
3.590 kelime · ~18 dk okuma
İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba. Çok sevdiğim ve burada ismini sık sık anlıyorum psikoterapist Adam Phillips şöyle diyor. Bütün zorbalıklar başka birinin ihtiyaçlarını tam tamına anlama iddiası taşır. Bu cümle Adam Phillips'in Kaçırdıklarımızı adlı kitabında. Bazen karşımızdakine iyilik olarak yaptığımız davranışların, onu korumaya, kollamaya çalışarak attığımız adımların ona zarar verebileceğine hesaba katmıyoruz. Karşımızdakinin ihtiyaçlarını anlamak adına düpedüz zorbalık yapabiliyoruz. Ben de bugün bu cümleyle başlayıp yine bu doğrultuda bir kavramı konuşmak istiyorum seninle.
karşılıklı bağımlılık meselesi, yani İngilizcesi co-dependency olarak geçiyor. Karşılıklı bağımlılık, bir tarafın veren, diğer tarafın alan rolünü üstlenmesi uğruna her şeyi feda ettiği bir ilişki dinamiği. Veren partner, alan partnerle arasındaki yoğun akışı korumak adına kendi ihtiyaçlarını, zamanını, rahatını, bazen sağlığını bile kolayca harcıyor. Daha basit olması için şöyle örnek vereyim. Sen kurduğun ilişkide kendi sorunlarını görmezden geliyorsun. Karşındakinin sorunlarına, duygularına, ihtiyaçlarına ve isteklerine aşırı odaklanıyorsun. Onun ihtiyaçları ve varoluşu senin yegane enerji kaynağın oluyor.
Yaşadığın hayatta ve kendi iç dünyanın neredeyse onun varlığı üzerinden tanımlıyorsun. Karşılıklı bağımlılar yani co-dependence dediğimiz bu insanlar ihtiyaç duyulduklarını, sevildiklerini, değerli olduklarını hissetmek için hayatlarındaki insanla ilgilenmeye öncelik verirler. Karşılarından yansıyan bir şeydir aslında onların özdeğer hissi. Kendi içlerinden, başkalarından bağımsız şekilde oluşan bir duygu değildir.
Tabii ki bu arada bir not hepimiz diğer insanlara ihtiyaç duyarız. Yani bu insan olmak demek zaten ama bu bir denge işi. Yani biz elimizde bulunan her şeyi, tüm potansiyelimizi, tüm enerjimizi karşımızdakine yansıtamayız. İşte benim demeye çalıştığım da kontrolsüzce bunu yapanlar ve duygusal olarak başkalarına aşırı bağımlı olan insanlar karşılıklı bağımlı olarak adlandırılıyorlar. Bu arada bu bahsettiğim bağın ille romantik olması da gerekmiyor.
Anne veya babayla çocuk, iki arkadaş ve aile üyeleri arasında da kolayca ortaya çıkabiliyor bu dinamikler. Ama romantik ilişkinin yapısı gereği böyle durumlar daha karmaşıklaşıyor ve daha çözülmez hale çok çok hızlı bir şekilde gelebiliyor. Şimdi şöyle, co-dependency bu karşılıklı bağımlılık durumu bazen de bir nesilden diğerine aktarılabilen öğrenilmiş bir davranış olabiliyor. Bu ilişki bağımlılığı olarak da biliniyor bu arada çünkü karşılıklı bağımlılığı olan kişiler genelde tek taraflı, duygusallık yıkıcı ve istismar edici ilişkiler kuruyorlar ve böyle ilişkileri sürdürüyorlar.
Yani onlara iyi gelmese de bir bağımlı gibi, şimdi bağımlıyı düşün. İşte mesela içki içiyor o, içki ona iyi gelmiyor artık. Her günün hayatını etkiliyor ama onu bırakamıyor. Aynen burada da bu durum var. Şimdi ben öncelikle karşılıklı bağımlılığın en yaygın belirtilerinden bazılarını sayayım. Sen de belki bir bakmak istersin. Belki kendinde, belki partnerinde ya da etrafında belki bunlara meyleden biri vardır. Ona göre o şekilde dinlersin belki bu sırada. Öncelikle. Başkalarını düzeltmek, yardım etmek, kurtarmak sana bir amaç duygusu veriyor ve ihtiyaç duyulduğunu veya sevildiğini hissettiriyor. Muhtemelen çok çalışkan, aşırı sorumluluk sahibi, haksızlığa uğradığını hissettiğinde o kızgınlık noktasına varacak kadar verici bir insansın. Karşındaki kişiyle çatışmayı önlemek için her daim yumurta kabuğu üzerinde yürür gibi diye bir tabir vardır ya, walking on egg shells diye bir deyim böyle.
İşte tam olarak öylesi. Çok hassas, alttan alan, her şeyi tolereden bir yapın var. Kendin için herhangi bir zaman bulmakta zorlanıyorsun. Tüm boş zamanını sürekli olarak diğer kişiye adıyorsun. Yanlış bir şey yapmamış olsan bile kolaylıkla özür diliyorsun. Özür dilemenin kapıları açtığını düşünüyorsun yani hep.
Seni incittiğinde bile diğer kişinin kırıcı davranışı için mazeretler buluyorsun. Hatta ona üzülüyorsun. Kendini rahatsız hissetsen bile onun için her şeyi yapıyorsun. Bağımlı, sorunlu, hayatında bu işlevsizlik diyebileceğimiz yani o derece ruhsal rahatsızlığı olan insanları kurtarmaya, onlara yardım etmeye, onları değiştirmeye çalışıyorsun. Ve bütün bunlar olurken de kendini yardım istemekte, yardımı kabul etmekte zorlanıyorsun.
Ama biri senden yardım istediğinde yani müsait olmasan bile o an hayır diyemiyorsun ve kendini çok zor durumlara sokuyorsun. Terk edilmekten, eleştirilmekten, reddedilmekten korkuyorsun. Bu da insanları memnun etmeye çalışmana yol açıyor. Bu yüzden de sınırların kalmıyor ve kötü muameleyi kabul etmene yol açıyor. Seni incitse veya yanlış olduğunu bilsen de o ilişkiyi bitiremiyorsun bir türlü. Ve bir ilişkiyi bitirmek için başka bir ilişkinin devreye girmesine ihtiyaç duyuyorsun.
Bu saydıklarının bazıları hepimizde olabilir. Dediğim gibi yani aslında birçoğu da insan olmanın bazı tarafları. Ama işte bunlar belli bir seviyenin üstüne çıktığında, hayatımızı çok etkilemeye başladığında, işte mesela terk edilmeyi kimse istemez. Eleştirilmek kimsenin hoşuna gitmez.
Ama bunlardan böyle ölesiye korkmak, işte yeter ki karşımdaki mutlu olsun diye yani her şeyi daha abartılı bir şekilde yapan bir insandan bahsediyorum aslında. Ve sen de bu şekilde bu saydıklarının çoğuna sahip olduğunu düşünüyorsan codependent yani karşılıklı bağımlı olabilirsin. Aslında bu konuyu düşünürken çok üzücü bir şekilde aklıma ilk gelen bizden önceki kuşaklardaki ev kadınları oldu. Ben bu konuyu daha önce de konuşmuştum. Kendi annemden de örnekle. Yaptığı fedakarlıkları da aslında üzüldüğüm için. Keşke daha kendine ait bir hayat olsaydı diye düşündüğüm için hep. Benim bahsettiğim insanlar işte burada da kocalarının düzeni ve çocukları için her şeyi yutan, tüm vakitlerini feda eden, seslerini çıkarmayan kadınlar.
Tabii ki bu arada bu bambaşka bir boyut. Bunun tek açıklaması karşılıklı bağımlılık olamaz. Bu ne yazık ki cinsiyet ve şişsizliği temelli bir toplumsal sorun aslında. Ama bunun da özellikle o canım kadınlar adına ne kadar sağlıksız bir durum olduğunu not etmeden geçmek istemedim. Doktor Gabor Mate,
Dinliyorsan biliyorsundur, bayılıyorum yaptığı işlere, konuşmalarına, tespitlerine. Çok güzel anlatır kadınlarda bu otoimin hastalıkların yaygınlığını, işte nereden kaynaklanabildiğini. Tabii ki bu arada hastalıklar multifaktoryaldir, yani altlarında birçok sebep yatar. Mesela bizler parfüm, makyaj, krem gibi hormon bozan kozmetikleri çok daha fazla kullanıyoruz sonuçta.
Ama işte aynı zamanda kültürel olarak kadınlar daha verici, daha kabullenici, duygularını bastırıp saçını süpürge etme durumuyla hayatlarını daha çok feda eden taraf oluyor. İşte bunun da kanser gibi, o tüyümün hastalıkları gibi durumları nasıl arttırdığını anlatıyor Gabormati. Yani aslında bir tek psikolojik olarak değil, fizyolojik olarak da bir noktada bedenimiz hayır demeye başlıyor. Şimdi gelelim bu terime, bu terim nereden çıktı yani nereden biz codependency terimine ulaştık ve bunu kullanmaya başladık?
Aslında bu madde bağımlılığı çevrelerinde ortaya çıkıyor. Atsız Alkolikleri duymuşsundur ya da Amerikan filmlerini görmüş olabilirsin. Alcoholics Anonymous diye böyle bir grup. Bunlar işte alkol içmeyi bırakmaya çalışan ya da bırakan alkoliklerin toplantıları oluyor. Yani böyle bir destek ağı şeklinde. Hatta üniversite projemde ben de böyle bir gruba gözlemci olarak katılmıştım daha önce. İşte herkes hikayelerini paylaşıyor, neler yaşadıklarını, neden içkiden uzak kalması gerektiğini işte tekrar tekrar hatırlıyorlar böylece. Birbirlerine destek olmuş oluyorlar. Ve çok faydalı oluyor bu bağımlılar için tabii. Neyse, işte bu fenomen 1970'li yıllarda grup terapisi için bir araya gelen alsız alkoliklerin toplantılarında ortaya çıkıyor. Ama ilginç olan şu, bu yakıştırma alkol bağımlıları için değil, onların çevrelerindeki kişiler için yapılıyor.
Yani alkolik bir bireyin olduğu aileleri inceliyorlar. Buradaki kişiler arası ilişkileri yıllarca gözlemliyorlar. Ve fark ediyorlar ki aile içinde bir alkol bağımlısı olduğunda diğer fertler o kişiye göre bir nevi pozisyon alıyor, uyumlanıyorlar. Yani bağımlıyı kontrol etmeye çalışma davranışları geliştiriyorlar burada. Bütün hayatları bunun üzerinde dönmeye başlıyor. Bir anlamda hayatlarını bağımlı kişiye bağımlı bir halde yaşıyorlar. İşte bu fenomenin çıkış noktası da bu oluyor. Karşılıklı bağımlılık klinik bir tanı ya da kişilik bozukluğu değil bu arada. Tam tersi, psikoloji uzmanları arasında birçok tartışmaya yol açan bir konu aslında. Şimdi, sağlıklı ilişki iki tarafında karşılıklı sevgi ve destek gördüğü denge içinde bir sistem.
Ama yani öte yandan bağımlı ilişkiler tek taraflı gelişiyor. Yani bir kişi sürekli bakıcı ya da verici rolünde. Aslında son derece işlevsel ve yardımsever bir tutum olarak başlıyor bu en başında. Ama bu karşılıksız vericilik çoğunlukla sevilen kişinin sorumsuz veya yıkıcı davranışlarını desteklemiş oluyor, onları sürdürmüş oluyor. Veya yani en hafifinden mümkün kılıyor diyeyim. Mesela işte alkol sorunu olan ve çok sık sarhoş olan bir eşe utanç verici durumlardan kurtulması için yardım etmek ya da madde kullanan ergen bir çocuğa yaşam alanı sağlamak. Bu kucaklayıcı tutum istenenin tam tersi bir etki yaratıyor haliyle yani iyileşmeyi engelliyor ve aslında sorununu devam ettiriyor.
Aslında ortada bu tarz bir bağımlılık durumu varsa sevilen o sorumluluk işiyle duygusal mesafe yaratmak madde bağımlısı partneri için gerekli ve hakikaten de çok daha faydalı. Çünkü bu onların davranışlarının olumsuz sonuçlarına farkına varması için bir yol yani. Onlara biraz da maruz bırakılmalılar ki hayatlarındaki bu etkiyi fark edebilsinler. Yani aksi halde sanki böyle ödül verir gibi onların o davranışlarını pekiştirmiş oluyoruz.
Peki bu karşılıklı bağımlılık durumuna yani co-dependency'e ne sebep oluyor? Bunun hani nesilden nesile aktarılabildiğini eğer ailede de benzer davranışlar sergileyen aile üyeleri varsa onları izleyerek, taklit ederek de öğrenilebildiğini söylemiştim. Evet yani bu sorun genelde böyle ailelerde çıkabiliyor. Böyle işlevsel olmayan, daha sağlıksız dinamiklere sahip ailelerde oluyor. Mesela özellikle alkol, madde, kumar gibi bağımlılıklar varsa işte kronik hastalıklarla boğuşan aileler varsa
Bu da daha fazla yaygın olabiliyor. Aslında tüm işlevsiz ailelerin temel özelliği sınırlarla ilgili sorunlar. Bu tür ailelerde ailedeki sorumluluk işi kaos ve öngörülemezlik getiriyor tabii. Yani her günümüz böyle bir belirsizlik içinde geçiyor, bir kaos oluyor. O yüzden de diğer aile üyeleri sürekli kontrol ve istikrar duygusunu korumaya çalışıyorlar. Bundan dolayı da tabii çoğu zaman kendi duygularını, kendi ihtiyaçlarını hiç duymadan karşılarındakinden geleceklere odaklanmış oluyorlar.
Biz küçükken kendi güvenliğimizin hayatımızdaki büyüklere bağlı olduğunu biliriz. Yani bunu bilerek büyürüz. Bu yüzden de hepimiz daha çok ufak yaşlardan itibaren o büyükleri veya diğer aile üyelerini memnun etmek için hep motiveyizdir yani. Bütün amacımız o olur. Ama işte burada, bu da sağlıklı bir durum bu arada yani çocukken bu zaten olması gereken.
Ama bir noktadan sonra benlik duygusu geliştirmemiz gerekiyor. Yani sadece diğerlerini memnun etmek değil, kendi istek ve ihtiyaçlarımızı anlamak. Yani diğerlerinden ayrı olarak da kendi kimliğimizi inşa etmek aslında sağlıklı olan. Ama bir çocuk evinde huzur ve güven hissetmediğinde, kendine verdiği değer ve öz saygısı da tehlikeye girmeye başlıyor.
Çünkü daha önce de ne demiştim başka bölümlerde de çok anlattım. Yani bizim kimlik inşaımız çocukken oluyor. Ben sevilebilir miyim? Ben değerli miyim? Yani bu dünyada nasıl konumlanacağım? Bunu işte o yansıtmayla, o büyüklerimizden bize bakım verenlerden olan yansıyan şeyle belirliyoruz. O yüzden huzur güven hissetmediğimizde de bütün o öz saygı falan yerle bir olabiliyor.
Ve tabii ne oluyor? Etrafımızdakilerden bu onayı alabilmek için, bu sevgiyi hissedebilmek için onlara göre uyumlanmaya başlıyoruz. Yani onları mutlu etme refleksi geliştiriyoruz. Sen bilirsin mesela hani etrafındakileri mutlu etmek için her şeye evet diyen, her yükü sırtlanan, her şeyi alttan alan insanlar vardır ya veya belki sen öylesindir veya işte sevdiğin biri. İşte bunun sebebi değersizlik hissi de olabiliyor. Başkalarına daha kolay bağımlı oluyoruz böylelikle.
Sanki onlardan alacağımız onay bizim değerimizi belirleyen şeymiş gibi oluyor çünkü. Yine de hep dediğim gibi bu kesim bu yüzdendir gibi böyle net çizgiler çizemem. Çünkü psikoloji böyle bir şey zaten. Ortaya çıkan, meydana gelen her şeyin birçok farklı sebebi olabiliyor. Yani şunu demek istiyorum.
Sağlıklı aile dinamikleri içinde büyüyen her çocuk yetişkinliğinde karşılıklı bağımlı bir partner olacak diye bir şart tabii ki yok. Ya da ilişkilerinde karşılıklı bağlanan her partnerin geçmişinde işlevsiz aile dinamikleri vardır diye de bir sonuca varamıyoruz. Buna post hoc fallacy deniyor. Yani mantık hatası aslında. Psikolojide veya bilimin hiçbir dalında bunu yapmamalıyız. Bundan sonra bu oldu, dolayısıyla bundan ötürü oldu diye bir genelleme yapamayız. Yani A, B'den önce olduysa B'nin sebebi olduğu kanısına varamayız.
Hep çok özeldir, bireyseldir. Psikoterapi de öyledir. O yüzden kişiye özeldir tanılı ağrışı durumlar. Ama genel olarak bu tarz bir yetiştirme buna sebep olabiliyor. Bu genel olarak gözlenen bir durum. Şimdi, kendinde ya da karşındakinde fark edebilmen için karşılıklı bağımlılığın bazı yaygın belirtilerinden bahsetmek istiyorum. Bu sağlıksız ilişki türünde veren kişi aşırı sorumlu olma eğiliminde oluyor. Alan kişi için de sürekli bahaneler uyduruyor, onun yükümlülüklerini üstleniyor, bir şey çok öz eleştiri yapıyorlar, genelde çok mükemmel niyetçi oluyorlar. Başkalarını düzeltmek veya kurtarmak onlara kendilerini iyi hissettiriyor.
Dediğim gibi başkalarını memnun etmeye o kadar çok odaklanıyorlar ki kendi istek ve ihtiyaçlarını ihmal ediyorlar. Genelde sınır koymakta ve ihtiyaç duyduklarına yardım istemekte çok zorlanıyorlar. Alıcılar da genelde duygusal olarak olgunlaşmamış olabiliyor. Yani akıl sağlığı sorunları, bağımlılık gibi ciddi sorunlarla mücadele eden kişiler olabiliyor. Çünkü bu bir yapbozun parçaları gibi birbirine giren. Yani bir taraf çok alıcı biri olacak ki diğer tarafta ona verecek ve böylece sağlıksız bir ilişki içinde yani o toksik ilişki dediğimiz için öyle bir ilişki içinde hep birbirlerinin sağlıksız taraflarını besliyor olacaklar. Şimdi dedim ki bu karşılıklı bağımlılık farklı şekillerle ortaya çıkabiliyor ve bunlar tabii genelde çok sağlıksız danışmalıkları içeriyor.
Şimdi nedir bu davranış kalıpları? Birkaç tanesinden bahsettim ama... İlki zaten dediğim çok baskın bir durum. Aşırı ona ihtiyacı. Böyle ilişkilerde bir taraf diğerinden aşırı onaylanma ihtiyacı duyuyor. Sürekli güvence arıyor, onu memnun etmek için davranışlarını değiştirebiliyor. Onun beklentilerini karşılamadığını düşündüğünde çok endişeli oluyor, sıkıntılı hissedebiliyor. Aslında olay şöyle. Bağımlı kişinin ihtiyacı var. O ona ihtiyacı. Ve karşısındaki kişiye bağımlı oluyor bu yüzden.
Tıpkı bir kişinin uyuşturucu bağımlısı olması gibi o da diğer kişiye, onun onayına bağımlı hale gelmiş durumda. İşte temel sorun da zaten buradan başlıyor. Bir diğeri, sınır belirlemede zorluk. Dediğim gibi bağımlı kişiler genelde kişisel sınırlarını belirlemekte, onları korumakta çok zorlanıyorlar. Mesela ortada kendilerini olumsuz anlamda etkileyecek bir durum var diyelim. Yine de eşlerinin isteklerine, onların taleplerine hayır demekte zorlanıyorlar.
Bu durum üst üste böyle yaşandıkça da orada bunalmışlığı, kırgınlık gibi hislere yol açabiliyor. Başka, mesela yıkıcı davranışlara olanak tanımak demiştim. Diyelim eşi bağımlı yani, uyuşturucu kullanıyor veya başka sağlıksız alışkanlıkları, yıkıcı davranışları var. O zaman karşılıklı bağımlılar onlar için bahaneler bulmaya başlıyor. Onların eylemlerini örtbas ediyor. Mesela kötü kararlarını örtbas etmek için para sağlamaya devam ediyorlar veya onların sorumluluklarını üstlenebiliyorlar. Kumar bağımlılığı üzerinden bir örnek vereyim işte, para kayıtmış karşı taraf.
bir daha oynaması için para bulabiliyor mesela. Bu davranış da yine genel olarak çatışma veya terk edilme korkusundan kaynaklanıyor. Zaten dediğim gibi ayrılmak mesela onlardan eğer gerekli olsa bile o kadar korkunç bir şeyken istismarcı bir ilişkide bile kalmaya devam ediyorlar. Sonuçta hepimiz için terk edilmek acı verici. Ama onlar böyle duygusal ve fiziksel olarak gerçekten hastalanıyorlar bu tarz durumlarda. Bir diğer yaygın durum. Mesela kendi ihtiyaçlarını ihmal etmek demiştik. Onlar partnerlerinin ihtiyaçlarını, isteklerini kendi ihtiyaçlarının önüne sağlıksız bir şekilde koyuyorlar.
ve hep başkalarına odaklandıkları için kendi öz bakımlarını, hobilerini, arkadaşlıklarını, kendi kişisel hedeflerini ihmal ediyorlar. Bir diğer sağlıklısı davranışları daha var. Bu da yine çok gözlemleniyor. Onlar yakınlığı yoğunlukla karıştırıyorlar. Yani duygusal veya fiziksel istimbar varsa bir ailede, oradaki bağımlı kişi çoğu zaman bağlanma ve yakının yoğun duygu ifadeleriyle yapıldığını sanıyor. Çünkü öyle bir ortamda büyüyor.
Mesela anlaşmazlıklar kavga olarak öğreniliyor, işte bağlantı kurmak biriyle, bağı kurmak aşırı hediyeler veya sevgi bombardımanıyla yapılıyor. Sonuçta bağımlı kişi ailesinden sevginin aşırılıklar içeren bir şey olduğunu öğreniyor. O yüzden de psikolojik ya da fiziksel şiddet onun için kabul edilebilir şeyler oluyor bir ilişkide. Ve dediğim gibi bu yoğun terk edilme korkusu da yaşadıkları için bu da en belirgin özelliklerden biri. Ve ne olursa olsun o sağlıksız ilişkilerin içinde kaldıkları için de değişik döngüler oluşuyor burada. Yani ilişkileri döngülerde var oluyor. Genelde yoğun aşk dönemlerini yoğun kavga dönemleri izliyor mesela. Böyle sürüp gidiyor. Ve bu ilişkiler gerçekten duygusal olarak çok yorucu ve iki tarafın da aslında içine mutsuz olduğu ilişkiler oluyor.
O yüzden bu kalıpları tanımak çok önemli. Daha sağlıklı, daha dengeli ilişkiler için bunların üzerinde çalışmak gerekiyor. Şimdi burada hani psikolojide de bu konuda anlaşmazlıklar var demiştim. O yüzden biraz da karşı açıdan bakmak istiyorum. Çünkü insan ilişkilerinde ve iki insanın kendi arasındaki dinamikte aslında elle tutulamayan, gözle görülemeyen anlaşmalar, uyumlanmalar var. Bunların hepsinin her zaman yıkıcı olması gerekmiyor.
Ne demek istiyorum? Yani şöyle, bir ilişkide bağlı olmakla bağımlı olmak arasında bir çizgi var. Ve biz her uyumlanmaya, her özverili davranışa, vericiliğe, karşılıklı bağımlı dersek, sağlıklı insan davranışlarını özellikle de işte sevgi ve şefkat dolu davranışları patolojik hale getirip damgalamış oluyoruz. Sanki yanlış bir şeylermiş gibi vurgulamış oluyoruz.
Şimdi, biz insanların evrimsel olarak kalıcı duygusal bağlar kurmaya programlı olduğumuza dair zaten çok sayıda bilimsel kanıt var. Bizler, seçtiğimiz partnerlere uyumlanmaya, kendimize o döngüler içinde var etmeye çalışıyoruz. Ve tabii ki sevilen birinin attığı yanlış adımların veya çektiği acıların empati, şefkat, yardım etme arzusu uyandırması, hatta diğerinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyma noktasına gelmesi doğal. Peki biz hangi noktada bunun inişler çıkışlarla dolu, partnerlerin birbirleri için fedakarlıklar yaptığı kanlı canlı bir ilişki olduğunu sanırız? Veya hangi noktada karşılıklı bağımlılık damgasını vuracağız?
Şimdi şöyle, sağlıklı bir ilişkiyle bağımlı bir ilişki arasında bazı ayırıcı farklar var. Sağlıklı bir ilişkide her iki taraf da eşit şekilde verip alıyor. Ve karşımızdaki kişiden ayrı olarak kendi kimliğimizi koruyabiliyoruz. Bunun tam tersi olarak da birbirine bağımlı ilişkilerde bir taraf bakıcı rolüne sıkışıp kalıyor ve bunun karşılığında da diğerinden destek ve bakım görmüyor. Sağlıksız bir ittifak var burada yani.
Bakım veren kişi yardımcı olmayı ve sevdiği kişiyi kurtarmayı arzuluyor. Ama bunun yerine onun zararlı davranışlarını destekliyor aslında. Sonunda bakım veren taraf da tükenmiş, hayal kırıklığına uğramış hale geliyor. Bundan dolayı da sonrasında çatışmalar artıyor, ilişkiden memnuniyetsizlik oluşuyor. Haksızlığa uğradığını hissediyor yani bu taraf. Ben senin için bunları şunları yaptım, kendimden bunları verdim, sana yıllarımı verdim, sen bana hiçbir şey vermedin gibi kalıp cümleleri zaten hepimiz tanırız.
Mesela gerçek bir ilişki dinamiğinden örnekle açıklayayım. Ben senin için işimi bıraktım, ben senin için taşındım, ben senin için kendi hobilerimden, kendi arkadaş çevremden vazgeçtim. O yüzden sen de karşılığında benim için şunu yap gibi bir düşünce oluşabiliyor. Ama baktığında aslında ilişkilerde böyle bir matematik yok. Yani ben kendi hayatım, kendi psikolojim açısından çok fazla bir fedakarlık sergilemişsem, Bu benim sorumluluğum aslında. Bu karşımdaki kişiyi bir şeyler yapma zorunluluğuna itmiyor. Yani onun da böyle davranacağının bir garantisi de yok. Bu sadece ilişki için değil, arkadaşlık için de geçerli bu arada. Burada altta yatan aslında şöyle ince bir hesap var. Karşılıklı bağımlı davranışlar gösterenler aslında tüm fedakarlıkları, vericilikleri partnerlerini kontrol etmek amacıyla yapıyorlar. Bu çok dipte yatan, çok üstü kapalı bir motivasyon ama
Böyle bir nevi kontrol aracıdır yani onların fedakarlıkları. Onlar verir ki karşılarındaki kişi de onların istediği şekilde davranmaya devam etsin. Yani burada dediğim gibi derinde fark edilmeyen bir hesapçılık var. Yani bu şekilde kontrol edilemez şeyleri kontrol etmeye çalışıyorlar. Hatta bu yanılgıya düşüyorlar. Halbuki ilişki, aşk, dostluk, yakınlık bunlar bu kadar matematiksel hesaplarla ilerlemiyor. Yani gönül bağı başka bir şey. Tabii ki alma-verme dengeleri çok şaştığında ilişkiler etkileniyor.
Biz bilmesek de görünmez bir denge var burada. Ama işte ben şunu yapayım ki o da bunu yapsın hesapları pek tutmuyor. Ya da şöyle bir örnek vereyim, daha önce de dediğim gibi. Diyelim sevgilim eşimin alkol konusunda zaafı var. Ve ben onun alkol almasından rahatsız oluyorum, huzursuz oluyorum. Çok içki içilecek bir partiye davet geliyor. Ben bir şekilde işte allem kallem edip o daveti geri çeviriyorum. Sırf sevgilimin alkol davranışını kontrol etmeye çalışmak için yapıyorum bunu.
Ama denkleme şöyle bir uzaktan bakınca şunu görüyoruz ki onun davranışı benim hayatımı kontrol etmiş oldu. Benim ne yapacağım ne istediğim onun içki içme davranışıyla belirlendi. O merkezde ben onun yörüngesindeyim. İşte kötü olan da şu ki aslında insan bu döngünün içindeyken bunları pek fark edemiyor.
Tabii ki alkolik bir eşin varsa mesela ve bırakma evresindeyse ona destek için bazı ortamlardan uzak kalabilirsin. Ama bu uç bir örnek ve belli bir süre için destek söz konusu burada. Onu ayrı tutuyorum. Ben burada rahatsızlık veren bir davranıştan bahsediyorum ve karşı tarafın da bırakmaya çalıştığı bir davranış değil o aslında o sırada. Yani aslında benim tüm hayatım onun yapmasını istemediklerim üzerinden şekilleniyor. Peki.
Gelelim, anlattım. Ne yapacağız böyle bir durumda? Yani co-dependency durumunda dengeyi nasıl bulacağız? Bu durumla başa çıkabilmek demek kendimizi yeniden dengelemek demek. Yani başkalarının neye ihtiyacı olduğuna bu kadar odaklanmak yerine biraz da kendi ihtiyaçlarımızı göz önünde bulundurmamız gerek. Yani onlara öncelik vermeliyiz.
Bu, başkalarının ihtiyaçlarını asla dikkate almaman veya onlarla ilgilenmemen gerektiği anlamına gelmiyor. Sadece kendi ihtiyaçlarının da onlarınki kadar önemli olduğunun farkına varman anlamına geliyor. Çünkü kendinle ilgilenmezsen bir süre sonra tükenmiş ve kırgın hissetmeye başlayacaksın ya zaten. Tabii ki bu arada yalnızca neye ihtiyacın olduğunu bilmek değil, aynı zamanda bunu istemek de önemli. Çünkü isteyince sorun tanıtımları atıyor ve kendini savunmaya, sınırlarını çizmeye başlıyor insan. Bir de şöyle pratikler de işe yarıyor.
Kendinle sevgi dolu, olumlu bir tonda konuşmayı öğrenmek. Bu çok zor ve tabii ki klişe gelebiliyor. Ama dilimiz ne diyorsa biz ona inanmaya başlıyoruz. Başta zor olsa da, inanmasak da bir şeyleri söyledikçe onlara inanıp ona göre şekil almaya başlıyoruz yani. Hani şimdi işte kişisel gelişim kitaplarında, filmlerde falan oluyor. Aynaya bakıp işte ben değerliyim, ben yeterliyim gibi böyle motivasyonel şeyler demek.
Ama gerçekten bunlara gülme, küçük görme. Çünkü kendimize bu onaylama ve kabul içeren şefkat sözcüklerini söyledikçe biz gerçekten inanmaya başlayabiliyoruz. Kısacası, kendine karşı nazik olmaya çalış. Yargılayıcı iç sesini fark et. Öz eleştiri dürüstten karşı koymaya çalış. Biz insanlar kendimize karşı çok acımasızız, çok eleştireliz. Bunu fark et. Sonra mesela, bağımlı ilişkinde bazı molalara doğru küçük adımlar at. Ha moladan kastım ayrılık değil tabii. İlişkinin dışında da aktiviteler bulmak, her an her şeyi beraber yapmamak mesela. Kendine ait bir zaman oluşturmak, kendine ait bir dünya oluşturmak için de
Önce seni sen yapan şeylere bulmaya odaklanabilirsin ve sonra da onları genişletebilirsin. Ve bir de gerçekten bir şey yapmak istemediğin zaman birine hayır demekten de korkma. Bunu öğrendikçe, tekrar tekrar pratik ettikçe çok güzel bir hafifleme duygusu gelecek ve özgüven kazanacaksın. Karşındakinin de ciddi bir sorunu varsa eğer onunla kendin tek başına uğraşmaya çalışma. İyileşmek için yöntemler bulmasına tabii ki alantanı ama onun tüm sorumluluğunu üstlenme. Peki, sona gelirken özetle karşılıklı bağımlılık birçok biçimde ve yoğunluk düzeyinde var olabilen bir davranış oluyor. Genelde bağımlı kişi kendi bireysellik duygusunu kaybettikçe zamanla giderek kötüleşen sağlıksız bir ilişki dinamiğine giriyor burada.
Birbirine bağımlı eğilimleri azaltmada anahtar olan şey ise, her zamanki gibi yine aynı şeyi söyleyeceğim, öz farkındalık. Ve şunu unutma, lütfen. Hiçbir şey şıp diye bir anda ister istemez değişmiyor. O yüzden yıllarca öğrenilmiş davranışlar üzerinde çalışırken kendine karşı nazik olmayı da unutma. İyileşme bazen iki ileri bir geri şeklinde oluyor. Bazen de çok karmaşık yollardan geçerek. Yeter ki buna inan ve bu yola baş koy.
Bir sonraki patikata beraber yürüyene dek ilişkilerinden keyif aldığın, sınırlarını koruyabildiğin, seni besleyen insanlarla var olabildiğin günler dilerim. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.