Podcast

60 - Mükemmeliyetçi miyim?

Psikopatika

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

“Kimse mükemmel değildir” der; yine de her işi en iyi, en doğru şekilde yapmak ister ve ufacık bir hatamızda kendimizi sertçe eleştiririz.

Bu bölümde insanı oldukça zorlayıcı noktalara sürükleyen, zaman zaman depresyona bile sokan mükemmeliyetçiliği masaya yatırıyorum. Bununla başa çıkmak için neler yapabileceğimizi anlatıyorum.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.915 kelime · ~15 dk okuma

İnsanın kendini anlaması, bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. Pod.bmd ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz.

Merhaba, bugün sık sık duyduğumuz, iç rahatlatan bir cümleyle giriş yapmak istiyorum. Kimse mükemmel değildir. Bunu hepimiz biliyoruz herhalde değil mi? Hepimizin kendini has kusurları, iyileştirmeye çalıştığı yaraları, takıntıları, hatta belki üzerine kafa yorduğu davranış kalıpları var.

Ama rasyonel olarak bunu kabul etsek de yine de çoğumuz belli alanlarda mükemmelliğe ulaşmayı arzularız. Bunun için uğraşırız. Olmadığında kendimizi hırpalarız. Kimimiz ofise ilk giren, en çok mesaiye kalan, toplantılarda en aktif çalışan olmak ister. Yöneticisinin gözüne girmek için her yolu dener. Kimimiz spor ya da yoga salonunda ter döker, bunları kafaya takar. O hareketleri yapacak, o pozlara girecektir. Ya hep ya hiç üstürüyle hareket eder.

Transkriptin tamamını oku

Kusursuz anne olmak için uğraşanlara da unutmayalım tabi. Hele ilk çocuksa. Daha başına geleceklerden habersiz tabi. Sanki her şey mükemmel şekilde, pürüzsüz şekilde yapılabiliyormuşçasına gerginlik içinde kendini sürekli eleştiren ah o canım anneler ki onlardan biri de benimzamanımda.

Şimdi diyebilirsin ki mükemmel olmak için çapalamanın nesi kötü? Tabii ki hayatta bir hedef belirlemek ve uğruna çaba sarf etmek çok kıymetli. Çaba dediğimiz şeyin kendisi zaten insanı manevi yönden iyi hissettiriyor. Ama ulaşılamaz hedeflerin peşinde koşmak ya da kendi kafamızda belirlediğimiz inanılmaz yüksek standartlar için kendimizi yıpratmak işte bu işi başka bir noktaya götürüyor.

Mükemmelliğinin düşmanıdır diyor Fransız aydınlanmasının en önemli filozoflarından Voltaire. Mükemmelin peşinde koşarken, içimizden ve elimizden gelen, yapabileceğimiz kadar olan ve neticede iyi olanız kalıyabiliyoruz. Öyle ince bir nokta ki bir şeyi o an elinden gelen en iyi şekilde yapmakla kusursuz yapmak arasındaki fark, biri ne kadar yapıcıysa, diğeri de bir o kadar yıkıcı, yıpratıcı olabiliyor. Ve bu girişimle beraber anlayabileceğin üzere bugünün konusu mükemmeliyetçilik.

Peki, yapıcı bir motivasyonla çabalamakla, stres ve kaygılar içinde mükemmeli aramak arasındaki çizgi nerede başlıyor, nerede bitiyor? Yani mükemmelliyetçilik ne noktada bu denli yıpratıcı bir davranış bozukluğu haline geliyor? Şimdi ilk olarak mükemmelliyetçilik ne demek? Önce onun tanımını yaparak başlayayım.

Aslında mükemmeliyetçiliğin herkes tarafından kabul edilen tek bir tanımı yok. Ama genel olarak şöyle özetlenebilir. Kişinin kendisine, başkalarına veya durumlara karşı gerçekçi olmayan aşırı yüksek beklentilere sahip olması. Bu eğlime sahip biri, yaptığı hiçbir şeyin yeterince iyi olduğunu düşünmez. Ulaşılamayacak hedeflerin arkasından gitmeye çalışır, stres kaygı bozuklukları yaşar. Bir tek kendisi için değil, çevresinde olup bitenlerden de tatmin olmaz. Yani etrafındaki insanlar da yeterince mükemmel değildirler ve her hataları gözüne batar.

Onları sürekli eleştirir, yargılar. Onu çoğu zaman asık suratından da tanıyabilirsin. Çünkü bir mükemmeliyetçi her şey hakkında oldukça memnuniyetsizdir. Bir de şu var, bu arada bir işe başlamak ya da bir karar almak için en ideal bulduğun tüm koşulların eksiksiz oluşmasını beklemek de bir mükemmeliyetçilik davranışı. Yani eğer her şart eksiksiz gerçekleşmiyorsa, harekete geçmek için beklemekten bahsediyorum. Olmayınca her şeye kulp takmak.

İşte bunlar hep mükemmeliyetçiliğin getirdiği olumsuz davranış kılıpları. Yani özetle, mükemmeliyetçilik insanın iyi bir sonuç elde etmek için ibretici düşünce veya davranışlar içine girmesi hali. Ve her şey kendi belirlediği sandakları ölçüsünde kusursuz olacak diye çabalarken, yetersizlik ve başarısızlık hissetmesi durumu. Bir nevi bozukluk yani.

Aslında günümüzün mükemmeliyetçilik kelimesi günlük basit aktiviteler ve hedef odaklı görevler için iyi bir şey olarak kullanılıyor. Hatta sen de duymuşsundur bazen filmlerde ya da dizilerde en klişe iş görüşmesi sahnelerinde işte yönetici adaya sorar. En kötü özelliğin ne diye. aday kinayeli ters köşe bir yanıt verdiğini düşünerek cevaplar mükemmeliyetçiliğim diye. Söyleşilerle, röportajlarla da öyle olur. En kötü özelliğiniz ne Ayşe Hanım? İşte fazla naif ve iyi kalpli olmam der. Yeşilçam filmi mi bu? Yani kimse bencil değil mi mesela? Veya yalancı veya tembel ya da sorumsuz. Yani herkes bu kadar saf ve temizse onları üzenler kimler o zaman? Yani işte kafamda böyle sorular, böyle replikler duyduğumda, böyle cevaplar duyduğumda neyse.

Yani burada bir adayı mülakatla mükemmeliyetçiliğim diye cevap vermesi bunun iş hayatında acısı tatlısıyla karşılığı olan çoğu zaman iyi bir özellik olarak düşünen bir unsur olmasından kaynaklanıyor. Halbuki dediğim gibi kendini yüksek standartlar belirlemenin getirisinden çok götürüsü oluyor. Mesela başarılarından bir türlü tatmin olamamak gibi. İşte başarısızlık korkusu, bu korkudan kaynaklı erteleme döngülerine girmek gibi gibi böyle yan etkileri oluyor. Mükemmeliyetçi davranış kalıplarına dair birkaç örnek verebilirim kafanda daha netçe alınabilmesi için. Mesela 2-3 cümle basit bir e-mail ya da bir mesaj yazmak için yarım saat harcamak. Silip silip baştan yazmak.

Hatta iş yerinde kendinden istenmeyen işleri de tamamlamak. Başaramama, yeterince iyi olamama korkusu yüzünden yeni bir aktivite öğrenmekten ya da mesela bir spora başlamaktan kaçınmak. Öğrenme ya da üretme sürecinden ziyade ortaya çıkacak sonuca odaklanmak. Sonra işte karar vermekle güçlük çekmek. hangi kararı verirse versin seçmediği tarafta kaybettiklerini aklından bir türlü çıkaramamak ve daha önce dediğim gibi bir işe başlamak için koşullarının yeterince kusursuz olmasını beklemek. O yüzden ertelemek. Zaten ertelemenin altında yatan en büyük nedenlerden birinin mükemmeliyetçilik olduğunu konuşmuştuk. İstersen erteleme sorunuyla nasıl başa çıkabilirim bölümünde yani 11. bölümde bunu detaylı dinleyebilirsin.

Ek olarak mükemmeliyetçilik için bir örnekte sürekli olarak her şeyi kontrol altında tutmaya çalışmak. Planlar, organizasyonlar, saatler, zamanlamalar üzerine çok fazla kafa yormak yani. Şimdi sana sorsam, hiçbiri uzak gelmedi değil mi? Sen ya da etrafındakiler. Zaman zaman hepimiz bu davranış kalıplarına kapılıyoruz çünkü. Rekabetçi iş hayatı, kendimizi sürekli ispat etmek zorunda hissettiğimiz sosyal ortamlar, çok hızlı akıp giden hayat hepimizin içindeki gergin ve mükemmeliyetçi yanı ortaya çıkartıyor. Otuz seneyi aşkın süredir bu konu üzerine çalışan bir psikoloji profesörü var. Aynı zamanda yazar Gordon Flatt.

Onun detaylı araştırmasına göre mükemmeliyetçiliğin üç boyutu var. Kendine yönelik, başkasına yönelik ve sosyal odaklı mükemmeliyetçilik olarak ayrılıyor bunlar. İlk olarak kendine yönelik mükemmeliyetçilik, kendim için ultra ulaşılmaz standartlar koymam, kendimi aşırı eleştirmem ve hatalarımı bir türlü kabul edememem anlamına geliyor. Başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik, etrafındaki insanlardan gerçekçi olmayan beklentilerin var demek. Bu başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik durumu özellikle evlilik gibi yakın ilişkilerde sorunlara ve çatışmaya sebep oluyor tahmin edebileceğin üzere.

Bir de toplum tarafından dayatılan mükemmeliyetçilik var. Burada ulaşılması zor olan yüksek standartların bana çevrem tarafından dayatıldığına inanıyorum. Çevremdekilerin benden kusursuz davranışlar beklediği şeklinde bir algım var. Sosyal baskı hissediyorum üstümde. Bu da özgüvensiz ve kaygılı hissetmeme yol açıyor.

Bu arada 2014 yılında York Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre bu tür mükemmelliyetçilik avukatlar, tıp uzmanları, mimarlar gibi aşırı hassasiyet gerektiren işlerle çalışan kişiler de daha sıklıkla görülüyor. Bu durum aynı zamanda yüksek toplumsal standartlara tabi tutulan kişiler için de geçerli. Mesela anne babaları tarafından çok iyi okullara girmeleri yönünde baskı yapılan öğrenciler diyebilirim. Burada aslında hırs aileye ait ama celemesini çeken çocuk oluyor. Ya da toplum tarafından ideal olduğu öne sürülen vücut tipini elde etmek için baskı hisseden gençler de bir örnek.

Hatta daha da uç bir örnek vereyim. İngiliz kraliyet ailesinin her ferdini düşün. Düşünsene, koca bir ulus seni izliyor. Ne giydiğin, ne dediğin, nasıl yürüdüğün, her şeyin verecek altında. Kusursuz olman bekleniyor. Bu perspektiften bakınca o aile içinde sürekli kriz çıkması hiç anormal gelmiyor. Çünkü onlar da insan neticede. Ve kimse, ama kimse kusursuz değil. Gordon Fleth şöyle diyor. Mükemmelliyetçiler büyük ölçüde stresle dolup taşıyor. Durum stresli olmasa bile durumu stresli kılmanın bir yolunu buluyorlar. Ki ben bu söyleyimi çok doğru buluyorum. Stoik felsefeye referansla, hani Epictetus der ya daha önce de söylemiştim, olaylar önemli değildir, onları algılayışımız önemlidir diye. İşte burada da olayların kendinden ziyade mükemmeliyetçi kişilerin algısı onları stresli hale getiriyor. Bu stres kaynaklarından en büyüğü de bu insanların çoğunun kafasındaki ya hep ya hiç düşüncesi. Onlara göre bir şey ya doğru ya yanlış, ya mükemmel ya berbat. Ya tam bir başarısızlık ya tam bir başarı. Örneğin 10 üzerinden 10 olmayan bir performans tamamen başarısızlık olarak kabul ediliyor.

Çünkü mükemmeliyetçi insanlar hayatı siyah beyaz olarak algılıyorlar. Griye asla yer yok hayatlarında. Burada ters işleyen şu. Şimdi bu insanlar ya hep ya hiç düşüncesinin onları başarıya götürdüğüne inanıyorlar. Ama tam aksine bu onları başarısızlığa sürüklüyor aslında. Böyle bir kişi belirlediği en yüksek standarda ulaşsa bile kendisini başarılı görmek yerine bunun şans eseri olduğunu ve belirlediği hedefin yeterince yüksek olmadığını düşünüyor.

Bunun sonunda da kendisine daha da ulaşılması güç hedefler belirliyor ve bir kısır döngünün içine girmiş oluyor. O sadece amaca odaklı. Süreçteki pürüz ve hataları kabul etmek istemiyor o yüzden. Halbuki kusurun içindeki kusursuzluğu görebilen insanlar sırf varacakları yere değil, oraya nasıl vardıklarına da odaklanırlar. Böylece yolculuğun bütününden zevk alırlar. Hatta genelde yolculuğun kendisi varılan noktadan çok daha fazla keyif verir eğer sadece hedef odaklı değilsek.

Bazı yollar hedefe ulaşıldığında anlamını bile yitirir hatta. O yüzden asıl keyif alınacak nokta çoğunlukla yolun kendisidir. Bir de bu arada bu kişilerde aşırı genelleme eğilimi de var. Mesela diyelim ki kusursuz olması için çok çaba sarf ettiği bir akşam yemeği daveti var. Misafirleri için dört farklı yemek yaptı, en şık sofra örtüsünü serdi, takımları çıkardı, mumları yaktı, en güzel müzik playlistini hazırladı ve giyindi.

Bu bahsettiklerimden sadece bir tanesinde ufacık bir pürüz ya da aksama olduğu an o davet olunca zindan olur. Tamamen başarısız olmuş hisseder. Akşamın sonuna kadar o pürüz aklından çıkmaz ve ruh halini etkiler. Misafirler gittikten sonra da geriye kalan tek şey işte başaramıyorum, beceremedim, bu işlerde iyi değilim gibi negatif düşünceler olur.

Tabii ben bunu bu davet üzerinden anlattım. Bir başka mükemmeliyetçinin bu o kadar umurunda olmaz. Sadece başka bir konuya odaklıdır, başka bir konuda takıntılıdır. Mesela işte kariyeri hakkında. O da hani belki rutin buluşmalara bile zaman ayırmaz hayatında. Sadece işte kariyerini geliştirecek konulara odaklanır. Ve orada mükemmeliyetçiliği yakalamaya çalışır. Yani her alanda mükemmeliyetçi olmayabiliriz. Bu da ayrı bir detay.

Ama burada verdiğim örnek bence mükemmeliyetçiliğe dair çok temel bir şeyi anlatıyor. Kişi kendi değerini yapabildikleri ya da yapamadıkları veya başkalarının onayı üzerinden ölçüyor. Bir hedefi yakalayamadığında kendini ağır şekilde eleştiriyor. İşte bu, mükemmeliyetçi kişileri depresyona ve kaygıya sürükleyen en önemli faktörlerden biri. Bu hedefi tutturamama kaygısının ardında yatan şeylerden biri de başarısızlıkla yüzleşme korkusu.

Sırf bu korku yüzünden maalesef mükemmel olmayacağını düşündükleri hiçbir şeyi denemiyorlar. Ve yapacakları işleri de sürekli olarak erteleme halindeler. Bir de şu var, her şeyin kontrol altında olması ve işlerin mükemmel bir şekilde yapılması mükemmeliyetçilerin dünyasında kaosu önlüyor. Ama bu aşırı düzenlilik hali onların esnekliğini kaybetmesine yol açıyor. Beklenmedik durumlara uyum sağlamakta zorlanıyorlar o yüzden.

O zaman biraz da bu durumun etki alanlarından bahsedeyim. Gerçi demin örnekler verirken iş hayatı, akademik hayat, sosyal hayat gibi alanlara biraz değindim. Ama biraz daha netleştireyim bunu. Mükemmeliyetçilik bir kişinin hayatının birçok alanını etkileyebilir dedim. Bazen de dediğim gibi tabii yalnızca bir alanda da kalabilir.

Ama bir kişi için birden fazla alanda görülmesi de yaygın bir durum. Mesela iş yerinde veya okulda mükemmeliyetçi birinin bir görevi tamamlaması diğerlerinden daha uzun sürer. Kendisine güvenmediği için bir göreve başlamaktan da kaçınabilir. Bu aslında genelde görevi mükemmel bir şekilde tamamlama arzusundan kaynaklanıyor.

Bu arzu da stres yaratıyor ve içinden çıkılmaz bir döngü oluşturuyor. Yakın ilişkiler ve arkadaşlıklara gelince de mükemmeliyetçi insanlar gerçekçi olmayan standartlarını sevdiklerine de yüklüyorlar. Bu da ilişkiye ekstra stres ve baskı getirebiliyor. Böyle bir insan özellikle başka insanlarla bir araya gelinen ortamlarda eşinin, sevgilisinin davranışlarının sözlerini diken üstünde izliyor. Ona uymayan bir şey olduğu an araya giriyor. Partneri hata yaparsa mesela

anında düzeltiyor onu. Yine örnek olarak fiziksel aktivitelere gelince spor ve atletizm genelde mükemmeliyetçiliği teşvik eder veya daha da kötüleştirir. Özellikle bireysel sporlarda genelde kendimize karşı yarıştığımız için bu özellik daha da baskın şekilde ortaya çıkabilir. Buna ek olarak bir de şu da vardır. Onlar kendilerini çevre ve yaşam alanlarında da belli ederler. Tabii eğer mükemmeliyetçilikleri bu alanda baskınsa

O zaman oda veya bahçemin her zaman tertemiz olmasına ihtiyaç diyorum mesela. Çevremi düzenli veya estetik standartlara uygun tutmak için çok büyük miktarda zaman ve enerji harcarım. Hatta öyle ki başka işlere vakit ayıramaz hale bile gelebilirim. Bir de yine sıklıkla görülen hijyen ve sağlık konusu var. İronik olarak da bu alanda mükemmeliyetçi bir tutumum varsa bu sağlık sorunlarına sebep olabiliyor.

Bu durumda kendi standartlarıma göre temiz bulmadığım yiyecekleri yemekten kaçınabilirim. İçerini kendim kontrol edemediğim gıdalar yemektense aç kalmayı tercih edebilirim. Ayrıca bu tür mükemmeliyetçilik bana kendimi katı bir şekilde sağlıklı bir diyete bağlı kalmak zorunda hissettirebilir. Ortoreksiyon nervoza gibi yeme bozukluklarına da yol açabilir.

Bir diğer konu, konuşma veya yazma şekli. Eğer ben nasıl konuştuğum veya yazdığım konusunda mükemmelliyetçi isem bunların kalitesi düşebilir. Bu durum hata yapma korkusuyla çok az konuşmama veya yazmaktan kaçınmama sebep olabilir. Yani bir doğum günü tebrik kartını yazmak için bile saatler harcayanlar ya da sayfaları yırtıp yırtıp yeniden başlayanları düşün. İşte onlardan bahsediyorum burada.

Bir de özellikle günümüze hızla yaygınlaşan bir mükemmeliyetçilik türünden bahsedeyim. O da fiziksel görünüm hakkında takıntı derecesinde kusursuz olmaya çalışmak. Bu durumda kişisel bakımım veya tarzım hakkında aşırı derecede endişelenmeme neden olabilir. Ne giyeceğimi veya saçlarımı nasıl şekillendireceğimi seçmek için saatler harcayabilirim. Mesela randevularına aşırı geç kalan bazı insanların arkasındaki sebep bu olabilir. Bu arada konudan bağımsız olarak ben çok geç kalırım her yere. Yani bayağı kötüyüm itiraf etmek gerekirse beni tanıyanlar zaten bilir.

Ama bu bölümü dinleyen sevgili arkadaşlarım, ben size gelmek için süslendiğimden değil, tam tersi. Beş dakika kal hazırlanmaya başladığım için böyleyim maalesef. Hakikaten bu yani geç kalanlar bilir. Kronik bir şekilde geç kalanlar. Umursamadığımdan da değil. Üniversitede finalime geç kalmışlığım var benim. Olmuyor yani. Zaman planlamayla ilgili böyle bir şey yaşıyorum, aksaklık yaşıyorum. Gitgide düzeltiyorum. Düzeltmek için kendime hedefler koyuyorum.

Ve bu da böyle bir iç dökme seansı oldu. Ama dediğim gibi yani mükemmeliyetçilik de buna sebep olan şeylerden biri olabiliyor farklı durumlarda. Bir de bu bahsettiğim bu arada özellikle fiziksel görünümle ilgili mükemmeliyetçilik varsa o da yine yeme bozukluklarına veya işte egzersiz bağımlılığına yol açabiliyor. Ve bunlarla yaşamak da gerçekten çok çok zor. Birçok genç kızda da maalesef çok yaygın olan şeyler özellikle bu devirde.

Peki nedir mükemmeliyetçinin haline yatan sebepler? Yani insanlar neden mükemmeliyetçi oluyorlar? Ya bunun altında yatan birçok faktör olabiliyor aslında. Mesela güvensizlik yetersizlik duyguları ve bunlara bağlı başkaları tarafından onaylanmama korkusu bu durumun başlıca sebeplerinden biri. Yine anksiyete veya obsesif kompresif bozukluk yani OKP gibi ruh sağlığı sorunları da buna sebep olabiliyor.

Burada önemli bir not düşeyim. OKB ve mükemmeliyetçilik arasında bir korelasyon olduğu tespit edilmiş olsa da mükemmeliyetçiliği olan herkesin OKB'si yok. Ya da OKB'si olan herkes mükemmeliyetçi değil. Buna ek olarak bir başka sebep. Çok mükemmeliyetçi bir ebeveyne sahip olmak olabilir. Bazı anne babalar çocuklarını her alanda başarılı olmaya teşvik edebilir. Ama çizgiyi biraz aşınca iş istismara giriyor açıkçası.

Hiçbir çocuk mükemmel olmak için zorlanmamalı. Maalesef mükemmeliyetçi ebeveynler için çocukların çabaları hiçbir zaman yeterli gelmiyor. Çocuklarını hiçbir zaman tam olarak onaylamıyorlar o yüzden. Bu da çocuğun aynı ebeveynlerindeki gibi takıntılara sahip olan bir yetişkin olarak büyümesine sebep oluyor. Bir de bunun tam tersi bir durum var. Ufacık başarılarında bile çok sık ve abartı şekilde övülen çocuk var.

Onlar da yaşları ilerledikçe başarılarını sürdürmek için baskı hissedebiliyorlar. Bu da yine mükemmeliyetçe eğilimler neden olabiliyor. Çünkü yüksek başarı geçmişi olan kişiler bazen geçmiş başarılarını yakalamak için ezici bir baskı hissedebiliyorlar. Burada saydığım bu liste daha uzar da gider tabi başka örnekler de verebilirim.

Ama mükemmeliyetçiliğin en derinde yatan temel sebep aslında özünde yetersizlik ve değersizlik duygusu, inancı. Bu inanç maalesef içimize simsice uzanıyor ve harekete geçmemizi engelliyor. Hayata, zorluklara karşı motivasyonumuz azalıyor. Suçu başkasında aramaya başlayabiliyoruz. Herkesi ve her şeyi eleştirmeye kadar varıyor bu durum sonunda.

İşin ayrıntılarında kaybolan, gereğinden çok fazla emek ve zaman harcamasına rağmen, başkaları tarafından nasıl değerlendirileceğinden endişe duyup kendini strese sokan mükemmelliyetçinin her şeyden önce öz saygısı ve öz güveni düşük. Peki, diyelim bu bahsettiğim davranış kalıplarını zaman zaman kendinde görüyorsun. Asıl soru şu, nasıl başa çıkabilirsin bunlarla? Biraz da bundan bahsedeyim. Dediğim gibi mükemmeliyetçi davranış eğiliminin altında yetersizlik düşüncesi, özgüvensizlik ve onaylanmama korkusu yatıyor. Bunlar hepimizde olan şeyler. Hiçbirimiz muaf değiliz.

Burada önemli olan mükemmeliyetçi eğilimlerin ortaya çıktığında bir durup bakmak. Yetiştirmeye, bitirmeye çalıştığın bir cistenizi en başından strese sokuyorsa kendine şu soruyu sorabilirsin. Hedefim ne kadar gerçekçi? Hedeflerin ne kadar gerçek dışıysa? Hata payı ne kadar yoksa kontrolün dışında gelişen olaylara, engellere, toleransına o kadar az olacaktır.

Gecikmeler senin gereğinden fazla sinir edebilir mesela. Fazlaca kaygı hissedebilirsin. O yüzden hedeflerini biraz daha esnek tutmaya çalış. Esnek düşünce yapısı hem daha gerçekçi hedefler koymana yardımcı olur, hem de belirsizlik toleransını arttırmana. Mesela belirli bir zaman aralığında çalışmayı deneyebilirsin. Bir türlü bitiremediğin işleri parçalara böl, önce bir kısmını tamamla. Sonra kendine bir mola ver. Adım adım ilerle.

O zaman her şey daha kolaylaşır. Bir de olumsuz duygu ve düşüncelere kapıldığında bunu fark et. Bir bak bakalım kendine çok fazla yükleniyor olabilir misin? Yani kendine karşı tutumunun da farkında ol. Kendin için oldukça katı, diğerleri için daha hoşgörü olabilir misin mesela? Başkası yapınca alttan aldığın bir ihmal ya da düşüncesizliği, kendin yaptığında çok mu sinirleniyorsun? Bunu bir düşün. Bunun dışında aşırı genellemelere girmemeye çalış.

Bu da çok tipik bir mükemmeliyetçi bilişsel çarpıtması. Bir tane hata yaptığında kendini bir anda başarısız bir insan olarak görmekten bahsediyorum. Bir de, bu da çok önemli bence, dilini değiştir ki algın değişsin. Dilinin, düşüncelerinin üzerindeki gücünü unutma. Yapmalıyım, etmeliyim gibi baskıcı cümleler kurmak kimseye iyi gelmiyor.

ve en önemlisi kendimize şefkat göstermeyi öğrenmemiz gerek. Hata yapmanın, başarısız olmanın insan olmak demek olduğunu ve her insanın aynı yollardan geçtiğini kabul edersek belki o zaman kendimizi acımasızca eleştirmek yerine hatalardan ders almaya başlayabiliriz. Ayrıca şunu da hatırlatayım, başkalarının senin hakkında ne düşündükleri onları ilgilendiren, onlarla ilgili bir durum. Kendi pencerelerinden yaptıkları kendi yansıtmaları. Özünde seninle ilgili değil. Sen ne yaparsan yap, bu düşünceleri tamamen kontrol edemezsin. Hata da yapabilirsin, gecikedebilirsin. Bazı şeyleri eksik biliyor da olabilirsin. Eninde sonunda insansın. Yani yapay zeka ile işleyen bir makine değilsin. O yüzden tüm bu kusurlarımızla donanmış varlığımızın tadını çıkarmayı öğrenmek aslında en iyisi.

Bir de kendini biraz daha hafife alabilirsin. Eksiklerinle, yetersizlik diye atfettiklerine kabullenebilirsin. Ve gereken durumlarda da affedebilirsin bence. Yani affetmelisin. Peki, o zaman sona gelmişken, bir sonraki patikada beraber yürüyene dek mükemmel olmayı değil de ufuk adımlarla daha iyiye gitmeyi hedeflediğin günler dilerim. Unutma, mükemmelliğinin düşmanıdır. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)