
3.118 kelime · ~16 dk okuma
Özgür olan *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** Bilmiyorsanız Kuzey Kore diktatörlük içinde yaşayan bir ülke. Ülkede yaşayan insanların dış dünyayla hiçbir bağlantısı yok. İnternet, haber, her şeyi devlet kontrol ediyor. Ve insanların ülkeden çıkması da zor yani. Ülkeyi terk edemiyorlar ya da bir şey yapamıyorlar. Hiçbir şey yapamıyorlar yani aynen. Seçim falan da yok.
Ve Kuzey Kore'deki insanlar olimpiyata gidince, yani olimpiyatlara katılıyorlar, her 4 yılda bir komik oluyor hani. Acaba ne kadar güvenlik oluyor yani? Kaçabilecekler mi, kaçamayacaklar mı? Ya da şey mi diyorlar hani, kaçarsanız tüm ailenizi keseriz falan mı diyorlar, bilmiyorum. Bu arada Kuzey Kore'den Güney Kore'ye koşarak kaçanlar oluyor sınır kapısından.
Evet, zor bir şey. 2014'te çıkan The Interview filminin başrolleri Seth Rogen ve James Franco. Bu ikili daha önce bir sürü saçma Amerikan komedi filmi çekti. Ama bu çektikleri Kuzey Kore'yi konu alıyor. Filmde James Franco bir talk show sunucusunu canlandırıyor. Hani Jimmy Kimmel, Jimmy Fallon gibi insanlar var ya sürekli bir ünlü konuk alıyorlar. İşte filmi çıkacaksa ünlü o filmini tanıtıyor. Sonra saçma sapan oyunlar oynuyorlar ve viral oluyor ve ünlü kültürü de bu şekilde devam ediyor. Bu bayağı Amerikan kültürünün içinde olan bir şey bu talk showlar.
Aynen, filmde James Franco bir talk show sunucusu, Seth Rogen da onun yapımcısı. Bunlar böyle sürekli röportaj bir şeyler yapıyorlar ve bir gün şeyi öğreniyorlar. Kuzey Kore'nin lideri Kim Jong-un bunları izliyormuş, çok seviyormuş. Hatta bunların Kuzey Kore'ye gelip kendisiyle röportaj yapmasını istiyormuş. Ve filmde şey, gerçekten Kuzey Kore'nin liderinin ismini kullanıyorlar. Hani şey yapmaya çalışmamışlar. Kuzey Kore'ye Batı Kore falan diyelim ve isimleri değiştirelim değil. Gerçekten adamın gerçek ismini kullanıyorlar.
Ve bu arada Kuzey Kore'nin lideri Kim Jong-un böyle Hollywood filmlerini takip eden film izleyen bir adam. Gerçekte de bildiğim kadarıyla. Bu da komik. Hatta Dennis Rodman diye bir basketçi var. Bir ara Michael Jordan'la da bayağı oynamıştı. O adam sürekli Kuzey Kore'ye gidip geliyor böyle takılıyorlar falan. Gerçekten insanların yalnızlığı nelere yol açıyor bilmiyorum. Filmde
Kim Jong-un bana röportaja gelin deyince CIA, Seth Rogen ve James Franco'ya gidiyor ve şey diyor, bizim için Kim Jong-un'u öldürebilir misiniz? Hani çünkü biz onu öldürmek istiyoruz ama yapabileceğimiz çok bir şey yok. Ülkeye giriş çıkış olmadığı için bir şey yapamıyoruz diyor. Seth Rogen ve James Franco da tamam diyorlar bir şekilde. Sonra Kuzey Kore'ye gidiyorlar. Bunlar Kim Jong-un'la arkadaş oluyorlar. Bayağı takılıyorlar. Bir ara sevmeye başlıyorlar. Saçma sapan şeyler yaşıyorlar. Tam böyle bir abartı, çok saçma bir Amerikan komedisi yani.
Ve bu filmin fragmanı çıktığında, 2014'te, bu bir Sony filmiydi. İlk olarak şöyle bir şey oldu, Sony hacklendi. Ve bir sürü Sony çalışanının adresi sızdırıldı, e-mailler, bazı filmler sızdırıldı. Ya da şey sızdı yani, hani stüdyolar filmleri izleyip sonra filmlerle ilgili not paylaşıyorlar ya, yani...
Aynen, e-mail'leşiyorlar film nasıl olduğuyla ilgili. Marvel'ın başı Kevin Feige'ye bir gün işte Amazing Spider-Man 2'yi sormuşlar e-mail'de. O da böyle çok uzun bir not yazmış filmi nasıl bulduğuyla ilgili. Andrew Garfield'ın oyunculuğu abartılı falan diyordu. Ya da filmle ilgili artı eksileri söylüyordu. Neyse, bir sürü şey sızdırıldı yani. Ve sonra dendi ki siz bu filmi vizyona sokmayın. Sonra bir şey olmadı pek. Filmin galası oldu Aralık ayında, 2014.
Ve galadan sonra Kuzey Kore bir tehdit mesajı yayınladı. Bu film vizyona girerse olacaklardan biz sorumlu değiliz diye. Böyle olunca bir sürü Amerika'daki sinema filmi yayınlamaya çekindi. Ne yapacağız diye. Ve bir sürü sinema yavaş yavaş hani biz filmi göstermeyeceğiz dedi. Bundan sonra da Sony o zaman biz filmi tamamen çekiyoruz yani dedi. Ve bir anda filmin o sırada promosyonu da yeni başlamıştı. Hani oyuncular röportaj veriyorlar ya. Salak youtuberlarla 4 dakikalık röportaj videoları çekiyorlar. Benim gibi ben. Onlara saçma sapan sorular soruyorum. Çünkü 4 dakikadan fazla konuşamıyoruz. 4 dakikadan fazla da konuşulmuyor. Çünkü... Aynen. Aynı gün içinde böyle 800 röportaja falan giriyorlar. Robot gibi. O yüzden o röportajlarda iyi bir şey çıkarmak da zor oluyor. Ama benim gibi harika biriyseniz tabii ki çok harika röportajlar yapabiliyorsunuz.
Ve sonra bu olaylardan sonra Obama çıktı ve dedi ki, Sone'nin filmi... O sırada Amerika'nın başkanı Obama'ydı. Sone'nin filmi kaldırması saçma oldu. Hani bir tane Kuzey Kore bize laf etti diye biz... Biz sizin sansürünüz... Yani otosansür mü yapacağız? Biz Amerika'yız dedi. Kendimizi ifade ederiz ve... Dedi ki işte öyle şeyler dedi. Sonra da Sony dedi ki yani bizi aslında filmi vizyona sokmaya okey. Sadece sinema salonları istemedi. Sonra da şey oldu. Böyle 300 tane bağımsız sinema salonu filmi oynatmaya karar verdi. Onlar oynattılar. Film aynı anda da internette çıktı. İnternetten izleyebiliyordunuz satın alıp.
Ve bu sırada film bir ay sonra İngiltere'de vizyona da girdi ya da başka ülkelerde ve hiçbir şey olmadı. Aynen bugün sizlerle sansür meselesini konuşmak istiyorum. Otosansür ya da genel sansür ya da aile içinde bazı konuların sansürlenmesi, bastırılmış duygular. Bu bölüme hoş geldiniz.
Ve bölüm bitti. Çünkü bölümün hepsini sansürledik. Feyyaz Yiğit'in mine bir tweeti vardı. Çok şey söylemek istiyorum ama söyleyemiyorum diye. Hatırlıyor musunuz? Neyse. Başlayalım o zaman.
Evet bu sansür meselesi, otosansür meselesi çok ilginç ve bence içinde yaşadığımız toplumda sorulması gereken en önemli sorulardan biri. Ve yine her bölümde olduğu gibi ben size bir sürü sorular sorup düşüncelerimi söyleyeceğim ama bu konuyla ilgili de aşırı net bir düşüncem yok. Ve gerçekten aşırı net düşünceleri olan insan neyse. 5 saat konuşmak istemiyorum. Şey diyecektim. Söylüyorum. Aşırı net düşüncesi olan insanlar bazen irite edici olabiliyorlar. Ama bazen de gerçekten doğru bir düşünceyi çok önemli bir şekilde kendinize emin olarak savunmanız gerekiyor.
Sansür günümüzde sürekli karşılaştığımız bir şey. Yani gerek siz ailenizle konuşurken, ailenizle bir şey söylemek istemeyince bile kendinize sansür uygulamış olabiliyorsunuz ya da bir şey birine söylememeyi tercih ediyorsunuz. Ya da bazen bazı ülkelerde bazı internet siteleri yasaklanıyor veya bazı filmler, bazı kitaplar yasaklanıyor. İnsanların bazı bilgilere erişimi yasaklanıyor.
Ya da bazen bazı şeylerle ilgili insanların konuşması yasaklanıyor. Ve tabii ki en üstten bakınca bir şeylerin yasaklanması bence çok mantıklı değil. Ama önce size çok iyi bir filmden bahsetmek istiyorum. Çünkü bence bu film sansürle alakalı. Yani devletlerin sansürü ve işte ona karşı gelmekle alakalı değil ama bir ailenin yaşadığı bir durumun içindeki sansürle alakalı ve bence bunu çok iyi anlatıyor.
Filmin adı The Farewell. Film, Amerika'da yaşayan bir Amerikan Çinli bir kadının hikayesini anlatıyor. Yani annesi Çinli, onlar göç etmişler Amerika'ya. Bu kız da burada doğmuş. Ama ailesi hala, anneannesi falan Çin'de yaşıyor o ailesinin büyük bir bölümü.
Bir gün bu kız anneannesinin kanser olduğunu öğreniyor ve sonra Çin'e gidiyor anneannesini ziyaret etmek için. Ama ailesi ana karaktere diyor ki anneannene anneannenin kanser olduğunu söylemeyeceğiz çünkü bilmesinin çok bir önemi yok. Ona başka bir şey deyip tedaviye götüreceğiz. Böylece hem kendisi mutlu olmuş olacak hem de biz de onu sürekli ziyaret ederek son günlerinde mutlu olmasını sağlayacağız diyor. Ama bizim ana karakter Amerika'da yetişmiş ve kişisel haklar ve herkes her şeyi bilmeli diyen biri olarak
Hayır, işte söylememiz lazım. Neden böyle oldu? Niye şöyle oldu?" falan diyor. Ve tüm film bu ikilem üstüne yani. Kız anneannesine bir şey diyecek mi? Ve duygusal sahneler izliyoruz yani. Anneannesiyle beraber takılıyorlar ama anneannesi ne olduğunu bilmiyor. Herkes ona iyi davranıyor. Ve film sadece bunu değil, şeyi de anlatıyor. Kültürler arası farkı yani. Amerika'dan gelen biri... Ailesi ona nasıl davranıyor? Mesela bir tane komik bir sahne var. Bizim ana karakter genç yaşlarda. Benim yaşımda falan galiba. 28-30 falan. Bir sahnede kız mantı yiyecek. Kaç tane mantı istersin diyor.
Anneannesim diyor annesim hatırlamıyorum da işte biraz daha otorite figürü kız iki tane falan alırım diyor öbür tarafta iki az diyor kız o zaman 12 tane istiyorum diyor ama sonra otorite figürü o da fazla deyip 8 tane mi ne veriyor yani tam böyle hani ne yapacağın önceden kararlaştırılmış bir şekilde Aynen hiç senin yani oradaki tek olay kızın istediğinin istenmemesi yani ne istese az ya da fazla sadece otorite figürünün dediği önemli. Neyse bu filmin sonuyla ilgili çok bir şey söylemek istemiyorum ama filmin sonunda iki tarafı da anlıyoruz yani kanser olduğu söylensin mi söylenmesin mi tarafını da ve çok da şey olmuyor, kanser olduğunun söylenmemesi çok büyük bir sıkıntı ya da yol açmıyor. O yüzden şey oluyorsunuz, ha böyle de olabilirmiş diyorsunuz. Ve bu filmi izlemediyseniz izleyin bence. Çok sade bir film ve sürekli sizin yüzünüze vurmuyor ne hissetmeniz gerektiğini ya da ne olması gerektiğini. Ve o yüzden bence aşırı konuşulan bir film değil. Substance gibi... Falan.
Ben ergenken böyle 4-5 yaşlarında bir kuzenim vardı ve bir gün annesi ve babasıyla konuşuyordu. Ve ölümle ilgili bir şey sordu. Ölecek miyim falan diye ya da işte annesi babasına siz ölecek misiniz falan diye sordu ama böyle üzülerek de sormadı. Sordu yani bu soruyu çocuk olarak. Kuzenimin babası öleceğim ileride dedi.
Kuzenimin annesi de babasına dedi ki, niye öyle dedin? Üzülecek kız. Ölmeyeceğim desene dedi. Sonra babası sinirlendi. Evet, evet kızım sonsuza dek yaşayacağım dedi. Ve aynen bu yani bize uygulanan... Bu da bir sansür gibi bir şey yani. Bir bilgi bize verilmiyor. Aynen sansüre bilgiye erişim olarak da bakabiliriz. Ve gerçekten de düşünürsek günümüzde bilgiye erişim en önemli şeylerden biri. Yaşadığımız dünyayı ne kadar biliyoruz?
Ve burada da bence farklı dengeler var. Çünkü günümüzde bilgiye erişmek çok kolay. Mesela dünyanın... dünyanın düz olmadığını çok kolay bir şekilde öğrenebiliyoruz. Ama her zaman doğru, tabii doğru ne o da tartışılır ama doğru bilgilere ulaştığımızda bu bize, çünkü kimse dünyanın düz olmadığını düşündüğümüz için gelip bizi tebrik etmiyor. Ama dünyanın düz olmadığına inanırsak ve o gruplarla takılmaya başlarsak bayağı bir kabul edilebiliyoruz o grupları. Hani diyorlar ki ya sen de mi böylesin? Helal olsun gel benimle takıl. Ya da böyle başka saçma sapan düşüncelerde
İnsanlar bu şekilde birbirlerini besleyip bilginin tam tersine insanları yönlendirebiliyorlar. Yani bunu niye dedim bilmiyorum aslında. Sansürle alakalı bir konu. Alakalı herhalde. Ve biraz önce kuzenimin yaşadığı olayla ilgili anlattığım şey aslında devletlerin halkına nasıl davrandığıyla da birebir örtüşüyor bence. Yani bazı ülkelerdeki, bazı tarihlerdeki bazı devletler insanların bilgiye erişmesini istemeyebiliyorlar ve web siteleri yasaklayabiliyorlar, kitap yasaklayabiliyorlar.
ya da bunların erişimlerini zorlaştırabiliyorlar. Ve dünya tarihinde yasaklanan kitaplara ve filmlere bakarsanız özellikle kitap bakımından yani Harry Potter'dan tutun eskiden konuştuğum Kurt Vonnegut'un Savaş Karşıtı Mezba-5 kitabına kadar insanlara iyi gelmeyeceği düşünüldüğü için yasaklanan bir sürü kitap var. Ama insanlardan kasıt ne? insanlar mı yoksa yani devletin işleyişi mi? Çünkü Kuzey Kore'de ve bazen şeyi görüyorum böyle Çin'de veya Kuzey Kore'de, Çin'de de mesela filmlerin vizyona girmesi için devlet onayından geçmesi gerekiyor ve çok fazla film vizyona girmeyebiliyor eğer kendi düşüncelerine karşı çıkıyorsa. Ve çok fazla dünyadaki sansür uygulamalarından bahsetmek istemiyorum açıkçası kimseye bir fikir falan vermemek için.
Ama aynen. Ya da bazı ülkelerde Gaspar Noah'ın Climax filmi de yasaklanabiliyor durup dururken streaming platformlarından. Çünkü aykırı fikirlere sahip olduğu için. Ve yani burada şunu söylemem gerekiyor ama emin değilim. Sansür çok mantıklı bir şey değil bence. Yani... Aynen.
Bunu söylüyor olmak bayağı komik yani. Ama aynen bu en sonunda şeye geliyor bence, biz kendi seçimlerimizi yapabilir miyiz yoksa bizim için birileri seçim yapmalı mı gibi bir soruya geliyor. Ve şey de demek istiyorum, sansür... Ve şey de demek istiyor içim yani, sansür her zaman işe yaramıyor demek istiyorum ama bundan da emin değilim yani. Bazen belki işe yarıyordur. Ama galiba tek başına işe yaramıyor. Sürekli yanına bir şeyler koyulması gerekiyor yani.
Sansürün. Çünkü bir şeyi engellemeye çalıştığınızda veya yasakladığınızda bazen ters bir şekilde o şeyin daha çok konuşulmasına da sebep olabiliyorsunuz. Ki bazen sansür yapan insanların istedikleri de bu oluyor. Yani bir sürü sıkıntı varken biz bir şeyi yasaklayıp insanların sinirini bozalım. Onlar da bunu konuşup daha da sinir olsun, daha da yalnız hissetsinler, daha da
özgür olamayacak gibi hissetsinler diye bir düşünce de oluyor bence kesinlikle. Ama sansür olduğunda insanlar bunlarla farklı şekilde de başa çıkmaya çalışabiliyorlar. Ya da... daha az sansüre sahip olan insanlar sansürü durdurmaya çalışabiliyor. Mesela bazen Güney Kore'den, Güney Kore biraz daha özgür bir ülke, biraz değil, çok daha. Güney Kore'ye insanlar balonla film yolluyorlar. Ya da daha önce şey yollamışlar, Kuzey Kore'yle ilgili bir Wikipedia sayfasını böyle balonlarla yollamışlar ki insanlar orada nasıl bir ülkede yaşadıklarını öğrenebilsinler.
Ve sansür şeye işe yarıyor olabilir yani. Sansürü uygulayan insanların güç kazanmasına yardımcı oluyor olabilir. Ama tek başına şeye yaramıyor yani. O düşüncelerin bastırılmasına işe yaramıyor. O düşüncelere sahip insanlar bence bunu düşünmeye de sürekli devam ediyorlar. Mesela bazı bastırılmış kesimler kendilerini ifade edebilmek için farklı kelimeler kullanıyorlar. Sadece kendilerinin bildiği ya da başkalarının da bildiği ama
bunları kullanıyorlar. Ya da bazen sokakta bazı semboller, bazı grafitiler görüyorsunuz ve diyorsunuz ki benim gibi düşünen insanlar var ve böyle uluslararası semboller de var yani. Yurt dışına gittiğinizde özgürlüğü savunan insanların yazdıklarını görebiliyorsunuz sembollerin. Tabii bunu yani ırkçılar falan da yapabiliyor aynı şekilde. Mesela
insan hakları konusunda da İnsanlar kendi hoşlarına giden şekilde sansürlemeler yapabiliyorlar. Mesela bir sürü toplumda erkeğin başka insanlarla olması sıkıntı gibi görülmüyor. Ya da erkek bir sürü kişiyle beraberse bunu havalı olabilecek bir şekilde anlatabiliyor. Sanki böyle bir şey yapmış gibi. Ama bunu tam tersine kadın yaptığında eğer bir erkekle beraberse bu kabul edilemez bir şey oluyor.
Yani bu da şey demek, ben erkek olarak özgürlüğe sahibim ama kadın değil demek. Bu da hani onun haklarının sansürlenmesi ya da toplum tarafından da sansürlenmesi gibi bir şey diyebiliriz belki. Ya da sansür meselesinde belki şeyi Leyla ile Mecnun dizisini izleyenler hatırlıyordur. O dizide alkol sansürüne... Şu şekilde bir kısa yol mu denir? Çıkış yolu buluyorlardı. Karakterler meyve yiyip sarhoş oluyordu böyle. Üzülmüyorlardı. Sonra baya sarhoş davranıyorlardı. Ya da sigara yerine sürekli sakız çiğneyip leş gibi sakız kokmuşsun diyorlardı birbirlerine.
Aynen. O yüzden sansür yani belli yollarla aşılabilecek bir şey. Ve eminim yani baskı içinde yaşayan ülkelerdeki çoğu insan kendine kadar ifade etmemeliyim diye düşünüyordur. Ve burada baskı uygulayanların tabii ki en çok hoşuna gidecek olan şey aynen insanlar vazgeçip kendini ifade etmesin ya da etseler bile hiçbir şeye yaramayacağını düşünsünler. Bence bu da bayağı tehlikeli. Hani lafınızın bile hiçbir öneminin olmadığını düşünmek.
Ama bence yani kesinlikle baskı altında yaşamak zor ve kesinlikle insan umutsuz hissedebiliyor ama bazen de şey gibi düşünebiliriz gibi geliyor bana. Eğer kendi zamanımızda bir şey değişmeyecekse bile fikirlerden bahsetmek, insanlara... Bu benim de bazen zorlandığım bir şey. Diyelim ailenizde saçma sapan konuşan biri var ya da karşınızda saçma sapan konuşan biri var. Bir arkadaşınız falan. Ya da çok yakın olmayan bir arkadaşınız. O insana ne zaman kendi görüşlerinizi söyleyebileceksiniz? Ve onlara nasıl kendinizi ifade edeceksiniz? Bu da bence baya zor bir konu. Çünkü çoğu zaman insan zorlanmamak için susmayı seçebiliyor.
Ve düşünürseniz hani bir arkadaşınızla ya da aile yakınıyla konuşurken size biri yani gelip hapse atmayacak. Ama zorlanacaksınız. Çünkü status quo, Türkçesi ne bilmiyorum. Yani toplumun şu an içinde yaşadığı düzen diyebiliriz status quo'ya. Buna karşı çıkmak zor. Aynen. Çünkü herkes yani şey diye düşünüyor. Bu böyle ve eskiden de böyleydi ve şimdi de böyle olacak diye düşünüyor.
Ve düşünürsek bu saçma yani. Toplum sürekli değişen ve gelişen bir şey. Yani bin yıl önce ya da beş yüz yıl önce yaşandığı gibi yaşamıyoruz. Eskiden kadınlar oy kullanamıyordu mesela. Ya da eskiden büyücülerin olduğuna da inanıyorlarmış. Ya da eskiden büyücülerin olduğu düşünülüyormuş ve Amerika'da insanlar büyücü diye hapse girip sonra idam ediliyorlarmış.
O yüzden toplumun bence sürekli değişmesi güzel bir şey ki bazen ileri ve geriye doğru değişimler de olabiliyor. Yani sürekli ileri gitmiyor toplum. O yüzden insanların kendi düşüncelerini söylemesinin şu bakıma iyi olduğunu düşünüyorum. Yani fikirler insanlarla beraber kalıyor ve siz kendinizi ifade ederseniz başkalarına en azından şu an olmasa bile belki sonra şey gibi düşünün, bir ağaç dikiyorsunuz ama belki ağacın gölgesinde oturamayacaksınız ama belki başkaları oturabilecek. Bilmiyorum, bu beni rahatlatıyor çünkü en azından kendi zamanımızda bir şey görmeyecek olsak da ileride yani çok fazla insan yaşayacak. Ve şu an çok fazla insanın mutsuz olması ve iyi bir halde olmaması bence çok büyük bir sıkıntı ve beni çok sinirlendiren ve çok wow üzen bir şey. Ve
Otosensör bakımından bunları düşünmeden de yaşayabiliriz. Ama yani öyle bir dünyada yaşıyoruz ki bunları görmeyip düşünmeden yaşamak bence imkansız. Yani kendinizi bu şekilde kandıracaksanız bence benim bakış açımdan hiçbir zaman mutlu olamayacaksınız. O yüzden bence insanın kendini otosansürlemesi, isteyerek veya istemeyerek duygularını bastırması da bence aynı şekilde. Bu konu bence biraz da oraya çıkıyor. Yani toplum duygularınızı bastırıyor, siz duygularınızı bastırıyorsunuz ve sonra bu istemediğiniz şekillerde
bazen şiddet olarak, bazen depresyon olarak ortaya çıkabiliyor. Çünkü bence gerçekten kendini ifade etmeden, kendi doğrularına bakmadan yaşamak zor. Peki, ifade özgürlüğünün sınırları olmalı mı diye de düşünülebilir ve bunu ben de bilmiyorum. En ideal şey herhalde şey olurdu, herkes dünyadaki bilgiye Ama şu an öyle zaten. İstersek bilgiye erişebiliyoruz. Sadece bilgiye erişmek istemeyeceğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Çünkü öyle bir şekilde yetiştiriliyoruz ki zaten sahip olduğumuz düşünceleri doğrulayan bir dünya içinde yanlış bir şekilde eğitiliyorsunuz. Sonra yanlış bir şekilde eğitilmeniz de
uyuşan haberler okuyorsunuz ve sonra bir anda sizin tüm dünyanız bu oluyor ve buradan çıkışınız da biraz zor oluyor. Buradan çıkışınız herhalde arkadaşlarınızın gelip size demesi ki okuduğun şeyler ve yetiştirilme biçimin çok da doğru değildi. Bu da Matrix gibi. Ama böyle deyince de yani Matrix'te yaşadığımızı söyleyince de Böyle düşünen de bir sürü tam tersi komplocu insan da var. Bu da biraz zorlaştırıyor. Uçuş komplosuna geçiyorlar. Yani aya gidilmedi gibi konulara geçiyorlar. Ama aslında yani insan hakları gibi konulara, insanların nasıl bastırıldığı konularına geçeceklerine tam tersi uçuyorlar. Bence böyle bir sıkıntı da var.
Günümüzde sosyal medya da insanların nasıl haber aldığını bayağı etkileyebiliyor. Mesela günümüzdeki sosyal medya şirketlerinin çoğu Amerika kökenli ve geçen Elon Musk'la Twitter'ı satın alarak belki de Amerika'daki bir seçimin nasıl ilerlediğini değiştirdi. Çok daha hızlı düşünce akışı yapmak gerekirse ben birkaç sene önce 1984 kitabını ve Yeni Cesur Dünya kitabını okumuştum. 1984 çok daha yasaklarla insanların bastırıldığı bir dünyayı anlatıyor. Bu dünyada insanlar gerçekten hareket şeyleri aşırı kısıtlanmış ama buna rağmen bir şeyleri değiştirmek isteyen ve kendi hayatlarını yaşayabilen insanların olduğunu görüyoruz. Yeni cesur dünyada ise tam tersi. İnsanlar istediklerini yapabiliyor ama
o kadar fazla haz almaya odaklanmışlar ki ve bu hazı doğrudan size devlet veriyor ki insanların bir şeyleri sorgulayası gelmiyor ve aslında saçma sapan bir şeyde yaşadıklarını anlayamıyorlar. Şu an bu ikisinin karışımı saçma bir dünyada yaşıyoruz ve hepimize kolay gelsin. Bence kendinize kendi düşüncelerinizi itiraf edebilmek, her ne kadar hoşunuza gitmeyen düşünceler olsa da iyi bir şey belki olabilir. Veya başkalarına da kendinizi ifade edebilmek. Ya da %100 kendinizi ifade edemeyecek gibi hissediyorsanız, bastırılıyor gibi hissediyorsanız. Şiir yazılabilir, resim yapılabilir, dans edilebilir. İnsanın kendini ifade etmesinin bir sürü yolu var yani. Bazen biriyle bakışıp da kendinizi ifade edebilirsiniz.
Ya da... Aynen. İnsan yani sokakta, toplumda var olurken de sürekli kendini ifade ediyor. Yani metroda kafanızı sallayıp dans ettiğinizde bile bir şey demiş oluyorsunuz ya da bir şey giydiğinizde renkli. Ya da bir rozet taşıdığınızda. O yüzden... Aynen. Şimdi açlık oyunlarını konuşmak istiyorum biraz. O da baskı üstünden olduğu için. Podcast'in ikinci yarısında 4 saat açlık... Bu hafta açlık oyunlarının tüm kitaplarını okudum. Hayır, hayır. Tamam. Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.