
4.767 kelime · ~24 dk okuma
Dr. Gilledge Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Welcome back, Queen's Arena. Helloşballarım! Şaka şaka. Hello! Peri Bocası Fakültesi nasılsınız? Sesini anlayacağınız üzere ben çok iyiyim. Ve bu haftaki konumuz da en az benim kadar iyi. Ne konuşacağız biliyor musunuz? Bayılacaksınız. Sosyal ortamlarda, yeni girilen ortamlarda, formal ortamlarda şekil yapma hesabı. Yani, in other words, başka bir deyişle, sosyal ortamlarda unspoken, yani konuşulmamış parlama rehberi. Hiçbir şeyin bilir kişisi olmadığım gibi bunun da değilim. Ama size yıllar içerisinde ne öğrendim, kendime neler kattım, yaptığım micro learningler, yani HDP yönelik, yoğun, yeterli bilgiye nasıl ulaştım ve neler kazandım bunlardan, size onları anlatacağım. Hazırsanız başlıyoruz.
Öncelikle sevgili Peri bacası, kendi hayatımla ilgili update vereyim. Ne oldu biliyor musunuz? Çok ilginç bir şekilde kendimi yalnız hissetmeye başladım. Ben hep şunu diyordum ya, keşke kimse olmasa, ben yüzüğüm kapansam da, tek başıma kalsam falan. Arkadaşlar...
Çok mutluyum, yalnız hissediyorum. Böyle bir intimacy'ye, böyle bir yakınlığa, böyle bir insan temasına ihtiyaç hissediyorum. Bu romantik ilişki olur veya arkadaş ilişkisi olur. Şimdi benim yakın arkadaşlarımın hepsi yurt dışında. Bir tane İstanbul'da var, geri kalan Londra'da ya da Amerika'da. Ve dün akşam o kadar hissettim ki bu yoğun duyguyu. O arkadaşlarımı aradım, her birini kilitledim. Ablam da Londra'da, onu da kilitledim. 45 dakika ablamla konuş, 45 dakika Erhan'la konuştum. Sonra babamı aradım, babamla konuştum bir yarım saat. Annemi aradım, baba dedim acil geliyorsun, tamam dedi. Bununla fırtına toplayıp gel. Bu hafta geliyor. Ya yarın ya sonraki gün gelmiş olur.
Çünkü buna ihtiyacım var ve çok mutluyum buna ihtiyacım olduğu için. Çünkü bence ben hani biraz... Belki de kaçıyordum, bilmiyorum. Neyse, şu an girmeyeceğim o konulara. Ama çok güzel bir his bence. Buna ihtiyacı hissetmek de yani, bu samimiyeti. Her neyse, şimdi gelelim asıl konumuza. Bu arada hala flörtüm yok. Ha, bir de bir şey söyleyeceğim. Çok güzel bir şey. Ayın 14'ünde yine Ankara'ya geliyorum. Bunu söylememiştim size çünkü ben de yeni öğrendim. Mail aldım. Çocuk Hakları zirvesi. Bana ne ödülü verecekmiş biliyor musunuz?
Yılın doktoru. Arkadaşlar, ne oluyor ya? Ne oluyor? Neyse, çok mutluyum. Bunlar gerçekten beni çok motiv ediyor. Bunlarla beraber sizin podcast'ım hakkında söyledikleriniz var ya, şu kalbim şöyle deliyor, geçiyor. Ve bu podcast var olsun diye elimden geleni yapacağım. Çünkü hepimize iyi geliyor. Bana da, size de.
I love you. Şimdi konumuza dönersek. Ben arkadaşlar, 13-14 yaşlarından itibaren tüm öğrendiğim her şeyi YouTube'dan, internetten araştıra araştıra okuyor okuyor öğrendim. En basiti. Mesela kahve kültürü, şarap kültürü, uzakdoğu kültürü, sofra adabı, yürüme kuralları, insanlarla tanıştığında yapman gereken kurallar, işte sofrada kaşık şu bu falan. Annenizden de öğreneceğiniz şeyler var. Benim annemden tabii ki çok şey öğrendim.
Ama annemden bir kahve kültürünü ya da bir uzakdoğu yemek kültürünü istediğim kadar öğrenemem. Anneme söyleyeyim mukbang falan diyeyim. Annem tabii ki bunu bilmez. Kültür değişiyor, şey değişiyor, jenerasyon değişiyor, konjüktür değişiyor, statiko değişiyor falan. Bildiğim her şey değişiyor. O yüzden ben de bunlara nasıl ayak uyduruyorum internetten. Şimdi GPT var. Her şey çok daha kolay tabii ki. Ona direkt sorun. Ben bunları nasıl yapmalıyım? Size söylesin.
Ama ona da bitmiyor. Bir insan beyni lazım tabii ki bunları süzülecek. Çünkü Türkiye'deki kaynaklar da bence artık yeterli değil. Ben hep bunu yabancılardan öğrendim daha çok, yabancı kaynaklardan. Sonra baktım, Türkiye'de ne var? Ve gerçekten yeterli kaynak yok bence. Çünkü daha gelir geçer şeyler. Ve internasyonel değil bence bunların çoğu. Bunu yapıcı eleştiri olarak da söylemiyorum. Bunu bizim en güzel nasıl yararlanmamız gerektiğini anlamamız için söylüyorum. Yoksa kaynaklara bir şey diyeceğim yok yani.
Bu arada ben bunları öğrensem de yapamadıklarım var, yapmadıklarım var. Mesela ben sofra adabını okudum, uğraştırdım ama benim nasıl yemek yediğimi tüm Türkiye gördü yani kameraların karşısında. Slurp ede ede yani fıfıf yapa yapa, şapırda şapırdata. O yüzden her şeyi tabii ki yapmıyorum. Bilinçli yapmadıklarım da var çünkü mesela sofra adabıyla mukbang kültür tamamen ayrı şeylerdir. Mesela bu arada şu dir eklemeyi de hiç sevmem ha. Sonuçta hiçbir şey gerçek veya tek doğru yok şeyler. Dir deyince tek böyle bir dogma, bir doğruymuş gibi şeyler benim için. For me. Ve mesela Japonya'ya gittiğinizde orada slurp etmek okeyken yani yemeği şapırdatmak, bir noodleı şapırdatarak yemek, rameni leterek içmek. Buraya geldiğinizde bunu yaptığınızda ayıp karşılanıyor.
O yüzden mukbangda da mesela ben bunu yiyorsam bence bu sıkıntı değil. Her şeyin kendi içinde bir oluru var. Ama tabii ki bu eleştirilebilir, böyle düşünülebilir. Aynı zamanda mesela konuşma adabını da öğrensem de bunu uygulayamıyorum. Dilim dönmediği zamanlar oluyor. Ya da ben Türkçe, İngilizce, başka diller, her şeyi karışık konuşuyorum. Bu doğru değil belki adaba göre. Manners ve etikete göre daha doğrusu.
Ama ben bunu böyle yapıyorum. Sonuçta hepimiz insanız. Konu çok geniş bu arada. Business etiket var. International etiket var. İşte uçak etiketi. Yani işte transportation etiketi var. O var, bu var. Tamam mı? Biz ama öncelikle genel bir etiketten bahsedelim. Sonrasında özele inelim. Art of meeting. Yeni tanışma sanatı. Tamam mı?
Cool olma sanatı, cool gözükme sanatı, unique twistler, yani kendimize katacağımız unique, başkasında olmayan özellikler falan. Bunların hepsini ayrı ayrı konuşalım. Bunları konuşmak gerçekten bence çok gerekli. Ama genelde konuşulmuyor. Çünkü niye? Herkesin kendi gustası olmalı. Hayır, gustada öğrenilebilir, katılabilir kendimize. Çalışacağız üzerinde. Arkadaşlar, en önemlisi eğer yeni biriyle tanışıyorsak, ne yapacağız? Veya birine birini tanıştırıyorsak, full name ile adı ve soyadı.
Ve ikinci en önemli şey, ben bundan çok yararlanıyorum bence. Biriyle tanışırken güçlü bir şekilde elini sıkıyorum ya. Bu arada basit ama yapmıyoruz bazen. Yani bunu ben keşfetmedim diyorum ya. Öğrendim, 15 yaşımdan beri bunu yapmaya çalışıyorum. Yani bu hani Einsteinlik bir mevzu değil, tamam mı? Elini sıkıyorum güzelce ve merhabalar, ben Tuba diyorum. Eğer ortama göre, soy ismimi de tabii ki söylüyorum. Öncelikle bu arada eğer hiyerarşi farkı yoksa, erkekler sizi selamlar, siz elinizi uzatırsınız, tamam mı? Olay budur ama hani hiyerarşi farkı varsa orada işler değişir.
Geçtim. Güzelce elimi uzatıyorum, gözünün içine bakıyorum. Rahatsız edici bir şekilde değil tabii ki. Aşırı da sıkmıyorum. Geçen biri benim elimi bir sıktı dedim. Tamam, yarın göstersin kükreğe. What's happening, bro? Caveman. Her neyse. Ondan sonra sıkıyoruz, gözünün içine bakıyoruz, tamam mı? Merhabalar, ben Tuba. Böyle güzel, dik bir şekilde. Sonra o da ismini söylüyor. Çok memnun oldum tanıştığıma veya memnun oldum diyebiliriz, tamam mı? Bu çok güzel, çok önemli. Herkese ismiyle hitap etmek. Mesela birinden bir şey isteyeceğin de hep isim. Mesela ismi ne olsun? Mert. Mert Bey merhabalar. İşte şöyle şöyle Mert Bey, Mert Bey. İnsanlar ismini söylediğinde kendilerini değerli hissediyorlar. Ve insanlar değerli hissettiklerinde...
Memorable, akıllarında kalıcı oluyoruz. Akıllarında bir şey bırakıyoruz. Çünkü onlara bir şey hissettirdik. Her zaman öyle. Ben ders çalışırken de bir şey aklımda kalmasını istiyorsam, onları bir hisle ilişkilendiriyorum. Snaps yapıyorum arada. Ve o zaman kısa hafızadan uzun hafıza yatabiliyoruz. Birinin aklında kalmak istiyorsak, onda bir his yaratacağız. His yaratmak istiyorsak da, o zaman ismiyle hitap etmek bu işin en kolay yolu. Bu yine genel geçer bir şey ama eğer biriyle çok samimi değilsek, onu aramadan önce onu arayacağımızı mesaj atabiliriz. Mesela çok basit.
...seni birkaç saate arayacağım ama çok basit hani 15 dakikalık bir konuşma müsait misin? Ya da bunu bence artık yapıyoruz ama hani ses kaydı atmadan önce ses dinleyebilecek misin diye bir double check yapmak gerekiyor. Ya da İBAN arkadaşlar fotoğraf olarak atılmaz yani bunu artık yapmıyoruz. Çok yeni hareketler ama söylemek istedim.
Şimdi, yanımızda biri varsa ve biz tanıdığımız başka biriyle karşılaştıysak ne yapıyoruz? Yanımızdaki kişiyi mutlaka tanıştırıyoruz. Genelde eğer karşıdaki tabii ki tanımıyorsa full name ile, tam ismiyle, adı soyadıyla ama adıyla da yapabiliriz. Tamam mı? Odaya giren bizsek insanları selamlıyoruz, bunu da biliyoruz. Sağda duruyoruz, soldan yürüyoruz.
Tamam mı? Bir buluşmaya gitmeden önce, eğer bir buluşmaya formaysa, dress code soruyoruz. Ki gittiğimizde, ay ben bunu niye giydim olmayalım? Çünkü giydiğimiz şeyin şıklığından, modaya uyumasından falan ziyade... ...kendimizi o ortamda iyi hissetmemiz, bizim özgüvenimize ve kendimize sunuş biçimize çok büyük katkı sağlıyor.
Şimdi gelelim bir diğer alt başlığa ve yine çok önemli dining etiket. Yani yemek yeme adabı, işte masa adabı falan filan tamam mı? Bunların İngilizcesini söylüyorum ki bunlarla ilgili daha çok bilgi edinmek istiyorsanız bunu böyle araştırın. Dining etiket yazdığınızda karşınıza yüz binlerce kaynak gelecek. Ben de bunları böyle öğrendim.
Arkadaşlar, lütfen, please, masaya oturduğumuzda an odur ki telefon sessize alınıp yana koyulsun. Do not disturb, please, diyeceğiz telefona. Her defasında pardon, pardon deyip telefona bakmak gerçekten bayıyor yani. Pardonsa pardon, bakma arkadaşım, biz telefona bakmak için mi oturduk buraya? Ben mesela sürekli sosyal medyada değil mi bir şekilde? Çok ayıp, düşünsenize. Bir gün annem bana demişti ki, Tuğba'ya demiştim, şu an ne güzel geldik buraya, çok kalabalık. Dedim, ne kalabalığı, iki kişiyiz. Yok dedi, 550 bin kişi artık. Ay
ben en çok neyden hoşlanıyorum biliyor musunuz? Mesela arkadaşlar Diyelim ki böyle flörtünüzle gittiniz, güzel bir fine diningi, şarap içeceksiniz, sommelier geliyor falan. Ve o sommelierye ben işte söyleyecek iki üç lafım var ya, tamam mı? İşte çünkü niye micro learning yapmışım? Yani hayatta ihtiyacım olan her konuda söyleyecek lafım olsun diye ortamlarda böyle küçük küçük öğrenmişim, tamam mı? İşte kahve geldiğinde kendi zevkimi, kendi farklılığımı, kendi interest, ilgi alanlarımı ortaya koyabilecek şekilde konuşabiliyorsam, bu beni çok mutlu ediyor.
Ve eğer karşımdaki kişi de böyle bundan etkilendiyse genelde her şeyi bana bırakıyor tamam mı? Mesela bu da beni üzüyor ama bir mişaret yapacağız falan. Böyle ben söylüyorum bana bırakıyor. Çünkü niye? Aynen Tuba daha iyi biliyordur o yapsın. Hayır ya sen yap lütfen ya. Ben de seni izleyeyim. Ben de diyeyim ama ne kadar güzel. Çünkü bunlar etkiliyor arkadaşlar. Tamam şekil olabilir ama... şekilde bizi etkiliyor günün sonunda. ben geldiğimde hımm diyorum, ben şöyle isterim, ben böyle isterim, şu var mı elinizde? ne yapıyorum biliyor musunuz pisliğini? genelde olmayacağını bildiğimi söylüyorum, ha o yok mu diyorum, o zaman ne tavsiye edersiniz falan. olayı adama, somoleyeye çeviriyorum, biraz da o konusunu falan filan diye. sonuçta geldi, nasıl tadım yapacağım, hımm falan böyle birkaç yorum yapıyorum, cart curt işte bu, oksijenasyonunu falan bir şeyler.
Bu arada kadehleri, özellikle kırmızı şarapsa asla böyle elimizle kavramıyoruz, boynundan tutuyoruz. Bu çok basit bir bilgi ama ben şimdi eleştirilebilirim, listenebilirim ama karşımdaki kişi gittik içmeye bir de böyle ben bilirim falan havasında bir de giderse o kadehi kavrarsa şöyle göbeğinden gerçekten böyle şey yapıyorum yani error veriyorum çünkü O zaman madem bilmiyorsun abi ya, öğren ya, bilmiyorsun diye bir şey yok. Kaç yaşına gelmişsin adamsın ya, öğren şunları. İçme abi o zaman. Adamına göre içe de içme. Neyse, konu sadece bu da değil. Her şey de böyle bence. Şu da var, ben bunu kendim de yaptım ya, o yüzden karşımdakinden de bekliyorum aslında.
Mesela gittik sushi yemeğe tamam mı? Sushi'yi pirinç kısmından değil de balık kısmından soy sosuna batırmaya bayılıyorum arkadaşlar. Çünkü gerçeği bu. Olması gereken bu. Balığı batıracağız, pirinci değil. Karşıdaki kişi bunu yaptığında, o kadar da değil. Bir şey demiyorum ama bakıyorum ki bana bakıyor mu? İşte yani hani öğrenmek istiyor mu falan yoksa kendinden emin mi? Böyle oturup karakter analizi, şaka yapıyorum.
Ya da mesela gelen kumaş servis peçete var ya, onun da bir adabı var. Onun katlama şekli var. İşte hani içeri tarafa gelsin, içeri tarafa dudağı hafif hafif sürtüyoruz ki o pislik gözükmesin diye. Ya da onu bırakırken masaya yemek bittiğinde katlamıyoruz ama buruşturmuyoruz. Olduğu gibi, however it is, alıyoruz onu koyuyoruz masanın üstüne falan. Bunlar beni mutlu ediyor. Bunların hepsini çalışarak öğrendim. Sonrasında bunu da biliyoruz ama kaşık hep sağ elde. Burada böyle quick tips vereceğim sadece. Yani genel bir şeye giremem çünkü zaten zaman yetmez.
Kaşık hep sağ elde. Eğer bıçak işin içine giriyorsa o zaman tabii ki iş değişiyor ama... ...çatal bıçak da o oluyor. Kaşık hep sağ elde, tamam. Ben hatta ne yapıyorum biliyor musunuz? Size bir tips vereyim yine. Şöyle yapıyorum, yemeğe gitmeden önce gideceğimiz yere... ...tabii ki bu hani date olduğunda yoksa annemlerle kebapçıya gittiğinde bunu yapmıyorum herhalde... ...ama diyelim ki bir yemeğe gideceğiz, date'e gideceğiz yani. Neresi olduğu belli falan bir yer, ona göre giyiniyorsun falan. İşte seni gelip alıyor belki. Belki değil, gelip alıyor.
Çünkü çok severim ya ben bu jestleri falan. Gelip alıyor mesela. Ben de böyle arabaya binerken önce oturuyorum, sonra bacaklarımı toplayıp arabanın içine alıyorum. Sonra kapıyı kapatıyor falan. Zaten bende denize çıkmak istiyorsa beni iyi hissettirmekten mutlu olmalı. Ben de onu aynı şekilde. Beni iyi hissettirme iznini vermeliyim.
Receiving and giving. The art of receiving'i. Bir şeyi kabul edebilme sanatı. O yüzden kapımı açsın. Ben de güzelce kapımı kapasın. Gidelim şöyle mis gibi. Shall we read? He's not there, babe. Sonra bakıyorum restoranın menüsünden ne yemekler var falan. O yemeği böyle, hani challenging foods var ya, zor yenen yemekler. Mesela öyle bir şey varsa ona göre kendimi ayarlıyorum. Böyle mesela standing pants vardır. Bir de stand up pants vardır. Yani oturma pantolonları, bir de ayakta olma pantolonları. ona göre böyle kokteylsle ayakta durma pantolonu da gilinleme oturacaksak ve çok yiyeceksek onun kıyafeti ona göre değişir ya da challenge food zorlayacak bir yemek varsa ona göre seçiyorum kendim elimi oluşturuyorum falan çünkü benim için yemek çok önemli ben yemek yemeği çok seviyorum biliyorsunuz kötü yemek yemeği de sevmediğim için önden böyle çocuğu bekletmeyeyim yarım saat diye bakıyorum menüye gerçekten bunu dinleyen bir erkek olursa benimle buluşmaması çok olağan ama bu işler böyle
Akıyor, bu kadar zor değil. Akıyor, güzel akıyor. Merak etmeyin, korkacak hiçbir şey yok. Şimdi geleceğiz işin özelleşme kısmına. Ama önce sizin dinlemeniz gereken bir reklam var. Çünkü niye? Bu podcast var olmaya devam etmeli, baby girl. Baby girl! Şimdi ne oldu? Doktor Güneş var ya.
Hoş geldiniz! What you know about me, big G-L-O in that G-L-E-R! Welcome back, Serena! Devam ediyoruz. Ne yapıyoruz dedik, özelleşiyoruz. Arkadaşlar, bunun bir ismi var bahsedeceğimiz konunun. The art of meeting new people. Yani yeni insanlarla tanışma sanatı. Birincisi arkadaşlar.
Ne yapıyoruz biliyor musunuz? Risk alıyoruz. No risk, no story. Yani risk olmazsa hikayede olmaz yazılacak. Ne yapıyoruz? Risk alalım derken solo gidiyoruz. Tek başımıza, eventlere gidiyoruz değil mi? Demiyoruz ki ay ne yapacağım ben tek başıma falan. Hayır arkadaşlar, dik dur, tacın düşmesin ve git o evente. Ve ne yap? İnsanlarla tanış, adım at. Ne yap? Hello de, hi de. Ne bu biliyor musunuz? Burada öğrenmemiz gereken the art of chit chat. Yani chit chat yapmak, işte iki lafın belini kırma sanatı daha doğrusu. Ve bundan kaçıyorsan, yani o small talk'tan, o iki dakikalık, üç dakikalık konuşmadan kaçıyorsan, bunun da bir yöntemi var. Az az başlıyorsun, yavaş başlıyorsun, çok basit. Günaydın, merhabadan sonra. Mesela günaydın, nasılsın, iyi misin diyorsun ya. Orada sana iyiyim diyor falan. Bizim cevabımız iyiyim sen olmamalı. Biri bana günaydın nasılsın dediğinde iyiyim sen demeyeceğim. Ne diyeceğim? İyiyim ama işte bu havalar beni biraz işte mesela kötü yapıyor ama daha iyi olacağım falan. Bir şey koy oraya. Konuşmanın devam etmesini gerektiren bir şey koy. Bir şey at ortaya. Ve gerçekten bunun gerçek olmasına gerek yok ya. Salla bir şeye.
Mesela günaydın, nasılsın? İyiyim ya, şu aralar keyfim çok yerinde. Aa, niye, ne oldu ki? Çok iyi ya, işte şöyle böyle falan, güzel. Genelde tabii ki çok da gerçek olmasına gerek yok yani. Of, kötü ya, annem dün şöyle yaptı, bugün de böyle acır cır olmuşum falan. Gerek yok yani, güzel şeyler. Positive vibes only, babe. Ama ne yapıyoruz bu çerpte, yani iki lafın belini kırarken? İş, eş, bunları sormuyoruz. Öz ele girmiyoruz, tamam mı? Bunun kuralı bu. İki. Biz kendi entereslerimizin, kendi ilgi alanımızın peşinden gidip onları zenginleştireceğiz ki, bizi biz yapan özelliklerimizle kendimizi sunabilelim, kendimizi prezente edebilelim. Tamam mı? Mesela benim kendimi çok sevdiğim ilgilenlerim var. Mesela yemek olur, o şu olur, bu bir sürü var değil mi? Ve bunları kendimi sunma anlamında da güzel kullanmaya çalışıyorum. Çünkü bizi biz yapan özelliklerimiz... Bizi biz yapan... Oha! O cümleye bak! Baş yapıt! Yani, insanlarla bunları konuşacağımız için ve bunlardan da güzel, daha derinlemesine bahsedebileceğimiz için bunlar önemli.
Ama bunu yaparken bir ayrıntı vereceğim. Mesela diyelim ki senin interesin, senin ilgi alanın politika. Ve politikayı derinlemesinde konuşuyorsun. O zaman karşıdaki sıkılır. Ve politikayı konuşan insanlar bulman gerekir bunun için. Ve onlarla da small talk olmamış olur. O yüzden burada kural var. 60 saniye boyunca kendimiz konuşmayı sürdürüyorsak, karşıdakine söz vermediysek, işte orada bu çit çeti iyi yapamadık, bu artı icra edemedik. İki lafın belini kırma. Sanatından kaldık. F, F aldın.
O yüzden karşı tarafa da söz vereceğiz. 60 saniyeyi geçmeyeceğiz. İlgi alanlarımızı çoğaltıp bazılarında daha derine ineceğiz. Tamam mı?
Arkadaşlar, bitch face güzel, okey ama bu durumlarda böyle yeni insanlar tanışırken bunun sanatında bitch face'in işi yok. Yani böyle suratımızı somurtup, I'm the coolest girl in the club yapmayacağız. Yani buradaki en cool kız olmanın kuralı bu değil. Suratımızı ekşitmek değil. Ulaşılabilir olacağız. Ulaşılabilir olmak derken, sosyal medyada ulaşılabilir ol, sokakta ulaşılabilir ol demiyorum. Yeni insanlarla tanışmak istiyorsak, approachable, ulaşılabilir olmamız gerekiyor.
Tamam mı? Bu da cool'luk aslında. Beden diliyle bunu yapabiliriz. Telefonumuzla oynuyorsak sürekli... ...ve telefonumuzu arkadaşımızın tezgahına atıyorsak... ...kırkırkır böyle ya da bitchface yapıyorsak... ...millete böyle somurtup bakıyorsak... ...kusura bakmayın ama kimse bizimle görüşmek istemez. Niye görüşsün? Ne vereceğiz ki ona bitchface'den başka?
Vücut diri demişken, dördüncüsü de vücut diriydi zaten. Burada da ne yapacağız? Düz duracağız, omuzları geride. Bu arada ben küçükken çok komik yürüyüşte çalışıyordum. Alıyordum kafama bir tane kitap, yürüyüş. Hatta bir ara çok sardım, model yürüyüşü falan çalışıyorum, tamam mı? Ama yürüyüş çok önemli ya, gerçekten. Hele bir ortama girdiğimizde kapıyı açtık, arkamızdan gelene kapıyı da tutuyoruz falan, okey, bunu da söyledim. Sonra o yürüyüşümüz, dik yürüyüş, bir yere odaklanmış yürüyüş falan, tamam mı? Hızı falan. Bunlar önemli ayrıntılar. Şekil ama önemli ayrıntılar.
Benim için böyle. Beden dilimizi kullanırken ellerimizi böyle cebimize falan değil de, yanımızda tutabiliriz. Tamam, telefon zaten yok dedik, elimiz yanımıza. Belki işte elimizde kahve yudumluyoruz falan, onda olabilir ama... ...cebinde olamayacak. Ya da arkada böyle, ağ gibi şöyle tutmayacağız yani. Sonra arkadaşlar, göz teması. Beden dilinde göz teması çok önemli tabii ki. Bunu hepimiz biliyoruz. İnsanlara dinlediğimizi göstermek çok önemli.
Ve gülümsemek. Gülümseyeceğiz, güleceğiz. Enerjik, pozitif, güleceğiz. Böyle yani. Ve işte bu da bizi daha ulaşırabildik kılar. Güzel anlamda ulaşılmak. Gülümsemek, hani ben açım insan tanışmaya. Burada mutluyum, olduğum yerden. Okey? Kontentim. Soy contenta, amore. Çok önemli. Balancing Act diye bir şey var. Yani denge davranışı burada. Denge aksiyonu. Ne oluyor? Kendimiz hakkında konuşuyoruz ama karşıdakinin de kendi hakkında konuşmasına izin vereceğiz ve buna tepki vereceğiz. Yani bir reaksiyon göstereceğiz. Dinleyeceğiz, anlayacağız, süzgeçten geçireceğiz ve bir cevap vereceğiz. Bu çok önemli. Çünkü ne dedik? İnsanların hakkında kalmak istiyorsak onlarda bir his yaratacağız. Onları dinlemek de psikolojik olarak bize bir yatırım yapmalarını... Artık kendimi Adile Yıldırım gibi hissediyorum şu an.
Ama ne yapayım yani? Bunlar sonuçta bilimsel şeyler değil. Güzel şeyler konuşuyoruz. Sosyal şeyler. Bırakalım bize anlatsınlar kendilerini. Bu yüzden de çok önemli. Burada yes no questions. Evet hayır sorularından öteye geçmemiz gerekiyor. Tamam mı? Sen şu filmi izledin mi? Evet. Yani insanlara soru sorarken de evet hayır değil, arkasında bir şeyler söyleyebileceği sorular ekleyeceğiz. Ve tamam tanıştık. Güzel şeyler paylaşıldı. Eee sonrası. yaz sonra ne yaparım senden sonra acımadan geçer yıllar zamanla yalnızlık başlar yola çıkar pişmanlıkla kal sevgini de al gidiyorum ben sen hoşçakal bugün sen sus leirin yarınları var gidiyorum ben sen hoşçakal
Curse of Queen! Şimdi arkadaşlar, ne yaptık? Tanıştık ettik. Follow-up'ını da yapacağız. Yani, 1-2 gün sonra hemen böyle bit gibi, şey bitir gibi bitmeyeceğiz. Bu podcast var ya, bitmeyeceğiz yani. 2-3 gün sonra, aa nasıl gidiyor falan. Toplam çok güzeldi. Ben kendime şunları kattım gibi böyle güzel, tatlım. Korkutmayan feedbackler vereceğiz, tamam?
Çünkü bu iletişim buna değer. Neleri atlatmadınız ki? Tanıştınız, konuştunuz ve o garip sessizliği de atlattınız. Onu survive ettiniz. Hayatta kaldınız o sessizlikte. You survived the awkward silence. Tamam mı? O yüzden değiyor, bunu hak ediyor ilişkiniz. Şimdi geldik en önemlisine.
Abartmadan cool giyinmek, cool gözükmek. Yani, being cool but still being genuine. Tamam mı? Burada da şöyle bir şey var arkadaşlar. Modayı satın alabilirsiniz ama personal stili, yani kişisel stili satın alamazsınız. You can buy fashion but you can't buy personal style. Burada ne önemli? Birincisi yani, o cool gözükmek de kıyafetle, tamam mı? Görünüşte. Hani içten cool look okay ama görünüşte de cool olmak için. Birincisi, özgüven...
...ve kendinden eminlik, yani self-confidence, self-assurance, tamam? Bunlar çok önemli. İkincisi, nasıl eğlenceli bilmek arkadaşlar. Bazen yani o sınırları aşabilmek gerek biraz, tamam mı? Öyle, ben onu yapamam, bunu yapamam. Hayır ya, bazen kurallar yıkılmak içindir. Bunda ayarı var, dengesi var. Her şeydeki gibi denge. Burada ne demek istiyorum? Sponsor olabilmek, biraz macera sever olmak. Ve kutunun dışında düşünebilmek, yani herkes gibi düşünmemek. Another brick in the wall olmamak. Bu ne? All in all is just another brick in the wall. We don't need no education. Bu şarkısı var ya, diyor ki orada Pink Floyd. Another brick in the wall olma. Yani duvardaki herhangi bir tahta, tuğla olma. Burada da öyle. Biraz farklı düşünebileceğiz. Bunun için de ayrıca çalışma yapılabilir tabii ki. Ve arkadaşlar, fiziksel görünüşümüzde anında düzeltebileceğimiz şeyleri söylüyorum. Hani benim burnum şöyle, ağzım şöyle, bu şöyle. Önemli değil. Kilon önemli değil. Ne önemli? Çok önemli. Hijyen. Bu bizi hem iyi hissettirecek hem dışarıdan çok güzel böyle akpak yani temiz bir görüntü tamam mı? İkincisi, giydiğimiz kıyafetler tabii ki önemli. Burada en önemli şey bizi yansıtması. Çünkü o kıyafet bizi yansıttığında bizim tarzımızsa eğer biz kendimizi iyi hissediyoruz. Benim tarzım değişti. Ben özel renkli renkli giyiyordum. Daha edgy, daha böyle uçlarda bir tarzım vardı. Gösteriyorum ara sıra sosyal medyada. Şu an ise genelde hep siyah giyiyorum ve tek tip giyiyorum. Bu şu an hem bana zaman kazandıran hem de kendimi daha böyle karakterimle öne çıkarmaya çalıştığım bir dönem olduğu için böyle hissediyorum kendimi. İleride değişebilir. Özellikle bir de şu an hastanede falanım ya çok fazla aktifim o yüzden de kıyafetle zaman ayırmak istemiyorum ve çok seviyorum. Hastanede hep böyle aynı scrubslar çok var bende. Hep aynısını giyiyorum düşünmüyorum da ne giyeyim ne edeyim diye alıyorum giyiyorum. Bu beni rahatlatıyor şu an böyle stilim. Ve ben buna rağmen kendimi çok iyi hissediyorum ya. ...simsiyah atışörtlüyorum, altına kot pantolon. Kendimi çok iyi hissediyorum. Çünkü ben onu da iyi hissettiğim için... ...kendimi özgüvenli hissediyorum. Ama ben şu an, çektiğim elbise giysem kendimi iyi hissetmeyeceğim. Geçen giydim, podcast kaydetmeye gittiğimde video çektik hatta. Sonra dedim, bu kim ya falan. İyi hissetmedim kendimi. Elbise güzeldi ama ben o hissetmiyordum.
Anlatabiliyor muyum? Ne olduğundan ziyade size uygun olup olmadığı önemli. Ve saç. Saçımızın, yani bad hair day, good hair day falan var ya işte, iyi saç, kötü saç falan bunlar çok önemli gerçekten. O yüzden dikkat etmemiz gerekiyor özellikle bugünlerde. Öyle gittiğimizde bu bizim yansıyacak yani hissimize.
Ve en önemlisi bu. Unique Twist. Bizi biz yapan, bizim insanların aklında kalmamızı sağlayacak olay değiştiren şey, tamam mı? Twist. O böyle her şeyi değiştiriyor. Tek bir dokunuş. Mesela sizin kemik gözlükleriniz vardır ve herkes bunu bilir. Hep o gözlükleri takıyorsunuzdur. Sizin tüm kıyafetiniz sade de olsa, her şeyiniz sade de olsa o sizi öne çıkarır. Flar vardır belki sizi siz yapan. Ya da başka bir şeyiniz vardır ve o sizin imzanızdır, tamam mı? Unique Twist bu yani. İmza şey. Olmalı. Bu parfümünüzdür mesela. Başka bir şeyinizdir ama olmalı.
Bir de cool olmanın ölçülerinden bir tanesi, sinirlenseniz bile sakinliğinizi bozmayacaksınız. Cool olmamak demek şey değil yani, hissiz, donuk falan, hayır. Emoşlun olarak biraz daha o ortamlarda birbirimizi bir şeye kızdırdın falan, okey yani, hani sakin olacağız ya. Act cool. Bir de dediğimiz gibi, o kendi tutkularımızı ve ilgi alanlarımızı genişleteceğiz. Bu çok önemli. Kişiyi kişi yapan özelliklerinden bir tanesi bu çünkü. bunu tekrar tekrar söylemek istiyorum mesela hani sanat olsun tarih olsun hayvandan olsun işte roman olsun politika bir sürü şey var seçebileceğimiz ama ne dedik buradaki trik ne çok fazla konuda bilgi sahibi olmak ama birkaç yere derinleşmek ki konuşabileceğimiz havuz artsın sohbetimiz zenginleşsin daha fazla popülasyondaki kişilere ulaşabilelim ve sonuncusu arkadaşlar
...diğer insanlara da ilgi göstermek, tamam mı? Hep biz, hep biz, hep biz yok. Onların da ilişkilerimizi güçlendirmek için... ...insanların da görüşlerini, onların interest, ilgi alanlarını, onların tutkularını... ...dinleyip, gerçekten dinleyip, ona göre fikir belirteceğiz, yorum yapacağız... ...salışmak istiyorsak yani insanlarla ve cool olmak istiyorsak.
Ne söyleyeceğim şimdi, ne söyleyeceğim diye düşünmeyeceğiz. Aklımızdan sürekli bunu geçirmeyeceğiz. Ay ben şimdi ne söylesem, ne söylesem. Ne söyleyeceğimi düşünmeye geçip, çünkü söyleyemiyoruz bunu sürekli düşündüğümüzde. Ve arkadaşlar, bu çok güzel bir kural. 50-50. 50-50. İletişim böyle. Yarı o, yarı sen. Yarı o, yarı sen. Bir üstünlük olunca işte o ilişki devam etmiyor. Konuşma anlamında, iletişim anlamında söylüyorum.
ve şimdi ne yapacağım biliyor musunuz size böyle basit basit birbirinden bağımsız küçük küçük tipler vereceğim mesela ilk izlenim için taktikler şimdi arkadaşlar eğer herhangi bir sıkıntımız yoksa biri geldiğinde odaya ilk başta o bize selam verdi bizim de ayağa kalkmamız gerekiyor tamam mı Eğer bu mümkün değilse, mesela derim ki o an kucağımızda bilgisayar var. O zaman öne doğru hafifçe eğilebiliriz. Karşı tarafa dikkatimizi verdiğimizi gösterebiliriz, tamam mı? Ve sağ elimiz hep serbest kalsın çünkü sağ elimiz ne için arkadaşlar? Tokalaşmak için. Yani yeni bir ortam, bir şey mi içiyoruz, bir şey mi yiyoruz. Sol elimizde olsun ki biri geldiğinde o böyle, ay hangi elimde olsa, ay elim dolu ya falan, işte şeyi uzatmak, dirsek falan filan bunlara girişmeyelim. Gerek yok. ve çok önemli mesela unutkansanız ve insanların ismini hatırlayamıyorsanız ki bazen bir gidiyoruz 30 tane kişi tanışıyoruz artık yüzler ve isimlerin hepsi aynı olmaya başlıyor herkes aynılaşıyor falan o zaman oturup da isminizi unuttum pardon dememek gerçekten ayıp e ne yapalım biz şimdi mi söyleyemeyelim çok daha kötü oluyor
Diyeceğiz ki, ya isminizi tekrar paylaşabilir misiniz? Dilimin ucunda ama hatırlayamadım. Karşıdaki aa tabii ki falan filan diyecek. Bunun isminizi unuttuğundan farkı şu, yani ben isminizi unutmadım. İsminiz aklımdaydı ama gitti. Hani böyle falan. Çok fark etti ama. E diyor tabii ki. Önemsiz hissetmiyor karşıdaki. Anlatabiliyor muyum? Ve arkadaşlar karşıdan beklemeden adımızı kendimize söylüyoruz. Merhabalar, ben Tuğba Güneş. Memnun oldum.
Bunu aynada çalışabilirsiniz, çok işe yarıyor. Göstemesini koruyarak. Şimdi geldik konuşmada taktiklere. Mesela böyle birileri utandırıcı, zor durumlar yaşıyor olabilir ya. Challenging situations. O zamanlar böyle sessiz kalmak yerine hani nazikçe, birazcık şakacı bir şekilde falan durumu kurtarabiliriz. Ne gibi mesela? Diyelim ki birisi tökezledi falan, düştü ya da yemeğin üzerine döktü, bir şey oldu, kaşık düşürdü. Öyle durumlarda diyeceğiz ki mesela, işte umarım iyisiniz dedim, bir neyse bir şey olmadı. Ben de böyle düşüyorum ara sıra işte böyle toplantılarda falan ya da buluşmalarda. Herhangi neyse işte insan için de her şey yolunda durum varım falan deyip, durumu böyle nazikçe kotorabiliriz. Örnek çok güzel olmadı belki ama anladınız bence olayı. Anlatabildim. Ve bir grupla sohbet ediyorsak arkadaşlar, grupta sadece kendi ilgi alanımızda olan bir konudan konuşmayacağız. Daha genel konulardan konuşacağız ve tek bir kişiye odaklanmayacağız istediğimiz kişiye. O kişiden hoşlanıyorsak da öyle bir şey yapmayacağız. Genel herkesle göstermez kuracağız teker teker, tamam mı?
Ve yeni tanışıyorsak dedikodu ve eleştiri yok, yok, yok. Ve çok önemli kişisel alana saygı. Genelde yani insanlarla aramızda konuşurken 60 santim olmalı. At least. Tamam mı? Çünkü çok yakından böyle kulağımın arkasından gelen bir iltifat bile beni çıldırtabilir. Yani ne oluyor ya? What's happening? Ay bir de, bir de. Şimdi arkadaşlar diyelim ki birisi zor zamanlardan geçiyor. Boş ver ya. Nasıl hissettiğini ben de biliyorum falan. Hayır bilmiyorsun, bilemezsin. Mesela ben bunu, tamam şimdi kötü bir konuya geçeceğim de. Deprem zamanına gittiğimde annemi kaybettim falan diyor. Küçücük çocuk bana diyor ki benim annem yok mesela, bir şey oluyor. Ne diyeceğim? Nasıl hissettiğini biliyorum mu diyeceğim? Ya diyemiyorsun. Böyle orada benim mesela boğazım düğümlenmiş, sesit kaldım. Sonra dedim ki, sessiz kaldığım için kendime kızdım da. Sonra dedim ki, Tuğba, sessiz kalmak bile yani seni anlıyorum demekten daha iyi. Çünkü anlayamam ki. İşte öyleyim, çok üzüldüm. O diyecek ki, üzülemezsin ki benim kadar. Haklı, haklı. O yüzden böyle küçümseyici, yaşadığı deneyimi de küçümseyici laflar kullanmak yerine, sadece yani seninleyim, buradayım diyebilmek ve sadece dinlemek bazen daha bence yararlı. Yine aynı şekilde arkadaşlar, mesela diyelim ki bir arkadaşımız sevgilisinden ayrıldı ya da eşinden boşandı.
Burada da nasıl hissettiğini biliyorum. İşte bu seni kötü hissettiriyordur falan. Yani sana derler ki bir defol git yani. O yüzden burada en güzeli desteklemek. Nasıl peki? Sözlerimizde değil de sadece dinleyip davranışlarımızla bunu göstermek. İşte mesela hani bak çok güzel bir örnek. Vefat eden kişi için ağaç dikmek, fidan dikmek ya da destekleyici bir not yazmak, kahveye çağırmak, onu yapmak. Hani adınız bir aksiyon. Yanındayım aksiyonu. Lafla değil sadece. Bu tabii ki yeni tanışma için bir taktik değil ama genel söylemek istedim. Genel görücü kuralı bence bu da. Arkadaşlar bu konular çok güzel değil mi? İsterseniz bu konuları daha sonraki podcastlerde, popcastlerde zenginleştiririz. İşte mesela first date etiket, işte ayrılma etiketi, mannersı, işte mesela daha sadece iş için, iş ortamında workspace etiket falan gibi konuşabiliriz. Çünkü ben de bunları internetten araştırıyorum, öğreniyorum, uyguluyorum. 20 yıldır da bunu yapıyorum. 20 oldu mu? 29 yaşındayım. 15 yıldır yapıyorum. Tamam mı? Sizi çok seviyorum. Farklı bir podcast oldu. Benim için de çok eğlenceli oldu. Umarım muhteşem bir hafta geçirirsiniz. Unutmayın. Ne yapıyoruz arkadaşlar? Sağda duruyoruz, bekliyoruz. Soldan yürüyoruz. Tamam mı? Çok önemli. I love you!
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.