Podcast

126 - Sana Neden İnanalım?: Sandra Cheskey Dosyası

Karanlık Dosyalar

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kasabaya yeni taşınan Sanda Cheskey’nin, yeni arkadaşlarıyla planladığı kamp beklendiği gibi gitmeyecekti. Hiç tanımadıkları üç adamın Gitchie Manitou’nun ıssız ve karanlık bir gecesinde ortaya çıkmasıyla Sandra’nın hayatı değişti. Diğer gençler ise Sandra kadar şanslı değildi, tabii ona şans denilirse…

Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: Sezgi Aksu, Uğur Yıldırım
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Yapımcı Podbee Media

Canlandıranlar:
Sandra Cheskey: Şevval Balkan
Michael Hadrath: Uğur Yıldırım
Polis: Hazal Beril Çam
David Fryer: Umut Güloğlu
Fames Fryer: Tolgacan Bozca



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.898 kelime · ~9 dk okuma

Neydi o? Silah sesi miydi o? Stewart? Roger? Bizimkilere bir şey olmamıştır değil mi? Ya lütfen Roger'a bir şey olmasın. Dur dur dur sakin ol. Kesin bir şey oldu kesin. Şimdi de bize doğru gelecekler.

Merhaba çocuklar. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere Gitche Manitou ormanına eğlenmeye giden beş gencin tüyler ürpertici hikayesini anlatacağım. Ne dersiniz? Hazırsanız başlayalım mı?

1973 sonbaharında Sandra Chesky 13 yaşındaydı. Sıradan bir yaşamı vardı. Hayatı olduğu gibi kabul eder, pek şikayet etmezdi. Yaşına göre güvenilir ve olgun, beladan uzak durmak için her zaman elinden geleni yapan iyi bir kızdı. Ailecek Güney Dakota'dan Iowa'ya yeni taşınmışlardı. Buna rağmen Sandra hızlıca uyum sağlamış ve bir çevre edinmişti.

Transkriptin tamamını oku

Hatta daha sıcak bir iklime taşınmak Sandra'ya iyi gelmiş olacaktı ki, Roger Asom adında 17 yaşındaki popüler bir çocukla sevgili dahi olmuştu. Yaşı göz önüne alındığında bu ilişki mantıklı görünmüyordu. Ancak onlar düzenli ve mutlu bir birliktelik içinde gibi görünüyorlardı. 17 Kasım gecesi için plan yapan Roger, Sandra'nın ona ve arkadaşlarına bu gezide eşlik etmesini istiyordu. Gezinin yapılacağı yer, Amerikan yerlilerinin dilinde büyük ruh anlamına gelen Geechee Manitou adında eyalet koruma alanıydı.

Roger'ın arkadaşları, Stewart 18, Dana 14 ve Michael 15 yaşındaydı. Park'ın adeta bir hiçliğin ortasında olduğunu fark etmeyen Sandra, Roger'la daha fazla zaman geçirme fırsatını hemen değerlendirdi ve teklifi kabul etti. Gençler heyecanla sırt çantalarını hazırladılar. Sırt çantalarına yiyecekleri, içecekleri ve ateş yakmak için çakmaklarını koymayı da ihmal etmediler.

Ailelerden uzak bu gezide biraz da kaçamak yapmak istiyorlardı. Grup çok geçmeden Stewart'ın minibüsüne binip Gitche Manitou'ya doğru yola koyuldular. Neşeyle ve şakalarla yolculuk yapan bu grup sabah olduğunda içlerinden sadece birinin hayatta kalacağının farkında bile değildi. Gitchie Manitou'nun kalbine giden karanlık patikada ilerlerken Sandra, onlarla gelme kararından pişman olmuştu. Etrafın ıssızlığı onu ürkütmüştü ve bunun çok da iyi bir fikir olmadığını düşünmeye başladı. Sandra'nın gözleri merakla karışık bir ürkeklikle minibüsün farlarıyla aydınlanan yola bakıyordu. Neyse ki Roger, onun endişesini sezdiğinden onu rahatlatmaya çalıştı.

Bu mekanın kasabanın gençlerinin biralarıyla geldiği, gece boyunca eğlendiği bilindik bir mekan olmasından bahsetti. Sandra biraz olsun rahatlamıştı. Gidecekleri yere vardıklarında bir kamp ateşi yaktılar. Ateşin etrafında toplandıktan sonra Stewart yanından hiç ayırmadığı gitarını tıngırdatırken birbirlerine hikayeler anlattılar.

Yanlarında marijuana da getirmişlerdi ve elden ele dolaştırıyorlardı. Bir noktada etraflarındaki ormanda yaprakların çıtırdadığını ve bazı dalların kırıldığını duydular. Birden irkildiler. Ancak çok endişeye de kapılmadılar. Bunun, müzik veya ateşin sıcaklığıyla oraya çekilen bir geyik veya başka bir meraklı yaratık olduğuna inanmışlardı. Sonuçta doğanın ortasındaydılar.

Seslerin giderek yaklaştığı anlaşıldığında grubun büyükleri olan Roger ve Stewart ne olduğunu görmek için ayağa kalktılar. Ormanın kenarına zar zor ulaşmışlardı ki bir dizi silah sesi duyuldu. Ateş başında kalan diğerleri tehlikede olduklarını ancak Roger vurulduğunu haykırdığında anladılar. Panik içinde yakındaki ağaçların arkasına saklanmak için kaçıştılar. Ağaçların arasından tüfekli iki adam çıktı. Kamp ateşinin önüne geldiler. Merhaba çocuklar. Bak bak, ne içiyorsunuz bakalım siz? Çıkarın bakayım kimlikleri. Narkotik şube arkadaşlar, kimlikleri alabilir miyiz? Çıkar, çıkar, çıkar.

Polisleri karşılarında görünce ne yapacağını bilemeyen gençler telaşla kimliklerini ararken çalılıkların arasından hiç tanımadıkları bir adam daha aralarına katıldı. Herkese saklandıkları yerden çıkmalarını emrettiklerinde gençler emirlerine uydular. Görüş alanına girdikleri anda bir el silah sesi daha duyuldu. Ve mermi Michael'ın koluna isabet etti. Michael acı içinde çığlık atarak yere düştü.

Sandra ve Dana da içgüdüsel olarak kendilerini yere attılar. Çimlerde yüzüstü yatan, dehşete kapılmış bu gençlere acımak yerine, adamlar onları yaralı numarası yapmakla suçlamıştı. Hatta sanki iddiasını kanıtlamak istercesine, bir tanesi onları geçerken tekmelemişti. Darbelere tepki verdiklerindeyse, tehditvari şekilde uyarılıyorlardı. Ayağa kalkın, yoksa daha fena olur. Tamam, tamam. Kalk, kalk. Yok bir şey. Kalk. Kalk.

Adamlar birbirlerine takma adlarla hitap ediyordu. En çok konuşan, uzun boylu, zayıf olana Patron yani The Boss deniyordu. Diğerleri ise Balta Surat yani Hatchet Face ve JR'dı. Gençler ayağa kalktığında Patron Sandra'yı yakaladı ve Stewart'ın minibüsüne kadar götürdü.

Daha sonra ellerini bağlayıp onu bir araca yerleştirdi. Arkadaşlarıyla yaptığı kısa bir sohbetin ardından direksiyona geçti ve Sandra'yı da yanına alarak hızla oradan uzaklaştı. Arkadaşlarından uzaklaştırılırken Sandra defalarca Roger'ın iyi olup olmadığını sordu. Patron, tüfeklerin kurşun değil, sakinleştirici oklarla dolu olduğunu söyleyerek onu manipüle etti. Arkadaşlarının sadece uyuduğunu ve birkaç saat içinde gayet iyi olacaklarını söyledi. Fakat o sırada kampta korkunç şeyler yaşanıyordu. Stewart da vurulmuş halde arkadaşlarının arasına dönmüştü. Sandra ve patron gözden kaybolur kaybolmaz diğer iki polis, Dana ve Michael'ı polis karakoluna götürme bahanesiyle bir kamyonete bindirdi.

Ancak araca ulaştıkları anda üç genci de suik kanlılıkla kafalarından vurdular. Tüfekler gerçek mermiyle doluydu. Roger'ı ise ilk karşılaşmada öldürmüşlerdi. Çok uzun bir süre yol gittikten sonra patron sonunda eski bir çiftlik evinin önünde durdu. Sendra'ya yaşını sorduğunda oldukça şaşırmış gibiydi. 13 yaşında olduğunu söyleyen kıza karşı kendini sorumlu hissetmeye başlamıştı. Ona zarar vermek istemiyordu. Bu kafa karışıklığının ortasında yanlarına mavi bir kamyonet yanaştı.

Şimdi kısa bir ara verelim. Ardından kaldığımız yerden devam edeceğiz. Sendra ne olduğunu bile anlamadan patron araçtan indi ve CR araca bindi. Onun varlığı Sendra'nın kamp alanında hissettiği korkunun anında geri gelmesine neden olmuştu.

JR, Sandra'dan kıyafetlerini çıkartmasını istedi. Ve ona cinsel saldırıda bulundu. Daha sonra tekrar patronla yer değiştirdi. Patron, hiçbir şey olmamış gibi aracı sürmeye devam etti. Sandra arka koltukta otururken, saldırganlar Sandra'ya ne yapacaklarını tartışıyorlardı. Çok fazla şey gördü, farkındasın değil mi? Evet. Ölmesi lazım.

Ancak patron, arkadaşlarının sadece uyuduğuna inanan bu kızı öldürmek yerine ona ailesinin evine giden yolu sordu. Onu bu zor durumdan kurtarma sözünü yerine getirerek evine götürecekti. Sandra'yı serbest bırakmadan önce ona nerede yaşadığını bildiğini ve başına gelenleri bir kişiye bile anlatırsa geri gelip işi bitireceğini söyledi. Sandra onun sırlarını saklamaya hiç niyeti olmasa da o an buna dair söz verdi. Dudaklarının mühürlenmiş olmasından memnun olan patron kapıyı açtı ve güneş gökyüzünde yükselirken Sandra'nın ailesine yeniden katılmasına izin verdi.

Ortam o kadar huzurluydu ki, Sandra bir anlığına yaşananların kötü bir rüyadan başka bir şey olmadığını düşünmüştü. Birkaç saat sonra, Güney Dakota'dan gelen bir çift, Geechee Manitou Eyalet Koruma Alanı'nın otları arasına atılmış üç çocuğun cesediyle karşılaştı. Polis olay yerine vardığında, gençlerin hepsinin başlarından vurulduğunu tespit etti. Kot pantolonlarının ceplerinde bulunan cüzdanlar, kurbanların Stewart Bate, küçük kardeşi Dana ve arkadaşları Michael Hadrad olduğunu ortaya koydu. 18 Kasım öğleden sonra Sandra Chesky bir polis karakoluna girdi ve yaşananları görevli memurlarla paylaştı. Kendisinin ve arkadaşlarının sakinleştirici silahlarla kuşanmış üç deli tarafından nasıl saldırıya uğradığını anlattı.

Ancak polisler bu inanılmaz hikayeyi duyduktan sonra Sandra'nın yalan söylediğini düşündüler. Çünkü bahsettiği kişiler o sırada morgda yatıyordu. Hiçbiri sakinleştirici iğnelerle uyutulmamıştı. Gerçek mermilerle öldürülmüşlerdi. Sandra ayrıca kalıntıları henüz keşfedilmemiş olan Roger'ı görmek istediğini de defalarca belirtti. Ancak o sırada polisin yapabileceği tek şey onun sağladığı bilgileri incelemekti.

Diğerleri hayatını kaybetmişken, onun mucizevi bir şekilde katliamdan sağ kurtulmuş olması, dedektiflerin bu hikayede kızın anlattığından daha fazlası olduğuna inanmalarına yol açtı. Gerçekten ne olduğunu öğrenmek isteyen araştırmacılar, Sendra'dan yalan makinesi testine girmesini istediler. Arkadaşlarını sen mi öldürdün? Yok hayır, ben öldürmedim. Onlar yaptı. Sana neden yanılayım? Seni niye bıraktılar o zaman?

Bilmiyorum. Ben hiçbir şey yapmadım. Onlara bayılttıklarını söylediler. Yemin ederim. Öldüklerini anlamamıştım bile. Bu mavi bir kamyonet bir de bir orman evinden bahsettin. Onları hatırlıyor musun? Evet. Sürcüyü dahi görsem tanırım. O yüzleri unutmama imkan yok çünkü. Hatırlarım.

Sandra testi başarıyla geçti. Test onun doğruyu söylediğini gösterse de 13 yaşındaki kızın bir şekilde bu cinayetlere karıştığına inananlar hala vardı. Yetkililer üç acımasız katilin geride yaşayan bir tanık bırakmasını mantıklı bulmamıştı. Bazı dedektiflerin olayların onun versiyonundan şüphe duyduklarını açıkça belirtmelerine rağmen Sandra onlarla tam olarak iş birliği yapmıştı. Onlara katillerin kullandığı takma adlarından, sürdükleri kamyona kadar her şeyi ayrıntılarıyla açıklamıştı. Adresi bilmese de tecavüzün gerçekleştiği çiftlik evi hakkında hatırladığı her şeyi de onlarla paylaştı.

Cinayetler ilk kez gün yüzüne çıktıktan 10 gün sonra bir memur Sandra'yı ekip arabasıyla gezdirmeye başladı. Bir şekilde onları çiftlik evine götürebilme ihtimali olduğunu düşünüyordu. Bu çabanın boşa olacağından korkmalarına rağmen davayı çözmek adına her şeyi yapmaya hazırdı. Samanlıkta iğne aramak için arka yollarda seyahat ederken devriye aracının içindeki gerginlik her geçen saat artıyordu. Çileden çıkmış polis memuru bir noktada Sandra'dan her şeyi açıkça itiraf etmesini ve katillerin isimlerini vermesini istedi. Ancak Sandra bu soruları cevaplayamıyordu.

Bir noktada onu duymamazlıktan gelip pencereden dışarıyı seyretmeye başladı. Rahatsız edici sessizlik birkaç dakika sonra Sandra'nın uzaktan bir çiftlik evini görmesiyle bozuldu. Sandra tekrar aynı evi görmenin etkisiyle neredeyse yerinden fırlayacaktı. Tüm engellere rağmen çiftlik evini bulmuşlardı. Şimdi herkes ona inanacaktı. Yine şans eseri çiftlik evine giden yolda mavi bir pickup hızla yanlarından geçti.

Geçerken Sendra şoföre baktı. Şoförün patron olduğunu fark etmesi zaman almadı. Polis memuruna onu gösterdi. Memur da aracı takip etti ve onu yolun kenarına çekmeye zorladı.

Karşılaşma boyunca soğukkanlılığını koruyan sürücü kendini Alan Fryer olarak tanıttı. Kendisini bu bölgeye neyin getirdiği sorulduğunda çiftlik evinin sahibi olan adam için çalıştığını açıkladı. Sandra'nın şüpheliyi teşhis etmesi üzerine 29 yaşındaki Alan Fryer gözaltına alındı. Birkaç saat içinde kardeşleri James ve David de tutuklandı.

Sendra'nın cinayetler ve cinsel saldırıyla ilgili ifadesiyle karşı karşıya geldiklerinde kardeşler tüm olayın bir yanlış anlaşılma olduğunu ileri sürdüler. Anlattıklarına göre o gece yasa dışı bir şekilde geyik avlıyorlardı. O sırada kamp ateşi etrafında oturmuş ot içen bir grup genç gördüler. Söylediklerine göre tek amaçları polis kılığına girerek onları korkutmak ve paralarını almaktı.

Ancak Roger ve Stewart'ın kendilerine doğru geldiklerini fark ettiklerinde, Alan telaşlanmış ve bir anda elindeki tüfekle onlara doğru ateş etmişti. Alan ifadesinin sonunda bunu neden yaptığını kendisinin bile anlamadığını söylemişti. Kardeşlerin yalanı ise belliydi. Polisin şüpheli uyuşturucu kullanıcılarına ateş etme izni bulunduğunu iddia ettiler.

Durum böyle olsa bile, ki öyle değildi, Friarlar kendilerinin polis memuru olmadıklarını unutmuş gibi görünüyorlardı. J.R. Sandra'nın tecavüz iddialarıyla karşı karşıya geldiğinde aralarında geçen ilişkinin Rıza'ya dayalı olduğunu iddia etti. Hatta bir adım daha ileri giderek kendisine Aslan'ın aslında Sandra olduğunu dahi iddia etti. Neyse ki yetkililerin hiçbiri onun söylediklerine inanmamıştı.

Cinayetlerin korkunç ayrıntıları kamuoyuna açıklandığında bölge halkı şaşkına dönmüş, gündelik hayatları tamamen değişmişti. Artık kapılar daima kilitli tutuluyor. Aileler gençlerin geceleri evlerinden çok uzaklaşmalarına izin vermiyor. Gitchie Manitou ise artık parti alanı olarak kullanılmıyordu. 12 Şubat 1974'te David Fryer, yani Hatchetface, üç cinayet ve bir adam öldürme suçundan suçlu bulundu. Hakim ona şartlı tahliye olasılığı olmaksızın müebbet hapis cezası verdi.

Ceza açıklandığında David kararı kabul etmeyi reddetti ve bunun yerine idam edilmeyi talep etti. Hayatının geri kalanını parmaklıklar ardında geçirmektense ölmeyi tercih edeceğini söyledi. Ancak bu karar kendisine bağlı değildi. Parmaklıklar ardına götürüldü.

Üç ay sonra, 20 Mayıs'ta, jüri Ellen'ı yani patronu Roger Assam, Stewart Bate, Dana Bate ve Michael Hedret'in birinci derece cinayetlerinden suçlu buldu. Ellen da yaşamının geri kalanını parmaklıklar ardında geçirecekti. Bugün üç kardeşte ait oldukları yer alan parmaklıklar ardında yatmakta. Ellen, Iowa'daki Anamosa Eyalet Hapishanesinde tutulurken, James ve David günlerini iki buçuk saat uzaklıktaki Fort Dodge Islah Tehdisinde geçiriyorlar. Her

ne kadar suçlular cezalarını bulmuşsa da, Sandra'nın hayatı etkilenmeye devam ediyordu. Sürekli bakışlardan, medyanın odağından ve parmakla işaret edilmekten kaçamayınca bir nevi inzivaya çekilmişti. Sonunda okula döndüğünde kendini bir zamanlar arkadaş olarak gördüğü diğer öğrenciler tarafından dışlanmış halde buldu. Diğer gençlerin aileleri yanlışlıkla cinayetin suç ortağı olduğuna inandıkları Gici kızıyla çocuklarının hiçbir ilgisinin olmasını istemiyordu. Bir yıl sonra bu acımasız imalar ve ithamlar yüzünden Sendra henüz 8. sınıftayken okulu bıraktı.

Bütün bunlara ek olarak, Sandra yıllarca katillerin onu aramaya geldiği ve intikamlarını almaya kararlı olduğu korkunç kabuslarla boğuştu. Yüzleri sonsuza dek hafızasına kazındı. Kabuslarında onları her köşede pusuda beklerken gördü. Sandra, yılların sonunda Gechi Manitou'daki cinayetleri geride bırakmayı başardı.

Bazen o gece hayatta kaldığı için kendini suçlu hissetse de sonunda olanları önlemek için yapabileceği hiçbir şey olmadığını fark etti. Ancak tüm suçun Friar kardeşlerde olduğunu kabul ettiğinde geçmişin zincirlerinden kurtulup hayatına devam etme gücünü buldu. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)