelecek enseyi karartmayın. Gidecek başka bir yerimiz yok. Bu vatan bizim. Aklımız kötümserse de irademiz iyimserdir. Hoşçakalın.
Çeviri ve Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.