Podcast

125 - Dönüşü Olmayan Gece: Hannah Cornelius Dosyası

Karanlık Dosyalar

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İki yakın arkadaş olan Hannah ve Cheslin'in geçirdikleri eğlenceli gece maalesef aynı şekilde devam etmedi. Evlerine ayrılacakları sırada, bir anda arabanın etrafını saran hiç tanımadıkları adamlar gözleri dönmüş gibi arabaya vurmaya, lastikleri tekmelemeye, Hannah ve Cheslin'i rahatsız etmeye başladı. Üstelik adamların yaptıkları sadece bu kadarla da kalmayacaktı...


Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: Kevser Yağcı Biçici, Şeyma Orak
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Yapımcı: Podbee Media

Canlandıranlar:
Hannah Cornelius: Gülşah Dim
Cheslin Marsh: Kadir Can Değer
Suçlu: Tolgacan Bozca



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.804 kelime · ~9 dk okuma

Ya Cheston deme öyle. Herkes iyi dans etmek zorunda değil sonuçta. Ama çok komik değil bizim bu akşamki fikirleri. Doğruyu söyle. Yani şimdi öyle demeyelim de. Ne

oluyor ya? Nereden çıktı bunlar ya? Kim bunlar? Şimdi bir şey yapmasınlar bize. Dur dur dur. Sakin ol. Ne yapıyorsunuz lan burada? Bak bak bak. Kimler varmış burada? Cheston. Cheston ne oluyor? Ne yapacağız?

Ne yapacağız? Sesli bir şey söyle. Tamam, tamam. Siz sakin ol, sakin ol. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bu bölümde size eğlenceyle başlayıp vahşetle biten bir geceyi anlatacağım. Ne dersiniz? Hanna ve Chesley'nin bu kabus dolu yolculuğunu dinlemeye hazırsanız başlayalım mı?

Transkriptin tamamını oku

Hannah Cornelius, Güney Afrika'nın Stellenbosch şehrinde yaşayan 21 yaşında genç bir kadındı. 13 Şubat 1996'da, Willem ve Anna Cornelius'un ilk çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Hannah doğduğu andan itibaren ailenin ışığı, mutluluk kaynağı oldu. Ondan 3 yıl sonra dünyaya gelen erkek kardeşi sayesinde ise mutlulukları ikiye katlanmıştı. Hannah'nın kardeşiyle arasındaki bağ çok güçlüydü.

Çünkü küçük kardeşine otizm teşhisi konmuştu. Fakat o, tüm sevgisi ve ilgisiyle her an kardeşinin yanındaydı. Hannah ve ailesi her şeye rağmen oldukça mutluydu. Hatta Hannah'nın Stellenbosch Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesini kazandığı gün, Cornelius ailesinin en mutlu günlerinden biri olmuştu. Torununun bu başarısını ödüllendirmek isteyen babaannesi, ona çok sevineceği bir sürpriz hazırladı.

Hena'nın çocukluğundan beri kendisinin Volkswagen City Golf marka arabasına hayran olduğunun farkında olan kadın, emektar arabasını Hena'ya hediye etti. Hena çok sevdiği arabasıyla okula kolaylıkla gidip geliyor, derslerini severek ve ilgiyle takip ediyordu. Ama hayat sadece derslerden ibaret değildi tabii. Vakit buldukça dışarı çıkıp arkadaşlarıyla eğlenen, neşeli bir kızdı Hena.

Ailesi kızlarının sosyal hayatına müdahale etmezdi. Fakat zaman zaman tedirginlik yaşadıkları da doğruydu. Zira Güney Afrika sokaklarının geç saatlerde pek de güvenli olduğu söylenemezdi. Fakat Hena her yere arabasıyla gidip geliyor, geç saatlerde sokakta tek başına olmaktan kaçınıyordu. Kaldı ki ailesi Hena'nın arkadaşlarını yakından tanıyor, kızlarının onların yanında güvende olduğunu düşünüyorlardı.

Özellikle de Cheslin March'ın. Cheslin, Hannah'nın üniversiteden arkadaşıydı. İkili kısa zamanda kaynaşmış, yedikleri içtikleri ayrı gitmez hale gelmişti. Gece çıkmak, arkadaş gruplarıyla takılmak, sevdikleri kulüplerde müzik dinlemek ve dans etmek de en sık yaptıkları şeyler arasındaydı. 26 Mayıs 2017'de de yine böyle bir akşam geçirdiler.

Tüm gece boyunca süren eğlence bitmek bilmemiş, kimse geçen zamanın farkına bile varmamıştı. Saatin geç olduğunu anladıklarında, takvimler 27 Mayıs'a dönmüş, saat sabaha karşı 3 sularına varmıştı. Chesley'in eve kaykayıyla döneceğini söylediğinde, Hannah buna şiddetle karşı çıktı. Sokakta tekinsiz tiplerin olabileceğini, gecenin karanlığında onu tek başına hiçbir yere yollamayacağını söyleyerek, Chesley'ni arabayla bırakmak için ısrar etti. Ve nihayet, ikili, Hannah'nın arabasına atlayarak yola çıktı. Yol boyunca laf lafı açmış, iki arkadaş susmadan muhabbet etmeye devam etmiş, yollar bitmiş, onların konuşacakları bitmemişti. İkili, Chesley'nin evinin önünde durmuş, arabanın içinde sohbete devam ediyorlardı ki...

Bir anda arabanın etrafını saran 4 adamla karşı karşıya geldiler. Adamlar vücutlarında garip dövmeler olan, korkutucu tiplerdi. Bir yandan arabayı yumrukluyor, bir yandan da kahkahalar atarak etraflarında dolaşıyorlardı. Hena ve Chastin şok olmuştu. Saat sabaha karşı 4 civarıydı. Sokaklar bomboş, etraf kapkaranlıktı.

Hena ve Chastin burada var güçleriyle çığlık atsalar bile, duyabilecek hiç kimse yoktu. Ne yapacaklarını bulmaya çalışıyor fakat şoktan çıkıp fikir üretemiyorlardı. Chastin, Chastin ne oluyor? Ne yapacağız?

Ne yapacağız Chastin bir şey söyle. Ana bilmiyorum ben de bilmiyorum. Sakin ol tamam mı? Nasıl sakin olayım Chastin? Şu tiplere bak. Ya bize bir şey yaparlarsa? Nasıl kurtulacağız buradan? Ana bilmiyorum. Bir dakika durur musun? Bir yolunu bulacağız korkma. Hena ve Chastin korku içinde bu manyakların... ...elinden kurtulmanın yollarını ararken... ...dışarıdakilerin yaptıklarından zevk aldıkları belliydi.

Hena ve Chester'in korkudan buz kesmiş hallerini gördükçe daha da keyifleniyor. Onları daha fazla korkutmak için birbirleriyle yarışıyorlardı. Geçeceğiz, geçeceğiz. Ya ne yapıyorsunuz? Manyak mısınız? Bir gidin lütfen ya. Sakin olun. Durun, durun. Ne yapıyorsunuz? Tut kolundan, tut kolundan. Durun, durun. Ne yapıyorsunuz? Dur! Dur! Dur! Dur! Dur! Dur! Dur!

Chaslin ve Hannah ne olduğunu anlamadan kendilerini dışarıda bulmuştu. Ceplerinde ne varsa, para, kartlar, telefonlar dahil tüm değerli eşyalarını adamlara verip kendilerine zarar vermemeleri için yalvardılar. Fakat adamların bu teklifi kabul etmeye niyeti yoktu. Soygundan payını alıp olay yerini terk eden biri dışında kalan üç çete üyesi eğlenceye devam etmek istiyordu. Fakat bu minicik arabaya hepsi birlikte sığamazdı.

Bu durumda yapılacak şey belliydi. Savurdukları bıçaklarla Chesley'ni tehdit eden adamlar, onu bagaja hapsedip Hanna'nın yanına döndüler. Ve Hanna'nın küçük arabası, içindeki üç canavarla birlikte gecenin korkutucu karanlığını yararak ilerlemeye başladı. Hanna korkudan aklını yitirmiş bir halde olmasına rağmen sakin kalmaya çalışıyordu.

Adamlar ona zarar vermeyeceklerini, birlikte birkaç iş halledeceklerini, sonrasında onları bırakıp arabayı alıp gideceklerini söylüyorlardı. Hena onlara inanmak istiyor, dedikleri gibi olması için dua ediyordu. Bu adamlardan kurtulmanın tek yolunun uyumlu olmak olduğunu düşünen Hena, hiç sesini çıkarmadan her dediklerini yapmaya karar verdi. Araba ıssız yollardan geçerek şehrin dışına doğru ilerledi.

Nereye gittiklerini anlamıyor, tahmin dahi edemiyordu. Bir süre ilerledikten sonra nihayet yavaşlayarak bir benzin istasyonunda durdular. Hena'ya sesini çıkarmaması gerektiğini hatırlattıktan sonra adamlardan biri bagaja doğru ilerledi. Şu kartın şifresini de çabuk söyle. Hangi şifre? Şey, benim zaten kartımda para da yok. Bak beni uğraştırma tamam mı? Tek hakkın var. Söyle!

Chesley'nin şifresini alan adam ATM'ye doğru ilerlerken, diğerleri de Hannah'yla birlikte onu bekliyordu. Hannah, yanındakilerin konuşmalarından daha fazla uyuşturucu madde almak için para bulmaya çalıştıklarını anlamıştı. Chesley'nin hesabını boşalttıktan sonra onları serbest bırakacaklarını umuyordu. Fakat işler beklediği gibi gitmedi. Para çekmeye giden adamın oldukça sinirli bir şekilde geri döndüğünü fark etti.

Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu her halinden belliydi. Adam adeta burnundan soluyordu. Henan'ın kalbi çarpmaya, nabzı hızlanmaya başlamıştı. Yalan söylediğini anlamayacağımı mı sandın gerizekalı? Hayır... Hayır şey... Şey ben karıştırdım herhalde. Kes! Bizimle kafa bulmak ne demekmiş göreceksin. Chesley'nin kartın şifresini yanlış vermesi adamları haddinden fazla sinirlendirdi.

Bu hareketi hakaret olarak algılamış, o andan itibaren kontrollerini tamamen yitirmişlerdi. Şimdi kısa bir ara verelim. Döndüğümüzde artık geri dönülmez noktaya gelen bu yolculuğun nereye vardığını anlatmaya devam edeceğim. Volkswagen City karanlığın içinde bu kez büyük bir hızla ilerliyordu.

Hena'nın artık hiçbir umudu kalmamıştı. Şehrin dışında daha önce hiç geçmediği yollardan geçiyor, gittikçe daha karanlık yollara dalıyorlardı. Cheslin ise her şeyden habersiz ancak bagaj kapağını yumruklayabiliyordu. Bunun dışında yapabildiği tek şey ise sesi kısılana kadar bağırmaktı. Fakat adamlar bu durumdan memnun değildi. Cheslin bağırdıkça öfkeden deliye dönüyorlardı.

Bu sırada ana yoldan çıkan araba ormanlık bir alana saptı. Gözlerden uzak, uygun bir yer bulduklarına emin olduklarındaysa işe koyuldular. Cheslin'i hapsettikleri bagajdan yaka paça dışarı çıkardılar. O an bir insandan çok vahşi hayvanlara benzeyen bu adamlar gözlerini kırpmadan Cheslin'e saldırmaya başladılar. Zavallı adamı öldüresiye dövdükleri yetmezmiş gibi bu yaptıklarından keyif alıyorlardı.

Cheslin kendini savunmaya çalışsa da başarılı olamadı. Saatlerdir iki büklüm halde bekleyen Cheslin'in vücudunda derman kalmamıştı. Bu üç canavarın öldürücü darbelerine daha fazla dayanamayan Cheslin yere düştüğünde baygın haldeydi. Fakat adamlar bu kadarla yetinmeyecekti. Etrafta buldukları tuğraları Cheslin'in kafasına atarak parçalayan canavarlar, zavallı Cheslin'in bilincini kaybettiğine emin olduktan sonra durdular.

Sıra Hena'ya gelmişti. Ne yapacağını bilemez halde olan Hena son bir umut adamlarla pazarlık yapmaya çalıştı. Fakat başarılı olamadı. Gözü dönmüş canavarlar sırayla Hena'ya cinsel saldırıda bulundular. Ardından onu istediği yere bırakacaklarını söyleyerek bagaja koydular. Fakat tabii ki verdikleri sözü tutmayacaklardı.

Gözlerine kestirdikleri bir tenhalıkta durarak Hena'yı zorla bagajdan çıkardılar. Zavallı kız çaresizlik içinde direnmeye devam ediyordu. Onu etkisiz hale getirmek isteyen adamlarsa önce Hena'yı bıçakladı. Ardından iki kişinin güçlükle taşıyabildiği 40 kilogram ağırlığındaki bir kaya parçasını gözlerini kırpmadan Hena'nın kafasına attılar. Ve Hena o anda son nefesini verdi.

Fakat bu cani adamlar tüm yaptıklarına rağmen en ufak bir pişmanlık belirtisi dahi göstermiyorlardı. Aksine sabaha kadar şehirdeki başka insanları soymaya, çaldıkları paralarla uyuşturucu madde temin etmeye devam ettiler. Fakat hesaba katmadıkları bir şey vardı. Öldü sanıp bıraktıkları Chastin Marsh ölmemişti.

Gün ışıdığında kendine gelen Cheslin, acı içinde yürüyerek yakınlardaki bir eve ulaşmayı başarmış, ev sahiplerine durumu anlatıp polisi aramaları için yalvarmıştı. Polis yapılan ihbar üzerine derhal harekete geçerek Cheslin'in bahsettiği adamları aramaya başladı. Rahat rahat şehrin altını üstüne getirmeye devam eden suç makineleri, peşlerine takılan polisi fark ettiklerinde artık her şey için çok geçti. Teslim olmayı reddedip kaçsalar da başarılı olamadılar. Yanlışlıkla girdikleri çıkmaz sokaktan kaçamayarak yakalandılar. Derhal tutuklanan bu canavarların 27 yaşındaki Geraldo Parsons, 33 yaşındaki Vernon Whitboy, 29 yaşındaki Nashville Julius ve 28 yaşındaki Eben Van Niekerk olduğu anlaşıldı. Polisin elindeki bilgilere göre her birinin bir kitabı doldurabilecek kadar çok sabıka kaydı vardı.

Ayrıca bu canavarların ülkedeki en acımasız suç örgütü olan meşhur Numbers hapishane çetesinin üyeleri olduğu da ortaya çıkmıştı. Bu olay ülkede büyük bir yankı uyandırdı. Yalnızca eğlenmek için dışarı çıkan bu iki masum gencin başına gelenlerin kabul edilmesi mümkün değildi. Toplumdaki bu büyük tepki sebebiyle adamların yargılanmasına derhal başlandı.

Hannah Cornelius'ı kaçırma, tecavüz etme ve öldürmenin yanı sıra, Chaslin Marsh'ı kaçırma, gasp ve cinayete teşebbüsle suçlandılar. Bu suçlamalar olayı takip eden herkesin kanını dondursa da adamların umurunda bile değildi. Mahkeme salonunda gülüp şakalaşmaya devam ediyor, kendilerini izleyenlere dil çıkarıyorlardı. Belli ki işledikleri suçların da, alacakları cezanın da onlar için hiçbir anlamı yoktu.

Yapılan yargılama sonunda kurbanları ikinci bir yere götürülmeden önce olay yerinden ayrılan Julius 15 yıl, Parsons, Whitboy ve Newkirk ise 25 yıl şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Saldırı sonucu sol kulağındaki işitme duyusunu kaybeden Chastain Marsh, üniversiteden onur derecesiyle mezun oldu. Fakat o gece yaşadıklarını ve biricik arkadaşı Hannah'nın kaybını atlatması mümkün olmadı. Yaşadıkları onda ömür boyu kalacak travmalara sebep olmuştu. Hannah'nın ailesi ise perişan bir haldeydi. Kızlarının vahşice hayattan koparılmasını kabullenememiş, duruşmaları dahi takip edememişlerdi.

içlerindeki bu acıyla yaşamaya devam edemeyeceklerini düşünüyorlardı. Ve öyle de oldu. Hanna'nın kaybından bir yıl sonra sabah erkenden yüzmek için okyanusa açılan annesi bir daha geri dönmedi. Kızından sonra karısını da kaybeden Willem Cornelius bu acıya daha fazla dayanamadı ve 2022 yılında kansere yenik düştü.

Hena'nın otizmli kardeşi Andreas ise özel ihtiyaçlarının 24 saat karşılandığı bir tesiste yaşamına devam ediyor. Hena ve Chastin gibi masum iki gencin başına gelenleri kabul edemiyorum. Hiç kimseye zararı olmayan zavallı Hena bu adi yaratıklar tarafından vahşice hayattan koparıldı. Ve Hena ile birlikte onun ailesi de yok oldu.

Chaslin ise hayat boyu atlatamayacağı travmalarla mücadele etmek zorunda. Peki ama neden? Polisin bir kitabı doldurabilecek kadar sabıkaları olduğunu söylediği bu adamlar nasıl ve neden ellerini kollarını sallayarak sokakta dolaşabiliyorlardı ki? Bu kadar tehlikeli suçluların böyle başıboş bırakılması doğru mu sizce? Bence değil.

Zira bana kalırsa bu kişileri suç işlemesi için cesaretlendiren, bir an bile düşünmeden insanların hayatlarını karartabilecek özgüvene sahip olmalarını sağlayan şey tam olarak bu. Adaletsizlik. Güney Afrika ya da Türkiye fark etmiyor. Adalet sisteminin olması gerektiği gibi işlemediği toplumlarda işleyeceği suçun cezasız kalacağını ya da çok küçük cezalarla işin içinden çıkabileceğini düşünen bu suçlular ellerini kollarını sallayarak rahatlıkla suç işleyebiliyorlar. Son haftalarda yaşadığımız korkunç olaylar maalesef tüm bunları bir kez daha yüzümüze vurdu. Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere bu ülkede yaşayan çoğu kişinin can güvenliği yok maalesef.

Ancak hiçbirimiz can güvenliğimiz olmayan bir ülkede yaşamaya razı olmak zorunda değiliz. Bunun için suçluların en ağır şekilde cezalandırıldığı, kadınların kaygıyla arkalarına bakmadan yürüyebildiği günler gelene kadar adaleti aramaya devam etmek zorundayız. Ta ki bir kişi daha eksilmeyene dek. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının sonuna geldik. Bir sonrakinde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)