
2.661 kelime · ~13 dk okuma
Haddini aşan yaşam rehberinden hepinize merhaba. Kitap okunmak ile ilgili bahsimizin ikinci fasındayız sevgili dostlar. Neden? Çünkü birinci bölümde lafımız bitmedi ama özünde neden bahsettim? Şöyle bir toparlayacak olursak dinlememişler ya da dinleyip de unutmuşlar için dinlememişler. Lütfen dinlesinler o bölümü de. Birazcık kendi hikayemden bahsettim size. Yani kitaplarla haşirleşirdim, onlara uzak ya da mesafeli değildim. Dahası hani kitabın gerçekten iyi bir eğlence, zaman geçirme ve bilgilenme aracı olduğu bir kuşaktan geliyorum. Yaygın olduğu bir kuşaktan geliyorum.
Kitaplarla olan ilişkimi mecburiyete dayalı başlangıç hikayesini aktardım size. Yatağa mahkum kaldığım birkaç ayda, o yatağımda geçirmek zorunda kaldığım zamanı nasıl kıymetli hale getirdiğinden bahsettim ve ardından bütün bu kitap mevzunu kutsal hale getiren kavramların ne olduğunu hatta bizzat kutsalliyet çok böyle özdeşleştirdiğimiz, çok birlikte andığımız kitap kavramını yani kutsal kitapları kutsal yapan şeyin ne olduğundan birazcık bahsettik. Ardından bu imrendirici ise çok kitap okuyan ülkeler ne kadar kitap okuyor ona baktık ki çok da fazla okumadıklarını gördük. Hani dünyanın en çok kitap okuyan ülkesi bir de kişi başı yılda ortalama 17 kitap okuyor ki bu hani eşiğinde çok yüksek olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla bu kadar fazla seçeneğin olduğu
Ve ona ayıracak bu kadar az zamanımızın, ilgimizin, dikkatimizin olduğu bir dönemde nasıl daha seçici olabiliriz? O konulara baktık. Peki bu bölümde neye bakacağız? Bu bölümde kitap okumak gerçekten bahsedildiği kadar faydalı mı? Daha çok mu okumak daha faydalı? Daha az mı okumak? Ve okumanın temel amacı olan bilgilenme ve yaşama bir şey katma.
Yani tekamül, yani o erginleşme sürecindeki bu çabamızı daha anlamlı hale nasıl getirebiliriz ona bakacağız. Kitap meselesi tabii ki insanın döneme, yaşa, beklentiye göre şekil değiştirdiği türden bir beklenti. Yani kitaplara yönelik beklentimiz çok başka. Belki de en büyük şanssızlığımız okuma yazmayı genel anlamıyla hepimiz okulda öğreniyoruz. Okula gittiğimizde öğreniyoruz ve kitaplar bize hep derslerle, ödevlerle özdeş bir şekilde çıkıyor karşımıza. Yani kitap dendiğinde çocukluk yıllarının o bütün arzularını, oynama isteğini, eğlenme isteğini bırakıp kendi seçmediği, belki hiç istemediği bir şeyi okumaya zorlama eylemi olarak karşımıza çıkıyor. ve bu bilinçaltına yerleşen bu unsur ne yazık ki ileri yaşlarda da devam ediyor, kendini gösteriyor ve bu yüzden çoğumuz için kitap okuma böyle mümkünse kaçınılacak bir eyleme dönüşüyor ve dönemsel olarak, yani bunun aksi olduğu takdirde dönemsel olarak da değişkenlik gösteriyor. İşte çocukken okuduğunuz kitaplarla, yetişkinken okuduğunuz
Erginleştiğinizde okuduğunuz kitaplar değişebiliyor. Dahası çok enteresanı hani bu yaşlarımda onu daha çok hissediyorum kendimde. Çocukken okuduğum kitapların çoğunun aslında çocuk kitabı olmadığını fark ediyorum. Daha doğrusu hani bunu öğreniyorum ve o gözle tekrar okuyorum. Örneğin işte Robinson Crusoe ıssız adaya düşen ne diyelim beyaz uygar insan. Orada karşılaşıyor bir yerliyle. Mesela ya o kadar yani şimdi ne yapayım bilemiyorum biliyor musunuz? Öyle bir kitap aklıma geldi ki 100 saat üstünde konuşasım var ama... Hani şöyle düşünün bakın, şimdi çocukken Robinson Crusoe'yu okudum. Aklımda canlananları söyleyeyim. İşte ıssız bir ada, bir geminin batığından işte birisi çıkıyor karaya ve orada yaşam mücadelesi veriyor falan. Ama sonrasında o incecik formuyla meğerse hiç bilmeden özetini okuduğum romanın yüzlerce sayfalık o muhteşem eserinin orijinalini okuduğumda ve bugünkü aklımla okuduğumda onun esasında kolonyalist sömürgeci bir zihniyetin bakış açısıyla vahşi yaşama uygarlığı götüren beyaz Hristiyan
İngiliz, uygar insan, Anglo-Sakson insan prototipi. Yani bugün WASP dediğimiz mevzu var ya, White Anglo-Sakson Protestant. Değil mi bakıldığında? Bu onun gibi bir şey. Yani beyaz adamın uygarlığı götürmesi. Mesela adaya gider gitmez ne yapıyor? Kendisine bir barınak yapıyor. O yüzden bütün ada onun. Yani tırnak içerisinde bakıldığında. Fakat yapmıyor, kendine bir alan yapıyor, kendine bir çit yaratıyor. kendine bir bölge çiziyor. Ondan sonra takvimi tutmaya başlıyor. Çünkü medeniyetin en önemli unsurlarından biri takvim. Sonra karşısına bir yerli çıkıyor ve o yerliye hiçbir zaman senin adın ne demiyor. Ona cuma ismini koyuyor. Neden? Çünkü onunla takvimde günlerden cuma iken karşılaşıyor ve ona bir isim düşünmeyi bile layık görmüyor zihninde.
Ona Cuma ismini veriyor ve onun dilini öğrenmek için hiçbir gayret sarf etmiyor. Ona kendi dilini öğretmeye çalışıyor ve bir türlü İngilizceyi öğrenemiyor diye sürekli itip kakıyor onu roman boyunca. Ve siz işte seneler sonra tekrardan çocukken okuduğunuz şeyleri okuduğunuzda Çocuk romanı diye size okutulan şeylerin aslında öyle olmadığını anladığınızda tıpkı işte Grimm masalları gibi, Andersen ya da La Fontaine masalları gibi onların aslında çocuklara değil, biz yetişkinlere, büyüklere hayatın gerçeklerini tekrar hatırlatmak için yazılmış muhteşem, zekice eserler olduğunu anlıyoruz. Ve tabii ki kitaplar hayatımızı şekillendiriyor. Mesela
ünlü düşünür, Nietzsche'nin hayatını değiştiren kişilerden biri. Kimdir? Bir başka düşünür. Bu podcast'ta ziyadesiyle adını andığımız ve anmadan geçemediğimiz Alman düşünür Arthur Schopenhauer.
Arthur Schopenhauer'ı çok andık ama bence en kışkırtıcı, provokatif, iğneleyici ve insanı düşüncelere sevk eden görüşleri kitap okuma üstüne. Bununla ilgili çok güzel makaleleri, ilginç eserleri, düşünceleri var. Onları sizlerle böyle aklıma gelen, benim için önemli konuşulası olduğunu düşündüğüm beş madde halinde sıraladım. Gelin isterseniz hızlıca bir onlara bakalım.
Şimdi ilk olarak Schopenhauer diyor ki, kitaplar özgün düşünceleri köreltir. Yani kitap okuma konusunda işin aşırısına kaçarsanız kendi düşüncelerinizden koparsınız ve sürekli olarak başkalarının sizin zihninize ektiği tohumların filizlenmesine maruz kalırsınız. Başkalarının düşüncelerine aşırı bağlı kalmak bireyin yaratıcı gücünü zayıflatır diyor. Yani okumayın diyor, okumayın. Çünkü nihayetinde mesela bu podcast'i dinlerken de kitap dediğimiz kavramla ilgili şu an benim düşüncelerime maruz kalıyorsunuz. Bunlar doğru mu? Yanlış mı? Bilmiyorum. Herhangi bir iddiam yok. Ama yanlış olduğu için sizlerle paylaşmıyorum. Bence doğru, bence kıymetli olduğu için paylaşıyorum. Ama bu sizin dogmanıza dönüşebilir mi? Pekala dönüşebilir. Çünkü çok kolay etkilenebiliyoruz. Özellikle kitap formunda bir şey karşımıza çıktığında bir anda ister istemez bir kutsaliyet kazanıyor. Bir önceki bölümde de değindiğim gibi işte diyor ki eşofmen ağır kitaplar
özgün düşünceyi köreltir, konular hakkında kendi başınıza düşünmek için kendinize zaman ayırın, fikirlerinizi sadece ve sadece kitaplarda okuduğunuz şeyler belirlemesin diyor. Bence kıymetli. İkinci maddeye gelirsek seçici okumadan bahsediyor. Hani bir önceki bölümde de biraz tekniklerinden bahsettik ya. Nihayetinde biz bu podcastı 2024 yılında kaydediyoruz. Bir önceki yıl 2023 yılında 2.300.000 kitap yayınlanmış. Bunları okumaya ömür yeter mi? Elbette yetmez. Demek ki seçici olacağız. Peki nasıl seçici olacağız? Diyor ki Şoban Ağar, her kitabı okumaktan ziyade seçici bir okuma yapmanız gerekiyor. Sadece kaliteli ve derin düşünceler sunan kitaplar okunmalı diyor.
Şimdi bunu söylemek kolay fakat bunun altını nasıl dolduracağız? Bunu nasıl anlamlı hale getireceğiz? Yani kaliteli ve derin düşünce sunan kitaplara nasıl erişeceğiz? Esasında bugün elimizde onun yaşadığı döneme kıyasla son derece faydalı araçlar var. Örneğin Türkçe'de de İngilizce'de de takip ettiğim notlarımı eklemedim ama bu bölümün notlarını mutlaka eklerim.
Mesela Türkçe kaynaklarda Binbir Kitap diye bir site var. Biliyor musunuz bilmiyorum. Bir ne diyelim, Türkçe bir Goodreads gibi. Hani hazır bahsetmişken Goodreads'de internetin en popüler kitap paylaşım, takip ve kitap odaklı bir sosyal ağ diyebiliriz esasında. Pekala. Amazon tarafından satın alındı sonrasında ve bugün E-Ticaret sitesinde kitap satışıyla entegre bir şekilde ama yine de çok önemli referans kaynağı. Böyle bence kıymetli olduğunu düşündüğüm birkaç web sitesini bu bölümün notlarına mutlaka ekleyeceğim. Merak ederseniz bakarsınız. Neden bunu paylaştım? sizin için her ne ise kaliteli ve derin düşünceye sevk edecek başlıklar, o konularda, o kategorilerde girip baktığınızda o kitaplar hatta o yazarlar hatta ve hatta o tür, o janrayla ilgili son derece kıymetli birçok bilgiye ulaşabiliyorsunuz. İkinci maddemiz de böyleydi. Üçüncü maddemiz okumaya sınır koymak üzerine. Hem hacim olarak hem zaman olarak ama isterseniz hani bu sınır koyma meselesine geçmeden önce
Biraz nefeslenelim, ardından devam edelim. Üçüncü tavsiye olarak diyor ki Şopanaver, okuma sürenizin bir sınırı olması gerekiyor. Neden? Çünkü Şopanaver'e göre kitaplar zihni dolduruyor fakat zihnin aynı zamanda kendi başına düşünme yetkisi için de zaman ayırması gerekiyor.
Sürekli olarak doldurduğumuz bir zihin bizim beklediğimiz faydayı sunamaz bir süre sonra. Çünkü o doldurulan şeyin bir elekten geçirilmesi, süzülmesi, çerinin çöpünün atılıp asıl özün, asıl esansın bir kenarda konsantre bir şekilde saklanması ve mümkünse daha önceden edinilen bilgilerle bir referans oluşturacak şekilde birbirine bağlanması gerekiyor. Şimdi kısa bir parantez açıp bir şeyden bahsedeyim. İleriki bölümlerde biraz bu hafıza ve hatırlama konusuna değinmek istiyorum. Şimdi burada birbirine referans oluşturacak şekilde bağlama konusunu ondan paylaştım. Çok meşhur bir teknik vardır. Hatta şimdi o bölümün içeriğinden rol çalmak gibi de olmasın ama Türkiye'deki en popüler örneği
Meşhur bıyıklı hafıza şampiyonumuz Melik Duyar vardı hatırlıyor musunuz? Televizyonda çıkar, işte hafızanın nasıl geliştirileceğine dair bir eğitim seti pazarlardı. Kendi yazdı ve yanlış hatırlamıyorsam dünya hafıza şampiyonuydu o dönemde. Hala da sanıyorum bu konuda uğraş veriyor. Bende de var o kitabı, o kitaptan da size örnekler vereceğim o bölümde. En önemli konu bir şeyi hatırlama konusundaki en önemli teknik birbirine bağlayabilme, bir bağlam üzerinde. İşte diyelim ki 5 tane sözcük seçelim. Mesela işte ne diyelim, kedi diyelim, telefon diyelim, kalem diyelim. Gözlük diyelim. Ondan sonra bir de mikrofon diyelim. Hadi önümdeki. Şimdi bütün bunları saydık değil mi? Kedi, telefon, kalem, gözlük, mikrofon. Bütün bunları duyduktan sonra bir kısmını hatırlayabiliriz ama unutmamak için ne yapmamız gerekiyor? Bütün bunları hafızamızda görsel bir şekilde yerleştirmemizi gerektiriyor.
Antik Yunan'da söyle verecek olanlar bunları oda tekniğiyle yaparlarmış. Hayali bir koridor, hayali bir oda. Neyse konuyu çok dağıtıyorum ama mesela şunu demek istiyorum. Diyelim ki bu bağlamda biraz önce söylediğim sözcükleri hatırlamak için şöyle bir şey düşünebiliriz. İşte bir anda
Bulunduğunuz odaya dev bir kedi geliyor. Kedinin elinde bir telefon var ve telefonu size doğru uzatıyor. Çabuk çabuk şu telefona bak diyor size. Move ediyor bilmem ne yapıyor. Ondan sonra siz de elinizdeki kalemi korkup kedinin üstüne atıyorsunuz. Gözünüzü çıkartıp bir anda işte mikrofonu elinize alıp telefondaki ile konuşmaya başlıyorsunuz. bir bağlam yaptığınızda, bakın mesela üç ay sonra bunu hatırlamaya çalıştığınızda eminim beşini olmasa bile dördünü, üçünü mutlaka hatırlayacaksınız. Odaya elinde telefonla dev bir kedinin geldiğini ve korkudan kalem fırlattığınızı hatırlayacaksınız. Dolayısıyla okuma meselesinde en önemli konulardan biri hatırlama. Benim gibi hafızanız çok zayıfsa bir sürü çer çöple dolduruyorsanız belleğinizi ve bir sürü uyarana maruz kalıyorsanız hepimiz gibi hafızanıza yüklediğiniz sorumluluğu bir kenara koyun. Not alın. En önemli konu bu. Not alın ve bunları birbirine referans oluşturacak şekilde not alın. Mesela diyelim ki ileride okuma ile ilgili bir podcast bölümü hazırlama ihtimaliniz var ise lütfen bununla ilgili notlarınızı tutun. Okuma ile ilgili özlü sözler gibi bir notunuz olsun mesela. Her karşılaştığınız şeyi onun altına paylaşın, onun altına not edin ve bu şekilde daha ulaşılabilir olsun. Dolayısıyla üçüncü tavsiyemizi tekrarlıyorum. Okuma süremiz sınırlı olmalı çünkü sürekli okuyarak bir şeye ulaşamayız. Okuduklarımızı oturup düşünmemiz, sindirmemiz ve bilgilerimiz arasında ilişkilendirmemiz lazım. Çok fazla kitap okuduğumuzda düşünme yeteneğimizi kaybediyoruz sevgili dostlar. Bu hiçbirimizin isteyeceği bir sonuç değil. Bizzat o kitabı yazan kişinin de isteyeceği bir sonuç değil. Büyük ihtimalle hani istisnalar da olabilir elbette ama okuma süremize sınır koyalım. Ne için? Okuduklarımızı pratiğe dönüştürebilmek için, teorize edebilmek için ya da en başında. Gelelim dördüncü maddeye. Dördüncü maddemiz rehberlik. Şopanavar diyor ki kitaplar yalnızca bir rehber işlevi görmelidir. Yani biraz önce söylediğim gibi kitaplar bir amaç değil, araçtır. Ve gerçek bilginin bireyin kendi düşüncelerinden geldiğini unutmamamız gerekir diyor Şopanavar ve katılıyorum. Kitap sadece bir araç. Dolayısıyla hani şunu unutmayın.
Evet kitaplar her yıl bakın 2 milyon 300 bin tane yayınlanıyor. Bunun milyonda biri işe yarar bile olsa elimizde 2.3 adet çok kıymetli eser kaynak var değil mi bakıldığında? Fakat bu tek seçeneğimizi kitap haline getirmiyor. Yani YouTube videolarını, sesli kitapları, belgeselleri, filmleri, onları bunları yabana atmayın lütfen. Bugün bilgiye maruz kalabileceğimiz çok fazla kaynak var. Kitap bunlardan biri ama en
Önemli şey ne biliyor musunuz? Kitapla ilgili bunu bir vurgulamak isterim. Biraz önce bahsedecektim, unuttum. Kitap sadece ve sadece kendisiyle ilgili olabileceğimiz tek mecra. Hani şu an bakın podcast olarak beni dinliyorsunuz. Kim bilir hangi platformdan, kim bilir hangi cihazla, kim bilir nerede dinliyorsunuz. Ama eminim ki şu an sadece beni dinlemiyorsunuz. Hani belki bir işle, bir ev işiyle uğraşıyorsunuz. Belki uykuya dalma arzusu içerisinde yatakta dönüp duruyorsunuz. Belki sokaktan gelip geçenleri izliyorsunuz. Hatta belki bir yandan başka bir şeyle şu anda uğraşıyorsunuz da ben arkada öyle bir beyaz gürültü gibi konuşup duruyorum. Yani kafanızda bir sürü şey var. Radyo dinlerken de böyle, televizyon izlerken, film izlerken de böyle ama kitap sadece ve sadece ona odaklandığımız tek şey ve belki de kalan son şey. Bu yüzden zaten zor. Yani sadece ona odaklanmamızı gerektiriyor. Başka hiçbir şey yapamıyorsunuz o sırada. Yemek yapamıyorsunuz, arkadaşınızla konuşamıyorsunuz, telefonunuza bakamıyorsunuz. bencil. O yüzden bu kadar zaten zorlu, bu yüzden mesele haline geliyor. Ve Chopin Aura'ya dönersek beşinci, benim zihnimde kaldığı kadarıyla beşinci ve en önemli tavsiyesi, rehberliği diyor ki kendi düşüncelerinizin kölesi olun.
Yani Chopin ağalar diyor ki bireylerin kitaplardaki düşünceler yerine kendi düşüncelerini takip etmesi gerekiyor. Kitaplardan alınan bilgiler ancak ve ancak bir başlangıç noktası olabilir. Asıl önemli olan bireyin kendi zihinsel kapasitesini kullanarak bu bilgileri aşması. Yani o bilgilere sahip olmak değil. Sadece evet ben bu bilgilere sahip oldum. Şuradan da şu bilgilere sahip oldum. Buradan da bu bilgilere sahiptim. Annem şunu söyledi. Şu videodan bunu öğrendim. Evet ve bunların eşliğinde ben de bu merhaleye geldim diyebilmek lazım.
Efendim rehberimiz, önderimiz Şopana var böyle demiş. Yani başka pek çok şeyler söylemiş tabi elbette ama ben böyle beni etkileyen, önemsediğim 5 maddeyi ayrıştırabildiğim şekilde böyle özetlemeyi uygun buldum. Bu konuda ben de bir şeylerden bahsetmiştim. Çok sık aldığım sorulardan biri işte nasıl kitap okuyorsun, nasıl seçiyorsun, ne okuyalım, ne okumayalım, ben niye kitap okuyamıyorum falan filan kötü bir şey mi? Sürekli böyle bir vicdan azabı yaratılıyor ya bizde sanki hani hayatta yapabilecek başka hiçbir anlamlı şey yokmuşçasına ben de kendi tutkum olan, hala devam eden kitap okuma meselesine yönelik böyle birkaç
Tavsiye mi desem, ne desem, yol yordam derlemiştim. Onunla ilgili bir blog yazım var, onu da sizlerle paylaştım bölüm notlarında. Bu bölümü dinledikten sonra bir tıklayıp okursanız iyi olur. Çünkü anlattığımız iki bölüm boyunca anlattığımız bu meseleye iyi bir altlık oluşturduğunu düşünüyorum. İşte orada belki de okumaya üşenecekler için, kitap okuma bölümünde okumaya üşenenler olur mu? Tabii ki olur. Ya da zaman bulamayanlar için ben böyle en azından birkaç cümleyle onun da özünü sizlere aktarmaya çalışayım. Şimdi çeşitli sebeplerle okumayla ilgili sorunlar, zorluklar yaşayanlardansınız eğer o çoğunluk içerisindeyseniz. İşe öncelikle meraklarınız konusunda kendinize sorular sorarak başlamalısınız. Yani neyi merak ettiğinizi bir merak edin. Ne öğrenmek istiyorsunuz hayatta? Öğrenmenin size en çok heyecan verdiği konu ne? Ne hakkında bilgi edindiğinizde kendinizi böyle heyecanlı, mutlu veya daha böyle donatılmış hissediyorsunuz? Neye merak duyuyorsunuz? Neyi bilmek hayatınızı değiştirdi? Zamanında neyden haberdar olsaydınız hayatınız farklı olurdu? Mesela bu da çok önemli. 10 yıl önce bilseydim şunu, kim bilir bugün nerelerdeydim dediğiniz ne var ise onu bir düşünün lütfen. Hani bunun ne olduğunun hiçbir önemi yok. Hepimizde değişkenlik gösterebilir ama bundan sonraki yolculuğumuz için güzel bir rehber de oluşturabilir. Zamanında neyden haberdar olsaydınız hayatınız farklı olurdu?
Ya da mesela geçmişte yaptığınız hataları önleyecek olan bilgi neydi? Vaktinde neyi bilseydiniz? Hangi hatadan kendinizi sakınırdınız? Ya da hayalini kurduğunuz hayat için neyi öğrenmeniz gerekecek? Bu da önemli. Nasıl bir hayat kuruyorsun? Mesela 10 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz? Şu an 10 yıl zaman yolculuğu yaptık. Nerede oturuyorsunuz? Nerede beni dinliyorsunuz? Nerede yürüyorsunuz, oturuyorsunuz, çalışıyorsunuz?
Her neyse, üstünüzde ne var? Kaç kilosunuz? Saçınız başınız nasıl? Gülümsüyor musunuz? Üzgün müsünüz? Bitkin misiniz? Dinamik misiniz? Değil mi? Bütün bunlar gelecekte görmek istediğimiz kişi aslında bizi rehberlerimize yönelik de yönlendiriyor. Bu kitapta da böyle olur, arkadaşlıklarda da, sosyal hayatta da. Yani kitap bir istisna değil, hayalimiz doğrultusunda şekillenen bir şey.
Biraz karışık bir konu. O yazı da daha detaylı anlattım ama burada da bu şekilde özetlemiş olayım. Yani bu soruların cevapları öğrenme açlığımızı tetikleyip iştahımızı körüklemeye başlayacak. Kaçınılmaz olarak buna direnmek mümkün değil. Daha fazla detaya girmek mümkün ama istemiyorum ve bu safhanın neden önemli olduğunu sanıyorum.
anlatabildim en azından böyle düşünüyorum. Çünkü cevaplara ulaştıktan sonra işimiz kolay. Çünkü insanlık tarihinin hiçbir döneminde elinizde belirleyecek reçetedeki ilaçları satan eczane sayısı bu kadar bol değildi. Enformasyon çağı, bilgi otoyolu, yapay zeka gibi böyle bir sürü kavramın üstümüze dolu gibi yağdığı bir dönemde kitapların hala hayatımızda olması ve gayet işlevsel kalması bence son derece manidar. Yine de aklımızda tutmamız gereken şey şu olmalı. Derdimiz kitap okumak değil. Bir şeyler öğrenmek, keşfetmek ve gelişmek. Okumak bu tekamül yolundaki vasıtalarımızdan sadece ve sadece biri.
Ve 2024 yılının Ekim ayında kaydettiğimiz bu iki bölümlük kitap okuma meselesinin sonuna geldiğimizde dinleyen sizlerin kafasında şöyle bir soru belirmiş olmalı. İyi de sen şu an ne okuyorsun diye? Hadi onu da kayıtlara geçirmiş olalım. Yuval Noah Harari'den Nexus'u okuyorum ve tavsiye ediyorum kesinlikle. Kitaplı günler dilerim. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.