
4.701 kelime · ~24 dk okuma
Efendim merhabalar. Aslına bakarsanın ilk bölümünde konuğumuz Teoman. Bildiğiniz üzere Teoman birçok şeyi kendisine dert edinden biri. Müziği, müziğin üretici şeklini, sinemayı, edebiyatı, toplumu, yaşlanmayı ve tabii ki kendisini. Biz de kendisiyle Z kuşağına hitap edebilen bir boomer olmayı, kültürel endüstrinin değişimini ve bu garip zamanlarda olup bitenleri nasıl değerlendirdiğini konuşalım istedik. Buyurun başlayalım.
Hoş geldin Teoman. Hoş bulduk. Aslında şimdi ben buraya sana o telefon mesajında söylediğim gibi atar tutarız dedim burada. Aslında atar tutarız dediğim kafa karışıklığımı anlatacağım ben. Yani bir yerlere varmış değilim o konularda ama işte bu kafa karışıklığımı biraz azalsın diye bir takım adamların peşine düşüyorum ben. Burada yani bir sürü kitapla geldim. Geçen gün sana hatırlıyorsundur. Çalışıyorum diye konserde turnedeydim ben. Bir takım kitaptan bir yerlerin altını çizdim. Sana hava attım ama sonrasında devam etmedim çalışmaya. Yine de kitapları getirdim. Belki arkalarını falan okuruz. İyi ki bunu da getirmişim. Kıyamet notları. Gelecek Endişesine Yolculuk diye çok enteresan bir kitap daha aldım yeni. Onu okuyorum. Benim hayatım zaten kitapları okuyup, şu kafa karışıklığımı nasıl gidersemle geçiyor. Başka da pek bir şey yapmıyorum. Ama bu zaten başlı başına full-time bir iş olabilir. O kadar çok şey, o kadar hızlı değişiyor ki. Zaten sadece takip etmeye çalışmak bile olan bir iş yani şu anda. Allak bullağım ben.
Ne kadar zamandır böyle allak bullaksın? Ne zaman fark etmeye başladın? Ya bir şeyler yolunda gitmiyor ya da bir şeyler çok hızlı değişiyor? Aslında şimdi daha iyi analiz ediyorum ben. Çok uzun zaman olmuş. Allak bullak ama o aslında biraz kendimle ilgili, işimle ilgili vs. Onunla ilgili şeyleri düşünmeden, analiz etmeden, koştura koştura yaptığım bir zaman dilimiydi. Ama şöyle bir pandeminin sonlarına doğru ben bir dakika ya dedim. Biraz daha artık rasyonel bakayım. Daha soğuk bakayım olaya. Aşırı duygularımı katmayayım artık analizlerde falan. O zaman biraz daha rahatladım. Çünkü duygularımı katınca daha da allak bullak oluyorum. Bir parametre daha girmiş oluyor orada. Daha soğuk bakıyorum artık. Peki soğuk bakmak için hangi duyguları biraz geri çekmen gerekti? Aşağı yukarı hepsini.
Yani Teoman'ı ortadan kaldırmam gerekiyor. Uzaktan bakan, pek de bir duygusu olmayan seyirci, kendim de dahil kendimi de seyreden bir seyirci olarak uzaktan bakınca yani işin zevki kaçtı tamam. Yani öyle bir şey de var tabii ki o duyguları bypass edince falan. ama biraz daha en azından ortamı daha çok anlar oldum. Peki şunu ne diyorsun yani şimdi bu jenerasyonlar çok konuşuluyor ya. Tabii daha çok batıdan bize geldi o program. Batıdaki aslında zamansal ayrımlar yani işte baby boomer deniyor 2. Dünya Savaşı'ndan sonra doğanlar. Şimdi sana hani boomer diyoruz ama boomer şeyde değişti ya. Normalde Bill Clinton falan boomerdi. Senin X jenerasyonlar olman gerekiyor normal şartlar altında ama. Boomerlar iyice yaşlandı diye herhalde saldıracak kimseyi bulamadılar. Boomer lafı doğuşlarına gitti. İşte senin kuşağına ben de boomer olmaya başladık. Evet, yani şey karışıyor tabii. Eskiden her şey başkaydı abi falan diyorum ben. Ama Z kuşağına şefkatli yaklaşıyorum. Anlıyorum onları ben. Yani benim zamanımdaki 20 yaşındaki Teoman'la aynı hissetmemesini çok rahatlıkla anlayabiliyorum. Başka bir dünyaya doğdu onlar. Peki başka bir dünyaya doğmalarına rağmen senin daha önceki, daha eski bir dünyada yaptığın müziği çok seviyorlar. Bunu neye bağlıyorsun?
Bir tür modası, ben o zamanlar alternatif bir müzik yapıyordum tabii ki Türkiye açısından ama bu günümüzün bir haftalık şarkılarıyla karşılaştırılınca daha klasik kabul ediliyor. Yani klasik oldu benim şarkılar. Yani bunu kendimi övmek için söylemiyorum. Uzun yıllar dayanınca klasik oluyor. Yoksa çok matah bir şey olduğu için söylemiyorum o klasik meselesini. Bundan memnunum ben. Küçük çocuklar falan da dinliyorlar beni. 6 yaşında, 8 yaşında. Ama o tabii paramparça şarkısını dinlerken, aa doğum günü şarkısı diyor. Başka bir şey anlıyor. Onu biraz açar mısın diye doğum günü şarkısı oluyor. İçinde geçiyor diye.
Bugün benim doğum günümdü. Aa evet benim doğum günüm ya. Geri kalan hiçbir sözü dinlemiyor mesela. Onun için doğum günü şarkısı oluyor. Klasikleşme biraz da böyle bir şey galiba. Yani kontrol zaten doğal olarak bir sanatsal üreticisinin elinden çıkıyor ama klasikleşip böyle yayıldığı zaman da işte tamamen kontrol senden gidiyor aslında değil mi bir yerden sonra? Evet. İlginç bir şey daha oluyor benim için. Yani kafamı başka taraftan karıştıran bir şey. Buna uzun yıllar müzik yapan başka insanlar
Artık canlı karaokeye döndüm ya falan deyip paniğe giriyorlarmış. Daha evvel tiyatrocularda da olurmuş o. Eski yıllarda şey yapıyorum falan. Arada bir böyle anlam kayması oluyor sende. Otuz yıldır aynı şarkıyı söylüyorsun falan. Yani havaya gireceksin. Hem havaya gireceksin hem de biraz da onu doğru analize edeceksin. İki şey bir arada oluyor. Zorlandığın bir pozisyon. Çok sık yaptığın zaman anlam kaybı oluyor falan. Yani sürekli böyle bir ileri bir geri vitesi kaldırmak zorunda olduğun bir dönem oluyor benim gibi.
Ve onu sürekli yaşıyorsun çünkü en çok konser verdiğin dönemlerinden birindesiniz bir yandan da. Eee azalttım aslında şey yapmıyorum istesem yani altın çağlarımı yaşıyorum bir şekilde sektör gelişti benim gibi aaa plaslara yer var garip bir şey oldu. C gibi şeylerin yok olduğu bir çağ bu. Yani benim pozisyonumda olan, uzun süredir başarılı kariyer sürdüren insanlar... ...eskisinden daha başarılı bir pozisyona gittiler. Bir takım limitler iki tarafa doğru gitti. İlginç bir dönem benim için ama... Şey yapmıyorum. Kar maksimizasyonuna hedeflemiyorum artık. Eğer öyle yaparsam çok yoruluyorum. Bir şekilde kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Hiçbir şey yapmayınca sıkılıyorum. Çok çalışınca manasız geliyor. Çok zor bir dönemimdeyim. Kafam o kanımda da karışık benim.
Şey diyorsun daha önceki konuşmalarımızda, müziği hobi olarak devam ediyorum diyorsun. Müzik üretimine yani. Müzik üretimine evet. Çünkü benim pozisyonumda artık yaptığın bir şeyi kar maksimizasyonunda hedeflemeyince, çok konser vermeyi hedeflemeyince ticari başarını arttırmak zorunda değilsin. O zaman diyorum ben artistik kendimi stüdyoda heyecanlandıracak şarkıları yapayım diyorsun. Buna artık ister hobi de ister sanat da fark etmez.
İkisi de aynı kapıya çıkıyor. Ve burada da hani özel olarak yani dinlensin diye yapmıyorsun. Geniş kitleler dinlesin diye yapmıyorsun. Ben Zargın'a da, Deus Ex Machina'da bir anlamı deneysel olarak kabul edilebilecek çalışmalar. Tabii tabii yani ben ona şaka yollu olarak kişisel kompleksim diyorum.
Gençliğimde öyle şeylere çok özenmiştim. Ben hatta böyle kırklı yaşlarımdan sonra o tarz şeyleri yaparım diye düşünüyordum. Sonradan olmadı o. Biraz geçti aslında. Kendime de sorduğum bir şey yani bu saatten sonra anlamı var mı diye de sorguluyorum onu. Kendimi de... çarşambaları kafede oturacağımı stüdyoya gider şarkı yazarım diyorum. Öyle ikna ediyorum. Peki daha gençken işte 20 sene evvel falan bir manası var gibi geliyor muydu yaptığınız için? Aynen çok daha mana yüklemiştim fakat bu sadece kendi işime yönelik değil o mana kaybı artık yaşla beraber ulan hiçbir şeyde benim zannettiğim kadar önemli değilmiş gençliğimde falan demeye başladım. Sadece kendi işime yönelik değil bu. Peki geçmişe dönmek istemem miydin? Yani şu yaşlarım çok iyiydi, o yaşlarda duruyordun. İstemem aslında ya. Şöyle bir şey var, yani o anki hislerimden özlediğim şeyler var. Onlardan birazını geri almak isterdim şu yaşta ama yani 30'lu yaşlar, 35'li yaşlar falan benim kendimi iyi hissettiğim, kendime güvenimin daha yüksek olduğu yaşlardı. Anlamsızlık duygularını yaşamıyordum ama şu anımdan daha memnunum sanki.
Yani hayat anlamsızda daha rahat mı akıyor? Şöyle bir şey var. Gelecekten korkuyorum. Zaman çok hızlı geçiyor gibi hissediyorum falan ama şu anda o yıllara dönmeyi de istemem. 30-35 yaşında birisi olmayı da istemem bu çağ için. Bu çağda olacaksan yani şu anki yaşımda olmak daha iyi. Daha rahat kabulleniyorum biraz evvel söylediğim bu anlamsızlık çağını. Ya şey dedin ya daha evvel konuşurken. Z jenerasyonu ben anlıyorum dedin.
Anlıyorum. Çünkü çok da tenkid edilen, eleştiren de bir jenerasyon aynı zamanda. Ama bir yandan da gerçekten biraz içinde bulundukları koşullar zaten ondan şikayetçiler. Yani bize böyle berbat bir dünya bıraktınız. Aynen öyle diyorlar. O bakımdan böyle bir şefkate yakın bir sempatizm var. Anlıyorum onları. Şöyle bir şey, yani 20 yaşında bir çocuksun. Şunu düşünürsen eğer, okusan bile, iyi çalışsan bile rahat yaşam koşullarına ulaşamayacaksın büyük ihtimalle.
...çok çalışsam veya az çalışsam bunun arasındaki fark çok küçük olacak. Ondan sonra veya hiç çalışmayan biri fıstık gibi bir uyanıklık yapıp... ...bütün paraya, bütün statüye kavuşabilecek. Ben doktor olursam sürüneceğim, hasta yakınlarından dayak yiyeceğim falan. Yani zor bir şey olsa gerek. Bizim zamanımızda ben tabii... Yani her alana hakim değilim. Bir doktor nasıl düşünürdü? Doktor olmak isteyen birisi nasıl düşünürdü falan bilmiyorum ama... ...müzikle birisi ilgileniyor olduğunu görünce şu anda... ...ah yapma falan diyorum ben onlara. Kendi yolumdan anlatmıyorum bunu. Ben başarılılardan birisiyim. Ama o kadar yetenekli insanların o kadar zor şartlarda yaşadığını görüyorum ki ben şu anda. Eski arkadaşlarımdan. Peki gençlere bakımından da yani eskisine göre daha güç değil mi? Her şeyi aslında müziğe yapması da daha kolay, insanlara ulaştırması da daha kolay ama müzikten yaşaması daha zor galiba. E yani iyi bir müzisyene ihtiyaç yok artık günümüz dünyasında. Şarkı yazarına da ihtiyaç yok. AI bunların hepsini yapacak. Bir veri söylendi, her gün Spotify'a 100 bin şarkı ekleniyormuş. Yani öyle bir enflasyon var ki orada kimsenin eskiden olduğu gibi şarkıların peşine düşecek zamanı da yok. Onların hepsi Instagram'da. Bütün kültür dünyasına bir cep telefonu, akıllı cep telefonu hükmediyor.
Bu çocuklar hangi değere değer versinler, onu ben onlara söyleyemem şu anda. Ve anlıyorum da hiçbir şeye değer vermemelerini. Tabii çok fark etti her şey. Ben de işte Ankara'daydım, işte ortaokul yıllarında falan müzikle ilgilenmeye başlıyorsun yavaş yavaş. İşte rock dinlemeye başlıyorum, ondan bundan duyuyorum, hoşuma gidiyor. Ne yapacağım, nereden erişeceğim yani? Kasetçiye gidiyorsun, zaten rock değil. Belki iki tane Iron Maiden kaseti var yani, başka bir şey yok. Tunalı'da bir pasajda Şehit Dükkan'a bir dükkan vardı. Orada Şehit Süleyman abi vardı. Hepimizin müzik zevkine o yön verdi. Yani işte gidiyordu. Sen şunu dinle, sen bunu dinle. Kasetleri çekiyordu. CD'leri yurt dışından getiriyordu falan. Biz peşine düşüyorduk hakikaten müziğe. Mecburduk da bir yandan. Öbür türlü zaten ulaşamıyorduk. O da ister istemez daha kıymetli geliyordu o şarkılar size. Şimdi de bütün dünyanın %50'nin altında çoğu zaman dinleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Tabii. Şöyle bir şey.
Yani o kaseti eline aldın. Burada işin biraz ne kadar zor elde ettiğinle de ilgisi var. Bir parayla gidiyorsun. Birisi sana o kaseti veriyor. Bir tane kasetle evine gidiyorsun. Onu bir kere dinliyorsun. Önce bakalım bu neymiş dinlemesi. Sonra ikinci dinlemede aa güzelleşti. Üçüncü dinlemede aa ilk parçayı sevmiştim ama üçte çok iyiymiş. Hatta ondan daha iyiymiş. Bir daha dinledin. ''Abi en son şarkı harikaymış ya'' falan. Şimdi o beş kere dinledin sen şarkıları, iyi analiz ettin, iyi özümsedin, şarkı sözlerine baktın, oradaki gitar soloyu dinledin, ''Aa meğer ne güzelmiş oldun beşincide'' falan. Başka türlü bir dinleyiş vardı. Şimdi ben sadece müzik bitti abiden girmek istemiyorum. Hemen hemen her şey bitti çünkü. Ya da şekil değiştiriyor diyeyim. Şekil değiştiriyor. Bitti değil. Benim anladığım şekli bitti. Bu kültür dünyasında pek bir şey önemli değilse eğer yani bir şarkın ne anlama geliyor ve önemli mi? O kadar büyük şeyler de oluyor ki benim müziğe bakış açım değişti. İnsanları eskisi kadar etkilediğini, değiştirdiğini düşünemeyiz. Şöyle bir şey daha anlatayım. Bu benim görüşüm değil, başka bir yerde okumuştum. Bob Dylan 60'larda bir albüm çıkaracağı zaman bütün müzik severler aralarında konuşulmuş. Acaba ne diyecek bu sefer diye. Şimdi hiçbir müzik şeyinde acaba ne diyecek dediğini zannetmiyorum. Hatta şöyle diyorsun, iki hafta önce albüm çıkartmış görmemişim diyorsunuz. Evet, evet. Karşına çıkabiliriz. Aynen. Yani ben dünya ölçene de bakıyorum, dinlenme sayılarına da bakıyorum. Eski ağır topların hiçbirinin müzikleri yeni çıkardıkları dinlenmiyor. Mark Fisher diye bir kültür eleştirmeni var İngiliz. Rahmetli oldu. Biraz pesimist bir insandı galiba. Maalesef kendi canına kıyarak bu dünyadan ayrıldı. Ama çok enteresan çalışmaları, kitapları verdi. Ben de takip ederdim. 2014 senesinde şeyi ortaya çıkıyor. Bir kavram. Slow cancellation of the future diyor buna. Yani geleceğin giderek böyle yavaş yavaş ortadan kalkması. Ve onu müzik üzerinden anlatıyor. Diyor ki kendisi de müzikle ilgili. Çok güzel tabirmiş ama. O da eski punk grubunda falan çalan, akademisyen ama böyle alt kültürlerle falan temaslı olan bir yazar. Şey diyor yani 1960'lar, 70'ler, 80'ler, 90'lar, o dönemden bir şarkıyı duyduğumuz zaman müziğe hangi on yıla ait olduğunu hatta hangi on yılın hangi yarısına ait olduğunu bile anlayabilirdik diyor.
Bunun da sebebi diyor, birçok şey için bu oldu diyor. Sinemada da diyor artık tekrar remake'ler var, işte devam filmleri var falan. Yeni bir şey çıkmıyor. Yeni bir şey çıkmamasının sebebi de diyor, şu içinde bulunduğumuz sistemin bir alternatifin olmayacağı bize bu neoliberal dönemden itibaren impoz edildi. O sebeple de sadece teknoloji ilerliyor, toplumsal olarak hiçbir şey ilerlemiyor, bir inovasyon olmuyor diyor. Eleştirenler de var hani çok pesimist bir yerden baktığını söyleyerek. Sen ne düşünüyorsun? Yani müzikte bir tek düzeleşme var mı son 20 yıldır? Yani dönemi anlayamayacağımız kadar birbirine mi benziyor işler?
Yani bir şey ilk çıktığı zaman o kadar çok şey yapılabiliyor ki daha ham diye. Yani 70'li yıllarda rock'ta acayip şeyler oluyor. Zaten rock aslında grup müziği olunca 4-5 kişi bir araya geliyor, başka bir kombinasyon yaratıyor. O kişilerin hepsinin duygularıyla başka başka taraflara gidiyor falan ama artık yeni söyleyecek bir şey kalmıyor. O tarzda yapılabilecek çok şey denenmiş de oluyor. Şimdi artık kolajlara geldik.
Yani küçücük değişikliklerden bahsediyor insanlar. Ben üzerine ahkam kesmek istemiyorum. Yeni müziklere çok aşina değilim çünkü. Ama benim uzaktan gözlemlediğim ve insanlarda da müzikten yeterince haz almamayı ben başka başka yerlerde görüyorum. Başka bir örnek vereceğim. Ben gençlerle karşılaşınca onlara sorular soruyorum.
Yani okuduklarım var tabii ki, o analizler daha da doğrudur ama... ...ben kendi örneklemlerimde almak için bir üniversite mezunu diyelim ki... ...öyle birisine sanata dair bir şeyler sorduğum zaman hemen hemen hiçbir cevap alamıyorum. Ne şiir konusunda, şiiri zaten benim zamanımda da pek kimse sevmezdi ama... Bir yönetmen soruyorum, hangi yönetmeni seviyorsun? Hangi şarkıcı, yani müzisyenleri seviyorsun falan? Çok light cevaplar bunlar. Yönetmenlere hiç kimse hemen hemen bir şey söylemiyor. Ezbere Nuri Bilge Ceylan falan diyorlar. O da yalan tabii.
Yani o gibi gencin Nuri Bilge Ceylan'ı sevdiğini söylemesi falan yani. O şey gibi ya. Bir padişah say bana deyince Fatih Sultan Mehmet değilmiş. Aynen, evet. Onun gibi bir şey oldu. Otomatiğe bağlanmış. Bu konuyu biraz daha konuşmak istiyorum ama burada izinle bir mola verelim. Geri döndüğümüzde yeni neslinin sanata yaklaşımını konuşmaya devam ederiz.
Evet, Teoman'la bıçağın sanat anlayışını konuşmaya devam ediyoruz. En son yeni müziklere pek aşin almadığını söylemiştin ama bunun yanı sıra çok genç bir rapçi olan Çakallı'yla düet yaptın yani. Orada onların müziğe yaklaşımını gözlemleyebildin mi? Onlarla beraber bir şarkı bile olsa bir projede çalışmak nasıl hissettirdi?
Neler gördün? Ya ben onları eğlencesine yapıyorum aslında şey diye de. Yani o çakalı seviyordum. Şimdi ben bu kendi işimi de kendimi de aşırı ciddiye alan birisi olmadığım için aynı zamanda çakal o kadar aşağılanıyordu ki rapçiler arasında bile onunla yapıyor haberi tahrik etti. Yoksa şarkı çok önemli değil ondan sonrasında benim için. Aman be çakal mı işte birileri hayır aman yapma. ...çakalla falan. Yolda bir tane genç çocuk görüyorum. O ne dedi bakayım? Ha genç kız. Abi çakalla şarkı yapma o çok keko ya falan dedi. Yani ben işte zaten o keko dediği için yapıyorum aslında çakalla. Mesela şeyleri falan çok seviyorum ben. Gazapizm'i seviyorum, Ceza'yı seviyorum, onu seviyorum, bunu seviyorum. İşte Ezhel'i falan çok seviyorum ama... Onlardansa bu keko dedikleri çakalla yapmak bana daha enteresan geliyor. O yüzden yapıyorum onu. Peki devam edecek misin böyle? Şimdi yani espriyi yaptık bir kere. Yani yeni bir enteresan şeyi de sen biliyorsun zaten. Serdar Ortaç'ın iki tane şarkısını karma yapıp onu çok... güzel bir rock şarkısı yapmayı planlamıştım fakat ikisini iyi birleştiremediğim için yapmadım. Şey hoşuma gitmiyor benim yani Serdar Ortaç'ın müzikal anlamda 3,5-4 milyon aylık dinleyicisi varken onun sanki bir kalitesizlik simgesiymiş gibi sürekli zikredilmesi bana hem çok ayıp geliyor hem yanlış geliyor adam. Yaptığı işi gerçekten iyi yapan bir adam. Serdar Ortaç. Yani oradan da alırsam hiç kimsenin burun kıvramayınca çatır çutur bir rock şarkı yapsaydım falan hoşuma giderdi. İkisini denedim birleştiremediğim için o projeyi rafa kaldırdım. Bu tip müzikal şeyler pek yapmam artık. Yani yeterince doydum onlara çakalla falan. Güzel, eğlenceli bir şeydi. Onun kadar eğlendirmez beni başka bir şey. Şu sıra bu önümde gördüğün kitapları da almış durumdayım. Ben böyle kafam geleceğe dair karışınca kendimi kitaplarla rahatlatıyorum. Ne yapacağım lan ben gelecekte deyince Allah'tan kitaplar var diyorum kendime. Yani biraz da şimdi çok zor, zor değil aslında, tuhaf bir dönemden geçiyoruz. Çünkü işte belli tarım devrimi var, ardından sanayi devrimi var. Çok şematik anlatıyorum ama şimdi de bir dijital devrime girdik. Bu tabii müziği de değiştirecek, birçok kalıpları yıkacak falan filan. Burada işte Mark Fisher çok daha bunu pesimist bir yerden anlatıyor. Ve işte bu neoliberal düzen bizi bir kapitalist realizmin içine hapsetti. O yüzden yeni bir çıkış bulamıyoruz. Bu böyle gidiyor diyor.
Bazıları da tam tersine bunlara accelerationist deniyor. Yahu diyor, teknoloji artsın, toplumsal ilişkiler radikal bir şekilde değişsin, o zaman ancak yeni bir dünyaya gidebiliriz. Yani süreçleri hızlandırmamız gerekir diyor. Ben de ikisinin arasında bir yerdeyim birçok insan gibi. Yani bir yandan ürküyorum, bir yandan da yahu galiba kanseri falan çözecekler bu yapay zekaya. Bir dakika ya, bu olanlar da o kadar kötü değil galiba de hisleri de. Aynen o da var biliyorum. Sen ne düşünüyorsun bu konuda? Yani olumlu ve olumsuz, iyimser ve kötümser birçok şey olabilir ama sendeki başat duygu hangisi burada? Yani bende hızla olan bir anlam kayması var. Ben sürekli karışık kafamı daha duru bir hale getirmek istiyorum. Ben içerisinde kaybolmak istemiyorum. Geleceğin korkusuyla da kaybolmak istemiyorum. Nostaljik bir yere de saplanmak istemiyorum.
nasıl sakin ve soğukkanlı olurum onun derdindeyim aslında. Benim pek yapacak da bir şeyim yok. Yani ben ortamı değiştirebilecek önemli bir güce sahip olmadığım için süzülürüm diyorum. Ama işte süzülürken de etrafa bakıp duruyorsun. Ortam çok değişiyor. Şöyle bir şey geçmişteki hayallerimin de artık beni tatmin etmeyeceğini gördüm. Gençliğimde ben kendimi şu yaşlarda olduğum zaman
...çok daha işte durgun, aklı başında, her şeye hakim falan birisi olacağımı düşünürdüm. Öyle olmadı ama. Kafam karışık. Bunu söyleyince rahatlıyorum, kafamın karışıklığı azalır gibi geliyor bana. Çünkü bir sürü kişinin de öyle olduğunu görüyorum ben yazılarda, çıkan kitaplarda falan. Bir de bu sosyal medya çok enteresan bir şey tabii ki. Herkesin söylediği şey. Ben yeni bir şey söylemiyorum burada. Fakat ilerleme değil, insani faktörlerde gerileme hissediyorum orada. Başka bir şey zannetmiştik. İnternet çıkınca, sosyal medya olunca. Onu hiç sorma canım. Orada ne zannettiysek tersi çıktı. Tersi oldu. Zannettik ki herkes internet vesilesiyle sosyal medya her türlü bilgiye ulaşacak. Böylelikle kamusal tartışmaya çok güzel, verimli gidecek. Harika bir demokrasiye kavuşacağız falan derken tam tersi oldu. Tam tersi oldu. Bütün dünyada oldu.
Yani analiz ediyorum, kendimi sakinleştirmek için de, ya ben 57 yaşına geldim. Sen değil, onu gençler düşünsün. Sen artık kitabını oku. Kendine, yani gelecekle ilgili zaten çok da bir planın yok. Öyle yavaş yavaş takıl falan diyorum. Öyle sakinleştiriyorum kendimi. Hakkındır da bir yandan yani. Bir yandan da gençler düşünsün.
Aynen onlar yani ama insan endişeleniyordu ya. Onlar için bile endişeleniyorsun. Bir değerler sistemi sanki tamamen ortadan kalkıyor. Bir de çocuğun da var. Yani tamam Z kuşağı olmuyor galiba. O biraz daha başka bir kuşak mı onlar bilmiyorum. Yani ben sadece yakınlarım üzerinden düşünmüyorum. Aslında total dünya üzerinden düşünüyorum. Benim kendime ait bir anlam dünyam vardı. Sonradan zayıfladı o anlam dünyam. Ona şey yapmadım ama bir başlangıçta gençlere bir anlam dünyası... ...en azından manevi de bir şeyin olduğu bir anlam dünyası daha mantıklı olacaktır. Şimdi... Onlara o manevi dünya verilmiyor. Ve hepsi maddi şeylerle, para üzerinden tarif edecekleri bir dünyayla karşı karşıyalar. Yani mesela benim de kuşağım, senin de aslında aynı kuşak biz. Aynı kuşağın bir iki ayrı ucundaki üyesi gibiyiz. Yani ben nispeten genç bir X-Jenerasyon üyesiyim. 3-4 sene daha genç doğurmuş olsaydım, yaşlı bir millennial olacaktım galiba. Bu sınırlar da tabii çok büyük değil ama. Bize genellikle getirilen suçlama 12 Eylül sonrası. Türkiye bakımından söylüyorum. Daha bireysel davranan, daha bireyci bir kuşak olduğumuzdu. Ondan önceki kuşakların daha büyük ideolojilere, ideallere inandığı söyleniyordu. Bir yara kadar da doğru. Bir yandan da o ideallere inanmaları sonucunda Türkiye'den harika bir tablomu çıkacaktı. O da belli değil. Çok otoriter bir yerde gidebiliyor ya o idealler. Sol da olsun, sağ da olsun fark etmez.
Abi ben kendimi o yıllarda bana apolitik dendiği zaman beğeniyordum. Evet öyle biriyim diyordum. Şimdi o daha da arttı anladığım kadarıyla. Çünkü biz gene kitle iletişim araçlarının nispeten sayısının az olduğu ve merkezi olduğu bir dönemde bireysellikle suçlanıyorduk ya da bireysel olmaya çalışıyorduk.
O zamanın zayit gayesiyle. Şimdi bir de bu çok daha kolay. Yani insan kendisine o kadar farklı şeyler bulabilir ki, ilgi alanları, ait olabileceği kimlik grupları vesaire. Yani böyle bir yandan da teknoloji de getiriyor bu bireyselliği. Yani herkesin cep telefonu içinde başka bir dünya yaşıyor. Aynen. Hepimiz başka bir dünya var zannediyoruz algoritmanın bize cep telefonumuzla sunduğundan. Ben o yüzden yani o Twitter'la falan hiç ilgilenmiyorum çünkü dünyanın ne kadar kafayı yediğini de gösteren bir yer. İnsanı paniğe sürüklüyor orası falan. Ben yine o uzaktan bakan adamı olmayı kendime biraz panik yaptığım zaman hop geri gitti aman diyorum sakin ol. Bak yine garip bir dönem olduğundan yani paniğe kapılma diye söylüyorum kendime. Şey çok zor ya.
Bugünümüzde belki de ben o zamanlar zannediyordum. Artık zannedemiyoruz ya, artık anladık. Yani o kadar da emin değiliz kendimizden diyorsun. Tereddüde düşüyorsun. Kendine güvenin de azalıyor olayları analizde falan. O çok ilginç değil mi? İnsan yaşlandıkça daha az emin olmaya başlıyor ya. Turun tersini beklersin. Genişken falan baya birçok konuda emindim yani. Ben her konuda eminim.
Peki bu bireyselleşme var şimdi özellikle. Yani daha maddiyatçı, daha bireysel bir topluma doğru gidiyoruz. Ama bunu da işte senin de sevdiğini bildiğin bir Kore asıllı Alman bir yazar var. Adını asla telaffuz edemiyorum. Buyung Çulhan. Bana altını çizdiğin bölümden bahsedecek misin? Hangisiydi acaba? Sürünün içinde baktım. Sürünün içinde.
O da şey diyor, bu bireysellik falan filan diyoruz ama diyor, aslında bu algoritmalarla insanlar sürü gibi güdülüyorlar. Aslında anonimleşiyorlar bireyselliğin aksine diye de bir eleştirisi var. Aynen, dijital sürü diyor. Yani ben bunların hepsine okuma taraftar değilim aslında. Fakat şöyle aşağı yukarı bu konuştuğumuz konularda kafası karışıklar. ...varsa onlara Büyüngçülhan'ın bu sürünün içinde, Şeffaflık Toplumu, Dijital Dünyaya Bakışlar... ...sürünün içinde, hiperkültürellik, sonra enfokrasi falan gibi kitaplarını incele bunlar... ...korkmasınlar. Yani ben de korkmayarak öyle alıyorum zaten. Onlardan biraz daha kafaları netleşecektir. Ben buradan aslında bir şeyler okumayı düşünüyordum ama sonradan vazgeçtim. Bu sohbet daha güzel oldu. Yani atıf yapsak daha derinine inmek isteyenler bizden daha derin bu iş konularda teoriler geliştirmiş... ...hakikaten de etkileyici miktarlarda çalışmış insanlara başvurusalar daha iyi. Bu Yung Çılhan bunlardan bir tanesi. Bir de... Dünyanın düzleşmesi ne kadar değiştiğini de gösteriyor. Kültür çok değişiyor bizim bildiğimiz dünyadan. İlerlemiyor ama. İleri diyemeyiz ona. İlginç bir şey bu. Yani bu tip kitaplarla belki kafalarını daha çok netleştireceklerdir. Ben ne kadar kafam karışık onu anlatıyorum bu podcast'ta. Yani kimseye şey yapmıyorum, aydınlatacak bilgiler veremiyorum ne yazık ki.
Şeyi de düşünüyorum. Şimdi bir Kanadalı bir belgesel yönetmeni var, Kirby Ferguson diye. Onun Everything is a Remix diye bir belgeseli var. O da şeyi anlatıyor. Yani sanatsal üretim eskiden bu yana bir sanatçıların daha önceki sanatçılardan... ...sampleler alıp onları bir şekilde bir araya getirip ilerletmiyorsa üzerine gider. Bugünkü teknolojik gelişmelerden ötürü bu çok artmıştır. Ama bu zaten normaldir. İnsan zaten böyle üretir. Bu süreci doğal karşılamamız gerekiyor diyor. Evet. Hacim çok arttığı için problem var.
Yani özümsenemeyecek kadar üretim var. Gerçi birkaç sene evvel Mehmet Güleryüz yeni öldü. Ressam büyüğümüz. O dünya bir sanat çöplüğüne dönmüştü diyordu. Döndü diyordu. Yani o tabii ki daha yaşıyla ilgili olarak da o hacmi görmüştü. Ama artık on saniye içinde bir düğmeye basarak üretileceği için sanat ürünü denilen şeyler. Başka türlü bakılacak sanat. Belki de bir hobi olacak. İnsanların kendi başlarına yaptığı. Ben nasıl bir müzik dinleyeyim? Şuna şuna benzesin. Kendi sesimi de koyayım. Ben söyleyeyim, ben dinleyeyim. Dedikleri 15 saniyede yapabilecekleri şeye dönecek. Müzik, sinema, sinema bile. Bana da şimdi bu, özellikle bu Generative AI'in şu anda gelmiş olduğu aşama, özellikle son iki senedir neredeyse üstel olarak bu gelişmesi, hani nerelere varabileceğini insana tahmin ettiriyor. Yani şey şimdi bile var, insanlar kendi seslerini normalde şarkı söyleyemezken dijital süreçlerden geçirip gayet güzel şarkı da söyleyebiliyorlar. Tabii, çok kısa bir sürede, yani 10 saniye falan. Peki o zaman şöyle de bir durum olabilir yani, bir de şu tarafından bakalım. Belki yeteneğin demokratikleşmesi gibi bir şeyle karşı karşıya, en azından dijital ve sentetik ortamda. Şey ben illaki ya müzik bitiyor mahvolacağız falan demek istemiyorum. Onun yerine müzisyen olacaklara yani orada sizin kendinizi gösterebileceğiniz hemen hemen hiçbir şey olmayacak diye bir şeyler söylüyorum sadece. Ben tabii ki benim kariyerim çok uzun olduğundan 19 yaşında sahneye çıkmış kendi şarkılarını yapmış birisi olarak ben tabii ki çok avantajlı bir yerdeyim. Biraz evvel söylediğim canlı karaoke olurum bir işim
Ama yani diğerlerinin olmayacak gibi duruyor gelecekte müzisyenleri. Peki müzikte de sinemada da özellikle dijital klonlarla vesaireden sonra star sistemi de ortadan kalkabilir mi? Ya da dijital starlar ortaya çıkabilir mi? Dijital starlar da ortaya çıkabilir.
Bu işin sanal olduğunu, zevk alamayacaklarını söyleyen bir büyüklerine, sanal olunca niye zevk almayalım ki diye cevap verenler var. Sanallık problem değil onlar için. Tabii daha ziyade bizim gibi analog çerçevede büyüyüp sonra dijital çerçeveye geçenler için zorluk olur. Evet, onlar daha rasyonel ve birden öyle bir cevap verilince senin söyleyecek hiçbir şeyin kalmıyor zaten. Bazen de buna şöyle bir şey oluyor. Şimdi şöyle bir eleştiri de var. Hani ben de biraz katılıyorum. Avrupa'da da bu çok yapılıyor. Hani binaların çirkinleşmesi, tek düzeleşmesi. Sadece Türkiye'den bahsetmiyorum. İşte şehir eşyalarının sadeleşmesi, işçemesi ama çirkinleşmesi. Genel olarak bütün tasarımın çok basite gitmesi. Müzikte de benzer bir şey söylüyor. İşte melodik yapının ortadan kalkmaya başlaması, çok fazla elektronik ve sentetik müziğin olması falan.
Bazen de şunu düşünüyorum, ben de öyle düşündüğüm zamanlar oluyor. Ama bu acaba benim kendi çevresel koşullardan gelmiş bir estetik anlayışım mı? Ben öldükten sonra o da kaybolacak ve belki yeni güzel öbürü olacak. Yani bu tam olarak neye dayanarak ben bunu söylüyorum ki bana kötü geliyor diye. Aynen. Ben hiç öyle yaklaşmıyorum. Fark etmişimdir. Müzik berbat oldu veya falan demiyorum. Değişti diyorum sadece. Bu çocuk şimdi bundan bilmem kaç sene evvelki 15 yaşındaki Teoman'ın eline
Al sana akıllı telefon deselerdi o kitap okur muydu? Zannetmiyorum. Abi hiçbirimiz okumazdık. Yani o akıllı telefonla ben dünyada her şey elimin altındaysa gidip de yani Dostoyevski'nin ne bilmem nesi falan demezdim büyük ihtimalle. Onlar da demeyecek. Şimdi bizim zamanımızda diyebiliyoruz artık. Bizim zamanımızda şöyle bir durum vardı. Mesela meraklı bir çocuksun, gençsin. Bir şeyler öğrenmek istiyorsun ve input alabileceğin şeyler çok sınırlı. Yani televizyon tek kanallı. Evet. İşte orada belki bir film izleyeceksin, belki üç hafta sonra yine ilginç bir filme rastlayacaksın. Video kaset var mı yok mu varsa da işte kasetçiye git bul, o da sınırlı sayıda. İşte bekliyorsun bütün gün bir film Star Trek gelecek diye ben evde bekliyordum dört saat. Tabii neyin güzel olduğunu ve değerli olduğunu bilmek için bile okumak zorundaydık. Yani o dergiyi bulmak zorundasın. O derginin ne olduğunu bulacaksın.
Sonra da onu bulacaksın. Evet, bu işin avantajlı tarafı. Hala özlediğimiz tarafı. Fakat bazen de şunu düşünüyorum. Çok eksik inputla bir takım sonuçlara ulaşıyormuşum. Aynen, ben de öyle. Üç kitap ve iki filmle bir konuda fikrim oluyormuşum. Aynen, ben de öyleydim. Çünkü elimde o kadarı var. Avantajı da var, dezavantajı da var kesinlikle. Yani ben şeyle ilgili başka başka bakış açılarını şey yapıyorum. Kendi kafam karışık diyorum. Dünyanın kafası da karışık. Baktığım zaman sosyal medyada... Herkes delirmiş, bir tür tımarhane olduğunu görüyorum onun. Yani en önemsiz bir input'un altındaki yorumları okusan... ...herkesin kafadan kontak olduğunu anlarsın. Herkesin demeyeyim ama yani uyduruk bir konudan bile... ...ana avrat, düz giden yorumlar çıkıyor orada. Çok acayip canım o. Bir de şu, Covid'le beraber de belki toplu olarak... ...bütün insanlık, birazdan akıl sağlığı farklı bir yöne doğru gitmiş olabilir. Ama toplu olarak delirdiysek, delirdiğimizi de anlayamayacağım. Çünkü neye kıyasla yapacağız? Ama çoğumuz herhalde 5-6 yıl önceki, özellikle Covid öncesi ve bu ciddi teknolojik dönüşümlerden öncesi, dünyayı da saran, Türkiye'de de olan çok ciddi ekonomik kriz falandan öncesine göre herhalde çok daha huzursuz ve depresif insanlarızdır diye tahmin ediyorum. Yani okuyorum da ediyorum da yani ciddi analizlerle herkesin bir manasızlık, bir gelecek korkusu, bir kendini tarif edememe. Gencecik insanlarda, gençler biz biraz evvel dedik ya gençken her şeye çok emindik falan diye. Artık onlar öyle değiller. Biraz da kendileriyle dalga geçmeleri de bize göre çok daha fazla o yaş grubunun. Yani kendilerini de çok ciddiye almıyorlar. Emin değiller fikirlerinden de.
...şu şöyledir falan da demiyorlar. Belki de biz mi şuursuzduk, onlar mı şuursuz emin değilim. Bence bu kapatmak için güzel bir cümle oldu Teoman. Çok teşekkür ederiz Teoman geldiğin için. Ben teşekkür ederim. Ara ara bu sohbetlere devam edelim istedim. Tamam inşallah.
Evet, Aslına Bakarsan'ın ilk bölümünde konuğumuz Teoman'dı. Hem kuşak farkını hem de sanatın algılanışındaki değişimleri bir de geleceğe dair öngörüleri konuştuk. Gelecek hafta görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.