Podcast

Bize Vaat Edilen Hayatın Neresindeyiz?: Uykumu Kaçıranlar #12

Yakın İlişkiler

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yakın İlişkiler'in bu bölümünde Gizem Sürenkök, son zamanlarda içinden geçtiğimiz zor günler hakkında duygu ve düşüncelerini paylaşıyor.




Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.581 kelime · ~8 dk okuma

Sevgili dinleyici, bugün bir uykumu kaçıran bölümüyle karşındayım. Diliyorsun uykumu kaçıran bölümleri, seninle benim aramda özel bir paylaşım. Benim konu odaklı bölümlerden çıkıp, gerçekten sadece duygularımla, sadece düşüncelerimle var olduğum bir bölüm. O yüzden de tam karşındayım. Hiç birbirimize temas etmemiş olsak da bugüne kadar, hiç karşı karşıya oturamamış olsak da benim kendi dünyamı açtığım bir pencere sana. İyi ki buradasın, iyi ki dinliyorsun beni. Yakın ilişkiler podcastlerinin girişi de böyle aslında. İyi ki buradasın, iyi ki varsın, iyi ki benimlesin. O kadar içten bir iyi ki, ki benim için orada birilerinin olduğunu bilmek.

Bir şekilde ulaşmak, sesimle, sana temas etmek benim için çok kıymetli. Ve bugün ben yine duygularımla baş başayken bu mikrofonun başına oturdum ve konu odaklı bir podcast değil de kendim duygularımdan bahsettiğim bir bölümü kaydetmek istedim. Bana bu alanı sağladığın için sana çok teşekkür ederim. Ben bugün mikrofonun başına oturduğumda bundan bir 15-16 saat önce Türkiye'de bir terör saldırısı yaşandı. Türkiye'deki terör saldırılarının çok yoğun olduğu dönemde ben Amerika'daydım. O dönemde yine de bütün sevdiklerim buradaydı.

Her sabah gerçekten korkuyla beklediğimiz, acaba bugün birinin başına bir şey geldi mi diye sorduğumuz bir dönemdi. Biliyorum yalnız değilim. Şu anda yurt dışında olan ve belki de aslında ülkenin gündeminden kaçmak için yurt dışına yerleşen insanların da hakkında yine burada yaşananlar var. Çünkü nereye gidersen git, ülken seninle geliyor. En azından bu ülkedensen, Türkiye seninle beraber gelmeye devam ediyor. Çok da uzağa gidemiyoruz. Son haftalarda o kadar çok gerçekten beni sarsan, hepimizi sarsan olay yaşadık ki, artık o belirsizlik, çaresizlik, nereye gittiğimizi bilememe hali hepimizi sarıyor.

Transkriptin tamamını oku

Bir de tabii yani bir çözüm var mı duygusu. Çözüm varsa bizim ulaşabileceğimiz bir yerde mi duygusu. O çözüme giderken ne kadar yalnızım acaba duygusu. Aslında bu bölümü biraz da eğer sen de böyle hissediyorsan yalnız değilsin demek için kaydediyorum. Çünkü ben de burada gerçekten kendimi çok yalnız hissediyorum. Ve yalnız hissetmediğimi bilmek için bu bölümü kaydediyorum. Yani karşılıklı olarak hepimizin yanındayız demeye çalışıyoruz değil mi?

10 Ekim, Ankara Tren garı saldırısı. Annemle babam oradaydılar. Ben Amerika'daydım. Sabahleyin çok da yakından tanımadığımız yabancı bir arkadaşımızın mesajına uyandık. Umarım bütün seyretleriniz iyidir. Ankara'da bir saldırı olmuş yazıyordu mesajda. Annemle babamın o sabah orada olacağını biliyordum. O mesajı okumamla annemin sesini duyabilmem arasında geçen süreyi bir ben biliyorum.

Yine de ben şanslı olanlardandım. Annemle babam kıl payı o esnada o meydanda değillerdi. Benim kadar şanslı olmayan insanlar var. Belki şu anda beni dinliyorlar. Ve bunu bilmek çok acı gerçekten. Bu ülke çok fazla evladını bu saldırılara kaybetti. Bu ülke çok fazla evladını her gün saçma sapan şeylere kaybediyor zaten. Ve gerçekten bunu bilerek her gün devam etmek hiç kolay değil.

Kendi kendime Türkiye'ye dönmeden önce sorduğum sorulardan biri buydu aslında. İstiyor musun? Yine de demiştim kendime. İstiyor musun? Belirsizliğin gerçekten kalsın. Çok yoğun olduğu bir ülkeye geri dönmek istiyor musun? Çocuğunu bu ülkede yetiştirmek istiyor musun? Cevabım evetti.

Umarım hiç haksız çıkmam. Çünkü ben burada üretmek istiyorum. Ben burada birilerine dokunmak istiyorum. Burada dokunduğum zaman bunun anlamlı olduğunu inanıyorum. Başka bir yerde temas ettiğimin burası kadar anlamlı olmadığına o kadar inanmışım ki burada bunu sürdürmek istiyorum.

Yine de bu ülke üretmemize de fırsat vermeyebiliyor. Düşünsenize, bir şey yazıyorsunuz, bir şey çiziyorsunuz, bir şey konuşuyorsunuz ve bütün bunların hepsi belli bir duygusal durumu ve mental berraklığı gerektiriyor. Ve biz her gün başka bir olumsuz olayla savaşırken onu yakalayabilmemiz zaten çok zor. Benim bugün oturup bu podcast'ı gerçekten böyle bir berrak zihinle kaydedip size gönderebilmem çok zor. Çünkü başka bir şey düşünmeye hakkımız pek de yok. Ve fırsatımız yok.

Her gün benim kendim için, eşim için, kızım için, sevdiğim herkes için endişe etmeme gerek var. Olan olaylar mümferit değil. Olan olaylar her an olabilir olaylar. Trafiğe çıktığımda saçma sapan bir insanla karşılaşabilirim. Yanlış bir korneye basmam. Yanlış bir yerde, yanlış bir insana ters bir şey söylemem. Hayatıma mal olabilir.

Ya da iyi yaptıklarına güvendiğim bir binada hayatımız sonlanabilir. Çünkü bir şekilde birbirimize güvenemiyoruz artık. Birbirimizin yaptığımız işleri, iyi yaptığına da güvenimiz o kadar da sağlam değil. Ama bir yandan bu ülkede ile başlayan cümlelerden ne kadar nefret ettiğimi de söylemek isterim sana. Çünkü bu ülkede olan biten birçok kötü şey bu ülkeye has değil. Çok uzun süre başka bir ülkede yaşadığım için biliyorum ki, çok da iyi biliyorum ki Amerika'da matah bir yer olduğu için değil asla ama

Burada yaşanan olaylar sadece Türkiye'de yaşanmıyor. Tabii ki Türkiye'nin belli başlı kültürel yapıları bu olayların daha sık yaşanmasına veya en kötüsü, en en en kötüsü ceza almamasına sebebiyet verebiliyor. Zaten aslında bu podcast'ın ana teması bu bence. Üste örtülmüşlük, ceza almazlık ve o yüzden tekrar tekrar tekrar her şeyin yaşanılabilir olması.

Bence bütün mesele burada. Hayat içerisinde başımıza kötü olaylar gelebilir. Ama en azından bizim ya da seyircilerimizin başına gelen herhangi bir olumsuz olayın bir yaptırımı olacağına inanmamız gerekir. İnanabilmemiz gerekir.

Düşünsenize bu ülkede çocuklarını önlenebilir kazalarda kaybetmiş anneler var. Bakın Mısra Öz mesela, en tipik örneklerinden bir tanesi. Bunca yıldır bu adaletsizliğin çözümlenmesi için uğraşıyor. Oğlunun yasını tutamadan belki de bu adaletsizliğin çözümü için uğraşıyor. Belki de oğlunun yasını böyle tutuyor. Bu Mısra'nın hikayesi, ben bunu bilemem.

Yine de şunu bilebilirim, bu ülke bize yas tutmak için bile izin vermiyor. Bakın bu sefer bu ülkeyi ben kullandım ve bunu bilerek kullandım. Çünkü gerçekten bize yas tutmak, hazmetmek ya da zihnimizde konuyu kapatıp ilerleyebilmek adına bize fırsat verilmiyor. Sürekli yeni bir olayla, henüz acımız daha taptaze iken, Bambaşka bir olayla karşılaşıp onu bu sefer hazmetmeye çalışıyoruz. Hayvan cinayetleri, kadın cinayetleri, terörist saldırıları, deprem, bebek ölümleri, kazalar, iş kazaları... Zaten çok yoğun bir ekonomik zorluğun içinden geçiyor ülke. Bu kadar belirsizlik doğal olarak insan psikolojisine hiç iyi gelmiyor. Sürekli bu kaygıyı yönetmek zorunda olan insanlarız.

O yüzden de bu halimizle sokağa çıktığımızda, bu halimizle birbirimize etkileşime girdiğimizde, bu halimizle bir şekilde temas kurduğumuzda, o temasların hiçbiri iyi değil. Ve büyük bir çoğunluğu aslında başka problemlerle sonuçlanıyor. En önemli problemlerden biri de tabii ki denetimsizlik. İnsanların işini iyi yapmak konusunda bir motivasyonların olmaması. İşini iyi yapmayan insanların da işlerini yapabilmeye devam edebilir olmaları. Ve aslında yine belki de az önceki noktaya bağlanıyor. Hiçbir yaptırımın olmayışı.

Mesela, siz zarar veren bir yemek yediniz bir restoranda. Ertesi gün gidip bunun hesabını soramıyorsunuz. Bir restoranda yemeğiniz yanlış geldi. Bunun tartışmasını bile veremiyorsunuz bu ülkede. Bu bu arada gerçekten bu ülkede. Ya da mesela bir ürün satın aldığınızda o ürün hatalı çıktı. Müşteriyi tutan, müşteriyi destekleyen bir yapı yok. Satıcı her zaman daha haklı. Gerçekten aslında muhatap alındığımız, daha doğrusu muhatap alınmamız gereken yerlerde gerçekten muhatap alınmamak, gerçekten insan yerine konuluyoruz gibi hissetmemek de ben mesele.

O yüzden de zorlanıyoruz bence. İşte bütün bunların arasında bir başka hayal kırıklığı da şu belki. Ben 80'lerde doğmuş ve büyümüş bir çocuk olarak bugün bu yaşıma geldiğimde hep podcastlerde söyleyeyim gibi 41 yaşındayım. 41 yaşıma geldiğimde hayatımın belirsizlikten uzak olacağına inandırılmıştım.

Ben eğer iyi okursam, iyi bir öğrenci olursam, iyi üniversitelere gidersem, işimi de iyi yaparsam, severek yaparsam, iyi bir insan olursam, o zaman hayatım kırklı yaşlarımda yoluna girmiş olacaktı. Ama öyle değil. Ama hala her şey çok belirsiz. Ama hala her şeyin altı üstü karışık. Ben hala iyi okullarda okumuş, çok iyi bir öğrenci olmuş, yaptığı işi çok severek ve çok iyi yapan bir insan olarak bugün hala hayatımın belirsiz olmadığını görmüyorum. Hala ben çocuğuma bunu söyleyemem mesela bugün. Sen çok iyi bir öğrenci oldun. ''Çok iyi bir insan ol. Hayatta istediğin her yere gelirsin.'' diyemem. Gerçekten o kadar acı ki... Kızımla dizi seyrederken, kızımla film seyrederken... ''Sonu iyi bitecek değil mi anne?'' diye sorduğunda... ''Evet.'' demek. Ama aslında gerçek hayatta... Bir şeylerin sonunun iyi bitmeme ihtimalinin... İyi bitme ihtimalinden daha yüksek olduğunu görmek her gün.

O kadar zor ki. Ben çocuğuma, ona hiçbir zaman sağlayamayacağım bir hayatı vaat ediyorum belki de. Her gün. İyilik yaparsan, iyi bir insan olursan, sonu iyi biter kızım. Gerçekten öyle mi? Bundan artık hiç emin değilim. Yine de sevgili dinleyici, duygularımı paylaşmak üzere buradaysam, bu duygumu da paylaşmadan bitiremem bu podcast'ı.

Ben inanıyorum güzel günlerin geleceğine. Belki naif bir yerden. Belki fazla iyimser bir yerden. Belki şu an bunu dinlerken sana çok poli anıcı gelen bir yerden. Bunu da anlarım. Bunun da hiçbir sakıncası yok. Çünkü bence bu iklimde umutsuz olmak da çok doğal. Bu iklimde kızgın kalmak, umutsuz kalmak, içine kapanmak da çok doğal. Hatta belki doğru olan odur bile. Gerçekten şu anda hangisinin doğru olduğunu söyleyebilecek durumda hissetmiyorum ben de kendimi.

Sadece bireysel olarak ben umutsuz kaldığımda üretemiyorum. Umutsuz kaldığımda devam edemiyorum. Ben o yüzden inanmayı ve umut etmeyi tercih ediyorum. Ben hala bir kişiye bile dokunabildiğimde, bir kişiye bile iyi gelebildiğimde aslında çok şey başarmış hissediyorum kendimi.

Çünkü toplum bireylerden oluşuyor ve bireyler olarak biz değişimi getireceğiz aslında. Her yönde bir şekilde bir birey daha farklı, daha olumlu, daha insancıl, daha şefkati, daha kendi davranışlarının sorumluluğunu alan bir bakış açısına sahip olduğunda o insanın etrafındakiler değişmeye başlıyor çünkü. O yüzden belki sen de bugün bir insana bile olsa dokunmayı tercih edersin. Bir insanın hayatını olumlu bir yönde değiştirmeyi tercih edersin. Belki de bunu yapa yapa, yapa yapa biraz daha olumlu bir yerde buluruz kendimizi. Sadece bilmeni istiyorum. Yalnız değilsin. Düştüğümüz günlerde olsa birlikte kalkacağız onun içinden. Birlikte tutacağız ellerimizi ve kaldıracağız birbirimizi. Bir şekilde uzatacağız o eli birbirimize. O yüzden iyi ki buradasın, iyi ki varsın, iyi ki bu bölümü dinledin. Teşekkür ederim bana bu olanı açtığın için. Podcast'ın başında da söylediğim gibi. Umarım bir gün yolumuz kesişir, karşı karşıya da geliriz. Ve birbirimizin gözünün içine bakarız ve deriz ki iyi ki varsın. Gizem sen iyi ki konuştun ve sevgili dinleyicim. Sen de iyi ki dinledin beni. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)