Podcast

Başka Biri Olsam, Benimle İlişki Kurar mıydım?

Yakın İlişkiler

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Psikolog Dr. Gizem Sürenkök bu bölümde bir ilişkiye başlamadan önce karşımızdaki kişinin bizim için iyi olduğunu gösteren sinyallere, "Green Flag"lere odaklanıyor. Fakat bunları alışık olduğumuz gibi karşı taraf üzerinden değil, kendimiz üzerinden ele alıp açıklıyor. Acaba biz bu yeşil bayraklara sahip miyiz?




Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.067 kelime · ~20 dk okuma

Merhaba sevgili dinleyici, bu bölüme hoş geldin. Bugün biraz daha farklı bir şey denemek istiyorum. Aslında bu bölüme başlarken aklımda bir partnerin bizim için iyi olduğunu gösteren bir takım işaretler hakkında konuşmak vardı. Sonra dedim ki...

Biz sürekli karşı tarafı değerlendiriyoruz. Bir kere de kendimizi değerlendirelim. Canım yani hep biz süperiz de karşımızdaki insan iyi mi değil mi diye mi değerlendireceğiz? Bir kere de ben iyi bir partner miyim? Ben bir ilişki için hazır mıyım? Ben karşımdaki insana onun ihtiyacı olan şeyleri verebiliyor muyum? Bunları soralım. Şimdi şöyle bir anekdotla başlamak istiyorum. Ben bazen konuşmalar verdiğimde, konuşmaların sonunda ya da aralarda yanıma gelip benimle sohbet eden insanlar oluyor. Beni aşırı mutlu ediyor bu arada. İşte beraber fotoğraf çekiliyoruz. O arada böyle birkaç soru cevaplıyorum ben. Bazen de böyle çok tatlı deneyimler anlatan insanlar oluyor. Bunların arasında beni çok mutlu eden şeylerden bir tanesi şu. Biz bir ara böyle tartıştık, kötü bir dönem geçiriyorduk. Sizin podcastlerinizi dinleyerek iyileştik. Ya da mesela partnerimle bir ayrılık süreci içerisindeydik ve barışma koşulu olarak sizin podcastlerinizi dinleme kararı aldık gibi. Böyle enteresan anekdotlar dinliyorum ve bu gerçekten beni çok onore eden bir şey. Her şeyden önce onu söyleyeyim. Ama ikincisi şunu hissettiriyor bana, demek ki bu podcastleri dinleyen insanlar, bu podcastleri hem kendileri için hem de sevdikleri, yakın buldukları insanlar için bir rehber olarak da kullanıyorlar. Öyle düşününce aslında kendimiz için bir rehber olarak kullanmak bu bölümü iyi olur diye düşünüyorum. Bu arada her zaman aslında podcastlerle ben bunu söylüyorum ama yine söylemeden geçemedim. Bu bölümü hazırlarken zihnimde kendimi de birazdan üzerine konuşacağım konular açısından değerlendirdim ve bir takım farkındalıklar gelişti zihnimde. O yüzden aslında şeyi de hep gelişmeye açık olmamız gerektiğini de söylemek istiyorum. Aslında temelde bence bu. Hiçbir zaman biz olmuyoruz. Hep üzerine koymaya, hep birazcık daha iyisini, daha da iyisini yapma gücümüzü korumamız gerekiyor.

Ancak böyle aslında bence hayatta daha iyi insanlar, iyi partnerler, iyi ebeveynler, iyi evlatlar oluyoruz. O yüzden de bu podcasti böyle bir perspektiften de dinlemenizi umut ediyorum. Hazırsanız başlayalım. Şimdi ben size bu bölümü hazırlarken farklı farklı kaynaklardan da biraz bakmak istedim. Çünkü aslında bugün size anlatacağım konular Green Flags diye geçiyor. Red Flags'ı daha önce duymuşsunuzdur. Ben de podcastlerimle daha önce yer verdim onlara. Bir partnerin ya da bir ilişkinin içerisinde bu Red Flags davranışlarını gördüğümüzde aslında bu insanın bizim için iyi olmadığını veya bu ilişkinin bizim için iyi olmadığını ve mümkünse bir an önce bu ilişkiden uzaklaşmamız gerektiğini konuşuyoruz. Ama

Transkriptin tamamını oku

Hep de olumsuz şeyler hakkında konuştuğumuz için bir de Green Flags kavramı hakkında da konuşalım istiyorum. Green Flags şu demek aslında, bu insan senin için iyi. Yani bu güzel sinyaller var burada. Bu insana ya da bu ilişkiye şans verebilirsin. Şans vermelisin. Şans versen iyi olur. Anlamına geliyor aslında bu yeşil bayraklar diyelim. Ve oradan yola çıkarak aslında bu bölümü hazırladım.

Ben bu bölüm hazırlarken böyle birkaç farklı bu konuya bakan uzmanın podcastlerini de dinledim. Biraz yazılarını da okudum ve şöyle bir kavramla karşılaştım. Hoşuma da gitti açıkçası. Şu anda bir dating krizinden geçiyoruz gibi hissediyoruz değil mi? Yani böyle her konuştuğum insan şunu söylüyor. Ya kimse yok. Gerçekten güzel bir ilişki kurabileceğim bir insan bulamıyorum. Herkes bir iki görüşmeden sonra ortadan kayboluyor ya da insanlar uzun süredir ilişki istemiyorlar. Herkes bir an önce mesela cinsellik yaşamak istiyor ya da gerçekten ciddi bir bağlılık geliştirmek istemiyor. Kısa vadeli olarak bakıyorlar ilişkilere ve ben öyle olunca yalnız kalıyorum.

O kadar çok duydum ki ve tabii ki bu arada anlıyorum çünkü gerçekten ilişkiler şu anda bu şekilde. Ama bunun aslında arkasında tabii ki daha önce de konuştuğumuz gibi online dating uygulamalarının farklı partnerlere erişimi kolay hale getirmesi var. İçinde bulunduğumuz tüketim toplumunun ilişkileri de çabuk tüketmeye bizi yönlendirmesi var. O hep ya Diğer insan şu an benim birlikte olduğum insandan daha iyiyse duygusunu bastırmakta güçlük çekmemiz gibi durumlar var. Ama aslında araştırmalarda şunu gösteriyor. Yani ben bir insana karşı gerçekten bir duygu hissetmeye başladıysam zaten alternatifleri benim zihnim kötüleştiriyor. Yani ben artık

şey demiyorum, ben bu insanda bittiyim ama şu daha iyiydi demiyorum. Zaten o alternatifi kötülemeye başlıyorum. Yani çok böyle somutlaştırmak için zihninizde şu örneği vereceğim. Yani ben diyelim ki bu arabayı aldığım zaman diğer arabaları kendi zihnimde şöyle kötülüyorum zaten. Ya bunun da performansı kötüydü zaten ya da bunun rengi kötüydü. Ne bileyim bu da zaten çok pahalıydı diye zaten kötülüyorum zihnimde. Bu bizim insan beyninin zaten otomatik yaptığı bir şey.

Ama ben şu anda öyle bir durumdayım ki ilişkilerle ilgili. Zaten bir insanı gözümde o noktaya getiremiyorum bile bir sürü alternatif arasında. Ve bunu çok temelinde belki de yakınlık koruma korkusundan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Yakınlık kurma korkusunu daha önce ben anlattığım bir podcast'ta, Ya Beni Bırakıp Giderse, Terk Edilme Korkusu isimli bölümde, ben aslında terk edilme korkusunu anlatırken, aslında başka bir deyişle yakınlık kurma korkusunu da anlattım. Çünkü terk edilme korkusu özünde yakınlık kurma korkusuyla çok ilişkili. Ve bu yakınlık kurma korkusunu düşünürken aslında şunu sormak istiyorum size ve kendime de. Ben gerçekten birinin beni görmesini çok istiyorum. Birinin beni anlamasını çok istiyorum. Birinin beni duymasını çok istiyorum. Peki ben hakikaten hazır mıyım görülmeye, duyulmaya? olduğum halimle bir insanın karşısında olmaya gerçekten hazır mıyım? Şimdi bu soru o kadar kritik bir soru ki bence şöyle bir yerden bir düşünün yani şu an sosyal medyası olan bütün dinleyicilerime şu soruyu kendilerine sormalarını istiyorum. Yeterince iyi çıkmadığınız bir fotoğrafı paylaşır mıydınız?

Ya da başkaları tarafından iyi karşılanmayacağını bildiğiniz bir düşüncenizi böyle gururla yazar mıydınız Twitter'a? Yapmıyoruz bunu. Yapmıyoruz. Yani ben kendi adıma da söyleyebilirim ki fotoğraf koyarken Instagram'a doğal olarak içinde kendimce iyi çıkan fotoğrafları koymaya çalışıyorum. Neden? Yani belki diğer fotoğraf aslında daha gerçek bir beni gösteriyor. Ama onu koymuyorum oraya. Ya da mesela hangimiz gerçekten, bu çok daha önce konuştuğumuz bir şey, başarısızlıklarımızı paylaşıyoruz ki sosyal medyada, Linkedin'de. Şimdi bir Twitter'da geçtiğimiz aylarda bir akım çıkmıştı. Gururla söylüyorum ki işsizim ya da gururla söylüyorum ki evden atıldım gibi böyle Linkedin, TI alan. Bence çok güzeldi. Keşke bunu daha çok yapsak.

Ama yani bu sadece belli bir grubun yapmakta kendisini rahatsız hissetmediği bir akım olarak kaldı. Yani hep dışarıdan baktığımızda biz iyi taraflarımızı ortaya koyuyoruz. Ve bunun aynısı tabii ki flört dünyası için de geçerli. Yani biz mesela bir insanla ilk buluşmaya gittiğimizde şöyle söylemiyoruz. Bak arkadaşım benim şu ana kadar geçirdiğim şöyle şöyle şöyle travmalarım var. Aynı zamanda mesela iletişim kurmakta çok üşük çekiyorum, çok kaygılıyım. Bazen de mesela sen telefonlarıma hemen cevap vermezsen panikleyip seni 1500 kere arayabilirim. Sen bana şu anda şöyle güzel bir gülümsediğin için ben seninle çocuk planları yapıyorum. Veya daha önce geçmişte 5 kişiyi aldattım, sana da gerçekten bağlılık geliştirebileceğime emin değilim gibi şeyler söylemiyoruz birbirimize. Söyleyelim demiyorum ama söylemiyoruz diyorum. Söyleyelim demiyorum çünkü söylemek zorunda değiliz. Öyle hissetmenizi istemem. Ama olduğumuz en gerçek halimizle karşımızdaki insana kendimizi gösteremediğimizi söylemeye çalışıyorum. Ve gerçekten şunu da merak ediyorum. Yani diyelim ki ben daha önceki ilişkilerimde partnerimi aldatan bir insansam eğer, bunu bugünkü partnerimle paylaşırken kendimi nasıl hissediyorum?

ve gerçekten o tarafımın da görülmesini istiyor muyum ben ilişkide? Beni görsün, beni duysun. İstemiyor olabilirim ve o yüzden de en gerçek halimle o ilişkide var olamayabiliyorum. Bir de şu da var tabii ki yani aileden getirdiğimiz birçok olumsuz durum olabiliyor hepimizin ve aklınıza bir anda böyle çok ağır, travmatik hikayeler gelmesini de istemem. Yani mesela çok sevgi dolu bir ailede büyürken bir yandan mesela negatif durumların çok hızlı hısır altı edici

ya da çocuğun duygusal tepkilerine fazladan olumsuz tepkiler verildiği yani görece diğerlerine kıyasla daha baş edilebilir süreçlerden geçmiş insanlar için sonuçta bu deneyimler hala romantik ilişkilerde çok büyük önem taşıyor. Yani ben mesela diyorum ki olumsuz durumların hızlıca hısır altı edildiği bir aileden geliyorsam romantik ilişkimle bir tartışma olduğunda neden bu tartışma 10 dakika içinde çözümlenmiyor diye panikleyebiliyorum. ve bir an önce sanki iyi olmalıyız hissine kapılabiliyorum. Ya da karşımdaki insan ya bu durum hakkında oturup konuşmalıyız dediği zaman ben bundan hoşlanmayabiliyorum. O yüzden aslında hepimizin geçmişten getirdiği birçok özellik var ve bunun üzerine bir de şu anki bence flört dünyasında çok fazla kalp kırıklığı üst üste biniyor.

Yani aslında baktığımızda mesela son bir yıl içerisinde diyelim ki yedi farklı insanla ilk buluşmaya gittiniz ve hiçbiri sizi tatmin etmedi. Sekizincisine gittiğinizde ilk yedisinin aslında izini taşıyorsunuz. Ve sekizinci insanı sıfırdan değerlendirmiyorsunuz. O yedi tane olumsuz deneyimin üzerinden değerlendiriyorsunuz. O yüzden de besliyor aslında birbirini. Olumsuz bir şekilde besliyor. Öyle olunca

Bütün bunların bir araya gelmesiyle biz zaten karşımızdaki insanla ne aramamız gerektiğini veya bizim ne sunduğumuzu pek de düşünmeden hareket ediyoruz gibi hissediyorum. Bunun üstüne bile şunu söylemeliyim tabii ki, ne kadar kendimizin de farkındayız. Yani ben mesela diyelim ki çok tutarsız bir insansam, karşımdaki insanın hissiyatı benim tutarsız bir insan olmamsa, bunun farkında mıyım ben? Ne kadar tutarsız olduğumun farkında mıyım? Ne kadar duygularımın inişli çıkışlı olduğunun, bir söyleyeyim ve bir söyleyeyim tutmadığının ne kadar farkındayım? Yani burada aslında İngilizcesi self-awareness diye geçiyor. Self-awareness konusunda çok zayıf olmamız da bir problem. Yani kendi farkındalığımızın, öz farkındalığımızın az olması. O yüzden de bu podcastlerin en önemli amacının bu olmasını da istiyorum ben. Öz farkındalığımızı arttırmak. Şimdi böyle bir girişten sonra biraz böyle daha işte bu yeşil bayraklar hakkında konuşacağım dedim. Ama bu girişi şu yüzden yaptım. Bence birinci ve çok önemli olan soru şu. Ben karşımdaki insana kendimi açmaya hazır mıyım? Gerçekten hazır mıyım? Mesela en bakımsız halimle karşısında olmaya hazır mıyım? Mesela beni çok korkutan bir durum var zihnimde. Bu durum bir şekilde ortaya çıktığında bunun hakkında konuşmaya hazır mıyım? Bunun hakkında konuşmak zorunda değilim. Ama konuşmam gerekirse konuşmaya hazır mıyım? Mesela ailemin içinde bulunduğu durumları ya da benim ailemle yaşadığım sıkıntıları yeri gelirse anlatmaya hazır mıyım? Ya da mesela bugüne kadar yaşadığım hayal kırıklıklarını bu insanla paylaşmaya hazır mıyım? Bu insan değişebilir. Ben hazır mıyım? Ben bununla barışık mıyım? Ben olduğum halimle karşımdaki insanın karşısında olmaya hazır mıyım? Ve bakın bu bence çok büyük bir seviye.

Yani karşımızdaki insanların bizi beğenip beğenmeyeceklerini değerlendirdiğimiz zaman çoğu zaman o kadar yüzeysel kriterler üzerinden soruyoruz ki soruları. Mesela 4 kilo daha zayıf olsam daha fazla beğenirim. Gerçekten mi? Yani iyi ilişkilere baktığımızda 4 kilo fazlalık mıdır bir ilişkinin iyi ya da kötü olduğunu gösteren şey?

Ya da mesela cildim daha iyi olsaydı, daha iyi ilişkiler kurabilirdim, daha fazla beğenebilirdim. Gerçekten mi? Yani bir insanın sizi beğenme kriterinin cildinizdeki sevinceler olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bu doğru olabilir mi? Ya da boyum biraz daha uzun olsaydı? Ne bileyim, sesim daha kalın olsaydı? Bunlar çok yüzeysel kriterler ve gerçekten aslında hiçbir şey belirlemiyorlar. Bu şu demek değil, tabii ki fiziksel özellikler önemli. Tabii ki hepimizin belli bir tipi var veya işte beğendiği kriterler var. Fiziksel olarak çekici bulmadığımız bir insanla bir ilişki yürütmek çok zor. Ama fiziksel olarak karşımızdaki insanın çekici bulmanın ve bulmamanın arasındaki fark 4 kilo veya cildimizdeki sivilceler veya işte sesimizin kalınlığı değil. Değil yani bunlar değil çünkü. Ve bunun ötesine geçebilmeye başladığımız anda aslında fark yaratıyoruz. Mesela ben değilim ki, yüzüm gözüm şiş, burnum akıyor, işte kıpkırmızı bir suratla. Karşımdaki insanın karşısına çıkmak konusunda kendimi kötü hissediyorsam, karşımdaki insan kim olursa olsun, bu şu demek aslında, ben henüz kendimle barışık değilim zaten. Ya da mesela ben çok kaygılandığım zaman o insanla nasıl iletişim kuracağım? Öyle zamanlarda hiç mesaj atmayayım ya da bir süre görüşmeyeyim gibi bir plan yapıyorsam zaten ilişkiye başlamadan önce... Bu zaten şunu söylüyor, ben daha kendi kaygımla barışık değilim. Önce benim onunla bir barış imzalamam lazım. Ben kaygılı bir insanım. Benim şöyle şöyle davranışlarım olabilir bir ilişki içerisinde. Ve bunlar ortaya çıktığı zaman karşımdaki insanla birlikte biz bu durumu yönetmenin bir yolunu bulabiliriz diye inanmam gerekiyor. Dediğim gibi karşımdaki insanın kim olduğunu hiçbir önemi yok. Bunlar benim kendimle olan barışımla ilgili.

Şimdi bu konuyu burada keseceğim ve şunu söyleyeceğim size. Kendimi kabul etme, kendimi sevme hakkında bir bölüm kaydetmek istiyorum zaten. Orada daha detaylı konuşurum bunların hakkında. Ama bence bu çok önemli bir giriş sorusu. İkinci soru da şu. Ben kalbimin kırılmasına

hazır mıyım? Kalbimin kırılma ihtimalini hazır mıyım? Çünkü bir insanı çok sevmek ya da bir ilişkide gerçekten var olabilmek, iyi bir ilişki kurabilmek demek, kalbinizin zaman zaman kırılması demek. Çünkü hiçbirimiz her zaman çok iyi anlaşmıyoruz. Tabii ki tartışmalar yaşayacağız. Tabii ki problemler olacak.

Bununla baş etmeye hazır mısınız? Bu soruyu mutlaka sormalısınız kendinize. En ufacık bir tartışmada, anlaşmazlıkta, olumsuzlukta oradan gitmeyi planlıyorsanız o zaman belki de bir ilişki için hazır değilsiniz. Minik bir ara verelim, ondan sonra devam edelim birlikte.

Şimdi bu iki soruyu sorduktan sonra üçüncü soru ve yine çok önemli bir soru. Ben karşımdaki insanın geri dönüşlerine göre, yani feedbacklerine göre kendimi biraz olsun değiştirmeye, güncellemeye, biraz daha farklı hareket etmeye hazır mıyım? Burada şunu söylemeye çalışmıyorum. Başka bir insana dönüşmek.

Hayır. Ama mesela karşımdaki insan bana şöyle söylüyorsa, ya Gizem tartışmalarımız esnasında sen benim çok üstüme geliyorsun ve ben nefes alacak alan bulamıyorum. Halbuki benim bu tartışmaları yürütebilmek için biraz zamana ihtiyacım var. O yüzden tartıştığımızda lütfen bir yarım saat bana ver, vermiyorsun ve olmuyor dediği zaman ben bu yarım saati bana ver cümlesini kendi kişiliğime bir hakaret olarak mı algılıyorum yoksa ''Aa tamam, doğru. Yani ben bunu yapamayan bir insanım ve bunu yapamadığım sürece karşımdaki insanla iyi bir ilişki kurabilmem mümkün değil''i alabilen bir insan mıyım? Eğer ikincisi olabiliyorsam zaten bu ilişki ilerleyebilmeye başlıyor. Yani karşımdaki insanın ihtiyaçlarını, isteklerini duyabiliyor muyum ve bunları sağlıklı bir yerden değerlendirebiliyor muyum? Tabii ki karşımdaki insan benim hiç yapamayacağım bir şeyi de talep edebilir benden. O zaman durup bunu da değerlendirebilecek kapasitede olmam lazım benim. Hayır bir dakika bu istediğin benim hayattaki değerlerimle ve karakterimle hiç uyuşmuyor ve ben bunu yapamam demek de bir meziyet çünkü. O yüzden bunu da sormalıyız. Ben gelişmeye hazır mıyım? Karşı taraftan feedback alabilmeye hazır mıyım? Karşı tarafın iyi niyette yapıcı eleştirilerini alıp kendimde bazı değişikliklere gidebilecek güçte hissediyor muyum kendimi? Şimdi bu üç özellik aslında kalan her şeyi de bence belirliyor. Çünkü bundan sonra söyleyeceğim dördüncü özellik de şu. Duygusal zekam yüksek mi? Duygusal zeka kavramını daha önce benden çok duydunuz. Ama bu podcast'ı ilk defa dinleyenler olabilir tabii ki. O yüzden burada şöyle bir hızlıca şunu tanımlamak istiyorum. Duygusal zekası yüksek bir insan, kendi duygularını iyi değerlendirebilen bir insandır. O anda

nasıl hissettiğini aşağı yukarı bilir, tanımlayabilir ve duygularının nasıl karşı tarafı ifade edilebileceği üzerinde hakimiyete sahiptir. Yani bu duygu bastırmak demek değil, duygularını göstermemek hiç değil ve bunlar iyi şeyler değil zaten. Ben mesela bugün stresli bir günümdeyim ve o yüzden de senin söylediklerini daha az toleredebileceğim bir andayım diyebilmek aslında çok önemli bir şey. Ama birçoğumuz stresli günlerimizde o stresi kabul etmiyor ya da görmüyor ve karşımızdaki insanla başka konular hakkında çatışmaya giriyoruz. Ondan sonra nerede kaldı duygu regulasyonu? Ben kendi duygularımı biliyorsam zaten aslında karşı tarafa bunları çok daha yönetilmiş bir şekilde yansıtıyorum. Kontrol ödemek istemedim. Çünkü kontrolü birçok insan baskılama gibi algılıyor.

Başka bir örnek vereyim. Diyelim ki ben son bir haftadır ailemin yanındaydım ve ailemin yanında tetiklendim. Çocukluk travmalarımdan ya da işte annem babamın karakterlerinin ben üzerine yarattığı durumlardan dolayı çok tetiklenmiş haldeydim. Ve partnerimin yanına geri döndüm. Gerçekten normale göre çok daha hassas bir haldeyim. Bunu partnerimle paylaşabilir miyim? Ve şunu söyleyebilir miyim? Ben bu aralar iyi hissetmiyorum. Yani bir yafadır ailemle birlikteydim. Biraz gerginim. O yüzden bugünlerde biraz daha böyle sakin, huzurlu vakit geçirmeye çalışsak bana çok iyi gelecek. Bakın bu mesela duygusal zeka ile çok ilişkili. Bir başka duygusal zeka örneği de şu. Karşımdaki insanın duygularını anlayabiliyor muyum?

Mesela, partnerim o gün çok yorgun geldi ve hiç keyfi yerinde gözükmüyor. Ben mesafe koyabiliyor muyum? Sağlıklı bir mesafe. Yani tamam, belli ki onun biraz kendini toparlamaya ihtiyacı var. Ben şu anda biraz geri çekilip, yani geri çekilip derken kendi ihtiyaçlarımı biraz geri çekip ona şefkatle yaklaşıp onun iyi olmasını sağlayabilir miyim? Çünkü birçoğumuz çocukça bir yerden tamamen kendi ihtiyaçlarımız ve kendi duygularımız üzerinden hareket ediyoruz.

Yani diyelim ki partnerimiz yorgun ama benim o esnada ilgiye ihtiyacım var. Ben yine de ilgimi talep etmeye devam ediyorum. Şunu söyleyemiyorum. Ya o da hiç iyi gözükmüyor. Bugün bana bunu veremeyebilir zaten. Burada kendi ihtiyacımdan vazgeçmek var. Evet. Kısa sürede bir vazgeçme var. Çünkü duygusal zekamı ortaya koyarak karşımdaki insanın duygusunu anlamış olmak var. Ve önce onun duygusunun regüle edilmesine yardımcı olma hali var. Ve bu bir ilişkideki çok önemli aşamalardan bir tanesi. Duygusal zekanın bir başka önemli aslında birleşene empati. Az önce söylediğim şey de bununla ilişkili. Yani karşımdaki insanı iyi hissetmiyorsa ben ona o empatiyi gösterebiliyor muyum? Onunla beraber onun ruh hali içerisinde kalıp ona iyi gelecek şeyleri yapabiliyor muyum? Bunu yapabilecek kapasitede değilsem mesela, şimdi beni dinlerken diyelim ki şunu fark ettiniz. Bir dakikaya ben karşımdaki insanın ihtiyaclarını zaman zaman da olsa ön plana alamıyorum. Bu konuda problem yaşıyorum. Bakın mesela bence bu çok önemli bir farkındalık. Ve hiç umutsuz da hissetmeyin kendinizi. Çünkü birçoğumuz böyleyiz zaten. O zaman ne yapmamız lazım? Empati yeteneğimizi geliştirmek üzere harekete geçmemiz gerekiyor değil mi? Empati ile ilgili neler yapabilirsiniz? Ve eğer mesela şeyi fark ediyorsanız, Ben karşımdaki insanı dinleyemiyorum ya. Gerçekten hep o konuşurken ben bir şeyler anlatmak istiyorum ve ona alan açamıyorum. O yüzden Gizem dedi ama ben mesela karşımdaki insanın yorgun olduğunu bile fark edemiyorum çoğu zaman. Çünkü kendimi böyle dolup taşıyorum duygularla gibi. Bir farkındalığa vardıysanız ne güzel. Çok önemli bir başlangıç.

O zaman demek ki aktif dinleme yeteneğinizin üzerine biraz çalışmanız lazım ki bununla ilgili bir bölüm halihazırda var. Empati üzerine de bir bölüm kaydetmem gerektiğini şimdi sizinle konuşurken fark ettim ve önümüzdeki günlerde bu da olsun diye kendime minik bir not düştüm. Şimdi şefkat verebilmek de bir kapasite bu arada. bundan da bahsediyorum ve eğer ben şefkat almadıysam büyürken şefkat vermeyi çok da bilemeye biliyorum. Bu konuda ne kadar çok problem yaşadığımızı fark ettiniz mi daha önce? Bilmiyorum siz böyle insanlardan biri misiniz ama mesela diyelim ki o gün akşam konsere gitmeyi hayal ediyordunuz, bütün planlarınızı yaptınız, çok heyecanlısınız, ve konserden 3 saat önce partneriniz aradı sizi ve dedi ki aşkım ben kendimi çok kötü hissediyorum galiba hasta oluyorum ve bugün konsere gidebilme ihtimalim hiç yok hala o insana şefkat verebiliyor musunuz? bence çok önemli bir soru yani gıcık olmamayı başarabiliyor musunuz? ne demek hasta ya konsere gidecektik biz

E ama hasta, kimse isterek hasta olamaz. O yüzden orada mesela o switch'i yapabiliyor musunuz? Bir dakika, bu insanın şu anda benim şefkatime ihtiyacı var. Konsere daha sonra da gidilebiliriz. Evet, çok istiyorduk ama olmuyor. Tamam, ben şu anda bakım veren rolüne geçebilir miyim? Ve karşımdaki insanın hasta oluşuyla ilgili neler yapabilirim?

Mesela hasta olan partnerimi ne kadar arıyorum? Ne kadar yanına gidiyorum? Ne kadar ihtiyaçlarını soruyorum? Daha önce bu podcastta söylediğime emin olduğum bir cümleyi kuracağım şimdi. Kanepede uyuyakalmış, üşüyen partnerimin üstünü örtmek ne kadar aklıma geliyor benim?

Ya da hadi gel bebeğim yatağa gidelim demek ne kadar aklıma geliyor. Ya da sabah uyandığımda nasıl bir gece getirdin demek ne kadar aklıma geliyor benim. Çünkü çoğu zaman gelmiyor. Çoğu zaman tamamen kendi ihtiyaçlarımıza odaklı oluyoruz. Ve bunu yapabiliyorsak ne mutlu bize. Veya bunu yapabilen bir insanla birlikteysek ne mutlu bize.

Bir başka önemli... Yine yeşil bayrak diyelim. Ben karşımdaki insanın fikirlerine ne kadar alan açabiliyorum? Ne kadar onun hayat deneyimine saygı duyabiliyorum? Ne kadar ona hayranlık duyabiliyorum? Bende böyle bir kapasite var mı bir de? Yani acaba ben başka insanlara hayranlık duyabilecek ya da onlardan fikir alabilecek alana sahip miyim? Birçoğumuz her şeyi en iyi kendimiz bildiğimizi düşünüyoruz çünkü. Ve başka insanlardan bu anlamda öneri almak, tavsiye almak, fikir almak pek yaptığımız bir şey değil. Ama karşımdaki insanın bugüne kadar getirdiği hayat deneyimlerinin çok kıymetli olduğunu görebiliyor muyum? Buna göre partner seçebiliyor muyum bir de? Çünkü hayranlık olmayan bir ilişkiyi sürdürmek çok zor. Ve hayranlık çok ender fiziksel özellikleri oluyor. Hayranlık çoğu zaman o insanın karakterine, işine, çalışkanlığına, zekasına, ilişkilerine dair oluyor. Başka bir yine önemli özellik... Ben karakter olarak tutarlı bir insan mıyım? Davranışlarımla sözlerim uyumlu mu? Bir şeyi vaat ediyorsam onun arkasında duruyor muyum? Belli bir değere sahip olduğumu gösteriyorsam o değerin arkasında kalıyor muyum? Pragmatik davranıp karşımdaki insanın sıkıntısı pahasına kendi bildiğim gibi mi davranıyorum? Yoksa mutlaka onun da iyiliğini değerlendiriyor muyum?

veya bir başka yine bununla da ilişkili bir şey söylemek istiyorum. Ben genel olarak iyi ilişkiler kurabiliyor muyum? Yani sadece karşımdaki insanla değil. Genel olarak iyi arkadaşlık ilişkilerim var mı mesela? Burada çok sayıda arkadaşa sahip olmaktan bahsetmiyorum. Yani bir iki insanla bile olsa ben uzun süreli uzun soluklu

ve karşılıklı olarak iyi hissettiren ilişkiler kurabilmiş bir insan mıyım? Çünkü bu aslında çok önemli bir işaret benim iyi bir partner olacağıma dair. Çünkü bu aslında benim başka insanları önemsediğimi, başka insanlara sevgi ve saygı gösterebildiğimi gösteren bir şey. Yine bence çok önemli bir green flag. Hayata nasıl bakıyorum? Hayata gerçekçi ve elimden geldiğince olumlu bir yerden bakabiliyor muyum? Yoksa hep negatif, hep negatif mi? Hep şikayet ettiğim, hep söylendiğim, hep hani böyle bütün kötülüklerin benim başıma geldiğine inandığım bir yerden mi bakıyorum? Yoksa karşımda bir durum oluştuğunda sakince onu analiz edip, olumlu ve olumsuz taraflarını görüp elimden geldiğince iyimser kalarak hareket ediyor muyum? Burada toksik bir iyimserlikten bahsetmiyorum. Tabii ki daha böyle gerçekçi bir iyimserlikten bahsediyorum. Yoksa sadece mi sadece negatife odaklandım ve oradan gittiğim bir yerde miyim? Tabii şu da var yine bence önemli bir green flag. Karşımdaki insanı başkalarıyla kıyaslıyor muyum? Yoksa onu olduğu haliyle mi alıyorum?

Onun bir başka insana göre mesela daha kaygılı ya da daha içe dönük ya da daha hızlı duygulanabilen bir insan oluşunu başkalarıyla kıyaslamadan görebiliyor muyum? Şunu diyebiliyor muyum mesela? O da kaygılı bir insan, nokta. Başkasına kıyasla değil. O da duygusal bir insan, nokta. Yine bence bununla da ilişkili ve şu ana kadar anlattığım her şeyle ilişkili bir başka olumlu özellik. Ben ne kadar duygularım hakkında konuşabiliyorum, ne kadar kem kötü hissederken ya da iyi hissederken bu durumu ifade edebiliyorum. Ne kadar tartışırken karşımdaki insana aklımdaki düşünceleri aktarabiliyorum. Yoksa kendimi kapatıp duvar örmeye mi meyilliyim? Eğer böyle yapma meylim varsa bu duvarların önüne çıkabilmek için ne yapmaya hazırım? Karşımdaki insanı benim yanıma çekmek için ne yapmaya hazırım?

Yine bir başka önemli özellik de karşımdaki insanın sınırlarına ne kadar saygı duyabiliyorum. Yani karşımdaki insan mesela yalnız kalmak istediğinde ne kadar ona alan açıyorum. Ya da benim yapmak istediğim şeyi yapmak istemediğinde ona ne kadar tamam diyebiliyorum. Ne kadar bunlara kişisel algılamamayı başarabiliyorum. Sınırlara saygı duymak da çok önemli bir yeşil bayrak çünkü.

Bununla birlikte mesela ne kadar ilişkinin hızını karşımdaki insanla gözeterek ilerletiyorum. Yani karşımdaki insanın henüz hazır olmadığı planlar yapıyorsam, henüz hazır olmadığı kadar büyük bir hızda arkadaşlarımı tanıştırıyorsam ya da mesela ondan böyle bağlılık cümleleri duymayı bekliyorsam, Bu da beni çok iyi bir partner yapmıyor aslında. Birazcık daha sakin ve onun hızında gidebilmek de önemli. Ya da mesela o benden hızlı gidiyorsa, ona ben çok iyi hissetmiyorum, seninle çok mutluyum ama bu kadar hızlı ilerlemeye hazır değilim diyebilecek güce sahip miyim? Çünkü karşımdaki insana bunu, onu kırmadan söyleyebilmek de önemli bir meziyet.

Gelelim son söylemek istediğim özelliğe. O da şu. Ben bu insana bağlı kalmaya hazır mıyım? Ben başka alternatifleri bir kenara bırakıp bu insanı tercih etmeye ve her gün bu insanı yeniden tercih etmeye hazır mıyım? Çünkü bu çok büyük bir söz. Bunu böyle büyük bağlılık yeminleri olarak algılamanız gerekmiyor.

Ama aslında ilişkiler için her karar, her adım, her gün yeniden karşımdaki insanı seçmem gereken bir gün. Ve eğer ben bunu yapmaya hazır bir insan değilsem, her kim olursa olsun karşımdaki insan, demek ki ben aslında henüz iyi bir partner değilim. Eğer bunu yapabilecek güçte hissediyorsanız kendinizi, o zaman aslında siz bence iyi bir ilişkide olmaya hazır bir insansınız. Şimdi bütün bu anlattıklarımı sizin üzerinizden sordum. Yani kendi üzerinizden sordum. Bu, karşı taraf için de çok rahatlıkla uyarlanabilecek sorulara sahiptir bu podcast, biliyorsunuz. Ve şöyle söyleyerek bitirmek istiyorum. Hani böyle mükemmel partner arayışında oluyoruz bazen. İşte beni çok sevsin, gözümün içine baksın, zaten güvenli de bağlansın, işte gözü başka hiçbir şey görmesin, asla yalan söylemesin, işte hiçbir zaman benim kalbimi kırmasın, çok iyi bir insan olsun, çok arkadaşı olsun, çok da çalışkan olsun, çok da bilmem ne olsun. Böyle insanlar yok. Yani bunların hepsinin tek bir paket halinde olduğu insanlar gerçekten çok ender.

Yani var mı emin değilim. Bu arada çok enderlememin tek sebebi varsa şimdi onları da gözetmiş olayım diye söylüyorum. Ben böyle bir insana çıkar şaşmadım. Belki de vardır. O yüzden de böyle insanları aramaya çalıştığımızda karşımızdaki insanlar sürekli olarak kusurlar buluyoruz. Bundansa gelişmeye açık, kendisinin farkında, iletişime açık, duygusal zekası yüksek, dürüst, tutarlı, Ve bizi tercih eden, ilişkiyi tercih eden bir partner aslında arayışında olmalıyız. Çünkü öyle olduğunda zaten iki insan beraber ilişkide ilerliyorlar, gelişiyorlar, birbirlerine dönüyorlar ve ilişkiyi yeşertiyorlar. O yüzden eğer siz de bunları yapmaya hazırsanız, işte bence şimdi bir ilişki için hazırsınız demek. Herkese sevgilerimi gönderiyorum. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)