Podcast

428: Nasıl Terörist Olunur?

Trend Topic

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bir ülkede milyonlarca terörist olamaz. Peki, herkesi terörist ilan etmek bizi nereye götürür? Bu bölümde, içinden geçtiğimiz süreci anlamaya çalışırken, biraz da kendi hikayemden bahsedeceğim.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.139 kelime · ~21 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 5 Kasım 2024'te alıyoruz. Bir sürecin içinden geçiyoruz ve herkes fili tuttuğu yerden tarif ediyor. Geçen hafta Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer tutuklandı ve yerine kayyum atandı. 4 Kasım'da ÖCA'nın doğum yeri Halfeti, demin en çok oy aldığı Batman ve daha önce iki kez kayyum atanan Mardin Belediyesi'nin başkanı Ahmet Türk görevden alındı ve bu belediyelere yeniden kayyum atandı.

Öyle bir iklim yaratıldı ki bu kişileri savunmak teröristlikle eşdeğer bir suça dönüştü. Ağzını açabilen yok. Bu bölümde biraz kişisel hikayemden bahsedeceğim size. Bunu yapmayı pek sevmiyorum ama içinden geçtiğimiz sürece dair konuşurken benim hakkımda biraz bilgi edinmeniz gerektiğini düşündüm. En azından derdimi daha rahat ifade edebilirim diğer bölümlerde. Girişi uzatmayalım. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

İzlediğiniz Bu podcast serisinde muhtemelen birçok kez Türkçe'de kelimelerin duygu yüklü olduğunu söylemişimdir. Doğru iletişim kelimelerin yüklendiği duyguları da kullanır. Bu duygular zihnimizde bilişsel kısa yollar oluşturur ve karmaşık olanın kavranabilmesini sağlar. Zaten birçok olay anlaşılmaz sezilir. İşte o sezgilerimiz bizim aslında zihnimizdeki duyguların harekete geçmesi sonucu ortaya

Transkriptin tamamını oku

için teşekkürler. çıkar. Bu duygular zihnimizde bilişsel kısa yollar oluşturur ve karmaşık olanın kavranabilmesini sağlar. Burayı vurgulayalım. Bilişsel kısa yollar karmaşık olanın kavranabilmesini sağlar. Bu sayede geniş halk kesimleri olan biteni bu duygularla ayırt eder. Özellikle Türk sağının zihni bu bilişsel kısa yollarla şekillenir. Sağcı dinleyicilerimiz tetiklenmesin. Benzerleri solda da vardır da sağcı zihinde bunlar daha çoktur.

Bu kısa yollar karmaşık bilgi işlemlerini basitleştirerek çoğu durumda işe yarayan pratik yollar sunar. Ancak bilişsizsel kısa yollar her zaman doğru sonuçlar vermeyebilir. Hatta çoğu zaman zihnimizi manipüle eder bu kısa yollar. Geçen ay Fatih Altay'la konuk olan yazar Tarık Çelenk de bu bilişsizsel kısa yolları vurgulamış. İşte kısa yollar komplo, lidere karşı kör güven, çünkü rahat... Konfor olarak. Evet, bilişsizsel kısa devreler oluşturmak, bir şeyi rasyonelleştirmek, ne kadar çok taraftar kazanırsa o kadar çok doğru söylediğine inanmak falan tarzına. Zaten şimdi dış akademik tarih ötürü bunların çok şeyleri var. Her bilgiye bir sürü makaleler var ama buralara uğramıyor maalesef yani. Dış akademik dünya bu kavram üzerine çalışıyor. Cognitive Shortcut denen bu kavram, yığınların toplumsal politik olayları nasıl algıladıklarını anlamak için kullanılıyor. Tarık Çelenk'in dediği gibi, lidere kör itaat, komplolar,

çok sayıda taraftarı olan fikrin doğru olduğuna kanaat getirmek vs. vs. Bu bilişsel kısa yollardan en aktif olanı an itibariyle Türkiye'de teröristlik. Gerçekten herkes kendi gibi düşünmeyen bir başkasını teröristlikle suçlayabiliyor. Bu açıkçası son 8-9 yıldır içinden geçtiğimiz süreçle de çok ilgili. Özellikle genç kesimlerde bu bir hastalığa dönüşmüş durumda.

Bu bölümde teröristliğe giden biliştisel kısa yolları anlatacağım size. Bunu yaparken kendi hikayemden faydalanacağım. Burada her hafta bir bir buçuk saat kadar gündeme ilişkin konuşuyoruz. Dinleyicilerimiz arasında her görüşten insan var. Azımsanmayacak kadar soğucu sosyal demokat dinleyicimiz var. Bu normal, zira ben de kendimi bu görüşe yakın hissediyorum. Feministler var, bazen eleştiriyorlar, bazen destekliyorlar. Çok sayıda muhafazakâr, dindar dinleyicimiz var. Ben de onların yorumlarını görünce çok şaşırıyordum başlangıçta. Sonradan ayırdığına vardım. İnsanlar ilgi gösteriyorlar böyle içeriklere. Erdoğancı değiller ama dindar insanlar. Onların da dinlemesi hoşuma gidiyor. Mesela milliyetçi dinleyicilerimiz var. Ben onlarla arada didişiyorum ya, onlar da benimle bir aşk-nefret ilişkisi kuruyorlar. Onlar da sağolsun dinliyorlar. Bu saydığım her grubun kimi az kimi çok bilişsel kısa yolları var. Bölümlere gelen çok sayıda yorumlardan çıkarıyorum bu kısa yolları. Biraz örneklendireyim izin verirseniz. Mesela bir ekşi sözlük entrisi bilişsel kısa yollara ilişkin çok güzel bir örnek oluşturuyor. Trend Topik 426 neymiş bölümünde açılım için Apo'nun muhatap alınmasına, 75 yaşında günümüz teknolojisinden uzak mental ve fiziki durumundan bir haber olduğumuz adam olduğu için karşı çıkmış maraba.

Abdullah Öcalan'ın muhatap alınmasına, 75 yaşında, günümüz teknolojisinden uzak, mental ve fiziki durumundan bir haber olduğumuz adam olduğu için karşılıklı doğrudur. Fakat bilişsel kısayolun bir zihni nasıl ele geçirdiğini, Anthony'nin geri kalanından anlıyoruz. Merhabacım, çok sıfat saymışsın ama terör örgütü elebaşı, katil, gaddar, cani gibi sıfatlar doğal olarak aklına gelmemiş. Sol perspektifinde vicdan, izan, merhamet, hakkaniyet yok bunun.

Şimdi buradan hareketlenenmiş ki kendisinin PKK-PYD bakış açısı var. Neden? Çünkü Abdullah Hoca'dan demeden önce bebek katili, terör örgütü elebaşı, katil, gaddar, cani dememişim. Bu yüzden PKK bakış açısına sahipmişim. Hayır, böyle sempati beslediğim bir örgüt olsa gerçekten içim yanmayacak. Çözmüş bak, uyanığa bak diyeceğim.

Buradan hareketle şunu söylemek mümkün. Saatlerce dil dökseniz bile, dedikleriniz tümüyle doğru olsa bile, bilişsel kısa yolları olumlu anlamda harekete geçirmediğiniz sürece, dediklerinizin bir önemi yoktur. Tersinden, tümüyle saçmalasanız bile, bilişsel kısa yolları harekete geçirerek taraftar toplayabilirsiniz. Öcalan demeden önce yeteri kadar küfrederseniz, duyguları ele geçirebilir, aklı devre dışı bırakabilirsiniz.

Bunca niteliksiz siyasetçinin itibar sahibi olabilmesi, bilişsel kısayolları ustaca kullanmasındandır. Ondan sonra istediğiniz kadar saçmalayabilirsiniz. Bir başka dinleyicimiz ki zannediyorum Atatürkçü bir kişi, Kurtuluş Savaşı'na ilişkin bir bölümde Mustafa Kemal'i anlatırken Atatürk demememe tutulmuş. Atatürk demekten imtina etmenizi size hiç yakıştıramadım. Beyefendi bilmiyorsanız söyleyeyim, Mustafa Kemal Atatürk diyeceksiniz.

Halbuki bende alışkanlıktır. Kurtuluş Savaşı'ndaki adıyla Mustafa Kemal Paşa'dan bahsediyor isem Mustafa Kemal veya Mustafa Kemal Paşa derim. Kurtuluş Savaşı sırasındaki adı Mustafa Kemal'di. Atatürk demekten de imtina etmediğimi en iyi sizler bilirsiniz. Zaten neden imtina edilsin? Onu İslamcılar bu hale getirdi. Solcular o kadar benimsemez bu işi. Oldukça saçma zaten.

O halde bu dinleyicimizin duygularını algılayabilmek, bilişsel kısa yollarla bizi dışlamasını engellemek için ne yapmak gerekir? Bol bol Ulu Önder Başkumandan Gazi Maraşel Mustafa Kemal Atatürk demeliyim. Belki bir de Atatürk kitabı yazar, 3 bin liraya satarım. Tek baskıda 3 milyon, 10 baskıda 30 milyon. Hayranlarım da olur muhtemelen. Deme ne güzel. Neyse, siyasetçi değilim. Çaban bir anlama çabasıdır. Anlamadığım şeyi de anlatmamaya çalışıyorum. An itibari neyin içinden geçtiğimize ilişkin fikirlerim var ama henüz süreci anlamış değilim. Ben de sizler gibi takip ediyorum. Hatta görebildiğim kadar anlayabildiğini düşünen de yalan söylüyor.

Neyse. Burada yani tren topikte oldukça karmaşık konular üzerine konuşuyoruz. Gündelik haber içerikleri içinde tartışılmayan konuları ele alıyoruz. Derdimin dinleyicileri konfor alanından çıkarmaya çalışmak olduğunu da söylemeliyim. Bu da aslında rüzgara karşı bisiklet sürmek gibidir. Yani rüzgarı mümkün olduğunca arkama almamaya gayret gösteriyorum.

Hal böyle olunca Türk düşmanı da oluyorum vatan haini de. Halbuki fikirlerimin vatansever olduğunu düşünüyorum. Hatta diyebilirim ki romantik bir vatanseverim. Geçmişim akılcı olmayan romantik kararlarla doldur. Normalde kendi hikayemden bahsetmeyi yanlış bulurum da bu bölümde derdimi daha iyi ifade etmek için bu alışkanlığımızı değiştirelim. Hadi diyelim ki bu sefer içimden geldi be. Öyle bir içimden geldi. Aslında bu yoktu.

Bu yoktu. Anasını satayım, içimden geldi. 2011'de tutuklanıp özel yetkili mahkemede yargılanırken hakkımda istenen ceza 55 yıldı. Yatarı 40 küsür sene. Hakimin eli kaysa 4 duvar arasında 60'lı yaşlarımda çıkabilecektim. Neyse ki 7 ay kadar hapiste kaldıktan sonra tahliye edildik. 7 aylık hapistlikten sonra özgürlüğümüze kavuştuk ama henüz beraat etmemiştik. 55 yıllık ceza talebi devam ediyordu. Başınızda 55 yıl ceza tehdidi varsa ve siz 22-23 yaşındaysanız aklınıza gelen ilk şey yurdu terk etmekti.

Lütfen bu yaşlardaki dinleyicilerimiz empati yapsınlar. 55 yıl isteniyor size. Üstelik sizleri yargılayanlar Fetullahçılardır. Her türlü kötülüğü beklediğiniz insanlardır bunlar. Başımda 55 yıllık bir reza tehdidi varken ben bu memleketi terk etmemeyi seçtim. Kaçıp buradan başka bir yerde hayat kurmayı reddettim. Bugün de memleketten ayrılanlara kızmıyorum ama bu terk etme halinin olumlanmasını da doğru bulmuyorum.

Neyse, yargılamak bana düşmez. Cezavinden çıktıktan sonra da susup oturmadım. Kendimce mücadeleye devam ettim. Fikirlerime bayılmayabilirsiniz ama vatanhane Türk düşmanı sıfatlarını hak ettiğimi düşünmüyorum. Bu topraklarda doğdum, bu toprakların dilini konuşuyorum, bu topraklarda ölmek istiyorum, bu topraklar için mücadele etmekten de hoşlanıyorum. Evet, yeterince şov yaptıysak...

Tedirginlik içindeki zihinlerin güvenini bir nebze kazanabildiysek devam edelim. 31 Mayıs 2011'de Artvin Hopa'da öğretmen Metin Lokumcu'nun öldürüldüğünü öğlen saatlerinde öğrendim. Bu esnada Ankara'daydım. Öğrenci hareketinin de aktif bir parçasıydım. Saat 17 sularında Ankara'da bir basın aşaması yapılacaktı. Ardından yürüyüşle AKP Ankara İl Binası'na yürünecekti. Plana göre binanın önüne siyah çilek bırakılacaktı. Son derece gergin bir ortam olduğunu da tahmin edersiniz.

AKP il binasyonunda çarşı karıştı. Benim de başıma gelen bir taş nedeniyle kafam yarıldı, hastaneye kaldırıldım. Benim kafama dikiş atan doktor, olayın adli bir olay olduğu gerekçesiyle polise haber vermiş. Polisler de hastaneye gelip beni gözaltına aldılar.

Buraları kısa kesiyorum. Beni almaya gelen asayiş şubedeki polislere yaralı olduğumu, yaralı olduğumu gördüklerini, çevik kuvvet arabasına konulursam orada işkence göreceğimi bildiğimi, o yüzden özel arabayla şubeye götürülmek istediğimi söyledim. İnce bir sırıtmanın eşliğinde bu talebim reddedildi. Onlar çok iyi bakarlar size denildi. Böylece çevik kuvvet otobüsünde 7-8 saat süren bir işkenceye maruz kaldım. Benim alışkın olduğum bir şeydir kabadayak. Yani bu süreç içerisinde çok dayak yedim ama benim arkamda oturan kişi, büro emekçileri sendikasından Hacı Özkan'dı. Ben ona yapılanları biliyorum da televizyona çıkıp yaşadıklarını anlattığını aylar sonra cezaevinden çıkınca öğrenmiştim. Kulluk kuvvetlerinin işi insanları öldürmek, parçalamak, dövmek değil. İnsanları sağlıklı bir biçimde savcılığa teslim etmek. Bu mudur İlahi Demokrasi? Bu mudur hukukun üstünlüğü? Kim insanlık dışı?

...bu muamelelerine devam ettiler. Hiçbir din, hiçbir ideoloji, hiçbir düşünce bunu açıklayamaz. Ama ben anama anlatamadım. Hâlâ orada yaşadıklarımı anama söyleyemedim. Umarım o işkenceyi yapanlar analarına söyleyebilmişlerdir.

Hacı Özkan yaşadıklarını anasına söyleyememişti. Onu dövenler de onun terörist olduğunu söyleyip duruyorlardı. Halbuki biz genç devrimciler bu sıfata alışkındık da Hacı Bey sadece bir sendikacıydı. Saat 18 sularında gözaltına alınmıştık. Şubeye girişimiz gece 1'i bulmuştu. Gözaltı otobüsü karanlık bir yere götürülmüş, saatler süren kaba dayak böylece başlamıştı. Avukatlar içeri alınmıyordu. Benim de dikişlerim patlamış ama karanlıkta belli olmuyor, ne durumda olduğumu da bilmiyorum çünkü arkadan kelepçeliyim. Böyle sürekli kafama darbe alıp duruyorum. Neyse, gece bir gibi Ankara Baro Başkanı Metin Feyzoğlu otobüse geldi. O sesi hiç unutmam.

Sevgili arkadaşlar, ben Ankara Bora Başkanı Metin Feyzioğlu. Sizlerin uzun süredir burada tutulduğunuzu biliyorum. Şikayeti olan var mı? Sağlık durumunuz iyi mi? Lütfen söyleyin. Ben sizi savunmak için buradayım.

Bu esnada kimse konuşacak durumda değil. Polisler de omuzumuza bastırıyor ki sesimiz çıkmasın. Ben bu dayağın başka türlü bitmeyeceğini düşünerek Metin Bey'e bağırdım. İşkence var, işkence görüyoruz diye bağırdım. Metin Feyzoğlu kim o? Getir onu buraya dedi. Mecbur getirdiler. Ellerim arkadan kelepçeli. Beni görünce yüzündeki hali hiç unutmam. Benim saç, baş, yüzüm, üstüm kanlar içinde kalmıştı. Kanlar kurumuş, yüzüm görünmüyor. Dikişler falan patlamış.

Metin Feyzoğlu beni gördükten sonra öfkeden deliye döndü. Tüm amirleri tehdit etti. Hesaplaşacağız sizinle dedi ve gözaltındakiler böylece karakola girebildiler. Metin Feyzoğlu olmasa dayak sabaha kadar sürecekti. Bunca zamandır hakkında olumsuz tek kelime etmedim Metin Feyzoğlu'nun. Ona borçlu hissediyorum. Şimdilerde Pura Büyükelçi yapılmış. Hakkında hayırlısı olsun.

Üç günlük gözaltının ardından enteresan bir şey daha oldu. Ben, 2019-11, yani gösteri yürüyüş kanuna muhalefetten yargılanacağımızı düşünürken, devreye özel yetkili mahkeme girdi. 2 Haziran 2011 gecesi, özel yetkili 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildik. Suçlama, terör örgütü adına faaliyetti. Yani üyelik değil, adına faaliyet. Bu enteresan, anlatacağım. Peki hangi terör örgütü?

İşte burada bir sıkı durmanız lazım. Aynı anda DHKPC, TİKKO, TKP-ML, MLKP ve PKK adına faaliyetle suçlanıyordum aynı anda. Peki nasıl oluyordu bu? Bir insan nasıl aynı anda 5 terör örgütü adına faaliyet yürütebilirdi? İdda şöyle kurulmuştu.

Metin Lokumcu'nun öldürülmesini protesto etmek amacıyla DİSK, KESK, TUMOP, TTB gibi sivil toplum kuruluşları saat 17'ye bir bası aşaması koymuştu. Fakat bu bası aşaması çeşitli haber sitelerinde de haber yapılmıştı. İşte bu haber siteleri terör örgütlerinin haber siteleriydi. Öyleyse bu bası aşamasına katılanlar, Bu terör örgütleri adına faaliyet yürütüyor olabilirdi. Bu sitelere herhangi bir zamanda girip girmemeniz önemli değil. Bu nedenle bu kişi tutuklanmalı. Bu esnada olay araştırılmalıydı. Savcının talebi bu yöndeydi. Bu kişi yani ben ve benim gibi 4-5 kişi daha tutuklandık. Ben ve benim gibi 4-5 kişi bu sitelerden görüp bu örgütlerin talimatıyla o bas aşamasına katılmışlardı. Yani iddia buydu.

Bu nedenle bir kişi terör örgütü adına faaliyet yürütmekle suçlanabilir miydi? Cezaevinde kaldığım süre boyunca terörle mücadele kanununa çalıştım. Bu gerçekten mümkündü çünkü kanunda terör tanımı son derece murak bırakılmıştı. Kanunda terör suçlusu şöyle tanımlanıyordu. Belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da bu amaçlar doğrultusunda diğerleriyle beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Okey bir örgüt vardı, siz de bu örgütün üyesiydiniz. Haliyle suçluydunuz. Bunda eleştirilecek pek bir şey yok. Ama kanun devam ediyordu. Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar.

Burada çarşı karışıyor işte. Terör örgütün mensubu değilsiniz ama örgüt adına suç işliyorsunuz. Nasıl mesela? Örneğin örgüt mensubu bir kişiden talimat alıyorsunuz. Siz üye değilsiniz ama örgütün adına faaliyette bulunuyorsunuz. Ne gibi bir faaliyet mesela? Mesela propaganda. Derseniz ki siz üye olmayabilirsiniz ama PKK halkın örgütüdür. İyi ki vardır. Halk adına savaşırlar. Ha işte bu propagandadır. Fakat...

Şimdi burada tanım çok belirsiz olduğu için propaganda'nın çerçevesi çok geniştir. Eğer size karşı düşman ceza hukuku uygulanıyor ve tutuklanmanız isteniyorsa, böyle net ifadelere gerek yoktur. Mesela, eğitim parasız olmalıdır mı dediniz? PKK bilmem kaçıncı kongresinde bağımsız Kürdistan'da eğitim parasız olacak demiştir, siz de parasız eğitimi savunmaktasınızdır, öyleyse siz de PKK adına faaliyet yürütüyor olabilirsiniz.

Bu dediğimi küçümsemeyin, olur mu öyle şey demeyin. Bu bankasyaya para yatırma işinde tutuklanma gerekçesi örgüt adına faaliyettir. Bu bankaya para yatırmak bir terör faaliyetine dönüşünce binlerce insan suçlu hale getirilebilir. Ben Eren Sarı, makine mühendisiyim. 2014 yılı Düzcü Üniversitesi girişliyim. Bir devlet üniversitesi olmasına rağmen bankasyayla anlaşmalı olduğu için bizim öğrenci kimlik kartlarımız bankasya üzerinden çıkartıldı.

Hiçbir zaman yemekhanede yemek yiyemediğim için Bankasya hesabına ne 10 lira girişim oldu ne de başka bir hesaplardan bir para transferi olmadı. 2018-2019 yılında askerlik görevimi yaparken kendi dosyam üzerinde şöyle bir ibare olduğunu gördüm. Özellikle vurguluyorum başında ünlem işareti vardı. Kırmızı kalemle yazılmıştı. 2014 yılında Bankasya'da aktif hesabı bulunmaktadır ibaresi vardı. Benim sicilimde böyle bir şey var. Bankasya'nın açılışında bizzat bulunan Sayın Cumhurbaşkanımızın bende bulunduğu gibi sicilinde böyle bir kara leke var mı?

Mevcut terörle mücadele kanunu ki 1991 yılında çok özel koşullardan çıkarılmıştır bu, bu kanuna dayanarak 85 milyonun tamamı istenirse terörden yargılanabilir. Buna imkan sağlayan bir kanundur terörle mücadele kanunu. Bu kaydı dinleyen sizler. Siz de devletle başınızı belaya sokarsanız devlet sizi isterse terörden yargılar. Terörist olabilirsiniz. Geçmişimiz bu kanunun yargıçlara saldığı esneklik nedeniyle enteresan örneklerle doldu.

Türkiye Cumhuriyeti'nin 26. Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlandı. Takdir Yüce Türk milletinindir. Nitekim ben de bu kanunun yargıçlara tanıdığı estekliğin muhatabı olmuştum. Hayatım boyunca ateşli bir silahı elime bir kez aldım ve üç kez ateş ettim. O da G3 tüfeğiyle askerde oldu. Benle beraber yargılanan kimsenin evinde silah falan da yoktu. Silahlı olan birini tanımadım bile.

Yani bakın böyle ikinci, üçüncü seferde de silahlı birini tanımadım. Trabzonlu bir arkadaşta silah vardı. O da baba silahıydı ama onda da terör faaliyeti değildi. Neyse işte. Hup eylemine gidip gözaltına alınan herkes tutuklanmamıştı elbette. Fakat neden? Biz tutuklanmıştık. Ben ve benimle beraber tutuklanan arkadaşların özelliği, o dönem yükselen öğrenci eylemlerinde ön saflarda olmamızdı.

Bu yumurtalı eylemleri falan biz yapardık. Bunlar için de en popüleri Ankara Siyasal'da Burhan Kuzu'ya dönük yumurtalı protestoydu mesela. O işin içinde de ben vardım. Salondaki tansiyon her geçen dakika yükseldi. Polisler çareyi Burhan Kuzu'yu dışarı çıkarmakta buldu.

Burhan Kuzu'ya bu kadar sert muamele yapmamızın nedeni, 2010 referandumundaki değişiklikleri hazırlayan kişi olmasıydı. Biz de bu anayasaya hayır denmesi gerektiğini savunuyorduk, bunun için böyle eylemler yapıyorduk falan. Neyse, Burhan Kuzu da bizim okula gelecekti. Şimdilerde gençlerin bana yetmez ama evetçi falan demesini görünce maziye dönüp bakıyorum, biz işte bu nedenle Burhan Kuzu'yu protesto ettik. Yani esasında fişlenmiştik, çok dikkat çekmeye başlamıştık ve bir biçimde hapse atılmamız gerekecek hale gelmiştik. İşte böyle durumlar için idealdir terörle mücadele kanunu. Artık yeterince sesi çıkan bazı gruplar terör çerçevesinin içine alınabilsin diyedir bu kadar esnektik.

Terörist olmanıza gerek yoktur. Teröristmiş gibi muamele görebilirsiniz. Sadece bunun için değil, siyasi operasyonlar için de işlevseldir terörle mücadele kanunu. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in tutuklanmasa neden olan delillere baktım. Muhtemelen böyle bir haftada kotarılmış, Siyasi bir operasyona yargıçlar dahil edilmiş. Saçma sapan iddialar, elle tutulur tek bir mafah delil yok. İşte Rojda konseri düzenlenmiş ve bu konsere katılanlar terör örgütü lideri lehine slogan atmışlar. Annesi ölen birini aramış, taziye dileklerini sunmuş, sizin gibi değerli evlatlar yetiştirdi demiş. Ama bunu dediği kişinin kardeşi PKK'lıymış. Bir kitap yazmış, adı Dağ Sancası'ymış, bu kitapta jandarmaları işkenceci olarak resmetmiş falan filan. Neyse işte, kitap da roman bu arada.

Benim Öcalan demeden önce bebek katili demediğim için PKK'lı olduğumu düşünen dinleyicimiz için Ahmet Özer katıksız PKK'lıdır. Bu zihni ikna etmek pek zor. Neyse, o halde ben kendi hikayemi anlatmaya devam edeyim. Cezaevin'den 9 Aralık 2011'de çıktım. 23 Ekim 2011'de Van'da yaşanan depremden bir buçuk ay sonraydı. Ben Cezaevin'deyken Van'da deprem yaşanmış, biz de hapisten durumu takip etmeye çalışmıştık. Durun bir reklam arası verelim, devamını reklamlardan sonra anlatayım.

Van depremi olduğunda ben rezavindeydim. Tahliye edildikten sonra gördüm ki bölgeye yardım kampanyaları düzenleniyor. Benim de bölgeyi göresim var. Rezavindeyken de çok merak ediyordum. Tabor'un ne olduğunu merak ediyorum yani aslında. O zamana kadar da Ankara'nın doğusuna geçmemişim. Bir kere baba memleketi Antep'e gittim, o kadar.

Neyse, yakınları Van'da konteyner kampında kalan arkadaşlarım var okuldan. Aradım onları, kalktık gittik Van'a. Cezaevinden çıkalı birkaç ay olmuş. Planımız oradaki çocuklarla vakit geçirmek, derslerine yardımcı olmak falan. Yani tümüyle bir sosyal sorumluluk derdi var. Politik bir arka planı yok yani.

Böyle deprem bölgesine yardıma giden çok sayıda insan da var. Onlarla beraberiz. Neyse bir baktık ki çocukların dersle mersle alakası kalmamış. Bizim de öyle bir eğitimimiz yok. Böyle pedagogik bir format almış değiliz. Çocuklara böyle hadi ders çalışalım diyoruz. Kimsenin umurunda değil. Dedik ki bari çocuk korosu kuralım. Aramızda bir de müzik öğretmeni arkadaş var. O da heyecanlandı. Biz de başladık çocuk korosu için çalışmaya. 15-20 günlük çalışmanın sonunda da container kentte bir konser veririz diye düşünüyoruz. Süper. Kolları sıvayalım. Şarkıları biz seçsek olmaz. Çocuklara sorduk. Ne şarkı söylemek istersiniz? Hangi şarkıları söylemek istersiniz? Dediler ki Toycular yarcan. En çok onu seviyorlarmış.

Güzel. Başka başka Van türküleri de var tabii. Neyse, konser gününe kadar çalıştık. Van'ı gezdik. Diğer konteyner kentlerin durumunu gördük. Gerçekten çok kötü vaziyet. Neyse, konser günü geldi çattı. Şimdi önden bir yerel şarkıcı çıkacak. Sonra bizim çocuk korosu 4-5 tane şarkı söyleyecek. Çocukların aileleri için de enteresan bir olay. Sırf çocuk korosu şarkı söyleyecek desek toplamdaki hikayemiz bizim 20 dakika. Daha fazla çalışacak vaktimiz de yok. 4-5 şarkıyı ezber ettik gittik işte. Böyle dandik bir sahnede kurmuşuz, ses sistemi falan da getirmişiz. Bir konteyner kentin orta yerine size konser vereceğiz demişiz.

Bunun için varlıktan izin almışız. Konseri izlemeye polisler falan gelmiş. Benim de stresim şu. Depremzede insanlar bunlar. Bir konteyner kentin ortasındayız. Şarkı türkü dikkatlerini çekmez. Kimse gelmezse çocuklarında morali bozulur. Böyle endişeliyim işte. Konser saati geldi çattı. Fakat arkadaşlar sıkıntı şu. Alanda kimse yok. Düşünün işte akşam sekizde başlayacak diyelim etkinlik. Sekize çeyrek var ama alanda hiç kimse yok.

Çocuklar da üzüldü. Neyse bizim yerel şarkıcı. Adını unuttum gitti. Ona gittim. Abiciğim dedim kimse yok. Yani kimse yoktan kastım. 5-6 kişi falan var. Rezillik. Ne yapacağız? Dedi ki. Abim hiç merak etme. Ben şimdi çıkarım, milleti toplarım. Nasıl olacak o iş? Abim rahat ol.

Neyse rahatlattı beni. Çayını bitirdi. Kimsenin izlemediği sahneye çıktı. Kendi başına şarkı söylemeye başladı. Yanında da sasçalan bir arkadaşı. Biz de kenarda polislerle çay içiyoruz. Şarkının başlamasıyla birlikte başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Biz bu yola baş koymuşuz. Eş bir yana, baş bir yana. Biz abloya söz vermişiz.

Şimdi şarkı çalıyor, yanımda polisler, onların da yapacak bir şey yok ama onlar da alışmış. Dedim ki yandık, bu polisler bu etkinliği dağıtır, beni de alırlar. Zaten cezaevinden yeni çıkmışım. Halbuki son derece sıradan bir olaydı yaşananlar. Şarkı esnasında yaşananlar da o bölge için sıradandı. Bu üç dakikalık şarkının sonunda sahnenin önünde bine yakın insan toplandı. Oo, halaylar, zılgıtlar, sloganlar, ortalık şenlendi. Adam haklıymış, ben bir şarkı söylerim, toplanır abi insanlar dedi. Hakikaten üç dakikada millet toplandı.

Ben de şarkıcıya demişim ki, abicim mahalletten izin falan aldık, polisler gelecek, gözünü seveyim dikkatli ol. Ben dememişim gibi devam ediyor. Haklı o da ben kimim ki? Seyirciler de coşturuyor bizimkine. Bizimki gaza geldikçe geliyor ama coşku da çok enteresan yani.

Adam böyle söyledi, söyledi, söyledi. Sonra sıra bizim çocuklara geldi. Bizim çocuklar da torcular yar canı falan söyledi. Konser bitti. 15-20 günlük Van yolculuğumuz bana şimdiki eşim Zeynep'i hediye etti. Onunla gitmiştik Van'a. O günden sonra da hiç ayrılmadık.

Bir de Kürt halkını daha yakından tanımama fırsat verdi. Daha sonraki yıllarda Hakkari'ye de gittim, Diyarbakır'a da. Ben İzmir doğumlu, Antepli bir baba, Zonguldaklı bir annenin ikinci oğluyum. Bilişsizler kısa yollarınız çalışmasın diye söyleyeyim, Gazi Antepli denilebilir. Yani hiç sorun değil, Antepli alışkanlık öyle. Neyse.

Atatürkçü iki öğretmenin çocuğu, ulusalca bir gençtim. AKP karşıtıydım, sola sempati besliyordum. Zaten 15-16 yaşlarından itibaren böyle memleketi anlamlandırmaya çalışan bir zihin dünyam vardı. Ailemizde benden başka solculuk yapan kimse de yoktu. Yani kısmen CHP'li bir aileydi yani işte. 20'li yaşlarıma kadar da Kürt meselesi üzerine pek düşünmemiştim. Ben bile Öcalan demeden önce bebek katili demedim diye terörist olabiliyorsam,

Muhtemelen biraz önce dinlediğiniz şarkılarla coşan insanlar da teröristti. Yani ben bile teröristsem bu insanların kurtuluşu yoktu. Ama işte gündelik bir hayatın içinde hiçbirimizden farklı bir hayatları da bulunmuyordu. Esnaflar sabah dükkanlarını açıyorlar, akşam kapatıyorlar, gece evlerinde uyuyorlar. İşçiler gidiyorlar fabrikalarına ya da çalıştıkları yerlere, mesai bitiyor, git çıkıyorlar. Her şey son derece sıradan.

Marjinal bir azınlık mı peki bunlar? Hayır, milyonlarca insandan bahsediyoruz. Dem oyları üzerinden %10 hesabıyla söylersek 8,5 milyon insan ediyordu bunlar. Zorla mı dem partiye oy veriyorlardı? Yoo. Bu insanlara hangi partiye oy vereceksiniz diye mikrofon tutulunca şöyle cevaplar alıyorsunuz. Yoo, sen beni konuşturuyorsun kurban olayım. Ben öyle diyemem ki.

Niye dayı? Ya korkuyoruz. Ben şimdi doğru konuşsam direkt ben cezaevine gideceğim. Bu abimiz aklından geçenleri söylese teröristlikle suçlanır. Halbuki sıradan bir Diyarbakırlı'dan farklı düşünmemektedir. Üstelik bu ifade, yani terörist ifadesi, öylesine alaladeleşti ki terörden yargılanan derdini de anlatamıyor. Yüreği yeten Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'i savunsun. Üzerinde hiçbir sorumluluk hissetmeden etrafa terörist diyenler tüm bunları vatanseverlik, milliyetçilik adına yapıyor.

Peki kimdir terörist? Öylesine geniş bir tanım yapılıyor ki, bu tanıma göre ülkede milyonlarca terörist bulunuyor. Günün sonunda Dem Parti'ye oy veren milyonlarca insan terörist olabiliyor. Terörist kimdir sorusuna 85 milyon ortak cevap vermemiz lazım. Bir memlekette milyonlarca silahsız insan teröristlikle suçlanamaz.

Düşüncesi her ne olursa olsun bakın. Dem partiye oy verenler terörist değildir. Dem partililer de terörist değildir. Ben dem partili değilim, ben de terörist değilim. Bilişsel kısa yollarla düşünüp, karmaşık meselelerden herkese terörist diyerek kurtulmaya çalışan gençler, vaziyeti daha iyi kavrasın diye söylüyorum. Bir ülkede milyonlarca terörist olmaz. Çünkü terör, hukuken bir suçtur. Milyonlarca vatandaş bu suçu işliyorsa, devletin harekete geçmesi beklenir.

Denebilir ki o zaman geçsin işte devlet. Van'daki konser bu haliyle öğreticidir. Milyonlarca insan terörist olamaz. Terör bir suçtur ve ciddi bir suçtur. Milyonlarca insan terörist olamaz. Çünkü diyelim ki oldu, diyelim ki sizin düşündüğünüz gibi bu insanlar teröristtir, bu durumda milyonlarca insanın suçunun bir cezası da olması gerekir.

Milyonlarca vatandaş hapsedilemez, sürgün edilemez, vatandaşlıktan çıkarılamaz ve öldürülemez. Milyonlarca insan terörist olamaz. İnsan hakları temelinden de ele alabilirsiniz ama ben o temelden ele almıyorum. Sıkıntı şudur, devletin yapamayacağı, kısıtı olan bir şeyden bahsediyorum. Bunu Twitter'da yazınca Irak'a sürelim dem partileri falan yazanlar oluyor. Yapılamaz, yapmamalısınız değil, fiziken mümkün değildir.

Çok üzülüyorum bunu açıklamak zorunda kaldığımı ama, fantezileriniz bir devletin uygulayabileceği şeyler değildir. İstediğiniz kadar milliyetçi olun, yine yapamazsınız. Milliyetçilik böylesi fantezilere dönüştüyse bu hepimiz için tehlikelidir. Bunu ciddi bir ortamda söyleseniz size deli muamelesi yaparlar. Bu vaziyetteki gençlerle kanzi denerek dalga geçilmesini de yadırgamamak gerekir.

Erdoğan, Ümit, Muharrem, Meral, Kansi, Aravat'a gaz pedal Millet zillet, kan zillet, top terör avu ha ha terör avu Milliyetçilik yükselişte. Daha önce çok konuştuk. Bunu da sevinçle karşılıyorum. Çünkü İslamcılığın panzehrinin milliyetçilik olduğunu biliyorum. Bu haliyle milliyetçi yükseliş iyidir. Bak birçok solcudan farklı düşünüyorum bu konuda. Milliyetçi yükseliş iyidir. İslamcılık karşısında soldan bir yükseliş beklemek çok zor. O halde ulusu, Türklüğü, milleti soldan kavrayan bir hareket her halükarda iyidir. Fakat milliyetçi gençler,

Öfkeli olmakla milliyetçi olmayı birbirine karıştırabiliyorlar. Herkese terörist dediğinizde, devletimin yanındayım dediğinizde daha milliyetçi olmuş olmazsınız. Sadece öfkeli biri olursunuz. Çünkü milyonlarca terörist olmaz. Olsa da olmaz, bakın. Milyonlarca insan cin, cihan azadi diyor diye, Öcalan şarkılarında halay falan çekiyorlar diye terörist olmazlar.

Ya daha ne kadar olacaklar teröristi işte demeden düşünün, deyin ki oldular. Deyin ki oldular, onlara artık terörist denemez. Terörist dediğinizde cezalandırmanız gerekir ve milyonlarca vatandaş cezalandırılamaz. Laf olsun diye terörist de denilmez. Rica ediyorum bana da terörist demeyin. Sayın, sövün, küfredin ama büyük bir sorumsuzlukla. Sağa sola terörist dediğinizde bu ülkeye, bu halka zarar veriyorsunuz ve aynı zamanda egemen siyasetçilere de fırsat veriyorsunuz.

Ağzınıza her geleni söyleyebiliyorsunuz. Yanınıza alırsınız devleti, ona vatan haini, buna Türk düşmanı diye sallayıp durursunuz. Zihninizi bilgisayar kısa yollardan kurtarıp, kendiniz gibi düşünmeyen herkesi terörist olarak yaftalamaktan kaçının. Teröristlik marjinal ve dar tanımlı bir suçtur.

Herkese söylendiğinde anlamını da kaybeder ve gerçekten teröre hizmet eder. Terörizm bu sayede aleladeleşir. Bak solcular her önüne gelene ıkçı diye diye gerçekten ıkçılığı nasıl da meşru hale gelmesine katkı sağladı. Şimdi etrafta ıkçıyım ulan diye geziyor bir dolu insan. Siz de sorumsuzca herkese terörist diyerek bu halkın menfaatine çalışmıyorsunuz. Kendinize milliyetçi demeniz fark etmez. Bu halka bu tutumunuzla zarar veriyorsunuz.

Umarım dediklerimi salim kafayla düşünebilirsiniz. Zira düşünmek, insanın evvela kendiyle mücadelesidir. Kendi konfor alanından çıkarak başlayan bir şeydir düşünmek. Biz bir ulusuz. 75 milyonluk değil. 650 milyonluk da değil. 85 milyonluk bir ulusuz.

Bir araba yaşayan, birbirini tanıyan, birbirini sevmek zorunda olan bir ulusuz. İçimizde milyonlarca terörist yoktur. Bizim çocukların söylediği şarkıyla bitirelim. Trantopi pod bir medyayla beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar halkın hakikati üzerine daha fazla düşünün. Halka kızılmaz. Milyonlara terörist denemez. Diyene de milliyetçi denemez. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)