
4.277 kelime · ~21 dk okuma
İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.
Merhaba. Bahar ayında çekiyorum bu bölümü. Tam Mayıs ayına giriş yapıyoruz şu an. Bildiğin gibi bir Mayıs tüm dünyada anlam ve geleneklerle dolu bir gün.
Özellikle Avrupa'da yaşamın ve doğanın yenilenmesinin neşeli bir şekilde kutlandığı özel bir gün olarak kabul ediliyor. Ve bu kutlama gününün eski tarım ritüellerinden kaynaklandığı düşünülüyor. Kaynağı Antik Yunan'a, Roma'ya kadar geri gidiyor bu ritüellerin. Mesela kır çiçeklerinin, yeşil dalların toplanması, çiçek çelenklerinin örülmesi, insanların etrafında dans ettiği süslü bir Mayıs ağacının hazırlanması gibi gelenekler var içinde.
Tabii o zamanlar başlangıçta bu tür törenler ekinlerin ve dolayısıyla çiftlik hayvanları ve insanların bereketini sağlamaya başlamış olabilir diye düşünüyorum. Ama zaman içinde tabi bu kutlamalar büyük ölçüde popüler şenlikler olarak devam etti günümüze kadar. Tarih kitaplarından öğrenebileceğin ilginç bir bilgi de şu, Püriten anına yaşasay Püristiyanlar, 1 Mayıs kutlamalarını Paganizm ile bağdaştırdıkları için kutlanmasını yasakladılar ve bu yüzden bayram hiçbir zaman Amerikan kültürünün önemli bir parçası haline gelmedi. Ki bugün düşündüğümüzde kurban kesmekten kurşun döktürmeye kadar ne kadar çok Pagan geleneğimiz var aslında bizim kültürümüzde.
Neyse konuya dönersek biz yazın başlangıcını işaret eden 1 Mayıs sadece baharın gelişi olarak değil emeğin ve emekçilerin bayramı olarak da kutluyoruz tabii o yüzden de önemli bir gün ama mevsimsel döngü olarak düşünürsek de bu güzel gün insana hayatını şöyle bir gözden geçirmek için de fırsat sunuyor bence Neden dersen havalar ısınmaya, ağaçlar çiçeklenmeye, toprak yeşermeye başladı. Göçmen kuşlar yuvalarına döndüler. Günler aydınlandı, uzadı. Önümüz yaz. Bu dönem hepimize bir enerji veriyor. Hepimiz daha fazla dışarıda vakit geçiriyoruz. Yaz tatili planları yapılmaya başlandı. Evlerde kışlık kıyafetler kalkıyor, yazlıklar çıkıyor. Hepimizin içinde bir bahar temizliği duygusu var. Aynı zamanda seneyi de neredeyse yaraladık.
O zaman neden içimize, beklentilerimize, enerjimizi kanalize edebileceğimiz yerlere biraz daha yakından bakmayalım tam da bu sıralar? Güneş ışığın evdeki tozları aydınlatmaya başlaması yeni bir başlangıç, dağınıklığı giderme ve sıfırlama için güzel bir zaman bence. Çünkü bazen hayatın koşuşturmacasında bir yerlere dalıp gidiyoruz. Bizim için önemli olan, ihtiyacımız olan şeyleri ihmal edebiliyoruz. Ya da hayata karşı hevesimizi kaybedebiliyoruz. Ve bu etrafımızdaki her şey yansıyor. Evlerimiz, sağlığımız, ilişkilerimiz hatta kariyerimize bile yansıyor.
Bu sırada tabi sanki günden güne hiçbir şey değişmiyormuş gibi hissedebiliriz. Ama günler, haftalar üst üste yığılır ve birden bir bakmışız, aslında hiç olmak istemediğimiz bir yerdeyiz. Ve sorarız, buraya nasıl geldin? Arada durup kendimize hayatımızın hangi kısımların iyi gittiğini ve korumak istediğimizi, hangi alanların kontrolümüzden, irademizden, arzularımızdan uzak düştüğünü sormak önemli.
Ben mesela son dönemde iş yoğunluğundan kendime pek de iyi bakamadığımı fark ettim. Spor yapmayı çok seviyorum ben ama son bir aydır doğru düzgün onu bile yapamadım. Zaten böyle işler yoğunlaştığında ilk bıraktıklarımız hep ruhumuza en iyi gelen şeyler oluyor. Hatta bunun bir adı var psikolojide. Buna exhaustion funnel deniyor. Yani bir tünel düşün veya hani ters üçgen gibi bir tünel düşün. Ona sürekli bir şeyler ekliyoruz. Diğerlerini çıkartıyoruz yer açmak için.
Ama işte eklediğimiz şeyler hep böyle zorunluluklar, görevler oluyor. Çıkardığımız şeylerde işte böyle bize heyecan veren, bize kendimizi iyi hissettiren, mesela sıkıştığımız bir dönem, yürüyüş yapmamaya başlıyoruz, spor yapmamaya başlıyoruz, kitap okumamaya başlıyoruz. E sonunda da bir bakmışız, o huninin içinde, yani ters huni, daha doğrusu düz huni diyeceğim. Çünkü hani huni zaten ters üçkendir. O huniyi hayal et. Onun içinde başka hiçbir şey kalmayınca da bir bakıyoruz, psikolojimiz çökmüş. Ya da çok kötü hissediyoruz kendimizi. Yani hiçbir şey yapmak gelmiyor içimizden. Hayata karşı heyecanımız bitmiş. Ben mesela ilk kez bu hafta dedim ki, hayır evet çok işim var. İşte kayıtlar var, toplantılar var, söyleşiler var. Bir taraftan kitabı yetiştirmeye çalışıyorum. Ama ben başka şeylerden de kısa.
Her sabah bir saat spora gideceğim. Biraz daha erken kalkmaya başladım. Bugün çok erken gittim. Ama inan ilk gittiğimde öyle bir mutluluk doldu ki içime. Yani yerimde duramıyordum. Ne kadar özlemişim bu kadar terlemeyi diye. Ve kendime bunu niye yaptım diye sormaya başladım. Çünkü verimliliğim de düşüyor o zaman bir yerden sonra. Yani her şeyi yetiştireceğim derken makina değiliz tabii ki. Bu sefer çalışma hızım da düşüyor zaten, motivasyonum da düşüyor zaten. Halbuki kendime iyi gelen bir şey yaptığım zaman ki geri dönüş yaptığım spora çok da iyi geldi, daha çok konsantre olabiliyorum diğer alanlara da. O yüzden bu mesela benim bahar temizliğim ve kendime seçtiğim şeylerden biri. Peki şimdi konumuza dönersek yeni bir başlangıç dedik. Neden şimdi bahsediyorum bundan? Çünkü doğanın hareketlerini puştara alabileceğimiz için mevsimler bence
Büyük bir rol oynuyor yeni başlangıçlarda, özellikle de bahar diyebilirim buna. Peki nereden nasıl başlayacağız içimizde bahar temizliği yapmaya? Öncelikle hayatının tüm yönlerini gözden geçirmen ve harekete geçmek için gereken alanları belirlemen gerek. Bunun için yaşam çarkı adı verilen bir teknik yardımcı olabilir. Psikopatikayı takip ediyorsan ve önceki bölümleri dinlediysen her fırsatta eline kağıt kalem alma işinden bahsettiğimi duymuşsundur.
Gerçekten de notlar almanın ya da aklındakileri yazıya dökmenin çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Her neyse bir kağıt ve kalem al o yüzden şimdi ve büyükçe bir daire çiz. Ya da tabii şu an bunu yapamıyorsan, nerede dinliyorsan eğer zihninde de oluşturabilirsin bunu. Şimdi bu daireyi hayatının farklı alanlarını temsil etmek için ihtiyaç duyduğun kadar parçaya böl. Her bölümden memnuniyet düzeyini de 1 ve 10 arası bir ölçekte değerlendir.
Bunu yaptıktan sonra arkana yaslan ve hayatında neler olup bittiğine bir bak. Bu bahsettiğim yaşam çarkı için bölünen parçalar genelde belli başlı başlıklara ayrılıyor. Sen bu söylediklerimi birebir uygulamak zorunda değilsin. Belki eklemelerin ya da çıkartacakların olacaktır. Ama bir fikir vermesi açısından sıralıyorum kullanabileceğinin bazı başlıkları.
Bir, aile ve arkadaşlar. Bu kategoriyi ikiye de bölebilirsin. Aile ve arkadaşlar olarak ayırabilirsin yani. Ya da aşk diye bir kategori daha eklenebilir mesela buraya. İki, kariyer. Aktif olarak bir işte çalışmıyorsan buna annelik ya da babalık veya gönüllülük gibi alternatifler de getirebilirsin.
Üç, finans ya da para, mali durum, gelir yönetimi, bütçe veya finansal güvenlik. Yani ne istersen burada onu yazabilirsin. Dört, sağlık. Bu kategoriyi bence psikolojik sağlık ve fiziksel sağlık olarak ikiye ayırabilirsin. Beş, ev ortamı. Yani evdeki durumlar genel olarak. Altı, eğlence ve boş zaman. Belirgin hobilerin varsa bu alanın ismini hobi olarak da değiştirebilirsin. Ve yedi, kişisel gelişim. Buna dilersen okul ya da öğrenme, okuma, kurs birçok şey diyebilirsin sana ne anlam taşıyorsa eğer kişisel gelişim.
Şimdi, mesela ekleme çıkartmalara kendi hayatıma örnek verecek olursam, ben bu dilimlere internet ya da çevrim içi falan gibi bir başlık da eklerdim. Çünkü işim gereği bilgisayar başında çok vakit geçiriyorum. İşte araştırma yapıyorum, okuyorum, podcastleri hazırlamak için kaynak tarayıp metinlerini yazıyorum. Sonra işte sosyal medyada okuduğum kitaplardan paragraflar ya da yaptığım söyleşilerden videolar paylaşıyorum. Anlayacağın benim hayatımda internet diye bir sekmede olmalı incelemem için bence. Çünkü epey vaktimi alan bir şey.
Sen de kendine göre modifiye edebilirsin yaşam çarkını. Sonra da bölümlere içtenlikle, objektif bir şekilde bakmaya çalış. Biraz vakit harca ve puan ver bu alanlara. Demin de dediğim gibi sürekli bir koşuşturmaca içinde geçen hayatlarımızda bazen gerçekten nasıl hissettiğimizi bilmek zor oluyor. Nasılsın sorusuna gayet iyiyim gibi yanıtlar verebiliyoruz. ve bu yanıtı verirken içten olduğumuzu da düşünüyoruz belki. Ama ayrıntıya indiğimizde genellikle memnuniyetsizlikler ve iyileştirebilecek alanlar bulabiliyoruz. İşte bu kendine özgü yaşam çarkını hazırlarsan hayatından ne kadar memnun olduğuna dair hızlı bir genel bakış sağlar sana. Vereceğin puanlar hangi yaşam alanları hakkında iyi hissettiğini ve hangilerinin biraz çalışmaya ihtiyaç duyabileceğini görmeni sağlar.
Geliştirilmesi gereken maddeler tabii ki olacaktır. Ama madem adına bahar temizliği dedik, biraz da hafifletilmesi gerekenlere bakmak lazım. Nasıl ki evlerde ve gardıroplarda artık kullanılmayanları ayırıyoruz, atıyoruz, veriyoruz. Yani bir anlamda onlardan kurtuluyoruz. Bizi susan, bize fazlalık olan diğer şeylere de bir göz atmak iyi olabilir.
Mesela sosyal medyanda minik bir temizlik yapabilirsin. Çünkü ne kadar farkındalıkla yaklaşmaya çalışsan ve o dünyanın idealize edilmiş görüntüler sunduğunu bilsen de yine de sana kendini kötü hissettiren hesaplar olacaktır. Belki mesela bu ara seyahate çıkmaya çok ihtiyacın var. Normalde böyle içerikleri takip etmekten keyif alsan da şu dönem sürekli seyahatte olan, dünyayı gezen hesaplar kendini kötü hissettiriyor olabilir sana.
yararı olmadığını düşünüyor olabilirsin. O zaman mesela orada da bir bahar temizliği yapıp takipten çıkabilirsin bu hesapları. Sonra söz konusu olan evin olabilir. Pek çoğumuz gündelik hayatta koştururken evimize vakit ayıramıyoruz. Kullanmadığımız eşyalar, mobilyalar içinde yaşayıp gidiyoruz. Oysa bizi çevreleyen objeler zihnimizde de kalabalık yaratabiliyor.
Sadece bir hafta sonu harcayacağın yoğun çabayla bile bir dönüşüm yaratabilirsin. Mesela ihtiyacın olmayan eşyaları birilerine verebilirsin. Dağınıklığı ortadan kaldırabilirsin. Bu arada bunu yaparken de kendini istenmeyen duygulara aidiyet oluşturmayı bırakmayı öğrenirken ya da zihnindeki bir yolu açarken bulabilirsin. Kullanmadığın eşyalardan kurtulmak sana zihinsel olarak da bir ferahlık getirir. Dağınıklığına veda ederken tüm eski olumsuz kalıplarının, davranış ve düşüncelerinin de onlarla beraber yok olduğunu hayal edebilirsin.
Aslında evinde bahar temizliği yaparken uyguladığın kuralların aynısı zihnin içinde geçerli. O yüzden yemek yeme, uyuma, egzersiz yapma, rahatlama şekillerini gözden geçirebilirsin. Zihinlerimiz de bilgisayar gibi. Yalnızca belli miktarda depolama alanımız var. Yani yeni heyecan verici programlara yer açmak için zaman zaman bazı dosyaları silmemiz gerekiyor.
Şimdi bu yaşam çarkı yapma ve dilimlere puan verme işini sana bırakıyorum. Herkesin hayat yolu, dertleri kendine özgü ve farklı çünkü. Ben bu noktadan sonra daha genel bir şekilde ruhunda bahar temizliği yapma işi için birkaç farklı başlık açacağım. Sen içinden sana uyan fikirleri alabilirsin. Kendi başlıklarını ekleyebilirsin. İnceleyip kendine göre modifiye edersin yani bu listeyi.
Başlıyorum o zaman. Bir, öz bakım rutinleri oluşturmak. Öz bakım, yani İngilizcesi self-care, bu terimin son zamanlarda çok fazla kaynakta hem yerli, yabancı. Çok duyar olduk çünkü yükselişte bir terim bu. Öz bakım stresi azaltmak, sağlığımızı, refahımızı korumak ve geliştirmek için düzenli olarak gerçekleştirebileceğimiz faaliyetler ve uygulamalar anlamına geliyor.
Öz bakım üzerine uzun ve kapsamlı bir psikopatika bölümü var aslında. Geçen sene yayınlamıştım ben bunu. İsmi de adı üstünde zaten öz bakım rutinlerin. Dinlemediysen ona bakabilirsin. Ama bugün kabaca da olsa bir daha üstünden geçeceğim. Çünkü benim için gerçekten önemli bir konu bu. Bana göre öz bakım zihin, beden, ruh sağlığı açısından kendimize özen göstermek. Kendimize iyi bakmak demek. Ve eğer buna yeterli özeni göstermiyorsan ya da yaptığın şeyler sana yeterli gelmiyorsa diyeyim, bu ay baharın yaza bağlandığı bu dönem öz bakım rutinlerini gözden geçirip başlatmak için güzel bir zaman.
Aslında önemli olan burada kendini ayıracak vakit yaratmak. Ruhuna iyi gelen şeylerden bir rutin oluşturabilmek. Çünkü öz bakım kendini önceliklendirmen demek. Herkesin zevk aldığı şeyler, ona haz veren, ruhunu beslenen hobiler, etkinlikler farklı tabii. Ama öz bakım deyince herkes için geçerliliği olan, bu hayata gelmiş her insana iyi gelecek bir ortak faydamız var. O da bedenimize iyi bakmak. Yani düzgün uyku, sağlıklı beslenme ve hareket.
Bak, ille spor demiyorum. Hareket diyorum burada. Yani belki sen cime yazılmayı zevkli bulmuyorsun ama haftada en az birkaç gün, yarım saate bir yürüyüş bile çok büyük farklılık yaratacaktır hayatında. Benim için öz bakım rutinlerini sabah saatlerine eklemek değerli oluyor. Çünkü güne dinginlikle başlanımı sağlıyor bu. Tabii ki her sabah mümkün olmuyor bütün kurguladığımız rutinlerle güne başlamak. Bazen hepimiz o alarmın çalışıyla yataktan fırlayıp nefes almadan yoğun bir günün içine dalabiliyoruz. Ama ben bunu aslında çok mazeret bulduğum en yoğun günlerimde de gördüm. Bazen en rahat dönemlerimde ayıramadığım 10 dakikayı
en yoğun, en stresli günlerimde gerçekten istersen bir şekilde ayırabiliyorum. Yani aslında isterse 10 dakika herkes ayırabilir kendine. Ama önceliklerimiz farklı oluyor genelde. Ya 10 dakikayı nerede harcıyoruz? Bazen telefonumuza bakarak, bazen snooze'a basıp o alarmı ileri atıp 10 dakika daha uyuyarak. Yani aslında herkesin hayatında krede, köşede çıkacak 10 dakikası, 20 dakikası hatta arttırıyorum. Yarım saati var. Bu biraz zaman yönetimiyle ilgili bir durum.
Mesela sevdiğin şeylerle doldurabilirsin sabahını. Belki bir ılık duşla başlayabilirsin güne. Ben genelde soğuk duş almaya çalışıyorum. Daha sonra daha iyi hissettiğim için. İşte 5 dakika bile olsa gözlerini kapatıp nefesine odaklanarak meditasyon yapabilirsin. Muhtemelen bu sırada gün boyunca yapacaklarının listesi ya da başka düşünceler sürekli zincirden kopmuş gibi zihnine gelecek. Onları da fark et. Sonra nefesine odaklanmaya geri dön.
Ve böylelikle bir şeylerin daha dinginleşmeye başladığını fark edeceksin. Zihnine saldıran o düşünceleri fark edeceksin. Yargıları fark edeceksin. Uzun vadede de bu sana iyi gelecek. Belki sonrasında kısacık bir esneme serisi yapabilirsin. İşte kolları yukarı uzatarak, omuzları gevşeterek, boynunu esneterek. Herkesin rutini farklı, herkese iyi gelen şey farklı olacaktır. Günün sonunda öz bakım dediğimiz şey, kendine iyi gelen şeyleri dengeli bir şekilde hayatına sokmak, muhafaza etmek demek. Bu bahar bunu devreye sokabilirsin. Mesela tiyatroya mı meraklısın? O salonlara girmek, koltuğa kurulup sahnede olanları izlemek, üzerine düşünmek, tartışmak, tiyatro trendlerini takip etmek sana iyi mi hissettiriyor?
O zaman her ay bir tane oyun görebilirsin. Buna yer açabilirsin programında. Mesela küçük çocuğun varsa bir akşam babası ya da başka bir aile üyesi bakabilir. Her şeyin bir çözümü bulunabilir sonunda. Bir düşün bakalım, sana göre bu bahar kendini ruhsal, fiziksel ve zihinsel olarak daha iyi hissetmek için hayatına neler sokabilirsin? Ya da neler çıkartmalısın? Birinci madde öz bakım dedim burada söylerken. ama bundan sonra sayacağım tüm maddeler aslında yine öz bakımın içine girebilir. Yani aslında öz bakım her şeyi altına toplayan bir şemsiye. Gelelim ikiye. Zaman yönetimini gözden geçirmek. Zaman bir insanın harcayabileceği en değerli şeydir diyor antik Yunan filozofi Teofrastos.
Bu, zamanın değeri hakkındaki en güçlü gerçeklerden biri. Yani tutulamayan, görülemeyen veya dokunulamayan bir şey ama insanoğlunun en paha biçilmesiz zinesi aynı zamanda. Zaman senin ya da planlarını umursamaz ve sen olmadan yoluna devam eder. İşte bu yüzden zamanın farkına varmak ve sahip olduğumuz her anı en iyi şekilde değerlendirmek bence her birimizin ödevi bu hayatta.
zamanını nasıl değerlendirdiğini bir gözlemle. Burada neredeyse her bölüm, laf dönüp dolaşıp, koltukta uyuşmuş vaziyette saatlerce dizi izlediğimiz zamanlara ya da elimizde telefon ekranı aşağıya kaydırdığımız zamanlara geliyor. Evet, bunlara tabii ki ihtiyacımız var. Yani ara sıra kafayı boşaltmalıyız, bomboş oturmalıyız, kendimize oyalayacak şeylerle, hani zihnimizi yoğurmadan vakit geçirmeliyiz. Ama işte bunlara harcadığımız vakitler hayatımızın kaçta kaçını kaplıyor? Buna bir bakmak lazım arada.
Hatırlarsan Aralık ayında yeni yıl kararlarına dair yayınladığım patikada kendi adıma yeni senede aldığım bir karardan bahsetmiştim. Bana iyi gelmeyen, kendimi iyi hissetmediğim, sıkıldığım, içinde bulunmaktan keyif almadığım sosyal ortamlarda daha az yer almak istediğimi, bu niyette olduğumu paylaşmıştım. Bence ben senenin ilk dört ayında bunu büyük oranda gerçekleştirebildim. Tabii bunda bu dönemki yayınlar, söyleşiler, yazdığım kitap, üniversitedeki günler, görevlerin de etkisi baya büyük. Pek bir sosyal hayatım kalmadı açıkçası geriye. Neyse bu da geçici bir dönem. Zaman zaman tabii ki böyle olabilir. Bu da tabii ruhsal olarak da bizi yorabilen bir durum. Ama en azından bunları tabii ki geçici dönemlerle kısıtlamak gerekli. Yani ben de kendime diyorum ki Haziran'a kadar bütün bu görevler devam ediyor. Yeni dönemde kendime göre yeni bir planlama yapacağım ve nefes alabileceğim alanları açacağım kendime diyorum. Onun dışında da vaktim varken bile başka şeylere, içinde bulunmaktan çok keyif almadığım sosyal ortamlarda daha az zaman geçirmeye çalışacağım zorunluluk olmadığı sürece.
Bu arada bence bu içinde bulunmaktan keyif alınmayan sosyal ortamlarda daha az yer alma fikrini herkes gözden geçirmeli. Kabul yani dediğim gibi bazı zorunluluklar var ama hepsi de gerçekten zorunluluk mu yoksa biz mi kendimizi öyle hissettiriyoruz ona bir bakmak lazım. Zamanımız çok kıymetli. Eğer içinden gelmiyorsa kendini hiçbir şey yapmak ya da hiçbir yere gitmek zorunda hissetme.
Burada yine tabii ki en büyük zorunluluklarımızı ayrı tutuyorum. Bazı şeyler hayatta zorunluluk. Bununla da böyle kompromiz diyoruz. Yani işte hayatın belli bir kısmını iyi götürebilmek için bazı alanlardan feragat etmek lazım. Bazı alanlarda zorlansak da bazı şeyleri yerine getirmek lazım. Ama yine de bunun dışında tuttuğum kısımlarda da şuna bakmak lazım. Yani en büyük yüklerimiz kafamızda gitmezsem ayıp olur kalıplarıyla var olan ve bu kalıplar yüzünden günlerimizi, saatlerimizi ele geçiren yükler.
Ben tabii burada bir anda tüm sosyal çevrene sırt çevir demek istemiyorum. Bazen de kompromiz dediğim şey yani işimiz ya da eşimiz dostumuz için çok da hevesli olmadığımız şeyler yapabiliyoruz, yapmalıyız zaten. Ama bunun dengesini sen içinde kurabilirsin. Bu arada zamanını nasıl harcadığını hesaplarken Pareto prensibine başvurabilirsin. Kısaca anlatayım bunu. Pareto prensibi ismini 1900'lerin başında yaşamış efsanevi İtalyan ekonomist Wilfredo Pareto'dan alıyor.
Pareto çocukken yaşadığı dönemde ailesinin tarlasında yetişen bitkilerle ilgili bir şey fark ediyor. Yetişen bitkilerin %80'i tohumların %20'sinden geliyor. Çocukluğunda sapladığı bu oranlamayı matematik ve ekonomi üzerinden araştırmalar yaparken de kullanmaya başlıyor böylelikle. Dünyadaki ekonomik üretimin %80'ini dünyanın %20'sinin sağladığı gerçeği üzerine inşa edilmiş bir prensip bu ve bu şekilde literatüre geçiyor.
İşte bu %80'e 20 prensibi yaşamanın bir sürü alanına da uyarlanabiliyor. Yaşadığımız problemlerimizin %80'inin temel kaynağı o problemlerin %20'si. Eğer biz o %20'yi sattırabilirsek hayatımızda büyük bir açılma yaşarız. Ya da tersten bakalım, yaptığın ve muhtemelen sana yararlı olacağını düşündüğün birçok şey sandığın kadar faydalı olmayabilir. Hatta gereksiz bile olabilir. Yaptığın birçok şeyin üzerinde harcayacağın zamanı azaltabilirsin. Bunu yaptığında gerçekten de sana değer, mutluluk ve tatmin getirecek şeyleri harcamak için daha fazla zaman ve enerjin olacağını fark edeceksin zaten. Gelelim 3'e. Mutluluğu tasarlamak. Yani günlük hayatlarımızda iş, aile, şehir hayatı derken birçok önemli günü yapılacak planları, ufak tefek dokunuşlarla güzelleşecek anları ıskalıyoruz. Bunu bir düşün istersen. Aç ajandını. Önündeki günlere, haftalara bak. Kimlerle neler yapmak istersin? Kimleri görmek istersin? Bir düşün. Doğum günün önümüzdeyse bir plan yap. Kutla doğum gününü. Kutlamadan kasıt büyük partiler değil. Ben pek sevmem doğum günümü böyle şekilde kutlamayı. Yani en sevdiğim insanımla geçirdiğim birkaç saat bile yeterli mesela o günü güzel bir gün yapmak için bana. Ama arkadaşlarınla toplanıp işte sana özel geçireceğim bir gün iyi gelebilir. Biliyorum insan bazen istiyor ki mutluluklar, sürprizler ona gelsin. Ya da doğal akışında gerçekleşsin. Ama mesela diyelim ki doğum günü kutlansın istiyorsun. O gün arkadaşlarınla olmak istiyorsun.
O zaman kendi özel gününü kendine organize edebilirsin. İstediğin temayı belirlersin. Yemekli mi? Yoksa sadece buluşmalı mı? Evde mi? Dışarıda mı? O ara kalbinden ne geçiyorsa onu yapabilirsin. Mutluluğu tasarlamaktan kastım bu. Sen birkaç adım at. Zaten sonrası gelecek. Mutluluğun gökten üzerimize yağmasını bekliyoruz. Ama işte anlattığım tükenme hunisi için de kayboluyoruz o zaman.
Mesela bir dostunla kaliteli zaman geçirmek için organize olabilirsin ruhuna iyi gelen bir şeyler yapmak adına. Görmek istediğin bir sinema filmi ya da denemek istediğin yeni bir restoranı davet edebilirsin. İkinize uygun günler ve seçenekler belirleyebilirsiniz beraber. Akşam yemeği davetleri planlayabilirsin. Davet dediysem öyle şık şık kadın bir şeyden de bahsetmiyorum. Arkadaşlarını ya da aileni eve davet edebilirsiniz. Beraber yemek yapıp sofra paylaşabilirsiniz.
Genelde benim en çok keyif aldığım davetler her zaman en savaş, en yakın insanlarımla olan davetler olduğu. Yani isteyen gider, buzdolabından istediğini alır, işte beraber sofra hazırlanır. Yani o samimiyeti her zaman daha çok tercih ediyorum zaten. Sen de sana nasıl, hangisi daha çok keyif veriyorsa onu yapabilirsin. Çünkü sevdiklerimizle vakit geçirmek için zaman ayırmak önemli. Maalesef gündelik koşuşturmaca çoğu zaman onları da dışarıda bırakıyor. Ama aslında onlarla olmak bizi besleyen ve canlandıran bir şey. Seni destekleyen, samimiyetine inandığın, bağ kurduğun insanlarla bir arada olduğun süre boyunca sinir sisteminin regülasyon konusunda da desteklenmiş oluyor.
Başka ne yapabilirsin? Sonra önümüz yaz, yaz tatillerini planlayabilirsin. Uzun dur görüşmediğin bir arkadaşınla ya da beraber seyahat etmenin keyifli olacağı bir grupta birkaç günlük tatil ayarlayabilirsin. Yani ille program ayarlanacak, netleşecek diye bir şart da yok. İnsanlara teklifler sunarsın, nerelere gidilebilir, bunları bir düşünürsün. Zihninde bir canlanma olur böylelikle. Zaman, bütçe anlamında herkese uyup da gerçekten gidebilirsiniz de ne mutlu zaten o zaman. Gelelim dörde, beyin bakımını aksatmamak. Vücudumuzdaki kasların kuvvetini ve gücünü artırmak için spor yapıyoruz. Cildimizi nemli tutmak için kremler sürüyoruz. Peki ya hiç beyin bakımı yapıyor muyuz? Tersten sorayım bunu. Birinin ismi dilinin ucuna geliyor da hatırlamıyor musun? Ya da mutfağa gidiyorsun ama birden ne yapmaya gittiğini unuttuğun oluyor mu? Tabii ki oluyordur. Bu hiç de garip değil. Psikopatikada daha önce konuştuğumuz konulardan biri de o uyaran bombardımanın altında sürdürdüğümüz, söz mü olan modern hayatlarımızın bize olan negatif etkileri.
Bu tempo içinde gözden kaçan ama çok iyi bakmamız gereken organlardan biri de beynimiz. Güzel haberse beynin değişmeye, dönüşmeye, gelişmeye çok uygun bir özelliği var. Beyin plastişist özelliğine sahip bir organ ve bu muazzam bir şey. Bir bilgiyi aldığı zaman beyin yenileniyor, eskiye geri dönmüyor bir daha. Diğer bir yandan da hep aşina olduğu yollardan gittiğin zaman
nöral bağlantılara enerji harcanmıyor. Yani o bağlantıları kullanmıyor. Bu da bizim beynimizi yaşlandırıyor. Yani beyni şaşırtmamız lazım. Beyni şaşırtmanın birkaç farklı yolu var ama en güçlüsü ve bence insana sosyal olarak da en çok kazanım sağlayanını yeni bir şey öğrenmek.
Yeni bir enstrüman ya da yeni bir dil öğrenmekse öğrenme listesinin en tepesinde yer alıyor. Dünyaca ünlü psikiyatrist Dr. Daniel Amen kimse sahip olduğu beynine sıkışıp kalmış değil. Yaşam tarzı değişimleriyle hepimiz beynimizi daha sağlıklı bir yere getirebiliriz diyor. Ve beyni şaşırtmak için kalkıp yeni bir enstrüman ya da yeni bir dil öğrenmeye vakti olmayanlar için de şu tüyoyu veriyor. Sabah kalktığınızda her zaman kullandığınız dil, kullanmadığınız elinizle dişinizle fırçalayın. Bu bile beyni minik bir egzersiz yaptıracak.
Beyni şaşırtma, yeni bir şey öğrenme gibi tavsiyeler güzel de tam olarak ne işe yarayacak diye soracak olursan şunu söyleyebilirim. Bu egzersizler beynin singular cortex adı verilen yerini uyarıyor ve geliştiriyor. Bu bölge karar verme, reaksiyona geçme gibi mekanizmaları çalıştıran bölge. Bu bölgenin tembelleşmesi, yaşlanması, çalıştırılmaması senin doğru kararlar verememen, kendi benliğinle ilgili doğru adımlar atamamana sebep olabilir. Bu da çorap söküğü gibi gider ve kendini kötü izleteceğin durumların içine girmiş olursun.
Bu arada Dr. Daniel Amen hasratı 3-4 kez düzenli egzersizi de beyin sağlığı için olmazsa olmazlar kategorisine sokuyor. O da unutmamamız gereken bir dipnot olsun. Şimdi burada bahsettiğim beynin bu değişime ve yeni bağlantılar kurarak gelişme özelliğine nöroplastiste deniyor. Daha önce çok bahsettim bundan ve aslında muazzam bir konu bu. Bunun üzerine bence başlı başına bir bölüm de kaydedebilirim ileride. Bundan çıkaracağımız sonuçta bence sen ve tabi ben bu bahar
Ne yap, ne et. Yeni beceriler, yeni uğraşlar edinmeye çalış. Ben de dördüncü dil geliştirmek istiyorum. Yunanca'ya eğilmek istiyorum bu ara. Yaz dönemi için böyle isteklerim var. Eğer ki tabii kitabımı aklımdaki tarihte teslim edebilirsem tabii. Yoksa da en azından piyanonun başına daha çok oturmayı hedefliyorum. Benim beynimi çalıştırmak için hedeflerim bunlar.
Bu arada tabii bunları ek olarak beynimiz için başka fiziksel egzersizlere de başlayabiliriz. Mesela bulmacı çözmek, kitap okumak gibi şeyleri arttırabiliriz ya da yapmaya başlayabiliriz. Çünkü bunların hepsi bilgisayar rezervi koruyucu etki yapan şeyler. Ve gelelim son maddeye, o da teşekkür etmek.
Her şeye rağmen buradayız. Şu an bu podcasti dinliyorsun. Buna vakit ayırabiliyorsun. Her şeye, tüm zorluklara rağmen hayattayız. Bazen raydan çıksak da yeniden bir yola giriyoruz. Tüm bu dalgalanmayı teşekkürle ele almak insanın ruhuna çok iyi geliyor. Bunu sadece ben demiyorum. Araştırmalar söylüyor zaten. Biliyorum, bazen çok zor geliyor bazenlerde ama Sükran Pratiği'nin zihinsel ve fiziksel sağlığı iyileştirmekten ilişkilerimizi güçlendirmeye kadar birçok olumlu etkisi çalışmalarla kanıtlandı.
Kaliforniya Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan Robert Ammons Şükran Duyma'nın iki temel parçadan oluştuğunu söylüyor. İlki, iyiliğin onaylanması. Dünyadaki iyi şeylerin, faydalarının varlığını onaylamak. İkinci parçaysa, bu iyiliklerin kaynağının dışarıdan olduğunu, kimi zaman başka insanlardan, doğanın kendisinden ya da spiritüel bir bakış açısıyla büyük bir güçten, enerjiden, kimine göre tanrıdan geldiğini onaylamak. Ammons aynı zamanda dilimizde de teşekkür ederim adıyla mevcut olan kitabın yazarı.
Ve tüm bu sonuçlara kitapta da yer verdiği detaylı araştırmaları ve çalışmalarıyla varıyor. Ona göre şükran duygusunu anlamak önce çevremizdeki iyiliklerin farkına varmaktan, sonra ise bu iyilikleri başka faktörlerin yardımıyla görebilmeyi kabul etmekten geçiyor. İnsan beyninin pozitiflikler yerine otomatik olarak hayattaki olumsuzluklara odaklandığı kanıtlanmış. Bu da tabii ki evrimsel bir şey, evrimsel bir yanı var bunun. Hatta bunun negativity bias deniyor. Yani biz her zaman için ilk olarak negatif şeyleri seçiyoruz beynimizle. Çoğunlukla bardağın boş yanına takılıp kalıyoruz. Ama şükran pratiği edinmek beynin bu alışkanlığına meydan okuyor.
Az evvel bahsettiğim nöroplastiste sayesinde şükreden ve olumlu detaylara odaklanan bir beyin bu alışkanlığı ediniyor. Böylelikle de negatif ve zorlu durumlar karşısında direncimiz artıyor. Otomatik olarak daha çok pozitif şey seçmeye başlıyor beynimiz yani. Yine aynı şekilde şükran duygusu dopamin ve serotin hormonlarında artış sağlıyor. Bunlar da beynin motivasyon, ruh hali, hafıza gibi fonksiyonlarından ve mutluluk, canlılık gibi hislerden sorumlu olan hormonlarımız.
Yani şükran duyan bir zihin daha stresli olmanı ve daha olumlu duygular hissetmeni sağlıyor. Peki diyelim ki sen böyle pozitif bir kelebek değilsin ve hayatı daha gerçekçi görüyorsun. Çünkü evet hayat toz pembe değil. O zaman nasıl şükretmeye başlayabilirsin? nasıl bu şükran hissini elde edebilirsin, bu duyguyu elde edebilirsin dersen, bence en etkili yöntemlerden biri şükran günlüğü tutmak. Yani her gün 4-5 dakika ayırıp o gün sana iyi gelen şeyleri sıraladığın bir günlük olabilir. Ve tabii içeriği ya da uzunluğu tamamen sana ait bunun. Belli bir süre her gün şükran günlüğüne eklemeler yapan insanlarda depresyon ve ansiyete düzeyleri azalıyor. Ayrıca da psikolojik iyi oluş düzeyleri de artıyor. Bunlar bildiğimiz şeyler. Bunu aklında tutarsan sana günlük tutmak da motivasyon görevi görebilir.
Burada işin püf noktası şu. Şükran günlüğü tutan insanlar en çok bugünden, yani yaşadıkları günden bahsediyorlar. Yani ben bunu yaparken geçmişin getirdiği yükler ya da geleceğin kaygıları yerine tam da olmam gereken yerde, bugündeyim. Böylece de psikoloji literatüründe önemli bir yere sahip olan ve yaşam duyma için gerekli olan şimdi ve burada kavramı şükran günlükleriyle gerçekleşmiş oluyor. Bugünü yaşayan, aynı zamanda sahip olduklarına, yeterliliklerine, potansiyellerine odaklanan zihin psikolojik iyi oluşu da beraberinde getiriyor.
Aslında çok basit gibi geliyor değil mi böyle söylediğim zaman ama işte yine de yapamıyoruz. O yüzden ben de yapalım ve değişimi görelim diyorum. Peki, şimdi sona gelirken aslında şunu da düşündüm. Bu kadar saydıktan ve uzun uzun anlattıktan sonra söylemek istediğim şey şu ki aslında tüm bunları yapmaya başlamak için baharı, yazı ya da yeni yılı beklemek gerekmiyor.
İnsan hayatında iyiliğe doğru minik bir adım atmak isterse arkası çorap söküğü gibi geliyor. Yeter ki niyet edelim ki bu da işin en zor kısımlarından biri aslında. Hayatında bahar temizliği yapmak başta göz korkutucu olabilir ama bu basit adımlarla başlarsan sonunda sana neşe ve tatmin getiren, yenilenmiş, gençleşmiş bir hayat yaratabilirsin. Benim bahar temizliği listemde evdeki yani özellikle kütüphanemdeki fazlalığı boşaltmak, ve daha fazla spor yapmak, daha çok kendime zaman ayırmak ve kitap okumak var. Yaza doğru da dil geliştirmek, yeni bir dili kullanmak gibi beyin egzersizlerine daha çok odaklanmak istiyorum. Peki ya sen? Senin aklında neler var? Bunu bir düşün istersen. Bir sonraki patikada beraber yürüyene dek yenilenmenin gücüne inandığın, fazlalıklarından arındığın, kendini yeni rutinlerle donattığın bahar gibi bir hayat dilerim. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.