Podcast

İran vs İsrail: Son 1 Sene (ve büyük resim)

Fularsız Entellik

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Selam fularsızlar. Son 1 senede Ortadoğuda olanları özetlemeye devam. Bugünkü konular, İran'ı doğrudan dahil eden gelişmeler (konsolosluk saldırısı, Haniye ve Nasrallah suikastleri, patlayan Hizbullah telsizleri, karşılıklı roketleşmeler) ve biraz da büyük resim (nükleer tesisler, petrol dengesi, Çin'in planları, İsrail Lobisi).

Gelecek bölümde Filistin meselesinin tarihi boyutuna bakacağız, son 100 senede olan 4 dönüm noktasına odaklanacağız. "Sence kim suçlu, kim haklı şimdi" diye merak edenler için hazırladım. Umarım faydalı olur.



Konular:


(00:45) Hutiler kim

(01:31) İran

(03:06) Haniye suikasti

(05:17) Patlayan telsizler

(08:36) 80 tonluk bombalar

(10:49) Nükleer hesaplar

(12:11) Petrol hesapları

(14:21) ABD ve İsrail Lobisi

(17:51) Gelecek bölüm

(18:15) Patreon teşekkürler




Kaynaklar:


Yazı: Çin'in arabuluculuğu


Yazı: Does China welcome an Iran-Israel war?





Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.598 kelime · ~13 dk okuma

Selam flarsızlar. Son bir senede Orta Doğu'da olanları özetlemeye devam. Nisan ayında kalmıştık. Biraz geciktim çünkü bu arada bir yorum gelmişti.

Bir arkadaş kısaca, ya iyi güzel de kim haklı şimdi? Sen kimden tarafsın? demeye getirmiş. Onu aradan çıkarayım diye bir şeyler karaladım.

O da yeterince uzadığı için üçüncü bir bölüm olarak bundan sonra yayınlayacağım. Şimdi biz kendi kronolojimize dönelim. İran Nisan ayına kadar aracılar üstünden çatışıyordu. Hamas ve Hizbullah'ı gördük.

Transkriptin tamamını oku

Bir de Hutiler var. Hutiler nereden çıktı şimdi? Ben ilk duyduğumda sahra altından bir kabile sanmıştım bunları. Yemen'deki Şii isyancılar.

Ülkenin batısını kontrol ediyorlar, karşılarında da Suudilerin desteklediği iktidar var. Kontrol ettikleri bölge tam Kızıldeniz'in girişinde olduğundan Süveyş kanalından geçen gemilere sataşıyorlar. Bir iki tanesini batırdılar hatta. Şimdi Süveyş kanalı, Asya ile Avrupa arasındaki en kısa yol biliyorsunuz.

Orayı es geçip Ümitburnu'ndan dolanmak yaklaşık 10 gün ekliyor yolculuğa. O yüzden dünyadaki konteyner trafiğinin üçte biri buradan geçiyor. Bu trafik epey azalmış. Sırf Mısır'ın geçiş gelirlerinden kaybı, turnike gelirinden kaybı bir senede 2 milyar doları bulmuş.

Deniz ticareti deyince İngiltere eski imparatorluk günlerini hatırladı ve ABD ile birlikte oraya donanma yollayıp hava saldırısı düzenlediler. Ama tam olarak durduramadılar Hutileri. İşin o kısmı bir yandan devam ederken nihayet 1 Nisan'da İran doğrudan olaylara karıştı. Daha doğrusu İsrail onları karıştırdı.

İran'ın Şam'daki konsolosluğunu patlatarak 13 kişiyi öldürdüler. Devrim muhafızlarından bir komutan hedefte, kim olduğu pek önemli değil aslında önemli olan başka bir ülkedeki diplomatik misyonunun vurulması. İran'dan iki hafta boyunca ses de daha çıkmadı. Sonra ilk defa İsrail topraklarına bir saldırı yaparak 300 kadar füze ve drone yolladılar.

Yalnız yollamadan önce ABD'yi arayıp nereye hedef alacaklarını bildirdiler. O yüzden hemen hepsi havada yakalandı. Kısaca İran olayı fazla büyütmeden bir şey yapmış gözükmek için saldırdı. O günlerde medyayı takip ederken bu önemli ayrıntının arada kaynadığını hissetmiştim.

Benim gördüğüm kadarıyla çoğunluk İran'ın beceriksizliğiyle dalga geçiyordu. İsrail'in savunmasını övüyordu. Halbuki zaten danışıklı dövüş. İsrail ise kendi toprağına saldırıldığı için bu karşılığa karşılık vermeyi planladı.

Zaten genel politikaları altta kalmamak üstüne kurulu. ABD de işin çok büyümemesini istiyor. Siz kazandınız işte. Hem komutanlarını öldürdünüz hem de karizmalarını çizdiniz.

Gerek yok uzatmaya diyorlar. Sonuçta İsrail'in cevabı tek bir saldırı oldu. İsfahan'daki bir askeri üssü bombaladılar. Uydu fotoğraflarına göre hava savunma sisteminin radarı vurulmuş.

Mesaj belli. İstediğimiz yere nokta atışı erişiriz. Hava savunmanızı da böyle havadan vururuz. Bu dönemde Netanyahu'nun iç politikadaki desteği henüz o kadar yüksek değil.

Muhalefet gösteriler düzenliyor. Artık 6 ay olmuş rehineler için anlaşma yapıp işgalin bitirilmesini istiyorlar. ABD'nin ara buluculuğundaki rehine değişimi girişimleri de sürekli sonuçsuz kalıyor. Esas bomba Temmuz'un sonunda patladı.

Kelimenin tam anlamıyla patladı. İran'ın yeni cumhurbaşkanının göreve gelmesini kutlamak için Tahran'da bulunan Hamas'ın siyasi lideri İsmail Haniye, cumhurbaşkanlığının konuk evindeyken öldürüldü. Biliyorsunuz Hamas'ın liderleri yıllardır Katar'da yaşıyorlar. Bunu zamanında Obama yönetimi istemiş.

Gayri resmi diplomatik ilişkileri daha rahat kurabilmek için. İsrail'de onaylamış. Orada kimse birbirine dokunmayacak. Bunun tarihsel bir arka planı var aslında.

Çünkü bu istekten bir sene önce, 2010 yılında yani, Hamas'ın askeri kanadının kurucularından biri, Mossad tarafından Dubai'de bir otelde öldürülmüştü. Önce suikast olduğunu anlamadı Dubai polisi, doğal bir ölüm olduğunu düşündüler. Sonra Hamas, oğlum bu bizim adamımız kesin Mossad'dır iyi bakın deyince büyük bir operasyon açığa çıktı. Meğer Mossad oraya tam 20 ajan yollamış.

Oralara İsrail pasaportuyla giremeyecekleri için İsrail'i ziyarete gelen çifte vatandaşların yabancı pasaportlarını alıp kopyalamışlar. O ajan grubuna vermişler. ve onlar da öyle bir kere değil, birkaç defa gidip gelmişler Dubai'ye. Sonunda kabak gibi otel kamerası kayıtları var.

Adamı adım adım takip ettikleri görünüyor. Otele girip odasını öğreniyorlar ve onu elektroşokla veya kalp krizine sebep olan bir ilaçla öldürmüşler. Polis seyahat kayıtlarını inceliyor. Orada bir anomali görüyor.

Aynı 20 kişi sürekli gidip geliyor. Bunların pasaportlarını yayınlıyor. Düşünsene, işinde gücündesin İsrail'de, tatildesin veya... Haberleri bir açıyorsun, Dubai'deki bir suikaste daralıyorsun.

Bir sürü ülke İsrail'i protesto etti bu yüzden. Bizden habersiz pasaportlarımızla suikastler düzenliyorsunuz diye. Velhasıl böyle bir arka plan var. Katar sonuçta herkes için güvenli bölge ilan edildi.

Haniye Katar'da dokunulmaz. Türkiye'deyken de zaten dokunamazlar ama İran'dayken dokunulabilir. Mossad her zamanki gibi suikasti üstlenmedi. Hatta tam olarak nasıl olduğu da muamma.

Bir versiyona göre iki tane ajan, konuk evinde Haniye'ye ayrılan kısmın muhafızlarına para ve sığınma teklif etmişler, yatağının altına patlayıcı yerleştirmişler. Bunu da ziyaretten tam iki ay önce yapmışlar. İki aydır orada duran bir bomba varmış yani. İran'sa zaten rezil olmuş vaziyette, o yüzden dışarıdan roket attılar diyorlar.

Yatağa yerleştirilmiş bombadan iyidir en azından. Kısa bir süre sonra daha da büyük bir operasyon gerçekleşti. 17 Eylül'de Hizbullah üyelerinin kullandıkları çağrı cihazları uzaktan patlatıldı. Ertesi günde telsiz cihazları.

Az sayıda ölü vardı ama binlerce kişi yaralandı. Hastaneleri düşünmek istemiyorum. O gün çalışan doktorlar herhalde 10 yıllık tecrübe ve travma edinmişlerdir. Saldırıların nasıl yapıldığı konusunda biraz bilgi kirliliği vardı.

Önce uzaktan sinyalle pilleri ısıtıp patlattılar gibi teoriler uçuşuyordu. Öyle bir şey yok. Daha basit ama daha heyecanlı. Birkaç ay öncesinde Hizbullah lideri Nasrallah, İsrail'in cep telefonlarına sızdığı için artık çağrı cihazları kullanmaları gerektiğini söylemiş.

Telefonlarınızı alın, eşinizden çocuğunuzdan demir bir kutunun içine koyun yere gömün demiş. Tayvanlı bir şirketten 5000 tane cihaz almışlar. Çağrı cihazı, belki bilmeyeniniz vardır, taş devrinden kalma bir teknoloji, hacklenmesi daha zor. Fakat bunların üretimleri sırasında pilin yanına birkaç gramlık bir patlayıcı ve bir kontrol devresi yerleştirilmiş.

5 ay sonra operasyonun ortaya çıkmak üzere olduğunu düşünerek o cihazlara özel bir mesaj gönderiliyor, yani kullanıcının eline alması sağlanıyor ve birkaç saniye sonra da patlıyor. Çok endişe verici bir şey tabii. Laptop gibi daha büyük cihazları düşünün. Bunlara çok daha fazla patlayıcı yerleştirebilirsin.

Parçaları bir sürü yerden geliyor. Yani tedarik zincirinin herhangi bir noktasında birkaç gramlık patlayıcı yerleştirilebilir. Ve tüm cihazları topyekün patlatmana da gerek yok. Başka verilerle birleştirip daha odaklı saldırılar yapabilirsin.

Geri kalan kullanıcılar da çantalarında ufak bir patlayıcı taşıdıklarını bilmeden yıllarca kullanırlar cihazları. Bu olayda durum daha basit gözüküyor. İsrail için çalışan paravan bir şirket cihazları doğrudan üretmiş. Yani tedarik zincirine sızmamışlar.

İşin karmaşık kısmı bir sürü şirketin işin içinde olması. Tayvanlı şirket üretimi kendilerinin yapmadığını BAC Consulting diye bir Macar firmasına lisansladıklarını söylüyor. Bunları aradım geçen haritadan. Bizim evin yakınlarında çıkınca atladım bisiklete gidip baktım.

Koca bir tesis bekliyorum. Ama ortada hiçbir şey yok. Kös kös eve döndüm. Meğer paravan şirketmiş.

Kayıtlı tek bir çalışanı var. O da diyor ki, biz ara bulucuyuz kardeşim. Bulgaristan'daki bir şirket sorumlu. Bulgaristan'da kendi incelemesini başlatmış.

Belli ki suçu herkes birbirine atacak. Ertesi gün patlatılan telsiz cihazların hikayesi daha da fantastik. Çünkü o operasyon ta 2015'de başlamış. Yani 2015'den beri bazı telsizlerin içinde patlayıcı var.

Ama aktive etmemişler. Çünkü aynı zamanda dinleyici de yerleştirmişler. Konuşmaları dinliyorlar. Çağrı cihazları gidince bunları da patlatmışlar tabii.

iki gün içinde bir örgütün binlerce elemanını ciddi biçimde yaralamış oldular. Ve nefes almalarına fırsat vermeden ertesi gün ağır bombardıman başladı. 23 Eylül'de birkaç saat önceden verdikleri bir uyarı sonrası Güney Lübnan'da tam 1300 hava saldırısı gerçekleştirdi İsrail. Orada o cihaz operasyonlarında ölenler çok daha fazla insan öldü bir gün içinde.

Ertesi günlerde bu devam etti. On binlerce Lübnanlı evini barkını bırakıp kuzeye kaçtı. Bu arada Lübnan zaten inanılmaz bir fakirleşme yaşamış son senelerde. Paraları %98-99 oranında değer kaybetmiş.

Çok yazık gerçekten. Artık elektronik cihazlara güvenemedikleri için yüz yüze buluşan grupları İsrail başka yöntemlerle takip ediyor. Rutinlerinden sapıyorlarsa, ha diyorlar büyük bir buluşma olacak. O şekilde 20 Eylül'de bir üst düzey komutan öldürdüler.

37 kişiyle beraber. Bir hafta sonra da 30 senedir Hizbullah'ın başında olan Nasrallah'ı öldürdüler. Güney Beyrut'ta apartman binalarının altında korunaklı bir sığınakta toplanmışlardı. Netanyahu New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda asarız keseriz diye neredeyse boş kalmış salona demeç verdikten birkaç dakika sonra o sığınağa 80 tonluk sığınak patlatıcı bomba attılar.

Arka arkaya aynı noktayı vuruyorlar ki her bomba biraz daha derine insin. Nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde bunların kullanımı yasak, kağıt üstünde de kim takar? Birkaç saniye içinde tüm binalar dümdüz oldu. Birkaç saat içinde de Nasrallah'ın öldüğü açıklandı.

Yetmedi, fırsat bu fırsat deyip Güney Lübnan'ı bilmem kaçıncı defa kara harekatıyla işgal edeceklerini açıkladılar. Küçük ve kısa bir harekat olacak dediler ama kimse inanmadı. Eylül'ün son haftasına kadar 1 milyon Lübnanlı bölgeyi terk etmiş. İyi ki de terk etmişler çünkü İsrail bu kaydı yaptığım günlerde harekatın genişlediğini, Güney Beyrut'un bazı bölgelerine kimsenin gitmemesi gerektiğini açıkladı.

İran'a dönelim. Haniye suikastine ve Hizbullah'a yapılan sağlı sollu saldırılara artık bir cevap vermeleri gerekti. İsrail topraklarına saldırının psikolojik eşiği de aşılmış çoktan. 1 Ekim'de 200 kadar füze fırlattılar yine İsrail'e.

Yalnız bu sefer önceden ABD'ye haber vermediler ya da son dakikada verdiler. Çoğu da yine ABD donanması, uçakları ve İsrail hava savunma sistemlerince vurulmuş. Tek bir can kaybı yaşandı, o da Filistinli bir inşaat işçisi. Füzelerden kopan bir parça kafasına düşmüş.

Ya ne hayatlar var düşünüyorsun. Zaten boktan bir hayatı vardır herhalde orada. Daha da saçma bir şekilde bitiyor o hayat. Neyse, şimdi herkes İsrail'in vereceği cevabı bekliyor.

Yani şu an İsrail, Gazze'de de, Lübnan'da da, sonu belirsiz bir işgalde, Batı Şeria'da ablukayı sıkılaştırdı, Yemen, Suriye ve Irak'ta ufaktan çatışmalara giriyor, İran'la da füze alışverişinde bulunuyorlar. Muhtemelen bunu dinlediğinizde çoktan yeni bir şeyler yaşanmış olur. Benim bu işin geleceğine dair hiçbir tahminim yok. Ortada bir plan program olsa bile şans faktörüne bağlı o kadar şey var ki, o füzelerden biri yanlış yere düşüp yanlış kişileri öldürse her şeyin seyri değişebilir.

Yalnız madem günümüze geldik, bu genel güç dengesi hakkında söyleyecek birkaç şeyim var. Emekli albay modunu açıyorum. Herkes İsrail'in verici cevabı bekliyor dedik. ABD daha ilk günden İran'ın nükleer tesislerinin vurulmamasını istedi.

İran'ın ilginç bir nükleer stratejisi var. Yüzüp yüzüp kıyısında duruyorlar. Yani nükleer güç değiller ama isterlerse çok kısa sürede silah geliştirebilecek durumda olmayı amaçlıyorlar. Bu sayede herhangi bir kriz yaratmadan, bir anlamda nükleer güç olmanın bedelini ödemeden o caydırıcılığın bir kısmına sahip oluyorlar.

Bu haldeyken İsrail açık açık saldıramadığı için İran'ı nükleer programındaki kilit isimleri öldürüyordu. En son 2020'de bir suikast düzenlemişlerdi. Ama İran istediği noktaya gelmiş gözüküyor. Bunu şuradan anlayabiliriz.

Enerji üretimi için %4 oranında zenginleştirilmiş uranyum yeterliymiş, silahlanma için ise %90. İran birkaç ay önce %60 seviyesindeydi. İran Watch'ın raporuna göre de isterlerse sadece 1-2 hafta içinde 5 savaş başlığı için yeterli uranyumu zenginleştirebilecek durumdalar. Bu demek değil ki anında nükleer silah sahibi olabilirler.

Başka adımlar da atmaları gerekiyormuş. Birkaç ay daha veya bir sene daha sürermiş o noktadan sonra ve artık ne yapacaklarsa roketlerin vidalarını sıkacaklar herhalde. Yine de o uranyumu elde etmek önemli bir eşik noktası. ABD o eşiği aşmaya zorlanmamalarını istiyor.

İsrail de hep böyle mi gidecek? Hazır imkanımız varken girip ortalığı dağıtalım, bunların nükleer programlarını 10 sene geri atalım derdinde. İkinci en önemli hedef enerji altyapısı. Özellikle petrol rafinerileri.

Bunlara zarar vermek çok daha kolay, ekonomik etkisi de büyük. İran zaten bunu bildiğinden devlet televizyonundan açıklama yaptı. Bir saldırı olursa bölgedeki petrol altyapısını hedefe alacaklarını söylediler. Bölgedekiden kasıt Körfez ülkeleri.

Birkaç sene önce yine dolaylı yoldan Suudilere saldırmışlardı öyle. Körfez ülkeleri bu tehdidi ciddiye alıp ABD'ye baskı yapıyorlar İsrail'i durdurmaları için. Petrol fiyatları epey sakin gitti bu arada. Hatta geçen seneden daha ucuz şu anda.

Herhalde tarafların yeterince rasyonel davranıp enerji altyapısına dokunmayacaklarına güveniyor millet. Nitekim 1 Ekim'den beri süren belirsizlikten 2 hafta sonra nihayet İsrail açıklama yaptı, tamam dedi korkmayın nükleer tesisleri de petrol altyapısında vurmayız. Sadece İran'ın askeri hedeflerine vuracağız. Bu arada enerji dünyasının son yıllarda ne kadar değiştiğini yeterince farkında değiliz bence.

Ben hala eski kafada bakıyorum. Ama ABD dünyanın en büyük han petrol üreticisi oldu. Aynı zamanda açık ara en büyük doğal gaz üreticisi. Halen petrol ithal ediyorlar ama o ithalatın çoğu Kanada'dan geliyor.

Orta Doğu'nun ithalattaki payı %10'a kadar gerilemiş. Sadece 20 sene önce %60'tı bu. Buna paralel olarak Çin dünyanın en büyük petrol ithalatçısı. Hani İran ambargo altındaysa petrolünü kime satıyor diyorsanız çoğu Çin'e gidiyor.

Onları doyurmaya yetmiyor tabii. Çin daha da fazlasını Irak'tan, Rusya'dan ve Suudi Arabistan'dan alıyor. Yani İran'ın ana rakibinden. Biraz da o yüzden zaten geçen sene bunlar arasında ara buluculuk yaptılar.

Yedi senedir donmuş olan diplomatik ilişkileri yeniden başlattılar. Enerji akışının sekteye uğramaması lazım. Onun ötesinde başka bir dolu yatırımları da var bölgeye. Tüm bunlar barıştan yana olmaları için sebep.

Ama ABD'yi saçma sapan bir savaşın içine sokarak bölgede iyice zayıflatmak da olası bir strateji. Yani İran'ı yeterince gazlayarak İsrail'le savaşmalarını sağlarlarsa ABD %100 girer peşlerinden. Zaten fiilen savaştalar orada. Füzeleri, roketleri vuruyorlar.

Çin için hangi senaryo daha çekici bilmiyorum. Onu artık daha kıdemli, emekli albaylar analiz ederler. İnşallah barış senaryosu ağır basıyordur. ABD'nin genel durumu çok acayip aslında.

Bir yandan bakıyorum, ta Jimmy Carter'dan beri her iktidar iki devletli çözümden yana. Filistin meselesi devam ettikçe bölgedeki Amerikan karşılıklığı bitmeyecek sonuçta. Fakat bir yandan da yıllarca diplomatik kalkan oldular İsrail'e. Şu istatistik durumu anlatmaya yeter sanırım.

BM Güvenlik Konseyi Filistin sorunuyla ilgili bir sürü karar almış yıllar boyunca. Bunlardan 36 tanesi daimi üyelerden biri tarafından veto edilmiş. O tek ülke bir defasında Çin olmuş, bir defasında Rusya, 34 defada ABD. Ve buna rağmen bakıyorsun, Netanyahu'dan sürekli köpek muamelesi görüyorlar.

İktidar özellikle. Biden birkaç defa Gazze harekatı için sınırlar koydu. Şuraya girmeyin, burayı vurmayın dedi. Rehine değiş tokuş planları sundu.

Hepsini de terslendi. Kırmızı çizgimizi biz belirleriz dediler. 40 sene önce Ronald Reagan, İsrail'e F-16 satışlarını durdurmuştu. Bizim silahları Lübnan işgalinde kullanıyorsunuz diyerek.

Reagan'ın başka hesapları var mıydı, samimi miydi, değil miydi? O çok mühim değil. Benim burada dikkat çektiğim şey, halka açık bir şekilde höt söt edebilmesiydi. Bugün imkansız.

Paparayı yiyen bunlar tam tersine. Netanyahu 1996 yılında %1'den az bir farkla, sadece 30 bin oy farkla başbakan seçildikten sonra ABD başkanı Bill Clinton'la ilk görüşmesini yapmış. Orada da artis artis konuşmuş. görüşme sonrası yardımcısına dönüp sormuş.

Hangimiz lanet olası federal deriz dostum? Burada klasik açıklama tabi İsrail lobisinin gücü. Yıllar önce Mershimer ve Stephen Walt'un yazdıkları İsrail lobisi kitabını okumuştum. Bu konudaki The Kitap.

Aklımda pek bir şey kalmamış da. Kısaca dedikleri, lobi yüzünden ABD sık sık kendi çıkarlarına ters hareket ediyor. Hem ahlaken hem de stratejik açıdan İsrail'i bu derece desteklemelerinin bir açıklaması yok. Tek olası açıklama iç politika, ve lobinin oraya etkisi.

İsrail lobisinden kasıt da AIPAC özellikle. AIPAC hakikaten de etkin bir lobi. Hatta bu seneki seçim döneminde kardeş kuruluşlarıyla beraber 100 milyon dolarlık bağış toplamışlar adaylar için. Direkt kendilerine gelmiyor para da bunların organize ettiği seçim kampanyası komiteleri var.

Neyse çok para. Ama tek aktör bunlar değil. Daha çok para harcayan yabancı lobiler var. Suudiler gibi.

Daha büyük güç odakları var. Orta Doğu politikasını etki edecek. İşte enerjiden bahsettik, gemicilikten bahsettik. Dolayısıyla ben bu lobiyi öyle her kararı etkileyen üstün bir güç olarak düşünmüyorum.

Hele kamuoyu üstündeki hakimiyetlerini kaybettiklerini düşünüyorum zaten. Sonuçta belli başlı birkaç gazete üstünde hakimiyet kurarsın da TikTokçulara ne yapacaksın? Bence olduklarından daha etkin gözüküyorlar çünkü siyasi yapı değişti. Reagan'dan bahsettim ya, o adam neredeyse tüm eyaletleri kazanarak seçilmişti.

Artık öyle bir ülke kalmadı ki. Her seçim 3-5 kilit bölgeye kalıyor, orada da ortada kalmış %3'e-5'e kalıyor. Partizanlık tüm objektif kriterlere göre rekor seviyede. Dolayısıyla normalde lobinin yapmaya çalışacağı saldırıları da lobiyle alakasız tipler yapıyor.

Dertleri siyonizm falan değil, fırsatçılık. Ve o kadarı da ibreyi oynatmaya yetiyor. Kısaca, benim subjektif yorumum yani, Lobinin gereğinden fazla ama sanıldığından daha az etkili olduğu. ABD'nin politikası atalet yüzünden bu yolda devam ediyor gibi.

Bir döngüye takılmışlar. İsrail, bölgedeki düşmanlarımıza karşı en önemli stratejik müttefikimizdir diyorlar. Onlara verdikleri sınırsız destek, bölgedeki düşmanlarının artmasının sebebi. Çin'in de canına minnet.

Neyse arkadaşlar, büyük resme baka baka şaşı olduk artık. Yeter. 1 Nisan'dan 15 Ekim'e kadar olan biteni de kabaca hatırladık. Sonraki bölümde dediğim gibi Filistin meselesinin tarihi boyutuna bakacağız.

Merak etmeyin, böyle chatçi piti gibi cevap vermeyeceğim. İsrail-Filistin meselesi karmaşık tarihi, politik ve dini boyutları olan nüanslı bir... Yok, o kadar da karmaşık değil. Şimdi sıra geldi bizim lobimize.

Patronlar lobisine. Kimmiş bakalım kapalı kapılar ardında bizi etkileyenler. Selin Kaledelen, Can Çilingir, Mehmet Erdoğan, Sabah Deniz Gülensoy, Selim Sanje, İhsan, Meryem Bayraktar, Cengiz Macit, Özgür Akçiçek, Gökhan Kazcılar, Emre Köksal ve bugün Atlas Pera'da duralım. Hepinize çok teşekkür ederim.

Yakında görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)