Podcast

Denge #11 Kayıp Eşya Danışmanlık A.Ş.

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Sosyal hayatta denge, mental durumda denge, yurtta denge cihanda denge derken derken... Özgemiz denge tahtasında duruyor.







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.165 kelime · ~11 dk okuma

Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?

Alo, Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour! Kayıp Eşya Bürosu'na hoş geldiniz. Alkış, alkış, alkış.

Nasılsınız kerenacılar? İyi misiniz? Hoş musunuz? Öncelikle bu bölüm üstümde giydiğim tişört sebebiyle biraz hışırdayacağımın uyarısını yapmak istiyorum. Buna Tolgacan da hiçbir şey yapamaz. Kusura bakmayın. Evet neyse, beni soracak olursanız iyiyim. Oldukça boğucu bir yazı. Geride bırakmış olmanın şükür momentı. Günyemi terk etmiyor. Durup durup, Allah'ım sen büyüksün yarabbim. O neydi öyle? O ne biçim yazdı öyle geride kaldı? Diyorum, diyorum. Özgem kendine geliyor, işine de gücüne de dönüyor. Hatta bunu bak şeyle de söyle. Özgem kendine geliyor, işine de gücüne de dönüyor.

Transkriptin tamamını oku

Neyse, yaz boyunca yapmak zorunda kalmadığım konularda hamlamış olduğumu, elem, keder içerisinde fark ettiğim bir sezon açılışı yaşıyorum aslında. İnsan kendini dış dünyadan büyük ölçüde izole ettiğinde zamanla sosyal hayata karşı bağışıklığı düşüyormuş. Benim yeni derdim bu. Vallahi. Allah başka dert vermesin. Hayır, zaten sosyal bataryası sıradan çinko karbon pilli bir bireyim ben. Bir de bunu dışarıda insanlara çaktırmamaya çalışmak... Vallahi felaketim olurdu, ağlardım.

Mesela az önce buraya gelmeden oturduğum kafede bir hanımefendi geldi yanıma. Yüzüne aşinayım. Aynı mahallede oturuyoruz. İşte ne zaman karşılaşsak kafa selamıyla yolumuza devam ediyoruz falan. Fakat hareket halinde 3 saniye bile sürmeyen bu Avrupai etkileşimlerimizin üzerine bir diyalog başlatmak ne kadar doğru? Akıllıca mı?

Bilmiyorum. Yani kafe gibi stabil durduğun, kahve içip belki boşluklara bakarak kafanın içini hallaç pamuğu gibi havalandırdığın bir yerde, kapalı bir mekanda. Bilmiyorum. Bilmiyorum. Mantıklı mı? Geldi, nasılsın, neler yapıyorsun, görüşmeyeli dedi bana. Tanımadığım kadın.

Kendi işinden bahsetti. Ben aklımdan şüphe ettim biraz. Biz bu kadınla dedim. Nerede? Nasıl tanıştık da bana? Tabii çok oldu biz görüşmeyeli diyerek bütün iş yerindeki dertleri bana anlatmaya nasıl başladı bu kadın? İş değiştirmeyi düşünüyormuş. Startup kuracakmış. Efendime söyleyeyim yatırımcı bulmuş gibi daha netleşmemiş.

Bir yandan da şu anki işinde terfi ihtimali varmış. Böyle bilgiler bayan ben adınızı bile bilmiyorum bayan. Bilmiyorum. Hayır o kadar da hızlı bir biçimde anlattı ki o kadar çok şeyi. Ben konu ilerlediği için araya girip pardon isminiz neydi diyemedim. Tabii ki tam bir şeref yoksunu gibi görünmek istemediğim için. Ama gerçekten bu konuda benim yapabileceğim hiçbir şey yok. Ben sadece gülümseyerek nasılsın? Nasılsınız? Çok güzel gözüküyorsunuz dedim bu kadar. Benim amacım bir arkadaşlık başlatmak değildi. Kesinlikle.

Tatlılık, küçük bir tatlılık oluşturmakta orada. Çünkü benim arkadaşım var. Neyse inşallah bir daha durduğumuz bir ortamda karşılaşmayız. Zıt yönlere yürürken sürüsün gitsin bu garip dostluk. Bayan, eğer şu an izliyorsanız ne dersiniz? İyi birisiniz, ona hiç şüphem yok. Valla gözünüzün içinden kalbinizin temizliği anlaşılıyor ama benim arkadaşım var, arkadaşlarım var. Çok teşekkürler bayan. Benim sıradan çinko karbon pilimi boydan boya yaladınız valla sabah sabah. Sağlık olsun. Sağlık olsun. Tamam. Allah'tan Rabbim sesimi duydu. O sırada çok önemli bir arama gönderdi. Kadının telefonuna. Pardon bunu açmam lazım hemen falan diye özür dileyerek çıktı. Vallahi Allah razı olsun. Allah'tan. Çok büyük bir Allah yani. Allah kare. Evet.

Yalanmış sıradan çinko karbon pilimle ne yapacağımı bilemez halde buraya gelmeden önce tabii ki bir dengelenmem gerekiyordu. Ve ben böyle durumlarda nasıl dengemi bulacağımı çok iyi bilirim, bürosunun gülleri. Hemen kulaklığımı takarım, 40 MHz tek ton bir frekansı basarım arkaya. Ve çok önemli işler hallediyormuş gibi görünerek bir şeyler yazarım. Ya telefonuma varsa bilgisayarıma. Ki bilgisayarım vardı bu senaryoda yanımda. Yani dışarıdan bakan birisi çok önemli bir rapor hazırlıyorum zannetsin diye. Böyle kaşlarımı falan da çatarım yani. Tüm ciddiyetimi takarım. Zaten gözlüğüm de var normalde. Bakan birisi beni bölmek istemez böylece. Halbuki sayfalarca naber nabıyon yazarım. Sayfalarca naber nabıyon, naber nabıyon, naber nabıyon. Yani Lorem ipsumum o benim.

Sosyal hayatta denge, mental durumunda denge, yurtta denge, cihanda denge derken hayat işte böyle sürüp gidiyor. Bir tanelerim, yeni yaşıma dev cüleyim bir denge tahtası olarak girmeyi düşünüyorum açıkçası. Bakalım. Gerçi denge tahtası kullanan kişiye denge sağlayan bir araç değil. O sıfat tamlaması da değil. Zaten burada belirtisiz isim tamlaması diye şey yapıyorum. Yani doğru bir benzetme olmadı o yüzden. Denge tahtası ben olamam. Bu hayat bir denge tahtası. Bak.

Laflara bak! Laflara bak hele hele hele! Özgeme bak hele! Hayat kocaman bir denge tahtası. Çünkü üzerine çıktığında sana ne kadar da dengede duramadığını hatırlatıyor. Hmm...

Kullandıkça alışıyorsun. Daha kolay dengede kalıyorsun. Eyvallah. Tahtanın üzerinde. Fakat kısa bir süre sonra da garip grup hareketler dönüyorsun. Biliyor musun? Hani acaba böyle de dengede kalabileceğim mi? Bakayım tek ayak üstünde durabileceğim mi? Su kağıt edebileceğim mi? Rahat batması mağdurları bu denge tahtası üzerinde buluşuyor. Bürosunun bir taneleri. Wow!

Neredeyse good old kayıp eşya bürosu bölümlerinden birisinin girişi gibi oldu. Değil mi? Bu konuda baya istek var, farkındayım. Bunun içine spesifik anılar, işte absürt kurgular ve içimde fırtınalar koparan filmler, diziler, kitaplar, şarkılar girerse bu büromuzun genel müdürlüğünde kaydettiğimiz bölümlerden birisi çok rahatlıkla olabilir. Fakat bilin bakalım bunun için ne eksik? Dikkat! Dikkat. Dikkatim yok. Valla. Dikkatim ola ki bir kitabı bitire.

Neyse size söz veriyorum ama yarım bıraktığım kitaplardan bir tanesini bile bitirir bitirmez buradayım. Sorusuz, cevapsız, ham, duygusu, düşüncesi, iç sesi, bilmem nesi... Bir tane kayıp eşya bürosu bölümü bırakacağım kapınıza. Barış Bıçakçı'nın yeni kitabı çıkıyormuş. Belki kendisine kısmettir. Diyorum ve danışmanlık aş'de bizi bekleyen sorulara geçiyorum. Aa ne alaka şu an dediniz mi? Ben dedim biraz. Ama demeyin çünkü sorularla aşağı yukarı bu bahsettiklerimle birazcık ilgili. Ne yapacağım? Sabit Sübyan çare bekler. Sorusunu yazmış göndermiş ne yapalım? Yaz dedik yazmışlar. Çaresiz mi bırakalım şimdi? Hatta reklamı da şu an alalım. Reklamı da şu an bu araya alalım bence. Çünkü o kadar dakika oldu gibi düşünüyorum. Böylece siz de o esnada bir kendinize gelirsiniz. Çay da kahveyi de işte dönüşte burada buluşalım.

Reklam bildiği gibi gelsin Kaşeler havaleler geçsin Rızkımızın peşindeyiz Şu anda dinlemiş olduğunuz podcast yayını, komedi, toplum ve kültür başlığı altında şamatasına kaydedilmiştir. Dinleyenlerine profesyonel bir yardım sunmamaktadır, delirmeyin. Kendini darda hisseden dinleyicilerin nerede yanlış yaptım diye düşünmeleri, net bir cevap bulamıyorlarsa gidip bir profesyonele sormaları büyük önem arz etmektedir. Onlar size söyler nerede nasıl yanlışlar yaptınız. Bana düşmez. Arz ederim. Kayıp Eşya Büyüsü Genel Müdürü Özteze.

Kayıp eşyada düşmanlık Kayıp eşyada düşmanlık Evet çocuklar, Sorular Soru Bankası'nda birikmeye başladı ve anonim kalmak isteyenler çoğaldığı için ve belli ki ben de isimleri not etmek konusunda birkaç kere çuvalladığım için artık komple götümden sallayacağım isimleri. Komple. Hakkınızı helal edin. İlk sorumuz geliyor. Ve kimden geliyor? Victoria'dan geliyor tüm dinleyicilerimiz için. Hadi bakalım Spice Girls ismi atacağım bütün sorulara. Şu an karar verdim. Evet. Victoria'm yazmış. Porsche Spice. Özgem selamlar. Derdim ne, ne çare arıyorum tam olarak bilemiyorum ama düşünmekten kafam ağrıdı.

Victoria'nın tam yerindesin şu an. Evet, devam. Vur, yolla başkan. Bizim ailede herkes doktor. Ama herkes. Babam genel cerrah, annem göz doktoru, teyzem kulak-burun-boğaz. Helal olsun lan. Dayım çocuk doktoru ve ben de tıp okuyorum. Sence biraz garip değil mi? Ben isteyerek girdim bu bölüme. Tıp okumaktan da şikayetçi değilim. Sadece bazen çok yabancılaşıyorum. Böyle gelmiş böyle mi gidecek? Ne doktor olacağım bilmiyorum mesela.

Doktor olmak gerçekten benim kararım mıydı, yoksa küçükken gördüğüm şeyleri taklit ederek ailemin bir ortalamasına mı dönüştüm? Üzerimde bir baskı kurulmadı, evet. Ama başka bir şeye de yönlendiremedim. Özgür İrade diye bir şeyden bahsedebilir miyiz böyle bir durumda, demiş. Victoria, Porsche Spice, ne yaptın kız? Ho! Kafamız açıldı. Ay senin şu soruları oturup yazan parmacıklarına kurban olsunlar ya. Şu beynin kıvrımlarına...

Kuş koysunlar kız aşkım! Umarım bu soruları benden şu an sesli duymak kafanda bir takım şimşekler çaktırtmıştır. Çünkü sanıyorum şu an onbinler olarak, bu bürosunun gülleri olarak, biz hepimiz aynı şeyi düşünüyoruz. Tusa gireceksin, psikiyatı yazacaksın. Victoria'm. Soru sormaya devam edeceksin. Biz de kapına çelek göndereceğiz çapanın gururu Victoria diye. Bu kadar bu arada. Bu kadar da basit bir çözüm. Vallahi üstüne başka hiçbir şey yazasım yok. Tüm aileye selamlar, sevgiler bu arada. Yeriniz nerede onu da yazaydın. Yarın öbür gün işimiz düşer lazım. Neyse Allah korusun. Neyse. Evet. Vallahi başka diyecek hiçbir şeyim yok. Evet. Bir tane yeni mental sağlık çalışanı. Vatana millete hayırlı olsun. Bugün bunun kurdelesini kesmiş olduk. Danışmanlık aşağımızda. Hatta zorunlu görev olarak seni de podcastımızda ağırlayalım. Ne dersin? Bak şimdi.

Görüyor musun? Kocaman bir aileyiz, böyleyiz. Şöyle, kocaman bir aileyiz. Evet, geçelim ikinci sorumuza. Özgem demiş, merhaba demiş, olayları kişiselleştirmek ve otu boku gözümde büyütmekle hiçbir şeyi umursamamak arasında savrulup giden bir hayat yaşıyorum. Bunun bir arası yok mu demiş. Geri. Sexy Spice, size uygun gördüm.

Bu soruyu Sexy Spice'mız böyle bir soru sormuş çünkü her şey dış görünüş demek değil. O insanların da kafasında bin türlü tilki dönüyor. Herkes her şeyi iyi düşünebilir. Sevgili Geri, öncelikle otu boku büyütmekle hiçbir şeyi umursamamak arasında savrulup gitmen iyi bir şey. Çünkü bu hareket halindesin demek oluyor. Bunun tam tersi bir arası yok mu demişsin var fakat o araya da araf deniyor. Cerayanda kalırsın o arayı bulur da orada oturur kalırsan belin bıkının ayrılır. Zaten mevsim geçişindeyiz. Mahvolur gidersin aşkım. Bunun arası hiçbirimize yaramaz. Dostlarım dengeli bir beslenme gibi yapacağız.

Ara ara olayları kişiselleştireceğiz. Ara ara diyeceğiz ki çok da umurumdaydı. Ara ara diyeceğiz ki bunların hiçbiri benimle ilgili değil. Tamamen ülkenin ekonomik koşulları ile alakalı. Bazen sosyolojiyi hatırlayacağız. Bazen psikolojiyi hatırlayacağız. Bazen de şalteri kapatacağız. Bir kalıp çikolatayı gömüp battaniyenin altında

Uyuyup kalacağız sevgili Gary. Ve belki de Spice Girls'tan bir parçayla mentalimizi toplayacağız. Evet neyse haydi geçelim son sorumuza. Son sorumuz şöyle. Özge hanımcığım demiş. Çok nezaketli bir hanım. İlk defa bana bu büroda Özge hanımcığım deniyor. Özge hanımcığım selamlar. Ben üniversiteden geçen sene mezun oldum ve mezun olur olmaz bir mühendislik firmasında iş buldum. Son bir senedir burada çalışıyorum. Çok da sevilen bir personelim. Çok övüldü. Buraya kesin bir yere bir fakat gelecek şimdi gibi hissediyorum. Çok da sevilen bir personelim ve tabii ki geldi. Fakat aşırı sıkılıyorum. Bir yanım iş değiştir diyor. Bir yanım yüksek lisansa başvur diyor. Bir diğer yanımsa bok yeme otur millet iş bulamıyor diyor. Geleceğimi çizemiyorum nasıl yapacağım demiş Mel B. Crazy Spice.

Evet, gördüğün gibi geri Mel B de seninle aynı şekilde başka konu başlıklarında da olsa 3'e 5'e bölünmekten muzdarip. Evet, sevgili Mel B, öncelikle sana bir sürprizim var bu arada bu bölümde. Sen bu soruyu DM kutusuna düşürdükten hemen sonra Maniştoşun yazdı. Yani söyledi, az önce kız arkadaşım size bir soru yazdı. Ona şöyle dediğimi iletir misiniz dedi, onu anlamadım. Özge Hanım dedi, kız arkadaşım size yazmış. Lütfen ona der misiniz, ben varken çalışmasına ihtiyaç yok gibi bir mesajdı.

Bu arada not alamadım günahını da almak istemiyorum çünkü sonra geri almış mesajı açtım bir baktım ki yerler esiyor mesajın yerinde valla ben kendi kendime elin adamına bir şey yazmışım gibi olmuş öyle duruyor yani screenshot'ını aldım ama önemli değil hiç önemli değil en azından attığı mesaja bir geri dönüp bakmış benim ağzım neler diyor demiş. Sanki sevdiceğimi alıp evkuşu yapmak istiyormuşum gibi duyulabilir. Bu ben değilim, benim sevgim bu şekilde bir sevgi değil demiş. Öz eleştirisini vermiş, mesajını silmiş. Sağduyulu maniştoşuna selamlarımı ilet sevgili Melbi. Gelelim derdine. Bu arada buna benzer çok fazla soru gelmiş. Yani kariyer yolculuğuymuş, belirsizlikmiş, iş sıkıntısıymış, para kazanma zorunluymuş bir şeymiş. Hayatın gailesi bitmez Baharat Kızlar. Bitmez. Backstreet Boys. Bitmez.

kapalı çarşı mısır çarşısı kızları mı desek ne desek Valla ben en son bir işte aşırı sıkıldığımda kalkıp yüksek lisans sınavlarına girmiştim herkesten habersiz. Mülakatları aşmış, geçmiş. Ders programı açıklandığında patronuma ben kaçaretto demiş. O zaman kaçaretto yoktu tabii ki. Ben bu arada birazcık akademik hayatıma ağırlık vermek istiyorum gibi bir şekilde gerisin geri çıkmıştım işimden ve seninle aynı yaştaydım. Melani. Çalıştığım yerde de seviliyordum ve terfi almakta evet üzereydim ve ben de geleceğimi de çizemiyordum. Peki sonra ne mi oldu? Yüksek lisansa da sıkıldım.

Hani sevdiğim işi yaparsam bir gün bile çalışmış sayılmayacaktım. Bana öyle dendi. Ben oyunculuk yaparken de sıkıldım. Stand-up yaparken de sıkıldım. Bazen vallahi yukarıda Allah var bak yüzleri burada. Büroyu açarken de sıkılıyorum. Dikkat eksikliğiymiş. Bu da sana girsin. Konfüçyüz. Melanie'cim aç kulağını iyi dinle ve Melanie özelinde bütün baharat kızlar ve baharat olanlar. Ve baharatlan baynirler. Gelecek çizilemiyor. Gelecek çizilmez. Gelecek senin nasıl çizdiğine bakmadan geliyor ve sen de geldiği zaman neyin var neyin yok onu yaşıyorsun. Ben de hala çizemiyorum. Bir şeyler karalıyorum ama. Yani gelen şey genelde benim çizdiklerimden ve hayal ettiklerimden çok daha güzel, çok daha geniş ve çok daha zor oluyor. İç sıkıntısı bir kere gelir. İşte ben bir karar alırım gider diye düşünüyorsanız öyle bir şey maalesef yok bürosunun bir taneleri. Bunca iç ses, biz doğru kararı verelim, seveceğimiz işi bulalım, geleceğimizi çizelim de onlar da sesini kessin, kokteyl yudumlasın, emekliliğe ayrılsın diye yok. Maalesef yok. Maalesef Melanie, Vicky yok.

Bizim tek yapmamız gereken aradaki dengeyi bulmak ve etrafımızı sıradan çingo karbon pilimizi durasıyla dönüştüren şeylerle çepeçevre sarmalamak. Hayat işte böyle geçip gidiyor be bürosunun gülleri aman çok düşünmeyin be delirirsiniz be diyorum ve bu bölümü bence sonlandırıyorum bu şekilde. Evet soru ve sorunlarınız için gelsin insta DM'ler. Bendeniz kayıp eşya bürosu genel müdürü Özge Özel. Hepinize kucak dolusu sevgiler.

Kadeniz'e gelen uçam tek

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)