Podcast

61 - Uzun ve Sağlıklı Bir İlişki İçin 10 Öneri

Psikopatika

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İlişki, karşılıklı büyümenin devam ettiği bir yolculuk. Peki neden pek çoğumuz bu yolda yürürken bu kadar zorlanıyoruz? Bu yolu özgüvenle, umutla, yapıcı adımlarla yürümek mümkün değil mi?

Bu bölümde, uzun ve sağlıklı bir romantik ilişki için herkese ilham verebilecek 10 öneri paylaşıyorum.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.079 kelime · ~20 dk okuma

İnsanın kendini anlaması, bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.

Merhaba. Psikopatika'za şimdiye kadar çok da değinmediğim bir konu var bugün. Romantik ilişkiler konuşacağız. Daha doğrusu romantik ilişkileri sağlıklı bir şekilde sürdürme ihtiyacımızdan bahsedeceğiz. Önce bu ihtiyaç kelimesini biraz açayım. Biz insanlar sosyal varlıklarız. Bir gruba ait olma, birine bağlanma, anlaşılma, sevilme, sevme hepimizin temel ihtiyacı.

Romantik ilişkilerimiz de bu ihtiyaç elpazesinde çok büyük bir yer tutuyor tabii. Hatta birçoğumuz için romantik ilişkiler hayatın en anlamlı yönlerinden birini oluşturuyor. Derin bir tatmin kaynağı oluyorlar bize. Şimdi, ilk olarak şu var ki bugün aşk ismiyle andığımız şeyin tanımı hızlı bir şekilde değişti, değişmeye de devam ediyor. Süresi kısalan ilişkiler, adı konmayan birliktelikler, online mecralarda artık daha kolay şekilde gelişen tanışmalar. Yani hayatımızı kolaylaştırdığı kadar karmaşıklaştıran teknolojik gelişmeler ve hız. Araya sıkışan bir covid pandemisi ve birçoğumuz için oldukça zor geçen o kapanma dönemi de var tabii.

Transkriptin tamamını oku

Odaklanamayan zihinlerimizle, her şeyi aynı anda isteyen, zaman kaybediyormuş hissinden kurtulamayan hallerimizle, içinde yaşadığımız çağ ve insanlı ruh halleri böyle olunca aşkın, ilişkilenmenin biçimleri de biraz değişiyor. Anna McKinn diyor ki, kendisi Oxford Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olan evrimsel bir antropolog bu arada, romantik ilişki her zaman önemli olacak ama 2020'lerde eskiden olduğu kadar ilk sıralarda değil. Çünkü 2010'larda kendi tercihiyle bekar olan, ilişkiye girmeyen insanların sayısının arttığı gözlemlenmiş. Ve istatistikler, yaşam sürelerimizin uzamasıyla birlikte birçoğumuzun, özellikle de kadınların, 50'li yaşlarda uzun süreli ilişkilerden vazgeçtiğini ve yeni partnerlerle yeniden başlamayı tercih ettiğini gösteriyor.

2020'lerde ise en yaşlı Y kuşağı mensubu 40'lı yaşlarının sonlarına geldi ve insanlar artık sonsuza kadar kelimesinin fazla uzun bir süreyi kapsadığını düşünüyor. Ömür boyu tek eşli olma fikrinden de gitgide uzaklaşıyoruz aslında. Gerçekten de son yıllarda yapılmış birçok araştırma romantik ilişkilere verilen önemin, çifte olmaya atfedilen değerin zayıfladığını gösteriyor. Boşanmalardaki artış da bunun başka bir kanıtı zaten. Yani eskiden düşününce işte o kol kırılır, yanı içinde kalır diye bir düşünce vardı, işte ne olursa olsun ayrılamazdı kadınlar ki bunun değişmiş olması gerçekten mutluluk verici.

Çünkü artık acı çektikleri ilişkiler içinde kalmak zorunda değil kadınlar. Tabi işte bunun sebepleri var. Ekonomik bağımsızlığın kazanımı daha çok eskiye oranla, işte kadınların da çalışıyor olması, işte bir diğeri eski stigmatizasyon, o damgalama yok öncesi kadar. Yani hani dul kadın olma eskiden çok zor bir şeydi. Şimdiki dünyada tabii ki yine zorlukları var ama eskisi kadar değil. Yani daha kabul gören bir şey artık boşanmış bir kadın olmak.

O yüzden de artık ilişkilere körü körüne bağlı kalma devri bitti. Ama şunu da unutmamalı. İlişki yürütmek zor bir şey. İyi günler kadar kötü günler de olacak. İlk zorlukta vazgeçeceksek de o zaman bir anlamı yok. Yani bunun bir dengesi var kısaca. Evet, eskiye oranla çok zorlu bir ilişkiden daha kolay kurtulabiliyoruz diyeyim. Daha çok olanağımız var diyeyim. Ama bu da şu anlama gelmemeli. O zaman en ufak zorlukta en ufak zora gelmeli. O zaman ben yokum dersek de hiçbir ilişki yürümez zaten.

Optimum düzeyde mutlu ve tatmin olduğum bir ilişki için zorlukları da kabul etmek gerek. Aslında hep diyorum, 19. yüzyılın romantizm rüzgarı mahvetti bizi. Gerçek dışı beklentiler yükledi ilişkilere. Sonunda da hepten vazgeçtik. Zaten yürümüyor diyerek, ideal aşk senaryosuna uymuyor diyerek bence.

Yine de birçoğumuz hala temelinde güvenin, bağlılığın, sürekliliğin bulunduğu ilişkiler istiyoruz. Her birimiz hala aşık olmak ve o aşkın mümkün olduğu kadar muhafaza etmek için uğraşıyoruz. Peki ne oluyor da bu yolda yürürken çok sık düşüp kalkıyoruz, umutsuzluğa kapılıyoruz, özgüvenimizi yitiriyoruz, hayatımızdaki kişiye beslediğimiz duygularla kendi iç çatışmalarımız birbirine giriyor ya da ihtiyaçlarımızı net bir farkındalıkla kavrayıp ona ifade edemiyoruz. Büyüdükçe büyüyen bir iletişimsizlik içinde ilişkilerimizden dert yanıp duruyoruz. Burada zaten bir de beni anlaması lazım yanılgısı. Hani karşı tarafın beni anlıyor olması lazım bir ilişkinin içindeysek. Ben anlatmadan da bilmesi lazım neye kırıldığımı. Yani böyle bir şey yok tabii ki. Hani o yüzden zaten o komünikasyon ilişkilerde karşı tarafa konuşabilmek, kendini ifade edebilmek bu kadar önemli.

Neyse buna geleceğim zaten ama bu konuda son dönemlerde gitgide daha sık karşıma çıkan bir isim var, Dr. John Gottman. Ondan bahsetmek istiyorum. Amerikalı psikolog John Gottman son 40 yıldır çiftler üstüne çalışmalar yapıyor. Yanısını aradığı soru şu, neden bazı ilişkiler boşanma ya da kronik mutsuzlukla sonuçlanan saatli bombalar gibiyken diğerleri iyi yürüyor?

Bir de eşi Dr. Julie Schwartz Gottman'la kurduğu bir enstitü var ismi The Gottman Institute ve birlikte geliştirdikleri Gottman Method diye de bir çift terapisi yaklaşımları var. Gottman çifti zaman içinde gerçekten de evlilik ve boşanma araştırmalarının duayeni olmuş durumda. 3000'den fazla çiftle yaklaşık 20 yıl boyunca yakından çalışmışlar.

Kadın-erkek ilişkilerinin nelerin yıprattığını, nelerin bitirdiğini saptamışlar. John Goldman ona danışan olarak gelen çiftleri gözlemliyor bu süreçte ve kendine özgü metodolojisini uyguluyor. Gözlemlerine dayanarak ona yeni başlayan çiftlerin ilk 5 yıl içinde evliliklerini sürdüreceklerini ya da boşanacaklarını tahmin ediyor. Ve ilginç olan bu tahminler %94 oranında doğru çıkmış.

Peki, Gottman'ı haklı çıkaranlar neler olmuş dersin? Aslında o çiftlerin ilişki dinamikleri içinde yaptığı Mahşer'in dört atlısı ismini verdiği dört davranıştan bahsediyor burada. Eleştiri, aşağılama, savunma, duvar örme. Gottman'ın araştırmalarından çıkan sonuç net. Bu dördünün ilişkinin sonunu getirdiğini söylüyor. Şimdi bu dört alışkanlık oldukça toksik. Toksiklikten kastım da hem sana hem de karşındakine hem de ilişkiye zarar veriyor olması.

İlk davranış eleştiri dedim. Hepimiz hissettiğimiz hayal kırıklıkları ya da üzüntüler için bir açıklama ararız. Bu çok doğal bir insan davranışı. Yani insan olmanın bir parçası. Ama şöyle bir şey de olabiliyor. Zaman içinde kendimizi neden bu kadar kötü hissettiğimizi bulmak için olumsuz bir zihin alışkanlığı geliştirebiliyoruz. Şöyle, kendi sıkıntılarımızın veya hayal kırıklıklarımızın kökenini saptamak için çevremizdeki insanların ihmalleri ve hatalarını taramaya başlıyoruz.

Bazen partnerimizin yaptığı yanlışları saptıyoruz ama o an çatışmadan kaçınmak için hiçbir şey söylemiyoruz. Ama duyguları bastırmak kendimize yapabileceğimiz en kötü şeylerden biri. Çünkü bu öfke veya hayal kırıklığının içimize birikmesini neden oluyor. Daha sonra senin yüzünden diye bir anda patlayabiliyoruz. Mesela şöyle desem, hep kendinden bahsediyorsun, benim söyleyeceklerimi hiç umursamıyorsun, hiç beni dinlemiyorsun. Böyle konuşsam mesela.

Böyle konuştuğum zaman bu üslup düpedüz eleştirmek oluyor. Bir şikayet dile getirmekten farklı bu. Şimdi şöyle bir fark var. Şikayet dediğimiz şey belirli konulara odaklanır. Ama eleştiri bir başkasının karakterine yönelik bir saldırı gibi oluyor. Düşüncelerini benim dediğim gibi ifade ettiğinde belirli bir eylemi veya davranışı değil, partnerini bütün bir kişi olarak eleştiriyorsun. Ayrıca her zaman ve asla gibi kelimeler konuştuğun kişinin olumsuz bir kişilik kusuruna sahip olduğunun altını çiziyor.

Halbuki şöyle desen, senin günün ve konuların hakkında çok konuştuk, içimi dökmeye ihtiyacın var. Benim günüm hakkında da konuşabilir miyiz? Bu ifadede de net bir şikayet var. Bu şikayet doğrudan karşındaki insana değil de onun davranışına yönelik. Ve hemen sonrasında da bir ihtiyaç dile getiriyorsun. Bu örnek belki sana basit veya çok hafif geldi ama demek istediğim şu, ilişkinde bir şeyden memnun değilsen, tabii ki bunu ifade etmen gerek.

Çünkü iletişimdeki kopukluk, sağlıklı bir ilişkiyi baltalayan en başlıklardan biri. Biz demin dediğim gibi bir romantiklik ideali içinde karşımızdaki insanın bizi otomatik olarak anlamasını istiyoruz ve bunu bekliyoruz. Yani ben söylemesem de o anlasın neden mutsuz olduğumu gibi düşünüyoruz mesela. Hani bir kadın iyiyim bir şey yok diye cevap veriyorsa ondan korkun gibi bir söylem dolaşıyordu sosyal medyada. Biraz seksist bir yaklaşım olsa da aslında bu da komünikasyon bozukluğundan kaynaklanan bir durum. Belki kadın anlaşılmayacağını düşünüp duvar örmüş veya bozulmuş ama o bir şey demeden anlaşılsın istiyor. Yani işte bu yapmamamız gereken bir şey.

Biz kendimizi doğru ifade etsek de karşı taraf anlamayabilir. Ama hiçbir şey demezsek çok büyük ihtimalle hiçbir zaman anlamayacak. Yani biz kızgınsak, iyiyim bir şey yok diye cevap vermeyeceğiz. Evet kafama takılan bir şeyler var. Bunu eğer konuşmak istemiyorsan da hani şu an konuşmak istemiyorum ama bir şey var sonra konuşuruz gibi cevaplarsak karşı taraf da orada bir şey olduğunu anlar. Sonra biz de niye bizi anlamadı ya da ben bozulmuştum niye farkında değil diye kızmayız. Ve bir de ifade etmek demişken

İşte o noktada da eleştiriyle saldırmak yerine bu verdiğim örnekteki gibi doğrudan bir yorum yapmayı denemek lazım. Çünkü eleştirinin yıkıcı etkileri olabiliyor. O zaman karşındaki insan kendisini saldırıya uğramış, reddedilmiş, incinmiş hissediyor. Ama şikayet dediğim şey, birili bir davranış veya eyleme yönelik olduğu için eleştirinin olumsuz yükünü taşımıyor. Çünkü suçlama içermiyor. Gelelim ilişkilerdeki ikinci yıpratıcı davranışa. Aşağılama yani kontent. Bunu aşağılama olarak çevirdim ama küçümseme ya da hor görme de diyebiliriz.

Aşağılama dört adlının en en en kötüsü. İlişkilerdeki en yıkıcı, olumsuz davranış bu. Dr. John Goldman, 40 yıllık araştırmasında boşanmanın bir numaralı belirleyicisi olduğunu tespit etmiş bunu. Partnerine saygısızca davranmak, onunla alay etmek, onu küçümsemek çok yıkıcı davranışlar. Bunların içinde tabii düşmanca mizah, isim takma, taklit etme, göz devirme gibi beden dilleri de var.

Her ne şekilde olursa olsun aşağılama bir ilişki için zehirli çünkü üstünlük ifade ediyor. Aşağılama basitçe şöyle der, ben senden daha iyiyim ve sen benden daha aşağıdasın. Bu durumda aşağılama bir kişinin partneri hakkında uzun süredir devam eden olumsuz düşüncelerinden beslenir ve bir saldırı şeklinde ortaya çıkar. ve uzlaşmadan ziyade daha fazla çatışmaya yol açar. Yani şöyle düşün, öyle bir konuşuyorsun ki partnerin ondan iğrendiğini, onu küçümsediğini düşünüyor. Ondan daha üstünmüş gibi davrandığın mesajını alıyor. O zaman aranızdaki sorunları çözmek neredeyse imkansız hale geliyor.

İşin daha da ilginç boyutu var. Araştırmalar birbirlerini karşılıklı hor gören, küçümseyen çiftlerin soğuk algınlığı, grip gibi hastalıklara yakalanma olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Yani çok ilginç değil mi? Bağışıklığımızı bile düşürüyor yani bu tavırlar. Küçümseme tüm ilişki katilleri arasında en zehirli olanı. Bunu ne kadar vurgulasamaz. Aynı zamanda da psikolojik, duygusal ve fiziksel sağlığı tahrip eden bir davranış.

Aşağılamaya karşı en iyi panzehirde karşılıklı bir sevgi ve hayranlık kültürü inşa etmekten geçiyor. Ve bu bir anlamda ilişkinin bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Sevgi ve hayranlık tabii ki yapay bir şekilde bir gecede oluşmaz. Ama her gün partnerin için küçük, olumlu şeyler yapmak için kasıtlı olarak çalışırsan, yani daha doğrusu karşılıklı buna çalışırsanız, o zaman bir şeylerin değiştiğini görebilirsin. Hatta olumlu yönlerinin zihninde listesini yapmak.

ona odaklanmaya çalışmakta. Bunların hepsi, göreceksin ki ilişkide bir şeyleri, senin algında bir şeyleri yavaş yavaş değiştirecek. Çünkü hepimiz hakkında söylenebilecek birçok şey var. Eleştirebileceğimiz birçok yanımız var.

Ama birini sevdiysen, o senin sevgilin, eşin olduysa, hoşuna giden bir şeyler de vardı orada. Onları yeniden hatırlamakta, iyi, olumlu yönlere bakmaya çalışmakta da fayda var. Bir de şu var, şimdi üçüncü davranışa gelirsek, çoğumuz partnerimizden herhangi bir eleştiri aldığımız anda hemen savunmaya geçeriz. Genelde direkt saldırmak yerine başka yolla karşındakini suçlama şeklinde yapıyoruz bunu.

İşte eğer biz karşı tarafı anlamaya çalışmadan sürekli kendimizi savunuyorsak, bu da bizim ilişkide sorumluluktan kaçtığımızı gösteriyor. Ne gibi dersen, örnek olarak, her davranışa bahane bulmak, kendi davranışlarını sürekli rasyonelleştirmek, karşı taraf fikrini söylediğinde sen bunu daha çok yapıyorsun deyip oku ona çevirmek veya karşı tarafı hiç dinlemeden direkt kendi fikrini söylemek bunlara örnek. Bunları yaptığımız zaman savunmaya geçerek partnerimize bu benim değil senin problemin demiş oluyoruz. Savunmaya geçmekten kaçınmak da tam tersi. Sorumluluk üstlenmek ve partnerimizin duygularıyla ilgilenmek anlamına geliyor. Gelelim mahşerin 4. adlısına. Sırada genellikle aşağılamaya verilen bir yanıt olan duvar örme var. Ya da buna taş kesilme de diyebiliriz.

Duvar örme kendimizi kapattığımızda ve partnerimize yanıt vermeyi bıraktığımızda ortaya çıkıyor. Eğer ben duvar ördüysem, bu sorunlarımla veya partnerimle yüzleşmek yerine dikkatimi başka yöne çevirmem anlamına geliyor. Mesela bir anda hiçbir aciliyeti olmayan bir işle meşgul olmaya başlamak gibi. Ya da eline telefon alıp koltuğa gömülmek gibi. Ya da belki evden çıkmak.

Duvar örmede tehlikeli olan bunu alışkanlık haline getirmemiz. Ve ne yazık ki sorunlarla yüzleşmek yerine kendimizi oyalama işini kırmak hiç de öyle kolay değil. Bir çatışma sırasında karşındakine duvar ördüğünü hissediyorsan şöyle yapabilirsin. Tartışmayı bir durdur ve ondan da ara vermesini iste ve şöyle de. Bu konuda konuşmaya devam edemeyecek kadar öfkeli ve kırgın hissediyorum.

Lütfen bir ara verip biraz sonra bu konuya geri dönebilir miyiz? Sakinleşmeye ihtiyacım var. Tabii bunu kendi sözcüklerine nasıl ifade etmek istiyorsan o şekilde söyleyebilirsin. Sonra 20 dakikanı seni gerçekten rahatlatacak bir şeyler yapmak için ayır. Bir kitap ya da dergi karıştır, işte kısa bir yürüyüşe çık. Gerçekten içindeki o yoğun hissi yatıştırmaya yardımcı olacak herhangi bir şey yap. Ve kendini hazır hissettiğinde konuşmaya geri dön. Göreceksin ki durumu daha objektif, daha sakin değerlendirebiliyorsun.

O zaman yıkıcı yanıtlar yerine yapıcı yanıtlar vermen çok daha olası. Şimdi, Gottman'lara göre 4 zihirli alışkanlığını anlatın. Peki bunları tersine çevirdiğimizde, yani yola daha sağlam ve sevgi dolu adımlarla devam etmek için neler yapmamız gerekiyor? İki insanın uzun ve sağlıklı bir ilişki kurmasında altında yatan önemli faktörler ve yapıcı davranış kalıpları var. Bunu hem Gottman çiftinin çalışmaları hem de bağlanma teorileri üzerine yapılan modern araştırmalardan biliyoruz.

Buna göre 10 modelik bir liste ortaya çıkıyor. Şimdi sağlıklı bir ilişki için bu 10 yapıcı öneriyi paylaşmak istiyorum. 1. Sevgi haritaları oluşturmak. Sevgi haritası Godman'a ait bir ifade. Partnerinin neyin harekette geçirdiğini, neyini mutlu ettiğini, geçmişinde neler olduğunu, gelecek için neler istediğini öğrenmek için yapabileceğin bir çalışma. Ya da belki oyun demeliyim. Açık uçlu sorular sorarak oynanıyor. Mesela, En yakın iki arkadaşımın adını söyle. İlk kez tanıştığımızda üzerimde ne vardı? En sevdiğim yiyecek nedir? gibi seninle ilgili konular olabilir. 3 yıl içinde hayatında ne gibi değişiklikler olabileceğini düşünüyorsun? Hayatında en çok gurur duyduğun başarıların neler? 100 yıl önce yaşasaydın hayatın nasıl olurdu? olmak istediğin insanın tanımlığı gibi karşındaki de açık uçlu ve daha uzun cevaplı sorularda olabilir.

Bu şekilde sorular sormak ve verilen cevapları hatırlamak, sevgi haritaları inşa etmeye ve bunları güçlendirmeye yarıyor. Ayrıca birbirinizin iç dünyalarını anlayıp, daha yakından tanıyıp, arkadaşlık duygusu da geliştirebiliyorsunuz. Bir de bu ucu açık soru-cevap alışkanlığı, partnerler arasında doğal gelişen sohbet-iletişim pratiklerini de geliştiriyor. Günü geldiğinde ilişkiye ilgili bir derdini de daha rahat aktarabilirsin böyle bir durumda. Yani derdini aktarmak demişken de iki numaralı maddeye geçeyim. İletişim ve yakınlık.

Açık ve dürüst iletişim her kılıcı ilişkinin temeli. Düşüncelerin, duyguların, kırılganlıkların paylaşılması duygusal yakınlık için çok elverişli bir ortamı inşa ediyor. Aktif dinleme, empati ve onaylama partnerlerin kendilerini otantik bir şekilde ifade edebilmeleri için güvenli bir alan yaratıyor. Böylece de duygusal bağları derinleştiriyor. İletişim gerçekten de anahtar. Burada bahsettiğim iletişim sadece konuşmakla ilgili değil, dinlemekle de ilgili. Düşüncelerini, duygularını, endişelerini paylaş. Ama partnerin de aynısını yaptığında onu aktif bir şekilde dinlemeyi de unutma. Mesela partnerin çok mu telefonuyla ilgileniyor? Onun sürekli senden uzakta olduğunu mu hissediyorsun? Ya da ev işlerinin çoğunlukla senin sırtına yüklendiğini mi hissediyorsun?

Bunları onunla paylaş ama direkt eleştiri oklarıyla değil, kendi hissettiklerin ve yaşadıkların üzerinden tarif ederek. Onun seni anlamasını sağla. Bunu sadece kelimeleri kullanarak yapabilirsin. Sözlü olmayan ipuçları, surat asmaları, yaratılan sessiz gerginlikler işe yaramaz. Tam tersi yönde de. Partnerinin senin yaptıkların veya yapmadıklarınla ilgili bir huzursuzluğu olduğunu hissedersen ona sorular sor.

Dinle, anlamaya çalış ve savunmaya geçmemeye çalış. Böyle böyle adımlar atmaya alışkanlık haline getirirseniz ilişki sağlam temeller üzerine inşa olur. 3. Koşulsuz, olumlu kabul. Etrafındaki boşanmış ya da uzun süreli ilişkisinden ayrılmış kişilere temel sorunun ne olduğunu sorarsan büyük kısmı saygı kalmamıştı gibi bir şey der. Saygı kulağa bazen yapmacık geliyor ama çok içten, çok insana dair ve çok önemli bir şey.

20. yüzyılda psikoloji dünyasına büyük etki yaratan ve psikolojide humanist yaklaşımının kurucularından olan Carl Rogers, partneri yargılamadan olduğu gibi kabul etmek anlamına gelen koşulsuz olumlu kabul kavramını ortaya atıyor. Birbirinizin güçlü yönlerini ve kusurlarını kucaklamak bir güvenlik ve güven duygusu oluşturmaya yardımcı oluyor. Bu kabullenme sevginin mükemmelliğe bağlı olmadığı fikrini pekiştiriyor.

Mükemmellik zaten bir yanılsama. Hiç kimse kusursuz değil. Partnerinden veya kendinden mükemmellik beklemek, ilişkine hayal kırıklığını uğratır. Bunun yerine kusurları kabul et, ona saygı duy. Partnerini benzersiz kılan tuhaflıkları sev. Birbirinizin kusurlarını kabul ettiğinizde, her ikinizin de yargılanma korkusu olmadan büyüyebileceği güvenli ve besleyici bir ortam yaratmış olursunuz. 4. Kaliteli zaman ve paylaşılan deneyimler. Üzerine titrediğimiz her şey gelişir, buna ilişki de dahil.

Bu çok basit prensibi akılda tutmak ve partnerimizle birlikte geçirilen kaliteli zamana bilinçli bir yatırım yapmak gerek. Bunu başlarda görev gibi bir takvimine koyabilirsin. Yani her haftanın belli bir günü baş başa vakit geçirmek için zaman yaratabilirsin. Yeni bir yere gidin ya da yeni bir şey deneyin. Tatil, bayram, hastalık gibi bölünmeler olursa yeniden o takvime sadık kalmak için

çaba sarf edin. Bir bakacaksınız kısa zaman içinde iki tarafın da hoşuna gidecek bir ritim oluşacak. Bu baş başalık ve değişik programlar ilişkinin ilk aşamalarındaki heyecanı yeniden canlandırabilir. Uzmanlara göre de bu baş başa planlarla ilgili olan en önemli kısım geçirilen zamanın telefon, televizyon gibi teknolojik cihazlardan uzak olması. Yani başka hiçbir uyarıcı olmadan sadece ikiniz olmanız. Çünkü genelde şimdi böyle programlar hani televizyonda dizi izlemek üzerinden dönebiliyor. O da çok keyifli tabii ki sevdiğin biriyle böyle bir şeyi paylaşmak ama o zaman aktif bir şekilde bir arada olmuş olmuyorsunuz aslında. O yüzden aktif bir şekilde zaman geçirmek için de bir aralık yaratman gerekiyor.

Kararlı, uzun vadeli bir ilişki iki kişinin birleşimi. Bu da hedeflerinizin, ritüellerinizin, inançlarınızın, bakış açılarınızın birleşmesi gerektiği anlamına geliyor. Bu, zor bir günün ardından partnerinin en sevdiği yemeği planlamak gibi küçük jestlerden birbirinizin tutkularınızı ve hayallerinizi takip etmeye teşvik etmek gibi uzun yolculuklara kadar uzanır. Ve anlamlı deneyimleri sürekli ve tutarlı bir şekilde paylaşmak birbirinize karşı yakınlık ve sevgi oluşturur.

5. Duygusal duyarlılık. Duygusal duyarlılık birbirlerinin duygusal ihtiyaçlarını kabul etmeyi ve bunlara yanıt vermeyi içeriyor. Sıkıntılı zamanlarda karşındakini rahat ettirmek, onay ve destek sunmak seni ve partnerini de iyi hissettirir. Partnerinin dertlerini veya açmazlarını dinlerken empati yapmaya çalış. Bazen zor olsa da fikrini kendine saklaman gerekebilir. Partnerin sana iş yerinde ya da arkadaşlarıyla ilişkisinde zorlandığı bir konuyu açarken ama sen de orada şu hatayı yaptın gibi yorumlardan ziyade seni anlıyorum, zorlandığını görüyorum gibi bir tondan iletişim kurmaktan bahsediyorum burada.

Unutma, o an onu eğitmek ya da yanlışını anlatmak için değil, onu dinlemek ve duygulara destek olmak için oradasın. Bu sana güvenmesini sağlar. Bu samimiyet ve güvenle inşa olmuş temel, zorlukların üstesinden gelmeyi ve karanlık dönemlerde eskisinden daha güçlü bir şekilde çıkmayı kolay hale getirir. Bu noktada diyebilirsin ki, neden hep ben duyarlı olacağım? O bana bu şekilde davranmıyor ki? Sana şöyle yanıt verebilirim. Duygusal duyarlılık bulaşıcıdır. Sen davranışlarına ona model olursan, aynısını da zaman içinde partnerinden görmeye başlayabilirsin. 6. Çatışma çözme becerileri. Godman'a göre her uzun ilişkide iki tür sorun var. Anlık çıkan sorunlar ve tekrar eden sorunlar.

Anlık çıkan sorunlar her iki tarafın da biraz çaba göstermesiyle giderilebilecek yüzeysel basit sorunlar. Bunları çözmeyi seçerek olduklarından çok daha büyük görünen barikatların çoğunu ortadan kaldırabilirsin. Ve böylelikle de genel olarak daha az stres ve çatışmaya giden yolu açabilirsin. Bu sorunları ele alırken soğukkanlı, kontrollü bir iletişim içinde olmak ve karşındaki insanın mükemmel olmadığını akılda tutmak iyi bir fikir olabilir. Tekrar eden ve çıkmaza dönüşen sorunlarsa daha zor ele alınır. Bu konuda yalnız değilsin. Birçok çift iki tarafın da verimli bir çözüme ulaşamadığı çıkmazlara girer.

Bu çıkmazların sebebi çoğu zaman aynıdır. Gerçekleşmemiş bir hayal ya da tatmin edilmemiş arzular. Bunlar birikir, birikir, birikir ve tıkanıklık yaratır. Bu tür tıkanıkların anahtarı sorunun kendisini çözmekten önce sağlıklı, samimi konuşmalar yapma alışkanlığına indirmek. Sorunu çözmeden önce dedim. Çünkü bazı durumlarda sorun çözülemez olabiliyor. Bunu da kabul etmek gerek. Sana göre sorun olan bazı şeyler belki de asla tam olarak çözülemeyecek.

Mesela bir örnek, belki partnerin çevresinde kıskandığın biri var. Bir sebepten rahatsız oluyorsun, kıskanıyorsun, onunla görüşmeyi, onunla aynı ortamlarda olmayı istemiyorsun. Bu sana ait bir his. Belki altında elle tutulur bir sebep bile yok. Ama his senin ve işin kötüsü o kişiyi gruptan ayırmak ya da onunla görüşmemek imkansız.

Bu çözülemeyecek bir sorun. Aslında belki sorun bile değil ama işte senin için sorun. Bu durumda mesela bu konu hakkında sakince iletişim kurmak hissettiğin rahatsızlığın etkilerini azaltabilir. Karşındakine dürüstçe seni rahatsız eden noktaları ve hissettiğin şeyleri açabilirsin. Bu rahatsızlığın kökenini karşılıklı anlamaya çalışabilirsiniz ve en önemlisi hangi alanlarda esnek olabileceğini ve hangi alanlarda esnek olamayacağını karşıya net bir şekilde ifade edebilirsin.

Çünkü tıkanıklığı tespit etmek, partnerinin işbirliği yapma isteğine inanmak ve bu yöndeki çabalarını takdir etmek, altta yatan sorun her neyse onu çözmede uzun bir yol kat etmeni sağlayacak. Gelelim 7'ye. Bu benim en önemli bulduğum maddelerden biri. Bireysel gelişimin desteklenmesi. Sen kendi ruhsal veya mesleki yaşamından haz almazsan o ilişkin iyiye gitme ihtimali var mı? Senin ilgi alanların, hobilerin, kariyer yolun zevkli ve gelişim halinde olmazsa

Partnerin tek başına nasıl yardımcı olabilir senin hayatını güzelleştirmeye? Bir ilişkide birbirinin kişisel gelişimini teşvik etmek ve bireysel tutukluların peşinden gitmesine destek olmak karşı tarafı canlılığı arttırabilir. Güçlü bir ortaklık her bir kişinin bağımsız olarak gelişebildiği ve ilişkinin canlılığına olumlu katkıda bulunduğu bir ortaklık aslında. Söz gelimi, partnerin tenise başladı ve haftada üç gün tenis dersine gidiyor. Belki sana başta sensiz yaptığı bir şey olarak iyi hissettirmemiş olabilir. Belki dışlandığını hissettin. Ama şöyle düşün, kendisi için ayırdığı vakit orada kendisine fiziksel ve ruhsal olarak attıkları ilişkinize pozitif olarak yansıyacak sonunda.

Ve her ilişkide insanın kendine ait ayrı bir hayatı olması lazım. Kendine ait hobileri, yalnız kaldığı zamanlar, senden uzakta ama sana geldiğinde paylaşabileceği şeyler yapıyor olması lazım ki o ilişki gelişebilsin. Onun mutluluğuyla, senin mutluluğunla, kendine yarattığın dünyanın güzelleşmesiyle de gelişebilsin. Gelelim 8'e, fiziksel yakınlık. Birbirinize dokunmayı ihmal etmemek gerek. Burada bahsettiğim yakınlık hem cinsel hayat hem de gün içindeki ufacık tensenlikler. Kapıdan çıkarken kısa bir öpüşme ya da sarılma ve akşam evde buluştuğunuzda yine bir sarılma. Sarılmanın stres hormonu üzerindeki olumlu etkilerini, bağışıklığı güçlendirdiğini biliyorsundur diye tahmin ediyorum. Çok konuşulan bir şey bu zaten.

Virginia Satier, Amerikalı bir yazar ve aile terapisinde modern bir yaklaşımı var. O şöyle diyor, yaşamak için sarılmalıyız. Her gün en az 8 kez sarılmaya ihtiyacımız var. 8 kez şimdi iddialı geliyor olabilir ama yani ne kadar sarılsak o kadar iyidir diyorum. Şimdi 8 kez deyince iddialı gelmiş olabilir. Bu ille böyle bir ders gibi 8 kez sarılınmalı denemez tabii ki.

Ama içinden geldiğinde, işte ilk gördüğünde birbirinize sarılırsanız o bağınızı güçlendirecektir. Cinsel hayatı canlı tutmak da ilişkinin ömrüne ömür katıyor tabii. Ama uzun ilişkilerde alevin söndüğü ya da gündelik hayat dertleri ve koşuşturma içinde insanın o fiziksel çekimi hissedemediği çok oluyor. Burada devreye özveri kelimesi giriyor. Partnerlerden biri çok istekliyken diğeri isteksiz olabilir. Arzu herkese aynı anda gelmez.

Kilit nokta her zamanki gibi iletişim ve anlayış. Bazen bir taraf özveri gösterir, bazen de diğeri. Bir dengeyi oturtmak burada işin püf noktası. Bir de cinsellikle ilgili şu önemli. Partnerlerin istek ve ihtiyaçları zaman içinde değişebiliyor. Bu nedenle de zaman zaman değişen ihtiyaçlarını ve isteklerini keşfetmek partnerinle bağınızı sağlıklı tutmana da yardımcı olabilir.

Gelelim 9'a, benim çok sevdiğim bir madde, mizah, mizah, mizah. Unutma bu bir ilişki, bir proje değil, teslim tarihi olan bir dosya değil, bir görev hiç değil. Bu insanla beraber olmayı mutlu olmak için seçtin. Gülmek, neşelenmek, kendini iyi hissetmek için. O yüzden asla mizahı elden bırakmamak gerek bence. Mizah, sağlıklı bir ilişkine sürdürülmesinde çok güçlü bir araç. Kahkaha her türden atmosferi hafifletiyor, stresi azaltıyor, partnerlere kendilerini fazla ciddiye almamaları gerektiğini hatırlatıyor. Şöyle düşün, çok sevdiğin, çok yakın hissettiğin, hani böyle kardeşim gibi dediğin insanlarla

Gülersin değil mi? En ağlanacak hallerinde bile paylaşıp güldüğün olur. Bence acıyı da baş etmek için harika bir yöntem mizah bu arada. Ne zaman kendimi kötü hissetsem en çok güldüğüm dönem oluyor diyebilirim. O yüzden hayatında bu mizahı paylaşabildiğin biri olması çok çok değerli bir şey. Bunu kaybetmemek gerek.

Gelelim 10. maddeye. Gerekiyorsa profesyonel yardım almak. Bazen tüm çabalara rağmen bir ilişki düzelmiyor. Gerginlik, çözümsüzlük ortadan kalkmıyor. Bu noktada şunu diyen çok insanla karşılaşıyorum. Olsa olurdu. Elimizden geleni yaptık. Demek ki yürümüyor. İnsanın böyle hissetmesi ve bunu demesi çok doğal.

Ama şunu unutma ki uzman bir ilişki terapisinin rehberliğine başvurmakta olumlu sonuçlar doğurabiliyor. Bazen çiftler karmaşık sorunlarına farklı pencelerden bakınca bazı açılmalar, rahatlamalar yaşayabiliyorlar. Burada şunu da eklemek isterim bu arada. Hayatta hiçbir şeyin garantisi yok. Çift terapisine gitmek belki ilişkinizi kurtarmayacak. Yine de yolları ayıracaksınız ki bu da çok olan bir şey bu arada.

Ama terapi o ayrılığı mümkün olan en yumuşak geçişle yaşanmasını da sağlayabilir. Karşılıklı birbirinizi anlamanızı, hatta ilişkide kendinizi anlamanızı da sağlayabilir. Ve kim bilir bir sonraki romantik ilişkiniz için size sağlam bir yol haritası bile verebilir. İşte böyle. 10 maddede romantik yakınlığı koruyabilmek için bazı öneriler paylaştım. Bunlar hep araştırmalara dayanan şeyler. İlişkiler araştırıldığında ortaya çıkan maddeler diyeyim.

Tabi bunları dinlerken çok doğal, yapıcı, kolay geliyor ama işin içindeyken baya zor. Yani bunun sende farkındasındır diye tahmin ediyorum. Belki de şunu kabullenmek gerek. Aşk bir insanın giriştiği en zorlu işlerden biri. Durağın değil, beslenmeyi ve çaba göstermeyi gerektiren dinamik bir süreç.

Etkili iletişime öncelik vererek, kusurları kabul ederek, birlikte kaliteli zaman geçirerek, bireyselliği koruyarak, güven, saygı ve değişimi kucaklayarak ilişkinde kalıcı sevgiyi geliştirebilirsin. Yapıcı çatışma yönetimi, düzenli sevgi ve paylaşılan hedefler ve hayaller bağınızı daha da sağlamlaştırabilir. Ayrıca gerektiğinde profesyonel yardım almanın bir zayıflık değil, güç göstergesi olduğunu da unutma. Nihayetinde aşk, en gerçek haliyle karşılıklı büyümenin devam ettiği bir yolculuk. Umarım bugünkü bölüm sana iyi gelmiştir ve ilişkinde kullanabileceğin bazı anahtar, düşünce ve davranışlar vermiştir. Bir sonraki pratikada beraber yürüyene dek içinde büyüyüp gelişebildiğin, kahkahalarla gülebildiğin, hayata dair sana güç veren bir ilişki içinde olabilmeni dilerim. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)