
1.482 kelime · ~7 dk okuma
Bu duyduğunuz bir trenin sesi mi? Yoksa kendi kalp atışlarınız mı? Ya da... Sadece bir saatin sesidir belki de bu duyduklarınız. Hangisi gerçek? Belki de hiçbiri. Belki de hepsi.
Şimdi birlikte bir deney yapalım. Şayet araba kullanmıyorsanız, sokakta yürümüyorsanız ya da toplu taşımada falan değilseniz gözlerinizi kapatmanızı rica ediyorum sizden. Hazırsanız başlayalım. Önce sağ elinizi yavaşça kaldırın. Ardından elinizin parmaklarını açıp kapatın. Her hareketi hissedin.
kaslarınızın kasılmasını, gevşemesini, elinizin bütün hareketlerine odaklanın. Peki ya size az önce elinizi hiç hareket ettirmediğinizi söylesem? Belki de sadece hareket ettirdiğinizi düşünüyorsunuz. Evet, şimdi gözlerinizi açabilirsiniz. Şu an kafa tasının içindeki karanlıkta duran beyniniz beş duyunuzdan gelen elektrik sinyallerini yorumluyor.
tren raylarından gelen titreşimleri, kalbinizin atışını, zamanın akışını. Hepsini aynı anda analiz etmeye çalışıyor. Ve bazen, hatta çoğu zamanda yanılıyor. Bugün size bedeninizin ve zihninizin sandığınızdan çok daha güçlü olduğunu anlatacağım. Sadece zihin gücüyle fiziksel ilerleme kaydedebilen insanların hikayesinden geçecek yolunuz.
Onların sayesinde gerçekliği nasıl kendi lehimize bükebileceğimizi konuşacağız. Ve belki de bu duyacaklarınız bildiğiniz her şeyi değiştirecek. Koku, dokunma, duyma, görme, tat alma. Dünya ve gerçeklikle doğrudan bağlantı kurduğumuz şeyler bunlar. 5. Duyumuz Bir anlamda beynimizin dışarıyla iletişim kurmasını sağlayan sensörler gibi çalışıyor duyularımız. Ve beynimiz bu duyuları öyle güzel yorumluyor ki sanki hepsi objektif, net, katıksız gerçeklikle doğrudan bağlantılıymışız gibi geliyor bize.
Öyle değil mi? Kulağımla duymadan, gözümle görmeden inanmam diyoruz ya hani. Çok ama çok güveniyoruz beynimize. Ama işte insanın en büyük hatası bu belki de. Aslına bakarsanız duyularımız dış dünyanın komplike gerçekliğini bükerek bir bağlantı kuruyor birçok şeyle. Fakat gerçeklik dediğimiz şey bizim duyularımızla algılayabileceğimizden çok daha karmaşık.
İşte bu karmaşayı sadece düşünerek kendi lehinize kullanabilirsiniz. Evet, sadece düşünerek bir keman virtüözü olabilir. Oturduğunuz yerden karınkası yapabilir. İmkansız görünen hesaplamaları zihninizde yapabilir. Kısacası gerçekliği bükebilirsiniz. Bu söylediklerim fazlasıyla zorlama duyulmuş olabilir size. Fakat merak etmeyin. Açıklayacağım.
Başta bahsettiğimiz gibi kafa tasımızın içerisinde karanlıkta duran beynimiz, beş duyumuzdan gelen kusurlu elektrik sinyallerini yorumlayarak neler olduğunu anlamaya çalışıyor. Ardından nöronlar işe koyuluyor. Tüm bu girdileri analiz edip dış uyaranlara nasıl tepki vermemiz gerektiğinin kararını vermeye çalışıyorlar. Yanlış anlaşılmasın bu sistem olabilecek en optimize, en verimli sistemlerden birisi. Kaldı ki atalarımızın yırtıcılar tarafından yenilmemesini sağlayarak gayet de iyi bir iş çıkarmıştı zamanında. Fakat şunu da biliyoruz. Epey basit optik ilüzyonlar, halüsinasyonlar ya da farklı bilinç durumlarıyla insan beynini kandırmak çok kolay.
Kısacası beynimiz, dış dünyayla ilgili bir resim çıkarırken sayısız yamaya, hayal gücüne, uydurma bilgilere başvuruyor. Ve bu uydurmalar bedenimizde tahmin edemeyeceğimiz değişimlere sebep oluyor. Bunu da bir deneyle örneklendirmek istiyorum. 1980'lerde bilgisayarların ve neredeyse her şeyin geleceğinin sanal gerçeklik olacağı düşünülüyordu. Bugün sanal gerçeklik dediğimizde aklımıza oyunlar gelse de o dönemde tıp dünyasında da sanal gerçeklik uygulamalarını görmeye başlamıştık. VRT denen bir tedavi türü vardır mesela.
Virtual Reality Therapy yani sanal gerçeklik tedavisi. Bu tedavi yöntemi genellikle fobiler ve travma sonrası stres bozuklukları gibi nörofizyolojik sorunlara yönelik kullanılsa da oldukça geniş bir kapsama sahip. Washington Üniversitesi'nden Hunter Hoffman, David Patterson ve Sam Scharrer 1996'dan beri bu VR tedavisini ileri derecede yanık yaraları olan hastalarda kullanıyorlar örneğin. Tahmin edeceğiniz üzere bu hastalar inanılmaz derecede acı çekiyor. Acı dediğimiz şey ise psikolojiyle doğrudan bağlantılı, nörolojik bir tepki özünde. Hatta yanık tedavilerinde placebo etkisi de sıkça kullanılıyor. Tabii burada hastanın kullanılacak tedavinin işe yarayacağına inanması çok önemli. Özellikle bu tür hastaların yanmalarına neden olan olay sürekli zihinlerinde flashback'ler şeklinde dönüyor.
Dolayısıyla acının şiddeti de bununla doğru orantılı olarak artıyor. Bahsettiğimiz araştırmacıların düşüncesi ise şuydu. Bu hastaları üşüdüklerine inandırabilirlerse duydukları acı da azalacaktır. Bunun için Snow World isimli bir sanal gerçeklik oyununu kullanmışlardı. Çok acı verici bir süreç olan bandaj değişimlerinde bu oyundan faydalandılar.
Oyunda hastaların buzullarda gezmeleri ve penguenlerle oynamaları falan sağlanıyordu. Bu uygulamanın ardından hastalar gerçekten de normalden çok daha az acı hissettiklerini söylemişlerdi. Elbette bu sadece hastaların geri bildirimiyle değil, sonrasında yapılan fMRI görüntülemeleriyle de kanıtlanmıştı. Bu verdiğim örnek sadece dışarıdan destekli ekipmanlarla uygulanan bir yöntem aslında. Fakat bir de bilişsel yöntemlerle yapılan uygulamalar var. Onu da şöyle izah edeyim size. Japonya'da yaygın olarak kullanılan Anzan adında bir beyin egzersizi var. Esasında bildiğimiz abaküsün zihinde uygulanan bir karşılığı bu.
Zihnimizde canlandırdığımız bir abaküsle hızlı ve doğru hesaplama yapma pratiği de diyebiliriz Anzan için. 2012'de Naofumi Ogasawara bu tekniği kullanarak dünya zihinsel hesaplama şampiyonu olmuştu mesela. Diğer yandan Flash Anzan olarak bilinen bir yarışmada da bu becerilerini sergiliyor insanlar. Burada ekranda bir anlığına 15 tane üçhaneli sayı gösteriliyor ve yarışmacılar bu 15 sayıyı hatırlayıp zihinlerindeki abaküsü kullanarak en kısa sürede toplamaya çalışıyorlar. Hatta bazı yarışmacılar bu teknikte epey ustalaşmış durumdalar. Öyle ki yarışmada üçhaneli 15 sayıyı yalnızca 2 saniyede toplayabilenler var. Evet, sadece 2 saniyede.
İnanılmaz değil mi bu söylediğim? Öyle gibi gelse de aslında bu bize insan beyninin sınırlarının ne kadar zorlanabileceğini de gösteriyor. Kaldı ki bu tür örnekleri fiziksel çaba gerektiren aktiviteler üzerinde de örneklendirebiliriz. Mesela müzisyenler veya sporcuların da kullanabileceği bir yöntemdir bu. Nasıl olduğunu da kısa bir aradan sonra konuşacağız elbette.
Evet, zihin gücümüzle gerçekliği nasıl bükebileceğimiz üzerine konuşmaya kaldığımız yerden devam edelim. En son bunu fiziksel çaba gerektiren aktivitelerde de kullanabileceğimizi, hatta müzisyen ya da sporcuların da bu yöntemlerden faydalandığını söylemiştim hatırlarsanız. Normalde enstrüman çalan birinin öncelikle bir enstrümana sahip olması gerekir değil mi? Ama görünen o ki, enstrümanın zihinsel bir kopyasına sahip olmak da aynı etkiyi yaratabiliyor. Ve bazı müzisyenler buna yönelik yapılmış bilimsel araştırmalardan çok önce de bu yöntemin farkındaydı. Matthew ve Sandra Blakesley'nin 2007'de yazdığı The Body Has a Mind of Its Own kitabından bir örnekle açıklayayım size bunu.
Kitapta bir vakadan bahsedilir. Bir keman virtüözü bir sebeple hapse girer. Ve bu müzisyen, hapishanede geçirdiği 7 yıl boyunca kemanı olmadan her gün zihninde pratik yapar. Ta ki serbest kaldığı günün akşamına dek.
En nihayetinde gerçek kemanına kavuşan bu kemancı hapse girmeden önceki halinden çok daha müthiş bir keman performansı sergiler. Zihinsel pratiği onun hassas motor becerilerini de korumasına ve hatta geliştirmesine yardımcı olur kısacası. Garip olan şey ise şu. Şimdi bu insanlar zaten müzisyen. Onların zihinsel pratik yapması kolay diye düşünebilirsiniz. Fakat Harvard Medical School'dan Alvaro Pascual Leone'nin yaptığı bir çalışma çok ilginç bir şeyi ortaya koyuyor. Bu deneyde daha önce hiçbir müzik aleti çalmamış bir denek grubu yer alıyor.
Bu gruba sadece piyanodaki bazı parmak hareketlerini ve tuşlara nasıl basılacağını göstermiş Leone. Ardından denekleri ikiye ayırmış. Bir gruba bir hafta boyunca her gün iki saatlik fiziksel bir piyano pratiği yaptırırken diğer grubunsa sadece zihinsel olarak piyano çalışması yapmalarını istemiş. Bir haftanın sonunda iki grup üzerinde yapılan fMRI görüntülemelerinde hem fiziksel hem de zihinsel pratik yapanların beyinlerinin aynı bölgelerinin aynı şekilde değiştiğini gözlemlemiş Leone. Görünüşe göre insan beyni aradaki farkı pek anlamıyor. Yani piyano çalma hareketlerini zihninizde çok güçlü bir şekilde simüle edebilirseniz gerçekten de çalabildiğinizi düşünüyor beyniniz. Bu noktada daha çarpıcı bir örnekten bahsetmek istiyorum size.
2004'te Cleveland Clinic Foundation'dan bir grup araştırmacının tasarladığı bir deney buda. Öğrenmeye çalıştıkları şey ise şu. Belirli bir fiziksel aktivitenin zihinsel olarak pratik edilmesi, vücudun o bölgesinde bir değişiklik yaratabilir mi? Yani kol kası çalıştığınızı düşündüğünüzde kol kaslarınız gerçekten de gelişebilir mi?
Saçma duyuluyor değil mi bu? Yani. Olmaz canım öyle şey diye düşünüyor insan ister istemez. Fakat erken karar vermeyin derim ben. Şimdi burada 3 grup belirliyor araştırmacılar. Bir grup işaret parmağını sağa sola hareket ettiriyor. İkinci grup hiçbir şey yapmıyor. Üçüncü grupsa yine işaret parmağını sağa sola hareket ettirdiğini hayal ediyor. Tam 12 hafta boyunca sadece bunu yapıyor denekler.
Deney sonucu ise gerçekten çok ilginç. Parmağını gerçekten hareket ettiren ilk grubun parmak kuvvetinde %53'lük bir artış gözlemleniyor. Hiçbir şey yapmayan gruptakilerin parmağında herhangi bir değişiklik olmazken düzenli olarak parmağını hareket ettirdiğini hayal eden gruptakilerin parmağındaysa ortalama %35'lik bir kuvvet artışı gözlemleniyor. Yani anlayacağınız üçüncü gruptaki denekler parmaklarının hareket ettiğini beyinlerine inandırmayı başarmışlardı. Ve onların beyinleri de buna uygun bir fiziksel tepki vermişti. Çok garip değil mi? Tabi bu tek örnek değil. 2007 yılında Kanada'da da benzer bir çalışma yapılmıştı.
Bu deneyde araştırmacılar kalça kaslarına yoğunlaşmıştı. Burada da bir grup ağırlık kaldırarak kalça kası çalışmış ve deneyin sonucunda %28.3'lük bir kuvvet artışı elde etmişlerdi. Ağırlık kaldırıp kalça kasını çalıştırdığını düşünen grubun kalça kaslarındaysa deney sonunda ortalama %23.7'lik bir güç artışı gözlemlenmişti.
Yani beyninizi doğru eğittiğinizde, zihninizde gerçek bir fiziksel aktivitenin kusursuz bir simülasyonunu oluşturabildiğinizde beyniniz bunu gerçeklik olarak algılıyor. Bununla da kalmayıp bedeninizde buna uygun olarak fiziksel değişiklikler de yaratıyor. Bu bağlantıyı yani zihinsel egzersizlerle yaşanan fiziksel değişimlerin nasıl olduğunu hala tam olarak çözebilmiş değiliz bu arada. Nörobilimciler bu bağlantıyı kurabilmek için araştırmalarını sürdürüyorlar. Fakat size anlattıklarıma benzer sayısız çalışma yapıldı bu doğrultuda. Birçoğu da çok önemli bir şeyi söylüyor bize. Beynimizi yeterince doğru kullanmıyoruz. Aslında onu kandırabiliriz. Beynimizdeki motor nöronlar zihinsel egzersizlerimizden yeterince elektrik alabildiği zaman minyonlarını gönderip bedenimizde kasları güçlendirebilir belki de.
Ama dediğim gibi bunun detayları hala net değil. Bir reçetesini, kesin bir yöntemini bulabilmiş değiliz henüz. Fakat şunu söyleyebiliriz. Sadece hayal gücümüzü kullanarak hiç de hayali olmayan sonuçlar elde edebiliyoruz. Kısacası siz şu an olduğunuzdan çok daha fazlasısınız.
Düşünce ve hayal gücü dünyanızı doğru organize eder. Bunları doğru bir şekilde yönlendirebilirseniz hem kendi bedeninizle hem de hayatınızda inanılmaz değişimlere yol açabilirsiniz. Denemeden asla bilemezsiniz. Değil mi?
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.