Podcast

neden aşık oluyoruz? (anora ve past lives)

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Çünkü insanız.

(Bu arada bölümde Anora'ya dair spoiler yok.)



Bölümde Bahsi Geçenler:

Anora I Love is a hustle.

Past Lives






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------
Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.355 kelime · ~17 dk okuma

Şimdi arkadaşımın arkadaşına olan bir hikayeyi anlatacağım. İnsanlar arkadaşımın arkadaşı ya da mümlemlerinin mümlemneyi deyince böyle garip oluyor. Sanki hani belki kendimle ilgili bir şey anlatmak istiyorum da söyleyemiyorum, arkadaşımın arkadaşı diyorum. Ya da böyle bir şey hiç olmamış, arkadaşımın arkadaşı diye podcastta hikaye uyduruyorum gibi gelebilir ama öyle bir şey yok.

Şu ana kadar podcastta hikaye uydurduğumu düşünmüyorum, ilginç olsun diye. Arkadaşımın arkadaşı da şöyle olmuş. Öncelikle kendisi erkek. Ve kadınlar tarafından istenmeyen bir burca sahip. Burçları çok bilmediğim için size burcunu söyleyemeyeceğim. Ama bu arkadaşımın arkadaşı, her bir kadınla konuştuğunda, doğum gününün ya da burcunu söylediğinde kötü bir tepki alıyormuş. Ve bir süre sonra o kadar fazla kötü tepki almış ki,

Yani gerçekten insanlar onunla konuşmamaya başlamış. Arkadaşımın arkadaşı da şöyle bir çözüm bulmuş. Artık başka bir burç söyleyeyim insanlara diye. Ve sonra birine başka bir burç söylemiş ve sonra çıkmaya başlamışlar.

Transkriptin tamamını oku

Ve yani bir ilişki olmuş. Ama çocuğun doğum günü farklı ve doğum günü yaklaşıyor. Şimdi ne yapacak? Ben de bilmiyorum ne yapacağını çünkü arkadaşım bana hikayenin bu kadarını anlattı. Bana anlattığında yani bu kadarı yaşanmıştı. Ama gerçekten enteresan yani insanın yalnız kalmamak için, yalnız kalmamak için yapılan bir şey mi bu gerçi bilmiyorum.

Geçenlerde Anora isimli bir film izledim ve bu sene izlediğim en iyi filmdi. Filmin son sahnesinde duygusal bir boşalma yaşayabilirsiniz. Ama yani filmin önceki kısımlarında öyle bir şey yaşayacağınızı düşünmüyorsunuz. Sonra da bir an geliyor ve ah oluyorsunuz gibi. Bu arada bölümde filmden bahsedeceğim ama spoiler vermeyeceğim. O yüzden bölümü lütfen dinleyin. Hayır... Yani... Size ihtiyacım yok. Dinlemeseniz de olur ama dinleyedebilirsiniz. Aslında sizin de bana, benim de size ihtiyacım var. Film, New York'ta yaşayan bir seks işçisinin hikayesini anlatıyor. Kendisi 25 yaşında ve böyle erotik dans yapılan bir kulüpte çalışıyor.

Erkeklerle nasıl konuşacağını, onları nasıl mutlu edeceğini biliyor. Erkekler geldiğinde işte problemlerini anlatıyorlar. İşte şöyle oldu. Şu arkadaşım şöyle dedi, şunu şöyle yaptım falan diye. O da, aa öyle mi? Daha da anlat canım benim falan diyor. Erkekler de anlatmaya devam ediyor. Kız cidden ilgileniyormuş gibi çünkü...

Erkeklerin de konuşacağı kimse yok herhalde. Filmin ilk sahnesinde bunları görüyoruz. Sonra ikinci sahnede 25 yaşındaki ana karakterimiz Annie evinde uyuyor. Yorgunluktan gebermiş çünkü. Sonra tekrar işe gidiyor ve bu sefer ergen bir Rus'la tanışıyor. Bu ergen Rus karakter, Rus bir oligarkın çocuğuymuş. Rus oligark ne bilmiyorsanız da zengin Rus bir adamın çocuğuymuş gibi de düşünebilirsiniz.

Neyse, sonra Annie ile bu çocuk kulüpte takılıyorlar. Çocuk gerçekten hani ergenlikten çıkalı 5 dakika olmuş gibi duruyor. Yani cidden çok mal ve çok saf ve dünyayla ilgili hiçbir şey bilmiyor gibi. Ama kendine has bir pozitif mal-insan enerjisi de var. Hiçbir şey bilmediği için.

Bu ikili takıldıktan sonra, bu arada Rus çocuğun adı da Vanya, Vanya Eni'nin numarasını alıyor belki sonra görüşürüz diye. Ve bundan birkaç gün sonra Vanya Eni'ye gelip hani benle birebir takılmak ister misin diyor. Eni de evet tabii ki para karşılığında bunu yapabilirim diyor ve gidiyor bu Rus oligarkın New York'taki evine. Bu evde çok lüks, tam bir yani masya evi gibi duruyor. Üstünde büyük avizeler var, koltuklar. Koltuklar böyle masya evlerinde büyük ve otursan... Rahat hissedemeyeceksin gibi olur ya. Gerçi buradaki rahat duruyordu ama. Bir kere İstanbul'da çok zengin bir arkadaşımın aile evine gitmiştim ve bir koltukları vardı ve koltuğun üstünde bin tane koltuk yastığı vardı. Ve koltuk şeydi hani hem genişti hem de eni de boyu da uzundu yani ve arkaya tam da yaslanamıyordunuz. Bu arada arkadaşım mafya değildi ama.

Hiç kullanışı gelmemişti. Hani eve geldiğinde insan rahat hissetmek ister ya, bir yere uzanmak ister. Burada böyle 20 tane yastık olduğu için hani uzansan böyle biraz sağ sol yapsan yastıklar ne olacak? Yani hiç beynim algılamamıştı. Kendimi hayal edememiştim onun içinde.

Neyse sonra Annie, Vanya'nın evine gidiyor. Ve Annie ile Vanya bu evde yatıyorlar. Anlatmayacağım detaylarını ama yani komik şeyler de oluyor diyebiliriz belki. Ve sonra bu yaşananlar ikilinin hoşuna gidiyor. Hem Annie'nin hem de Vanya'nın. Vanya'nın şu şekilde hoşuna gidiyor. Biriyle yatıyor ve...

partilere çağırabileceği biri oluyor. Annie'nin de Vanya ona para verdiği için parası oluyor. Hem de yani Vanya aşırı gerizekalı biri olmadığı için, aynen beraber olmaktan sıkılmadığı biri hem de para kazanıyor, hem de normalde Annie'yi gitmediği yerlere götürüyor, havalı partilere götürüyor. Las Vegas'a gidiyorlar, başka arkadaşlarıyla beraber kumar oynuyorlar. Para kaybediyor çocuk ama zaten umurunda değil yani, babası Rus oligarkı olduğu için.

Sonra bir gece bunlar Vegas'taki otellerinde yatarken Vanya, Annie'e... ...o zaman evlenelim diyor. Yani eğleniyoruz, takılıyoruz beraber. Annie de ciddi misin? Hani valla mı diyor. Vanya da evet diyor. Sonra Las Vegas'ta oldukları için... ...bilmeyenler için Las Vegas'ta durup dururken evlenebiliyorsunuz. Ve insanlar orada kumar oynayıp sarhoş oldukları için... ...hani gidip durup dururken evlenebiliyorlar. Filmin geri kalanını size anlatmak istemiyorum çünkü...

İzleyin. Bazı şeyleri yaşamak daha güzel arkadaşlar. Her şey size söylenince olmuyor. Bazı şeyleri kendiniz yaşayıp hissetmeniz gerekiyor. O yüzden sokağa çıkıp insanlarla konuş. Biraz hata yapın. Biraz yaşayın. Bu filmi konuşmak istedim çünkü filme Şevval'le beraber gitmiştik. Kendisinden daha önceki bölümlerde birkaç kere bahsetmiştim galiba. Podcast'ı beraber yapıyoruz gibi.

Neyse, aynen. Tam olarak onun ne yaptığını ben de bilmiyorum. Her yer bili... Of! Ve filmin çıkışında şey konuştuk. Şevval da ağladı filmin sonunda bu arada. Benim gözüm doldu ama o da ağladı.

Ve şey enteresandı, filmden çıktığım anda sayfayı takip eden biriyle karşılaştım ve bana filmi nasıl buldun dedi. Ben o sırada çok duygusaldım işte, çok beğendim falan dedim. Sayfayı takip eden kişi de baya tatlı biriydi. Ben bir ara sıkıldım dedi. Ben de o sırada hiç sıkılmakla ilgili bir şey düşünmüyordum yani.

Bilmiyorum, bu da bana tekrar şeyi hatırlattı. Filmi izlerken çok fazla filmin... ...uzun mu, kısa mı falan diye düşünüyoruz bazen. Ve konuşma biraz bunun üstünden gidiyor ama bazen de yani... ...bir sahne o kadar fazla şey hissettiriyor ki insana, unutuyorsunuz... ...ne izlediğinizi veya sıkıcı olup olmadığını. Sadece bir sürü şey hissetmeye başlıyorsunuz. Neyse sonra Şevval'le yürürken film çıkışında... ...ben şey dedim, kız... Aşka ne kadar muhtaçtı da Rus bir oligarkla takılmaya karar verdi acaba diye düşündüm. Şevval de dedi ki, yo, hiç muhtaç değildi, hani normal bir şekilde yaşıyordu. Sonra ben de dedim ki, evet. O yüzden şimdi bu konu üstünde biraz konuşmak istiyorum. Neden birileriyle olmak istiyoruz, neden birileriyle olmak istemiyoruz, neden birileriyle değilken birileriyle olmamız gerekiyormuş gibi hissediyoruz? Bunun çok kolay bir cevabı var çünkü, insanız. Bu bölümü dinlediğiniz için teşekkür ederim. Yani size daha önce dediğim gibi ben hiçbir şeyin cevabını bilmiyorum. Sadece size düşüncelerimi aktarabilirim. Ama bazen insan başkalarına düşüncelerini aktardığında bile tuhaf şeyler olabiliyor. Bununla ilgili de komik bir anım var. İstiyorsanız onu anlatayım. İstemiyorsanız da anlatacağım. Birkaç yıl önce bir arkadaşımla buluşmuştuk ve arkadaşım şey diyordu.

benim hayatımın düzende olması için hayatımda biri olması gerek diyordu. Ve o sırada da biri vardı galiba hayatında. Ben de ona şey demiştim. Yani biri olmadan da hayatın düzende olsa, sonra ikinizin de hayatı düzende olsa, sonra siz beraber hayatınızı devam ettirseniz bir araya gelip daha iyi olmaz mı?

O da dedi ki, yani bilmiyorum kanka olabilir herhalde ve bu konuştuğum kişi çok yakın bir arkadaşım değildi. Sonra bu çok yakın olmayan arkadaşımla birkaç ay sonra yine görüştük. Ne yapıyorsun, ne ediyorsun dedim. O da iyiyim, sevgilimden ayrıldım, sen görmeyeli dedi ve sonra hayatını anlatmaya başladı ve...

Ve komik değil yani, üzücüydü açıkçası. Çünkü biraz gerçeklikten kopmuş şeyler anlatıyordu. Doğrudan neler anlattığını söylemek istemiyorum ama yani hayali bir dünyada yaşıyormuş gibi bir şeyler anlatıyordu gerçekten kötü bir şekilde. Ve bu buluşma bittikten sonra şey oldum. Ben bu çocuğa ne dedim oldum. Hani keşke sevgilisinden ayrılmasaydı.

ya da ben dedim diye mi ayrıldı diye düşündüm. Ve şey diye de düşündüm yani, ben niye böyle bir şey dedim diye de düşündüm. Çünkü bazen insanın o kadar da yardıma ihtiyacı olabiliyor herhalde, bilmiyorum. Emin değilim. Bunu şey demek için söylüyorum, birilerine bir şey demek zor ve kendinizin ne yapacağını ya da ne yapmanız gerektiğini bilmeniz de zor.

Ki yani zaten bazen bilemiyoruz. Bazen de çok net biliyoruz ne yapmamız gerektiğini ama... ...yapmıyoruz ve sonra zaman geçiyor. Ve sonra yapmamız gerektiğini bildiğimiz şeyi içimize atıp ilerlemeye devam ediyoruz. Ve o şey içimizde büyüyor. Büyüyor, büyüyor, büyüyor, büyüyor, büyüyor, büyüyor, büyüyor. O kadar.

Ve evet, şu an insanlar iki taraftan bir yere çekiliyor gibi, ilişki açısından. Hem toplumda biriyle olmak pozitif bir şeymiş gibi gözüküyor ama aynı zamanda şey de var, ters bir baskı da var, kendiniz kendi ayağınızın üstünde durabilmelisiniz, biriyle olmanıza gerek yok diye. Ve bazen biriyle olmak güzel, bazen de kötü. O yüzden geçen böyle bir şiir yazdım. Hemen hemen okuyorum şiiri de. Neden her gün her gördüğüm insana aşık oluyorum? Neden her gün her gördüğüm insana sinir oluyorum? Neden herkes çok güzel? Neden herkes çok çirkin? Neden herkes yaşıyor? Neden herkes ölüyor? Neden hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi hissediyorum? Neden her şey değişecek gibi hissediyorum?

Neden her şeyi değiştirebileceğimi düşünüyorum? Neden hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimi düşünüyorum? Neden kendime aşık oluyorum? Neden kendimden nefret ediyorum? Neden hiçbir şey hissetmiyorum? Neden her şeyi hissediyorum? Neden çirkinim? Neden güzelim? Neden yaşıyorum? Neden ölüyorum? Neden korkuyorum? Aslında hiç gerek yok. Neden korkmuyorum? Aslında korkulacak çok şey var. Niye biriyle beraberim?

Niye biriyle beraber değilim? Biz ne yaşadık, biz ne yaşamadık? Neden zaman bu kadar hızlı geçiyor? Tamam, en azından bunun cevabını biliyorum. Parantez içinde sosyal medya. Neden birileri anlamaz diye açıklama isteğinde bulundum? Neden bir şey açıklanmadan anlaşıldığında daha iyi oluyor? Bunun da cevabını biliyorum ama açıklamayacağım. Açıklayayım mı bunu? Çirkinim, güzelim, aşık oluyorum, nefret ediyorum, üzülüyorum, ağlıyorum, gülüyorum, yaşıyorum, ölüyorum. Neden nefret ediyorsunuz? Neden savaşıyorsunuz? Neden öldürüyorsunuz?

Bu bölümü dinlediğiniz için teşekkürler. Pod bi... Neden kötü hissediyorsunuz? İyi, iyi bir tonlamaydı. Tamam, devam edelim. Şimdi bu şiiri okudum, bunu da podcast'a 7 dakika açıklamaya çalışayım burada ne yazdığımı.

Birileriyle olma konusu şu konuya da benziyor bence. Bunu daha önce podcast'te konuşmuştum. Hani insan şey hissi oluyor ya, ben toplumumun dışına çıkıp hiçbir haber almadan tek başıma biraz yaşamak istiyorum ormanda gibi. Politik haberleri görmeyeyim, ne olduğunu görmeyeyim. Kendi başıma bir dağ evinde yaşayayım. Ama bu şekilde yaşayabilir mi insan? Yani illaki şehirde sürünün demiyorum da hiçbir insan olmadan yaşayamayacağımızı kabul edebiliriz herhalde.

Yani dünyada tek kişi olsaydınız belki bir süre eğlenirdiniz ama sonra eğlenmezdiniz yani diye düşünüyorum. Ya da keyif almazdınız ya da bir şey yapamazdınız aynen. Ama aynı şekilde bir şehrin içinde yaşarken de çok yalnız olabiliyorsunuz. Sanki şehirde başka kimse yaşamıyormuş gibi ya da kimse sizi anlamıyormuş gibi. O sırada da çok kötü hissediyorsunuz. Aslında şeye benziyor yani, o yalnızlık hissi fiziksel bir acı gibi olabiliyor bazen. O yüzden hani yaşarken birileri tarafından anlaşılmak, birileriyle romantik bir şey yaşamak güzel tabii ki. Burada şeye de değinmek istiyorum. İlişkiler nasıl ve neden başlıyor?

Çünkü bazen çok saçma sebeplerle başlıyorlar ve sonra çok farklı yerlere gidiyorlar. Ve özellikle ergenseniz ilişkiler genelde yani sırf bir şeyler denemek istediğiniz, heyecanlı olduğunuz için başlayabiliyor açıkçası. Ve sonra başladıktan sonra insan ilk defa biriyle hem öyle fiziksel hem de duygusal bir şey yaşayınca tekrar o kişiyle devam etmek isteyebiliyor. Ya da bu insana yetişkinken de olabiliyor. Yani bir yalnızlık yaşıyorsunuz ve sonra bunu biriyle çözüyorsunuz ve sonra o kişiyle beraber olmaya devam etmek istiyorsunuz. Ve bazen de devam ediyorsunuz.

Ve bu sırada hem iyi şeyler yaşıyorsunuz, hem kötü şeyler yaşıyorsunuz. Belki de, yani bilmiyorum, herhalde çoğu insan yaşıyordur. Bu Anora'da da biraz öyleydi. Yani ilişkilerinin çok belli bir sebebi yoktu ama devam ediyor o... Yok, spoiler da vermiyoruz. Ve özellikle ergenken insan... ...neyin doğru, neyin yanlış olduğunu da bilmeyebiliyor. Ya da ergen değilken de, yani mesela yetişkinken... ...bir davranışın yanlış olduğunu bilip yapmaya devam edebiliyorsunuz bir ilişki içindeyken. Ve bu davranışı yapıyorsunuz, yapıyorsunuz. Kendinizden ödün veriyorsunuz, veriyorsunuz. Çünkü sürekli o ilişkiye ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsunuz. Ve belki de ihtiyacınız var ve o ilişkinin içinde iyi şeyler de var. Sonra her şey birbirine karışıyor, garip bir şey oluyor yani.

Aklıma yine bir tane Rick and Morty bölümü geldi, Allah kahretsin. Ve Amore'yi izledikten sonra Past Lives filmini de izlemeye karar verdim. Çünkü bu bölüm biraz aşkla ve aldığımız kararlardan bahsetmeye çalışmak istedim. Çünkü Past Lives filmi de biraz bu soruların bir cevabı olmadığı üstüne bence. Ben bu filmi izledikten sonra çok sevdim. Bilmiyorsanız Past Lives konusunu anlatayım iki saniye.

12 yaşında iki tane çocuk var. Bu iki çocuk birbirlerine aşık ve bu iki çocuk Güney Kore'de yaşıyor. Ama sonra çocuklardan biri, Nora, ailesiyle Kanada'ya taşınıyor. Kanada'ya taşındıktan sonra da Amerika'ya gidiyor. Ve bu ikili 24 yaşlarında tekrar Facebook'tan birbirlerine ekleyip FaceTime yapmaya başlıyorlar, birbirleriyle konuşuyorlar. Nora New York'ta yazar olmaya çalışıyor. Öbür adamın adını unuttum, Koreli adam.

...da orada okumaya devam ediyor yani. Kore'de kalmış, hayatına devam etmiş, askere gitmiş, bir şeyler yapmış. Bunlar 24 yaşında... ...facetime yapmaya başladıklarında birbirlerine tekrar bir şey hissediyorlar. Çekim hissediyorlar. Ama yani biri Kore'de, öbürü New York'ta. O yüzden Nora diyor ki hani ben... ...seni düşünmeden yapamıyorum çünkü hani... ...canım sürekli Kore'ye gelmek istiyor, bir şey yapmak istiyor seninle. Ama buradaki hayatımı devam ettirmem gerek. Ben bir yazar olmak istiyorum da diyor. Ve sonra iletişimi kesiyor Koreli adamla.

Sonra 7 yıl geçiyor. Bir bakmışız, Nora Amerikalı bir yazarla evlenmiş, beraber yaşıyor. Koreli adam yalnız. Ve sonra Koreli adam New York'a ziyarete geliyor Nora'yı. Ve beraber birkaç gün geçiriyorlar Nora'yla. Hatta işte Koreli adam ve kocası da tanışıyor Nora'nın. Ve sonra burada bir duygu patlaması oluyor. Ve bu filmi izleyen bazı insanlar... Ya bu film şey anlatıyor. Aşk sadece iki insanın arasında yaşadığı şey de değil. Yani iki insanın kendi hayatlarındaki yaşananları da aşkın içine koymalarını anlatıyor. Çünkü mesela bu insanlar 12 yaşında birbirlerine aşıklarmış. Yani küçükken aşıklarmış. Ve o sırada aşk ne demek yani? Zaten herkes birbirine aşık oluyor böyle. Biri birine hediye veriyor, uhihi falan oluyor. Biri diyor ki, seninle evlenmek istiyorum falan diyor böyle. Anaokulunda bana biri çiçek getirmişti. Ben çöpe atmıştım hatırlıyorum, havalı dursun diye, aynen. Biri benimle anaokulunda evlenmek istiyordu ve sürekli ailesi ona hediye falan aldırtıyordu. Bence ailesi biraz abartmış bu arada yani kızı destekleyerek hani.

Çünkü ben de ne yapacağımı bilememiştim yani. Düşününce saçma olmuş. Yani bu kadar ona kötü olması gerekmiyormuş yani. Ben de sırf havalı olmak için öyle bir şey yapmışım. Neyse kimseyi suçlamıyoruz. Aynen bu iki kişi yani 12 yaşında birbirlerine aşıklarmış. Aşıklarmış falan. Ve sonra tekrar New York'ta 20 yıl sonra bir daha görüştüklerinde yine birbirlerine çekim hissediyorlar. Ve Nora evli. Ve Nora'nın kocası da bu çekimi hissediyor. Şey diye soruyor Nora'ya, Nora ve Koreli adam birbirleriyle buluştuktan sonra. Çekici miydi adam diye. Nora da yok.

Yo falan diyor. Adam daha siktir sıçtık falan yapıyor böyle. Ve sonra adam da tüm ilişkiyle ilgili düşündüklerini Nora'ya anlatıyor. İşte ben senin sıkıcı Amerikalı kocanım ama burada Koreli bir adam var Kore'den gelen ve...

Sen onu erkeksi ve çekici buluyorsun. Ben de tam tersi daha yumuşak biriyim ve biz işte sen Amerika vatandaşı ol diye evlendik. Hani ilişkimiz dinamiklerinde ben sana daha çok muhtacım, sen bana değilsin diyor. Ama aslında Nora da yani adamı sevdiği için evlenmiş. Hani sadece tek bir şey yok. Ve ben bu filmi Instagram'da önermiştim. Reel yapmıştım. Reel'de şöyle diyordum. Bence 2023'ün en iyi filmlerinden. Passage ilk bakışta bir aşk hikayesi gibi duruyor.

Neyse sonra Oriel'ı 2 milyon kişi izledi yani Ve filmin altına şey yorumları geldi Çok saçmaydı işte Niye öyle oldu da Kız niye ikisi arasında kaldı ki Zaten evli Ben de bu yaz biriyle konuşuyordum, işte Pathsize filmini. Konuştuğum kişi şey demişti, ben Nora olsaydım, kadındı yani konuştuğum kişi, ben Nora olsaydım öbür adama bir şey hissetmezdim demişti. Ya sen nasıl yani birine bir şey hissetmeyeceksin? Hayır, birine bir şey hissediyorsan hissediyorsun yani. Yapacak bir şey yok. Onu bastırmaya çalışabilirsin ama sonra daha da sıçarsın yani. Bir saniye, dağılmadan şeye de değinmek istiyorum. Filmde Nora ile Koreli adam kavuşabilirler miydi? Bazı insanlar şey demiş, Nora kendi konfor alanından çıkıp Koreli adamla buluşamadı. Çünkü bu filmin şey versiyonu da olabilir.

Bu filmin sonunda hiçbir şey olmuyor. Koreli adam evine dönüyor. Yani uçağa binip Kore'ye gidiyor. Nora da adamı Uber'e bindiriyor taksiye. Sonra evine yürüyor. Kocasının omzunda ağlıyor. Buydu galiba son. İnanılmaz. Yani bu filmin birkaç farklı versiyonu olabilir. Birincisi, Nora bir anda Uber'in içine binip Kore'ye gidebilir.

İğrenç bir Hollywood filmi böyle beraber el ele tutuşurlar. Ve aslında Amerikalı kocasının onu aldattığını falan da öğrenir. Aslında tüm cevap Koreli adamdır. Ya da başka bir versiyon var. Nora ikisi arasında kalıp seçim yapması gerekir. Sonra Amerikalı adamı seçer ve çok güzel şeyler olur.

Amerikalı adam şey der, sen, sen nasıl buraya geliyorsun? Benim eşim var. Terbiyesiz, der. Ve bu arada kimse birbirine yavşamıyor filmde. Yani hiç öyle bir şey yapmaya çalışmıyor birinin arkasında. Aynen. Ne diyordum? Ha, konuştuğum kişi... Yo, onu da söyledim. Ne, ne diyordum? Bilmiyorum.

Aynen, bu film şeyi anlatıyor, biraz önce demeye çalışıp, sonra başka bir şeyler düşünüp, konuşup, başka şeyler söyledim. Esas anlatmak istediğim şey, aa yine unuttum, hayır hayır unutmadım. Şeyi anlatıyor, ilişkiler yani sadece bir insanın bir insanla yaşadığı şey değil de, bir insanın kendi hayatını başkası üstünde düşünmesiyle de alakalı ya. Çünkü biraz önce dediğim gibi hani Hollywood sonu olsaydı ve Nora ve Koreli karakter tekrar bir araya gelseydi beraber olabilirler miydi? Biraz önce dediğim gibi bazı insanlar çünkü filmde şey demiş, Nora kendi konfor alanından çıkıp adamla beraber olamadı çünkü olsa ne yapacağını bilemiyor diye. Ama bana şey gibi geldi filmi izledikten sonra, Nora'nın Koreli adama hissettiği şey

kendi Kore'de bıraktığı geçmişi ve yaşayamadıkları gibi Kore'yi bıraktığı için. Yani adamla beraber olamamasına da üzülüyor gibi, hiç olamamasına. Zaten bunu filmde de konuşuyorlar. Hani eğer Nora Kore'de kalsaydı, bu 12 yaşında birbirine aşık olan çift ne yapacaktı? Evlenecekler miydi yani? Hani 12 yaşından 30 yaşına kadar evlenip sonra kız, çocuk doğuracaktı, sonra boşanacaklar mıydı? Hani bilmiyoruz.

...ve her şeyi de bilemeyiz ve hayatta ne yaşasak ya da ne yaşamasak pişman oluyoruz. Aynen, enteresan yani. Küçük bir şey oluyor, sonra hayat bir anda değişiyor. Bazen bir insanla tanışıyorsunuz yanlış zamanda. Bazen bir insanla tanışıyorsunuz doğru zamanda. O yüzden yani böyle çok takmayın yani. Eğlenmeye çalıştı. Aynen. Yani. Evet. Nora bu zor duyguları yaşayabildiği için şanslı bence. Çünkü günümüzde çoğu insan böyle zor duyguları yaşayamıyor. Yani gerçekten çok uzun süre içine atıp sonra bir şekilde itiraf ediyor birine. Tam ölecekken ağlıyor torununa falan. Böyle bir şey olmuştu. O yüzden şimdi ağlıyorum diyor.

Nore bu duygularla film boyunca yüzleşiyor Past Lives'da. O yüzden belki de açık ilişki denerler yani. Öyle bir şey de var. Kore ve New York ayaklı. Aynen. İkinci film çıkıyor. Past Lives 2. Ya mesela Türkiye'de çıkan her filmde ve dizide ilişkiler şey üstünden gösteriliyor ya. Eee başkasıyla mısın?

Beyni seviyor musun? Yok, gerçi bunu past size'de de diyorlar da. Sürekli böyle bir kıskanma ve aldatma üstünden ilerleyen bir ilişki şeyi var. Yani sürekli biriyle beraberken o kişi sizi aldatıyor mu diye düşünmek zorundasınız gibi. Ve ilişkinizi bunun üstünden yaşamak zorundasınız gibi. Bence bu aşırı sığ ve çok sıkıcı. Buna da değinmek istiyorum, bilmiyorum.

Yani eğer böyle bir güvensizlik içinde bir ilişkiye girecekseniz, bu yani aşırı zor. Hani partlerim sürekli başkasıyla olacak mı diye düşünecekseniz, aynen bu kadar. Ve Passage filminin ortasında bizim ana karakter Nora, Amerikalı flörtleştiği adama, ileride evleneceği adama... ...In Yun diye bir şey anlatıyor. Kore'de böyle bir şey varmış. Acaba Kuzey Kore'de de var mı? Güney Kore'de varsa? Herhalde vardır. Aynı kültürden ortaya çıkan iki farklı şey. Biri biriyle evleniyorsa... ...ya da beraber oluyorsa mı? Evleniyorsa diyordu galiba.

Bu iki kişinin bundan önce daha sekiz bin hayatta beraber olması gerekiyormuş. Ya da yani hayatlarının kesişmesi gerekiyormuş. Hani aynı yolda yürürlerken birbirlerine kolları çarptıysa ya da trende beraber oturuyorlarsa da birbirlerini tanımadan, bu da past life sayılıyor. Yani bu da in-you sayılıyormuş.

Kız adama bunu diyor, Amerikalı adama, adam da sen buna inanıyor musun diyor. Tam bir Amerikalı dangala bir öküz. Bu arada ben de sorardım herhalde. Kız da şey diyor, Kore'de bunu genelde birini tavlamak için anlatıyoruz diyor. Kız da işi biliyor yani. Ya kız da hiç saf değil yani, yok Koreli arasında kaldım maldım değil. Bambam ilerliyor.

O yüzden bilmiyorum. Bu konuyla ilgili biraz daha düşüneceğim ve bundan sonraki bölümde de bu konuyu konuşacağım. Belki normal people'ı konuşuruz, belki Daniel Slos'un stand-up'ını konuşuruz. Aynen. Erkek-kadın olma dinamiklerini konuşuruz. Erkekler hesabı ödemeli mi? Kıskançlık krizleri nereye kadar devam edebilir? Toksik ilişkilerde toksik olan kişi mi suçlu, toksikliğe izin veren kişi de suçlu mu? Aşka ne kadar ihtiyacınız var? Aşka ne kadar ihtiyacınız yok? Açık ilişki yaşayıp aynı anda 9 kişiyle çıkan arkadaşımın hikayesi nasıl? Hepsi sonraki bölümde.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)