
3.538 kelime · ~18 dk okuma
Selam nasılsın? Görmeyeli kilomu verdin. Zayıflamış gibisin. Seni iyi gördüm. Ömer zayıfladığını söyledi sana o kadar da zayıfladın. Bu arada cidden nasılsın iyi misin? Biraz kilo aldın. Zayıflamış gibisin. Çok iyiyim. Yeni bir uygulama yaptım. Yatırım aldık. Halka açılacağız. Yaptığım özel akıllı saat 7.24 kilomu ölçecek. Uygulamaya girip istediğin zaman kiloma bakabileceksin. Yan yana geldiğimiz anların kaydını tutacak. Ve son görüşmemizden beri kaç kilo aldığımı veya verdiğimi gösterecek.
Mutlu oldun mu? Artık beni gördüğünde ne diyeceksin? Bazen hayat çok kısa geliyor, sonra kilomu verdiğin dediğin anları düşünüyorum. Gülümseyip cevap vermeye çalıştığım anları hatırlıyorum. Hayat sonsuz oluyor. Ne konuştuğumuz çok önemli değil, biliyorum. Ne konuştuğumuzla ilgili ne düşündüğüm çok önemli değil, biliyorum. Konuşmamız gerekmiyor, onu da biliyorum. Ama konuşuyoruz. Ve eğer hep aynı şeyi konuşacaksak, en azından Spider-Man Across The Spider-Verse'ün ne kadar iyi bir film olduğunu konuşabilir miyiz?
Ben bu yazıyı geçen sene insanların bana kilo alıp verdin demesinden sıkıldığım bir zaman yazmıştım ve The Substance filmini izledikten sonra da bu yazı aklıma geldi. Evet, geçenlerde The Substance filmini izledim ve enteresan bir filmdi. Bu bölümde Substance'ın incelemesini yapmayacağım ama Substance üstünden bizim güzellik takıntımızı konuşmak istiyorum, görüntü takıntımızı. Bilmeyenler için Substance yeni çıktı ve şu an çok konuşulan bir film.
Bazı insanlar çıldırıyor çok iyiydi diye. Bazı insanlar çok kötüydü diyor. Bazı insanlar da hayatlarına devam ediyor. Bu arada Substance'dan bahsedeceğim ama daha çok yani filmin konusundan bahsedeceğim. Filmin sonundan olduğundan spoilerlarına falan girmeyeceğim. O yüzden filmi izlemediyseniz bu bölümü yine de dinleyebilirsiniz.
Substance 50 yaşına giren bir oyuncunun hikayesini anlatıyor. Bu oyuncu eskiden bir Oscar kazanmış. Hollywood'da yıldızların isimlerinin olduğu bir kaldırım var ve sadece çok seçkin ve havalı kişilerin isimleri bu kaldırıma yazılıyor. Bu kadının adı da o kaldırımda yazıyor. Filmde şeyi görüyoruz, kadın 50 yaşına giriyor ve sunduğu bir spor programı var.
spor programının yapımcısı kadına şey diyor, hani sen artık yaşlandın, biz seninle çalışmaya devam edemeyeceğiz diyor. Yani bunu doğrudan söylemese bile böyle düşündüğünü belli ediyor. Biz de kadının buna çok üzüldüğünü görüyoruz ve sonra çok alakasız bir şekilde The Substance diye bir şey çıkıyor. Bu bir madde, siz bunu uyguladığınızda sizin genç bir versiyonunuz oluşuyor. Bir anda iki farklı vücudunuz oluyor. Biri genç, biri de 50 yaşındaki versiyonu. Ve genç kişi aktifken 50 yaşındaki versiyon bir yerde yatıyor oluyor. Ve 50 yaşındaki versiyon aktifken genç bir yerde yatıyor oluyor. Ve sizin her hafta birinden birine geçmeniz gerekiyor. Siz aslında iki farklı bedeniniz olsa da aynı kişisiniz.
geçmezseniz birinden diğerine kötü şeyler olacağı ima ediliyor filmde. Ve bunun üstünden film hiç de üstü kapalı olmadan günümüzün ve Hollywood'un güzellik takıntısını eleştiriyor ve bunu da yani yüzünüze vura vura yapıyor yani. Çok vuruyor. Hani, filmi izleyip bir arkadaşınız şey derse, öyle insanlar var ya, filmlerdeki çok açık şeyleri şey diyorlar, yönetmen güzellik sektörüne göndermelerde bulunmuş. Hani, evet. Bulunuyor yani, aynen.
Ve filmde insanın en iyi versiyonu olmasıyla ilgili de göndermeler... Hayır hayır, direkt konuşulan şeyler var. Bu substance bir madde ve filmde Elizabeth karakterine bu substance maddesinin reklamı şöyle yapılıyor. Siz bu maddeyi alırsanız, kendinizin en iyi versiyonu olacaksınız. Ve Elizabeth bu maddeyi alıp kendisinin en iyi versiyonu oluyor. Peki bu nasıl bir versiyon? En iyi versiyonu. Burada da Sue karakterini görüyoruz. Sue karakteri...
Burada Sue karakterini görüyoruz. Kadın genç olunca, orta yaşlı halinden genç bir hale gelince hayatında tek bir şey var gibi duruyor Elizabeth'in. O da sahip olduğu televizyon programı. Yani öyle olmasa bile kadın öyle hissediyor ve film de, Substance çok gerçekçi bir film değil ve gerçekçi olmaya çalışmıyor.
Mesela filmin bazı sahnelerinde kadını tek başına görüyoruz. Her yerde, sürekli tek başına. Normalde bence bu kadar zengin Hollywood'daki insanların etrafında genelde asistanlar olur. Onlara yalnız olmadıklarını hatırlatmak için, onların işte getir götürünü yapması için insanlar olur. Ve sürekli işte, Efendimiz, tamam, siz iyisiniz, siz böylesiniz, şimdi böyle yapalım falan derler. Ama bu kadının öyle bir şeyi de yok, daha çıplak biri.
Aynen, bu kadın sonra genç versiyonuna geçtiğinde de hiç hani sokağa çıkayım, bir şey yapayım, eğleneyim ya da bilmiyorum hani... Bence şeyi iyi yapıyordu film. Hani tamam genç olmak istiyorsun ama tekrar genç olduğunda sen çok sıkıntılı bir insansan bu genç olmakla ne yapacaksın? Ve burada da Sue karakterinin yaptığı şey, kadının genç versiyonunun yaptığı şey doğrudan o televizyon programının seçmelerine katılmak oluyordu. Bence bu bayağı üzücü bir durumdu yani.
Çünkü yapabilecek çok şey var. Yani sen 20 yıl gençleşmişsin ve gidip tekrar seni bu şekle sokan, bu yalnızlığa sokan o televizyon programına katılıyorsun. Üzücü biraz. Bu arada ben filmin yorumlarına bakmak için ekşi sözlüğe girdim ve ekşi sözlüğe her girdiğimde şaka yapmıyorum bir şey okuduğumda dünyaya olan şeyimi kaybediyorum çünkü insanlar gerçekten özellikle politik yorumlara baktığımda o kadar agresif o kadar ırkçı o kadar ya da sadece bu okuduklarım aklımda kalıyor ama bilmiyorum ekşi sözlük biz küçükken de böyle bir yer miydi yoksa giderek daha böyle çılgın bir yer mi haline geliyor emin değilim neyse ekşi sözlükte Bu arada bir daha ekşi sözlüğe girmeme sözü veriyorum şu an, kesin. Şu ana kadar o kadar çok ekşi sözlük dedim ki kesin benim ekşime de yeni bir şeyler yazılacak. Ama neyse. Filme şey diyenler olmuş, gerçekçi değildi. Çünkü kadın gerçekçi olmayan şeyler yapıyordu, çok yalnızdı. Ya da substance maddesini gidip aldığı bir sahne var.
Ve böyle çok zengin bir kadın ama gidip derme çatma bir yere gidiyor o maddeyi almak için. Hani bu kadın öyle bir yere gider miydi demişler. Ya da bir ara kadın evinde bir şey inşa ediyor. Bunu yapabilir miydi falan demiş insanlar. Ama bu bir film.
Sadece buna değinmek istedim, aynen. Yani tüm filmler gerçek dünyanın içinde olabilecek bir şeyi göstermeye çalışmıyorlar ve gerçekçilik arıyorsanız o zaman film izlerken arkada müzik çalıyor yani, açı değişiyor. Hani... Film şey değil yani, telefonun ekran görüntüsünü alır gibi insanların ekran görüntüsünü almıyorlar yani. Baya uğraşıyorlar, yazıyorlar falan hani. Şey yapmıyorlar, sokağa çıkıp sokaktaki herkesin seslerini kaydedip sonra onu tüm diyaloglarda kullanmıyorlar film gerçekçi olsun diye.
Ki yani sokağa çıkıp insanların diyaloglarını kaydedip bunu filme koysanız o kadar saçma olur ki. Çünkü insanlar bazen filmlerdeki diyaloglardan da daha klişe ve kötü konuşabiliyor. Ama bazen de filmdeki insanlar çok kötü konuşuyor. Hayat sanatı, sanat hayatı taklit ediyor. Ve sonra yaşanıyoruz.
Tamam, Substance'dan çok konuştum. Bu podcast'ta benim kişisel anektotlarımı dinlemeyi daha çok seviyor olabilirsiniz. O yüzden hemen kendi kişisel görüntüyle ilgili problemlerimi anlatmak istiyorum. Çünkü benim de var. Bu, erkek arkadaşlarımla çok fazla konuştuğum bir konu değil acaba. Onların da var mı? Vardır.
Ve böyle kendi görünüşümle ilgili takıntılarımla ya da problemlerimle ilgili konuştuğumda... ...daha çok buna kadınlar empatik kuruyormuş gibi geliyor. Çünkü erkekler arasında bu çok konuşulan bir konu değil ama... Bilmiyorum, herhalde erkeklerin de böyle sıkıntıları vardır. Yani ben erkeğim. Ben erkeğim. Ve bunu söylediğim için utanmıyorum. Hayır, hayır. Bazen utanıyorum, bazen utanmıyorum. Hayat bir ve sıfır değil arkadaşlar. Ben de erkek değilim.
Her şey kelime yani hani. Ama geçen askerdeyken bir anda tüm erkekler görünüşle ilgili sıkıntılarını anlatmaya başlamıştı ve bir gece koğuşta çay içip ağlamıştık. Hayır öyle bir şey olmadı. Benim küçükken kafamda, alnımda bir ben yoktu. Ama büyüdükçe galiba ortaokulun sonlarına doğru alnımın üstünde bir ben çıktı. Böyle bir et beni. Sonra ben bunu sevmedim. O yüzden saçımı uzattım. Ama zaten o sırada Justin Bieber saçları modaydı. Ya da Drake & Josh diye bir Nickelodeon dizisi vardı. Orada tüm kızların aşkı Drake diye bir karakter vardı.
Onun saçı da Justin Bieber saçı gibiydi. O yüzden ben de Justin Bieber saçı yaptım. Hem de bu benim gözükmesini engelliyordu. Ve lisenin ilk sınıfını da hatırlıyorum. Hatta bir ara sınıfta teneffüste şey olmuştu. Böyle oturuyorduk. Lise arkadaşlarım senin hiç alnını görmedik demişti. Sonra açsana demişlerdi.
Korku filmi gibi duyuluyor şu an ama ben de yani alnımı hiç açmıyordum hani. Et benim gözükecek ve yok olacağım için. Sonra biraz bunu anneme söylemiştim. Anne bir sene sonra galiba 10. sınıfta falan. Anne benime aldırabilir miyiz diye. Annem de beni bir dermatoloğa götürmüştü. Sonra benime aldırmışlardı. Sonra ben hemen saçımı kısa kestirmiştim. Bayağı rahatlamıştım. O sıralar Andrew Garfield Amazing Spider-Man 2 filminde oynuyordu.
Ve saçı havalıydı. Ben de berberime gidip, bana Andrew Garfield Amazing Spider-Man 2 saçı yapar mısın demiştim. Berberim de bana, aa evet bu sıraları herkes Andrew Garfield Amazing Spider-Man 2 saçı istiyor demişti. Hatta sonra şey göstermişti, duvarda Andrew Garfield'ın Amazing Spider-Man 2 posteri vardı.
Böyle bir şey, bu ikisi de yoktu. Neyse, berberim evet dedi. Sonra saçımı Andrew Garfield, Amazing Spider-Man 2 saçı olarak kesti. Yanları kısa, önü uzun olan bir model. Ama o uzun önünü de böyle elinle ya da bir şekilde yukarı doğru atıyorsun ve çok havalı oluyorsun. Bu arada bu Ben'in bana cidden ne kadar beni düşündürttüğünü...
anlatmak isterim. Mesela beden dersinde koştuğumda falan da benim gözüküyor mu diye düşünüyordum. Ama aslında ben kelimesinin ben olması biraz metaforik mi yani? Aslında içimi mi göreceklerini düşünüyordum koşarken. Düşüncelerimi, duygularımı. ...zayıflıklarımı, güçlü olduğum şeyleri. Ha bir de şeyi hatırlıyorum. Size daha önce müzikalde olduğundan bahsetmiştim lisede. Müzikal kulübündeydim ve birkaç oyun yapmıştık ve bunlardan biri de Grease'di. Bilmeyenler için Grease, yağ gibi bir şey demek. Çünkü Grease filminde John Travolta'da ve diğer erkeklerin hepsinde saçında böyle... ...yağ gibi bir şey var ve hepsinin saçı havaya kalkık, jöleli. Ben de Grease'de hazırlık sınıfında oynadım ve o sırada kafamda ben vardı. O yüzden herkes aşağıda makyaj yaparken ben...
Yukarı çıkmıştım bana makyaj yapılmasın diye ve sonra oyunda Justin Bieber saçımla oynamıştım. İnsanlar bana şey diyordu, sana makyaj yapıldı mı diyordu, ben de evet diyordum. Nereden devam edeyim? Şimdi suratımı deşmeme anlatayım mı iğneyle? Böyle
bölümleri dinleyince direkt psikolojik sıkıntılarım şey ortaya çıkıyor. Şimdi gözünüzü kapatın ve söyleyeceğim kelimelerin size ne çağrıştırdığını düşünün. Güzellik. Bu size ne çağrıştırdı? Kafanıza nasıl bir şey geldi? Ya da tatlılık. Tatlı bir insan. Şu an ne düşündünüz? Ya da seksi bir insan. Ya da patates kızartması. Amerika. Kapitalizm. Hayır hayır. Gerçekten şey üstüne konuşmak istiyorum. Yani güzellik deyince aklınıza ne geldiği bence baya önemli bir şey.
Çünkü hepimizin kafasında bir güzellik algısı var. İnsan suratları ve sürekli aynada kendimizi görmemiz ve sürekli başka insanları görmemiz, bu cidden yorucu bir şey, bilmiyorum. Sürekli çekici olup olmadığımızı düşünmemiz de biraz yorucu ama aynı zamanda kendine bakmaya çalışmak da güzel. Bu nasıl bir denge ben de bilmiyorum gerçekten. Öncelikle ünlü kültürü giderek bence gücünü kaybediyor günümüzde.
Çünkü ünlülerin sosyal medyaya girmesiyle beraber ilk böyle bir dalga oldu. İşte influencerlar çıktı, bir şeyler oldu. Ama şimdi o influencerların ne kadar saçma olduğu biraz anlaşılıyor gibi geliyor bana. Ve bununla beraber diğer ünlülerin de ne kadar saçma olduğu biraz anlaşılıyor gibi geliyor. En azından öyle bir şey hissediyorum. Bu belki benim kendimi bir kandırma yöntemimdir ama yani ünlülerin olmasının tek sebebi şakasız reklam yüzleri olabilmeleri yani. Ve bu ünlüler ya da mesela Hollywood'daki oyuncular bir parfüm reklamında yer aldıklarında ya da bir şeyin reklamında yer aldıklarında genelde filmlerde kazandıklarından çok daha fazla para kazanıyorlar.
Ve bu nasıl işliyor? Bir tane yakışıklı veya güzel biri bir şeyde oynuyor, sonra popüler oluyor. Popüler olunca biz onun yüzüyle bazı duygularımızı eşleştiriyoruz. Ve sonra da markalar... Yani bu çok basit bir şey aslında ama nasıl bu kadar içimize girip bizi bu kadar depresif hissettiriyor? Üzücü gerçekten. Yani bu yüz eşleştirmesi olduktan sonra markalar da o yüzlere reklam veriyor ve o yüzlerde eğer arzulanabilir olmak istiyorsanız
Eğer çekici olmak istiyorsanız ya da eğer yaşlanmamak istiyorsanız, sağlıklı kalmak istiyorsanız hani bu ürünü kullanmalısınız diyor ki zaten tüm reklamlar böyle. Yani her reklamın arkasında sizin bir eksikliğiniz var. Bir korkunuz var diyelim. Yaşlanmak istemiyorsunuz ya da güzel olmak istiyorsunuz ya da hatta belki de kendinizle barışıksınız.
Ama belki daha da barışık olabilirsiniz. Yeterince barışık mısınız? Ve bu duygusal açıklığımızı kullanarak ve biz de sonuçta ölmek istemiyoruz ya da aşırı çekici olmamak istemiyoruz. Bunu kullanarak bize bir şeyler satılıyor ve bu ünlüler ünlü olduktan sonra tamamen bir ürünün parçası oldukları için bu ürünün parçasıymış gibi davranmak zorunda kalıyorlar.
ya da ürünün parçası gibi davranmadıkları zamanlarda bile o zaman biz onları dinlememeye başlıyoruz. Çünkü şöyle bir şey oluyor, yani ünlüler bir reklam yaparken kapitalist sistemin ne kadar saçma olduğunu ya da işte çok güzel bir insan, yakışıklı veya güzel bir kadın bir parfüm reklamı yaparken bunun saçmalığının farkında oluyor. Ama şey diyor hani, şu an sistem böyle, bu şekilde para kazanayım ve kazanıyor. Ve sonra biz yine kötü hissediyoruz. Sonra ünlü de belki biraz kötü hissediyor. Şey diyor işte beni ürün olarak kullanıyorlar diyor. Hatta Emile Ratajowski diye bir model var. Onun bir kitabı varmış böyle. Kendinin, vücudunun nasıl ürün olduğu ile ilgili kötü hissetmesiyle alakalı. Bu podcast bölümünü ne yapabilirim falan diye bakarken gördüm ama okumadım kitabı.
Ama o da mesela nasıl bir şeyin içinde olduğunun farkındaymış yani. Ama o da bundan para kazanarak yaşamaya devam ediyor. Ya da bazen ünlüler şey diyor işte, ünlü olmak çok güzel değil diyorlar. Ama bu da şey, yani o kadar ayrıcalığı kazandıktan sonra bunu söylemek sanki şey demek gibi, hani ben olduğum pozitif yanlarını kullanıyorum, bilmiyorum.
Ama şu da var bence bazen insanlar ünlü olmak için o kadar substance'daki ana karakter gibi boş bir insana dönüşüyorlar ki çünkü sistem sizden bunu istiyor. Çünkü reklam veren insanlar herkese hitap etmek istiyorlar ve siz politika konuşursanız ya da politika konuşmak da şu an günümüzde çok farklı yerlere çekildi. Mesela Amerika'da ırk ve feminizm üstünden yürüyen bir kimlik politikası var. Mesela bugün Amerika başkanlık seçimleri var ve Kamala Harris'in en büyük kullanmaya çalıştığı şeylerden biri eşcinsel haklarını, feminizmi ve böyle şeyleri savunması. Ama aynı zamanda gidip dünyanın başka yerinde bir sürü insanı öldürüyorlar. Bunların hepsi de artık reklamlaştırılıyor ve mesela Amerika'da artık eşcinsel haklarını savunmak okey bir şey haline geldi ve bence bu çok önemli bir şey tabii ki. Ama bunu da şirketler bir şekilde reklamlaştırılıyor ve bu okey olduktan sonra siz bunu konuşabiliyorsunuz.
Ama diyelim siz Hollywood'da ünlü biriyseniz ve sürekli Filistin'in savunuyorsanız işiniz zorlaşabiliyor. Mesela Scream serisinde bir oyuncu vardı ve Filistin'le ilgili bir şeyler paylaştığı için direkt işinden atıldı ama eşcinsel haklarını savunsaydı hiç böyle bir şey olmayacaktı. Burada ne demeye çalışıyorum? Ha, sistem de sizi şekillendiriyor. Yani ünlü olduktan sonra insanlar insan olmaktan çıkıyorlar gibi. Sadece kendilerine söylenen şeyleri yapmaya çalışıyorlar. Ve sonra yaşlanıyorlar. Ve bu bizi daha büyük sorulara da itebilir. Yani... Tamam ünlüler bu şekilde davranıyor ama bizim davranışlarımız da ne kadar bizle alakalı? Yani özgür irade var mı yok mu ona değinmeyeceğim ama biz makyaj yapmaya karar verdiğimizde veya vermediğimizde kendi kararlarımızı ne kadar alıyoruz? Bunu da geçen birkaç kişiyle sohbet ederken düşündüm ve benim sonucum şeydi. Yani hiçbir zaman sonuçta uçamıyoruz, kaçamıyoruz, istediğimiz her şeyi yapamıyoruz. Yani her alanda özgür değiliz. Doğduğumuz yıl, doğduğumuz ülke, her şey bizim hayatımızı etkiliyor. O yüzden bence burada olabilecek en iyi şey bizim seçimlerimizi bilebilmek. Neler yapabiliriz? Çünkü bazı insanlar başka şeyler seçebileceklerini de bilmiyorlar. Başka insanların olduğunu da bilmiyorlar. Çünkü başka insanlar yokmuş gibi gösteriliyor. Alternatif insanlar. Reklam şirketleri tarafından. Ya da bizim çevremiz öyle olduğu için alternatif insanların olmadığını düşünüyoruz ama merak etmeyin. Buradayız falan. Aynen.
O yüzden tüm önümüzdeki seçenekleri bilmek ve önümüzdeki seçeneklerin bize kimler tarafından sunulduğunu bilmek bence çok önemli. Yani makyaj sektörü ya da estetik sektörü ya da yaşlanmama, yaşlanma sektörünü kim bize dayatıyor ve kim neden dayatıyor? Ya da bazen de eğlenmek için makyaj yapan insanlar var. O insanlar onu neden yapıyor? Yani bir şeyi böyle genellediğimizde genellememe çalışmak daha iyi gibi. Ama tüm seçenekleri de bilmek de iyi gibi. Yani...
Günümüzde şey de çok garip, işte erkekler şey diyor ya, kadınlar estetik yaptırınca değişik oluyor falan. Ki bu yani uzaktan bakıldığında çok saçma da duyuluyor. Ama bir yandan da şey gerçeği de var, yani birçok insan ünlüleri takip ediyor ve bu sadece kadınlar için geçerli değil, erkekler için de geçer. Mesela Ryan Gosling'le Bradley Cooper'ın Ne yapmışlar bilmiyorum ama bir şey yapmışlar. Çenelerini yukarı mı çektirmişler? Kulaklarını yukarı çektirmişler galiba. Bilmiyorum. Bununla ilgili bir tane Instagram reel'i görmüştüm. Ama hiç gerek yok demek istemiyorum. Sonuçta insan bir şeyi takıntı haline getirince bir şey yapmak istiyor. Ama bunun takıntı olabileceğini de insanlara söylemek lazım herhalde. Ama ben mesela hiçbir zaman öyle bir şey yaptırmak istemem. Ama o benim aldırmam da iyi geldi yani. O da estetik sayılıyor mu bilmiyorum ama. Hani o yüzden insanlara iyi de gelebiliyor bir şey yaptırmak. Ama şu kesin bence. Yani bu temiz görünme, makyaj şeyleri ve yaşlanmama olayı... Hepsi bize ölümü unutturmak için gibi yani ne kadar steril bir ortamda yer alabilirsek ölümle ne kadar yüzleşmezsek o kadar öyle değil mi bilmiyorum bana öyle geliyor yani o kadar ölümden kaçıyoruz gibi geliyor ve geçen bölümlerde nostalji bölümünde bir defterin yıpranmışlığından da bahsetmiştim hatırlıyor olabilirsiniz yani
Yıpranmış bir defter göremiyoruz tıpkı yaşamış bir insan görmenin zorlaştığı gibi bu son dönemlerde. O yüzden yıpranmış insanlar gördüğümde seviniyorum. Çünkü hayatın tadını almışlar. O hayatın bir parçasını tatmışlar ve yaşamışlar ve ağlamışlar ve mutlu olmuşlar.
Şey konusundan da bahsetmek istiyorum. Çekici olma ve başkalarını çekici görme ve sürekli kendilerimizi başkalarıyla karşılaştırma ve çekici bulduğumuz insanların bize neden çekici geldiği. Biraz önce dedim ya hani bize seçenekler sunuluyor ve biz de ona göre seçimler yapıyoruz diye. Ben de bazen kendimi mesela alakasız insanları çekici bulurken görüyorum. Bundan ne kadar bahsetmek istediğimden emin değilim ama uzun süre üstüne düşününce çekici bulmam saçma geliyor bazen insanlara. Bunu çok açamayacağım.
Ya da kendimi aynen bu şeylere kanarken buluyorum yani bu çekicilik şeylerini. Mesela bazen insanların instagram profiline giriyorsunuz sadece kendi yüzleri var. O da komik yani çünkü artık Instagram o kadar yapay bir yer ki hani... ...herkes neyin nasıl koyulacağını biliyor. Yani kendinizi çok beğeniyorsanız bile aralara böyle iki tane manzara fotoğrafı sıkıştırabiliyorsunuz yani. Hani ben çok kendimle takıntılı değilim demek için ama buna rağmen hala... Geçen bir arkadaşımın profiline girdim de bayağı komikti yani. Ve 10 senedir falan sadece kendi fotoğrafı vardı. Geçen bir tane manzara fotoğrafı koymuş. Şey dedim herhalde hani, fark etti saçma durduğunu. O yüzden bir tane de manzara fotoğrafı koymuş. Ama hala aynı kişi olduğu da belli yani. Kendine takıntılı. Manzara fotoğrafını sadece o yüzden koymuş.
Bu arada Substance filminde agresif yaşlı adamlar da var ve bu adamlar yapımcı ve iş adamları. İş adamları diyorum çünkü aralarında hiçbir kadın yok. Ve işin komiği bu filmde Harvey diye bir yapımcı var. Ve biliyorsunuzdur büyük ihtimalle Harvey Weinstein diye de bir yapımcı var. Hala yaşıyor kendisi ve zamanında bir sürü insana taciz etmiş yapımcı iken. Bir sürü insan hayatını zorlaştırmış yani. Yapımcı karakterinin adının Harvey olması hiç de çaktırılmayan bir gönderme.
Ve işin komik bir yanı var. Burada Harvey'i oynayan adam... Adamın adını unuttum. Kendisi de Trumpçı yani aslında. Kendisi de böyle bir adam büyük ihtimalle. Hani bana komik geldi yönetmenin seçimi. Adamı bulup direkt rolü vermiş. Ve bu adam filmde kadına... Yani bunları duymak da belki artık klişe geliyordur ama sürekli gülmesi gerektiğini söylüyor Sue'ya. Hani sen... Sana ne oluyor ki gülümse diyorsun?
Gülümsemeli... Gerekiyor mu gülümsemek? Ben de geçen metroya bindim. Yani biniyorum metroya. Ama bir adet metroya binmemden sonra bayağı bir şey yaşandı. Bu Mert Fırat'ın metroculuk diye post koymuştu ya. Biliyor musunuz, bilmiyorum. Bayağı dalga geçmişlerdi. Bu bayağı önce. 10 yıl önce falan mı ne? Mert Fırat metroya biniyor. Sonra metroculuk diye metro istasyonundan post koyuyor.
Neyse benim de arabam yok metroya biniyorum bunu açıklamak istemiyorum ama geçen metroya bindiğimde o gün birkaç tane DM aldım metroda çok üzgün gözüküyordun diye. Biri şey yazmış işte çok üzgün gözüküyordun umarım hayatında istediğin şeyleri yapıp mutlu olursun falan. Yani o sırada aşırı mutlu olmayabilirdim ama tamam sürekli gülümseyeceğim bana DM atmayın diye. Bilmiyorum sürekli gülme ihtiyacımız.
Tabii ki başkalarına yük olmak istemeyebiliyoruz ama sürekli gülmemize de gerek yok kesinlikle yani. Sonra geçen metroya bindim, orada da bilerek gülümsedim böyle sürekli. Çenem ağrıdı, biri de DM atmış. Cem abi, sen gerizekalı mısın? Niye öyle gülümsüyorsun? Yani böyle bir şey olmadı.
Bu arada iki şeyden daha bahsetmek istiyorum hızlıca. Substance'ı izledikten sonra Rick & Morty'nin ikinci sezonunun yedinci bölümünü hatırladım. Rick & Morty izlemeyenler için de Rick & Morty'yi anlatmayacağım. Ama o bölümde Rick karakteri yaşlı bir dede. Kendisi kendini gençleştiriyor bölümde. Çünkü...
Torunu diyor ki, benim okuluma vampirler geldi. Dede de kendini gençleştirip o vampirlere bakmaya gidiyor. Okulda torununu korumak için, Summer'ı. Ama sonra genç olmak çok hoşuna gidiyor. Lisede işte Rick, Tiny Rick oluyor, küçük Rick. Tiny Rick'i partilere çağırıyorlar, gidip şarkı söylüyor, çok eğleniyor, popüler oluyor böyle. Ama aslında Substance'la benzer bir şekilde Rick'in gerçek hali, yaşlı hali böyle bir konteynerın içinde ölüyor. Tiny Rick de sürekli takılıyor ve bu böyle kötü bir denge oluşuyor Substance'taki gibi. Tiny Rick'in o sırada söylediği bir şarkı vardı. İşte bir lise partisinde söylüyor. Beni buradan çıkarın. Burada gördüğünüz kişi ben değilim. Benim hayatım bir yalan. Ben baktığınız kişi değilim. Beni özgür bırakın. Ben gerçekten çok yaşlıyım. Bu ben değilim. Yavaşça ölüyorum bir konteynerın içinde. Kimse beni dinliyor mu? Kimse beni anlıyor mu? Bana öyle bakmayın. Lütfen bana gerçekten yardım edin. Yardım edin! Yardım edin! Ölüyorum, diyor. Ve sonra liseli insanlar da alkışlıyor.
Çok iyiydi, çok iyi bir şarkıydı diye. Ben bu bölümü izlediğimde bu bana çok derin gelmişti. Çünkü şey olarak düşünmemiştim, bunu daha metaforik olarak düşünmüştüm. Hani, ben bu değilim, gördüğünüz kişi değilim, hayatım yalan. Hani, anladınız mı arkadaşlar? Ve gerçekten aslında hepimiz de ölüyoruz ve bunun gerçekliği, makyaj sektörü yüzünden unutuluyor. Hepimizin öldüğü. Bu son, bitti bölüm. Bitti, devam edeyim mi?
Bu bölümü beğendiyseniz, Apple Podcast'e 5 yıldız vermeyi unutmayın ve arkadaşlarınıza söyleyin. Geçen bir arkadaşımın annesine podcast'ı başka bir yetişkin kişi önermiş. Ve bu çok büyük bir başarı. Arkadaşım da dinlemiyor podcast'ı, bana mesaj attı. Buradan arkadaşımın annesine selam olsun.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.