Podcast

64 - 8 Adımda Verimliliği Artırmak: Erteleme Döngüsünden Kurtulmak

Psikopatika

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Hayatımızın her diliminde zamanı doğru kullanmak ve verimli olmak mümkün. Ama nasıl? Bu bölümde doğru plan yapıp, odaklanarak nasıl daha verimli ve üretken olabileceğimizden bahsediyorum.




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.597 kelime · ~18 dk okuma

İnsanın kendini anlaması, bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.

Merhaba, yoğun bir haftanın ortasından sesleniyorum sana. İzmir'de harika bir söyleşilen geldi. Yani biraz yorgunum ama benim için unutulmaz bir deneyim oldu. İlber Ortaylı ve Celal Şengör hocalarla 4300 kişilik bir salonda konuşma yaptık. Ben de kendi alanımda konuştum. Kişiliğin oluşumu hakkında, insan ilişkileri hakkında, bağlanma yapımız hakkında konuştum. Hem çok sevdiğim bir konuydu, hem İzmir'i zaten çok seviyorum. Oranın havası, katılımcılar, orada bir gün geçirmiş olmak hepsi çok güzeldi. Ama daha önce de bahsetmiştim, benim işte haftalık podcast, YouTube video editlerim, bir yandan işte kitap yazmaya çalışıyorum, bir yandan üniversitedeyim haftanın üç günü, üstüne bir de işte böyle söyleşilerim oluyor. Haftaya Cerrahpaşa Psikiyatri Kongresi'nde bir söyleşi olacak. Bir de üç çocuğum var benim.

Neyse, böyle bir hayat, bu dönem biraz hayatım normal serinden çıktı ve çok nefes alacak vakitte bulamıyorum açıkçası. Şimdi neden bununla giriş yaptım? Bu geçici bir dönem benim hayatımda ama şu an böyle ve böyle olması gerekiyor birçok iş peş peşe geldiği için. Ben hayatımın bu döneminde verimli olmak zorundayım gibi bir durum kaldı. Yani bu işleri yapmak istiyorsam verimli bir program içerisinde olmam gerekiyor.

Transkriptin tamamını oku

program içerisinde olmam gerekiyor, kilit cümle. Çünkü eğer programlamazsam çok dağılacağımı biliyorum. Ve bence genel hayatın getirisi, birçoğumuz böyleyiz bu dönemde. Yani hayat bizden çok fazla şey bekliyor. Eğer hayır demeyi de pek bilmiyorsak, işte başta böyle ben bunu daha sonra yapacağım deyip bırakamıyorsak, çoğunlukla kendimizi böyle çok yoğun dönemlerin içinde bulabiliyoruz.

Belli bir süre için kabul ama bu sürekleşirse tabii ki bir yerden sonra tükenmişlik duygusu yaratabiliyor insanda. Ne kadar seversek yapalım. Herkesin kendine ait zamanlara ihtiyacı var aslında. Şimdi çalışma demişken ister haftanın beş günü, sabahtan akşama kadar ofis hayatı, ister home office olarak serbest düzende yürütülen projeler, İster sadece bir evin veya düzenin devamlılığını sağlayacak yükümlülükler. Hepimizin hayatında bir çalışma temposu var. Kimimiz kurumsal dünyada yoğun şekilde tarak atıyor ki iş hayatına ilk girdiğimde bunu yapıyordum ben de. Kimimiz daha yaratıcı alanlarda ama yine elinden gelenin en iyisini yapmak için sürekli bir çaba içinde.

Belki bazılarımız aile işlerini devraldı, onların zorluklarıyla meşgul. Belki de demin dediğim gibi sadece bir evin çocukluğu ya da çocuksuz düzenli işi işinden sorumlu. İşte hepimizin hayatları bu kadar yoğunken ve girizgahta anlattığım gibi kendimi de bu haldeyken özellikle bugün verimlilik denen şu şeyden bahsetmek istiyorum. Şimdi hepimiz koşuşturmayla geçen hayatlarımız için de verdiğimiz emeğin karşılığını doğru şekilde almak istiyoruz. O yüzden de karar verme ve uygulayabilme aşamasında en iyi yolu seçmeyi arzuluyoruz. Ama işte, ama bu arzuyla beraber bir sürü faktör bir araya geliyor. Bazıları bizden kaynaklı, işte erteleme alışkanlığı, organize olamama gibi.

Bazıları dışsal durumlar oluyorlar. Önümüzde yeni görevler, işler, fazla iş binip nefes alacak zaman kalmaması gibi gibi. Üzerimizde bunlar zamanı iyi değerlendirme stresi yaratıyorlar. Peki bu stresi nasıl yönetiriz ve nasıl gerçekten daha verimli çalışabiliriz? Bugün bunun hakkında konuşacağım.

Bu verimlilik meselesi sadece iş hayatı ya da gündelik yükümlülüklerle ilgili de değil aslında. Yani bu yalnızca işlerimizi iyi yapmak ya da iyi bir çalışan olmak için gerekli değil. Zamanı doğru yönetip daha verimli bir işle işek etmek bize zevk aldığımız şeyleri yapma fırsatı da sunuyor. Hatta belki zaman yok diye ötelediğimiz hayallerimizin arkasından gidebilmek konusunda bile yardım edebilir bu durum üzerinde çalışmak.

Şimdi önce verimliliğin modern psikolojide nasıl ele alındığını bir ufak anlatarak başlamak istiyorum. Nedir verimlilik? Bilişsel verimlilik yani Cognitive Efficiency diye bir olgu var. Bu zihinsel kaynaklarımızı en iyi şekilde kullanarak öğrenme, problem çözme veya karşı tarafa bir şeylere aktarma, bir şeylere öğretme becerilerimiz tanınılıyor. Modern psikoloji bilişsel verimliliğe çok yönlü bir yapı olarak bakıyor.

bir görevi yerine getirmek için gereken optimum çaba, bir görevdeki optimum performans gibi. Ya da minimum çaba zarf ederek maksimum performans elde edebilme ilişkisi gibi. Genel olarak tüm görüşler bilgisayar verimlilik kavramına bir değiş tokuş olarak yaklaşıyor. Yani ne kadar sürede, ne oranda ne veriyorsun, karşılığında ne ortaya çıkıyor. Ürettiğin miktarla, belli başlı faktörlerin oranına bakıyor yani bu. Kısaca, belli bir süre içinde gerçekleştirdiğim iş miktarı ve bunun için ortaya koyduğum emeğimin karşılığını almak için kaynaklarımı mümkün olan en etkili şekilde kullanmam diyeyim yani. Peki, verimliliğin ardında neler yatıyor?

Verimlilik, motivasyon, kişilik, doğal yetenek, eğitim, çevre, başkalarının desteği, zaman yönetimi, hatta şans gibi faktörlerin karışımıyla ortaya çıkıyor. Ayrıca fiziksel unsurlar bile rol oynuyor bunda. Mesela egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, yeterli uyku uyumak. Hem kısa hem uzun vadede verimliliğimizi arttırabiliyor bunlar. Bir de şu var, hepimiz biliriz onları. Bazı insanlar doğuştan süper üretici gibi görünebiliyorlar. Böyle süper güçlere sahipmiş gibi.

ama diğerlerinin daha üretken olmak için mücadele etmesi gerekiyor ve işlerini halledebilmelerine yardımcı olması için günlük egzersizlere, farklı alışkanlıklara başvurmaları gerekebiliyor. Ama temel olarak diyebileceğim şey şu, bir insanın verimliliği zihinsel enerjisine ve iç ve dış motivasyon duygusuna bağlı. Bizler doğal olarak anlamlı veya değerli bulduğumuz işleri yürütürken daha verimli davranıyoruz, öyle hissediyoruz. Evet, belki evde ya da ofiste her gün yapılması gereken sıradan işler derin bir kişisel anlam taşımıyor ve bunları da yapmak lazım haliyle.

Ama araştırmacılara göre daha uzun vadeli bir hedefe odaklanma, daha sıkıcı günlük görevlerimizin üstesinden gelmemiz için gerekli dürtü ve enerjiyi harekete geçirmeye yardımcı olabiliyor. Yani bu açıdan baktığımızda anlamı ve değeri yaptığımız o işe değil, o işi düzenli olarak yapmanın bizi ulaştıracağı yere kanaliz etmek bir yol olabilir. O an yazı yazmaya motive değilimdir belki ama kitap yazmaktır hedefim, hayalim diyelim. O zaman motivasyonumu bu son hedefe bağlamam gerek.

Her gün verimli ya da istekli hissetmesem de o uzaktaki hayalime odaklanıp çalışmam gerek yani. Nihai sonuca odaklanıp, o gün zor gelen bir şeyi yapmaya başlamam gerek. Ben de bu arada çok yoğunluktan dolayı laptopumun görebildiğim bir yerine bir sticker yapıştırdım. Önüme çıktı ve hoşuma gitti. Çünkü üstüne Dream & Focus diyor. Yani hayal et ve odaklan. Bazen böyle dönemlerde her şey çok belirsiz geliyor. Mesela yeni bir sezon başlıyor, yeni proje. Nasıl olacak? Her şeyi kurmak gerekiyor, her şeyi oturtmam gerekiyor. Tek tek konuşmam gereken çok insan var, çok fazla farklı kalem var. O zaman diyorum ki bir nefes al, içinde kaybolma bunların. Bir düşün, hayal et önce ne istiyorsun? İstediğim şeyi belirliyorum, böyle olmasını istiyorum. Sonra odakla, küçük küçük parçalara böl. İlk adımın ne olmalı? Yani böyle 25 tane adımı düşünüp böyle içinde kaybolma. Yavaş yavaş ilk adım ne olmalı?

O yüzden o stickerler de bana böyle hatırlatıcı olmuş oldu, iyi geldi. Neyse, kişiden kişiye de değişiyor bu üretkenlik durumu dedim ama kişilik gibi üretkenliği yönlendiren bazı faktörleri değiştirmek her zaman o kadar da kolay değil tabii. Yine de herkes üretkenliğini artırmak için belli adımlar atabilir. Kendine iyi gelen teknikleri belirleyip oradan ilerleyebilir.

Maalesef günümüzde verimliliğimizin raydan çıkması için sayısız sebep var. Dikkatimiz çok çabuk dağılıyor bir kere. Bir şeye odaklanabilme süremiz bazen saniyelere inmiş durumda. sürekli bir uyaran bombardımanı altında çalışıyoruz. Beynimizin bir görevden ayrılıp bir başka göreve odaklanması ve bıraktığı göreve geri dönmesi zaman alıyor. Bu en basit örnekte bile böyle. Bilgisayarında yazı yazarken, başka sekme açık diyelim. Bir ona bir buna geçiyorsun. Sıkılınca başka bir şeyler okuyup ya da belki dekorasyon ya da kılık kıyafet gibi alakasız şeylere bakıp yazına geri dönüyorsun. Aslında fark etmesen de beynin için çok büyük bir yük bu. Verimliliğin bayağı azalıyor böyle durumlarda.

Ve düşününce hangi birimiz yapmıyoruz ki bunu? Bu konuya aslında neden odaklanamıyorum bölümünde uzun uzun anlatmıştım. Yani zamanın ruhunu değiştiremeyeceğimize göre belli oranda dağınıklık olacak. O cezvedici sekmeler her zaman orada duracak belki. Bazen telefonumuza bakacağız. Evet, bu da doğru. Bu durumda işlere odaklanabilmenin, bunlarla baş edebilmenin tek yolu da derin çalışmak ve zamanı doğru yönetmeye çaba sarf etmek.

Peki o zaman verimliliğin ardında yatan motivasyonu neler kestiriyor? Bir de bunu konuşalım. Yani nasıl motive oluyoruz bu konuda? Bireylerle de, gruplarla da bazı araştırmalar yapılıyor ve bunlar bize gösteriyor ki insanlardaki üretkenlik dürtüsü birbiriyle örtüşen bir dizi doğal arzu tarafından motive edilme eğiliminde. Bunlar arasında bir gruba katkıda bulunma arzusu, meydan okuma arzusu, zihinsel olarak uyarılma arzusu, yiyecek barınma, güvenlik gibi temel ihtiyaçları karşılanma gibi arzular var.

Bu tür arzular bir kişinin iş yerini bir projeyi tamamlamaya, evi temizlemeye, sevdiklerini akşam yemeğe hazırlamaya veya başka herhangi bir gerekli görevi yerine getirmeye motive edebiliyorlar. Bu temel ihtiyaçların ötesinde üretken arayışlar kimlik ve duygular tarafından da yönlendiriliyor. Örneğin, insanlar sosyal stötü kazandıracağı için veya sonrasında gurur duyacakları için zor bir projeyi tamamlamaya motive olabiliyorlar. Başkaları tarafından üretken bir kişi olarak algılanma arzusu da bizi bir şeyler yapmaya motive edebiliyor.

Hepimizin etrafında, hayatlarımızda bazı insanlar vardır. Demin bahsettiğim gibi bir şekilde her işlerini yetiştirirler, her yere zamanında varırlar, boş zamanda yaratırlar, kendilerini özende gösterirler. Bu kadar vakti nereden buluyorsun diye istemediyiz hatta bazen. Peki nedir sence onların farkı? Ya da şöyle sorayım, üretken insanlar neleri farklı yapar? Kanıtlar güçlü üretkenlik seviyelerini koruyabilen ve her alanda verimli olmayı başarabilen insanlarla ilgili bazı şeyler ortaya koyuyor.

Örneğin bu tip insanlar iş ve yaşam arasında net sınırlar belirliyorlar. Aşırı yük altında kaldıklarında yeni görevlere hiç çekinmeden hayır diyebiliyorlar. Ah işte o hayır diyebilmek. Bazılarımız için ne kadar zor değil mi? Yani ben de onlardan biriyim ve kendime öğretiyorum bunu. Çünkü içimden gelen doğal eğilim evet demek oluyor.

O yüzden burada sana da anlattığım gibi kendime de bunları tekrar hatırlatarak, öğrenerek ilerliyorum ve hayatımı düzenlemeye çalışıyorum. Her şeyi yapmak demek hiçbir şeyi tam olarak yapmamak demek aslında. Bunu da hatırlamak lazım. Daha fazla çalışırım, daha fazla iş hallederim gibi bir durum da yok. Burada optimum bir seviye var çünkü. Öncelikle şunu unutmayalım. Verimli insanlar düzenli molalara öncelik veriyorlar. Ve her iki tarafa da fayda sağlayacak şekilde başkalarıyla rahat bir şekilde işbirliği yapıyorlar.

Ama dediğim gibi birçoğumuz iş ve yaşam arasındaki sınırları net bir şekilde çizemiyoruz. Ayrıca yine birçoğumuz kolay kolay hayır diyemiyoruz. Sağlıklı sınırlar çizmek hayatın her anında olduğu gibi zamanı doğru kullanmak ve yükümlülükleri yerine getirebilmek konusunda da kilit nokta aslında. Yani sınırlar, sınırlar, sınırlar diyoruz. Hem ilişkilerde hem verimlilikte hem işlerde yani her alanda sınır çizebilmek gerçekten çok önemli.

Verimlilikten söz ederken son yıllarda gitgide artan bir fenomene de parantez açmak istiyorum, yani erteleme davranışına. Daha önce de bahsetmiştim. Yapılması gereken işin başına oturmadan önce son bir kez başka bir şey yapma. Harekete geçerek işi tamamlamak yerine kasıtlı ve bilinçli olarak yapılması gereken eylemden kaçınma ve bambaşka şeylere dağılma.

ya da ağırdan alma, son dakikaya bırakma. Bazen de önceliği daha az olan bir işi, önceliği fazla olan işin önüne koyma. O an elindeki tüm vakti ve enerjiyi önceliği olmayan işe kanalize etme. Tüm bunlar sanırım sana da tanıdık geliyor olmalı. Bu anlattıklarım işte erteleme davranışını oluşturuyor. Yani kişinin yapması gereken işi zamanı, enerjisi ve imkanı olmasına rağmen yapmaması, kasıtlı olarak ertelemesi demek bu. Ve günümüzde de oldukça yaygın bir durum artık.

Ben de zaman zaman bu döngülere girerken buluyorum kendimi. Ve sonra yine hatırlatıyorum kendimi ve tekrar programlanmaya çalışıyorum. Hayır, öncelik budur. Diğer işler bekleyebilir. Ve neden, yani arkasında ne nedenler yatıyor diye belirlemeye çalışıyorum ve buna göre ilerliyorum. Mesela iş çok büyük geliyorsa, gözümde büyüyorsa küçük parçalara bölmek gibi. Uzun bir kitabı yazarken her gün bir sayfa yazmak gibi mesela. Bu iyi geliyor çünkü erteleme döngüsüne.

Her erteleme durumda kendi içinde incelenmeli aslında. Çünkü bu erteleme meselelerini aslında sadece üşenmeyle açıklayamayız. Bu bir davranış bozukluğu ve davranışsal, bilgisayar ve duygusal olarak üç boyuttan oluşuyor. Davranışsal boyut görevin başlatılması, devam etmesi ve tamamlanmasıyla ilgili. Davranışsal boyutta yapılması gereken işten kaçıp daha fazla keyif veren iş yapma durumu söz konusu.

Mesela teslim tarihi gelmiş bir projem var ama çalışmak yerine bilgisayarı açıp dizi izliyorsun. Bilgisayar boyut, erteleme davranışının zararının ve olumsuz etkilerinin bilinmesine rağmen bilinçli olarak erteleme kararına verilmesi olarak adlandırılıyor. Bu boyut, kişinin hayatına negatif etki edeceğini bilmesine rağmen neden erteleme davranışı seçtiğini sorguluyor. Duygusal boyut ise, kişinin olayları ertelemesine duygusal bir neden olduğunu ve erteleme davranışının kaygı ve endişeyle ilgili olduğunu söylüyor.

Bu boyut ertelemenin çoklu duygusal sebeplere bağlı olduğu gerçeğiyle ilgili. Tüm bu boyutlarıyla erteleme hayatımızı negatif yönde etkiliyor. Buna hemfikiriz sanırım. İşleri, görevleri ya da ödevleri son dakikaya bırakmak bizi zorluyor, ekstra stres yaratıyor. Rutin işleri erteleme durumunda da günlük işlerimizi programlamada zorluk yaşamaya başlıyoruz. Çatışma durumlarında veya birden fazla seçenekle karşı karşıya geldiğinde karar vermeye geciktirme de bir nevi erteleme davranışı.

Bu sorunun en ileri seviyesinde ise kompulsif erteleme var. Bu durumda kişi hem karar vermeyi hem de yapması gereken işleri geciktiriyor. Sürekli sorumluluklarını erteleyen, ertelediği için strese ve sıkıntıya girmesine rağmen bu durumu tekrar tekrar söndüren kişilerde görülen kronik erteleme önemli bir problem. Bunun altında yatan psikolojik sebeplerin başında kişinin kendisiyle ilgili başarısız hissetme kalıpları ve mükemmelliyetçi davranış kalıpları var.

Şöyle, kişi eğer kendi bilgi ve beceri dağarcığından emin değilse ya da kendi potansiyelini beklentinin altında görüyorsa, eli bir türlü o işleri yapmaya gitmez. Ya da mükemmel ilicilik kalıblarına sıkışmış bir zihin asla yeterince iyi olamayacağını, karşındakini tatmin edemeyeceğini düşündüğünden bir türlü başlayamaz. Tabii tüm bunların yanında kişinin aslında sevmediği, yeterli motivasyonu üretemediği bir işle meşgul olması da sebep olabilir bunlara. Yani ille ciddi bir davranış bozukluğu aramak da gerekmez. Ama erteleme döngüleri kişinin profesyonel ve sosyal hayatına sekte vuracak kadar ciddi boyutlara varan durumlarda incelenmesi gerekiyorsa da tedavi edilmesi gerekiyor.

Yani bununla başa çıkamıyorsa kendi kendine, işte bazı yöntemler geliştirip bunları uygulayamıyorsa ve hayatın ciddi anlamda sekte uğratıyorsa, yani fonksiyonunu bozuyorsa günlük hayatta, o zaman gerçekten bir terapiste danışması iyi olacaktır diye düşünüyorum ben. Şimdi gelelim ana meselemize. Biz nasıl daha verimli çalışacağız ve hatta nasıl böyle yaşayacağız? Bununla ilgili 8 maddelik bir liste paylaşmak istiyorum. Belki bazılarını daha önce denedin ya da belki ilk defa duyacaksın.

Ama yine de kendi çalışma sistemin için bunların üzerine düşünmenin faydalı olacağını düşünüyorum ben. O zaman, 1. Verimlilik tarzını keşfet. Kendi verimlilik tarzını anlamak verimliliği arttırmanın ilk adımı. Şundan bahsediyorum. Örneğin, çoğu insanın günün belirli saatlerinde doğal olarak daha uyanık olduğu ve silikaciyen resmine bağlı olduğu zamanlar var. Çoğunlukla gündüz saatleridir bunlar. Ama bazıları mesela gündüz insanları bazıları geceleri çok iyi çalışır.

Yani önemli işleri bu yüksek enerji dönemlerde planlamak, daha az önemli işleri ya da dinlenme faslını düşük enerji dönemlere saklamak, üretkenliği optimize etmemize yardımcı olan bir durum. Diğer basit stratejiler arasında da hep dediğim gibi büyük projeleri daha küçük adımlara bölmek, bir seferde tek bir ayrı göreve odaklanmak yani çok fazla göreve aynı anda yapmaya çalışmak yerine ve beyne ve vücuda yeniden şarj olma şansı vermek için düzenli molalar vermek var. İki, modaları aksatma. Yani uzun sürecek yoğun projelerde çalışırken düzenli modalar vermek bazılarına verimsiz görünebiliyor. Hatta bazen bana da oluyor. Mesela podcastleri araştırmak için, yazmak için bilgisayarımın başına geçiyorum ve tam bir saat sonra telefonun alarmını kuruyorum. Ama nedense her seferinde tam o ritmi yakalamışken çalıyor alarm. Yani kalkmak istemiyorum o sırada.

Ama kalkıp kısacık da olsa bir mola vermek, işte vücudumu esnetmek, gözlerimi dinlendirmenin önemli olduğunu da biliyorum. Bundan bahsediyorum burada. Özellikle bilgisayar başında çalışanlar için bu çok önemli. İnsanın ne sıklıkla mola vermesi gerektiğine dair kesin bir formül yok bu arada. Herkesin kendi ritmi var. Ama genellikle her saat başı en az birkaç dakikalık o mikro molanın ideal olduğu söyleniyor. Tabii bu molalarda ne yapıldığı da önemli.

Yani molalarını sosyal medyada gezinerek ya da iş arkadaşının üzerinde olduğu proje hakkında dertlenerek değerlendiriyor olabilirsin. Bunu asla garipsemem. Bu da çok olası bir durum çünkü. Ama bu tarz molalar seni daha verimsiz bir hale getirebiliyor. Çünkü bunlar zihinsel yorgunluğu daha da kötüleştirebiliyor. Yani aslında bunu yaptığında elindeki işten tamamen kopmuş olmuyorsun. Bunun yerine, mola verirken kısacık da olsa bir yürüyüşe çıkmak, başka bir tür fiziksel aktivitede bulunmak, işte mümkünse meditasyon yapmak, zihni sıfırlamak, senin zihnin dışına uzaklaşmasına göre ve daha iyi dinlenmiş ve yeniden katılmaya hazır bir şekilde dönmene yardımcı olabilir.

3. Dikkat dağınıklığına izin verme. Dikkat dağınıklığından kaçınmak için ilk yapacağın şey dağınıklığın hem iç hem de dış kaynaklarını fark etmek. gürültü, telefon bildirimleri veya rahatsız edici bir ofis arkadaşı gibi dış kaynaklar olabilir bunlar. Çalışırken gürültü önleyici kulaklık takmak veya enstrümantal müzik dinlemek, telefonu rahatsız etmeyin seçeneğine koymak, e-mail ve WhatsApp bildirimlerini susturmak veya odanın kapısını kapatmak gibi basit stratejilerle bunları çözebilirsin. Açıkçası ben hafif sesle çalışmayı daha verimli buluyorum benim adıma. O yüzden kafelerde çok çalışırım. Çok yoğun bir ses varsa rahatsız ediyor ama böyle hafif buğultu iyi geliyor.

veya seni etkileyen başka durumlar varsa mesela açlık, can sıkıntısı, stres gibi orada tam olarak ne olduğunu tanımlamalısın ki ona nasıl baş edebileceğini bil. Yani dikkatinin dağınık olduğunu hissediyorsun ama bir dış neden yok. Bir an durup kendini kontrol et. Acıkmış mısın? Huzursuz musun? Aklında başka bir şeyler mi var? Yorgun musun?

Belki birkaç saattir ara vermeden çalışıyorsun. Sorunu tespit ettikten sonra bu sorunu çözmeye yönelik stratejiler geliştirebilirsin. Mesela atıştırmalık bir şeyler yemek, yürüyüşe çıkmak, nefes egzersizi yapmak veya kısa bir şekerleme yapmak bile olabilir bunlar. 4. Öncelik listesi yap. Çoğumuzun günlük iş listesinde birden çok proje var.

bölümün başında bahsettiğim gibi işte ben çalışmaya ayırdığım ve bilgisayar başına geçtiğim günlerle aynı anda bu podcast için araştırma yapıp notlar alıyorum. Çoğu zaman önümde bir konuşma varsa konuşma metnini hazırlıyorum ve bir süredir kitap için notlar alıyorum ve yazıyorum da biliyorsun aylardır zaten buradan çokça kez paylaştım. Şurada bile üç farklı işten söz ettim aslında değil mi? İşte üçünü de aynı anda yapamam ben. Bir öncelik listesi hazırlıyorum onun için kendime. Çoğunlukla psikopatika endüstriye yer alıyor haftalık bir iş olduğu için. Bir de haftalık YouTube sohbetleri var, işte onların editleri yer alıyor. Ama eğer konuşma tarihin yakınsa, mesela işte bir konuşmam varsa, çıkacağım bir söyleşi, bir zirve, kongre bir şey varsa, onun metnini öne alıyorum o zaman. Ya bu önceliği belirlemeyim ki verimli çalışabileyim. Çünkü görevlere öncelik vermek ve her seferinde yalnızca bir görev üzerinde çalışmak çok çok önemli.

görevlere öncelik vermezsen, bu durum kaygıyı hızlandırabiliyor ve görevler arasında atlama isteğini tetikleyebiliyor. Biriyle çalışırken biraz da onu yazayım falan, bana da böyle kaygılı dönemler de oluyor, bazen tekrar hatırlatıyorum kendime. Bir derin nefes al bunları, sakinleş, öncelik nedir? İşte bu cumartesi söyleşimi var, tamam aç o metne, ona odaklan, sonra yaparsın diğer ödevini, diğer görevini diyorum.

O yüzden en iyi yapabileceğimiz şey yapılacaklar listesini hazırlamak ve öncelikleri üste taşımak. Çoklu görevler yerine tekli görevlere koyulmak. Çünkü bunlar odaklamayı sürdürmenin en etkili yolları. Gelelim 5'e. Uykuna özen göster. Herhalde uyku her bölümde, her durumda tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.

Uyku ve aslında daha genel olarak dinlenme, uzun vadede verimliliği sürdürmek için en kritik öneme sahip. Sadece bir gece yetersiz uyku, beynin ertesi gün öğrenmesini, konsantre olmasını ve yeni bilgileri aklına tutmasını çok çok zorlaştırıyor. Ayrıca huysuzluk, sinirlilik, duygusal dengesizliğe de yol açıyor. Bu da kişiler arası ilişkilerine zarar verebiliyor, grupların birlikte etkili çalışmasını da engelleyebiliyor, zorlaştırabiliyor. Uykumuzu almış almak ilk adım olmalı. Uzun vadede yetersiz uyku fiziksel ve zihinsel sağlığa zarar verebiliyor. Üretkenliğin yanı sıra genel modumuza da zarar verebiliyor aynı zamanda. Buna karşılık dinlendirici uyku odaklanmamızı artırıyor, dikkat dağınıklığımızı en azı indiriyor, ruh halimizi iyileştiriyor. Böylelikle yapmamız gereken işlerin yapılmasından ve farklı alanlarda üretken kalmamızı oldukça da kolaylık sağlamış oluyor.

6. Mekan değişimi yap. Bu söyleyeceğim şey daha ziyade evden çalışanlar için. Eğer bilgisayar başında home office düzeninde çalışan biriysen, bak bakalım her gün aynı masada sandalyede oturmak sana iyi geliyor mu? Belki rutinine bağlı mekanla rahat eden birisin, o zaman hiç sorun yok.

Ama insan bazen değişiklik istiyor ve bu değişiklikten motive oluyor. Ben çoğu zaman kütüphanemde çalışıyorum ama bazen hafta içi işte gidip bir kafede odaklanmam daha kolay olduğu için bir kafede oturuyorum. Ve kafeleri de değiştiriyorum ara ara. Yani bir yere bağlanınca çok bağlanırım ama bazen şey o değişiklik diyorum ya bir bakıyorum yeni bir yere oturuyorum ve o gün daha da iyi çalışmışım. Bu yüzden bu değişiklik en azından şahsi olarak bana iyi geliyor. Çalışmalarda gösteriyor ki bazı insanlara iyi geliyor. O yüzden senin de kendin için deneyimleyip göreceğin bir şey bu.

Belki ev içinde bir masa değiştirebilirsin, mutfak masasına geçebilirsin birkaç saatliğine. Bakabilirsin işte ne sana iyi geliyor diye. 7. Böl ve öğret. Bu küçük parçalar olayını da her şeyden, hedeflerden tut işlere, görevlere, değişime, kişisel gelişime. Her şeyde kullandığım bir şey bu benim. Her şeyde tekrar geri döndüğüm bir nokta bu. Parçalara bölmek. Büyük şeyler gözümüzü korkutuyor ya, ufak parçalar her zaman adım atabilmemizi kolaylaştıran bir durum.

Sonuçta düşününce daha önce büyük bir işin sorumluluğunu aldığında projenin büyüklüğü gözünü korkuttun mu? Ve bu korku yüzünden sürekli erteleyip teslim tarihini kaçırdığın oldu mu? Bu çok normal. Bazen karşımızda dağ gibi büyük bir proje olduğunda tırmanmaya nereden başlayacağımızı bilemeyiz. Ayağımız geri geri gider. İşte bu yüzden hep küçük parçalara bölüp adım adım gitmek diyoruz.

Büyük işler küçük görevler haline getirilip parçalandığında hem tamamlanması kolaylaşıyor hem de erteleme olasılığımız düşüyor. O yüzden tamamlaman gereken görevi önce alanlara göre böl. Daha sonra her bölümün altında yapılacak işleri tek tek tamamlanacak görevler halinde bir daha böl ve hangi noktadan başlayacağına karar ver. Bazen daha kolay ve hızlı çözülebilecek gibidir ve sondan başlayabilirsin ya da tam ortadan. Hani neresine sana daha kolaylık sağlayabileceğine karar vermek gerek. Sana neresi daha sıcak geliyorsa o an.

Yani yeter ki bir şeyin ucundan başla. Bir puzzle gibi tamamlamaya başla ve ilerledikçe daha motive olduğunu göreceksin zaten. Önemli olan başlayabilmek. Ve gelelim 8'e, yani son maddemize. Gerçeklere odaklan.

Neden verimli olmalıyım? Yani bu soruyu sorduğumda bence bu sorunun ardında yatan gerçeklere odaklanmak gerekiyor. Verimli yaşayıp, verimli çalışırsam bu neden benim yararım olur? İşte bunun getirisini içten şekilde anlamam gerek. Verimliliğin felsefesini anlamalıyım ki bu alışkanlığı hayatıma oturtabileyim. Zamanımız çok değerli. Belki de en değerli şey bize verilmiş.

Eğer iş, özel hayat, hobiler, eğlence, arkadaşlar ve aile, dinlenme gibi bölmeleri akıllıca planlarsa, ruhsal olarak rahat, hayata karşı daha istekli, açık ve canlı oluruz. Verimlilik bizim iş hayatının ya da ev düzeninin talep ettiği bir şey değil. Bizim kendi irademiz ve iş gücümüzle oturtacağımız bir sistem. Peki, bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım burada konuştuklarımız sana bazı ipuçları vermiştir. Yepyeni bir patikada birlikte yürüyene dek sana hayatının her alanında zamanını en iyi şekilde kullanabildiğin verimli bir hafta dilerim. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)