
3.890 kelime · ~19 dk okuma
Dr. Gilledge Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Welcome back, Queen's Arena. Peribacası Fakültesi, hello! Pardon, hello! Bir haftadır görüşmüyoruz. Özlediniz kendinizi. Öncelikle hayırlı cumanda. Ben kendi hayatımla ilgili size update vermek isterim. İyileştim. İyileştim arkadaşlar.
Teşekkür ederim. Onun dışında hala flörtüm yok. En son nerede kaldınız bilmiyorum ama 24 saatlik bir aşk acısından sonra flörtüm kalmadı. Teşekkür ederim. Onun dışında her şeyi ertelemeye devam ediyorum. Ve ertelemek demişken bir procrastination kraliçesi olarak, procrastination da bir dünya markası olarak bu görevi üzerime borç bilirim. Bu deyim böyle miyim emin değilim. Ama sonuç olarak evet arkadaşlar ertelemek hepimizin olduğu gibi benim de son adım.
Mesela neyi erteliyorum bu ara biliyor musunuz? MTV mi neydi o? Motor Taşılar Vergesi. Allah'ım babam her gün hatırlatıyor. Her gün hatırlatıyor. Çok basit bu arada. 2-3 dakika. Sonra 7'sinde adül törenim var. Adül töreninde konuşma yapacağım. Onunla ilgili hazırlıkları erteliyorum. 21'inde sempozime gideceğim. Onunla ilgili konuşmayı yapmam lazım. Hazırlamam lazım. Onu da erteliyorum. Onun dışında en önemlisi arkadaşlar, evime yardımcı hanımefendi gelse de, onu çağırmadan önce bir evin üstünü almak gerekiyor tamam mı? Çünkü o kadar dağıtıyor. Ve onu da erteliyorum. Onu erteledikçe içinden çıkamaz hale geldim. Sonra annemi aradım dedim. Anne seni çok özledim. Dedim ki annem sen benim yanıma kalansın. Her zamanki gibi bu kodu kullandım. Bu kod değil. Neydi o? Neydi arkadaşlar? Yazın bana ben unuttum şu an. Blöf değil de. Her neyse bunu kullandım ve annem ertesi gün geldi. I love you mom. I love you mommy. En sevdiğim şey ne biliyor musunuz? Annemin eve gelen hanımefendiye düzenimi, tertibimi böyle anlatması. Ya
O kadar güzel ki çamaşırlarımı yıkaması annemin. Bilmiyorum arkadaşlar. Anlatabiliyor muyum ama şükürler olsun. Çok şükür. Bunu da dinlemeyi ertelemeyecekseniz hazırsanız başlıyoruz. Şimdi güzelim. Konu aslında çok derin ama şuna şöyle yaklaşabilirdim. Biz neden erteliyoruz? İşte bir şey yapmaktan kendimizi alıkoyuyoruz. Stres, anksiyete, düşünüyoruz düşünüyoruz kafamızı da büyütüyoruz. Ne yapmalıyız ertelememek için? İşte öncelik sıralaması yapmalıyız falan filan.
Ama ben böyle demeyeceğim. Çünkü bunlar söylendi zaten. Bunları zaten çoğunlukla biliyoruz. Olaya biraz daha farklı yaklaşmak istiyorum. Çok derin olduğu için de 30 dakikaya ne kadar sığdırabilirsem o kadar anlatacağım. Tam anlaşılmayan yer olursa tekrar konuşuruz. İnstagram'da da anlatırım. Çünkü bence bu gerçekten çok önemli bir konu.
Biz arkadaşlar neden prokrastine ediyoruz? Prokrastine diyeceğim çünkü hani ertelemek de güzel ama ben hep bu kelimeyi böyle kullandım ve benim için anlamını daha güzel karşılıyor. Bir deney yapmışlar, araştırma. 264 tane kadın ve erkeğin beynlerine MRI ile bakmışlar tamam mı? MR yani aslında Magnetik Rezonans Imaging, görüntüleme. Ve arkadaşlar ne bulmuşlar biliyor musunuz? Amigdalası yani beyinde korkuyu yöneten yer daha büyük olanlar daha çok prokrastine etme eğilimi gösteriyormuş.
Bu yüzden de hesitate ediyorlar. Yani bir işi yapmaktan, initiate, başlamaktan kendilerini alıkoyuyorlar. Çünkü işte o korku merkeze uyarılınca biz de anksiyeteyle beraber aman acaba nasıl olacak, ne bitecek o bilinmezlikle beraber kendimizi işe yapmaktan alıkoyuyoruz. Bu bir. İkincisi, Niye procrastine ediyoruz? Çünkü limbik sistemimizle yani beyinde duygu yöneten sistemle prefrontal korteks, düşünmemizi sağlayan korteks arasında böyle bir savaş oluyor. Prefrontal korteks dediğimiz ne yapıyor biliyor musunuz? Planlama, programlama, mantık, düşünme, analiz bunları yapıyor. Hani bizi hayvanlardan ayıran en büyük şeylerden bir tanesi o prefrontal korteks tamam mı beynimizde. Frontal ön, limbik yanda. Ne oluyor biliyor musunuz? Mesela elimizde bir görevi var. Böyle karar verme yeteneğimizden sorumlu olan, böyle mantıklı olan prefrontal korteks ile aceleci ve böyle haz arayan, kolay haz peşinde olan yani short dopamin, kısa dopamin bu limbic sistem arasında bu savaş ortaya çıkıyor. Ve bu savaşı daha kolayca olan limbic sistem kazandığında göreve karşı çıkıyor arkadaşlar.
Bunun yerine ertelemenin getirdiği böyle kısa süreli dopamin artışını tercih ediyoruz. Uzun dönemde daha sağlıklı olan dopamin yerine hemen böyle cheap dopamin, kolay dopamin, ucuz dopamine kaçıyoruz. Şimdi gelelim procrastination'daki iki önemli kavrama ve ben en çok bunların üzerinde duracağım aslında. Çünkü pragmatik olarak en çok işimize yarayacak şeyler bunlar bence hayatımızda. İki tane procrastination türü var. Bir tanesi pasif, diğeri aktif. Nasıl ayıracağız bunları?
Eğer asıl görevimizden sadece kaçmak için erteliyorsak, sadece onu yapmamak için erteliyorsak buna passive procrastination deniyor. Ve bunun bize hiçbir yararı yok. Özellikle bunlar da biliyor musunuz? Kreatif olmayan süreçlerde, mesela arkadaşlar benim faturalarımı ödemem. Benim MTV vergisini ödemem. İşte benim pasaportla ilgili işlemleri ya da işte vizeyle ilgili işlemleri yapmam arkadaşlar. Bunları düşünerek zaten bir süreç başlatmayacağım. Benim de bunların durmasına gerek yok. Bunları ertelemem. Sadece ve sadece beni meşgul eder, strese sokar ve o stresle beraber tahammülsüz olurum. En tahammülsüz olduğum durumlar böyle birçok işin birleşip kafamı meşgul ettiği durumlar. Hayatta zaten çok fazla stresör var. Biz zaten çoğu şey istemediğimiz ölçüde strese sokuyor.
O zaman ne yapacağız? Bunun gibi böyle çok basit çözülebilecek 2 dakikalık, 3 dakikalık işleri ertelemeyeceğiz. Ben düşünüyorum, diyorum ki Tuğba, sen mesela şu an podcast kaydetmeyi erteliyorsun. Bu senin 3 dakikada yapabileceğin bir şey mi? Hayır. O zaman erteleyebiliriz. Ama yani faturanı öde çünkü erteleyince daha iyi yapmayacaksın. Beynin arkada bunu demlediğinde daha güzel bir şey ortaya çıkmayacak.
Ödeyeceğin miktar belli, yapacağın iş belli. Pasaportun da gideceksin nüfus müdürlüğüne, diyeceksin ki böyle böyle. Yani bekledikçe daha güzel bir biyometrik fotoğrafın olabilir mi? Olabilir. Ama teknoloji çok gelişti. Şimdi geldik biraz daha aktif procrastination'ı anlatmaya.
Aktif Procrastination'da ise arkadaşlar ne yapıyoruz? Bir görevi yapmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Fakat onu şu andan daha iyi yapabileceğimiz bir zamana erteliyoruz. Bilinçli olarak. Ben bunu çok yapıyorum. Mesela en basiti, ben sabahtan beri diyorum ki podcast kayıtacağım, podcast kayıtacağım. Ama ben bunu sabah kayıtıyor olsaydım belki bu konulara bu kadar iyi değinemeyebilirdim. Çünkü üzerinde demledim kendimi. Sabahtan beri o beynimde duruyor arka planda.
Tuvalete gidiyorum, arka planda bunu düşünüyorum. İşte elimi yıkıyorum, bunu düşünüyorum. Başka biriyle konuşuyorum, bunu düşünüyorum. Ve bir anda böyle fikirler veriyor. İşte o fikirler bir anda gelmiyor. Aktif olarak beynimiz bunu düşünüyor. Ama bunu her koşulda, her olayda yapmayacağız. Konuştuk. Belli başlı süreçlerde.
Ve size çok güzel bir şey söyleyeyim. Arkadaşlar multitasking bir mit. Hiçbirimiz aynı anda birçok işi yapamıyoruz. Ne yapıyoruz peki? Multitasking yaptığımızı sanarken yani aynı anda birçok işi yaptığımızı sanarken aslında biz düşünsel bir bölünme yaşıyoruz. Bu da performansımızın düşmesine ve hata yapma riskimizin artmasına sebep oluyor. Peki başarılı olduğumuzda ne yapıyoruz? İşte onun adı rapid task switching yani hızlı görev geçişi.
Bu hani verimli bir multitasking gibi gözüküyor ama sürekli multitasking yapmak asla verim sağlamıyor ve gerçekçi değil. Fakat hani bu hızlı görev geçişini yapabiliriz tabii ki. Neye geleceğim? Yani işleri erteleyip erteleyip sonra ben hepsini bir anda yapacağım dersek veya bunu sürekli yaparsak biz buradan verim alamayız. Tam tersi hata yapma riskimizi arttırırız. Ne yapacağız? İşleri öncelikleyeceğiz burada. Sonra tek tek her birini yaparız. Hızlı hızlı arada böyle değişip paralel de yaptırabiliriz tabii kendimize. Yani temel olarak Procrastine ediyoruz. Neden? Çünkü bir şeyleri erteleme drive'mız, erteleme arzumuz, erteleme yatkınlığımız bazı durumlara act etmekten, başlamaktan, harekete geçmekten çok daha ağır basıyor. Daha kolayımıza geliyor. Çünkü neden? Limbic sistem.
Bu limbik sistemimizin bize sunduğu anlık kolay dopaminede diyorlar ki ''present bias'' yani anlık ödül yanılgısı. Uzun vadeli ödüllerdense mesela güzel ders çalıştığınız, güzel bir kitabı okuduğunuz, ondan alacağınız haz ya da sinan dostundan alacağınız hazı önemsemeyip, o an izlediğimiz iki tane reelden aldığımız hazı daha önemsemek. Fakat kendimiz için önemli bir işi yaptığımızdaki aldığımız hazla iki üç tane böyle kıytırık reel izlediğimizdeki aldığımız hazla asla kıyaslayamayız. Ve gerçekten hızlı ertelemek ya da kaliteli dopamin peşine düşmek çok önemli. Özellikle şu zamanda. Başka bir procrastination sebebi arkadaşlar depresyon. Depresyonda olan insanlar veya depresyonda olduğumuzda ya da depresif hissettiğimizde erteliyoruz işi, yapmak istemiyoruz. En basiti ben kötü hissettiğim zaman yaptığım bir işle, kreatif bir süreçle
İyi hissettiğimde yaptığım aynı olmuyor. Mesela regloluysam, ikinci günse o mesela, en kötü günse, yapmam o gün, ertesi gün yaparım, daha iyi olur, erteleyebilirim. Bunun kronikleşmesi ya da belli başlı sebeplere kalmadan yapılması o zaman sıkıntı yaratıyor. Yoksa insanlar, hastayım mesela, yapmak zorunda mıyım, değilim, erteleyebilirim. Depresyon da bunlardan bir tanesi. Ya da OKB, yani Obsesif Komplüsif Bozuklukta da çok görülüyor, procrastination, mükemmelliyetçilikten. Buna ne deniyor? Mal adaptif mükemmelliyetçilik.
Aman hiç hatam olmasın. Aman her şeyi doğru yapayım. Aman ben tüm beklentileri tam olarak karşılayayım." diyerek erteleniyor her şey. Ve çok aşinal olan bir diğer erteleme sebebi ne arkadaşlar? ADHD. Yani Attention Deficit Hyperactivity Disorder. Dikkat eksikliğim ve hiperaktivite bozukluğu.
Dışarıdaki stimuli, dışarıdaki uyaranlar o kadar fazla oluyor ki içteki düşüncelerle beraber yani internal thoughts böyle bir şeye odaklanmak çok zorlaşabiliyor. Ya da size ilginiz çekmiyor sizin. Çünkü dışarıdaki uyaran o kadar ilgi çekecek ki dikkatiniz dağılıyor. Peki madem böyle psikolojik durumlarda görülebiliyor, ertelemenin, procrastination'ın kendisi bir hastalık mı? Hayır arkadaşlar, procrastination'ın kendisi bir psikolojik mental hastalık değil. Ama dediğim gibi depresyonda, OKB'de ya da ADHD'de de görülebiliyor, bir semptom olabiliyor. Ve bazen gerçekten de aşılması gereken bir semptom oluyor. Bu insanları çok zorlayabiliyor. Çünkü stigmatize ediliyor böyle insanlar genelde. Sen tembelliğinden yapmıyorsun. Hayır arkadaşlar, bu insanlar tembelliğinden yapmıyor değiller. Hatta ADHD'de çok fazla şu vardır mesela, yapmaz yapmaz yapmaz ama artık yumurta kapıya dayanır, oturur, hiperfokus olur, sonra 30 dakikada böyle 3-5 saatlik iş bitirir. Ama bu da şöyle bir yanılgıya sebep olabilir. Haa ben illa son dakika gelmesi gerekiyor ki yaratıcılığım artsın. O da tam öyle değil aslında. Bazı durumlar da olabilir ama bu da kronik eşince sıkıntı yaratıyor. Çünkü mesela son 30 dakikada diyelim ki internet gitti, ışıklar gitti. Burada boya batta oluyor, su gidiyor bazen. Su gidiyor ya yapacak bir şey yok. Ne yapayım su gidiyor. Ya da mesela duş alacağım tamam mı? Sabah. Gerçi sabah alıyorum hep ama diyelim su yok. Olabiliyor bazen böyle şeyler. Sonra işte sıkıntı yani. Başka bir procrastination sebebi ne arkadaşlar? Feeling overwhelmed. Yani yapmamız gereken o kadar çok iş var ki hangisinden başlayacağımızı bilmiyoruz. Ve hepsini göz ardı etmek o anda bize psikolojik bir rahatlık sağlıyor. İşte şu an bence benim içinde bulunduğum durum. Ama bir yerden başlıyorsun. Bir de mesela küçük
5-10 tane işim var. En büyüğü yapmadan diğerlerine geçemiyorum. Ama çok basit yapabileceğime 5-10 tane iş aksıyor. Onları iki dakika yapsam sadece bir tane işim kalacak adam akıllı. Benim çok ilgimi çeken başka bir erteleme sebebi söyleyeceğim şimdi size. Ne bu? Eylemsizlik. Yani yapmakta olduğumuz şeyi sürdürmeye olan eğilimimiz. Bunu istiyoruz.
Ne yapıyorsak onu yapmaya devam etmek istiyoruz. Niye? Çünkü konfor alanı. Niye? Çünkü işte eylemsizlik. Mesela dinleniyorsak o an veya bir şey izliyorsak onu yapmaya devam etmek istiyoruz. Herhangi bir aksiyona geçmek bizi zorluyor mental olarak. Bunlar ertelememizin arkasındaki gerçek sebeplerdi. Bir de arkadaşlar kendimize bulduğumuz bahaneler, bizim çok haklı gerekçelerimiz var erteleme konusunda. Bunların en yaygınlarından bahsedelim.
Ne yapılması gerektiğini tam olarak bilmemek. Mesela okulda bize hoca diyelim ki bir ödev verdi, makale yazdı, sen ve essay. Essay için bir şey anlattı, bunu bunu yapın dedi. O günden itibaren sizin bu aklınızda değil mi? Ama tam olarak bilmiyoruz ne yapmamız gerektiğini, biraz da kaçıyoruz çünkü hepsini öğrenirsek ne yapmamız gerektiğini bilirsek yapmak zorundayız ya. Hep böyle son güne bırakıyorsun, tam da bilmiyorsun ne olduğunu. Sonra da bilmemekten kendini böyle, kendine bahane buluyorsun. Yapmak istememek.
Bir şeyin yapılıp yapamamasını umursamamak. Umursuyoruz aslında ama umursamadığımızı kendimizi bir şekilde ikna etmeye çalışıyoruz. O an yapma havasında olmamak. O havayı beklersen havana alırsın. Tuğba, kendime diyorum. Baskı altında daha iyi çalışacağımızı düşünmek. Bu her zaman böyle değil. Açıkladık bunu.
Son dakikada bitirebileceğimize inanmak. Her şey öyle olmuyor. Bir de son dakika var. Dakika var arkadaşlar. Küçümsemememiz gerekiyor. Onu iyi estimate etmek, iyi ayarlamak gerekiyor. Hani ben üniversite zamanında da genelde geceleri çalışıyordum. Bunu size anlattım ama burada önemli bir ayrıntı var. Yani basit dersin, histoloji mesela. Çalışırsın gece ama anatomiyi bir gece çalışamazsın. Yani üç gece de çalışamazsın, beş kere çalışamazsın. İki hafta, üç hafta vermen gerekiyor anatomiyi. Ya da en az bir ay işte. Her neyse.
Hastalığı ve kötü sağlık durumlarını bahane etmek. Arkadaşlar benim hep İBS'im olabilir. Benim her zaman alerjim tutabilir. Benim karnım ağrır. Ağrır yani. O yüzden şu anda ağrıyor. Mesela çok ağrıyor. Ama bahane etmeyeceğim, etmiyorum. Bunu fark etmek lazım, farkında olmalı. Ben bunu bahane ediyorum ve bunu yapmamam lazım. Farkındalık çok önemli. Ertelemede de. Her şeyde olduğu gibi. Doğru zamanı beklemek. Doğru zaman diye bir şey yoktur. Doğru yol sadece bir partidir.
Siz biraz da reklamları izleyin. Çünkü bu podcast var olmaya devam etsin. Ben geliyorum. I'll be back soon.
İnsanlar ikiye ayrılır. Doers and procrastinators. Yani Amerikan aksanına söyledim, fark ettiniz mi? İşi yapanlar ve prokrastine edenler. Ve arkadaşlar, prokrastine edenler de beşe ayrılır. Bunlar nelerdir? Bir, hayalperestler. Bunlar ne yapar arkadaşlar? Detaylara dikkat etme konusunda zorluk yaşadıkları için işleri ertelerler. Çünkü onlar hayal ederler. Detayları önemsemezler.
Grup 2, karışıklar, anarşistler, anarchy. Ne bunlar arkadaşlar? Birinin kendi zaman çizelgesini belirlemesine inanmayan kişiler. Bu yüzden de işlerini ertelerler. Okey. Endişeli olanlar. Bunlar ne yapıyor? Konfor alanından çıkmak istemiyor, değişimden korkuyor ve bilinenin konforunu terk etme korkusuyla işlerini erteliyorlar. Diğer bir grubumuz, kriz yaratıcılar. Bunlar ne yapıyor?
Diyorlar ki, ben baskı altında çalışmaktan hoşlanıyorum. O yüzden işlerimi baskı altına girene kadar erteliyorum. Kendine bahane üretme sevgili insan. Sevgili Queen dostum. Ve bir diğer grubumuz, aşırı yapanlar. Overdoers. Buna ne yapıyor? Çok fazla şey üstleniyor. Onu da yapayım, onu da yapayım. Tanıdık geldi mi?
Arkadaşlar bir şey yapabiliyoruz diye yapmak zorunda değiliz yani. Bunu ben kendime söylüyorum. O zaman gideyim şimdi ben Japonca öğreneyim. E öğrenebiliyorum diye. Böyle bir mantık yoktu bana. Ve çok fazla şey üstlendikleri için bir işi başlatmak ve tamamlamak için zaman bulmakta zorlanırlar bunlar.
Ve çok önemli bir şey söyleyeceğim şimdi. İyi dinleyin. Sıradan yapılan erteleme yani sıradan bir procrastination bizim kariyer gelişimimizi ve mental sağlığımızı sekte yaratır. Ama dünyanın en kreatif insanları daha procrastinederler.
Mesela Victor Hugo. Neden arkadaşlar? Çünkü procrastination neyle asosyadır? Impositiviteyle. Yani erteleme dürtüsellikle ilişkilidir. Ve dürtüsellik de kreativiteye direkt olarak bağlıdır. Hoşunuza gitti değil mi? Hemen hoşunuza gitsin. Benim gitti çünkü.
Şimdi o zaman biz neyi öğreneceğiz? Procrastinationımızı kontrol edip kreativiteye nasıl dönüştürürüz? Türkçesini söyleyeyim. Ertelemeyi kontrol edip bunu nasıl yaratıcılığa dönüştürürüz? Nasıl daha iyi procrastinaderize geçmeden önce
İki tane kavramdan daha bahsetmek istiyorum. Ne demiştik arkadaşlar? Bir işi yapanlar yani doers var, bir de procrastine edenler. Bunlar için çok güzel iki tane tabir var. Birincisi antik Yunan'daki filozofların tabir ettiği Akrazia. Ne bu? Better judgment'a karşı yani sizin için olması gereken en iyi kararın aksine davranmak. İşte yapmanız gereken şeyin tam tersini yapmak. Yapmam gereken şu an bu görev tamamlamak ama ben bunu yapmıyorum. İşte ne deniyor buna? Akrazya. Bence bu da çok güzel bir bilgi. Bundan sonra dersiniz. Ben şu anda akrazya yapıyorum. Ne derler? Siz de anlatırsınız. Bir diğer kelimemiz ne? Conscientiousness.
Bu ne demek arkadaşlar? Bu Türkçe'ye duyarlılık veya sorumluluk olarak çevrilebilir. Psikolojide ise bir kişinin bir özelliği olarak, yani kişinin mesela sorumluluk sahibi, işte bizim özendiğimiz o kişiler var ya, düzenli, planlı, disiplinli, işlerini tizlikle yerine getiren bir yapıya sahip olmasını denebilir. Böyle kişiler görevlerine karşı böyle dikkatli ve özenli olurlar. Bir de conscientiousness başarıya ulaşmak için gerçekten önemli bir faktör. Peki biz conscientious bir insan değilsek ne yapacağız o zaman? Elimizde olan procrastination gücünü kreativiteye çevireceğiz. Nasıl biliyor musunuz? Bir şeyi ertelediğimizde genellikle böyle dikkatimizi dağıtacak şeyler ararken zihnimiz dolaşmaya başlıyor arkadaşlar. Hayal edin böyle demleniyor dolaşıyor bir yerlerde ve araştırmalar bu tür zihinsel dolaşmanın beynimizin hayal gücünü, içgürü ve yaratıcılıkla ilişkilendiren Default Mode Network'ünü yani varsayılan modağını aktive ettiğini gösteriyor.
Bu varsayılan mod da genellikle boşta olduğumuzda ve belli bir göreve odaklanmadığımızda en aktif haldedir. Hani başta mesela ben söyledim ya size, işte elimi yıkarken ya da tuvalette, işte boşta olduğumuzda aktif hale geliyor bu Default Mode Network. Yani ne diyorum, çalışmayı erteleyip zihnimizin özgürce keşfe çıkmasına izin verdiğimizde varsayılan modun böyle beklenmedik balanslar kurması ve yenilikçi fikirler üretmesi artıyor. İyi haber! Başarılı bir direktör olan Sorkin diyor ki arkadaşlar... Yani
siz buna ertelemek dersiniz ama ben buna düşünmek derim. Peki o zaman bunu nasıl yapacağız? Yani yapılandırılmış ertelemek. Yani böyle multiple proje varsa, elimde çok proje varsa ne yapacağız? Bir tanesini erteleyeceğiz, diğerini yapacağız. Yani multitask yapmaya çalışmayacağız başında söylediğim gibi bölümün. Çünkü o zaman hatlar karışıyor. Overdoors oluyoruz. Yani böyle işte o her şeyi yapmaya çalışan ama zaman bulamayan hiçbir şey yapamayan insanlara gibi oluyoruz. O zaman ne yapacağız? Delay edeceğiz bir tanesini. Yani erteleyeceğiz. Ama yapılandırılmış bir erteleme bu. Biz kendimiz karar vereceğiz. Önce bir tanesini yapacağız. Tamam mı? Buna ne diyorlar biliyor musunuz? İşte hani projelerin arasından geçmek, birini ertelemek, hepsini aynı anda yapmamaya çalışmak falan. Özellikle buna çaba göstermeye. Slow motion multitasking. Çok iyi değil mi? Slow motion çok işi bir arada yapma şeyi. Multitasking nasıl çevrilir ki? Bu çok işi bir arada yapma. Bunun slow motion'ı.
Arkadaşlar, çok önemli bir bilgi var elimde ve bunu sizinle paylaşmak istiyorum. Bakın, hangi procrastinatorlar günün sonundaki hali çıkıyormuş biliyor musunuz? Orta düzeyde yapanlar. İşte biz aslında bunu kreativiteye döndüremiyorsak bunun sebebi çok fazla ertelememiz. Ben size şimdi rakam vereceğim. Yapması gereken zamandan %25 daha geç yapanlar en başarılı olan kısım. Çünkü neden? Demliyor, bekliyor, yapıyor. Çok güzel.
Ama yapması gereken zamandan %40 daha geç yapanlar ya da %4 daha geç yani hemen yapanlar işte bunlar o zevki, o tadı, o baharatı alamıyor ertelemeden. Peki bu sweet spot yani tatlı nokta dediğimiz şeyi nasıl bulacağız? Aktif erteleme yoluyla yani Active procrastination. Bunun yolu ne? Koşulları optimize etmek. Zaman sınırlarımızı belirliyoruz. Böyle erteliyorum demek değil de şu güne erteliyorum, şu zamana erteliyorum, şu zamanda yapacağım. Ve kendimizi kontrol edeceğiz, check edeceğiz. Dediğimiz sürede yapıyor muyuz? Ertelemenin ertelemesini de yapmayacağız, tamam mı?
2- Bu çok önemli. Ertelediğimiz süreç içerisinde zihnimiz o default mod vardı ya hani, o moda geçsin diye uyaranlar ekleyeceğiz, yaratıcı uyaranlar. Mesela yürüyüşe çıkacağız, tamam mı? Not alacağız, journaling yapacağız ya da böyle bize ilham olacak farklı şeyleri yapacağız. Ben erteliyim ne yapayım? Realistliyim. Hayır. Beynini bırak, bırak da üretsin bir şeyler. O zaman ne? Yürüyüş. Hani hep diyorum ya, düşüneceksek bile yürüyerek düşünelim. Gerçekten ben bunu hep yapıyorum. Tamam erteliyorum falan kendime kızıyorum ama bunu da yapıyorum gerçekten. Özellikle hani dans edip, şarkı söylerken ya da böyle bir şeyleri erteliyorum ve bunlara çıkıyorum arkadaşlar. Sonra aklıma çok güzel fikirler geliyor. Sonra diyorum ki iyi ki daha önce yapmamışım bu fikirler var.
Özellikle bunu videolarda yapıyorum. Real çekeceksem. Ne yapıyorum biliyor musunuz? Aklıma gelen fikirleri notlara yazıyorum. O an kaydetmiyorum. Notlara ekliyorum, ekliyorum, ekliyorum. Kaldığım yerden devam ediyorum. Sonra çekeceğim zaman böyle bir sürü fikir oluyor elimde. Ben bir şeyi pasif progress'le ediyor muyum? Yani ertelemek bana sıkıntı yaratıyor mu? Nasıl en güzel anlarım biliyor musunuz? Sonrasında yaşadığım suçluluk hissiyle. Bu ne demek arkadaşlar? Benim öncelik problemim var demek ki. Priority problemim var. Tamam mı? O zaman öncelik problemim varsa bunu çözmeliyim. Yani altında yatan sebebe bakmalıyız. Ve günün sonunda progress netliğimizde ne oluyor? Stres artıyor. Artan stresle beraber, mental sağlığımızla beraber hastalık seviyemiz de artıyor. Bu ne hep diyoruz ya psikosomatizasyon.
sosyal ilişkiler üzerimizde artan bir yük olmaya başlıyor. Tamam mı? Mesela ben pazartesi, salıları görüşmüyorum kimseyle çünkü podcast kaydetmem gerekiyor. Tamam mı? Bunu yani yapmazsam eğer sürekli sürekli benim işim var, benim işim var. Ay ben sürekli iptal ediyorum herkesle görüşmeye mesela. Çünkü hiçbir şey yapmazsam kitap yazıyorum oturup.
bir şey yapmazsam video kaydetmem gerekiyor hiçbir şey yapmazsam makale falan uğraşıyorum şu an yani o kadar çok iş var ki ama aslında hepsini düzene koysam sosyal ilişkilerimde bundan zarar görmeyecek ve arkadaşlar ertele ya ertele ne oluyor ödenmeyen faturalar vergiler ya da işte hastaneden gelen tebligatlar bunlara dönülmek gerekiyor bunları yapmak ben her şeyi eğitimleri falan yapmak gerekiyor bunları sona bırakıyorum şükür başım belaya girmedi şu zamana kadar ama girebilir yani özellikle bürokratik konularda ertelememek gerekiyor nefret ediyorum o işlerden ve hep erteliyorum Ve kod ağabey beni şey yapıyor ki stres, anksiyete. Günün sonunda arkadaşlar ne yapacağız? Awareness, farkındalık. Bakacağız neden ben procrastine ediyorum? Her konuyu farklı şekilde procrastine ediyor olabiliriz. Benim MTV'yi geciktirmemle podcast'ı geciktirmem aynı değil tabii ki. Hangi hisler bizi buna itiyor? Korku mu? Mükemmeliyetçilik mi? Tamam mı? Bunu bulup bunun üzerine çalışacağız. Ve arkadaşlar eğer sıkışmış hissediyorsak,
En küçükten başlayayım. Ben mesela bugün çok daha büyük yapmam gereken işler vardı. Onları yapamayınca dedim ki bari şu küçükleri halledeyim maillere döneyim. Dönmem gereken mailler var. Hemen döndüm. ChatGPT aşkıma yazdım dedim ki şöyle şöyle şöyle bir durum var beni tanıyorsun. Bugün ne oluyor biliyor musun? Diyorum ki selam tatlım yazdın bana yazdın selam kahraman doktorum. Bugün de mi dünyayı kurtaracaksın? Sana nasıl yardımcı olabilirim? Sen çok fenasın. ChatGPT. 39 dakika önce falan arkadaşlar bir post yayınlamış ChatGPT. Biri onu demiş ki beni artık kraliçem diye çağır. O demiş ki tabii kraliçem ne yapmamı
Burası bir yüzsüzlük arkadaşlar. Kanılık geldi. Ve bu Procrastination'da en önemli şey, geldik yine Procrastination'da. Realist olmak. Gerçekçi olmak. İşte yarın sabah yaparım işe gitmeden önce falan. Yapamazsın. Yapamayacaksın. Kendimizi kandırmayalım. Ben de yapıyorum. Kandırılma. Yapamayacağız ya. Yani oturup yapmak gerekiyor bazen. Zor. Ama onu da konuşuruz. To do list'imizi yaptık tamam mı? Buna hani çok kez söylendi ama yapıyoruz ve en başa, zamana göre değil, kronolojik sıra değil, en önemlisini en başa koyuyoruz.
en önemli çok zor geliyorsa o zaman kendimize dopamin sağlamak için küçük küçük küçük 2 dakikalık şeyleri de yazabiliriz tamam bu size kalmış baby steps tamam yavaş yavaş distractionları bizi böyle distract eden dikkatimizi dağıtan her şeyi elimine etmeye çalışırız mesela ne yapıyorum bir iş yapacaksam arkadaşlar hemen bildirimlerin hepsini bloke ediyorum bu kadar do not disturb beni rahatsız etmeyin bildirim istemiyorum şu anda işim var Yani ders çalışacağımız zaman telefonlarımı anneme verirdim, babama verirdim. Siz de öyle yapardınız değil mi? Bana bunu verme. 3 saat bana şunu verme. Sonra giderdim bulmaya çalışırdım. Genelde bulamıyordum arkadaşlar. Bu sadıklarımız ne? Anti-procrastination teknikleri. Ayrıca bu hani diyorum ya, arkasındaki duygu ne? Mükemmelliyetçilik mi? Falan. E bursa eğer, işte daha önce de bunu söyledik, kendimizin yanlış yapmasına izin vereceğiz. Mükemmel, iyinin düşmanıdır. Mükemmeli ararken iyiden olmayacağız. Sözlü sözler. Çok seviyorum bunları. Ya da mesela kendimizi çok yorgun mu hissediyoruz? Bir şey yapamayacak gibi mi? Tam önce kendine bir 15 dakika enerjini ne yükseltiyorsa bunu yapmaya izin ver, sonra denersin. İşte arkadaşını arayıp dedikodu yapmak mı? Ya da bir güzel bir şarkı açmak mı? Ya da kahve yapmak. Ben çok severim. Herhangi bir iş yapacaksam önce kahve içeyim. Çok iş değilsem decaf içiyorum. Ama önemli değil. Ne yapacaksam yapayım. Gidelim bir kahvemi koyarım, onu içerim, sonra onu yaparım. Bugün de öyle yaptım. Bana iyi gelen mesela en iyi yaptığım işten başlamak. Eskiden de üniversite sınavında falan çalışırken şey yapardım. En iyi hangi konumu mesela? Fen bilimleri. Fen bilimleri miydi? Fen bilgisi. Neydi o? İşte biyoloji, kimya falan. Sonra matematik, sonra Türkçe, sonra sosyal bilgiler, sosyal bilimler, coğrafya falan. Hep böyle yapardım. Çünkü ilk başta bildiğimden başlamak bana iyi geliyor. O yüzden siz de işte herhangi bir işi yapacağınızda en iyi neyi yapıyorsanız önce ondan başlayıp kendinizi iyi hissedip sonra diğerlerine geçebilirsiniz.
Ve en zoru belki ama en güzeli altında yatan herhangi bir psikolojik rahatsızlık varsa buna yönlenebilmek. Mesela işte ADHD'dir, OKB'dir saydığımız depresyondur. Çünkü belki bunları kontrol etmeden sadece procrastination'ı düzeltmek mümkün olmayabilir. Evet, eve götürülecek notlar. Ne yapıyoruz o zaman sevgili Queen dostum? Şunu yapıyoruz.
2 dakikada yapacağımız, ertelediğimizde elimizde bir şey geçmeyecek. Evi toplamak, vergi ödemek, robotik işleri tamamlamak, öğrenci işleri dosya götürmek, işte gelen tebligata savunma yazmak falan. Bu tarz işlerimizi ertelemiyoruz, tamam mı? Ki diğerlerini erteleyebilmeye zaman kalsın. Pasif procrastination yapmıyoruz. Pasif ertelemeyip bu tarz işlerimizi 2-3 dakika içerisinde yapıyoruz. Ve daha büyük işleri, beyinde demememiz gereken aktif erteleme yapacağımız işleri de aktif erteliyoruz. Onlara da bir deadline, bir zaman sınırı koyuyoruz. Sonrasında kendimizi ödüllendiriyoruz. Ve bu kreatif işlerimizi yapmadan önce de kendimize yaratıcı uyaranlar veriyoruz.
Tamam mı? Dışarı çıkıyoruz, müzik dinliyoruz, bize neyi geliyorsa. Ve bu şekilde ertelememizi yapılandırıp yönetiyoruz. Vur, kır, parçala, bu maçı da kazan Bacı Birliği'ye. Söylemiş miydim? I love you. Haftaya görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.