
2.515 kelime · ~13 dk okuma
Herkese merhaba, MHP lideri Devlet Bahçeli 200 km hızla giden bir arabayı U dönüşüne soktu. Bu uğur dönüşü geride kalan bizleri de endişeye garp etti. Ne olup bittiğini anlamaya çalışıyoruz. Birkaç bölümde bu konuyu ele alacağız. Çünkü belli ki yeni bir çözüm süreci başlıyor. Bugünkü konumuz, Kürt sorununda muhatabın kim olduğu olacak. Ama konuyu moleküllerine ayıracağız ve ayrı ayrı başlıklandıracağız. Yani bunu neden konuşmadın diye söylemeyin lütfen. Çünkü belli ki çok uzun bir konuya giriş yapıyoruz. Bugünkü konumuz dediğim gibi meselenin muhatabı konusunda.
Neymiş efendim, Kürt sorununda muhatap öcalanmış. Nedenmiş o? Hadi bunu konuşalım. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.
Son 26 yılımız bir film olsa belki başrol olmaz ama tarihimize çok kritik dokunuşları olduğu kesin Devlet Bahçeli'nin. Ve belli ki Bahçeli'nin 27 yıllık MHP liderliğinin en büyük siyasi çıkışıyla karşı karşıyayız. Bildiğiniz üzere Bahçeli, geçen hafta yaptığı konuşmasında Öcalan örgütü lav ettiğini açıklasın demişti. Biz bu lafın anlamına ilişkin düşüne duralım, Bahçeli bu hafta bir adım daha ileri giderek Öcalan örgütün lav ettiğini açıklasın demeyi de bıraktı, Öcalan çıksın TBMM'ye gelsin ve DemParty kürsüsünden örgütü lav ettiğini açıklasın dedi. Peki neden Öcalan? Neden bu meseleyi bitirecek kişi Öcalan? E neden olacak? DemParty çözümün adresi orası diyor. Kandil de aynısını söylüyor.
Bu PKK'nın tezi ve eğer Kürt sorunu başlığı PKK sorunundan ibaretse, Devlet Bahçeli muhatabı doğru belirliyor ve formülü şöyle çiziyor. Ne Kandil ne Edirne, adres İmralı'dan deme uzansın, bu ağır ve tarihi terör sorunu ülke gündeminden tamamen çıkarırsın. Şimdi yeni sürecin dilini kavramaya çalışalım. Ne Edirne demesi son derece kritik. Zira Devlet Bahçeli bu işin aktör olma potansiyelini taşıyan adayları sıralıyor. Bir numara Demirtaş var, Ne Edirne. İşte Demirtaş orada, Edirne yani. İkinci sırada Ne Kandil. Ne Edirne, Ne Kandil. Yani örgütün dağ kadrosundan üst düzey isimler Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan üçlüsü var. Bu üçlüye de, bu yeni süreçte Kandil diyoruz.
Bahçeli diyor ki, ne Selahattin Demirtaş, ne Kandil Üçlüsü bunlar muhatap değildir. Muhatap İmralı'dır, yani Abdullah Öcalan'dır. Onu muhatap aldığımız bir süreç başlatmaya hazırız. Buradan anlıyoruz ki, Demirtaş da bir lider ama onu muhatap almayacağız.
Sadece bu değil, biz o kadar kararlıyız ki Öcalan'ı affedip mecliste konuşturacak kadar büyük bir cüret gösteriyoruz. Bu şart değil, yani yarın Öcalan çıkıp mecliste konuşmayacak ama işte elimiz o kadar açıktır. Muhatabımız da ne Demirtaş'tır ne Kandil, muhatabımız Öcalan'dır. Bahçeli'nin bu formülü, Dem Parti'nin iddiasına da uygun. Kürt sorununun çözüm yolu, yöntemleri ve muhatapları bellidir. Orta Doğu'da ve Türkiye'de Barış'ın muhatabı, İmralı'da ağır teclit altında bulunan Sayın Abdullah Öcalan'dır. Bu haliyle MHP lideri Devlet Bahçeli ile Dem Parti eş genel başkanı Tülay Hatimoğulları muhatabın kim olduğu konusunda uzlaşmış görünüyor. Abdullah Öcalan. Bu arada Kandil de muhatabın Öcalan olduğunu söyleyen bir açıklama yayınladı. İyi de kim bu Öcalan?
Türk toplumunun gözünde nerede duruyor? Bunca zamandır başına bebek katili, terörist başı demeden ananları bile PKK'lı ilan eden bir düzende ne kadar tanıyoruz biz Öcalan'ı ve Öcalan ismi hangi duygularımızı kamçılıyor? Türk toplumu onu kanlı canlı en son 1992'de yayınlanan Mehmet Ali Birand'ın röportajından hatırlıyor. Bu röportajdan da teyit ediyoruz ki Öcalan da bu iddiada.
Yani diyor ki ben bu işi muhatabıyım ama karşımda bir muhatap yok. Sene 1992 bakın. Şimdi bir dakikalık bir Öcalan konuşması dinleyeceksiniz. Bu konuşmayı ilk kez 32 yıl önce dinlemiştim. Ben size daha geçmişte şey söyledim. Sizin bir önderlik kriziniz var demiştim hatırlarsanız. Ve bu kriz halen çözülmüş değil. Ben söyledim gerçekler neyi doğruladı? Önderlik krizinin çözümlenemediğini doğrulamadı mı?
Benim var. Ben bütün PKK'yı bağlarım. Kürt halkı benim sözümü ölümüne dinler. Kürt halkı mı diyorsunuz, PKK mı diyorsunuz? Kürt halkı. Yani siz bütün Kürt halkının... Ezici çoğunluğu. Ezici çoğunluğunun lideri olarak görüyorsunuz kendinizi. Bu birliği sağlamışız.
Öcalan'ın bu ifadeleri otomatik olarak bu sözlere birer savunma geliştirmemize neden olmuştu. Dedik ki, ya bizim Kürt kardeşlerimiz, etle tırnak gibiyizdir biz onlarla, Apo gibi bir bebek katili bu kardeşlerimizi temsil edebilir mi? Olmaz öyle şey. Biz bunu reddedip durduk da, 35 yıllık bir siyasi hareket olarak Dem Parti, Öcağ'ın muhatap olduğunu söyleyerek milyonlarca insanın oyunu alabildi. Yani,
Bu siyasi hareketin kurduğu yasal siyasi partiler, DEP, HEP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP, VHDP ve oradan DEM partiye uzanan 35 yıllık siyasi gelenek, Öcalan'ın bu iddiasını doğru buluyordu. Evet, komple Kürt halkının temsilcisi Öcalan'dır, sorunu çözecekseniz Öcalan'la çözeceksiniz diye işaret ediyordu. Yani zaten hareket Öcalan üzerine kurulmuştu. Öcalan'ın da kendisini konumlandırdığı yer, Kürt halk önderi pozisyonuydu.
Bu hareket 1978 yılında Apo'culara olarak anılan bir Kürt sosyalist fraksiyonundan bugünlere gelene dek hep Apo'culardan oluşuyordu. Zaten bu hareket 1970'lerde 80'lerde Apo'cular diye bilinir. Peki Apo iddia edildiği gibi Kürt halkında karşılığı olan bir figür müydü? Bir insan böyle bir iddiaya sahip olur da bu iddianın bir de delile ihtiyacı var değil mi?
İşte taa Leyla Zanalar'ın hepinden bugünkü deme kadar süren siyasi gelenek bunu iddia ederek oy istedi. Demirtaş'ın mesela Türk halkına canavar olarak tanıtılmasının en temel argümanı şu konuşmasıydı. Bunu alışsanız yok. Bunu alışsanız yok. Çünkü daha biz başka raporun heykelli dikeceğiz heykelli.
Şimdi enteresandır, iktidarın etki alanındaki milliyetçiler için demir taşıyla öcalan teraziye konsa neredeyse başa baş çıkarlar. Hatta belki demir taş nefreti daha ağır basabilir. Bunu bu hale iktidar getirdi bu arada. Kendi tabanlarına demir taş nefretini özel olarak açıladılar.
Günün sonunda bu nefret, Demirtaş'ın popülaritesine de negatif ve pozitif katkı sağladı. Yani popülaritesini arttırdı, unutmayalım. 2023 Mayıs seçimlerinin üzerine en çok konuşulan isimlerinin başında geldi Demirtaş. Şimdi ne diyor bunlar, Bay Kemal, Bay Bay Kemal? Gelince diyor onu çıkaracağız. Sel o ne yaptı diyor. Hale bak ya, daha ne yapacak?
51 tane Kürt kardeşimi bunlar öldürdüler. Utanmadan, sıkılmadan bizim Yasin Böre evladımızı şehit ettiler. Şimdi diyorlar ki bunun suçu ne? Daha ne olacak Baybal Kemal?
İktidar çözüm süreci bittiğinden bu yana Öcalan'a çatmıyor, onun yerine Demirtaş'ı bir nefret figürüne dönüştürme stratejisi izliyor. Demirtaş da 4 Kasım 2016'dan bu yana hapiste. Bakın 8 yıl olmuş. 15 Temmuz'un hemen ardından girdi hapse. 8 yılı neredeyse doldurmuş. Zira ilk çözüm sürecinde de muhtemelen Öcalan'ın işbirliğinden şikayetçi değillerdi. Hatta 31 Mart 2019 yerel seçimlerinden önce Öcalan'dan mektup bile getirmişlerdi. Hatırlayın o zamanları.
Yani Öcalan'la devlet arasında uzun zamandır süren bir işbirliği zaten vardı. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz. Devlet, elinin altında bu sorunun muhatabı olduğu söylenen birini tutup, yer yer onunla işbirliği yapma avantajını kullanıyordu. Peki biz, yani biz halk olarak bu sürecin ne kadar içine dahil olabiliyorduk? Öcalan'la yürütülen herhangi bir sürecin şeffaf olma ihtimali var mıydı?
Çünkü hapisteki bir kişiden bahsediyoruz. Yani dışarıda olmuş bir pazarlık yapılan arada sırada açıklama yapan bir kişi değil. Yani halk muhatap alınacak mıydı? Bu noktada iki toplum gerçekliğinden bahsetmek mümkün. Bir tarafta geniş Türk toplumu var. Bu grup, bu meselede muhatap olduğu söylenen kişiyi hayatı boyunca birkaç kez görmüş. Sesini toplamda 5 dakika duymamış. Ve bu kişi, Türk toplumunun etiyle kemiğiyle nefret ettiği bir kişi. Zira haksız da sayılmaz araya kan girmiş.
50 bin kişinin öldüğü, neredeyse her ailenin bir şehit yakını tanıdığı olduğu bir acı var ortada. Halkı bu kadar iplemez, tüm bu işleri devlet aklıyla yönetmeye kalkarsanız, toplumu büyük bir travmaya maruz bırakırsınız. Bölümün başında dedim ki, önümüzdeki günlerde, haftalarda veya aylarda, Abdullah Öcalan'ı canlı yayında görebiliriz. Siz buna hazır mısınız? Canlı yayında Abdullah Öcalan'ın açıklamasına hazır mısınız?
Bir kısmınız için sorun olmayabilir ama toplumun geniş kesimlerini travmatize edecek bir iştir bu. Siz buna hazır mısınız? Bahçeli buna hazır olunduğunu söylüyor. Zaten mesele devlet işidir. Halka ne gerek? Diyelim ki MHP'lileri Bahçeli susturdu. İyi de bu toplum MHP'lilerden oluşmuyor ki. Sadece MHP'liler mi Öcalan'dan nefret ediyor? MHP'liler susarsa geri kalanlarda sorun yok mu?
Bu toplum Öcalan'ı canlı canlı görse travmatize olmaz mı? Böyle tepeden inme yapılan bu işin maksadı nedir? Önceki çözüm süreci hiç şeffaf olmadığı için patladı. Neyin pazarlığı yapılıyordu? Halka hiçbir şey anlatılmadan neyi çözüyordunuz? Neyin pazarlığını neden yapıyordunuz? On binlerce insan ölmüştü. Ne için? Ölenler bizdik. Bize neden hiçbir şey anlatılmıyordu? Halka neden çocuk muamelesi yapılıyordu? Böyle analar ağlamasın falan.
E madem analar ağlamasın diye bu iş bitebiliyordu da, e kırk yıldır niye ağlatıyorsunuz anaları ulan o zaman? Psikopat mısınız siz? Burada kısa bir ara verelim, döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğiz. Muhattap Öcalan olduğu müddetçe bu şeffaf olamama krizi hep sürecek. Çünkü Öcalan kim arkadaşlar? Son çeyrek asrını bir cezaevinde yer yer tek başına geçiren bir kişi. Bu son 25 yılın son 4 yılında devlet görevlisi olmayan kimseyle görüştürülmemiş bir kişi. Ve 4 yılın ardından ilk mesajını 23 Ekim'de kendisiyle görüştürülen Dem Milletvekili Ömer Öcalan aracılığıyla açıkladı.
Ömer Hocalan, 24 Ekim'de sosyal medyada şöyle bir açıklama yaptı. 23 Ekim tarihinde İmralı Ada Hapishanesinde Sayın Öcalan ile görüşme gerçekleştirdim. Bu ziyaret aile görüşmesi kapsamında gerçekleşti. Sayın Öcalan görüşmede genel siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunarak kamuoyuna şu mesajın iletilmesini istedi. Tecrüt devam ediyor. Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim. Sağlığı iyiydi ve herkese çok selamı vardı.
Benim bu süreçte kendisini Türk toplumunun bir parçası sayan bir yurtsever olarak sorum şu. Biz neden son 25 yılını hapiste geçirmiş, psikolojisinin, bakış açısının, amaçlarının ne olduğunu bilmediğimiz, tanımadığımız, etmediğimiz biriyle bağlı bulunduğumuz devletin pazarlık yapmasını içimize sindirelim ki? Ben F tipinde uzun süre yatmış insanlar tanıdım. Hiçbiri 25 yıl gibi uzun sürelere çıkmamıştı.
Buna rağmen bunca yıllık hapis hayatının tortusunun bakışlarına yansıdığını gözlerimle gördüm. Bu adamın, yani Öcalan'ın, akli melekelerinin yerinde olduğundan bile emin değilim ben açıkçası. Tamam, kabul, Dem Parti Öcalan muhataptır diyor ve bunu diyerek milyonlarca insanla oyunu alıyor. Buradan hareketle diyebiliyorum ki bu milyonlarca insan için de irade Öcalan'dır. Tamam, tamam, kabul. Bu haliyle aslında milyonlarca Kürt de Dem Parti aracılığıyla Öcalan'a iradesi sayıyor. İyi de, Halka sorumluluk mu yükleyelim? Bunca insanın karşısına muhatap diye öcalanı dayatırsanız, bunca insan da iyi bari onunla konuşun. Bizim temsilcimiz o der.
Şimdi Öcalan'ın bu işin muhatabı sayılması siyasi propagandanın sonucudur, bunu anladık. Peki hakikat nedir? Öcalan'ı Türk ve Kürt halkından çok daha fazla devlet yetkililerinin tanıdığıdır. Biz tanımıyoruz Öcalan'ı, kim bu adam bilmiyoruz yani. Öcalan tüm bu sorunun muhatabı yapıldığı müddetçe ortada şeffaf olmayan bir pazarlık masası kurulmak zorunda kalacaktır.
Bu durumda da halka hiçbir şeyi izah edemezsiniz. Ne yapacaksınız? Önceden den partiyi birife edecek, den partilerde gelecek mecliste bunu bunu istiyoruz diyecek. Örneğin CHP'li vekiller bu bu verilmez ama şu şu verilir mi diyecek.
MHP'ler hiçbir şey vermeyiz biz pazarlık yapmayız diyecekse, PKK neden silah bırakacak? Öcalan dedi diye silah bırakacak PKK. E dedi daha önce bu adam. 2015'te demedi mi? Kürt sorununda silahlı çözüm yoktur demedi mi? Ben bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki, artık yeni bir dönem başlıyor. Silah değil, siyaset öne çıkıyor. Yine diyorum ki,
Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir. Millete dedi ki, kardeşim güzel, PKK Türkiye topraklarından çekiliyor, şehit haberi de gelmiyor, okey. Fakat neden? Ne oluyor? Ne veriliyor? Neyin pazarlığı dönüyor da Öcalan PKK'ya silahlı unsurların sınır ötesine geçme aşamasına geçildiğini söylüyor? Artık silahlar değil, siyaset gerekir diyor.
Bu sorunun cevabını vermeden yürütülen bir süreç halkın rızasını alamıyor. Ne oldu, ne değişti de yeni bir sürece giriyorsunuz? Nedir derdiniz? Anayasa mı derdiniz? Erdoğan'ın bir daha seçilmesi mi derdiniz? Kuzey Irak mı derdiniz? Kuzey Suriye mi? İran mı? Nedir ulan derdiniz? Birisinin bir şey anlatması lazım değil mi? Çocuk muyuz biz? Artık silahlar sussun, siyaset konuşsun. Ne güzel bu laflar da bundan önce niye tam tersiydi?
Neyse, 7 Haziran'da olduğu gibi halkın tokadını yeme ihtimaliniz var. Bakın, bunu sorunun cevabını vermeden yürütülen bir süreç halkın rızasını alamıyor. Halkın rızasını alıp almamanız niye önemli? Çünkü yarın öbür gün bu süreci yönetenler halkın tokadını yemeye başlayınca çok daha kanlı bir süreç başlatıyorlar. Gördük 2015'den olduğunu.
Unutmayalım. Çözüm süreci, HDP'nin %13,5 oyuyla ilk kez barajı aşması, AKP'nin de tek başına iktidar olan anı parlamenter sistem yüzünden kaybetmesi sonucunda bitmişti. Halkın rızası hiç değilse bu yüzden önemlidir. İyi de halk, böyle bir pazarla neden rıza göstersin?
Sadece AKP, MHP tabanı için de değil, muhalifler için de geçerlidir bu. Niye razı olalım bilmediğimiz, etmediğimiz bir şeye? Aklınız kesiyor mu? Öcalan çıkacak, hadi dağılalım ya artık, silahları da gömün artık bir yere falan diyecek. Sonra? Sonra da seçimlere gideceğiz, Kürtler de Erdoğan'a oy verecek, anayasayı falan değiştireceğiz. Hadi bitti gitti, devlet aklı bunu gerektiriyor. Devlet aklı dediğiniz şey, vatandaşta olmadığı varsayılan akıldır.
Devlet haklı dediğiniz şey, halkı küçümsemektir. Halka çocuk muamelesi yapmaktır. Sonra halka yetkiz veriyorsunuz, seçimlere giriyorsunuz, tokat yiyorsunuz, sonra daha kanlı bir süreç. Ölen yine biziz. Bunca zamandır bu işin çilesini çeken yine biziz. Üniversite yıllarımda Prof. Erhan Yalçınkaya ile ara ara sohbet ederdik. Onun anlattığı bir şeydi, çatışmada aktörler sıralanırken, zamanın ve mekanın da önemli bir aktör olduğunu unutmamak gerekir. Mekan değişmedi, Türkiye. Ama zaman değişti. Evet, bunca aktör arasında muhatap seçiyoruz ya,
Aktörlerin dördünü Devlet Bahçeli saydı. Edirne'yi eledik, Kandil'i eledik. Kimler muhatap? İmralı'dan Dem Parti'ye uzanan bir hat. Neyse. Demek ki Demirtaş bu süreçte içeride olacak yani. Okey. Kürt halkı buna da razı gelecek tabii.
Halkı muhatap almıyoruz, halk muhatap değil. Öcalan çıkacak, silahları bırakın diyecek, PKK bırakacak, okey. Türk halkı da buna razı olacak tabii, hiç sıkıntı çıkmayacak halkta. Demek ki neymiş, halk da bu işin aktörlerinden biriymiş. Böyle tepeden inme bir kafayla böyle işler yapılmazmış, fiyaskoyla sonuçlanır.
O halde bu iş her şekilde şeffaf yürütülecek, halkın rızası alınacak. Bakın birinci çözüm sürecinin akamete uğramasının nedeni şeffaf olmamasıydı ve güven vermemesiydi. Birinci çözüm sürecinde bile akil insanlar heyeti falan filan milyon tane çat çurt işin içine girildi. Bu sefer daha da kapalı bir süreç yürütülüyor. Yani hiçbir fikrimiz yok. Ama bir aktör daha var ki oldukça belirleyici önemdedir. Nedir o?
Ayhan Yalçınkaya Hoca'nın dediği gibi, zaman. Zamanın hiç değişmediğini ya da değiştirmediğini varsayıyoruz. Halbuki zaman da önemli bir aktör. 2024 yılındayız. Öcağının sağlığından bir haberiz. Yarın ölse adam ne yapacağız?
25 yıl oldu bunu son gördüğümüzden bu yana geçen zaman. Neymiş? Kürt sorunu çözecek pratik ve teorik bir ikime sahipmiş. Bakın bu adam internet nedir neler ise bilmiyor. Sosyal medya falan hiç haberi yok bunun. Facebook nedir tam olarak algılayamıyor. Dünyanın nasıl değiştiğini gözlemleyemiyor.
Muhtemelen uzun süredir uzağa bakmadığı için gözleri bozulmuştur, bakışları değişmiştir. Dem partilerin bir kısmı 1990'da cezaevinden salıverilen Nelson Mandela hayalleri kuruyor olabilir ama iki ayrı zaman ve iki ayrı mekandan bahsediyoruz. Bu tip bir şey, 75 yaşındaki bir adama, son 25 yılını tek başına bir hapiste geçirmiş bir adama, bir halkın iradesini vermek, bana kalırsa bağnaz bir siyasettir. Benim aklım hafızalan bu işi algılayamadı. Böyle bodostama girilir mi böyle bir işe? Nedir dertleri? Neyin pazarlığını yapıyorlar? Neyi amaçlıyorlar? Neden böyle bir U dönüşü yaşıyoruz? Ne oluyoruz ulan dedirten günler?
Emin olun bu soruların cevabının sadece tutarlı hikayeleri var. Yani elimizdeki bilgilerle size çok sayıda tutarlı hikaye sunabilirim. Tutarlı hikayeler. Çok acayip dönüyorlar. Çünkü... diye başlayan onlarca tutarlı hikaye anlatabilirim. Ama hangisinin hakikat olduğunu bilmiyorum. Herkes buzlu bir camın arkasından gözlüyor yaşananları. 25 yıldır hapiste tutulup kimseyle görüştürülmeyen 75 yaşındaki herifin biriyle bir takım alışverişler yapılıyor da
Neden yapılıyor bilmiyorum. Şu anda yapılan analizlerin de bilgiye değil, tutarlı hikayelere dayandığını görüyorum. Buradan hareketle sürece zarar vermeyelim, aktörlere güvenelim falan hikayesi de geride kaldı. Bakın, böyle sürece zarar vermeyelim dayatmasıyla yaşadığımız şey 2015 yazıdır. Bu hikayenin sonu da pek parlak görünmüyor. Yine karanlık bir sürece girdik, o yüzden uyanık olmak durumundayız.
Uyanık olacağız da ne yapmalıyız? Hem Dem parti tabanının Kürt toplumunun hem de Dem partili olmayan geniş Türk toplumunun rızasını aramak durumundayız. Halkın rıza göstermediği hiçbir sürece bence onay vermemek gerekir. Şimdilik bu kadar. Daha fazla konuşacağız. Hadi eyvallah.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.