Podcast

overthinkistan diyarı

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Sevgili Bacı Birliği, uyanın! Overthinkistan diyarına sefere çıkıyoruz! Bu bölümde geceleri saatlerce tavana bakmalarımızı, nedenlerin nedenleri kovaladığı düşünce akışımızı, o sırada lafın lafı açmasını, uykusuz kaldığımız geceleri anlamaya çalışıyor, zihnimizi bu "aşırı düşünme" halinden çıkarıp rahatlatıyoruz. Overthinkistan'ı fethediyoruz, hadi gelin benimle!








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.430 kelime · ~22 dk okuma

Sevgili Bacı Birliği, obaları uyandırın. Ovestenkistan diyarına sefere çıkıyoruz. Evet, bu diyarda rahat rahat gecelere uyumak yok. Haram bize. Bu diyar öyle bir diyar ki tek bir düşünceyle başlarsınız, sonra o düşünce dağılanıp budaklanır, büyür de büyür. Ve bir bakmışsınız, dünya üzerindeki tüm olasılıkları zihninizde yeniden canlandırıyorsunuz. İşte bu Ovestenkistan diyarı öyle bir diyar. Bu yolculuk da öyle bir yolculuk. İşte karşınızda overthinking. Ne yani? Aşırı düşünme. Ya da şöyle betimleyebiliriz, zihin treninin istasyondan çıkıp dümdüz uçurumun kenarına gitme hali. Ya böyle olursa ya da neden böyle oldu soruları. Ne bunlar? White tips yani ya böyle olursa ve white rattles yani neden çıngıra. Neden, neden, neden? Neden yâr, neden? Görülmez günü gelmeden. Neden can, neden? Candan Elçisi'nin çok sevdiğim bir şarkısı. Sonuç olarak, beynimizde bu daireleri çizerken kendimizi bulduğumuz zihin yorgunluğu, overthinking,

Bu aşırı düşünme hali aslında beynimizin bir nevi stresle başa çıkma yöntemi. Ama ne yazık ki genelde düşündüğümüz şeylerden başka her şeye çözüm buluyoruz. Peki neden bu kadar yaygın? Neden birçoğumuz geceleri tavana bakıp saatlerce düşünüyor? Belki de zihinlerimiz kendilerini fazla ciddiye alıyor. Belki de düşüncelerimizi fazla önemsiyoruz. Peki, biz neden overthinkliyoruz? Ve bu loop'tan, bu sarmadan nasıl çıkarız? Hazırsanız başlıyoruz Bacı Bili'yi. I love y'all! Dr.

Gilledge Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Welcome back, Queen's Arena! Park etmişsinizdir, böyle bir kere bu overthinking zehri kanımıza girdiğinde bir momentum kazanıyor ve gerçekten durdurulması çok zor bir hal alıyor. Sonrasında böyle devam eden, süreklilik kazanan bir self-analysis, yani kişinin kendi analizini yapması, hatta buna diyorlar ki mental autopsy, yani mental otopsi.

Transkriptin tamamını oku

Neden otopsi? Çünkü otopsi yapılırken vücudun her organı böyle açılıyor, dissection, dissect ediliyor ya, işte burada da tüm düşüncelerimizi böyle teker teker dissect etmek, incelemek, hepsinden bir şeyler çıkarmak, oradan yeni synapslar, yeni bağlamlar kurmak. Ben o yüzden çok seviyorum bu tabiri. Gerçekten overthinking tam bir mental autopsy.

Ve ne oluyor? Bu otopsi sonucunda elde ettiğimiz şey kişinin neden öldüğü değil de en kötü senaryolar kalıyor elimizde. Fakat bunlar fact, yani gerçekler değil. Bunlar sadece bizim düşüncelerimiz. Ve biz bazen düşüncelerimize fazla anlam içiyoruz.

Fakat sevgili arkadaşım, şöyle bir gerçek de var. Eğer biz bu mental otopsiyi, yani zihinsel otopsiyi, gerçeklere dayandırarak sistematik bir şekilde yaparsak, işte o zaman overthinking yapmamış olup, gerçekten problem solving, problem çözmeye ve sonuca odaklı bir şekilde problemlerimize çözüm bulmak için kullanabiliriz. Yani zihinsel otopsi aslında kötü bir süreç değil. Bizi doğruya, bizi çözüme ulaştırır. Ama biz buna duygusallık da eklersek kaosun içinden çıkılamaz bir hale getirebiliriz. Dünya ve gerçekler bizim düşüncelerimizden ibaret değildir sevgili bacım. Nasıl mesela bunu bir gözlük gibi düşünelim. Diyelim ki bizim bir yapımız var ve uzağa göremiyoruz. Ve bizim gözlük derecemiz 1,5. Fakat biz 1,5 değil de 3,5 numaralı gözlük taktık ve dünyayı onunla görüyoruz. Ve gerçekliği o sanıyoruz.

Sonra bir anda fark ediyoruz, gerçeklik bu değil. Gözlüğümüzü değiştiriyoruz. Gözlüğümüze uygun bir gözlük takıyoruz. Aa, ne oldu? Dünya değişti. Gerçeklik aynıydı. Fakat biz dünyayı o gözlükten, o camdan baktığımız için sandık ki düşüncelerimizle gerçeklik aynı. Ama aslında değil. Neden bunun üzerine çok duruyorum? Çünkü düşüncelerimizin gerçeklik olmadığını farkına vardığımızda çoğu şeyi çözmüş oluyoruz bir nevi.

Şunu çok duyuyorum. Ben overthinking yaparken çözüme ulaşıyorum. Bir şeyleri çözümlüyorum, bana faydalı oluyor. Ama o zaman overthinking kötü bir şey mi ki? Evet arkadaşlar, overthinking kötü bir şey. Bir şeyleri düşünürken çözümleyebileceğimiz farklı yöntemler var. Bunlardan bahsedeceğim. Overthinking bu değil. Overthinking ne? Aynı şeyleri tekrar tekrar düşünmek, yani bunun adı ruminasyon, rumination, faydalı değil. Çünkü aşırı düşünmeye başladığımızda bir konuşmayı veya bir durumu zihnimize sürekli bunu oynatırken ya da kötü bir şeyin defalarca gerçekleşeceğini hayal ederken kendimizi bir anda bulabiliyoruz. Bununla ilgili bir araştırma var. 2013 yılında Journal of Abnormal Psychology yani abnormal psikoloji de yayınlanan bir çalışmaya göre problemlerimiz, hatalarımız ve eksikliklerimiz üzerine fazla kafa yormak zihinsel sağlık sorunları yaşama riskimizi artırıyor. Zihinsel sağlığımız kötüleştikçe düşüncelerimiz üzerinde daha fazla ruminasyon yani çok çok fazla düşünme yapma olasılığımız artıyor.

Bu kırılması zor bir döngüye, loop'a giriyor. Ve bizi daha da derin, aşırı bir düşünme girdabına sokuyor. Nasıl bahsetmiştik daha önceden karar felci diye? Bu da analysis paralysis. Yani analiz paralizine sokuyor bizi. Ne demek bu analiz paralizi? Doğruyu düşünmeye, doğru çözüme ulaşmaya yetimizi yitiriyoruz overthinkingle. İşlevsel değil yani.

Günlük yaşadığımız problemlerden örnek vermek istiyorum. Ne yapıyoruz mesela? Diyelim ki biri bize bir şey yazdı. Bir iş arkadaşımız olur ya da romantik ilişkide bulunduğumuz kişi olur. Tuba yazdı bana değil mi? Allah! Yazmaz olaydı. Ben o anda böyle ne hayal ediyorum? Countless scenarios. Yani bir sürü senaryo, bir sürü olasılık ne oldu? Şimdi bu niye bana Tuba yazdı?

Eğer bir sorun olmasaydı bana Tuba demezdi de işte bebeğim derdi, güzelim derdi, bacım derdi, bir şey derdi. Ne oldu? Annem bana efendim yazıyor, Tuba yazıyor. Onda bile geriliyoruz. Bu artık çok normal. Ya da işte ben özellikle beni böyle hastaneden aradıklarında diyorum ne oldu? Birine bir şey mi oldu? Aman. Yani gerek yok aslında bunlara. Şimdi bunu nasıl aşacağımızı hep beraber konuşacağız. Tabii ki çok zor. Oversinking bir hastalık değil belki. Hani DSM-5'e göre diyelim, psikiyatrik tanımlara göre. Ama gerçekten çok zor bir durum.

Overthinking bize böyle sayısızca senaryo kurduruyor. Ve bu senaryolar işte güzel yere gitmiyor. Başka niye overthinking diyoruz arkadaşlar? Hata yapmamak adına ya da her durumu kontrol etmek adına overthinking diyoruz. Çünkü sanıyoruz ki tüm irade bizde. Biz yeteri kadar düşünürsek ki yani saatlerce her şeyi kontrol edebiliriz. Hayır arkadaşlar işte çok güzel bir örnek vereyim. Şimdi arabaya bindiniz, arabayı süreceksiniz, araba kullanacaksınız.

Ben neye bakıyorum? Aynılarıma bakıyorum. El frenini indirdim mi? Anahtar zaten artık otomatik. Hadi anahtarı çalıştırdım mı? Hadi o da olsun. Tamam. Araba gidiyor zaten. Gaza basıyorsun gidiyor. Peki ben arabanın işte arka sensörü çalışıyor mu? Arabanın kaputunu açayım de bir bakayım. Herhangi bir sorun var mı? Ay arabanın tekerleğine inip bakayım. Tekerleğine bir şey batmış mı? Maazallah diye bakarsam gidemem. Hem gecikerim hem gidemem. Çünkü birine baktıktan sonra e şurada bakayım, burada bakayım diye o böyle sinapslar geliştiriyor ve o artıyor. Sorun artıyor. Sorun büyüyor ve gidemiyoruz. Oversinking de böyle. Bir konu hakkında yeteri kadar düşündükten sonra diğer opsiyonları düşünmeye başladığımızda işlevsel bir şekilde çözüm ve yol bulamıyoruz, yol alamıyoruz. O yüzden ne yapacağız? Realistik olacağız. Duygularımıza değil, factslere, gerçeklere odaklanacağız. Hata yapmaktan korkmak bizi overthinkletiyor. Peki başka ne bizi böyle aşırı düşünmeye itiyor? En çok

Fear and uncertainty. Yani korku ve belirsizlik. Özellikle bence bizim çağımızdaki insanlar için, benim yaşlarımdaki, bu belirsizlik var ya, kariyerdeki, hayattaki, ülkemizdeki, dünyadaki. Ben kendim için bile yani diyorum ki işte ilk geldiğimde özellikle Türkiye'ye, uf geri mi döneceğim, ne yapacağım, ne edeceğim, nasıl olacak? Ben Boyapas'a geldim istifame etsem, ben bunu yaparsam, bu belirsizlik var ya. Yani en kötü, bir ay sonraki nöbetlerimin bile belirsiz olmasını bilen önceden overthinkletiyordu, stresi sokuyordu. Çünkü bu belirsizlik önce stres, sonra korku, sonra işte overthinking, sonra anksiyeteye dönüşebiliyor. Ya da bilinmezliğin korkusu. Bilinmezlikten hepimiz korkuyoruz ya, bilmek istiyoruz. Mesela bir sınavın sonucunu bilmek istemek, değil mi? İşte hemen bilelim, öğrenelim. Çünkü bilinmezlik gerçekten böyle zehir gibi ama

Bazen ben gülmesem de ben uyanmasam da dünya dönecek. Yani anlatabiliyor muyum? Biz bir şeyleri değiştiremeyebiliyoruz. Bir şey bilmemize gerek yok. Ben yağmurun nasıl yağdığını bilmesem de o yağmur yağacak. Ben güneş nasıl doğuyor anlamasam da o güneş doğacak. Bazen benim bilmediğim şeyler, benim müdahil olamadığım durumlar bana çok daha güzel şekle dönebilir. Dünyanın kanlı bu. Bir de bizi overthinkleten emotional triggers var. Yani duygusal tetikleyiciler. Ne bunlar arkadaşlar? Geçmiş hatalarımız. Past mistakes. Özellikle daha önceden yaptığımız için şimdi yapmak istemiyoruz ve bu yüzden sürekli overthinkliyoruz. Mesela örnek vereyim, oversharing. Diyelim ki biz eskiden sürekli birilerine fazla gereksiz bilgiler anlatıyorduk. Ve o yüzden şimdi arkadaşlarımızla buluşacağımızda, diyelim bir topluluğa gidiyoruz.

Profesyonel bir yemek. Aman orada fazla paylaşmayayım diye sürekli aklından bunu geçirmek. Sürekli bunu düşünmek. O geceyi böyle kendine zehir etmek. Gitmeden dahi. İşte gidersem konuşur muyum, ne yaparım, ne ederim diye. Bunu böyle aklından tekrar tekrar düşünüyorsun. Yeter ki o aynı hataya düşmeyesin. Ama arkadaşlar... Biz eski hatalarımız değiliz. Biz düşüncelerimiz değiliz. Tamam mı?

Bir diğer duygusal tetikleyici. Ne bu? Perfectionism. Mükemmelliyetçilik gerçekten iyinin düşmanı olduğu gibi bizim de düşmanımız. Ve aynı zamanda overthinking'in de dostu arkadaşlar. Dostumun düşmanı, lütfen düşmanım olsun artık. Ve istemiyorum yani. Perfectionism, mükemmelliyetçiliğimiz bizi overthinkletiyor. Ben sosyal medyayla bunu çok aştığımı düşünüyorum gerçekten. Çünkü görüyorsunuz yani bazen 72p

videolar atıyorum hiçbir görüntü kalitesi bile yok çünkü fark ettim ki ben sosyal medyada başarıyı nasıl elde ettim düşündüklerimi fitresiz bir şekilde atabildim mükemmel iletişime takılmadım en iyisi olsun demedim podcastla başladığımda böyle kendim evde başladım sonra her şey daha iyi oldu ses kalitesi iyileşti falan filan takılsaydım bugün beraber belki bunu konuşuyor olamayacaktık o yüzden mükemmel iletişimimizin overthinking'e yüklemesini engellemeliyiz. Fakat mükemmel iletişim çok daha başka bir konu. Onu başka bir gün işleyebiliriz. Barış Özcan'ın da bununla ilgili güzel bir podcast'ı var. Onu da dinleyebilirsiniz. Onu ayrıca konuşmamız gerek. Bir diğer emosyonel tetikleyici ne? Self-Doubt. Yani kişinin kendinden şüphe etmesi. aman ben öyle mi dedim böyle mi dedim ben bunu çok yaşıyorum özellikle sosyal medyada bunu bugün de yazdım flörtlerimde romantik ilişkilerimde gerçekten asla demiyorum ki yani bu böyle mi anlaşıldı şöyle mi anlaşıldı umurumda olmuyor diyeceğimi diyorum ki yani doğrularım var falan filan ama size gelince ay diyorum bu yanlış mı anlaşıldı şu kelimem böyle oldu çünkü çok hassas ya belki de konular o yüzden ama sürekli overthink ediyorum yani bir şarkı koyuyorum bu şarkı cinsiyetçi oluyor o şarkı da değil yani o şarkıcının diğer şarkıları sonra hemen onu açıklamak ihtiyacı duyuyorum

Böyle bazı şeyler politikaya giriyor. Ben politika yapmak istemiyorum. Onu açıklama ihtiyacı duyuyorum falan. Sürekli bir overthinkleme halindeyim ve bu da beni bayağı yoruyor. Ama bunun sebebi sosyal medya bence hani bu anlamda birazcık farklı diğerlerinden. Çünkü her şey her yere çekilebiliyor. Ama buna da alışmam lazım. Kitle çok büyüdü çünkü. O yüzden her şey istediğim gibi anlaşılmıyor. Anlaşılmayacak da bu imkansız zaten. Herkes her şeyi aynı şekilde anlaması. Ben de kendimi bu anlamda geliştirmeye çalışıyorum. Self doubt'u bırakıp yani eminsem, kendimden eminsem, doubt'um yoksa şüphem yoksa

Doğru yolda gitmeliyim bildiğim yolda yani. Kim ne anlıyor artık orasında ben karışamayacağım. Onların kendi deneyleri, kendi süreçleri diyebilmem gerekiyor. Onu henüz diyemiyorum. Bu arada benim gibi kreatif işler yapan canım bacılarım. Öyle bir araştırma var ki Stanford University'de yapılmış. Overthinking diyor ki çok fazla aktivasyon yapıyor prefrontal kortekste yani beynimizin böyle düşünen kısmı var ya orasında. Ve ne yapıyormuş arkadaşlar? Kreatif kapasiteyi azaltıyormuş. Yani ben o kadar fazla düşünürken aslında bu benim sosyal medyamı olumsuz etkiliyormuş. Yapayım derken göz çıkarıyorum, kaş yaparken değil mi? Ve overthinking başlı başına bir hastalık olmasa da overthinking neyle asosiye olabiliyor? Hangi hastalıklarla? Depresyonla.

anksiyete, kaygı bozukluğuyla, obsesif-kompulsif disörder bozuklukla, panik bozuklukla, post-traumatik stres bozukluğuyla ve sosyal anksiyete bozukluğuyla asosye olabiliyor. Yani sevgili Bacı Birliği, obaları topladık gidiyoruz bu yolculukta. Ama günün sonunda ne olacak biliyor musunuz? Ne olabilir daha doğrusu?

Lots of happiness. Mutluluğumuzu elimizden alacak bu yolculuk bizim. Gidiyoruz ama kreativitemizi, yaratıcılığımızı öldürecek. Elimizden, bize katacağından çok daha fazla şey alacak. Peki bu böyle bir yolculuksa, bu yolculuktan nasıl geri döneriz? Ölmek var, dönmek yok mu? Hayır tabii ki. Döneceğiz, ölmeyeceğiz. Tamam mı? Nasıl yapacağız? Önce overthinking'in türlerini anlayacağız. Şimdi burada üç tane ana başlıktan bahsedeceğim. Bir tanesi all or nothing. Ne bu? Yani ya her şey ya da hiçbir şey düşüncesi. Siyah ya da beyaz. Sıfır ya da yüz. Bu mesela yaşadığımız bir olayı sadece başarı ya da başarısızlık olarak görebilmek. Hani griller yok burada. Her şey ya siyah ya da beyaz. Ve biz bir olayı sadece iyi ve güzel ya da başarılı ya da başarısız olarak değerlendirirsek gerçek durumu anlamımızı zorlaştırır bu. Gerçekten uzaklaşıp biraz daha duygusallığa kayarız. Bu neydi? All or nothing. İkincisi ne? Catastrophizing. Yani felaketleştirme. Katastrofi, katastrofik. Felaketleştirme arkadaşlar, yani katastrofizing bir durumu olduğundan daha kötü düşünmekle ilgili. Mesela bir sınavdan başarısız olacağınızın korkusunu taşırken bu durum sizi sınıfı geçemeyeceğiniz, ardından okulu bitiremeyeceğiniz ve sonunda da iş bulamayacağınız gibi gerçekçi olmayan kötü senaryolar üzerinde düşünmeye itebilir.

Aslında sadece bir sınavı geçemeyecekken, siz o sınava girerken ben bu sınavı geçemezsem hayatta iş bulamayacağım, hayatım bitti gibi gerçekçi olmayan emosyonel düşüncelere kapılabiliyoruz. Ya da erkek arkadaşımla kavga ettim ve o kavgada işte bana iki saat cevap vermedi. Allah, ilişkin bitti, her şey bitti, dünyanın sonu gibi ya. Oysaki kavga ettin, tartıştın sadece. Gerçeklik bu değil ama biz katastrofize edip olayları ne yapıyoruz? Gerçekliği daha da kötüymüş gibi algılıyoruz. Üçüncü bir overthinking türü de ne arkadaşlar? Genelleme. Daha önce geçmişte yaşanan tek bir olay, gelecekte her olayda yaşanacakmış gibi düşünmek. farklı sonuçların da mümkün olabileceğini göz ardı etmek. Diyelim ki geçmişte iş arkadaşınızın biriyle bir sorun yaşadınız ve bu sorun yönetime taşındı ve yönetim sizin hatalı olduğunuzu düşündü ve sizi bir şekilde o işten ayrıldınız. Bir daha böyle bir durum olduğunda herhangi bir iş arkadaşınızla tartıştığınızda hemen bunu genelleyip yine böyle olacak. Hep böyle oldu zaten. Başka bir şey mümkün değil. diye yine işten ayrılacağınızı düşünüp overthinkleyebilirsiniz. Bunun sonunda anksiyete, endişeye, kaygıya girebilirsiniz. Bu da genelleme olarak yaptığımız overthinking. Peki, biz bu looptan, bu sarmaldan nasıl çıkacağız? Nasıl fark edeceğiz bunu yaptığımızı? Başka bir yol yok mu derseniz, var. Ama ne zaman söyleyeceğim, biraz sonra bazı şeyleri dinlerken over-ritmiklemeyi bırakacağınıza söz veriyorsanız, ben de birazdan gelip nasıl durduracağımızı anlatacağıma söz veriyorum. I love you, see you, I'll be back soon.

Hoş geldiniz, welcome back. Şimdi araya bir soru almak istiyorum. Bence herkesin aklında olan bir soru. Diyor ki benim canım arkadaşım, bence overthink etmek iyi bir şey. Elleme geçersen çok işe yarıyor. Ben de diyorum ki, burası kesinlikle çok önemli. Bazı şeylere cevap bulduğumuzu sandığımız ama aslında kaostan başka bir şeye yol açmayan durum ne? Overthinking. Fakat derin düşünerek çözüm odaklı gidip problemlerimizi çözdüğümüz sürecin ismi ne? Deep thinking. İşte bu ayrımı yaptığımızdan, overthinking yerine düşünerek bir sonuca, bir çözüme ulaşabiliriz. Peki bu ayrımı nasıl yapacağız? Bilissel nörobilimci Caroline Leaf diyor ki, ''Derin düşünme, yani deep thinking, aslında bir tür zihinsel otopsidir. Çok amaçlı, kontrollü, kasıtlı, sistematik ve mantıklıdır. Duygusal, kaotik, mantıksız ya da varsayma dayalı değildir ve kurban psikolojisiyle hareket etmez.

Derin düşünme yani deep thinking çözüm ve kapanış arar. Oysa aşırı düşünme yani overthinking kaotik olup ne çözüm sunar ne de bir sonu vardır. Peki ne zaman derin düşünmeden çıkıp ruminasyon yani sürekli aynı konuyu kafada çevirme tuzağına düştüğümüzü nasıl anlayabiliriz? Şimdi derin düşünme ile aşırı düşünme arasındaki farklara bir göz atalım.

Overthinking, aşırı düşünme irrasyoneldir arkadaşlar. Gerçeklere dayanmaz. Ama derin düşünme, intentional'dır, niyetlidir. Ben şimdi problemlerimi çözmeye çalışıyorum. Düşünüyorum, acaba bu mantıklı mı? Kendime soruyorum, bu logical mı? Ya da daha önceki bir deneyime mi bağlı? Past experience'ıma mı artık bir geçerli olmayan? Tamam, bunu kendime soruyorum. Ya da bir düşünme sürecine girdiğimde kendime sorduğum diğer bir soru, burada çözmeye çalıştığım tam olarak ne? Şimdi mesela diyelim ki yarın iş yerine gitmekle ilgili bir overthinking sürecine başladık. Tamam mı? Yarın sabah böyle bir düşünceler kafamıza dolanıyor. Ya da bir sunum yapacağız. Bu sunumda bizi düşündüren şey ne? Kendimizi sunarken insanların nasıl bizi algılayacağı mı bizi düşündürüyor? Yoksa sunumda bazı eksiklikler mi var? Yoksa konunun bağlamını mı kaçırdık? Tam olarak neresi bizi düşündürüyor? Sonra bizi düşündüren kısmı alıyoruz. Diyelim ki benim sunumda bazı eksiklikler olduğunu düşünmem. Beni overthinking'e itiyor. O zaman

sunumdaki bu değişiklikleri yapabilmek benim kontrolümde mi? Kontrolümde bir durumsa bunu değiştirebilirim. Ama beni düşündüren şey kontrolümde değilse, o zaman bunun kontrolümde olmadığını hatırlatmam gerekiyor kendime. Tekrar demem gerekiyor ki, dünya ben uyandım diye dönmüyor, ben düşünüyorum diye gezegenler birbiriyle etkileşmiyor. Benden bağımsız bazı atomlar da çarpışıyor. Ve bu iki kavram arasındaki en önemli diğer bir fark da, overthinking problem odaklı iken, yani problem driven, deep thinking çözüm odaklı. Ne yani?

Yani evet düşüne düşüne bir şeyler elde edebiliriz, bulabiliriz ama bu düşünmeyi hangi yöntemle yaptığımız, nelere dikkat ettiğimiz çok önemli. O yüzden düşünürken kendimize bir set koymamız gerekiyor. Bu ne olabilir? Zaman. Mesela praktik olarak ne yapabiliriz? Dedik ki ben bir düşüneceğim. 15 dakika. 15 dakikadan

Neyin sorunu olabileceğini, gerçeklerin ne olduğunu benim düşüncemden bağımsız. İnsanların düşüncesinden bağımsız. Çünkü ben insanların düşüncesi değilim. Benim düşüncelerim de gerçek değil. Bunlar bir düşünce. Tamam mı? Bunlar benim dünyaya nasıl algıladığım gerçeklik bu değil. İllüzyon yapabiliyor beynim. Özellikle stres zamanları. Ben bunların farkındayım. Gerçekler düşündüklerim değil her zaman. Bunları bilincindeyken düşünmeye başlıyorum 15 dakika. Ve 15 dakika düşündüm bir şeye varamadım. Tamam kaldığım yeri not ediyorum. Ben bunu daha önce çok yapmadım, çok çalışmadım bunu. Fakat bu bildiğim bir pratikti. Yapmayı deneyeceğim. Henüz denemedim. Siz de denerseniz bana yazın, beraber deneyelim ne kadar işe yarıyor. Çünkü insan bazen o süreçteyken gerçekten hani zaman mı tutacağım, deneyeceğim mi? Ama bu etkiliymiş yani ben bunu denemek istiyorum. Siz de yapabilirsiniz o yüzden anlatıyorum size de. Ve eğer kendimizde biçtiğimiz bu süreç içerisinde bitiremediysek ne yapıyoruz? Kaldığımız yerine toluyoruz ve sonrasında daha fresh, daha temiz, daha böyle clear bir mind ile, artık iyice abarttım İngilizceyi, daha temiz bir beyinle ve zihinle tekrar başka bir zaman, aynı dakika olabilir, daha uzun olabilir, kendimizde biçtiğimiz bir zaman süresince bunu tekrar düşünebiliriz.

Ve şimdi geldim overthinking'i durdurmak için benim kendim gerçekten bizzat yaptığım başka bir yönteme. Arkadaşlar diyorum ki en kötü ne olabilir? What could be the worst scenario? En kötü ne olabilir yani? Hani düşünüyorum en kötü senaryo... Tamam bu olsa da bunu yaparım diyorum. En kötüsü olursa bile bunun çözümünü bulurken, o zaman en kötüsü olmayan senaryoları da hayli hayli halledersin kızım diyorum. Bu şekilde tamam diyorum, bırak orada, en kötüsünü de yaparsın. Özellikle bu sınavlarda yapıyordum eskiden. Üniversite sınavı, en kötü ne olur? Şu olur, tamam. En kötü yani, hayatın sonu değil yani. Gerçekten hayatının sonu olmayan her şey çözülüyor bir şekilde. Zor ya da kolay. Tamam çözülüyor. O yüzden bana yarıyor. Bu arada herkese yaramayabilir yani bu en kötü senaryoyu düşünmek. Çünkü en kötü senaryoyu düşünüp ben rahatlıyorum ama sen en kötü senaryoyu düşünüp en kötülüğünde olacağına inanırsan o da biraz zor olabilir. O yüzden bu bana iyi geliyor. Hani psikiyatride yerini tartışmıyorum.

Ve yine daha fazla vurgulayamam. Yani olayları kişisel algılamamamız gerekiyor. En basiti iş yerinde, okulda biri böyle bir huysuz, bir tripli. Arkadaşlar o kişinin belki kendilerine sıkıntısı var. Eğer bizi açık açık söylemediyse gerçekten onu kişisel algılamamamız gerekiyor. Bu bizi overthink'e o kadar sürüklüyor ki. Ben bunu bazen başkalarında da fark ediyorum. Ben her zaman aynı moodu yakalamayabiliyorum. Bazen çok yorgun oluyorum, içime çekiliyorum hastanede. Hepimiz de oluyoruz. Ve bana birkaç kişi gelip dedi, aramızda bir sorun mu var dedim. Hayır, niye sorun olsun? Ben kendimle ilgili de düşünüyorum, bir şeyim yok. İyiyiz falan. Ve baktım ki, aa bak bu insanlar gerçekten kişisel algılıyor ve hiçbir şekilde onlarla alakası yok. Demek ki aynısı diye insanlarla da oluyor. Ben de öyle hissedebilirim. Ama ben bunu aştım. Şükürler olsun ki gerçekten artık kişisel algılamıyorum olayları. Ya da insanların bana yapsa bile neyi niye yaptığını umursamayı geçtim. Anlam yükleyemiyorum. Ha aman diyorum öyle. Özellikle flörtlerde. Mesela garip bir hareket yapıyor tamam mı? Yani bunu niye yaptı diye onu analiz etmeye çalışmıyorum. Yaptı, hoşuma gitmedi mi? Söylüyorum. Sekme açık bırakmıyorum kafamda. Hoşuma gitmeyen bir şey varsa anında söylemeye çalışıyorum. Çünkü söylemediğim, içime attığım, biriktirdiğim her şey beynimde bir sekme açıyor ve o sekme o kişiyi de o konuyu kapatana kadar kalıyor orada. Ve onlar kaldıkça kaldıkça ben başka bir şey düşünecekken bile o sekmeye gidiyor beynim. Ya neredesin beynim gel yani gel de şunu bir hallet diyesim. Ama o orada çünkü sekme açık kalmış onu kapatacak. Hararet yapıyor. Sistem tamam mı yavaş çalışıyor. Ram gitti. Neyse çok anlamıyorum teknolojiden. Belli olacak şimdi. Ya da ne yapıyorum arkadaşlar fark ettiyseniz başıma gelen kötü şeyleri ya da daha önce deneyimlemediğim bana ilginç gelen anlamlandıramadığım olayları hemen kreatif bir şekilde size aktarmaya çalışıyorum. Yeri geliyor podcastlerimden anlatıyorum, yeri geliyor sosyal medyaya reel koyuyorum, story koyuyorum. Çünkü niye bunları yapıyorum? Bence journaling gibi, günlük tutmak gibi, yazıya aktarmak gibi bir kreatif süreci aktardığınızda hem anlaşılma hissi, hem bir şeyleri paylaşabilme, fikir alabilme, hem de kreatif süreçlerde bunu yansıtma insanın overthinkingine çok iyi geliyor. O düşüncelerimizi bir şekilde enerjiye aktarıyoruz. Yazarak, kinetik enerjiyi paylaşarak, yine enerjisel olarak, elektrik enerjisi.

Aktarmış oluyoruz. O şekilde bence beynimizden yine sektörler kapanıyor, gidiyor. Bir şekilde bizden çıkıyor. Bizden çıksın da nereye gidiyorsa gitsin. Öyle mi? Bencillik mi? Biraz da bencillik. Bir de en başta söyledim ya, kendi düşüncelerimizi acaba çok mu değer veriyoruz? Kendi düşündüğümüz her şeye inanmayacağız. Don't believe everything you think. Tamam mı? Düşüncelerimiz mutlak doğrular değil arkadaşlar. Bunu kabul etmek biraz zor olabilir. İnsanın benliğine ağır gelebiliyor olabilir. Ama hem kendi hakkımızdaki düşüncelerimiz hem de çevremiz hakkındaki düşüncelerimiz subjektif düşünceler. Ve her zaman gerçeği yansıtmıyor. İstemediğimiz düşünceler geldiğinde bir teknik daha var. Yine bilissel bir teknik. Bu bubble gibi düşünüp onları böyle patlatabiliriz. Yani bir baloncuk geldi ya, o baloncukla patlatıyorsun. Bu arada bu bilgisayar teknikler bende çok işe yaramıyor. Ben böyle mesela kaygılı olduğumda işte iki üç tane nesne ismi sayıp bir şeyleri görüp böyle grounding yani o egzersizleri yaptığımda çok faydalanamıyorum. Ben daha düşünsel süreçlerden faydalanabiliyorum.

Ama yine de bunu söyleyeyim, böyle bir düşünce geldiğinde aklımıza ona bir isim verip, onu böyle bir düşünce gibi yani nasıl söyleyeyim, bir bubble gibi, düşünce fikir baloncuğu gibi düşünüp böyle patlatıyoruz. Böyle kaybolup gidiyor. Böyle bir hayal ve böyle bir kognisyon çalışması var. Eğer bunlara daha çok bakmak isterseniz böyle bir sürü teknik var. Bunun adını söyleyeyim size. Cognitive Diffusion. Yani kognitif füzyon ne? Füzyon, birleşmek değil mi? Bilister birleşme. Böyle düşüncelerin birleşip bir bütün oluşturması. Bu Diffusion, işte o füzyonun birleşmenin bozulması.

Şimdi ben kendim de aşırı düşünen biri olarak şunu fark ettim ki zihnimiz bir kez hızlandığında hani adeta farklı böyle bağımsız bir yaşam formu kazanıp bizi kontrol dışı hissettirebiliyor. Ama inanın ki ben inanıyorum düşündüğümüzden çok daha fazla güce sahibiz. Zihnimiz bu şekilde bağımsız bir yaşam formu oluşturduğunda onu hemen oradan çekmek için yapabileceğimiz başka bir şey de kendimizi distract edebilmek. Yani oradan çekip çıkarmak, dikkatimizi başka yöne çekebilmek. Ne yapabiliriz? Düşüneceksek bile

Yürüyerek düşünürüz, yürürken düşünürüz. Yürümek gerçekten bence overthinking'in çok güzel bir antidotu. Panzehri. Ve biliyorsunuzdur yani zihnimiz bir başka bir işle uğraşırken o daha önce açtığımız tekmeleri çok daha efektif bir şekilde kapatabiliyor. O kadar düşündük düşündük düşündük bulamadık. Geldik böyle tırnağımızda işte törpülüyoruz falan. Bir anda aklımıza geliyor. Tuvalette özellikle bir anda aklına geliyor çünkü hiç beklemiyorsun ya. Ama o zihin arkada çalışıyor ya. İşte o yüzden kendimizi öyle durumlarda dikkatimizi dağıtırsak başka bir iş yaparken de o fikir aklımıza gelebilir. İlla o an çözmemize gerek yok. Bir de daha uzun vadede overthinkingimizi azaltacak 6 tane kendimize ekleyebileceğimiz skilller, yetenekler var. Mesela self-awarenessımızı, farkındalığımızı arttırmak, self-confidenceımızı, özgüverimizi arttırmak, self-control, öz kontrolümüzü arttırabilmek. learning to be assertive yani kendimizi daha net ifade edebilmeyi öğrenmek. Sonuncusu da setting boundaries yani sınırlar koyabilmek. Bunları yaptığımızda fark edeceğiz ki long run da uzun dönemde overthinkingimizi azaltmışız.

Ay ben yine kendimi açıklamak istiyorum. Bu bölümde çok İngilizce konuştum. Çünkü Çağrı'ya çok mesaj alıyorum. Abla, farkında olmadan senin sürekli konuştuğun İngilizcelerle ve sonrasında Türkçe açıklamalarınla günlük hayatımda İngilizce konuşurken bu kelimeleri kullanıyorum. Teşekkür ederim. Ben de bu yüzden katkısı olsun diye çünkü kimseye zararı yok kullandığım İngilizcenin ama katkısı var. E madem kimseye zararı yok o zaman niye kullanmayayım? Zaten sonrasında Türkçelerini açıklıyorum yani kimseye bir şey kaçırmıyor. Ben böyle düşünüyorum. O yüzden de pragmatik bir şekilde

İngilizce konuşmaya devam ediyorum. Seviyorum da İngilizceyi, Allah olmasın. Bir de bu terimlerin çoğu İngilizce zaten. Araştırırken de İngilizce araştırırsınız eğer ilginizi çekiyorsa. O yüzden de bence böyle bir yer Arda. Çok konuştuk, çok seyredik. O zaman ne yapalım? Sorulara geçelim. Başlıyorum.

Sevgili Tuğba sormuş. Çocukluğum, ona çok haksızlık edildi. Bunu overthinklemeden duramıyorum. Asiliyim bundan. Sevgili Tuğba, öncelikle gerçekten yaşadıkların için çok üzgünüm. Umarım şu an iyisindir ve güvendesindir. Fakat şu konuda şanslı olduğunu düşünüyorum. En azından Tuğba, overthinklediğin şeyin ne olduğunu buldun, kaynağını buldun.

Peki o zaman ne yapabiliriz? Overthink dediğin şey senin çocukluktaki yapılan haksızlıklarınsa o zaman dönüp bakmak gerekiyor. Şu an bunda bir kontrolün var mı? Yapabileceğin bir şey var mı? Çocukluğunu ve geçmişi anlarını değiştiremeyiz. Peki o zaman kendin için ne yapabilirsin? Şimdi çocukluktaki yaşadığımız şeyleri öfke duymak, bir yerde bize, bu arada bunlar sadece kişisel düşüncelerim, sürekli bunun öfkesiyle yaşamak, buna asilik yapıp o öfkeyi yansıtmak, tahammülsüz olmak bazen bize zarar verebiliyor.

Eğer bir şekilde bu terapi olur, en iyisi tabii ki terapim. Hani çocukluğunda sana yapılan haksızlıklarla onları affetmek değil sadece tabii ki. Ama şu anda nasıl yönlendirebilirsin? Buna çalışırsan, buna odaklanırsan belki en iyisi bu olabilir. Yani madem bunu overthinkliyorsun sürekli, o zaman neyde kontrolün var? O haksızlığı geri alabiliyor muyuz? Yani o adaleti sağlayabiliyor muyuz? Geçmişi değiştiremeyiz ama adaleti sağlayabiliriz bazen. Yani ben olsam öyle yaparım. Bu dediğim gibi asla psikolojik bir yorum değil. Ama dersen ki yok ben şu anda da bu hakkımı geri alamıyorum, hiçbir şekilde bunun anlamı yok, o zaman bu öfkeni çalışabiliriz. Çünkü bu öfke gerçekten bize zarar veriyor yani. Onlar oldu, o zaman küçük Tuba'yı mutlu etmek için başka şeyler yapılabilir sanki. Ama sen beni boş ver, en iyisini biliyor musun? Şöyle aranızda güzel bir terapeutik ilişkinin kurulduğu böyle ruh sağlığı profesörüne gitmek, Ve küçük Tuba'ya yapılan haksızlıkları bir bir bir anlatmak, içini dökmek ve bu sorunun üstesinden gelip artık zihninde bu sekmeleri kapatamıyorsan bile küçültmek. Tamam mı? Seni çok seviyorum. Tekrar söylüyorum. Geçmiş olsun. Ve bir diğer soru.

Aşırı düşünmeyi, Hilal sormuş bu arada, lehimize nasıl çevirebiliriz? Aslında biraz önce bahsettim. Aşırı düşünmeyi deep thinking, derin düşünmeye çevirirsek lehimize çevirebiliriz. Yani overthinking'in aslında kendi bağlamında bir leh olabilecek bir durumu yok fakat bir yerden böyle kıvırırsak direksiyonu işte derin düşünmeye geçebiliriz sevgili Hilal. Ve diğer bir soru, Ceren söylemiş.

Bugün psikiyatri doktorum belirsizliklerle yaşamayı öğrenmelisin dedi. Çok güzel söylemiş, çok doğru. Zaten her şey belirli olsa bu da güzel olmazdı ki bunu da istemezdik bence. Yani biraz bu belirsizlikten keyif almayı öğrenmek gerekiyor. Ben öğrendim mi? Tabii ki hayır. Ama eskisi kadar belirsizlikler beni rahatsız etmiyor.

Böyle durumlarda hemen şunu yapıyorum, diyorum ki geleceği düşünme, yarın endişedir, yarın kaygıdır, ne yap diyorum. Sen daily rutinini, günlük yapacaklarını yerine getir, sorumluluklarını yerine getir ve gerisini evrene bırak. Sen çünkü kontrol edemezsin bunları, o zaman ne yapacaksın? Kontrol ettiğini, günlük rutinini, yapman gerekenleri. Yani deveni bağla tevekkül et. Sorulara podcast'ı kaydetmeden önce baktım. Ve genel olarak da hepsi benzer mimarlı sorulardı. O yüzden podcast'ın genelinde de bu sorulara cevap verdiğimi düşünüyorum. Tekrar tekrar soruları okuyup aynı şeyleri söylemek istemedim sizi sıkmamak adına. Arkadaşlar ben gerçekten saatlerce düşünen biri olarak diyorum ki yani düşününe düşüne şöyle bir tane küçük kağıdı bile bir yerden bir yere oynatamıyorum. Anlatabiliyor muyum? Madem öyle yeter artık bu düşünce eyleme geçmek gerekiyor bir yerlere tamam mı?

Eğer bizi bu eyleme geçiren düşüncelerimizse derin derin düşünüp bunu yapalım. Fakat hiçbir şekilde düşünüp eyleme geçemiyorsak eyleme geçin sonra düşünürsünüz. Muhteşem bir tavsiye. Teşekkürler Tuğba. Her neyse bence ben artık anlatmam gerekeni anlattım. Banaylan sürenin bugünlükte sonuna geldik. Sizi çok seviyorum. Haftaya ne konuşalım isterseniz bunu da bana yazabilirsiniz. Yorumlarınızı bekliyorum. I love you so much. Girl! Bayağıdır söylemiyordum. Bye bye!

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)