
3.303 kelime · ~17 dk okuma
Bu bölüme yönelik üç ilham kaynağım oldu. En güncel olanıyla başlayayım. Tüketkenler Çağı başlıklı bir önceki bölümümüzün içerisindeki bir pasaj. Daha doğrusu kapanış cümleleri. Bu çağ seçenekler, olasılıklar, ihtimaller ve sahte umutlar çağı. Bu sahte bolluk içinde asıl arzuladığımız mutluluğa ulaşmak neredeyse imkansız.
İkinci ilham kaynağım ise geçtiğimiz hafta film ekimi etkinliğinin açılış özel gösterimi meselesiyle seyrettiğim bir film. Todd Phillips imzalı Jockey Folie à Deux oldu. Tabii şimdi festival ayeti iki kişilik davete yollamış. Ondan da bahsedeyim. Bugünkü konumuzla ilgili değil ama. İki kişilik davete yollamış. Adınızı giriyorsunuz. Bir de misafirinizin adını giriyorsunuz. Yaklaşık bir saat ikinci bir isim düşündüm ya. Kimle gidebilirim ben bu filme diye. Kimse aklıma gelmedi ya.
İşin ilginci kim bilir kaç kişiye o davetiye gitti. Ben de kimsenin aklına gelmemişim. Bana da hiçbir bildirim gelmedi. Yani esasen ne kadar yalnız ve zavallı bir hayatım olduğunu hatırlattı bana. Bu filmin ruhuna da çok uydu. Dolayısıyla İlkaş Seviye'ye çok teşekkür ediyorum bana bu durumumu hatırlattığından dolayı. Fuleyado ikili delilik anlamına geliyor. Sezen Aksu'nun bir şarkısı vardı hatırlarsınız değil mi? Hani ne diyordu? Artık hayatımdan çıksan diyorum bu ikili delilik sona erse. Böyle devam ediyor. Ne diyor? İkimiz için de hayırlısını diliyorum. Hiç olmamış gibi davranabilmeyi, bu yok ediciliği anlayabilmeyi, bir bilsen yürekten istiyorum ne kadar gibi bir sözü vardı. 2005 yılında yazmış, baktım neredeyse 20 yıl öncesinden Joker'in ikinci bölümünün bir anlamda muhteşem bir sinopsisini de çıkarmış. Film de böyle aynı şarkılarla türkülerle geçiyor yani biraz önceki cringe pasajımız için hepinizden özür diliyorum ama filmin tamamı böyle. Sizleri tabii etkilemek istemiyorum ama
Yani tamamen kişisel bir yorum yapayım. Berbat bir filmdi. Yani bu kadar beklentiyle gittim. Aynı yönetmenin elinden çıkan bir yapım. Yani janraya, üssüba tarzı falan hakim ama sonuç korkunç. Neyse ama bugünkü bölümümüzde kesişen noktasına gelirsek bu İkili Delilik isimli bölümüyle Joker'in ikinci faslı hakir görünmüş. örselenmiş ve gelişimine ket vurulmuş tek bir bireyin dahi önüne kattığını kasırga gibi savuran o dev düzene, şu anki düzene nasıl çomak sokabildiğini, dişin arasına kaçan minicik bir kıymık misali nasıl rahatsızlık verdiğini hatırlattı bize.
Üçüncü ilham kaynağım için sizi İstanbul Havalimanı'na götüreceğim. Seneler önce bir gün yurt dışında yapacağım bir konuşma için uçağıma binmek üzere havaalanına doğru yola çıktım. Ajansımın ayarladığı transfer aracı yanaştı terminali, kapıyı açtım. O sırada yanınızda birisi belirdi, yakasında bir şeylerle görevli olduğunu hani temsil eden kur denili bir kart vardı. Ve haydut kılıklı bir adam, burada duramazsın, park edemezsin falan diye böyle
kafelenmeye başladı baya galiz küfürler bağırıp çağırdı durdu ben de sakin ol kardeşim beni bıraktı gidiyor işte dedim bu sefer bana yöneldi gözleri büyüdü yerinden çıkacak gibi oldu üstümü yürüyüp itiklemeye başladı elimde bavulla böyle şaşkın şaşkın bakınırken bir baktım ki beni bırakan şoför tırıs tırıs hemen vınlamış gitmiş tek başıma kalmışım sonradan o kişinin bu havalimanı personelini taşıyan servis araçlarıyla ilgili bir personel olduğunu anladım öğrendim, bağırarak küfretmeye devam ediyordu. Şimdi bayağı tepem attı ama yapacak bir şey yok, uçağa yetişeceğim. Fakat bir yandan da adamın bu yaptıkları yanına kar kalsın istemiyorum. O dönemde terminenin dışında devreye gezen özel hareket polisleri vardı. Onlar gözüme çarptı. Gel bakalım anlatalım şu memurlara derdimizi dedim. Adam elini beline attı.
Silah çıkardı, karnıma dayadı, dedi ki şikayet edersen milini doldururum ver mili gibisinden bir şeyler söyledi. İşte burada şimdi tabii bütün detaylarına girmek mümkün değil ama hani tabii ki öte yandan burada asla anlatamayacağım bazı sebep ve olaylardan ötürü silahla birkaç kez burun buruna geldim. Hatta bir tanesinde tam böyle iki gözümün arasına dayandı. O duyguyu bilirim ve silahsız birine silah çeken birinden her şeyi beklemeniz gerektiğini de biliyorum acı tecrübelerle.
Yine de bütün bu tecrübelere rağmen büyük bir hata yaptım ve adamı umursamadım, kolundan çekip polislerin yanına götürdüm, şikayetçi oldum. Sonra içeri girdik, havaalanı karakoluna gittik, görevli polis memuru dedi ki, şimdi ifade vermen için savcının gelmesi lazım, o da birkaç saat sürer, bazen böyle daha da uzun sürebiliyor falan. Artık ne kadar doğruydu bilemiyorum ama uçağım kalkmak üzereydi. Çaresiz şikayetimi geri çektim. Peki dedim ben şimdi şikayetçi olmasam siz bir şey yapmayacak mısınız? Yok yapmayacağız dedim. Böylece olay o esnada kapandı. Sonrasında başka polislerden öğrendim ki dönerken uçağıma bu adamı taksiciler fişteklemiş, para veriyormuş bu gelen Uber araçlarının şoförlerini işte itip kalksın tehdit etsin falan diye. Bizim aracı da Uber aracı zannetmiş meğerse değildi oysaki. Hepsini bizzat tanıdığım, hepsinde miyim de çoğunu tanıdığım bizzat havaalanının kurumsal iletişimcilerine durumu aktardım. Onlar da ölü taklidi yaptı. Şimdi o adam birilerini vurdu mu benden önce ya da sonra bilmiyorum. Ama uçakta huzurla göğü kaplayan o bulutları izlerken benzer bu tip her olaydan sonra aklıma gelenleri bir kere daha düşündüm.
Yani hayatım birkaç saat önce benimle doğrudan hiçbir ilgisi olmayan bir sebepten dolayı sona ermiş olabilirdim. Beni hiç tanımayan, bilmeyen birinin elinden okuduğum, yazdığım, çizdiğim, hayalini kurduğum, umut ettiğim her şeyimle birlikte bir hiç uğruna sağlığa veda edebilirdim. Üstelik belki sohbet edebilsek beni sevecek, hatta koruyup kollayacak birinin eliyle. Yani şunu düşünmemiz lazım bu üç olayın ekseninde. Toplumsal gelişim olmadan kişisel gelişim diye bir şeyden söz etmek mümkün mü veya söz etsek bu anlamlı mı? Ya da tam tersini düşündüğümüzde gelişmiş bir toplumun içerisinde bir bireyin dahi gelişimden mahrum kalmış olması o toplumun kaderinde çok büyük bir risk, tehlike faktörü oluşturmaz mı?
Adnina Şan Yaşam referi bu bölümde çok çiğnenen, çok su kaldıran, çok mesele olan kişisel gelişim meselesine bakıyor. Müdavimlerimizin aşina olduğu üzere programın başında bu girizgahtan, peşrevden sonra bahsedeceklerimize dair birkaç böyle tanımlama yapıyoruz. Mini sözcük mü desek, ne desek. Şimdi bahsedeceğimiz kavramların biraz altını eşeleyelim. Ne derken, ne demek istiyoruz? Gelişim diye bir şey var değil mi? Kişisel gelişimin içerisindeki kişisel belirginin ne olduğunu gayet iyi anlatıyor. Gelişim kısmı böyle yetişme, büyüme, semirme anlamına geliyor. Kökeni nereden geliyor? Yani bu İngilizce'deki hani self-improvement veya işte diğer dillerde de aşağı yukarı aynı karşılıklı Latince'den geliyor. İngilizce'ye de Latince'den geçmiş. Önce Fransızca sonra İngilizce'ye.
İlerleme demek, bir kazanç sağlama demek, bir faydalanma, bir nasiplenme demek. Kişisel gelişim de özünde kendi iddiasında kendini tanıma, becerileri geliştirme ve deneyimleri artırma anlamı taşıyor. Yani kendimizi tanıyoruz, kendi becerilerimizin ve zayıflıklarımızın farkına varıyoruz. Zayıflıklarımızı belki birazcık düzeltmeye ya da onlara olan ihtiyacımızı azaltmaya kuvvetli olduğumuz yanlarımızı da pekiştirmeye yönelik bir çaba bu. Eğitim dediğimiz mesele tabii ki kişisel gelişimin içerisindeki gizli öznelerden biri. Türkçe bir kavram ama ilginç bir şekilde eğitim aslında hayvanları besleme ve yetiştirmeden geliyor. Mesela siyaset de öyle ya. Siyasetin kökü seyis. Seyis de hani bildiğimiz at bakıcısı. Yani bu siyaset dediğimiz şey at bakımı, hayvan güdümü falan gibi bir şey ama öğretim mesela yine Türkçe bir kavram o da alıştırma demek ama bir yanıyla da evcilleştirme demek. Şimdi kişisel gelişimin içerisinde bu da var yani bizi çağın gereklerine yönelik bir anlamda evcilleştiren bir yanı da var ama hiçbir zaman vurgulanmayan bir yanı. Ama bugünkü karşılığıyla hani öğretim dediğimiz şey nedir? Bir beceri kazandırma. Yani eğitim ile öğretim arasındaki fark bu. Bir beceri kazandırma, bilgilendirme anlamını taşıyor. Yani eğitimle öğretim arasındaki fark biraz akıl ve zeka arasındaki gibi. Mesela akıl nedir? Düşünme, anlama, kavrama gücümüz. Doğruyu yanlıştan, gerçeği yalandan ayırabilme becerimiz. Yani us dediğimiz şey. Uslu, akıllı uslu diyoruz ya işte oradaki us akıl anlamına geliyor. Zeka ise akıl yürütme.
Yani olaylar arasında ilişkiler kurma, yargılama, işte duyumsama, icat etme gibi böyle beynin algılama hızına yönelik bir kavram, dirayet, feraset gibi bir kavram. Dolayısıyla bu sebeple mesela akıl alıyoruz ama zeka almıyoruz. Hani falancadan akıl aldım diyoruz, falancadan zeka aldım demiyoruz. Yapay akıl diye bir şey yok ama yapay zeka diye bir şey var. Yani akıllı başka bir şey, zeki başka.
Zeka ölçülebiliyor, akıl ölçülemiyor. Zeka teknik, akıl daha çok etik odaklı. Yani önemli olan bir kavram, bütün bu tanımların bir dip toplamı olarak kişisel gelişimin temeli özünde cevheri keşfetmek var. Yani içimizde bir cevher var.
Henüz onun farkında değiliz ve bir teknik, bir rehber, bir kroki, bir şema bize bunu gösteriyor. Ama içimizde bir şey yoksa çok nabir olur ama kişisel gelişiminde yapacağı bir şey yok. İşte efendim, genel anlamıyla kişisel gelişimin bu bölümde konu edilmesinin gerekçeleri neydi? Ve kişisel gelişimi oluşturan bu tabirler, terimler, altmetinler neyi ifade ediyordu? Bunları bir yerli yerine oturtmuş olduk.
Şimdi isterseniz biraz nefeslenelim. Ondan sonra bakalım neymiş bu kişisel gelişim ve ne vaat ediyor. Immanuel Kant eminim kulağınıza çalınmış önemli düşünürlerden biridir. 12. yüzyıldan yani 1100'lü tarihlerden bir düşünür. Diyor ki insan eğitilmesi zorunlu tek canlı türüdür diyor. Zorlu değil, zorunlu.
Sadece ve sadece bir canlı tür olarak insanın eğitilmesi lazım. Hatta çok meşhur bir tabiri vardır şimdi tam aklıma gelmedi ama insanı eğri bir oduna benzetir. Yani eğri büyürü, budaklı bir odun gibi. Ve der ki eğri bir odundan düzgün bir şey yapılmaz. Yani onun yontulması lazım, tamamlanması lazım der.
Kanta göre insan eğitim sayesinde sadece insan olabilir ve bu süreç onun gelişimi için hayati öneme sahiptir. İnsan dünyaya çeşitli potansiyellerle gelir mutlaka ama bu yetenekler yalnızca eğitimle geliştirilir. Yani potansiyellerimizin farkına varmamız bile aslında sadece eğitimle olur. ve Kant eğitimin insanın doğasını şekillendiren temel unsur olduğunu savunur hep. İnsan içgüdüleriyle değil, aklı ve özgür iradesiyle hareket eder ve bu da ancak eğitimle mümkün hale gelir. Yani eğitim, insanı ahlaki bir varlık yapmanın ve topluma katkıda bulunmanın en önemli aracıdır Kant'a göre.
Öte yandan mesela Ivan Ilich çok meşhur da bir eseri vardır, çok da güzel bir çeviriyle Türkçe'ye kazandırılmış. Okulsuz Toplum diye. Der ki Ilich, okullar kapitalist toplumun üreme organlarıdır. Çocuklar bu yerlerde geleceğin tüketicileri olarak tasarlanırlar diyor.
İşte işin sırrı bu şizofrenik durumda yatıyor esasında. Kişisel gelişimin beslendiği kaynak da bu. Yani eğitim insanın yontulması için, budaklarından, çukurlarından, uyuklarından arınması için, düzgünleşmesi için, Mecbur bir süreç ama bunun kurumsal olarak verildiği durumda ne kadar karşılık buldu, kişisel çabalarımızın da nereye kadar ilerleyebildiği... Yani kişisel gelişim nihayetinde bir olgunlaşma, bir kusursuzlaşma, tekamül, ıslah arayışı... Ve bu yayının dahi özü aslında bu kişisel gelişim çabası yani şimdi burada biraz eleştirel bakışta bulunuyoruz ama hani bizzat haddini aşan yaşam rehberi ve onun dinleyicileri de kendisini geliştirmek, biraz donatmak, bilgilenmek, bilgilerini kontrol etmek ya da ne bileyim herhangi benzer bir arayışın ürünüyüz burada hepimiz mikrofonun önünde ve kulaklığın ardında olanlar olarak. Yani bir yandan da bakıldığında çok yeni bir arayış da değil. Yani modern çağın arayışı değil, kişisel gelişim. Aksine kökeni antik çağlara kadar dayanıyor. Yani Sokrates'in mesela kendini bil mottosu nedir? Bizatihi mükemmel bir özetidir kişisel gelişim çağrısının. Hatta kişisel gelişimin bizzat antik Yunan'dan gelme bir çaba olduğunu dahi düşünebiliriz örneklere bakarsak.
Örneğin hayatın tadını çıkarmayı, içinde yaşadığın anı yaşamayı salık veren işte stoacı Epictetos. Ama kastettiği bu muydu? Mesela kişisel gelişim miydi? Bence bambaşka bir şeydi. Yaşama yönelik algıyı artırma ve onu idare edebilmeyi tavsiye ediyordu bize. Öte yandan mesela yükseliş döneminde bu kişisel gelişim sürecine baktığımızda en önemli kilometre taşlarından biri 19. yüzyılın Avrupa'sında. 19. yüzyıl Avrupa'sının ilerine kastediyoruz. Yani sanayi devrimi başlamış, insanlar şehirlerde toplanmış, uzmanlıklar ortaya çıkıyor, bildiğimiz kurumsallaşmış eğitim
Artık hayatımızda yetişmiş insan derdindeyiz ve Avrupa böyle bir devinim içerisinde. İşte o dönemde başlangıç noktası da bu kişisel gelişimin bugünküne en yakın tanımıyla Samuel Smiles'ın çok meşhur 1859 tarihli Self Help isimli kitabı. Self Help ne demek? Kendine yardım et, kendi kendine becer, kendini eğit, donat falan gibi bir anlama gelebilir ama tabii bugünkünün en önemli kilometre taşıyan bugünkü kişisel gelişimin tabii ki 20. yüzyılda yani 1900'lü yıllarda Dale Carnegie. Benim de mesela kişisel olarak bu süreçte tanışmam Dale Carnegie'ydi. Sanıyorum neydi? Onu da bir türlü hatırlayamıyorum. Çok etkilendiğim bir kitaptı ama böyle insanları etkileme sanatı mıydı ya da insanlarla iletişim kurabilme sanatı mıydı? O kadar ilginç ayrıntılardan bahsediyordu ki yani o çocuk yaşlarında. bende çok enteresan bir pencereler açmıştı ve tabii ki internetle birlikte apayrı bir konuma ulaştı. Dolayısıyla hani düşündüğümüzde şimdi bu antik günahından Karnigy'e ve bugünkü internetteki tanımlara baktığımızda bu kadar muğlak bir tanımın istismar edilmesi de kaçınılmaz. Yani istismar deyince tabii çok iddialı ve itham edici bir yaklaşım oldu ama mesela bir tane kişisel gelişim
kategorisinden isim vermemeye çalışarak sizinle bir paylaşımı paylaşayım. Sosyal medyada karşıma çıkan etkinliğimiz bu kişisel gelişim etkinliğinin veya farkındalık mı bilmiyorum. Başlığı şöyle Dolunay'da twerk atölyesi. 5 Şubat pazar akşamı buluşuyoruz. 20-22 saatleri arasında Dolunay'ı twerkleyerek ve pelvisimize dalarak selamlayacağız.
Yani Dolina'yı selamlayacaklar. Nasıl selamlayacaklar? Twerkleyerek ve pelvisimize dalarak. Atölye kontenjanı sınırlı olup katılım her seviyeden kişiye açıktır. Dans deneyimi olmasına gerek yoktur. Program ve detaylar için link bio'daymış tabii ki tahmin edeceğiniz gibi. Şimdi detaylara geliyoruz. Diyor ki, bu atölyede kendi fiziksel gücümüzün
ve dayanıklılığımızın sandığımızdan çok daha fazla olduğunu, dahası nerede olduğunu muhtemelen hani bu pelvis oluyor. Coşku ve ritim yoluyla algılayacağız. Zihnin ikna olamadıklarına sizin bedeniniz ve titreşimleriniz ikna edecek. Mesela ben niye böyle şeyler yapmıyorum sevgili dostlar? Hani benim de bir mantıram olsa, haddini aşan yaşam rapperinde, hani bilmiyorum twerk performansım çok kötü, denemedim diyemem, itiraf ediyorum denedim, yapamıyorum. Neyse devam edelim. Twerk hareketini bir ritüel kapsamında deneyerek, çeşitlendirerek ve dans etmenin saf hazzını hatırlayarak geçireceğimiz bu pazar akşamı için
yerinizi web sitemizden ayırabilirsiniz. Diyor ki, not da var, çok önemli, tamamlayıcı bir not. Tüm katılımcılarımız 30 gün boyunca atölyemizin video kaydına erişebilecekler. Ben keşke erişebilseydim o video kaydına, çok istedim Dolunay'da to work diye arayan farkında. Ama yani şimdi bu da bir kişisel gelişim ve
Yani öyle az buzda bir şey bedeli yok bunun yani öyle bedavaya gitmiyor bu işler. Hatta ben notlarımın arasında bir yere bedelini de yazmıştım ama böyle Türkiye gibi enflasyonist bir ortamda çok bir anlamı kalmayabilir ileride dinleyenlere. Az buz bir bedel değil yani. Öyle dolunayda hoplayıp zıplamak, pelvis'e odaklanmak da öyle hani kolay bir mesele değil. Olmasa gerek yani öyle anlıyoruz. Ama bakın şimdi bu da bir kişisel gelişim arayışı. Dolayısıyla hani baktığımızda
Eğer ki bunu bir istismar olarak düşüneceksek, bilmiyorum öyle midir, çok mu haddimizi aşmış oluruz böyle bir ithamda bulunurken ama hadi bunu unutalım, biraz önce dinlediğinizi unutun, tutanaklardan, ifademden çıkartın. İstismara en açık alanlardan biri de bu kitaplar ve seminerler şüphesiz. Şimdiye kadar en çok satan kişisel gelişim kitabı ne diye araştırdım. Çok ilginç, hiç okumadım. Hatta ismini bile duymadığım bir kitap çıktı. 1937 tarihli Napoleon Hill'in yazdığı bir kitap. Türkçe'ye de çevrilmiş. Alayım mı diye düşündüm hatta. İsmi şu, başlığı. Düşün ve zengin ol. Nasıl? Bak muhteşem değil mi? 1937'de çözmüş. Yani şimdi de var ya bu kişisel gelişimde özellikle mesela Türkiye'de bu muhafazakâr dalgayı istismar etmek adına böyle bir janra var. İşte Allah de bırak, peygamber de sarıl, bilmem ne yap işte etrafında dön falan gibisinden. O da düşün ve zengin ol demiş. 20 yıl boyunca ama öyle az buzda bir uğraş değil, 20 yıl boyunca yazar dünyanın en başarılı insanları ile söyleşiler yapmış ve bütün bunların ortak faydalarını derlemiş ve 100 milyondan fazla satmış. Türkiye'de flu kitaptan ve altın kitaplardan çıkmış. bir yerde bulursam mutlaka bir kurcalayacağım. Şimdi tavsiyelerin işe yaramama ihtimali hiç de düşük değil. Kişisel gelişimin en büyük derdi bu. Hani bazen görüyorum işte Türkiye'nin falanca zengin, başarılı insanı bir tavsiye vermiş, altında herkese ana avrat küfür ediyor falan işte. Eee tabii falan gibisinden ama yani nihayesinde herkes de kendi yaşadığını, kendi tecrübelerini aktarıyor. Her tecrübe, her kişi de aynı şekilde sonuç verecek, aynı şekilde ilerleyecek diye bir durum yok. Ama bakıldığında aynı nehirde iki defa yıkanılmaz mottosundan da yola çıktığımızda kişisel gelişimin
başarısının veya vaatlerini yerine getirememesindeki gerekçenin sadece kof vaatler, kof yöntemler sunmasından öte her şeyin herkeste işe yaramayacağı gerçeği de olabilir. Dolayısıyla çok hakkını da yememek lazım. Öte yandan hayatın sorunları o kadar karmaşık ki hazır reçetelerle şifa bulacak türden değil. şöyle bir reçete var işte şunu yap bunu yap işte ne bileyim bu hani sağlıkta bile böyle bir şey yok ama hep karşımıza çıkar ya bir tane böyle benim gibi konuşan bir doktor mu hekim mi bilmiyorum muhtemelen de değil de öyle biri var sürekli her şeye bir ot tarifi veriyor işte diyor ki kulağım böyle bir şeyler diyor. O ne olsa bir ot söylüyor. Hani kişisel gelişimde bütün her şeye bu çerçeveyle baktığından her konu öyle reçetevari çözüm bulacak türden değil. Keşke her şeyin yanıtı birkaç dakikalık TED sunumlarına sığabilseydi. Olmuyor ama değil mi? İzliyoruz, etkileniyoruz, heyecanlanıyoruz ama karşılık bulmayabiliyor. Bunun sebebini de tavsiyeler bölümünde işlemiştik. Dinlemediyseniz eğer mutlaka o tavsiyeler bölümüne de bakın derim.
Yani nihayetinde bu yanıltıcı ve abartılı vaatler, sahte veya icat edilmiş yeterlilikler ya da yetersizlikler, ibadete dönüşen pratikler, psikolojik manipülasyon, bilimsellikten uzaklık birçok şey var karşımızda kişisel gelişim adı altında ortaya çıkan. Peki ne anlama geliyor? İsterseniz ona da tespitler başlığına bakalım. Yani sevgili dostlar bu kişisel gelişim birazcık ne diyeyim size günah keçisi gibi bir mesele. Hani özünde bir kötü niyet yok. Gelişmeyelim mi? Yani değil mi en başta? Tabii ki gelişelim, tabii ki kendimizi eğitelim. Resmi eğitimle alalım, kişisel eğitimle alalım, bir çaba içerisine girelim. Bunların ne gibi bir zararı olabilir? Yani kişisel gelişimin kendi içinde tuhaf bir tarafı yok. Yani bu amaçla yapılmasa dahi yaşamın içinde zaten kaçınılmaz bir pratik, doğal bir çıktı bu. Çünkü kurumsallaşmış yaygın ve resmi eğitim ağırlıklı olarak iş dünyasına insan yetiştiriyor.
Oysa bizim arayışımız bu değil. Biraz önce bu İvan Ilyiç'in Okulsuz Toplum kitabından vahiste atfettiğin gibi yani bugünkü sanayi devrimi sonrası eğitim sistemi zaten nihayetinde sanayinin ihtiyaç duyduğu beyaz ve mavi yakalıları yetiştiriyor. Yoksa işte kamil insan, tekamül etmiş insan falan bir iş dünyasının böyle arayışları yok ki. Hatta bunlar tehlikeli çalışan profilleri yani farkındalığı yüksek bir çalışan profilinin işte odaklanması, motive olması falan gibi böyle birçok modern arayış imkansız gibi bir şey. Dolayısıyla hani kişisel gelişim kaçınılmaz olarak bizi kendine çeken bir taraf ama istismarı yok mu? İşte biraz önce bahsettiğimiz gibi türlü çeşidi var. Kişisel gelişim
yatırım yaptıkça, içine girdikçe insanı kendine biraz daha çeken bir alan. Bir süre sonra salık verilenlerin cazibesine kapılıp böyle bir meczuba dönüşebiliyorsunuz. Yani o kişisel gelişimin girdap gibi zincirleme reaksiyon şeklinde devam eden şeyi vardır. Hani mesela bir prototipler var ya hani insan prototipleri, işte yoga plates, yeşil boyalı saç kedi falan böyle, stenli termos falan gibi böyle bir ne diyeyim bir paten var ya içinden çıkamıyorsunuz. kılığıyla, kıyafetiyle, sözcükleriyle falan filan. Onun gibi bir şey kişisel gelişimde. Dolayısıyla faydalı mı, zararlı mı karar vermek zor. Ama ne olabilir? Hani zararı ne olur? En fazla işte dolunaya maruz kalmış, twerklerle çalkalanmış bir pelvisimiz olur yani. Düşünün, en korkunç senaryoda yaşayacağımız şey bu. Kişisel gelişimin en büyük tehlikesi sonuç vermeme ihtimali. Çünkü o zaman tutunacak dalımız kalmıyor. Diyoruz ki, Okulda bir şey öğretmediler veya okulda bir şey olmadı. O kadar işte kursa gittim, kitap aldım, videoyu izledim, podcast dinledim. Onlar da bir şey yapmadı. Ne olacak o zaman ben yok mu oldum, kayıp mı oldum bu hayatın içinde gibi bizi böyle bütün dallarımızdan kopmuş halde bırakabilir. Dolayısıyla bir tehlikesi de var kendi içinde. Ve kişisel olarak geliştiğimiz bir dünya yeterli değil. Onu unutmayalım sakın. En önemli konu da bu. Bizim kişisel olarak tek başımıza gelişmemiz hiçbir şey ifade etmiyor. Bizim arzumuz kişisel ya da kolektif ne olursa olsun gelişmiş bir toplum olmalı. Yani tek başımıza sandığımız kadar anlamlı değiliz. Özellikle modern yaşamda biz bir şey ifade etmiyoruz.
Programın açılışında bahsettiğim gibi yani ben o gün havaalanının girişinde vurularak öldürülseydim, bu podcast hiç başlamasaydı ne değişecekti ki hayatta? Yine akışına devam edecekti bakıldığında ama hani bizim demek ki birey olarak kim olduğumuz, ne olduğumuz, kendimize ne kadar yatırım yaptığımız Zannettiğimiz kadar önemli değil. Bir anda sokakta karşımıza çıkan bir insanın da aşağı yukarı eşdeğer olmasını arzulamamız lazım. Dolayısıyla en büyük tehlike kişisel gelişimin kişiyi toplumdan soyutlama ihtimali. Hani toplumun vasatından, ortalamasından çok fazla uzaklaştığınız durumda o da kaçınılmaz olarak yalnızlığı, soyutlanmayı getiriyor. O da başka bir tehlike.
Yani dolayısıyla bu çağ mutsuzluklardan, eksikliklerden, yetersizliklerden, olmamışlıklardan, hayal kırıklıklarından ve tabii ki hadsizlikten besleniyor. Bu bombardımandan sığınabileceğimiz yegane limanda erdemli bir insan olma çabası. Bunun içerisinde hiçbir kötülük yok. Kişisel gelişime fazla anlam yüklemek kadar reddetmek de garip bir tavır bence. Gelişimi reddetmeye meyleden bir hali var çünkü. Tehlikeli bir yere de götürebilir bizi. Yani mesele gelişim yolunu bir olgunlaşma, kusursuzlaşma, tekamül rotasında tutabilmekte saklı sanırım. Ve en başta da değindiğim gibi kişisel gelişimin aslen içimizde var olan bir cevheri ortaya çıkartmak olduğunu unutmayalım lütfen.
Çünkü özümüzü değiştirmek sandığımız kadar kolay bir şey değil. Ve Adorno'nun da dediği gibi yanlış bir hayat doğru yaşanmaz. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.