
7.984 kelime · ~40 dk okuma
Herkese merhaba. Aslına bakarsanın bu bölümünde konuğum Tutku Dapet. Uzun yıllardır dövme üzerine uğraşandı. Tutku'yu hem Kadıköy'deki Blackbird Tattoo House'ta yaptığı dövmelerden hem de yetiştirdiği dövme sanatçılarından tanıyoruz. Bugün de kendisiyle dövme kültürünü, tarihini ve dövmenin nasıl popülerleştiğini, nasıl ana akım haline geldiğini konuşacağız. Buyurun başlayalım. Hoş geldiniz Tutkan.
Hoş bulduk, teşekkür ederim. Kaç senedir dövme yapıyorsunuz? 14 sene oldu. Bayağı olmuş. Evet. Peki dövme yapma maceranız... Ben biraz daha önceki röportajlarınızı izledim. Aslında alışılagelmedik bir yolun olmuş. Yani aslında yurt dışında müzik eğitimi görüyormuşsunuz. Sonra dövme sanatçılığına geçmişsiniz. Ama öncesinde kendinize dövme yaptıran biriydiniz değil mi? Nasıl oldu bu süreç?
Yani zaten çok ufak yaştan beri dövme yaptırıyordum. Her zaman bir merakım vardı. Dediğiniz gibi ben de müzik eğitimi alıyordum ve böyle artık Almanya'da okumak için kendi paramı kazanmam gerektiğini düşündüm. Aileme çok yük olmamak için. O zamana kadar gitmiş olduğum dövme stüdyosunda o zamanki dövmecim bana infoculuk teklif etti kendi stüdyosunda rahat rahat para kazanabilmem için.
birkaç ay orada vakit geçirdikten sonra da bana dövme yapmam gerektiğini eğer sektöre girersem çok iyi bir yerim olabileceğini söyledi kendi gözlemlerine göre ki o zamana göre çok büyük bir teklifti bu çünkü yani çizimle alakam yok hiçbir şey bilmiyorum ve oldukça sektörde az insan oldukları için yani iki elin parmağını geçmez böyle bir teklifle gelmeleri çok enteresan gelmişti bana ve acayip korkmuştum kabul etmemiştim başta ve bir gün bana zorla gerçekten çok ısrarla birisine dövme yaptırdı Bak elini aldığın zaman vazgeçemeyeceksin dedi. Ve o günden sonra gerçekten 30 gün boyunca 30 tane dövme yaptım ve çizim öğrenmeye karar verdim. Ondan sonra da bırakmadım. 14 sene oldu. Ama doğal bir yetenek de varmış ki daha sonra çizim yapabildiğiniz ortaya çıktı. Yani bilmiyorum. Herhalde vardı. Annem ressam benim. Ama onu ne kadar ilintildir bilmiyorum. Her şeye gerçekten çok ciddi bir çaba ve vakit harcamam gerekti yani. Ve hepsi ona dayanıyor aslında. Ortalama olarak 5 sene kadar kendime resimle eğitmişimdir yani.
Anladım. Peki infoculukla başladım dediniz. Bu infoculuk ne oluyor? Gelen müşteriye şeyi mi anlatıyorsunuz? Hani bu dövme işin nedir, nasıl yapılır vs. Bilgi mi veriyorsunuz yani? O mu demek infoculuk? Yani aslında stüdyoya gelen insanın bir dövme talebi olduğu zaman ona fiyat biçme, süreci nasıl olacağını anlatma, işte hangi bölgeye hangi boyutta olur, o dövme o boyutta olmaz, detaylarını kaybedersin falan gibi böyle ufak tefek bir bilgilendirme. Peki insanlar sence neden dövme yaptırıyor?
Birçok sebebi olabilir açıkçası. Yani şimdi kime sorarsan dikkat çekmek için ve bazı komplekslerden olduğunu söyleyebilirler. Kimisi için kendini özgürce ifade edebilme olabilir. Bana gelen insanlar genelde bunu sanat olarak gören ve kolektör olarak düşünen insanlar var kendilerine.
İyi sanatçılara işte onların bir tablo gibi düşünün sonuç olarak bu işi ve herkesin elinden, kendi elinden özel işler çıkıyor. Herkesin tasarımları farklı oluyor, bakış açıları farklı oluyor, akımlar farklı oluyor, tarzlar farklı oluyor ve yani bunların toplayıcıları var. Çok değişiklik gösterebilir yani. Kimisi estetik açıdan güzel görünebilmek için bir takı takarmış gibi dövme de yaptırabiliyor. Ufak tefek şeyler falan çok değişiklik gösterebilir. Bunun artık çok bir şey kalmadı yani. Amerika Birleşik Milletleri'nde bir araştırma yapılmış dövme konusunda geçen yıl. Orada tabi Amerika özelinde bu hani genelde yayılabilir mi bilmiyorum. İki ana sebep ortaya çıkıyormuş. %47'si dövme yaptıranların bunu aslında kendileriyle ilgili bir şey ifade etmek, hayatla ilgili bir tespitte bulunmak falan için yapmak istiyorlar. %32 ise dış görünüşlerini güzelleştirmek. Sizin dediğiniz gibi biraz daha böyle bir aksesuar anlamında yapıyormuş ama çoğunluk bir şey anlatmak için, bir derdini anlatmak için ya da bir dünyaya bir şey söylemek için yapıyor anladığım kadarıyla.
Yani zaten insanın kendi imajıyla bile, ne bileyim, yazdıkları olabilir, çizdikleri olabilir, yaşadıkları yaşam stili olabilir. Zaten herkes bir şey anlatmanın peşinde kendine göre. Dövmeyi insanlara satarken senelerce insanlara hep şey dediler, bana hikayeni anlat, ben de sana onun için bir çizim yapayım. Ve bu durum o kadar absürtleşti ki artık yani hani insanlar böyle olmayacak şeyleri, tek bir hayat hikayesini el boyu bir çizime sığdırmaya çalışıyor. Artık yani o sembolizm de değil, realizme yakın bir şeyler istiyorlar. Anlatabiliyor muyum? Anladım. Ve yani bu pek mümkün değil ve bu bence zamanında dönmeye birazcık daha hani biz serseri değiliz, bu işin biraz anlamı var, bizim yaptığımız şey çok anlamlı falan gibi böyle bir şey yüklemek için bence senelerce böyle bir söylem döndü etrafta. Fakat yani dövme o kadar da anlamı olması gereken bir şey değil. Yani benim üstümde bale yapan tavuk dövmesi var. Bence bir anlamı yok yani.
Bunu biraz düşünmem gerekiyor. Belki de bir anlamı vardır ama bu anlamı bilmek istemiyorum. O yüzden emin değilim. Olabilir.
Fakat bu şey tabii biraz da dövmenin gentrification gibi oluyor. Hani ana akımlaştığı zaman hani biz serseri değiliz, motosiklet çetesi değiliz. Aynen öyle. Eski zamanın mürettebatı değiliz. Aynen öyle. Ama tarihine baktığımız zaman dövmenin insanlık olduğundan beri dövme varmış gibi. En güzel örneklerinden biri de biraz araştırırken buldum. Böyle M.Ö. 3.100'ler, 3.300'lerden kalma donmuş bir insan bulunuyor. Ötzi. Evet, Ötzi adamı. Korunmuş şekli. Yani cildinin korunması zor o kadar zamandan kalan insan. İşte o donmuş, monmuş kalmış, zavallı. Vücudunda 57 tane dövme varmış Ötzi adamının. M.Ö. 3.300. Yani M.Ö. 10.000'de bazı Japon heykellerinde dövme gözüküyor. Bakıyoruz daha sonra işte Mısır'daki mumyalarda da dövme görüyoruz. Hem de yani birden çok dövme bu.
Ne bileyim, Orta Asya'daki Türklere bakıyorsunuz, gene dövme kullanıldığı görülüyor. Bizim coğrafyaya geliyorsunuz, Orta Doğu'da da var. Araplara ve Kürtlere de çok kullanılan bir şey, bir dönem anladığım kadarıyla. Özellikle bizim Güneydoğu'da da, işte yüze yapılan dövmeler de dahil olmak üzere birçok geleneksel uygulaması var vesaire. Yani hiç yeni bir şey değil dövme anladığım kadarıyla. Yok değil yani zaten dönmenin ilk başladığı dönemlerde sizin anlattığınız işte antikca zamanları onlar bunlar tamamıyla statü belli etmek için yapılan şeyler işte yakabileni belli etmek için veyahut da işte hani kastı belli etmek için anlatabiliyor muyum? Genelde işte avcı da olabilirsin, toplayıcı da olabilirsin. Bunları belli edip insanları gruplaştırmak için kullanıyorlar başta. Ondan sonrasında biz modern dünyada artık değiştiriyoruz.
Ama tılsım gibi de kullanılmıyor mu? Hani bazen şifa vermek amacıyla. Anadolu'daki dövmelerin çoğu öyle. İskandinav dövmelerinde de çok fazla var o mesela. Gittiğin yolda yolunu kaybetmemen için sana bazı çarmılar yapılıyor. Anadolu'da da işte bekar kadınlar bekar olduğunu belli etmek için, evli kadınlar evli olduğunu belli etmek için. Kürtlerden gelen dövme kültürlerinde böyle işte hamile kalmak isteyen kadınlar ona göre bazı semboller yaptırıyor falan. Onlar da var tabii ki de.
Sabit bir muska gibi aslında. Aynen öyle. Denizcilerin bu dövme kullanımı çok meşhurdur ya, çipalar vesaireler falan. Orada da bazı anlamları varmış. Yani çipayı ilk başta Atlantik'e geçenler yaptırıyormuş. Biz okyanusu aştık, onu gösteriyorsun, onu görüyorsun, bu adam okyanusu aşmış diyorsunuz. Ya da yine muska gibi ayak bileklerine tavuk ve domuz dövmesi yaptırılıyormuş.
Çünkü gemi battığı zaman tavukların ve domuzların içinde saklandığı kafesler, ahşap kafesler daha hafifmiş kütle olarak ve en az ölenler tavuklar ve domuzlarmış gemi battığında. Evet, şans getirsin diye yaptırıyorlar. O yüzden ayak bilekten boğulmayalım diye de onu yaptırıyorlarmış. Yani aslında böyle sembolik muskantrak şeyleri de var. Aynen öyle. Ve şeyi de okudum, şaşırdım da denizcilerden gelen dövme kültürü daha Cezayir korsanları üzerinden Osmanlı'ya geldiğini ve oradan da Yeniçerilere doğru ilerlediğini söyleyen bir makalede.
Valla o dönemlerde çizilmiş birçok böyle. Zaten bu denizciler ve denizcilerin işte çapa attıkları limanlarda orada olan fahişelere olan aşkları tasvir ediliyor. Zaten o dönemde de hep şey diyor ya işte sirkte çalışanlar ya fahişeler ya da askerler dövme yaptırır. Aslında onlar için yine düşük bir profil yani.
Askerlere de çok da saygı duyduklarını söyleyemeyeceğim bu dönemde. Çünkü geldikleri sürece şehri yakıyorlar, yıkıyorlar, içiyorlar, ediyorlar, taşkınlık yapıyorlar falan ve dövme yaptırmak da bunların da bir tanesi. Sonrasında işte bu sembolizmler falan da oradan çıkıyor. Eski dönemde bu Osmanlı sınırlarına girdikleri zaman da o dönemlerden kitaplar hala elimde var. İşte 1800'lerden 1900'ün başlarına kadar çizilmiş. Mesela Osmanlı cariyelerinin resimleri var. Kafalarında böyle ters a yıldız olan şeyler hep Osmanlı kadınlarını temsil ediyor.
Kültürler arası temas tabii çok önemli burada. Birçok sanat dalında gördüğümüz üzere farklı toplumların birbirleriyle etkileşimleri sanatı da belirliyor elbette. Fakat bir yandan da şu var, toplumun daha marjinallerini yaptığı bir şey olarak kabul edilmeye başlanıyor 19. yüzyılın işte ortalarının sonlarına doğru. Fakat bir anlamda da endüstrileşiyor. 1891 senesinde ilk dövme makinesi icat ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde. O'Reilly isminde. O'Reilly, Samuel O'Reilly.
Demek ki bir yandan da bir talep de var yani. Hani bir makineler icat edildiğine göre bu dövmenin yapılması için yani o kadar da şey değil. Marjinlerinde belki toplumun ama sayısal olarak da bir şey ifade ediyor ki yavaş yavaş bir sektör oluşmaya başlıyor, bir dal oluşmaya başlıyor gibi anladım ben 20. yüzyılın sonundan itibaren. 19.
yüzyılın başlarında yani zaten bu underground olmaktan ileriye gidemiyor. Aslında bizim bence son 60 sene son 50 sene falan ancak bizim böyle etrafımızda sohbet ettiğimiz insanların da yaptırmaya başladığı bir şey oldu. Ne olursa olsun yine de çok illegal ve çok böyle dışarıdan bakıldığı zaman yanına yaklaşılmayacak insanlar gibi hissettirilen bir şeydir dövme. Yani özellikle Türkiye'de, Türkiye'de çok daha yeni de bu Amerika'ya dönecek olursak orada zaten adamlar kendi kültürlerini yaşadıkları için ve çok eskiden beri olduğu için önce dediğim gibi sirklerde başlıyor. Ondan sonra işte bu denizciler ve fahişeler yaptırıyor. Ondan sonra insanlar onlara zaten benzemek istemedikleri için uzun süre yaptırmıyorlar. Kendilerini statü olarak ayrı görmek istiyorlar.
Fakat bir şekilde sızıyor çünkü illa bir yerlerden bir kılçık çıkar anlatabiliyor muyum? Yani adam böyle çok resmi bir iş yapıyor diye kendisini o şekilde hissetmiyor olabilir. Ne bileyim bir beyaz yaka işi yaparken kendisini böyle farklı hissettirecek ufak bir sembol taşımak, işte o aykırılığı yaşamak bence ufak ufak böyle başladı. Şeye rastladım bir de 1920'ler ve 20'lerin sonuna doğru biraz böyle şeyden çıkmaya başlıyor. İşte bu alternatif hayat tarzını yaşayanlardan ya da o sirklerden ya da toplum macinelerinden çıkmaya başladığına dair bir şey okudum. Kısa bir dönem özellikle kadınlarda makyaj için hani vardır ya bu sabit makyaj meselesi, kalıcı makyaj. 20'lerde falan toplumunda şey kesimlerinde de normal işte şehirli bourgeois kesimler diyelim. Onlarda da başladığı söyleniyor. Hatta Winston Churchill'in annesinin bileğinde bir yılan dövmesi oldu da söylüyor.
Bunu bilmiyordum ben. Yani biraz böyle hafif hafif gelmeye başlamış ama daha feminan gözüken bir yerden gelmeye başlamış, ana akımlaşmaya başlamasını konusunda söylüyorum. Fakat bir de şeyi gördüm 1950'lerde, yani İkiz Dünya Savaşı'dan sonra şöyle bir şey oluyor. Pasifik Cephesi'nde bir sürü Amerikalı Bahriyeli de gidiyor oraya. Ve oradaki yapılan dövme tekniklerini, işte dövme sanatındaki uzakdoğu esintilerini vesaire de görüp, onunla kendi tarzlarını birleştirerek 1950'lerde artık denizciler, Amerikan Bahriyelisi'nde daha maskülen bir şeydi. Ama o kalpler falan da oradan, o kırık kalpler falan da orada çıkmaya başlıyor anladığım kadarıyla. O da daha sonradan Amerika Birleşik Devletleri'nde bunun biraz daha böyle erkek, maskülen bir yerden de ana akımlaşmaya başladığını görüyoruz sanki.
Evet, şimdi şöyle bir şey var. Japonya'da Edo dönemi var biliyorsunuz. O dönemde bunlar kapalı yaşıyorlar ve orada aslında Japonların kendi dövme sanatı ortaya çıkıyor. Tamamıyla Avrupa'dan bağımsız, Dünya'dan bağımsız, kendileri kendi mitolojileriyle. Onlar bununla kendilerine bir akım yaratıyorlar ve Avrupa'daki ve Amerika'daki dövmecileri asla tanımıyorlar. Kendilerine Hori diyor oradaki dövme sanatçıları, dövme ustaları.
Ve bu modern dövme dediğimiz işte 1920'lerde olan Sailor Jerry diye bir tane adam vardı, Norman Keith Collins adam. Normalde o da denizci zaten. Sonra işte bir tane Harbour'da kendisine bir stüdyo açıyor, maymunuyla beraber. Sonra orada işte böyle insanlara dövme yapmaya başlıyor ufak tefek. Adamın anıları falan inanılmaz bu arada. Sonra bir gün bu denizaşırı Japonya'ya gidiyor ve Japonya'da kendisini kabul ettiriyor orada. Yani Amerika'da iki Japon kültürünü oradaki geleneksel Amerikan dövmeleri sentezlemiş ilk adam Sailor Jerry. Yine kırkları illerden bahsediyoruz değil mi? Evet, o civarlar olması lazım. 50'li bile değil yani, öyle söyleyeyim. 40'lardır maksimum. Orada birazcık şey yapıyor, işte adamları kendisini kabul ettiriyor ve çok ilginç bir şekilde bu Hori'ler de şey kabul ediyor Sailor Jerry'i. Hatta adamın adını orada Hori Sumoku koyuyorlar. Onun da altında bir hikaye var ama şimdi çok uzun süre onu anlatmasa, araştırabilirsiniz eğer isterseniz.
Sonrasında buraya geliyor, tekrardan Amerika'ya geri dönüyor. Ve o zaman zaten çok kısıtlı şeyler var, renkler var. Sadece işte böyle ana renkler kullanılabiliyor. Ve mor boyayı buluyor bu adam. Japonya'dan döndükten sonra oradan esinlendiği bir şeylerle yeni pigmentler buluyor. Ve ondan sonra asıl aslında gerçek modern dönmenin kapısı açılıyor o adam sayesinde.
Yani Amerika'daki dövme tarzıyla uzakta o dövme tarzı bir şekilde birleşmiş oluyor. Aynen öyle. Ve yepyeni bir sentez bugünkü dövme dünyasını, modern dövme dünyasını başlatıyor aslında. Evet, yani o şey yaşanan savaş hikayelerinden ziyade başka şeylerin de yapılabileceğini gösterdiği için de olmuş olabilir. Oldukça da esprili ve komik bir adam zaten kendisi. Çizdiği flaşlar falan da o şekilde. Sonra vergi sebebiyle Amerikan hükümeti peşine düşüyor galiba. Evet. O da dükkanımı kapatıyor sonunda işimi yapıyor.
Fakat yani müthiş bir Amerikan vatanseverliği de var adamda. Yani Uzakdoğu etkisiyle gidip de şey yapmışlar, onların kültürel olarak etkisi altına belki giriyor ama ideolojik olarak da aslında hep o askerin getirdiği böyle Amerikan vatanseverliği işte arada şeyleri de görüyoruz değil mi? Amerika'nın sembolü olan o şu kartalı vesaireyi de görüyoruz onda. Fakat sonra 70'lere, 80'lere, 90'lara baktığımız zaman gene Batı'dan tabii biraz bakacağız. Çünkü Uzakdoğu'da gene kendi mecrasına devam ediyor bu genel meselesi.
Orada yavaş yavaş bir ana akımlaşma olduğunu görüyoruz. Böyle aniden böyle 40 sene içerisinde hızlıca gitmiyor. Hipiler biraz yapıyor belki Amerika'da, başka çevreler de yapmaya başlıyor ama asıl yanılmıyorsam 2000'lerden sonra ana akımlaşmaya başlıyor dövme meselesi. Yani evet, öncelikle işte bu 80'lerde ve 90'larda daha önce dediğimiz gibi motorcuların kendini daha sert göstermek için yaptırdıkları işte böyle daha korkunç dövmeler, tırnak içinde işlenebileyim triballer falan filan bunlarla başlıyor ve yine alt kültürden çıkmaya pek başarılı Sonrasında nasıl oluyorsa bence insanlar dövmeli insanlara da alışıyor. Çünkü bir noktada böyle birkaç tane zaten insanla sohbet ettiği zaman, bir şey yaptığı zaman, acaba ben de mi yaptırsam merakıyla dövme yaptırınca karakterinin değişmediğini görünce insanlar ufak tefek 2000'lerde popüler oluyor. Bence bunda kesinlikle müzisyenlerin falan filan payı var. Yani bu işte eski MTV dönemlerinde sallıyorum işte Britney Spears gibi birinin belinde dövme olması, o olması, bu olması falan bence gençlere en çok o etkilemiştir 2000'lerin başında.
Evet, benim de okuduğum kaynaklar oralara işaret ediyor. Bir de televizyon programları başlamış diyorlar o dönem. Miami Ink diye bir program varmış mesela. İşte dövme yapımı üzerine, işte dövme yaptıranların üzerine. Biraz böyle reality show gibi galiba. İşte softlaştırma çabaları, işte bana hikayeni anlat. Çocuğumun dövmesini yaptırmak istiyorum. Bir gün bir yere tatile gitmiştik falan filan diye adamları oturtup böyle fake hikaye yazdırıyorlar. Ondan sonra dövme yapıyorlar. Öyle reality şovlar çok vardı işte. Ink, Master'a falan bile gitti artık işin sonunda. Öyle bir yarışma programlarına bile döndüğü insanlar yani yarışmak için dövme yapıp falan. Aslında yani uluslararası kitle iletişim araçlarıyla beraber işte MTV'de Britney Spears'ın dövmesini gördüm. Televizyonu açtım o Miami Ink'i ya da diğer benzer programları gördüm. yavaş yavaş yayılmaya başlıyor. Sonra da birdenbire sosyal medya geliyor tabii. Sosyal medyayla beraber orada artık neredeyse enflasyonu ama her konunun enflasyon olduğu için sosyal medyada. Bu dövme meselesine de geliyor ve şu anda yani Pinterest'ten tutun Instagram'a kadar dövme müthiş ana akımlaşmış. İnsanların hani gayet normal kabul etmeye başladığı bir yere geliyor anladığım kadarıyla. Yani evet, dövme de buna çok açık bir şey aslında. Çünkü dövmeyi bir noktada kendi vücudunuza, kendiniz için yaptırıyorsunuz. Bu ufak da olsa narsistik bir şeye çok hizmet edebiliyor. Çünkü sen o dövmeyi yaptırıyorsun, kendini daha iyi hissediyorsun. Karşıdan olumlu yorum alınca kendini daha güzel hissediyorsun. Hem yapanın hem yaptıranın kendini rockstar olarak hissedebileceği nadir şeylerden bir tanesi bence. Ve herkes de ufak bir şekilde bunu kısımların köşesinden tatmak istiyor gibi geliyor bana.
Yani çok hızlı yayılmasından da bunu anlıyoruz. Demek ki insan psikolojisinde de bir yere hitap ediyor ki böylesine yaygınlaştı. Hem de bu kadar alt kültürden geliyor diye ya da alternatif yaşam tarzından geliyor diye çok tukaka edilen bir mesele olmasına rağmen şu anda yine bu Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan yani elindeki tek araştırma şu anda en güncel araştırma olduğu için onu söylüyorum. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yetişkinlerin %32'sinin dövmesi varmış. %22'sinin birden çok dövmesi varmış. Ve gençler arasına baktığımız zaman 30 yaşında altındaki insanların %41'inin en az bir tane dövmesi varmış. Bu 30 ile 49 arasında %46'ya çıkıyor.
Neredeyse iki kişiden birinin dövmesi var şu anda Amerika Birleşik Devletleri'nde. Onların bir de dedelerinde de dövme olduğu için onların kültüründe çok normal. Bizde karşıladıkları gibi karşılamıyorlar. Savaş dönemlerinde asker dedelerinin yaptırdıkları dövmeler hala kollarında duruyor. Adam gelmiş yüz yaşına, doksan beş yaşına, benim dedemde de var deyip çekilmeden yaptırıyor. Bence o birazcık da nesillerle gelen bir rahatlık ve böyle çok açık olma durumu.
Evet ama bir yandan da hani böyle söyleyince Amerika ve Şikâyetlerinde de hani böyle çok kabul ediliyordu. Herkes buna okey demişti diyemiyoruz. Çünkü New York'ta dövme yapmak 1960'da 1997 yılları arasında yasakmış. Hepatit B meselesi sebebiyle bir hepatit B salgını olmuş ABD'de günah keçisi olarak. Dövmeyi seçmişler. Dövmeyi seçmişler. Ve çok uzun bir süre yani New York gibi bir... Muhtemelen doğrudur bu. Yani onun da katkısı elbette olmuştur ama o dönem deli gibi heroin de kullanılıyor yani. O da doğru yani. Ondan da olabilir.
ya da ne bileyim korumasız cinsellik de çok yaşanıyor falan bin tane sebebi olabilir. Fakat New York gibi hani dünyanın bu tip konularda başkenti gibi olabilecek bir şehirde 37 sene, 97'ye kadar yani. Şunun şurası 97, çok uzak bir tarih değil. Ondan sonra açılıyor. 97'ye kadar yasak. Bu tarihten sonra yani gene bakıyoruz 2000'lerde ana akımlaşması vesaire falan filan. Bu biraz şeyi de gösteriyor. Yani o 37 senenin ardında bir şekilde
Hijyen meselesi halledilmeye başlamış. Belli bir standartlar gelmiş ki, işte New York'ta artık buna karar veren devlet otoritesi geldiğimize, tamam tamam artık serbest bırakalım demiş. Burada hijyenle çok bağlantılı bir alanya bu. Yani bir takım sağlık risklerinin çok ciddi bir şekilde insanın karşısına çıkabileceği bir şey. Sonuçta kanlı bir şey yapıyorsunuz. Bu durumdaki gelişmeler nasıl? Yani insanın içi artık rahat edebilir mi? Hani ben yaptırıyorum ama risk neredeyse yok. Hiçbir sağlık riskim olmayacak diyebilirler mi?
Yani birkaç tane stüdyo için öyle bir şey söyleyebilirim fakat Türkiye'de... Aslında dünyada öyle ama ben kendi alanımızdan bahsedeyim. Bizde işin çok suyu çıktığı için artık yani denetimler doğru düzgün yapılmıyor. O yüzden merdiven altından ne olursa olsun uzak durmak gerekiyor. Bildik birkaç tane stüdyo var ve bunlar için de zaten bizim almamız gereken sertifikalar var. Bizde de artık düzenlemeler var. İşte ustalık belgesi, yeterlilik belgesi, efendime söyleyeyim işte sterilizasyon belgesi. Kim arıyor bu belgeleri? Bazılarını devlet veriyor. Eğitim alıyorsun. Halk eğitim merkezlerinde gidip hijyen eğitimi alıyorsun birkaç saatlik. Aslında yani sadece sertifika almana yeterli, sınava hazırlanmana yeterli. Yine kendi kendine yetiştirmen gerekiyor. Ne gibi tedbirler alınması gerekiyor mesela? Yani kesinlikle her şeyin tek kullanılık olması gerekiyor. İşte eğer bizim kullandığımız gibi bobinli makineler kullanılıyorsa, ara parçalar için mutlaka otoklav olması gerekiyor. Ne bileyim, eldiven kullanılması mutlaka gerekiyor. Yani onu böyle nasıl anlatabilirim? Bir diş hekiminin standartlarının aynısının bizde de bulunması gerekiyor mutlaka. Ama denetimlerin o kadar da iyi olduğunu söyleyemeyeceğim maalesef. O zaman dövme yaptırmak isteyenlere de biraz görevi düşüyor burada. Araştırmaları gerekiyor. Ciddi sağlık sorunlarına yol açmadan evvel araştırmaları. fayda var. Peki, şu da çok tartışılan bir alan. Çok eski bir şey olmasına rağmen dövme, dövmenin bir sanat olarak kabul edilmeye başlanması mispeten daha yeni. Yani birçok alan için bu geçerli tabii. Hani zanaatçıyla sanatçıyı nasıl ayıracağız hadisesi var. Burada sanatçı kendi orijinal çizimlerini hayata geçiren mi, zanaatçı da başkalarının çizimlerini deriye nakşeden mi? Yani böyle bir ayrım mı yapıyoruz yoksa başka bir ayrım mı var bunun?
Yani bence zanaat ve sanat paralel bir şekilde ilerliyor. Özellikle kendi çizimini kendi yapan dövmeciler için. Eskiden böyle bir şey yoktu çünkü zaten çizim yapmayan insanlar dövmecilik yapmıyordu. Şimdi artık böyle platformlar bilmem neler hatta şu anda yapay zekadan oluşturulmuş Görselleri bile insanlar dövme yapabiliyor. Eğer gerçekten çizim yapmakla alakalı kendi özel çizimini ortaya sunmuyorsan tabii ki de işin bir sanat değeri yok. Makine operatörü oluyorsun o noktada bir yerde. Yani enstrümanı tanıyorsun, cildi tanıyorsun, onun nasıl çalışman gerektiğini biliyorsun ve bu tamamıyla bir zanaat baktığın zaman. Ama yani herkese başka bir iş yapayım, kopya iş yapmayayım, işte internette bulduğum şeyler veya daha önce yapılmış şeyler bana sadece bir ilham olsun ve ben sadece kendi tarzımda ilerleyeyim diyorsan, zaten sürekli yeni bir tablo çıkarıyorsun baktığın zaman, yeni bir şey üretiyorsun. Her gün bir el boyu bir şey çiziyorsun, bir tasarım çıkartıyorsun ortaya yani ve oldukça özgürsün.
Ama bunun da yani birazcık da ars talep meselesi olduğu için, sanatın da böyle birazcık kısıtlanmış bir boyutu. Çünkü karşındaki insanın da taleplerini yerine getirmek zorundasın, onu tatmin etmek zorundasın. Birisi sana obje söylüyor, sen o objeyi kendi elinden çıkartıyorsun. Fakat yani bunu ne kadar sanat diyebilirsin veya sanatın hangi boyutu bu, ona bir şey diyemiyorum tabii. Tabii ama size dövme yaptırmaya gelen insan da onu duvara asmayacak sonuçta yani.
Bir sanatçı gözüyle şunu sormak istiyorum. Şimdi sanat eserinin kalıcılığı meselesi de vardır ya, şimdi siz birisine dövme yaptınız, onun için özel bir uygulama yaptınız, cildine uygun vs. falan, harika bir iş çıktı, bir süreden vakit geçti, işte dövme yaptığınız kişi yaşlandı ya da başka bir sebeple vefat etti. Sizin işiniz de kaybolmuş olmuyor mu? Toprağa karışıyor bir anlamda yani.
Evet, bir şey var. Amsterdam'da dövme müzesi var. Orada böyle taksidarm yapılmış insan derileri falan var. Böyle kabul ederlerse ben yüzebilirim, sıkıntı yok. Yok ama elinde son olarak çizimlerin... Yok, hayır. Zaten bu şey kaybolan bir şey olduğu için yani elinde bir değeri kalmadığı için aslında dövme dördüncü sınıf sanat olarak geçiyor. Çünkü belli bir yere kadar muhafaza edebiliyorsun. Niye dördüncü? Bir, iki ve üçte kimler var? Sanırım birinci sınıf sanatta işte böyle resim, heykel falan gibi şeyler var. Ondan sonra bu şeyin de ne kadar kalıcı olduğuyla, nesillere ne kadar iletebildiğinle alakalı bir liste bu. Ve onda da dövme artık yani elinde olmayan sebeplerden dolayı toprağa karıştığı için dördüncü sınıf olarak geçiyor. Bir de tabii toplumdan topluma dövmeye bakış açısı farklılık gösteriyordur ister istemez. Bazı toplumlar daha uzak bakıyordur, bazısı daha yakın bakıyordur. Her ne kadar bir küreselleşmeyle beraber MTV'sidir, sosyal medyası bir süreçte nasıl kültür ortaklaşıyorsa dövme meselesine bakışta da bir ortaklaşma var ama dinlerin de dövmeye farklı farklı yaklaşımları var. Ama orada da böyle net kurallar yok gördüğüm kadarıyla. Onu şeyden söyleyeceğim. Hani İslam'da dövme yasaktır diye düşünenler var ya da bunu söyleyen din adamları da var. Ama baktığım zaman şunu fark ettim. Bir kısmı da şunu söylüyor zaten. Hani böyle açık bir hüküm yok. Bazı hadislerde böyle bir şey var. O sebeple böyle bir yasak yoktur bakış açısında olanlar da var. Sonra Hristiyanlığa baktım. Hristiyanlıkta bazı dönem tamam çok güzeldir demişler. Hatta cesaretlendirmişler. Bazı dönem birisi demiş ki yok bu iyi değil falan. Yahudiliğe bakıyorsunuz, orada sanırım açık bir hüküm olduğu söyleniyor. Yani vücudunuza kesmeyeceksiniz, iz bırakmayacaksınız gibi bir şey var. Ondan ötürü uzak bakanlar var. Hinduizm çok sıcak bakmıyor ama başka uzak doğu dinlerine bakıyorsunuz. Çok seviyorlar dövmeyi falan. Burada da böyle karışık bir tablo var anladığım kadarıyla. Bir de şey de var, birçok tarihi Müslüman toplumunda da dövmenin yaygın olduğu çok fazla dönem de var. Özellikle İran'da, Mısır'da, Orta Doğu'nun genelinde yani. Ya bu dinlerin dövmeye bakış açısına olan ortak noktası aslında beden bütünlüğünü bozmamaktan geliyor. Yani Hinduizm'de de, Müslümanlık'ta da, Hristiyanlık'ta da işte Tanrı'nın sana verdiği şeyi olduğu gibi toprağa geri bırakmak, bozmamaktan geliyor. Kendini kesmemek, kendine zarar vermemek de aynı şekilde. Yani bunun bir en son işte birkaç sene önce bir fetva vermişlerdi. Onda da diyorlar dövmeye yaptırmak mekruh. Ya mekruh, sigara içmek de mekruh. Ne bileyim işte, kaşın aldırmak da mekruh. Kendinde, bedeninde bir şey değiştirmek. Yani onun dışında günah olduğu hiçbir yerde yazmıyor yani. Benim de okuduğum İslami kaynaklarda daha ziyade mekruh ifadesi geçiyor. Çok fazla inançlı insan da var dövme yaptıran bu arada. Tabii, tabii. O sebeple de soruyorum. Zaten o biraz Türkiye'de bir hayli aşılmış yani. Zaten bir engel miydi çok fazla bilmiyorum ama çok fazla bu şey yapılmıyor şu anda anladığım kadarıyla. Bir konsensüs toplumda bir uzlaşma sağlanmış gibi gözüküyor bu konuda. Aynen öyle. Çünkü inançlı insanlar arasında da yaygın elbette dövme yaptıran. Ben bu noktada konuyu başka bir yere daha taşımak istiyorum. Ama burada ufak bir mola verelim. Birazdan devam edeceğiz.
Evet, Tutku Dabeli ile dövme kültürü üzerine konuşmaya devam ediyoruz. Şimdi bu dövme meselesi yaygınlaştıkça, ana akımlaştıkça falan doğal olarak da birçok alt dalı, birçok stilde oluşmaya başlıyor. Şimdi geleneksel dövme var, Japon geleneksel tarzı var. Biraz zulmediyorsunuz sanırım. Minimalisti var, realisti var, sulu boya tarzı var, line art, black work falan artık adını sayamayacağımız kadar tarz ve çeşit var. Diğer yandan... Yapma tarzları da farklı oluyor işte. Bobinli makine kullanımı, hand poke yani elli yapılması gibi çeşit çeşit farklı tarz var orada da. Bu çeşitlik nasıl ortaya çıktı? Yani 1950'lerde bizim o Sailor Jerry, Bahri Eliger'i Amerika'ya getirdi diyelim. Eee? Sonra ne oldu da bu kadar çok stil ortaya çıktı?
Yani aslında hepsinin bir temeli var. Tribal dediğimiz şeyler işte Borneo'da yapılan, bilmem nerede işte Maoriler tarafından yapılan aslında geleneksel dövmeleri taklit ederek ortaya çıkıyor. Aslında ilk modern akım realizm diyebiliriz. Çünkü realizm de aslında 90'larda başlıyor ve ondan sonrasında diğer akımlar ortaya çıkmaya başlıyor.
Diğer minimalizm, işte linework, bilmem ne, sulu boya falan filan gibi şeylerin ortaya çıkması da bence artık dövmecilik mesleği sadece dövmeciler tarafından yapılan bir şey değil. Yani diğer işlerle çok sentezlendi. İnsanlar artık hobi olarak dövme yapmaya başladı ki bence hiç yapılacak şey değil. Çünkü çok dikkat gerektiren ve aslında yani meslek olmayı gerektiren ciddilikte bir iş. Fakat işte ilüstratörlerinden normal ressamlarına, efendime söyleyeyim işte deneysel iş yapan, heykel tıraşından bazen ayakkabı yapımcısına kadar ben dövme yapan insanları duyuyorum. Ve tabii ki de herkes kendi özel işini yapmak istediği için. Nasıl evde hobi olarak mı dövme yapıyor?
Yani evde hobi olarak yapıyor, kendi mesleğine ek gelir olması için. Yani dövmecilik de aynı zamanda da tabii ki de bir para akışı olduğu için... ...ve çok sürekli olduğu için bu iş, eğer isminizi duyursanız. Onu da bir gelir kapısı olarak düşünüp, kendi yaptığı işleri dövmeye çeviriyor. Ne bileyim, işte dediğim gibi sulu boya dövme yapıyor. Çünkü normalde tablolarda da sulu boya yapıyor. Onu işte deriye o şekilde işlemeye karar veriyor.
Handpok falan gibi işler de genelde yani böyle daha primitif hissetmek için bence. Hani dağda bayırda oturayım birazcık daha böyle işte köklerimle bağlantı kurayım kafasında olan insanlar da var. Belki de bazıları da makine alamıyor. Bilemiyorum. Bana çok şey geliyor. Handpok dediğimiz elle böyle teker teker o iğneyle dürte dürte, dürte dürte o pikselleri tek tek batırarak yapılan bir iş. Bu da şeyi hatırlattı bana bu dövmenin işte İngilizce hatta dünyadan yaygın ismi tatu.
Bu tatu da Polinizya adasındaki Samoa dilinden geliyormuş. Tatau diye. Tatau, evet. O da dövme yaparken aletin çıkarttığı sesten. Taka taka sesten çıkıyor. Oradan geliyormuş. İlk onların dövme şeyleri, yani handbook malzemeleri farklı. Şimdi modern iğneleri bağlayıp tabii ki de onlarla rahat yapıyorlar. Fakat Japonya'da da var. Japonya'da da tebori deniyor buna. Uzun çubuklarının üzerine işte hayvan kemiklerini şey yapıyorlar, şekillendiriyorlar. Tarak şeklinde yapıyorlar. Ne bileyim sivri bir şey yapıyorlar. Polonez ya da genelde limon ağacının dikeni kullanılır. İçerisi oluklu ve boya alıyor diye böyle böyle. farklı versiyonları var. Şimdi bunları modernleştiriyorlar çünkü insanlar bunda deneyimini de yaşamak istiyor. Bu kadar dövme sahibi olduktan sonra böyle hand poke dövme de sonuç olarak ilk iş buradan başlıyor. Makinesiz ve daha primitif. Ben bunda deneyimini yaşamak istiyorum diye gidip böyle ars taleple aslında öyle şeyler başladı diyeyim. Eskiden öyle bir şey yoktu çünkü yani kimsenin merakı yoktu. Sizin dediğiniz gibi bu ana akım olmaya başladıktan sonra artık site tarafları böyle ortaya çıkmaya başlıyor.
Ben bir dost sohbetinde şöyle bir şey duymuştum, teyit etmedim, size sorayım istiyorum. Dövme mürekkebi litre başında neredeyse en pahalı sıvıdır diye bir cümle dönüştürdüm. Oldukça pahalı ama bence Türkiye'de olduğumuz için. Ya pahalı bir şey mi bu? Malzemeleri pahalı mıdır bunun? Mürekkebidir, cihazıdır? Hani bu işi yapılması masraflı bir iş mi? İlk yatırımı mesela. Hani böyle doğru düzgün bir stüdyo kurmak için. E tabii ki de, kesinlikle. Yani dediğim gibi öncelikle her şeyden önce güzel bir makine almadan önce falan filan sterilizasyona ve dezenfeksiyona biraz yatırım yapmak gerekiyor. Onlar için sağlama aletleri almak gerekiyor. Ondan sonra da iyi çalışır bir tane makine almak lazım. Dönme makinesi. Bu yeni nesiller zaten oldukça pahalı makineler. Bobiniler onlara göre birazcık daha işte uygundur. Fakat onları da özel yaptırtmak var. Ya da seri üretimden bir şeyler alabilirsin eğer istersen. Bunlar Türkiye'de yapılıyor mu bu cihazlar? Hepsi ithal mi yoksa? Türkiye'de öğretenler var, dövme makinesi yapanlar var ama o kadar çok dövme makinesi ustası yok. Ben Amerika'da yaptırıyorum mesela. Ondan sonra işte eğer fabrikasyon alacaksam Rusya'da bir iki tane çok iyi adam var. Onlardan elde edebiliyoruz falan, alabiliyoruz. Eskiden bobinle makine varken daha çok usta vardı Türkiye'de de birkaç tane. Fakat onlar da işi bıraktı çünkü bu rotary penler yeni kullanılan, yeni nesil işte kalem gibi görünen makineleri sadece büyük şirketler yapıyor. Onu zaten elde yapılması pek mümkün değil.
Peki onun avantajları ve dezavantajları ne bobinli makineye göre? Temizlemesi kolay. Ara parça sorunun yok. O yüzden sterilizasyonu daha kolay yapabiliyorsun. Hafif taşıması kolay. Her yere götürüp getirebiliyorsun. Şarjlı oyuncak gibi şarj ediyorsun kalıyor. Tabii siz ağır bir cihaz yani yarım kilo bir şeyi elinizde tutuyorsunuz saatlerce değil mi? Ortalama 240 gram. O kadar değilmiş. Ama yani 240 gramı da 6 saat elimde sürekli tutup bir şey yapıyor olsam herhalde kolum yorulurdu diye düşünüyorum. Ama işte o konuda da avantaj var. Yani hala kullanan bobinini kullanabiliyor. Fakat yani benim çok arkadaşım tenisçi dirseği, karpar tünel sendromu falan öyle şeylerden kaynaklı bırakıp mecburiyeti pene geçmek zorunda kaldılar yani. Bu dövme sanatçılığının fiziksel zorlukları, bir de onun psikolojik de bir takım zorlukları olsa gerek diye düşünüyorum. Çünkü çok stresli bir iş yani. Tanımadığınız bir insanın derisine kalıcı bir şey yapıyorsunuz. Evet. Şimdi çok titizlenmeniz gerekiyor diye tahmin ediyorum bir defa. Yani bir de hani yanlış olduğu bir şeyi eksik yaptınız kalacak ya orada. Yani o bir stres yaratmıyor mu? Ya da zaman içerisinde o stresi yönetmeyi öğreniyor musunuz? Bence stresi yönetmeyi öğreniyorsunuz. Çünkü benim artık öyle bir stres sorunum yok.
Ama yani gerçekten dönmecelerimin ilk 5-6 senesinde inanılmaz sinirlerimin yıprandığını hatırlıyorum. Yani her gün ben bu işi yapamayacağım galiba. Artık kaldıramıyorum, beceremiyorum, çizemiyorum, insanlarla uğraşamıyorum. İşin çok ciddi bir psikolojik yanı var çünkü. Sadece kendini değil karşındaki insanı yönetmen gerekiyor öncelikle. İnsan ilişkilerinin çok düzgün olması gerekiyor.
karşındakini anlayabilmen gerekiyor, onu ikna etmen gerekiyor. Yani ikna olmak, hani kandırmaktan bahsetmiyorum ama rahatlanması gerekiyor yani. Sana da bırakması gerekiyor bazen bazı işleri ve bunu biliyorsunuz çok zordur. Özellikle bedenle bir iş yaparken yani. Dediğiniz gibi kalıcı bir şey bırakacağız işin sonunda ve adamla ilk defa orada tanışmışsın ve sadece bir saattir tanışıyorsun ve yaklaşık iki ay boyunca karşılıklı kanterde gözyaşı dökeceksin. bir şekilde rahatlatman gerekiyor. Bence dövmeyi gerçekten sevmiyorsan, yani mesleği gerçekten tutkuyla yapmıyorsan, bunlarla baş etmek biraz zor. O yüzden çoğu insan zaten üçüncü, dördüncü senesinde bırakıyor mesleği. Ben o zaman yine buradan hareketle bu meşhur raporuma döneyim. Burada PIV Research Center'ın yapmış olduğu bir araştırma bu. Orada da yine ABD'de dövme yaptıranların, yani nüfusun neredeyse yarısı dövme yaptırıyor ama, dövme yaptıranların yüzde 25'i de daha sonradan pişman olduğunu söylüyormuş bu yaptırdığı dövmeden ötürü.
Sizin yapmadığınız dövmeler var mı bu sebeple? Yani nasıl olsa pişman olacaksın, bunu yapmayalım. Yani en basitinden sevgili dövmesi, sevgili ismi dövmesi. Çok ufak yaşlarda geldikleri zaman, daha geçen gün yaşadım hatta... Ufak yaştan neyi kastediyoruz? 16-17 yaşındaki heyecanlı arkadaşlarımızdan bahsediyoruz. Geçen gün bir tanesi işte kolundan çeke çeke annesini getirmiş, kadın da yılmış garibim. Ben şu anda Tutku Hanım'a dövmemi gösteriyorum. Arkadaşlar 19 yaşı da genç bir yaş bu işler için. Ben 19 yaşında yaptırmıştım. Gerçekten keşke kameramız olsa da göstersek. Bir insan kendi niye bunu yapar diyebileceğiniz çirkinlikte bir dövmen var. Buradan da genç kardeşlerimizi uyarmış olalım.
En azından 21-22, yani frontal korteksin bir oluşmasını beyinde beklemekte fayda var. Peki bu sevgili ismi zaten çok meşhurdur. Sanki o şey gibi, ayrılığın kesin garantisi gibi. O dövmeyi yaptırıp ben ayrılmayalımı görmedim mesela. Ben de.
Gerçekten eşi olan eşinden ayrılıyor, sevgisi olan sevgisi... Artık bir baskı mı hissediyorlar üzerlerinde nedir bilmiyorum ama... En çok pişman olunan şey ve benim de çok reddettiğim bir şeydir zaten. Bir de dediğim gibi çok ufak yaşta çocuklardan şey yapıyorum çünkü... Siz yaptırmayın ama ben ilk dövmemi 15 yaşında gizli gizli yaptırmıştım. Ve yani sonrasında 3-4 tane daha dövmem oldu. Gerçekten şu an neredeyse hepsini kapattırdım. Sadece ilk dövmem duruyor.
O kapattırmalar, sildirmeler, çünkü %25'te fena bir oran değil ve gerçekten de insan pişman da olabilir. Çok güzel bir dövme olsa bile, semboliz ettiği şeyden başka bir şey hatırlatıyordur falan. Şu ya da bu sebeple. Ya da değişiklik istiyordur, sıkılmıştır. Bu çocuk oyuncağını gibi bir şey mi? Yoksa zor bir şey mi? Kolay mı yapılıyor kapatması, silmesi? Acılı süreçler midir bunlar? Yani sildirmesi inanılmaz acılı ve pahalı bir süreç bu arada. Yani istemezsem, daralırsam sildiririm gibi bir mantıkla dönmenin yapılmaması gerekiyor. Bence insanlar yani kapatmak kolay olabiliyor bu arada. Bu şeyinden şeyine değişiyor tabii ki de işte dönmenin boyutu, ne kadar kötü yapıldığı... ne kadar koyu olduğu dövmenin üzerine dövme yaparak. Başka bir dövmeyi dönüştürür. Başka bir dövmeyi dönüştürmekten bahsediyoruz. Yani ben çok yapıyorum bu arada. Bunu da çok fazla yapan dövmeci yoktur. Çünkü çok risk almak istemezler. Yani ikinci katı yaptığın zaman boya içeride çamurlaşabilir bir şey olur. Tamamıyla bir profesyonel olması gerekiyor. Onu çok iyi araştırmak gerekiyor. Ama insan bence o pişmanlıkla yaşamaya alışıyor ya. Eğer çok büyük değilse dövmen, ufak bir şeyler varsa falan. İnsan görmüyor ki bir noktadan sonra üzerinde dövme olduğunu.
Ben 97'den beri onunla yaşıyorum çünkü ufak bir şey. İyi de olsa, kötü de olsa artık bir parçan olmuş oluyor. Doğum lekesi gibi işte ufacık bir şey yani. Bana hep şey dediler mesela, ufacık bir şeyden bahsediyoruz. Benim erdiğim 3 santim falan bir şey de. Ya memnun değilsen niye şey yapmıyorsun diyorlar. Ne derlerdi? Değiştirmiyorsun, kapatmıyorsun. Ben de şey diyorum, o yılları mı hatırlıyorum? Yani o yıllarda yaptığım tuhaf ve saçma bir şeyi hatırlıyorum. Bir de belki dövme istemiyorsunuzdur.
Sonra da canım istemedi mesela benim. Arada bir iki defa aklıma geldi falan. Bilmiyorum ama istememe sebebim şu, üşendim. Yani çok uzun sürüyor. Yani düzgün bir dövme yaptıracaksanız falan. Gideceğim bir yere, geleceğim. Kim uğraşır? İşte şevk yok yani kısacası. Aynen öyle. Ama hani uygun şartlar olur bilmem ne olur yaptırabilirim. Hani hiç öyle şey diye bakmıyorum. Asla yaptırmam ya da yaptırmalıyım gibi bir düşüncem yok. Şu anda sosyal medyada birçok şey manipüle edilebiliyor. Yani algılarımızla oynanması çok kolay. Ve takipçisi bol olan biri ve herhangi biri işinin piri gibi de görülebilir ya bu dövme sanatçılarına. Sosyal medyada ya da başka işte applicationlarda falan çok ön planda olan insanlar var.
Bunları her zaman işinin erbabı olduğunu söyleyemeyiz herhalde sadece takipçisi fazla diye. Nasıl ayırt edeceğiz biz iyi dövme sanatçısıyla kötüsünü? Baktığımız zaman diyelim ki sosyal medyaya baktık, araştırdık. Nasıl seçeceğiz? Hiç kimseyi tanımıyorum diyelim ben dövme dünyasında. O kültürle fazla bağlantım yok ama yapmamak istiyorum. Hangi işaretlere dikkat etmeliyim iyi bir dövme sanatçısını seçmek için?
Öncelikle Google'da karşınıza ilk çıkan dövmeceye gitmemeniz lazım. Çünkü o bir reklam gücü. Aslında yani bir ödenek, bir reklam gücü. Tepede sponsorlu yazıyorsa... Evet, yani biraz uzak durmak gerekiyor. Bence ne olursa olsun uzun seneler edinilmiş olan deneyim çok önemli.
Yani işte ne bileyim en azından 5 seneye aşmış, 3 seneye aşmış. Özellikle büyük işler yaptıracaksınız. Yani hani şimdi böyle söylüyorum diye kızmasınlar bana. Tabii ki de 1-2 senelik dövmeci kendi stilini yapıyorsa, ufak tefek el boyu bir şeyler yapıyorsa onlardan da temiz işler alabilirsiniz. Fakat ben artık daha geniş, large scale işlerden bahsediyorum. Zaten bence Instagram sayfası kendisini oldukça belli ediyor. Yani Photoshop'la oynanmış mı? Üzerine kontrast verilmiş mi? İşte çizgilerin ne kadar temiz, ne kadar değil? Kesinlikle portfölyeyi baştan aşağıya çok iyi araştırması gerekiyor. Ondan sonra yani artık sosyal medyada çok uzun zamandır ekşi sözlük diye bir şey var.
Ben yani çok yanıldığını görmedim açıkçası. Çünkü insanların kendi deneyimleri ve yorumları da çok önemli. Yani başkalarına danışmadan o insanla yaşanılan bir deneyimi işte oraya aktarıyorlar, bir şey oluyor. Bir ön araştırma mutlaka yapılması gerekiyor. Sadece çok büyük bir sallıyorum Nişantaşı'nda, yol üzerinde diye iyi bir stüdyodur diyemezsin.
Çok arttığı için dövme stüdyoları dediğim gibi yani 6 aylık insan da eline dövme makinesi alınca ben dövmeci oldum diyebiliyor. Bunların sosyal skilleri, sosyal medya skilleri yüksek olduğu için o yüksek takipçilere sahip oluyorlar. Yani sadece dövme yaparak o kadar yüksek takipçi alamıyorsun maalesef. Peki sizin bir meslek birliğiniz falan var mı? Var, evet odamız var bir tane. Meslek odanız var ve belli kuralları aslında o oda tarafından yani aslında bir yandan da sizler tarafından da belirleniyor değil mi? Aynen öyle. Toplantılar, yine senelik toplantılar yapılıyor. İşte klasik bizim haklarımızı korumak için kurulmuş bir tane odamız var.
Oradaki şey başkanımız sağ olsun güzel icraatlar yapmaya çalışıyor ama bir yandan da çok yalnız bırakılıyor. Çünkü insanlar yani hani böyle odaya üye olacak kadar resmi yapmadıkları için işleri genel olarak kendini geliştirip işte ne bileyim bir makine almak yeterli gibi düşündükleri için aslında kayıt dışı çok fazla şey var. Dövme stüdyosu ve dövmeci var. Peki şimdi bu dövme sanatçılığı evrensel bir iş yani dünyanın herhangi bir yerinde de yapabilirsiniz bu işi. Siz hiç denediniz mi yurt dışında gitmek işte ne bileyim üç aylığına bir de orada bir stüdyoyla anlaşıp bir süre orada çalışmak falan gibi böyle uluslararası bağlantılar var mı? Dış temaslar nasıl? Yani hiç o kadar uzun süre gitmedim fakat guest spot olarak gidebiliyorsunuz. Yani zaten orada çalışma izni mutlaka istiyorlar. Birkaç kere Almanya'da çalıştım ben. Katılabileceğim, yanlarında çalışabileceğim işte kuralları birazcık daha esnek dövme stüdyolarını tercih etmek gerekiyor. Çünkü devlette başının belaya girmemesi için çoğu insan senden çalışma izni istiyor orada. Ya da senin reklamını yapamıyorlar o çalışma izni almadığın için.
2-3 ay gidip çalışmak çok güzel bir fikir bu arada. İstediğiniz her yere gidebilirsiniz. Bir sırt çantasına bütün eşyalarınızı doldurup, isterseniz bir sene içerisinde bütün dünyayı bile gezebilirsiniz. Yani çok serbest bir meslek. Fakat işte ne şartlarda ve nasıl olmak istediğinizle alakalı bir şey. Ben burada o kadar çok kök saldım ki, gideyim orada böyle 4-5 ay çalışayım gibi bir kafam şimdiye kadar hiç olmadı. Önümüzdeki dönemlerde istiyorum. Zaten kısa yaptığım Avrupa seyahatleri falan filan gayet yeterli oluyordu benim için. Ama şimdi birazcık daha uzatılabilir. Bakalım onu da deneyimleyeceğim yakında.
Peki, Almanya'da müzik eğitimi alıyordunuz. Ondan sonra Türkiye'ye döndünüz. Önce infoculukla başladınız. Sonra dövme sanatçılığına doğru ilerlediniz. Almanya'ya ve müzik işini bir kenara da bıraktınız. Ama müziği tamamen kenara da bırakmadınız. Çünkü sizin Sista Sound isimli bir oluşumda yer alıyorsunuz. Bir ara bir punk grubundaydınız. Müzikle temasınız devam ediyor. Hem biraz ondan anlatır mısınız? Hem de elektro hafızla sahneye çıktınız vesaire. Bütün bunların, o da bir sanat disiplini, dövme de bir sanat disiplini, birbirleri arasında bir etkileşimi hiç var mı? Yani ikisinin birbirine bir etkisi olduğunu pek düşünmüyorum açıkçası. Benim için ikisi paralel ilerliyor. Hatta böyle müziği çok uzun süre geri planda bir hobi gibi bırakmak durumunda kaldım. Çünkü istediğim eğitimi de zaten tamamlayamadım. Ondan sonrasında işte dövme benim çok fazla vaktimi aldı. Yani sıfırdan çizimi öğrenmek, o deriyi tanımak, bilmem ne yapmak, on sene boyunca sadece dövmek analizi olmak durumunda kaldım.
Şimdilerde ise işte son birkaç senedir, hani yine 6 senedir ufak tefek projelerle, bir ara işte blues grubum vardı, onlarla beraber hafta sonu bir yerlere çıkıyorduk. Ondan sonra işte punk grubum oldu, pandemiyle beraber maalesef olmadı yani, dağılmak durumunda kaldık buluşamadığımız için. Sonrasında tekrardan bir şeyler oldu, işin sonunda şimdi artık ben de bir single yayınlayacağım işin sonunda. Artık o noktalara kadar geldi iş.
Hayatımda bir parçası olmasını çok seviyorum çünkü aynı zamanda hem kafamı dağıtmama yardımcı oluyor, hem böyle olduğum insanda kalmama da yardımcı oluyor müzikle ilgilenmek. Çünkü o benim içimde olan, her zaman içimde olan bir parçaydı ve çocukluktan beri onunla büyüdüm. Yani dövmecilik evet her ne kadar yani benim kimliğim bir parçası olsa da... Ne olursa olsun ondan kopulmayacağım bir şey müzik disiplinde benim için ve gerçekten yoğun çalıştığım dönemlerde böyle bir yan bir şeyle ilgilenmek artık hobi değil de ikinci bir hani ciddi bir şekilde ilgilendiğim bir şey olması beni dövmede de daha yaratıcı ve sabırlı kılıyor açıkçası. Çünkü sadece dövmeyle ilgilenmek bir noktadan sonra gerçekten çok kafa yakabiliyor yani. Bu her şey için geçerli galiba. Aynen öyle. Birazcık bölünmek gerekiyor diye düşünüyorum. Ve müzik beni şu anda çok besliyor açıkçası. O Sista Sound oluşumu da bizim yani bu ilk bir 8 Mart şeyle başladı. İşte 8 Mart'ta kadınlar için yardım topladığımız bir partiyle başladı.
Ondan sonra sürekli bizim sabit bir kadromuz yok Sista Sound'da. İşte böyle birçok farklı müzik disiplininden gelen kız arkadaşlarımızla böyle farklı farklı sahneler paylaşıyoruz. Ve işte böyle belli başlı konseptlerde konserler yapılıyor ve onların yardımlarıyla işte gelen paralarla bir yerlere yardım yapılıyor. Böyle bir şeyle başladı işte.
Ama müzikte de, dövmede de birçok stilde eser üretiyorsunuz. Hani sevdiğiniz birkaç stil var anladığım kadarıyla özellikle. Ama birden çok stilde dövme yapıyorsunuz. Müzikte de öyle anladığım kadarıyla yani. Evet. İşte punk var, blues var. Sizde sound'u biraz dinledim. Orada reggae olduğunu fark ettim. Reggae, punk ve blues tabii ki hepsinin birine bağlantısı olmakla beraber. Yani bu üçü yan yana gider diye düşüneceğimiz bir üçlü değil.
Yani ideolojisi benzer diyelim. Üçünü de çok severim bu arada. Punk'ı da biraz daha uzaktan seviyorum. Çünkü Punk biraz şey gibi ya. Bir arkadaşınızın çok iyi bir köpeği var böyle. Ama Alman kurdu falan. Agresif ve haşin duruyor. Ama biliyorsunuz iyi bir köpek. Bir ikisi seviyorsunuz ama ısırır mı diye de bir korkunuz var. Ben Punk'ı uzaktan seviyorum.
Diğer ikisi daha çok dinleyebiliyorum. Regi de herhalde şeye benziyor değil mi? Regi de biraz dolduğuna benziyor gibi geliyor bana. Daha insanı böyle içki çekerken. O ne kadar gettosuna girip çıktığında değişir. E tabii öyle bir gettosuna girersin. Bir arkadaşım, onu da belki şey yaparız, konuyu uzatmayayım ama, Jamaica'ya gitmiş ve kendisini bir takım dolandırıcıların şeyli bir gettolarda bulmuş. Canını zor attı. Kingston'da üç dakikada soyulursun gerçekten. Dikkatli olma. Gold tutarız ama dişli goldenlerde var. Neyse biraz konuyu uzattık ama şeyi de sormak istiyorum. İlk yaptırdığın dövme neydi? Hatırlıyorsun dur diye zannediyorum. Hatırlıyorum ben şu parmağımdaki şu küçük kalp dövmesi.
Çok sevimli. Buna annen baban da kızmamıştır yani. Sakladım ben bunu aylarca. İnce bir yüzükle bile saklanacak bir farkla. Aynen öyle. Böyle yüzük takıyordum. Bir şey yapıyordum. Etrafına zaten lisede olduğum için işte kalemle bir şeyler çiziyordum. Dikkatlerini çekmesin diye. Yani dinleyicilerimize de söyleyeyim. Yüzük parmağında bir santim boyunda bir kalp dövmesi var. Gerçekten. Gerçekten ilk dövmem o. Peki ilk yaptığın dövmeyi, infoculuktan ilken oradaki ustanız ilk dövmenizi yaptırdı, o neydi? Yani bu aslında berbat bir hikaye. Çünkü profesyonel ortam dışında ben bir 15 yaşındayken annemin kılıcı makyaj makinesini kaçırıp milleti haşat etmişliğim var böyle. Daha önceden de merakım varmış. Niyeyse insanlar dövmeliyim diye beni otorite olarak kabul edip bana dövme yaptı. Türkmüşlerde o gün böyle millete yıldızlar yapmıştım. Profesyonel anlamda soracak olursanız bir tane gerçekten yani 4 santim çapında turkuaz bir çiçek dövmesi yaptım. Yaklaşık renkleriyle beraber o dövmeyi yapmam 4,5 saatimi falan aldı. İnanılmaz bir mücadeleydi benim için. Kız ayrı mahvoldu, ben ayrı mahvoldum ama gerçekten o yorgunluktan sonra bana öyle bir şevk geldi ki... ...ertesi gün böyle uyandığımda, ee bugün kime dövme yapıyorum, ne yapayım ben şimdi falan diye böyle inanılmaz bir şevk aldım ve zaten... Sonuçta iyi çıktı herhalde ki.
Yani fena değil çok da iyi olması söylenemez tabii ki de. 15-16 yaşında annenizin kalıcı makyaj cihazıyla dövme yaptığınız arkadaşınız hala görüşüyor musunuz? Görüşüyorum. Hala küsmediler beni salasınlar. Güzel demek ki bir yeteneğiniz o zamandan beri varmış. Yani çok da berbat değildi evet. Yavaş yavaş yayını kapatmadan önce size bir soru daha sormak istiyorum. Merak ettiğim bir hadise, bir anekdotla bunu anlatmak istiyorum. Barack Obama ilk seçildiği zaman Amerikan başkanlığına, doğal olarak aile hayatı vs. falan filan da gündeme geliyor. İki tane o zaman ergen kızı var. Kızlarınız dövme yaptırırsa ne yaparsınız diye soruyorlar Obama'ya. Obama diyor ki hemen annesiyle beraber, ertesi gün ben de, biz de dövme yaptırırız. Böylelikle çocuklar bunun çok uncool bir şey olduğunu
Görürler ve annemin, babamın yaptırdığı şeyi ben yaptırmam derler, vazgeçerler diyor. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri'nde de hani milletin yarısı dövmeli ve gençlerde giderek artıyor bu oran. Bir jenerasyon sonra ya herkesin dövmesi var, dövme yaptırmanın aslında bir anlamı yok diye bir anlayış gelir mi genç kuşaktan? Yani dövme yaptırmamak daha isyankar bir tavra dönüşebilir mi bu gidişatla? Yani çok mümkün çünkü yani artık insanlar da bu underground kültürden çıkıp artık böyle hani bir takı gibi, işte ne bileyim ufak tefek oraya buraya, sembolik de olsa bilekliğime bileklik gibi bir şey olsun bileğime, bilmem ne meşhur ama iki tane yıldız olsun falan gibi bunlar da dövme sayılıyor sonuç olarak. Yani zaten daha önceki underground kitlenin cool bulduğu dövmeler bile artık yapılmıyor ve o da sana dövmeliyim diyor. Anlatabiliyor muyum yani böyle parmak boyunda dövme yaptırmış bir kadın beni görüyor mesela.
Ağabey, benim de dövmem var. Ben de dövmeyim diye çıkıyorum. Falan gösteriyor falan ama hiç alakası yok yani. Ve eminim ki bir noktadan sonra bu böyle bir tepki verecektir gerçekten. Bir süre dövme yapımı azalacaktır, birazcık talep azalacaktır. Şu anda bile var. Bana söylüyorlar yani, ağabey bence dövme yaptırmaya gerek yokken, bence temiz vücut gayet cool görünüyor falan diyen bir sürü genç var ve ben de aynı şeyi düşünüyorum. Bence herkes dövme yaptırmamalı ya.
Yani dövmem olsun diye dövme yaptırmak başka bir şey çünkü. Anlatabiliyor muyum? O da şey, işin ruhunu birazcık kaçırıyor açıkçası. Çünkü o anlık bir heves, bir şey. Sizden bahsetmiyorum. O bir anı. Ama yani gerçekten bir noktadan sonra kültürden kaymaya başlayıp böyle mainstream'de böyle bir artık çamaşır makinesine dönmeye başladığı zaman muhabbet yani o etkiyle birazcık daha durulacak diye düşünüyorum. Ve sonra tekrardan underground olacak birkaç sene sonra. Ya da yayından önce biraz bahsetmiştik teknolojinin gelişmesiyle beraber işte bu elektronik dövme ya da medikal dövme diye hani artık cilde bir takım elektronik çiplerin, cihazların yerleştirilmesi ve dışarıdan dövme gibi gözükmesi ya da onun şeklinin talebe göre istediğinizde değiştirilmesi gibi artık dövmeyi aşan biraz transhümanizma doğru giden şeyler konuşuluyor. Onlar artık vücut modifikasyonuna giriyor. Bizde bile hala şu anda ekstremistler var mesela. İşte göz içine boya zerk edenler. Daha böyle kendilerine uzaylı deyip böyle daha sert dövme yaptıranlar. Ne bileyim gırtlağına kadar simsiyah artık böyle dilini boyatıyor. Damağını boyatıyor. Dudağın içi bile değil yani. Damakların, diş damaklarını falan boyatıyorlar. Onu kim görecek? Kendileri. Yani bizden de ayrıştırmak istiyorlar onlar kendilerini. Onlar daha ekstremistler, dilini kestiriyorlar, bir şeyler yapıyorlar. O böyle biyonik olaylar bir noktadan sonra bence ilk onlar tarafından kullanılmaya başladı. Evet, o başka bir dünya. Çünkü ameliyat artık o, anlatabiliyor muyum? Tam dövmeyi yaptırmak bile bazı insanın içini çekebiliyor. Orada işte dokuyla uğraşıyorsun, deriyle uğraşıyorsun, kanla uğraşıyorsun. Benim bile aklıma hiç böyle implant yaptırmak gelmez. O yüzden yani dövme kadar çok popüler olacağını düşünmüyorum öyle işlerin. Bir yandan da ameliyat gibi bir operasyona girmen gerekiyor çünkü yani o bıçak altına yatma hissiyatı, o cesareti herkesin bulabileceğini düşünmüyorum. Ama yarın öbür gün evet dediğiniz gibi böyle dövmeye bir ilgi azalır da dövmesiz olmak daha cool olmaya başlarsa. O zaman yine bence eski klasik sistemlere geri dönecektir. Yani ufak tefek dövmeler bilmem neler. Ama bunun da bugünden yarına olmayacağı açık. Yani böyle bir trend varsa bile zannederim önce Amerika Birleşik Devletleri'nde işte şimdi ilkokul çağında olan kuşağın ergenliğe erişmesiyle beraber belki onu görmeye başlıyor. Şu an inanılmaz yüksel işte bu arada yani bunu daha bir 10 sene daha göreceğiz. Hatta dövme yaptırmanın stili değişti. Eskiden yani dövmeli olan insanlar da az önce de anlattığım gibi işte beyaz yakalı olduğu için işte boyun içerisi bilekten içerisi yani iç gövdeye dövme yaptırıp dışarıdan tam giyindiğin zaman dövmelerinin görünmeyeceği şekilde dövmeleri yaptırıyorlardı. Şimdi görüyorsunuzdur zaten ya Amerika'da falan da özellikle işte bu rapperler bilmem neler falan veyahut da işte burada da var yani Amerika ile kısıtlamanın bir anlamı yok. Suratlarına dövme yaptırıyorlar ilk. Elleri kolları bomboş, suratında böyle bir sürü sticker gibi dövme var. Ellerin üzerinde var falan. Yani onlar da ekstremleşmeye başladı ve pişman olup sildiriyorlar mesela. Bu kıyafetle saklama taktiği ben de uygulamıştım ama orada insanın öngöremediği şöyle şeyler olabiliyor. Ben t-shirt nasıl olsa kapatır diye koluma yaptırmıştım. Daha sonra t-shirt modelleri değişti ve kollar yukarı çıkmaya başladı. Orada da emin olamıyorsunuz. Eskiden daha yelken gibiydi ya t-shirtlerin kolları 90'larda. Ben ona güvenmiştim ama. Maalesef t-shirt kolları kısaldınca. Bence dövmesi çok zayıf, sıkıntı yok. Bence de, dursun. Çok çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. Aslına bakarsanız bu bölümünde konuğum tutku dap etti. İnsanlar neden dövme yaptırıyordan tutun da bu işin tarihinden kültürüne kadar birçok şeyi konuşmaya çalıştık. Gelecek hafta görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.