Podcast

56 - Antik Yunan Tragedyalarından Günümüze 4 Hayat Öğretisi

Psikopatika

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Geçmişteki öğretilerden bugüne dair bir şeyler bulmak mümkün mü?

Bu bölümde konularını mitolojiden, efsanelerden, krallıklardan ve karakter kavgalarından alan en ünlü Antik Yunan tragedyalarına yakından bakıyor ve bu tragedyalarda günümüzde de kullanabileceğimiz 4 öğreti anlatıyorum.




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.991 kelime · ~15 dk okuma

İnsanın kendini anlaması bir ormanın içinde yürümek gibi. Kendi adımlarımızla açacağımız patikalarla kendi yolumuzu çizmemiz gerek. Ben Pınar Sabancı. PodB Medya ile beraber hazırladığımız psikopatikada bu yolları beraber keşfediyoruz. Merhaba. Bugün oldukça yağmurlu bir gün ve karanlık, kapalı bir hava var. Ve ben bundan çok mutluyum. Çünkü ben bir plüvyofilim. Yani yağmurdan neşe duyan bir insanım. Beni mutlu ediyor, huzur veriyor bana yağmur. O yüzden böyle günleri de seviyorum. Biraz arkadan yağmur sesi gelebilir. Bu sefer değişik bir mekanda kayıt yapıyorum. Bir çatı katındayım. Üstüm de açık sayılır. Yani tabii kapalı üstümde çatı var da yani cam ve hani yağmur sesleri çok duyuluyor.

Belki sen de duyuyorsundur ve umarım sen de benim kadar seviyorsundur Yağmur'u. Bence konuyla da bağlantılı bu hava bugün. Çünkü bugün antik Yunan tragedya yazarlarını konuşacağız ve onlardan alabileceğimiz dört zamansız öğretiye odaklanacağız. Şimdi genel olarak burada çoğu zaman insan olmayı, insan zaaflarını, erdemlerini, mutluluğu, kendimizi nasıl daha iyi duyabileceğimizi ya da nasıl daha iyi ifade edebileceğimizi konuşuyoruz. Bazen de içinde olduğumuz dünyayla etkileşimlerimize değiniyoruz. Evet, bu dünya olağanüstü, güleyici ama bir o kadar da çetin. Haksızlıklar, insafsızlıklar, zorbalıklar, yıkılma dolu bir yanı var.

Bu belki zaman zaman belki benim gibi senin de içini sıkıyordur. Sen de benim gibi sert gerçeklerden kaçmak için belki edebiyata, felsefeye, okumaya yöneliyorsan bu bölüm hoşuna gidecektir bence. Tabii bu arada okumaya tamamıyla bir kaçış yöntemi gibi de bakmamak lazım. Çünkü aynı zamanda tam tersi. Muazzam bir yüzleşmedir de okumak tabii. Bazen onlarca didaktik öğretinin anlatamadığını bir hikaye anlaşılır kılar bize. Neyse, bununla beraber seni günümüzden çok geriye, Antik Yunan'a götürmek istiyorum. O dönemde yazılmış, o döneme has bir tiyatro türü olan tragediyelerin içinde geziniriz bugün biraz.

Transkriptin tamamını oku

Bunu yapmanın sebebi, asırları aşıp günümüze kadar gelen tragedyalarda günümüze dair bir şeyler bulabiliyor, bir şeyler söyleyebiliyor olmak. Edebiyatçılardan tarihçilere, felsefecilerden ruh sağlığı bilimcilerine, tragedyalar düşünen, okuyan, yazan herkesin hayatından önemli bir yer tutuyor. Sen de mutlaka duymuşsundur. Filmlerde, romanlarda tragedya kahramanlarına atıflar yapılır. En basitinden Oedipus kompleksi ya da Elektra kompleksi gibi ifadeler kullanılır. Tragedia veya trajedi sözlüğü Yunanca tragodia'dan geliyor. Tragos keçi ve odia da türkü sözcüklerinin birleşiminden oluşuyor. Yani keçilerin türküsü gibi bir anlamı var.

Bunun neden böyle olduğuna dair bugün net bir açıklama yok. Ama yaygın inanış, oyunların ithaf edildiği Yunan tanrısı Dionysos'un bir tür mitolojik keçi olan, yani daha doğrusu yarısı keçi, yarısı insan olan satirlerle ilişkilendirmesine bağlanıyor. Tragedyaların kaynağı aslında efsaneler. Özellikle de kendisinden sonra gelen yazarların bitmez tükenmesi hazinesi olan Homeros efsaneleri. tekrarlanıyor ve tragedyanın özünde temel bir amaç var. Hikayenin merkezindeki kahramanın yıkımıyla izleyicide pislik bir etki yaratıp acıma ve korku duyguları uyandırmak. Bu sayede de devamında bizzat bu duygulardan izleyicinin arınmasını sağlamak. Buna da katarsis deniyor yani duygu boşalama ya da ruhsal arınma demek bu. Uzun lafın kısası, Antik Yunan'da bu tragedi tiyatrosu, insanların olumsuz duygularının anılabildiği bir rütbel bir performans. Ve bu nihai sonucunda toplumun üzerine siyasi hedefleri var. Yani daha iyi işleyen bir atil demokrasisi bu hedef aslında.

Sohbeti iyice edebiyat tarihi dersine çevirmek istemiyorum. Ama buradaki soru şu. Antik çağda yaşanan yıkımlar, bozguna uğrayan kahramanlar, anlaşmazlıklar, savaşlar bugün yaşadığımız zorlukları ışık tutabilir mi? İşte bu bölümde bunu konuşacağız.

Şimdi, o dönemde tabi ki Tragedia çok büyük. Dediğim gibi yani, o ülkenin tamamen siyasi iklimini değiştirecek gibi siyasi sonuçlar, hedefler güdüp bu yolda değişimler yaratacak kadar büyük. Ve antik dönemin dört büyük Tragedia yazarından Üçü Yunan. Bunlar Esilo, Sofokles ve Euripides. Sonrasında dördüncü kim diyecek olursan. Muhtemelen hala dünyanın en tanımış İngiliz olan eserleriyle bu dünyayı imzasını atan William Shakespeare. Antik Yunan tiyatrosundan, M.Ö. 5. yüzyıldan bahsediyorum bu arada.

Burada yazılan tüm tragediyelerin konusu mitolojik olaylara, efsanelere, krallıklara, karakter çekişmelerine, onların hırslarına odaklanıyor. Karakterler ailelerinden ya da toplumdan gelen dış baskılarla karşı karşıya kalıyorlar ve bunları çözmekte zorlanıyorlar. Ya da kişisel kusurları zaafları nedeniyle geri dönülemez yanlış adımlar ata ata kendi çöküşlerine neden oluyorlar. Birazdan tragediyelerin en bilinenlerinden birkaç örnekle açacağım bu dediklerimi. Göreceğiz ki 2500 yıl sonra yani

Bugün, tragediyeler hala kişisel yaşamlarımız için gayet geçerli olan dersler barındırıyor içlerinde. Sonuçta tüm bu anlatıların sorduğu anahtar soru şu, bu durumda ne yapmalıyım? Biz çoğu tragediye karakteri gibi kral soyundan gelmesek de sık sık benzer baskılar ve ikilemlerle karşı karşıya kalıyoruz ve şimdi ne yapmalıyım diye kendimize soruyoruz. Belki de ara ara geri dönüp o tiyatrolardaki olay örgülerine göz atmak, kendimizdeki kusurları görmemize ve hayat yolumuzun daha sıkı kameramanımıza yardım edebilir.

Peki, o zaman gelelim şimdi bu tragediyelerden çekip alacağımız 4 zamansız öğretiye. 1. İnsanlar doğuştan kusurludur. Hiçbirimiz mükemmel değiliz. Şimdi, tragediyelerin çoğunun temelinde Aristo'nun hamartia adını verdiği kavram yatıyor. Nedir bu hamartia? Yunanca, işareti kaçırmak veya hataya düşmek anlamlarına geliyor.

Tragedia'da ise her bakımdan üstün ve talihli olan kahramanın üstün oluşa rağmen yaptığı hataya işaret eder. Aristo'ya göre kahramanın başına gelen felaketlerin nedeni kötü bir insan olması değildir. Kahraman anlık bir yargı hatasına düşmesinden dolayı felakete sürüklenir ve işte Hamartia tam olarak o kişinin yargı hatasına düştüğü o ana işaret eder. Belki de tüm tragedyaların en büyüğü olan Sophocles'in Kral Oedipus'u bu bahsettiğim insani kusurların en güçlü örneklerinden biri. Oedipus'un hikayesi insan denen varlığın kader, entrika, ihtirasla mücadele etsin en güzel sembolü. Hatta Sophocles'in anlatısı öylesine etkiledir ki Freud'un psikonitik teorisinin merkezinde yer alan Oedipus kompleksi kavramı

ismini bu anlatıdan alır. Zaten bu aralar o Yunan tragediyelerinin foyda hayatı boyunca dönüp dolaşıp başvurduğu kaynaklar olarak çok ilham verdiğini görüyoruz biraz. Gelelim şu meşhur Oedipusa. Belki biliyorsundur ama eğer bilmiyorsan diye eseri önemli noktalarıyla özetleyeyim. Şimdi Kral Daioes ile karısı Kaleci Iokas'ta çocuk sahibi olmayı bekliyorlar ama Keanet Tanrıları onlara doğacak çocuklarının babasını öldürüp annesiyle evleneceği haberini veriyor.

Tabii ki ya bu korkunç bir yazgı ve kralına kraliçe bunu öğrenince çocukları Oedipus doğar doğmaz onu çobanlara veriyorlar. Dağın tepesine götürüp orada öldürülmesini emrediyorlar. Ama bu çobanlar bebeğe acıyorlar ve verilen görevi yerine getirmeyip onu dağa bırakıyorlar. Dağda da hayvanlarını otlatan başka bir çoban Oedipus'u bulup kurtarıyor ve sonunda da Oedipus, Korayf kentinin çocuk sahibi olamayan kralına evlat olarak veriliyor. Bir gün Oedipus, o dönemin en büyük kainat merkezlerinden biri olan Delphi Tapınağı'nda bir kahine gidiyor. ''Kimim ben?'' diye soruyor.

Kahin de ona aslında evlatlık olduğunu söylemiyor ama gerçek yazgısını anlatıyor. Sen ileride babanı öldürüp annenle evleneceksin diyor yani. Oedipus gerçek memleketini Korant sanıyor tabii ki. Gerçek ailesini de Korant kralıya, kraliçesi olarak bildiği için buradan hızla kaçıp başka bir kente gitmeye doğru, yeni bir yaşam kurmaya doğru yola çıkıyor. Ama kader bu ya. Oedipus'un gerçek babası Thebes kralı Neves'te

Tam o sırada Delfi Tapınağı'na doğru yola çıkmış geliyor. Sonra bunlar yol üzerinde dar bir geçitte birbirlerinin kim olduğunu habersiz karşılaşıyorlar. Kral, Oedipus'a yoldan çekilmesini söylüyor. Oedipus bir anda sinirleniyor ve kavga etmeye başlıyorlar. Ve sonunda da Oedipus öz babasını öldürüyor. Ama elbette o an daha bu gerçeklikten haberi yok. Sonra doğduğu yer olan Thebes kentine yaklaşan Oedipus, yolda bir canavar görüyor. Bu canavar buraya musallat olmuş, kenttekileri de açlıkla tehdit ediyor. Dolayısıyla da buradaki düzeni alt üst ediyor o sırada. Oedipus gelince bu canavarı alt ediyor, yeniyor. Bu sayede şehre bir halk kahramanı olarak giriyor.

Ödül olarak da bu kentin kralı oluyor ve dul kalan kraliçeyi o kasteyle evlendiriliyor. Yani maalesef, doğru anladın, çok duaylı bir şekilde de olsa Oedipus öz annesiyle evlenmiş oluyor ve bu evlilikten de dört çocuk dünyaya geliyor. İşte Oedipus'un trajedisi esas bu noktada başlıyor. Kent bir süre mutlu, görkemli bir yaşam sürüyor ama sonra açlık, kıtlık, veba gibi dertlerle karşı karşıya kalıyor. Oedipus bu olanların sebebini öğrenmek için kahine başvuruyor tekrar.

ve kahinden gerçekleri yani babasını öldürüp annesiyle evlenmiş olduğunu duyuyor. Ve bu gerçekler de ortaya çıkınca maalesef kraliçeyi o kaste kendine asıyor, Oedipus'ta kraliçenin elbisesinde bulan iğnelerle gözlerini kör ediyor. Kentten sürülüyor, sürdüğü yerde bir süre yaşadıktan sonra da gizemli bir şekilde yok oluyor. Yani korkunç bir hikaye biliyorum düşünmesi bile. Ama M.Ö. 469 yılında yazılan bu eser bugün de kaderciliğin mükemmel bir örneği aslında.

Şimdi, Freud'un Oedipus kompleksi adını kuramıştı. İsmini bu trajedinden alıyor dedim. Psikanalitik teorinin kurucusu Freud, biliyorsun. Ona göre bu durum şu anlama geliyor. Bizler insan olarak karşı cinsteki ebeveynimize, yani ben bir kız çocuğu olarak mesela babama sahiplenme ve kendi cinsimden olan ebeveynime yani anneme saf dış etme konusunda beslediğim duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamı oluyor bu Oedipus kompleksi.

Bu arada düzelteyim, şimdi ben kendi üstümden anlattım bunu. Yani bir kız çocuğu olarak, elektra kompleksinden bahsetmiş oldum o yüzden. Bir erkek çocuğu olarak da düşünebiliriz bunu. Çünkü Freud'a göre her çocuğun ilk aşkı karşı cinsteki ebeveyn oluyor. Yani bir erkek çocuğun ömür boyu annesiyle birlikte kalmak, onunla birlikte olmak istemesi ve buna en büyük tehdit olarak gördüğü babayı öldürmek, yani dışlamakla ilgili tüm dürtü ve düşüncelerinin bir özeti, o dipus kompleksi oluyor.

Bu doğru mudur? Bugün kabul ediyor muyuz Freud'un dediklerini? Hayır, tam olarak kabul etmiyoruz açıkçası. Yeteri kadar bilimsel olmadığı düşünüldüğü için, yeterli veri olmadığı için, bunlar mutlak gerçeklik demiyoruz artık günümüzde kesinlikle.

Bu parantezi kapayıp konuya geri dönüyorum. Şimdi bu örnekte, evet belki o tipusun kaderi baştan yazılmıştır. Ama tüm bu felakete nasıl düştü? Bir seçim yaparak, dar bir geçitte ona yol vermeyi reddeden yaşlı adam karşısında soğukkanlını koruyamayıp kavga çıkartmayı seçti ve onu öldürdü. Burada tamamen anlık bir kıvılcım, bir hatalı karar. Her şeyi rayından çıkartıyor. Aslında Oedipus kötü bir insan değil. Hatta hatırlarsın ilk kehaneti duyunca öz annesi sandığı anne babasından hızla uzaklaştı onlara zarar vermemek için. Ama işte Hamartia. Hamartia bizi kendi sonumuzu getiren eylemlerin başlatıcısı konumuna getiriyor. Bir hata yapıyoruz. Oradan sonra her şey baş aşağı gidiyor.

Bu hamartiye bana Türkçedeki şu deyimi hatırlattı, basireti bağlanmak. Elbette basireti bağlanmak insanı dramatik ve ölümcül hatalara sürükleyen bir sürece işaret etmiyor her zaman. Ama bir yanıyla da benziyor sanki bu baş aşağı duruma. Ne derse. Yani basireti bağlanmak deyiminin ne anlamda kullanıyoruz biz? İşte o anki durum karşısında doğru karar verme yeteneğimiz geçici olarak köreldiğinde veya şaşkınlık içinde kaldığımızda kullanıyoruz.

Sanki böyle Hamartya'nın uzaktan biraz daha naif bir akrabası gibi basiret bağlanmak yani. Neyse, bu ilk öğretiyi uzun uzun anlattığımı toparlayacak olursam, Tragedia der ki, hepimiz insanız ve hepimiz kusurluyuz. Krallarda, tanrılarda, en basit insanlarda zaman zaman yanlış muhakeme yapar ve hatalı kararlar verirler. Ve bu da en çok kendilerine zararlı olur. Peki, günlük hayatta bu bilgi ne işine yarar mesela? Haksızlığa uğradığında sana zarar veren eyleme odaklanmak yerine veya bunu sana yapan kişiyi üzerinde yarattığı etkiden sorumlu tutmak yerine

Yaptıklarını muhtemelen onun sahip olduğu temel bir zayıflığın tezahürü olarak görmeye başlayabilirsin. Olanları önleyememiş olmak senin de sahip olabileceğin temel bir insanlığın zayıflığı. Hamartıyı aklına tutarsan, senin etrafındaki insanlarla bağlayan bir özellik daha bulmuş olursun. Bu seni hem kendini yargılamaktan kurtarır, hem de etrafında sana karşı ufak tefek hatalar yapan insanları anlaman, onları affetmen için elinde bir bilet olur.

Gelelim ikinci öğretiye. İnsan deneyimi kader ve özgürlük arasında oluşan karmaşık bir etkileşimdir. Bu ne demek? Tragediya bize birçok şeyin kontrolümüz dışında olduğunu öğretir. Bazı olaylar bizi aşan güçlere tabidir. Tragediyalardaki karakterler tanrıların küçük çekişmelerindeki piyonlardır. Kehanetlere meydan okumaya çalışırlar ama kontrolleri dışındaki olaylar veya eylemlerin istenmeyen sonuçları kehanetten kaçmaya engeller.

Bugüne uyarladığımızda biz de onlara benzer şekilde yaşıyoruz. Arzularımız, kararlarımız, eylemlerimiz, piyasaların, teknoloji devlerinin, algoritmaların kontrolünde tıpkı görünmez tanrılar gibi başka güçlerin üzerimizde etkin olduğu bir dünyadayız. Çok incelemeye gerek yok. Her gün elimizde tuttuğumuz akıllı telefonlarda kaç saat geçirdiğimize ve bize yaptırdıklarına bakmak bile yeterli bunu anlamak için.

karşımıza çıkardıkları reklamlar, sürekli gelen bildirimler dikkatimizi dağıtıyor ve düşünce biçimimizi değiştiriyor. Kafayı bu detaylara taksak biz de kendimizi tanrıların görünmez piyanoları gibi hissedebiliriz. Ama aynı zamanda seçimler yapmakta özgürüz. Kaderin bu deyip işin içinden çıkmak için veya yelkenleri suya indirmek için fazla durulmayız.

Yeniden Oedipus'a dönersem aslında hikaye birçok bireysel seçimin sonucundan oluşuyor. Babasının kehanet üzeri onu dağın başına sürme kararı. Sonra büyüdüğünde Oedipus kehaneti öğrendiğinde oradan uzaklaşma kararı. Köprüde gerçek babasıyla kavga etme kararı. Onu öldürme kararı. Yani bireysel seçimlerin istenmeyen sonuçlara kehanet edilen olayları yerine getirmiş oluyor burada.

Mesela kehanete rağmen Oedipus kadere teslim olmuyor. Yani terse kürek çekmek istiyor. Özgür iradesiyle de o kentten ayrılıyor. Yine de ne yazık ki yolda işler değişiyor. Yani kaderin kehaneti haklı çıkarmak için Oedipus'un kısmen bilinçli suç ortaklığına ihtiyacı var aslında. Bu kadar dramatik ve trajik yollarla olmasa da çoğumuz geçmişte yaşadığımız zorlukları, kötü tecrübeleri, belki travmatik deneyimleri asla kıramayacağımızı zannediyoruz. Bunları bir mazeret olarak kullanıyoruz hayatımızda.

Mesela bir tanıdığımdan örnek vereyim. Adı Ayşe olsun. Hep Ayşe oluyor biliyorsunuz. Bana da Fatma. Neyse, Ayşe'nin anne babası yani bebeğinleri hiç geçinemezdi ve inat ve bir türlü de ayrılamadılar. Yani kavga gürültünün hiç eksik olmadığı, gerilim dolu bir evde büyüdü Ayşe ve ergenliği boyunca anne babasının tutarsız davranışlarına maruz kaldı hep.

Şimdi de geçmişindeki bu durumu bugün romantik ilişkilerde bir türlü dikiş tutturulmasına bağlıyor. Evet, bu arada bunda kesinlikle doğruluk payı var. Çünkü özellikle çocukluk dönemimizin gelecek ilişkilerimiz üzerine çok büyük bir etkisi var. Yani bu etki yatsınamaz.

Ama bana sorarsanız değişime dönüşme hiç inanmayıp, hiç üzerinde çalışmayıp, tüm suçu geçmişe yıkmak da doğru veya yapıcı bir davranış değil. Günümüzün popüler değişiyle birkaç toksik ilişki yaşayıp erkenden insanlığa, aşka, sevgiye karşı ümidimizi kesmemek gerek. Yani mesela bununla ilgili çalışmalar yapsa, terapi alsa, yapıcı ufak adımlar atmaya çalışsa, belki konuşarak, anlatarak, hatırlayarak sindirecek bazı kötü tecrübeleri. Belki yeni adımlar atmaya cesaret edecek ve bazı davranış kılıplarını yıkacak.

Bu duyguların etkisi altına düşmeden yaptığı davranışları değiştirebilecek yani. Hepimiz kendi geçmişimiz, çocukluğumuz, ebeveynlerimizin deneyimleri kolektif yaşantımız tarafından şekillendiriliriz. Tragediya bize şunu öğretir. Eğer bunun farkına varmazsak ve geçmişe saplanırsak en iyi ihtimalle daha önce olanları tekrarlamak zorunda kalacağız. Ve en kötü ihtimalle geçmişimiz yüzünden yok olacağız. O yüzden de kader ve irade arasında zarif bir köprü kurmak biz insanların en önemli işi.

Gelelim 3. öğretiye. Pek çok ahlaki ikilemin net bir cevabı yoktur. Yani hayat siyah ya da beyaz değil ve trajedi de her zaman kötünün iyiye karşı zaferi değil. Bu bazen de bir iyinin diğer bir iyiye karşı zaferinin yol açtığı acıyı anlatabilir. Yani şöyle diyeyim, trajedi ahlaki açıdan sağlam olan ama birbiriyle bağdaşmayan hedeflerle ilgilidir. Kısaca bir eserden bahsedeceğim. Tragedyanın babası olarak anılıyor Atinani Esilos. Onun da Teyze Karşı Yediler diye bir eseri var. Ve bu eser de antik Yunan tragedyalarının en ünlülerinden biri. Burada da Oedipus'un iki oğlunun hazine öyküsü anlatılıyor. Ne acı değil mi? Yani nasıl bir aile yolculuğu, keder dolu, acılar, trajedilerle dolu. Oedipus'tan sonra bu da iki oğlu dediğim gibi. Bunlar tahta paylaşmak için sözleşmiş iki oğul.

Biri Eteocles, diğeri de kardeşi Polinikis. Eteocles, Polinikis'i Thebes'den kovuyor. O da Polinikis'te Argos Kralı'nın kızıyla evlenip ordusuyla geri geliyor. Ve bir duello yapıp birbirlerini öldürüyorlar. Sonucunda da tahta dayıları Creon geçiyor.

Etheokles tabi yurdu savunmak için kahramanca ölmüş oluyor oranın başında olduğu için o sırada. Creon da ona çok güzel, kahramanlara layık bir şekilde bir tören düzenliyor onun cenazesi için. Diğer kardeş Polinikis'in cesedini ise vatana ihanetten dolayı vahşi hayvanlar tarafından parçalanmak üzere kırlara atılmasını emrediyor. Ama tabi bir de kız kardeşleri var Antigone'i, o da Polinikis'e yapılan bu haksızlığı kabul etmiyor. Çünkü sonuçta ikisi de tahtla geçmek istiyordu. O yüzden o da hakkını savundu nihayetinde.

Ama bu sırada tam tek başına sembolik bir cenaze törünü düzenlemeye hazırlanırken de yakalanıyor. O sırada da Antigone şöyle diyor, ''Bana ne olacak, ne yapayım?'' İşte hayatımızda karşılaştığımız büyük veya küçük ikilemler çoğu zaman aynı derecede belirsizlik içeriyor. Bir düşün, hayatının birçok anında bir ikilem içindesin. Ama iki seçenek de eşit oranla doğru geliyor. Bunu yapmalıyım diyeceğin net bir tablo yok.

Mesela günlük hayattan çok basit bir örnek. İşe çok yoruldun bir haftanın sonunda bir cuma akşamı tek isteğin evde battaniye altına girip dizi izlemek. Ama değer verdiğin, mutlu etmek isteyeceğin yakın bir arkadaşında doğum günü daveti var. Hangisini seçmek daha doğru bir davranış olur sence? Kendini dinlendirmek mi? Yoksa sevdiğin birinin özel bir gününde yorgunluğuna rağmen orada olup onu mutlu etmek mi?

Her ikisi de doğru şık. Peki hangisini seçeceksin? Bu verdiğim örnek tabi ki Antigone'nin yani kral dayısının emrine karşı gelip abisinin cenazesini alması kadar trajik değil tabi. Ama zaten hayat da çoğu zaman tragedyalar kadar ağır değil. İnan bana şu an herkes iyi olmak, ahlaklı olmak konusunda dört bir yandan öğretime yönlendirme yağmuru altında. Çünkü öyle bir çağdayız.

ve neredeyse herkes de başkalarına karşı sorumluluklarıyla kendi arzuları, kendi hırsları arasında nasıl denge kurabileceğini düşünüp duruyor. Yanıt arıyoruz ama bu soruların çoğuna net bir cevap yok. Tuzaksa şurada. Asla var olmayacak net yanıtlar ararken şimdiki zamanın muazzamlığını kaçırabilirsin.

Nasıl davranman gerektiğini düşünürken tek bir ideolojiye ya da tek bir amaca odaklandığında yaşamın basit duyguları uçar gider. Tanrılara ve öbür dünyaya olan inançlarına rağmen eski Yunanlılar kişinin bu dünyada, burada ve şimdi ne yaptığına odaklanmışlardı. Belki bu öğretin sana da elde edilemeyen için çabalamayı bırakmana yardımcı olabilir. Ayrıca başkalarıyla çatışmalarına çözüm bulmana da yardımcı olabilir. Çatışmaları siyah ve beyaz olarak görürsen, bir tarafı hep açıkça haklı, diğer tarafında tamamen haksız olduğunu düşünürsen, birlikte yaşam ve bütünleşme için çok az alan bırakmış olursan, bu seni başkalarının acılarına karşı kör edebilir ve haksız olanı haklı çıkarmaya yönlendirebilir. Bu söylediklerim cuma akşamı konusunda ne yapman gerektiğine dair bir ipucu vermemiş olabilir. Zaten işin özü de orada, yani bunu sen bulacaksın.

Ve gelelim dördüncü ve son öğretiye. Her şeye rağmen yola devam etmek. Tragediyelarda bir dünya vardır, belirsizdir, değişkenlik ve bilinmezliklerle tanımlanır. Burada insanlar genellikle etkileşimde bulundukları ama tam olarak anlamadıkları güçler tarafından sağdan sola sürüklenirler. Sürekli çatışma halinde bir dünyadır bu. Ve tahmin edersin ki bu durum bizim de dünyamızı anlatıyor.

Hatta Yunan mitolojisi uzmanı Eric Hamilton, tragediyelerin lirik dizelerinde dayanılmaz, katlanılmaz gerçeklerin güzel bir yanı aranır der. Ve bu şekilde düşünmek kişisel yaşamlarımıza deneyimlediğimiz acılarda ve aynı zamanda bugün dünyanın farklı noktalarda daha büyük ölçekte yaşanan keder, öfke döngülerini de kırmamıza yardımcı olabilir. Tahammül edilemez olanı tahammül edilebilir hale getirebilir geçici bir süreliğine. İşte bu da tragedyalarda ortaya çıkan şiirsel gerçeklikleri kucaklamak ve tıpkı Antigone gibi ne kadar başarılı olacağımız şüpheli de olsa yola devam etmek anlamına gelir. Yani her şeye rağmen devam etmek. Madem doğduk, bu dünyaya geldik, bu yolu yürüyeceğiz. Elimizden gelen her şeyle yapacağız ve de bunu.

Evet, bugün seni biraz uzun anlatımlarla, biraz dolambaçlı yollara soktum ve kendi hayatını tragediyelere üzerinden düşünmeye davet ettim. Umarım bu bölüm hoşuna gitmiştir. Arada değişiklik güzeldir diye düşündüm. Bir sonraki patikada beraber yürüyene dek antik dönemin bilgelerinden ve mitlerinden öğreneceğimiz çok şey olduğunu unutma. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)