
3.176 kelime · ~16 dk okuma
İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodBMD ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba. Bugünkü patikada biraz zorlu bir parkurdan geçeceğiz. Günlük deneyimlerimizde ortaya çıkabilen, bazı dönemlerde hayatımızın bütününe yayılabilen, bizi çok sıkıştıran, çok zor hissettiren duygular hakkında konuşacağız bugün. Nelerden bahsediyorum dersen, utanç, suçluluk ve öz eleştiri var gündemimizde. Bilmiyorum üzerini hiç düşündün mü ama utanç ne kadar derin, ne kadar kuvvetli bir duygu değil mi? Utanç ve suçluluk hakkında serbest bir şekilde düşündüğümde aklıma ilk olarak çocukluk geliyor benim.
Ne de olsa çocukluk kafalarda sınırların olmadığı, toplumsal kodların, ayıbın, yanlışın bilinmediği engin ve büyüleyici bir dünya. Ama anne babalar, öğretmenler, çevre her bir çocuğa adım adım toplumsal normlara uymak için sahiplenmeleri gereken darvanış kalıplarını öğretiyorlar. Bu öğreti de tabi sınırlar koyarak, setler çekerek gerçekleşiyor. Çocuk bir anlamda duvara tosladığında, daha ileri gidemediğinde öğreniyor. Ve tüm bu sistemin temelinde utanç, suçluluk gibi duygular oluşuyor, besleniyor, büyüyor. Kim çocuk büyürken bunlarla iyi başa çıkıyor? Özellikle ebeveynlerinden gelen sevgi, şefkat, anlayış dolu davranışlar, yönlendirmeler varsa tabii. Ama bazen de işler iyi gitmiyor. Yetişkinlerin ağzından otomatik çıkan kontrolcü, suçlayıcı, kırıcı sözler, hatta davranışlar bile yetiyor çocuğun içinde minik yaralar açmaya.
Böylece küçük düşme duyguları ve kendilerinde bir gariplik olduğu inanca oluşuyor. Daha o yaşlardan kendimiz gibi olursak ebeveynlerimiz tarafından kabul edilmeyeceğimize, bu yüzden onların beklentilerine uyum sağlamamız gerektiğini hissediyoruz. Bu beklentilere uyum sağlayamadığımız her anda utanç duyuyoruz. Eğer kendimizde kabul edilemez tarafların olduğunu hisseden bir çocuk olarak büyüyorsak, her daim ötekinin gözünde nasıl göründüğümüze karşı tetikte oluyoruz.
Çünkü daha çocukluğumuzdan kendine yer edinen bu duygular ve inançlarımız yetişkinliğe adım attığımızda da orada, her an yeniden açılmaya hazır kutular gibi bekliyorlar. Uzun lafın kısası, utanç öğreniliyor. Üstelik sadece sözlerle değil, onaylarına çaresizce ihtiyaç duyduğumuz anne babalarımızın yüzündeki beğenmeme, hor görme gibi ifadelerle de öğreniyoruz bu duyguyu. Bir de tabii öğretmenlerimiz veya arkadaşlarımız tarafından yapılan suçlamalar ve ayıplamaların da üzerimizde büyük bir etkisi var. O durumda da mekanizma şöyle işliyor. Eğer evde en yakınlarımızdan bu tür davranışlar görmüyorsak, dış çevredeki yargılanma, etiketlenme olaylarıyla baş edecek direncimiz oluyor. Kendine güven denen şey de aslında temel olarak bu. Dış dünyada kim ne derse desin, çocuğun kendi hakkındaki bir özdeğer duygusunun, bir iç farkındalığının olması.
Çocuk en derinde, değerli, yeterli, sevilen biri olduğunu bildiğinde dış dünyadaki her tür sorunla baş edebilecek durumuna sahip oluyor. Bu direnci ona verecek kişiler de kendi ailesi, onun ilk bakım verenleri yani. Bugün hassas yerlere gidiyoruz ve derin düşünceleri de alıyoruz, farkındayım. Ama tam da bu konuyu konuşurken düşünmekte fayda var. Bir düşün, utanç ve suçluluk hayatına nerede, ne zaman girmeye başladı? Belki hatırlıyorsun bir şeyler, belki de hatırlamıyorsun. Bu da olabilir. Ben mesela çocukluğumdan bazı hikayeler hatırlıyorum. Daha önce anlatmıştım, çok sakar bir insanım ben, hala öyleyim. Çocukken de öyleydim.
Ve çocukluktan oluşmuş buna dair bir utanç kalıbım var. Sakarlık yaptığımda bana kızdıkları için bir şey devirmem, mesela kırmam benim için çok büyük bir utanç kaynağıydı. Ve hemen böyle etrafımdaki insanlardan özür dilerken bulurdum kendimi. Ve hala da ara ara rahatsız olurum bu durumdan. Yani mesela diyelim bir şey devirdim, bir şey döküldü. İlk tepkim yani utancım ya da yargılamam ortaya çıkar çıkmaz farkına varıyorum bunun.
Yani ortaya çıkmıyor değil, bir anlık yine o çıkabiliyor. Ama kendime şefkatle yaklaşmaya çalışıyorum o an. Yani önemli değil Pınar, sadece bir şey devirdin, elinden gelen bir şey değil, olabilir diyorum kendime. Yani belki de bana o zamanlar, çocukken söylenmeyeni söyleyerek kendimi yatıştırıyorum. Ve bu konudaki eleştirel sesimi de durduruyorum. İşte böyle olaylarda ebeveynler bize olabilir, önemli değil demek yerine eleştirel bir şekilde yaklaştıklarında veya kızdıklarında
Bazı konularda utanç duygumuz oluşuyor. Saklamak istediğimiz taraflarımız haline geliyorlar. Ben artık birçok konuyu daha rahat konuşabiliyorum. Yani bu sakarlık da dahil olmak üzere buna sık söylediğim bir şeye dönüştü. Ama bunun en büyük sebebini hem mesleki açıdan, birçok insanın zayıflıklarına, karanlık taraflarına, utançlarına, acılarına şahit olmam olduğunu düşünüyorum. Hem de genel olarak artık zayıflıklarımızın daha çok konuşuluyor olmasının da etkisi var tabii.
Hatta öyle bir kültür oluştu ki artık bunların anlatılmasının popülerleşmesi ve böyle yanlarını anlatan kişilerin kabul görmesi, hatta daha çok sevilmesi nedeniyle dalga dalga yayıldı bu durum. Ki bu da çok iyi bir şey. Bizim insani zaaflarımızı kabul etmemize yaradı. Birbirimizi cesaretlendirmiş olduk paylaştıkça. Yani acılarını paylaşabilmek, insani zaaflarını gösterebilmek önemli. Ama tabii bunu da reklam malzemesi haline getirmemek gerek bir taraftan. Çünkü diğer insanların zayıf noktalarını, mağduriyet ve acılarını kullanmak gibi oluyor bu da. Neyse, konuya dönersek. Bizi yetiştirenlerin, çevremizdekilerin davranışları bu duygunun şekillenmesinde rol oynuyor." dedi. Hele bir de kusurluluk şemamız varsa, her tırnak içinde kusurlu davranışımız için utanç duymamız, kendimizi eleştirmemiz, hatta öfkelenmemiz mümkün. İşte günlük deneyimlerimizde sık sık ortaya çıkan, bazen hayatla baş etme becerilerimizi bile engelleyen duyguların gökenleri bunlar. Gerçekten de hayatımızı, yaşama şeklimizi etkileyen bir iç sese dönüşüyor bu duygular.
Utanç ve öz eleştiri karşılıklı olarak birbirini güçlendiriyor. Farkına varmadan psikopatolojik semptomlar göstermeye bile başlayabiliyoruz. Yani ciddileşebiliyor durum. Genelde stres, ansiyete ve depresyonla ilişkilendirilir utanç ve öz eleştiri. Çünkü mesela depresyonda kişi yanlış gelen her şeyin sebebini kendisi görür.
Genel olarak dünya, gelecek, kendisi hakkındaki algıları hepsi bozulmuştur. Fazlasıyla karanlıktır. Depresyondaki kişi yanlış olan her şeyin sebebi olarak kendi utanç verici kusurlarını görür. Yine anksiyete durumunda da aynı. Kişi kendi anksiyetesinden dolayı bile upanç duyabilir.
Şimdi tabi depresyon, anksiyete stres hepsi yükselişte. O yüzden özellikle de sosyal medyanın öz imajımız ve öz değerimiz üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğu bu dönemde bu konuların daha çok konuşulması, ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Peki o zaman biraz da tanımına bakalım. Yani utanç nedir diyeyim.
Utanç, yetersiz, kusurlu veya sevgiye layık olmama düşünceleriyle bağlantılı olabilen acı verici bir duygu. Az önce anlattığım dinamiklerle doğa ve oldukça derinlerde yatan bir duygu olduğu için çoğu zaman nasıl çıkıp geleceği veya birine nasıl bir duygusu ele getireceği kestirilemiyor. Bazen insan gözle görünen hiçbir sebep yokken bile utanç içinde olabiliyor. Eminim sen de yaşamışsındır bunu. Kırılganlık, empati, suçluluk, utanç gibi konularda araştırmalar yapan ve benim de çok sevdiğim ve bahsettiğim Brenna Brown, kendisi Amerikalı bir profesör ve yazar, o şöyle açıklıyor bunu. Utanç, kusurlu olduğumuza ve bu nedenle kabul görmeye ve ait olmaya layık olmadığımıza inanmanın verdiği, yoğun acı veren duygu veya deneyimdir, diyor.
Negatif bir duygu olan utanç aslında evrimsel olarak hayatta kalışımcısına çok kilit bir rol oynuyor. Mesela utanç olmasaydı kültürel normlara ve yasaya uymaya ihtiyacı hissetmezdik. Ve tabi sosyal bir tür olmamıza olanak sağlayan davranışları da sergilemezdik. Çünkü insanlar kabul görmek isterler. Bu en doğal insanlık hali. Ve utanç bu noktada bizi kontrol altında tutan evrimsel bir araç.
Bir de tabii utanç kavramı zamana, mekana, kültüre bağlı olarak da değişebiliyor. Doğuda utanç kaynağı olan bir şey, batıda olmayabiliyor. Peki, bu mekanizma ne zaman işlemeye başlar? Başka bir çift göz bizi gördüğünde. Yani utanç çoğu zaman başka biri devreye girdiğinde vardır. Yalnız başımızdayken yaptığımız birçok şey,
ruhumuza herhangi bir dalgalanma ya da hisse yol açmaz. Ama başka biri, söz gelimi burnumuzu karıştırırken görse bizi, bundan utanırız. Yani utancın toplumsal da bir yanı var. Düşün, yeni araba kullanmaya başlamışsın, arabayı park etmekte henüz ustalaşmadın. Arkanda birkaç tane araba beklerken, işte bir sürü maneverli o arabayı doğru park etmeye çalışırken hissettiğin şey utanç. Ama arkanda hiç araba olmasa, kimseyi bekletiyor olmasan, öyle hisseder miydin?
Hiç zannetmiyorum. Bu arada bu da benim başıma çok geliyor. Ben park işinde gerçekten iyi değilim. Arkamda araba beklerse yani kötü hissediyorum kendimi. Bekleteceğimi biliyorum onları. O yüzden turlarım. Bayağı turlarım yani arabayı park edene kadar. Stres altında gerçekten park edemiyorum.
Stres yokken fark edebiliyor muyum? O da tartışılır. Neyse, suçluluk duygusuna gelelim. Suçluluk duygusu daha farklı. O sadece ve sadece insanın kendisiyle ilgili. Senin kendini suçlu hissedip hissetmemen sana ve senin davranışlarına dair. Şöyle diyeyim, sen bir hayvan hakları aktivistisin ve bütün hayvanların özgür yaşaması gerektiğine inanıyorsun. Bu senin davan.
Bir gece gizlice gidip hayvanat bahçesinin kapılarını açarsın ve hepsini salarsın. Sonra seni yakalarlar, tutuklarlar ve suçlu ilan ederler. Yani ceza hukukuna göre suçlusundur. Ama sen kendini suçlu hissetmezsin. Yani burada biraz uç bir örnek verdim ama zihninde canlandırabildiğimi düşünüyorum durumu. Suçluluk hissi tamamen senin değer yargılarınla ilgilidir. Başkasının sana ne söylediğiyle değil.
Psikanalitik teoriye göre de utanç daha çok ego ve ego ideali arasındaki bir çatışmanın ürünü. Yani basitçe ifade etmem gerekirse insanın olduğu kişiyle olmayı istediği, idealize ettiği, öykündüğü mükemmel kişi arasındaki çatışma diyebilirim. Utançın tepkileri bir anlamda depresyona benziyor. Gözlerimiz aşağı bakıyor, omuzlarımız öne kapanıyor, yüzümüz renksizleşiyor, bedenimiz kapanıyor yani. Göz kontak kurmaktan kaçınıyoruz. Tüm hayatına hükmediyor utanç insanın. Böyle patolojik boyutta bir utanç duygusuyla başa çıkmak çoğu zaman anca bir uzman desteğiyle, terapiyle mümkün oluyor.
İçinde olduğumuz çağ birçok bakımlar hastalıklı. Buna neredeyse her bölüm biraz değiniyorum. Tüketilmenin, görüntünün, mutlu görünmenin, iyi görünmenin çağı bu. Dikkat edersen görünme diyorum. Yani ne yazık ki gerçekten iyi olmak, mutlu olmak peşinde değil, görüntünün peşinde bir dönemdeyiz. Hatta erdemli, dürüst, hakkaniyetli olmanın pek önemsenmediği bir dönemin içindeyiz. Tabii bunu derken bir genelleme yapıyorum. Genel anlamda toplumları sürükleyen trendler, teknolojik yenilikler, toplumsal arayışlara bakınca gözüken bir genelleme bu. Ve bu durum insanlara da çok fazla utanç duygusu yaratıyor.
İnsanların işlerinden, evlerinden, sevgililerinden utanabildiği bir çağ bu. Utançla beraber haset de var tabii. Her türlü duygunun uçlarda yaşandığı bir dönemdeyiz. Daha önce konuştuğumuz mükemmeliyetçilik konusuna da değineceğim yeniden. Mükemmeliyetçi davranış ve düşünce kalıplarına sahip insanlar imkansız koşullardaki imkansız mükemmeliği yaratmaya çalışırken çoğunlukla tökezlerler ve hemen yetersizlik ve başarısızlık hissine kapılırlar.
Bunlara bir de utanç eklenir tabi. Ama biz araştırmalardan biliyoruz ki yüksek düzeyde öz eleştirel veya mükemmelliyetçi olan insanlar sık sık utanç yaşama eğiliminde oluyorlar. Çünkü bu insanlar için mükemmellikten uzak her şey başkalarının olumlu bakışını sürdürmeye yönelik bir tehdit olarak algılanıyor. Yani şöyle çarpık bir varsayım oluşuyor zihinde mesela. Ben bu elimdeki işi mükemmel şekilde tamamlayamazsam, insanlar benim hakkımda kötü düşünür. Yetersiz olduğumu veya değersiz olduğumu düşünürler. Böyle düşünmemizin bir sebebi tabii ki yetiştiriliş tarzımız. Koşullu sevgi verilerek büyüyoruz birçoğumuz. Bunu yapmazsan küselim, işte bu sınavı geçersen tatile gideriz, bu yemeği bitirmezsen seninle oyun oynamam gibi cümle kalıplarına çok aşinayız.
İşte bize çocukken sürekli bu bilgiler yüklendiğinde başkalarının sevgisi ve onayı için mükemmel bir portre çizmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Bunu gerçekleştiremediğimizde ki gerçekleşmesi pek de mümkün değil tabi, işte o zaman yapamadıklarımız için utanç duyuyoruz. Mesela mükemmeliyetçi eğilimleri olan bir çalışan müdürü tarafından herkesin önünde düzeltilirse şiddetli bir utanç duymaya yatkın oluyor. Veya bir arkadaş ortamında biri kinayeli bir şekilde bize eleştirel yaklaştığında yine bunu utançla veya öfkeyle karşılayabiliyoruz. Peki bir de şuradan bakalım istiyorum. Utancı tanımlarken hep negatif, yıkıcı, sarsıcı yanlarından bahsettim. Ama aslında insana dair çok temel bir duygu bu aynı zamanda. Hatta çocuklukta gelişim döneminin kilit duygularından biri.
Hiç mi işe yarar yanı yok peki o zaman bunun? Var aslında yani biraz da utancın olumlu yanlarından bahsetmek istiyorum. Utanç eğer psikopatolojik bir düzeyde değilse tabii bir anlamda erdeme dönüşüyor. Çünkü utanmak aynı zamanda duyarlı olmak ve başkalarına karşı sorumlu olmak demek. Bir sosyal varlık olabilmenin bana göre ilk koşulu
Utanabilmek, mahcubiyet hissedebilmek. Utanç bu yanıyla hepimizi kontrol altında tutan evrimsel bir araç. Burada bahsettiğim konuşu öyle olumlu anlamda söylüyorum. Yani bir arada yaşayabilme, paylaşabilme olanı asılması anlamında. Hatta sosyal bilimcilere göre utanç, toplumun normali tarafından kötü olarak tanımlanan davranışlardan bizi caydırıyor. O yüzden de sosyal ilişkilerin sürdürülmesine de yardımcı olabileceği düşünülüyor.
Hatırlarsan neden dedikodu yaparız bölümünde buna benzer bir şeyden bahsetmiştim. Dedikodunun yanlış ya da ahlaka, aykırı davranışlar sergileme konusunda bir fren sistemi olabileceğini konuşmuştum. Burada da yine aynı mekanizmdan bahsediyorum aslında. Oxford Üniversitesi tarafından yayınlanan SHAME adlı bir akademik kitap var. Burada araştırmacı psikologlar dört farklı utanç davranışı kategorisi belirlemişler. Onlardan ilerleyelim biraz şimdi. İlki sert reaksiyon. Bunlar utandığında ve savunmaya geçtiğinde yaptığın şeyler. Mesela utançtan kendini kötü hissederken bir anda öfkeyi karşındakine yöneltmek gibi. Sıcak tepki genellikle dürtüsel bir tepki oluyor. Hani baskın, basanındır misali kendi utancını karşındakine yansıtıyorsun.
İki, utançla başa çıkma veya utancı gizleme davranışları. İlgi odağı olmaktan kaçınmaya çalışmak veya düşüncelerini ya da duygularını paylaşmamak oluyor bu. Bir nevi kendini koruma yöntemi bunlar tabi. Mesela kendinden çok emin olmadığın bir toplantıya girdin diye düşün.
Sözü olmamak için kimseyle göz kontak kurmuyorsun, defterine notlar alıyorsun gibi bir durum yani. Üç, utanç hissetmekten kaçınmak veya utancın fark edilmesini önleyen güvenlik davranışları. Bu kategoride de hemen özür dilemek, ağlamak veya çatışmadan kaçınmak gibi şeyler olabilir. Duygusal olma veya çatışmadan kaçınma eğilimi olan kişilerin güvenlik darmanışlarına girme olasılığı daha yüksek oluyor. Ve bu darmanışa girip çıktıktan sonra büyük bir rahatlama hissediyorlar. 4. Utancı onarmak için darmanışlar. Buna utançla ilgili darmanış kalıplarının tırnak içinde en farkındalıklı olanı diyebiliriz. Sorumluluk alma ve özür dileme darmanışı aslında bu. Mesela önemli bir yıl dönümünü unuttun. Kendine aklına çok şey olduğunu söyleyebilirsin. Ve karşındakine de üzgün olduğunu göstermek için jestler yapabilirsin.
Ve bu da daha onarıcı, daha yapıcı bir davranış olmuş olur utancına yönelik. Peki, bir de şunu düşünelim. Neden bu kadar utanıyoruz? Yani utanç duygusunu yoğun bir şekilde yaşıyorsak bu duyguyu tetikleyen sebepler ne? Biraz ona bakalım. Farklı utanç türlerinin çeşitli potansiyel nedenleri var. Bunlardan biri, çocukluk travması veya çocuklukta yaşanan ihmaller. Bunu zaten girişte uzun uzun anlattım. İçimize yer etmiş pek çok utanç reaksiyonu çocukluğa dayanıyor.
Buna ek olarak bir neden de öz eleştiri veya yargılama için herhangi bir ruh sağlığı bozukluğu. Mesela sosyal anksiyete bozukluğu buna bir örnek. Yani buna sahipsek daha fazla öz eleştiri yapabiliyoruz, daha fazla yargılayabiliyoruz kendimize. Bir diğeri, kusurlarının ortaya çıkacağına ve yetersizliklerinin görüleceğine dair endişeler. Bir başka deyişle mükemmelliyetçilik belirtileri.
Zorbalığın kurbanı olmak, arka arkaya başarısızlıklar yaşamak, başkaları tarafından reddedilme veya bir ilişkinin zayıflaması gibi sebepler de yine utanç duygusunu tetikleyen sebeplerden. Peki, buraya kadar utancı açıkladım. Çocukluğa köklenen bir duygu olduğunu konuştuk. Bunun suçlulukla farklarını netleştirip sebeplerini listelemeye çalıştım. Biraz da birçoğumuza utanç baş gösterdiğinde ortaya çıkan öz eleştiren iç seslere bakalım istiyorum.
Çünkü genelde bunları başka birinden duyunca yersiz ya da çok sert olduğunu anlayabiliyor insan. Neden bu durumu daha iyi idare edemedim? Çok saçma bir şey söyledim. Benim aptal olduğumu düşünecekler. Muhtemelen benden hoşlanmayacaklar. Beni beğenmeyecekler. Neden bunu anlayamıyorum? Bir türlü kavrayamıyorum. Akılsız mıyım ben? Ben kötü bir ebeveyn miyim? Çocuklarıma bağırmamalıydım. Fazla şık giyinmişim. Kimse bu kadar süslenmemiş. Çok dikkat çekiyorum. Herkes ne kadar şık. Oysa ben çok sade giyindim. Çok dikkat çekiyorum.
Herkesin raporu ne kadar uzun, benimki sadece iki sayfa, müdür az çalışacağımı düşünecek gibi gibi gibi birçok farklı konuda birçok öz eleştirilik ses var. Gördüğün gibi utanç çoğu durumda sosyal kaygıyla iç içe geçiyor ve devasa öz eleştiri cümleleri halinde üstüne üstüne geliyor. Ama sık sık hem kendimi hem de dinleyicileri hatırlattığım bir söz var benim. Başkalarının senin hakkında ne düşüneceğini kontrol edemezsin. Sen ne yaparsan yap, onların dünyaya ve insanlara bakışı onlara has. Onların kendi, diğerleri ve dış dünyaya karşı algılarından şekilleniyor bu düşünceler. Ve bu herkesin senin hakkındaki düşünceleri için geçerli bir durum.
Peki o zaman şimdi asıl işimize yarayacak kısma geçelim. Biraz da utanç ve suçluluk duygularıyla nasıl başa çıkabiliriz buna bakalım. İlk adımda utancı tanımla. Yani senin zaman zaman bu an bu duygudan kurtulmanın ilk adımı bunun neyle ilgili olduğunu anlamak. Utanç duyguları ne zaman tetikleniyor? Ve utanç hissettiğinde nasıl tepki veriyorsun veya nasıl farklı hissediyorsun?
Bir buna bak. Bunu gözlemenin en iyi yolu bence yine kağıt kalemden geçiyor. Utanç duygularını bir not defterine yazmayı dene. Özellikle geçmişinde utanç duyduğun veya seni bugün utandıran, seni etkileyen olaylar hakkında yazabilirsin. Yani şu an sahip olduğun duygu ve düşünceleri ve geçmişteki bu duruma nasıl tepki verdiğini yaz mesela.
Sonra geçmişte yaşadığın utancın bugünkü seni nasıl etkilediğini incelemek için biraz zaman ayır. Geçmişteki durumlar sana kendini hakkında ne öğretti? Bunu bir düşün. Bunu yapalım çünkü utancımızı gün ışığına çıkarmak onun şu anki benliğimize gölge düşürmesinden kaçmanın bir yolu olabilir. 2. Kendine sor. Bu olanlardan gerçekten biri zarar gördü mü?
Yani kalabalık bir odada yürürken ayağın takıldı ve düştün. İyisin ama utanıyorsun. Hepimizin başına gelmiştir. Ben işte dediğim gibi defalarca bu utancı yaşadım. Ne hissettiğini biliyorum. Peki kimse zarar gördü mü? Hayır. Bazen tek yapılması gereken ortada gerçekten birinin zarar gördüğü kötü bir durum olmadığını kabul etmek.
Diyelim ki arkadaşınla tartışma sırasında ortam gerildi ve kendini kaybedip ona suçlayıcı bir tonda çıkıştın. Muhtemelen duyguları incindi. Sonuçtan dolayı suçluluk ve kendini kaybettiğin için de utanç hissedebilirsin. Peki arkadaşından incitici sözlerin için özür dileme seçeneğin var mı? Var. Kendini de her insan gibi bir anlık kendini kaybettiğin için affedebilir misin? Bence evet. O zaman tamamız. Belki sen de bir daha utanç hissettiğinde bu soruları kendine sorabilirsin.
Gelelim 3'e. Düşüncelerine yapışmak yerine onları bırakma pratiği yapmak. Kendini bir öz eleştiri ve üzüntü sarmalının içinde bulabilirsin. Bu hepimizin başına geliyor dönem dönem. Düşüncelerinin %100 gerçeği yansıtmadığının farkındasındır ama onlardan da kurtulamazsın bir türlü.
İşte inatça olumsuz düşüncelerden kurtulmanın en iyi yolu farkındalık meditasyonu. Birçok çalışma da bunu gösteriyor bu arada. Yani farkındalık meditasyonu yaptıkça zihnimizdeki çarpık düşüncelerin daha çok farkına varıyoruz. Ve rehberli meditasyonlar öz eleştiri modundan çıkmana da yardımcı olabiliyor. Daha doğrusu bu modun farkında oluyorsun ve zihnindeki düşünceleri mutlak doğruluk olarak kabul etmeyi bırakabiliyorsun böylelikle. Ben rehberli meditasyon diyorum çünkü böyle meditasyonlarda ne yapman gerektiği anlatılıyor.
Sessizlikte oturmaktan daha kolay olabilir özellikle başlangıç seviyesinde biriysen. Bu arada farkındalık meditasyonu ve mindfulness hakkında başlı başına bir bölüm yapmayı düşünüyorum. Hayatlarımıza sokmamızın faydalı olacağını düşündüğüm bir alışkanlık bu. Bunu da başka bir zamanda konuşuruz.
Bu arada meditasyona sıcak bakmıyorsan, hazır hissetmiyorsan bir başka seçenek de fiziksel olarak aktif olmak. Yürümek, dans etmek, egzersiz yapmak veya yapabileceğin herhangi bir hareket düşüncelerini sıfırlamaya ve odağın değiştirmeye yardımcı olabilir. Ve burada bahsedeceğim son madde yani 4. Kendine karşı empati beslemek ve kendinin en iyi arkadaşı olmak.
Ya zor biliyorum bazı sözler böyle klişe geliyor ilk söylendiğinde. Bu benim de hala zorlandığım ve kendime yüklendiğimde hatırlattığım bir şey. Bizler kendimize başkalarına olduğumuzdan hep daha acımasızız. Hele ki büyürken bazı mükemmel niyetçilik kodlarıyla büyüdüysek. Ama lütfen şunu unutmamaya çalış. Utanç duygusu her insanın deneyimlediği gayet normal bir duygu. Bunu kendine hatırlatırsan daha sevgi dolu, daha affedici bir yerden yaklaşabilirsin hatalarına.
Mesela, diyelim çocuğuna sebepsiz yere bağırdın. Bu da olabilir. Makine değiliz ve her şey kitaplarda anlatıldığı gibi değil. Bazen sabrını taşabilir. Olmak istemediğin kişi olmuşken bulabilirsin kendini. Telafi etmek için şansın var. Çocuğunla sakince konuş. Bağırdığın için üzgün olduğunu söyle. Nasıl hissediyor, iyi mi diye kontrol et. Sonra da kendine karşı anlayışlı ol. ve nazik bir arkadaşının sana muhtemelen söyleyeceği şeyi düşün. Hepimiz hata yaparız ve hiçbir ebeveyn mükemmel değildir. Bence bunu birbirimize yeteri kadar söylemiyoruz. Zaten ebeveyn olmak demek otomatik olarak bir yargılanmanın, bir vicdan azabının yüklenmesi demek üstümüze.
O yüzden bunu sık sık kendimize ve çevremizdeki anne babaları hatırlatmamız gerek. Çünkü bu böyle. Ve çocuğun da bu sayede bunları onunla paylaştığında insanların hata yapabildiğini, yaptıklarında da telafi etmenin, özür dilemenin bir yol olduğunu öğrenmiş olacak senden. Peki, o zaman sona gelirken aslında utanç, suçluluk, öz eleştiri üzerine daha söyleyebileceğim çok şey var. Yani bunlar çok derin ve hassas konular.
Ama bugün en önemli başlıkların üzerinden geçmek istedim. Şunu aklımdan çıkarma lütfen. Suçluluk duygusu yaşamayan, yetersiz hissetmeyen, utanç hissetmeyen hiç kimse yok. Hepimizin içinde zaman zaman yüzeye çıkan hisler bunlar. Hatalar yapıyoruz, eksiklerimiz oluyor, bazı şeyleri batırıyoruz, bazı konularda gerçekten yetersiziz.
Ama önemli olan tüm bunları olduğu gibi kabul etmek. Kendimizi yargılamadan, cezalandırmadan, karamsarlığa mahkum olmadan daha sağlam adımlar atmak için ne yapabiliriz? İşte bunu bulmak. Peki, bir sonraki pratikada beraber yürüyene dek kendine karşı şefkat gösterdiğin, utanç, suçluluk ve öz eleştiriyle baş edebildiğin güzel günler dilerim. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.