Podcast

yasta değil hastayım 🤧😷🤒

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Peribacası Fakültesi Dekanınız yasta değil, hasta... Ama ona rağmen yapmam gerekenleri yapıyor, ne doktorluktan ne influencerlıktan ne podcasterlıktan ne de peribacası fakültesi dekanlığından istifa etmiyorum, etmeyeceğim! Siz sevgili bacılarımın da benim gibi sürekli hastalıktan şikayet ettiğini duyuyorum. O zaman gelin bu bölümde önce her zamanki gibi düşmanımızı tanıyalım, hastayken yasta olmamak için neler yapıcaz öğrenelim ve artık şu bağışıklık meselesine çözelim diyorum, ne dersiniz?



Hadi gelin, bölümde bekliyorum gurolll!!!






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.395 kelime · ~22 dk okuma

Hello Peri Akademisi! Peri bacısı fakültesi dekanınız yasta değil, hasta. Şimdi eşim, dostum beni hastayım sanıyor, yastayım. Belki tam tersi ama hiç kimse bilmiyor arkadaşlar. Whatever. Ne diyeceğim? İki haftadır hastayım ama biliyorsunuz ki yine ayaktayım, dimdik, sizinle beraberim. Hem Instagram'da, hem burada, hem hastanede yapmam gerekenleri yapıyorum.

Doktor Gületç Radyo'ya hepiniz hoşgeldiniz. Yeniden hoşgeldiniz. Şimdi ben ne hastası oldum? Anlatayım biraz. Bakalım tanıdık gelecek mi? Bir sabah kalktım böyle tamam mı? Boğazımda bir gıcıklık. Böyle üzerimde bir halsizlik. Tüm kemiklerim ağrıyor. Böyle başım ağrıyor. Böyle vücudumdan sanki sular çekilmiş. Çöldeyim yarabb. Yok mu bir derman? Hemen kalkıyorum. Diyorum ki tamam. Başladı vücut. Başladı bro star saham. Ve kafamı açtım. Altını yolla. Ne yapacağım arkadaşlar? O zaman hemen güçleri sahaya yollayacağız değil mi? Ne yapıyoruz? Öncelikle biz doktorlar buna diyoruz ki üst soğunum yolu hastalıkları ve enfeksiyonları yani üst ye. Peki bu niye olur? Hemen böyle antibiyotiğe sarılayım mı? Şimdi öncelikle bu burun akıntısı işte göz akıntısı falan biz bunlara ayıt ediyoruz tamam mı? Grip mi? Nezle mi? İşte boğazınıza falan bakıyoruz, sırtınızı dinliyoruz bir şey yapıyoruz ya işte orada ayıt ediyoruz. Mesela

Diyoruz ki bu tonsillit mi? Yani bademcik değil tabii. Kriptik tonsillit mi? Yani o kriplerin, o beyaz taşların böyle kötü ağız kokusu yapan taşlar var ya. İşte onlar mı falan. Ama arkadaşlar günün sonunda bu üst solunum yolu enfeksiyon dediğimiz hastalıkların çoğu virüs sebepli. Yani viral. Yani antibiyotik etki etmez. Yani bu ne antibiyotik? Bakterilere karşı savaşıyor. Çünkü niye? Antibiyotik, biyotik, biyo yaşıyor. Ama virüs normalde yaşamıyor biliyorsunuz ki.

Transkriptin tamamını oku

Bizim bedenimize girince yaşıyor. Garip bir yaşam formu. Kime benzedi? Biliyorsunuz narsistlere. Bu arada ben sabaha çok kötü bir haldeydim. Şu an saat 12.30 falan. Ne oldu biliyor musunuz? Sabah çok kötüydüm. Babam dedi ki, kızım nasılsın? İyi misin? Geldi başım falan sıvazladı. Böyle bir psikolojik destek. Çok iyi geliyor biliyorsunuz ki.

Çünkü ilk ben buraya geldiğimde babam da yoktu, tek başıma hasta oldum. Dedim ki böyle hayat mı geçer? İlk yanımda şu an şükür. Neyse sonra bana güzel bir omlet yapmış, ıhlamur yapmış, ilaçlarımı verdi. İlaçlara geleceğim, ne alıyorum, ne ediyorum falan. İlaçımı vermeden etken madde konuşabiliriz. Basit şeyler bunlar, anlatırım size. Hepiniz biliyorsunuz onları zaten. Bir de ekstra bilmedikleriniz var, çok hızlı konuştum. Niye böyle oldum biliyor musunuz? Çünkü arkadaşlar böyle yatakta yata yatağa o rotting in bed deniyor İngilizce. İşte bir şeye varamıyorsunuz. Hastayken gerçekten eğer azıcık enerjiniz varsa ki hepimizin aslında oluyor bir yerde. Bir iki gün falan kötü oluyorsun da. Sonra böyle hafif bir yürüyüş, birazcık canlılık, birazcık hayata geri dönmek öyle güzellik yapıyor ki. Size bir story koydum. İşte hastalıkla ilgili video çekeceğim çünkü hepimiz hastayız. Pardon, podcast kaydedeceğim. Hepimiz hastayız çünkü falan dedim. Allah! Orada kaydedeyim. 12 dakikada arkadaşlar gerçekten binlerce soru gelmiş. Dedim yani demek ki aciler bu yüzden kalabalık. Neyse, umuyorum ki tabii ki hepsi olmasa da çoğu konuyu kapsamaya çalışacağım. En azından bir giriş olsun. Tabii ki çünkü hepimizin farklı sebeple hastalıkları oluyor ama bu grip falan çok gerçekten genel konuşulabilecek konular.

Sonuç olarak ben eskiden sürekli kriptik tonsilt oluyordum. Yani o taşların olduğu, bademciklerin böyle dona kadar şiştiği, ağzının içini doldurduğu, iştahtan kesildiğin bir şey yemek istemediğin yer böyle mahvediyor. Özellikle yurt dışına falan çıktığımda ya da tacile gittiğimde kortizolüm düşüyor ya, kortizol düşünce o bağışıklık baskılanıyor aslında ve direkt enflamasyona başlıyor vücut. Kendini saldın, aa diyor ki tamam burası, o zaman hastalık gömelim. Bir kere ne oldu biliyor musunuz? Geri dönmek zorunda kaldım. Çok ülke oldu benim böyle. Mesela Afrika'dan bu yüzden döndüm. Kenya'da böyle bir yerde kalıyordum. İşte su bile yok. Anlatacağım onları bir gün hikayede. Artık şeydeyim bir de, Masai Mara'dayım tamam mı? Bir kabiledeyim falan. Ve geberiyorum hastalıktan. Antibiyotik dalmamışım yanıma. Çünkü o zaman benim kritik tonsilin sebebi bakteriyeldi.

Buna böyle bakmanın yolları var. Oradan sürüntü alıyorsun. Bakteriyel mi viral mi ona göre tedavin değişiyor. Her neyse böyle masayım maradayım. Böyle hiçbir şekilde gidiş yok. Hani ben hasta oldum gideyim de otobüse geri döneyim ya da işte toplantı taşıma falan yok arkadaşlar. Bir şekilde hallettim oraları ayağa kaldırdım. Ben geberiyorum, ölüyorum falan filan. Çünkü ölüyordum gerçekten.

Anjiödemim de var ya benim. Anjiö, nörotik anjiö ödem. O yüzden şişiyor da olabiliyorum yani. Sıkıntıya girebiliyordum o zamanlar. Sonra ne yaptım? Tonsillektomi oldum. Bademciklerimi aldırdım. Bu her böyle hasta olan kişi bademciklerini gidip aldırmasın tabii ki. Bunun belli başlı bir konjüktürü var. KBB'ye gidiyorsunuz. KBB size böyle testler yapıyor. Alması gerekiyor mu? Gerekmiyor. Ona göre cerrah söylüyor. Tamam mı? Gidip de hemen ben de o zaman alacağım demeyin. Neyse aldıktan sonra rahatladım. Yani her tatile gittiğimde bu olmuyor. En azından bakteriyeli olmadığı için böyle daha kötü sonuçlara yol açmıyor. Ama şimdi ne oldu bana? Ben üst solunum yola enfeksiyonu oldum. Başladı kırılganlıklarım. Hemen ne yapıyorum arkadaşlar? Ateşimi ölçüyorum. Bizim bir doktor olarak ateş var dememiz için 38.3'ten yukarıda olması lazım. Bu konuştuğum tüm genel konular pediasyayı kapsamıyor. Çocuklar için değil, ben yetişkinler için konuşuyorum. Çocuklarda çok daha korumacı oluyoruz, çok daha detaylı bakmamız gerekebiliyor. Çünkü onların bir enfeksiyonu atlatmasıyla bizimki bir dil tabii ki.

Ateşim 38.3'ün altındaysa, hastalığım yeni başladıysa, özellikle hani bazı böyle göğüsten gelen... Olur ya hocam göğüsten geliyor onun öksürüğü falan. Yani uzun süreli bir bronşit, bronşolit gibi bir öykünüz falan yoksa tamam mı? Böyle bunu ilk başta kendimiz tedavi etmemiz gerekebilir. Tıp fakültesinde şöyle derler yazmış bir tane takipçim. Tıp fakültesinde derler ki ilaçlı 7 gün, ilaçsız 1 haftada iyileşirsin.

Çok hoşuma gitti. Aslında çok doğru bir yerde de. Çünkü çoğu hastalığın sebebi bu anlamda üst solum yolunun viral olduğu için, virüs olduğu için virüslerin de antibiyotik gibi bir tedavisi yok. Çünkü neden? Demiştik. Antibiyotikler bakteri etki eder. O zaman virüsten ne yapacağız? Antivirüs yok mu? Antivirüsler her antivirüs, her virüs etki de etmiyor. O yüzden antivirüsler gidip direkt çare olmuyor. Ki o ilaçlarda yan etkileri falan var. Öyle çok sık kullanabileceğimiz şeyler değil. Bunun en güzeli ne biliyor musunuz? Şimdi anlatacağım.

Öncelikle, en önemlisi hasta olduğumuzda normalden daha çok uyuyacağız. 9,5-10 saat arkadaşlar. Uyku o kadar önemli ki. Gerçekten bazen, anneniz bu konularda bilgiliyse anneniz dinleyin. Anneniz bu işi biliyor. Çünkü uyku, sonra beslenme, içtenmiş gıda yemeyeceğiz, sulu gıdalar. Çünkü bu zamanlarda su çok önemli. Yani her zaman su önemli ama özellikle idrar yollarında falan ve böyle üst soğumlu yollarında su çok önemli. Şöyle düşünün, en basitti tamam mı? Size en basit fizyoloji.

Ne yapacağız biz? Su içeceğiz, içeceğiz, içeceğiz. Sonra terleyeceğiz. Sonra o terimizle beraber ve idrarımızla beraber mikropları atacağız. Böyle düşünebilirsiniz, tamam mı? Bunu hayal ettiğinizde suyun ne kadar önemli olduğunu daha iyi algılayabiliriz. Su çok önemli. Mikropları suyla atacağız gibi düşünebiliriz. Sonra terleme kısmında ne geliyor? Şimdi ben bunu kapattıktan sonra babama diyeceğim, baba beni götür hamama. Hamama gideceğim. Toksinlerimi atacağım. Hamamdan sonra güzel bir masaj yaptıracağım. Rahatlayacağım. Ve hamamda dehidrata olmayayım diye, yani susuz kalmayayım diye ne yapacağım arkadaşlar? Atom içeceğim. Ne bu atom? Ayran. Niye? Tuz var orada. Ne yapacak? Dengeyi sağlayacak. Hamestazesi. Maden suyu artı limon. Bu üçü var ya muah! Muhteşem. Hidrasyon dedik. Su alacağız dedik. Ondan sonra

Eğer arkadaşlar birazcık kendinizi iyi hissettiyseniz yürüyüş çok önemli. Böyle büyük sporlar demiyorum vücudunuza boşu boşuna stres yüklemeye gerek yok. Ama böyle güzel bir yürüyüş, doğada şöyle oksijenasyonun arttığı o kadar iyi gelir ki. Ve derim ki böyle 3-4 gün bunu yaptınız ve kendinize gelemiyorsunuz, tamam mı? Böyle öksürgünüz çok arttı falan. O zaman tabii ki doktora gidin, bir bakın bakalım. Bronşit mi oldunuz, bronşörit mi oldunuz? Ya da daha farklı böyle zatürreye falan mı çevirdi? Tabii ki bunlar bakılır ve bunun tedavisi ayrıca verilir. Bunun için kendiniz veremezsiniz. Ama diğer türlü dinlenmek, vitaminlerimizi güzelce alabilmek, özellikle yiyeceklerden. Çünkü zaten hastayız, oturup dinlenebiliriz, tamam mı? Çok daha önemli. Gelelim şimdi serum konusuna.

Eczanda olmayan, ecza deposundan, yurt dışından getirilen bazı ampuller var. Bazı ilaçlar var diyeyim ya da takviyeler. Bunları koydurabilirdim. Ama bunu da yapmadım şu an için. Çünkü dinlenebiliyorum. Dinlenmek, iyi beslenmek, bol su içmek, C vitaminini dediğim gibi almak, bazı quercetin gibi takviyeler almak. Fakat bu takviyeler, mesela quercetin arkadaşlar yüksek dozda baya böbre, toksik. Ben şimdi bunun yüksek dozunu biliyorsam, içtiğim diğer ilaçlar etkileşimi biliyorsam o yüzden alıyorumdur. Sadece korsetin de almıyorum. Bir sürü şey alıyorum. Ben size bunlardan çok bahsetmek istiyorum. Bana en çok sorduğum soru bu. Takviye ne alıyorsun? Ama ben biliyorsunuz ki böyle etik olarak çok büyük hissediyorum üzerimde. O yüzden bir gün size bunlardan bahsedeceğim ama nasıl biliyor musunuz? Her biri için ayrı podcast yapacağım. Her birini şöyle şöyle anlatacağım. Çünkü gerçekten kendimizin yarı doktoru olursak bu bizi canımızdan edebilir. O kadar önemli ki. Şöyle düşünün, yani suyu bile fazla içtiğimizde zehirli olabiliyor. Zehrin olayı nedir? Dozdur demiştik değil mi? O yüzden bunları anlatmıyorum. Bir şey sakladığım için değil. Mesela ayfalipayık asit, ben diyorum ya, herojen, peroksisi geciktiriyor falan, blöke ediyor, saçımızın beyazlamasını engelleyebiliyor. Ama arkadaşlar, ayfalüpayık, asit, kaypastalı olan birisi için bir zehir olabilir. Şimdi ben bunu nasıl diyeyim ki alınır? Şimdi alacak bilmeyecek bir şey olacak ya. Çok büyük vebal yani. Gerçekten çok büyük bir etik problem. Çünkü bunlar öyle basit şeyler değil. Basit olsalardı zaten çok etkili olmazlardı.

Değil mi? Şimdi ben bu hastalığımda ne yaptım? Ki gelen hastalarıma da bunu söylüyorum. Öyle hani tam antibiyotik yazayım, soğuk algın ilacı yazayım, işte bir de ateş düşüşü yazayım. Gidin bunları kullanın. Şimdi de size serum yapalım. Oh mis gibi şeysi kalmaz. Hayır arkadaşlar, bu iş böyle değil. Ayrıca zaten o serumun içinde biz alerji olmasın diye bazı alerji önecek ilaçlar da koyuyoruz ki bunlar dayanışki yapabiliyor.

Eğer bir kere görürseniz serumdan dolayı ağzı kaymış hasta ya da anaflaksi geçirmiş hasta, o zaman gerçekten diyorsunuz ki değer mi ya? Kar zarar değer mi? Eve gidin dinlenin. Bunlar için çok çok çok daha yararlı. Sabah kalktım, böyle boğazım gıcık, boğazım kötü. Ne yaptım? Şöyle güzel bir ıhlamur. Bolca limon. Tamam mı? Sonra böyle karanfil de çiğnedim. Antiseptik özelliği olsun diye. İçine güzel de bir bal ekledim. Bir de acı ekledim. Mis gibi onu içtim. Bir. İkincisi, ateşim vardı. Ateşimi düşürmek için dua etsem daha iyi dediğiniz ama bence gerçekten, ki bence değil yani bilimce ateş düşürmede özellikle ağrı kesici olayı başka etkili olan ateş düşürücü var ya. Hepimizin bildiği. Onu içtim. Maror limonu. Marul. Ya, içtim işte onu ve çok da iyi geliyor. Neyse, sonra arkadaşlar, 4 saat sonra bir de soğuk algınlığı ilacı var. Benim bir tane çok sevdiğim kendim. Hepinize iyi gelen başka bir soğuk algınlığı ilacı olabilir. Bu da gerçek arkadaşlar. İlacın mustahser adı değiştikçe size etkisi de değişebilir. Hem placebo olabilir bu, hem de biyoyarlanımı ya da sizin hücrenize iyi gelen kısım değişebiliyor. O yüzden sevdiğiniz bir soğuk algınlığı ilacını içebilirsiniz.

Sonrasında ne yapıyoruz? Böyle güzelce terliyoruz tamam mı? Ya terledik yatakta terledik terledik terledik. Sonra toksineri attık. Sonra hemen duşa. Ilık. Ne sıcak ne soğuk. Ilık. Güzel bir duş alıyoruz. Sevdiğimiz şarkıyı da açıyoruz. Tamam mı? Ya kal ya git ya sev. Sonra güzelce terledik. Sonra mis gibi olduk. Saçımızı kuruttuk. Tamam mı? Sonrasında 1-2 saat 3 saat sonra biraz yine dinleneceğiz. Dinlenmek çok önemli. Bir arkadaşımıza falan konuştuk. Ya da bir film izledik. Size film önerisi de yapacağım.

Sonra güzel bir yürüyüşe çıkabiliriz. Hava da güzelse, üstümüzü iyice sardık, alnımızı şunumuzu soğuk almayalım. Bu arada rüzgar bizi hasta etmez. Rüzgarların üstüne bağışıklığımız düşebilir. Bizi virüsler ve bakteriler hasta eder, tamam mı? Rüzgarı etmiyor hasta yani direkt, onu da söyleyeyim. Yürüyüşümüze çıktık. Sonra evimize geldik arkadaşlar. 2-3 gün böyle dinleniyoruz. 4 gün, 5 gün. Geçmiyor, dinlendik ettik. O zaman tabii ki doktora gidelim.

Hangi doktora? Aile hekimine. Tamam mı? Bir de bol protein ve en önemlisi sulu yeşillikler. Mesela salatalık falan değil mi? Bol böyle su oranı olacak. Ayrıca portakal suyu. Ben babama böyle portakal suyu sıktırıyorum. Sürekli sürekli onu içiyorum. Sonra ne yapıyorum? Kapya biber yiyorum. C vitamininden zengin ne varsa hemen böyle güzelce yiyorum onları ki yedim yaptım şu anda da yiyeyim.

Fakat böyle göğsümden gelen böyle hiç bitmeyen devamlı bir öksürüm olsaydı, o zaman ne yapacaktım arkadaşlar? Gidecektim güzel bir göğüs doktoruna, çekinecektim bazı görüntülemeleri. Sonra o bana bakacaktı, beni dinleyecekti. Ona göre belki alerjen bir durumum var, belki bronşit oldum, belki kronik bronşittim zaten falan. Bunlar için tamamen ayrı bir tedavi verilecek bana. Evet, bu bölümün ilk bölümünde üstolunma enfeksiyonu nedir, ne değildir, ne zaman doktora gidelim, ne yapabiliriz, biraz anlatmaya çalıştım. Eğer bu netse, siz şimdi birazcık bir şeyler dinleyin ikinci bölüm için. Peki, hastayken nasıl ayakta kalırım için? Tekrar buluşalım. I love you. I'll be back soon.

Hoş geldiniz. Ay ne diyeceğim size. Bu ara bana sürekli kim mail atıyor biliyor musunuz? Podcast ile ilgili ödül veren kuruluşlar. Diyorlar ki işte ödül tarihinde sizi aramızda görmek istiyoruz falan. Sanırım ödül alacağız arkadaşlar. Çocuğum büyüyor. Bir de bu benim çok mutlu eden şey oldu. Türk Miskin yani Türk Kütüphane Öğrencileri Birliği'nin işte ödül tarihinde. Onlar da yılın enleri ödüllerini vermek istiyorlar. Hem böyle, işte yılın en iyi influencer'ı, doktor influencer'ı altında ismim var adaylarda. Hem de şeyde, en iyi podcast. O kadar mutlu oldum ki. Yani, bilmiyorum, Türk tıp öğrencileri olması beni ayrı bir duygulandırdı falan. Çünkü o zamanlar ben de çok seviyordum. Türk miskin sınavları falan var, yurt dışında gönderiyor sizi. Ben o zaman katılmıştım. Hem tıp derslerinize bakıyorlar, hem İngilizce sınavı oluyor falan. Neyse, Brezilya'ya gidecektim. En son anda böyle iptal ettim falan, gideceğim yer. Çünkü biraz korkutucuydu. Annenler dedi ki, oralar çok favela var, favela. Ben de o yüzden gitmedim. O zaman Amerika için değiştirmiştim falan seçeneğimi. Her neyse arkadaşlar teşekkür ediyorum hepinize. Eğer bu ödülü kazanırsam ki bence biraz da kazanacak gibi duruyorum çünkü paylaştım ya o kadar kişidir ki abla oy verdim, abla oy verdim. Benden gördüğüm kadarıyla 19 bin kişi falan linke tıklamış. Yani tabii sosyal medyanın da gücü de var. O yüzden bu ne kadar haklı oldu bilmiyorum ama teşekkür ediyorum yine de. I love you. Söylemiş miydim? Şimdi devam ediyoruz. Neyle? Sorularınızla.

O kadar çok soru var ki, siz de gördünüz zaten. Hani hepsini tabii ki cevaplayamayacağım. Ama aradan böyle bakacağım, böyle konuşmak istediğinizi daha çok düşündüğüm soruları cevaplayacağım. Anlaştık mı?

Özellikle hastayken mod yükseltici yiyecek, içecekler ve izlenecek diziler nelerdir? Çok güzel bir soru. Niye biliyor musunuz? Çünkü gerçekten yiyecek, içecek ve bu diziler mod yükseltiyor. Hangi yolla? Serotonin artışıyla. İzlediğimiz diziler, yediğimiz yiyecekler ya da hoşumuza giden şeyler, bizi mutlu eden şeyler ne yapıyor? Serotonini yükseltiyor ve bizi mutlu ediyor. Tamam, okey, çok güzel. Peki biz hangi yiyeceklerden alacağız bu serotonini ve bu nasıl oluyor? Gelin biraz kısaca anlatayım.

Şimdi çok önemli bilgi arkadaşlar. Serotonin nerede üretilebiliyor musunuz? %95'i bağırsaklarımızda. Yani yediğimizle içtiğimiz çok önemli.

Ve neyden üretiliyor? Triptofan diye bir amino asitten. Ama gel gelirim ki biz bu triptofanı maalesef ki vücudumuza üretemiyoruz. O zaman neyden alabiliriz? İşte bazı yiyeceklerden ve içeceklerden. Gelin bunlara örnek veriyorum. Beyaz et yani hindi ya da tavuk. Tombalı seviyorsanız eğer. Yulaf. Tabi eğer yulafa alerjiniz varsa falan gülten tüketmiyorsanız bunları da tüketmeyin. Gültense yulaflar var. Yulafın kendisinde gülten yok da işte gülten karışabiliyor falan filan.

Eğer çıkartıyorsanız peynir, süt ve diğer böyle tam yağlı yağdan kopmayacağız bunlar da süt ürünleri. Sonra muz, muz çok önemli triptofan kaynağı, serotonin kaynağı daha doğrusu. Vişne ya da sığır kolajen peptitleri. Bunun yanında triptofan seviyemizi yükseltmek için triptofan açısından zengin gıdalara örnek vereyim. Özellikle bunları böyle akşam yatmadan önce yiyebiliriz. Mesela beyaz pirinç, yumurta, fındık, mercimek, susam tohumu, ağaç çiçek tohumu,

Tamam mı? İşte kiraz demiştik. Avokado. Ama çok olgunlaşmış olmayacak. Ve muz da olgunlaşmış olmayacak aynı şekilde. Tamam mı? Bunları yiyebiliriz ve ne izleyebiliriz? Ben ne izliyorum biliyor musun? Young Sheldon. Beni o kadar mutlu ediyor ki. O kadar serotoninimi arttırıyor ki. Muz, kakao, böyle biraz süt falan. Hatta varsa kemik suyu, tozu. Bunun gibi bir karışım yok. İçebilirsiniz. İçine birazcık tuz da koyun. O tuz tadı çok güzel böyle vurguluyor.

Bunun dışında hazır gelmişken ben şimdi iki tane film izleyeceğim. Bugün inşallah. Ben çok zor film izliyorum. Sinemaya gittiğimde de böyle genelde aradan sonra tekrar girip izleyemiyorum. Acaba neden? Tahmin etmişsinizdir diye düşünüyorum. Ama olsun. Yaşıyorum.

Şimdi izleyeceğim ilk film herkesin de bildiği Substance. Gerçekten çok merak ediyorum. Onu izleyeceğim. İkincisi de The Hours. Yani saatler. Ama Türkçe'sini nasıl çevirdiler bilmiyorum. The Hours. Onu izleyeceğim. Siz de izleyin. Bana yazın bakalım. Beğendiniz mi? Bu filmler hani... Bana bu arada Psychological Trigger yani psikolojik gerilim o kadar güzel geliyor ki bayılıyorum. En sevdiğim tür o. Korku filmi de seviyorum. Romantik komediler çok izleyemem. Yani özellikle sıkılıyorum arkadaşlar. Konuyu anlayınca tamam diyorum gerisi bana hoş gelmiyor. Dizi olarak da Ayak İşleri izleyeceğim. Prense bayılıyorum. Üçüncü sezonu bekliyorum. Çok seviyorum gibi çok seviyorum. Durum komedisi seviyorum anladığınız üzere.

Şimdi gelelim diğer soruya. Burnum tıkanınca beynim de tıkanıyor. Arkadaşlar bu ne güzel bir gözlem. Gerçekten böyle çünkü. Neden böyle? Gelin biraz anlatayım. Birincisi özellikle çocuklarda öksürmenin en büyük sebebi burnun tıkanıklığı arkadaşlar. Neden? Burnumuz tıkalı olunca

Ne oluyor? Burun normalde kırlarımız falan var ya süzüyor mikropları, filtreliyor daha doğrusu. Ama ağzımızda öyle bir şey yok. Ağzımızda öyle bir şey olmadığı için mikroplar hemen giriyor ve burnumuzdan almıyoruz, ağzımızdan alıyoruz sürekli. O zaman mikroplar süzülemiyor, filtrelemiyor. Hemen ne yapıyor? Gidiyor boğazlarımıza, gidiyor tüm vücudumuza böyle. Ne yapıyor? Sistemik bir şekilde de etkiliyor ve biz hasta oluyoruz. O zaman ne yapacağız? Öncelikle burnumuz tıkalıysa çocuklarda veya kendimizde hasta olmadan hemen burnumuzu açacağız. Bunun için deniz tuzları var. Deniz tuzlu böyle su karışımı yapıyorsunuz. Çok güzel. Kendiniz tuz, ılık su falan bunu da evde yapabilirsiniz. Hiçbir şey almanıza gerek yok. Böyle onu...

Sıkın. Diğer bir taraftan çıkarın. İyice açana kadar burnunuzu açın. Burnunuz çok önemli. Ayrıca gece uyurken... Bakın çok önemli şeyler söyleyeceğim şimdi size. Bunu hep soruyorsunuz. Ben niye ağzımı bantlıyorum? Ağzımda derdim mi var? Şimdi ben niye ağzımı bantlıyorum arkadaşlar? Burnundan nefes almak için. Niye peki burnundan nefes almak bu kadar önemli? Çünkü burnundan nefes almak daha fazla nitrik oksit yaratıyor. Ne nitrik oksit. Ne işe yarıyor bu? Oksijen ve kan akışının artmasına ve kan basıncının düşmesine yarıyor. Ve aynı zamanda uykuyu daha iyi almamızı sağlıyor. Ve ağzımızdan nefes aldığımızda sadece horlamakla kalmıyoruz arkadaşlar. Ne yapıyoruz? Yüksek tansiyonlar ve uyku apnesine davetli çıkarıyoruz. Ayrıca ne oluyor? Ağzımızdan nefes alınca ağzımız kuruyor. Ağzımız kuruyunca orası bakterilere çok daha fazla açık hale geliyor.

Tamam mı? Sabah kalkıyoruz da boğaz kuruluyla falan işte sonra hasta oluyoruz. Ayrıca bu boğaz kurulumuz bizi gece daha fazla uyandırabiliyor. Ve biz gece uyandığımızda ne oluyor arkadaşlar? Uyandık artık. Ne oldu? Cortisol salgılandı. Ne oldu? Melatonin kısıldı. Uykumuzdan verim de alamıyoruz. Yani herkese ağız bantlayın demiyorum. Bakın gidin muayene olun. Ağız bantlamaya uygunsanız ağzınızı bantlayın. Ben bantlıyorum ve çok da memnunum. Ama ne yapıyorum? Hipoallerjinik bantlar kullanmaya çalışıyorum ki alerji olmasın. Ağzının etrafı çıkarken tarış olmasın. Tarış oluyorsa da bir krem sürüp üzerini bantlayabilirsiniz. Kademeli kademeli başlayabilirsiniz. Tüm ağzınızı değil de böyle falan filan bunları konuşurum daha sonra isterseniz. Ama ağız bantlamayı ben yapıyorum. Memnunum. Boğazım kurumuyor.

Diğer bir soru. Büşra sormuş. İnsanlar neden ilaçlara güvenemez oldu? Geçmiş olsun Prenses Peri. Teşekkür ederim Peribacım. İnsanlar ilaçlara güvenmez olması çok normal çünkü her yerde çürük elma var. Çünkü çürük elma diyeceğim rahatlıkla insanları sağlığıyla oynayamayız arkadaşlar. Bu şekilde oynayamazlar. Bugün bir tane gördüm. Profesör hatta kendisi diyor ki

İnsanlara LDL'yi, kötü kolesterolü de tanıtıyorsunuz. İşte kolesterol düşürücü ilaçlar veriyorsunuz, statinler falan. Ve bu sayede insanların sağlığıyla oynuyorsunuz diyor. Bir profesör bunu diyor. Ve altınıza yazıyor ki diğer bir hastalığa. Evet hocam, bize dediler ki hayat boyu bu ilacı kullanmanız gerekiyor falan filan. Arkadaşlar yüksek kolesterol ile ölürsünüz ya. Böyle bir şey mümkün mü? Bu gerçekten çok büyük bir suç. Bunların susturulması lazım. Ben şok oluyorum. Hadi aşı karşıtıları, hadi yani tamam diyeceğim. Ona tamam değil de. Bunun gibi, yani gözle görülü odadaki Filistin'i nasıl inkar edip bile dersin ki yüksek kolesterolüyle eşit kötü? İnanamıyorum gerçekten. Tabii böyle bir ortamda, çıkıp bir profesörün bunu dediği bir ortamda ben de sizi anlıyorum yani güvenemez oluşunuzu fakat gerçekten yine aynı şeyi söyleyeceğim. Küçük bir kirin tüm denizi kirletmesine izin vermemeliyiz. Bilmiyorum, herhalde iyi değil yani. Ben iyi olmadığını düşünüyorum artık psikolojik olarak böyle insanların. Çünkü bu gerçekten sadece ve sadece topluma zarar ve kötülük bu. Hani bazı insanlar var ya da aptal, salak, kötü, akıllı falan böyle dört bir ayrım vardı şimdi karıştırdım. Bu gerçekten kafası çalışan kötü biri, profesör olmuş.

Doktor olmaktan en çok mutlu olduğum konu ne biliyor musunuz? Bir şeyin gerçeğini açıp araştırabiliyorum ya. Diyorum ki yani hani her şeyi geçtim şükürler olsun bunun için doktor olmaya değer. Çünkü PubMed açıp onu okuyabilmek ve doğru bilgiye erişebilmek o kadar büyük bir lüks ki. Yani iyi ki diyorum bunu anlayabilecek kapasitem var. Mesela şunun sözünü veriyorum. Hiçbir zaman, hiçbir şekilde, bu zamana kadar sponsorlu hiçbir şey yapmadım ama

yaparsam da bilin ki inandığım, bildiğim, bilimin önderliğinde inanmadığım hiçbir şeyse söylemeyeceğim. Söz veriyorum şerefim ve namusum üzerine. Ve sadece ve sadece doğruları konuşacağım hiçbir şekilde farklı bir ikinci bir sekonder bir kazancın etkisi altında kalmadan. Çünkü bu çok büyük bir bence şu an toplum problemi. Kimin dediğini bilmiyoruz, kime güveneceğiz bilmiyoruz. İlaçlara güvenemez olduk, aşılara güvenemez olduk, ona güvenemez olduk. Kendimin tanıdığım fikirlerini ortadan kaldırıp, çünkü uzman görüşünü yüceltmememiz gerekiyor. Herhangi bir uzmanın, herhangi bir doktorun o dedi diye. İşte kaç yıllık profesör dedi. İşte Tuba dedi. Hiç önemli değil. Ben kimim ki? Benim dediğim için değil. Sadece doğru bilgiyi size gösterip, doğru şekilde aktarabildiğim için o bilgiye güvenin. Ben dedim diye değil. Başkası dedi diye değil. Anneme çok kızıyorum bu konuda mesela. Tamam artık yapmıyor da. Şöyle dediler, bir uzman dedi. Kim dedi anne? Diyorum bu dedi önemli değil. İsterse en güvenli doktor ise önemli değil. Hangi kaynakları sundu? Ama işte o kaynakları anlayamıyor ki normal insan. Ben desem ki lazer epilasyon konusunda şöyle bir bilimsel çalışma var desem 3-5 cümleye. Okumayacaksınız çalışmayı. 3-5 cümle dediğimi okuyacaksınız. Çünkü çalışmayı okuyup o nasıl fitreleyeceğinizi bilmeyebilirsiniz. Yani ben şöyle düşünüyorum.

Mesela hukuk hakkında böyle bir şey olsa ve altında güvendiğim bir avukat yazsa ben de okumam arkadaşlar. Ben de. O yüzden size bundan nasıl çıkılır bilmiyorum ama söz veriyorum ve şerefimin üzerine tekrar yemin ediyorum ki hiçbir zaman inandığım, güvendiğim, okuduğum şeyin aksine kendi düşüncemi katıp bir şey söylemeyeceğim size. Ve diğer sıraya geçiyorum. Hasta olunca birine sarıldığımızda daha iyi hissetmemizin tıbbi bir açıklaması var mı Peri Abla? Oy Peri Abla, zihnikıtlar var tabiki sebebeye söylüyorum. Oksitosin, aşk hormonu da diyebiliriz. Love hormonu, sarılma hormonu. Ne oluyor arkadaşlar?

Güzel bir arkadaşımıza sarıldığımızda, sevdiğimiz iyi bir arkadaşımıza, annemize sarıldığımızda, annemizden güzel bir şey duyduğumuzda, böyle çocuğumuzu öptüğümüzde, sevgilimizi öptüğümüzde... Ne salgılanıyor? Şu an kendimi seviyorum bu arada. Okistosin salgılanıyor, tamam mı? Böyle güzel bir şarkıyı dinlerken, güzel bir kek yaptığımızda, yemek yaptığımızda, işte ya hasta olunca birine sarıldığımızda da okistosin salgılanıyor. Bu okistosin nasıl salgılanıyor? Yazın Google'a. Bu konuda çok net bir şeyler var zaten. Bu hani tartışmalı bir şey değil. Oradakileri yapın arkadaşlar, tamam mı? Okistosinimizi güzelce yükseltebiliriz.

Ve diğer bir soru. Neden Türkiye'de bu kadar çok insan sık hasta oluyor? Hollanda'yla kıyaslıyorum. Şimdi birincisi, kıyasladığımız kişiler, komşularımız mı? Bu çok önemli. Mesela benim etrafımdaki şu an herkes hasta. Çünkü acilde de hekimim. Ama ben şöyle mi diyeyim? Herkes hasta diyemem. Ben şu anda spor salonuna gideyim, kimse hasta değil. Şimdi bunu neye göre kıyaslıyoruz? O yüzden bu bence doğru bir şey değil. Veriler değil. Veriyi kim sağlıyor? Bu veri birincisi o. Ama ikincisi, şöyle düşünebiliriz. Eğer sizin çevreniz değil de, diyelim ki kontrol deney yaptınız. Biraz imkansız bu koşullarda ama

Geldiniz, Türkiye'deki spor salonuyla, Horan'daki spor salonundaki insanlara baktınız. Yine hastalık değerleri farklı falan, tamam mı? Hadi genel konuşalım. Niye olabilir biliyor musunuz? Birincisi, hava. Havanın kirliliği. Mesela Boyabat'ta ben çok daha fazla hastalıyorum. İstanbul'da olmuyorum çünkü. Niye ya burada? Hava kirli. Tamam, en birinci sebep bu. Oksijenasyon ve temiz hava çok önemli. O yüzden burada hep TreeFlow yapıyorum. TreeFlow çok güzel. TreeFlow'un ne olduğunu iyice öğrenmek isterseniz Dr. Rüyan'ın hesabına girebilirsiniz.

Canım Doktor Rüya'nın hesabını söylüyorum. Acar Rüya. Kendisi bir göğüs cereyrağı ve gerçekten TreeFlow için çok güzel önerileri var. YouTube'da videoları var. Yani alıp nasıl kullanacağınızı çok güzel anlatıyor kendisi. Ve oksijenasyon için, doğru nefes için, abdominal nefes için, ne yapmamız gerekiyor, nasıl güzel nefes alırız, her şeyi böyle tek tek tane tane anlatıyor canım doktorum. Çok seviyorum kendisini.

Ayrıca diğer bir sebep, yediğimiz içtiğimiz tabii ki, geçitlen kontroller, yemeğin kalitesi. Burada insanlar protein tüketmiyor. Türkiye'nin protein tüketimi gerçekten az. Belki ekonomiden, belki bilmiyorum zevklerden olabilir. Gerçekten az ama bu çok etkili. Üçüncüsü de işlenmiş ve işlenmemiş gıdalar. İşlenmiş gıda tüketimi gerçekten insanları hasta yapmaya yetiyor yani.

Bir de bence Hollanda'nın fermante gıda tüketimi çok daha fazla. Bu da bence, bu da asla bir veri değil. Genel bir kanı. Şimdi size o zaman fermante gıda olarak ne tüketebiliriz? Biraz daha onları söyleyeyim isterseniz. Ülkemizde çok kolay bulabileceğimiz kefir. Değil mi? Kefir çok güzel bir fermante gıda arkadaşlar. İşte Hollanda'da daha fazla tüketilen, burada daha az tüketilen diğer bir gıda ise kombuça. Kombuça çok güzel bir çay. Böyle hafif asitli böyle bir çay. Tadını beğenen olur, beğenmeyen olur ama tadı için değil de sağlıklı oluşu için içebilirsiniz. Amerika'da özellikle böyle ben orada yaşarken her yerde kombuça var. Her yerde kombuça var. Alıp içiyorsunuz ya. O kadar sık ki maviziyet de arttıkça siz de daha çok içmiş oluyorsunuz. Bu da sizin bağışıklığınızı arttırabiliyor.

Üçüncü bir şey benim bayıldığım bir şey. Özellikle de bu Asya kültüründe çok fazla var. Lahana turşusu. Türkiye'de de var ama kimçi olarak Kore'de, Kore mutfağında çok önemli bir yer kaplıyor. Ve ben bayılıyorum arkadaşlar lahana turşusuna. Ve dördüncüsü ekşi mayalı ekmek. Seviyoruz ekmek. O zaman ekşi mayalısını yiyin. Tamam mı? Diğeri, ben yediğimde bana kızıyorsunuz ama çiğ peynir. Raw. Tamam mı? Ve en sonuncusu bazı fermante, diğer sebzeler. Sadece lahana turşusu değil, her şey fermante edilebilir. Mesela natto. Natto ne? Fermante. Soy bean, soya fasulyesi. Ben de bayılıyorum. Japon mutfağında yiyordum. Böyle sümüksü bir şey ama harika. Yani tahmin edersiniz ki bu konu çok su götürür ama hani hastayken dedim ki şöyle azıcık hasta sohbeti yapalım. Belki de aklınızda güzel şeyler kalmıştır. Belki de hoşunuza gitmiştir. Teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. I love you so much. Şu hasta halimde bile bana hem serotonin hem oksijenin hepsini salgatıyorsunuz gerçekten. Ben şimdi ne yapacağım biliyor musunuz? Bol bol suyumu içeceğim. Kapatacağım bunu. Babam şimdi dışarıda. Ben podcast çekerken bir de dışarı çıkmıştım. Ben böyle iyi odaklanayım falan filan diye. Benim bazı böyle kurallarım vardır arkadaşlar tamam mı? O yüzden çıktı canım babam. Neyse şimdi çağıracağım onu. Gideceğim bir de hamama götüreceğim. Hamama gideceğim.

Güzelce terleyeceğim, temizleyeceğim, baklayacağım ve geleceğim. Sonra ne yapacağım? Size bir reel çekeyim bari. Tamam mı? Bu yine hastalıkla ilgili. Sizi çok seviyorum. Kendinize iyi bakın. Hasta yatağınızdan çıkın ve yürüyün. Hava bugün çok güzel. I love you. Bye bye.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)