
2.039 kelime · ~10 dk okuma
Peki Chris, Tarot kartları bize Lian'ın yerini söyleyecek mi? Kartlar yerleri değil, yolları gösterir Max. Bakalım ne diyecekler. Sana güveniyorum. Tılsım
yedilisi. Sabır, emek ve bekleyişi temsil eder. Yani ektiğin tohumların meyve vereceği zamanı. Ama meyveleri toplamak için acele etmemelisin.
Sabırlı olmalısın Max. Aradığın cevapları çok yakında bulacaksın. Öyle mi diyorsun? Evet bak, güneş. Bu majör bir karttır. Aydınlanmayı, netliği temsil eder. Şu an her şey karanlıkta gibi görünse de yakın zamanda önüne bir ışık tutulacağını gösteriyor. Yani L'a ile ilgili bir gelişme olabilir.
Umarım öyledir Chris. Çünkü her şey netleştiğinde kimin nerede olduğunu açıkça göreceğiz. Tabii ki. Kartlar yalan söylemez. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere bir tarot kartında beliren ve ardında kayboluşun izlerini taşıyan bir hikayeyi anlatacağım. Ne dersiniz? Hazırsanız başlayalım mı?
Porter ailesi Kaliforniya'nın kuzeyindeki Agua Dulce kasabasında yaşıyordu. Leah Porter, abisi Max, annesi Renee ve üvey babası Michael ile birlikte burada sakin bir hayat sürüyordu. Küçük bir kasabanın sunduğu sessiz ve düzenli bir yaşamları vardı. Ancak aile geçmişte yaşanan zorlu bir boşanma sürecinin etkilerini hala taşıyordu.
Rene çocukların biyolojik babasıyla bağlarını tamamen koparmış, bu durum kardeşlerin birbirine daha da yakınlaşmasına yol açmıştı. Leia ve Max'in aralarındaki bağ sıradan bir kardeşlik ilişkisinden çok daha derindi. Leia abisine hayrandı. Onun her hareketine örnek alır, aynı hobilerle ilgilenir, onun dinlediği müzikleri dinlerdi. Max de kardeşini koruyan, ona her zaman destek olan biriydi.
2006 yılına geldiklerinde ailecek Colorado'ya taşındılar ve orada yeni bir hayat kurdular. Leia 2013 yılında liseden mezun oldu. Aynı yıl abisi Max de Trinidad Eyalet Koleji'nden masaj terapisi alanında mezun olmuştu. Max eğitimini tamamladıktan sonra Kaliforniya'ya taşındı ve kendi masaj terapisi işini kurmak için çalışmaya başladı. Leia ise abisinin izinden gitmek istiyordu.
Trinidad Eyalet Koleji'ne kaydolmayı ve aynı dereceyi almayı hayal ediyordu. İkisi birlikte bir iş kurmayı planlıyorlardı. Ancak Max'in taşınması Leia için işleri zorlaştırdı. Abisinin yokluğu onun için alışılması güç bir durum yaratmıştı. Yalnız başına yeni bir düzen kurmak sandığından daha zor olacaktı. Max kardeşinin bu zorlu sürecini hafifletmek için elinden geleni yapıyordu.
Lea'ya sık sık mesajlar atıyor, onu telefonla arayarak motive etmeye çalışıyordu. Başlarda her şey yolundaymış gibi davranan Lea, zamanla abisiyle yaptığı konuşmalarda hissettiği yalnızlığı ve ruhsal sıkıntılarını paylaşmaya başladı. Üniversite için evden ayrıldığından beri kendini depresif hissediyordu. Abisini ve ailesini çok özlediğini, yalnızlıkla başa çıkmakta zorlandığını dile getiriyordu. 3 Haziran 2014'te annesi Rene'yi Leia'dan bir mesaj aldı.
Mesaj, sanki her şey yolundaymış gibi görünse de altındaki tedirginliği hissettiren bir tona sahipti. Leia, annesine onu sevdiğini, hayatını düzene sokmaya çalıştığını yazmıştı. Renee ise cevabında, her şeyin yolunda olduğunu ve kızını çok sevdiğini ifade ederek onu desteklemeye çalıştı. Ancak bu karşılıklı iyi dilekler ve kısa mesajlaşma, Renee'nin içinde büyüyen huzursuzluğu dindirmeye yetmedi.
Leia çoğu zaman yaşadıklarını annesiyle paylaşmazdı ve bu mesajda her şeyin daha karmaşık bir hal alacağının habercisiydi. Son mesajlaşmalarının üzerinden sadece iki gün geçmişti ki 5 Haziran'da Renee oğlu Max'ten telaşlı bir telefon aldı. Max günlerdir Leia'ya ulaşmaya çalıştığını ancak bir türlü cevap alamadığını söyledi. Leia'nın sessizliği Max'i ciddi şekilde endişelendirmişti.
Normalde abisine her zaman cevap veren ve onu habersiz bırakmayan Leia'nın bu durumu ailesi için alarm zillerini çaldırdı. Aile hemen harekete geçti. Rene telefon kayıtlarına erişebilmek amacıyla Leia'nın telefon faturasını ödedi. Faturadan en son konuştuğu numaralara bakıp hepsini tek tek aramaya başladı. Bir ipucu olabileceğini düşünüyordu. Aradığı numaralardan biri bir otele aitti. 2 Haziran gecesi Leia, Jesse adında bir adamla burada kalmıştı. Bu bilgi ailenin endişesini daha da artırdı.
Otelde kaldıktan sonra başına kötü bir şey gelmiş olabileceği düşüncesi artık zihinlerinden çıkmıyordu. Rene hemen polisi arayıp kayıp ihbarında bulundu ve Leia'nın en son Jesse adında biriyle görüştüğünü polise bildirdi. İhbarın üzerine polis Jesse'yi sorguya aldığında soğukkanlı bir şekilde Leia'ya otelde veda ettiğini ve onu bir daha görmediğini söyleyerek kendini savundu. Söyledikleri inandırıcı görünmekle birlikte aleyhinde herhangi bir kanıt bulunamaması soruşturmanın ilerlemesini zorlaştırıyordu.
Daha fazla uzakta kalmaya dayanamayan Max ise ilk uçakla Kaliforniya'dan geldi ve kardeşini bulmak için ilan hazırlayan arkadaşlarına yardım etmeye başladı. İlanlardaki Leia'nın gülen yüzü, ailesi için onu bulma umutlarının bir sembolü haline gelmişti. Bu belirsizlik de Porter ailesinin çaresizliğini derinleştiriyordu. Renee daha fazla bilgi edinmek umuduyla oğlu Max'le konuşmaya karar verdi. Max, Leia'nın Jesse ile bir ilişkisi olduğunu ve onun bir dövme sanatçısı olduğunu bildiğini söyledi.
Ancak Jessie hakkında yeni öğrendikleri bir detay işleri daha da rahatsız edici hale getirecekti. Leia, Jessie'nin yaşına olduğundan küçük söylemişti. İlk tanıştıklarında Leia 18 yaşındayken, Jessie 38 yaşındaydı. Bu bilgi, Renee'nin içindeki korkuyu bir adım daha ileri taşıdı.
Leia, zamanla Jesse ile olan ilişkisini ailesinden saklama gereği duymaya başlamış ve Max kardeşinin giderek daha kötü bir ruh haline büründüğünü fark etmişti. Leia depresyonla mücadele ediyor, derslerini ihmal ediyor ve neredeyse tüm vaktini Jessie ile geçirmeye odaklanıyordu. Ancak bu ilişki en başından beri sorunluydu ve zamanla daha da yıkıcı bir hal almıştı. Leia, Jessie'den ve özellikle onun öfkesinden korktuğunu ifade ediyordu. Jessie'nin uyuşturucu kullanımı ilişkilerini iyice zehirlemiş, üstelik onun baskılarıyla Leia da bu bataklığa sürüklenmişti.
Bu durum, Leia'nın zaten hassas olan ruh halini daha da derin bir çıkmaza itiyordu. Renee, çaresizlik içinde Leia'nın telefon kayıtlarını yeniden inceledi. Son aradığı numarayla konuşmadığını fark etti ve numarayı tekrar aradı. Karşısına çıkan isim, Leia'nın liseden arkadaşı Christopher Wade'di. Chris, sakin bir şekilde Leia'nın Jessie'den ayrıldığını ve ardından Facebook'ta kalacak bir yer aradığını yazdığını söyledi.
İlanı görünce ben de Lea'ya ulaştım. Bir odamın boş olduğunu, birlikte kalabileceğimizi söyledim. Yani kirayı bölüşmek benim de işime gelecekti sonuçta. Ama o bunu kabul etmedi. Liseden beri pek görüşmediğimize, yakın olmadığımızı söyledi haklı olarak. E ben de dedim tamam ne diyeyim.
Bu açıklama Rene'ye tam olarak güven vermedi. Ama başka ipucu da yoktu. Chris, Leia'nın kaybolduğunu öğrendiğinde sosyal medyada paylaşım yapmış, hatta birkaç röportaj bile vermişti. Max, Chris'in hikayesinden şüphelense de doğrudan yüzleşmenin onu savunmaya geçireceğini ve daha da içine kapanmasına neden olacağını düşündü. Bunun yerine farklı bir yol denedi.
Chris'in güvenini kazanmak için dostça bir yaklaşım sergileyecek ve onu konuşturacaktı. Chris, Max'in samimiyetine inanmış gibi görünüyordu. Bu yaklaşımı sayesinde Chris'in düşüncelerine daha yakından tanık olabilecekti. Max, Chris'in Leia'yı gören son kişi olduğunu biliyordu. Ve suçlu olmasa bile onun Leia hakkında daha fazla şey bildiğinden emindi. Daha fazla bilgi alabilmek için farklı bir taktik geliştirdi. Chris'in Tarot kartlarına ilgisi vardı. Max de bunu öğrendikten sonra bu ilgiyi kullanmaya karar verdi. Bu kartlar bize yön verebilir.
Lian'ın nerede olduğunu gösterebilir, denemekten ne zarar gelir ki? Başka çaremiz kalmadı. Bu ilginç teklif Chris'in ilgisini çekmişti. Ve buluşup Tarot bakmayı kabul etti. Max için bu, Chris'in gerçeklerini öğrenmek adına bir fırsattı. Şimdi kısa bir ara veriyoruz. Döndüğümüzde Tarot kartlarının gizemli işaretlerini takip edeceğiz.
Parkta düzenlenen buluşma Max'in düşündüğünden daha ilginç bir hale aldı. Chris, tarot kartlarını yanına alarak geldiğinde yüzünde hem bir merak hem de tedirginlik vardı. Onlara birkaç kişi daha katılmıştı. Ancak Max'in gözleri sürekli Chris'in üzerindeydi. Kartlar karıştırılırken ve herkes olaya yoğunlaşmış gibi görünürken Max yalnızca bir şeye odaklanmıştı. Chris'in davranışlarına.
Chris kartları masanın üzerine dikkatlice yerleştirip açıklamalar yapmaya başladığında sesindeki hafif titreme Max'in dikkatinden kaçmadı. Lia nerede? İyi mi? Kartlara bakıyorum da burada ona zarar vermek isteyecek herhangi biri olduğuna dair bir işaret yok. Peki güvende mi? Ne görüyorsun? Güvende olma ihtimali çok yüksek.
Max bunların hiçbirine inanmıyordu. Chris'in Max'in duymak istediklerini söylediğini düşünüyordu. Ancak gerçeği öğrenmek istiyorsa Chris'i rahat ve güvende hissettirmesi gerektiğini biliyordu. Yavaş yavaş onu Leah'yı son gördüğünde olanlar hakkında daha fazla konuşturmaya çalıştı. Çok fazla zorlarsa Chris'in kapanabileceğini biliyordu. Bu yüzden Max bir arkadaş gibi davranarak onu konuşması için teşvik etti.
Bu kriz gerçekten bilmemiz gerekiyor, lütfen. Üzüldüğünü görebiliyorum. Bildiklerini anlatmamak seni de yiyip bitirecek. Bak, bak söz veriyorum ne olursa olsun sana kin tutmayacağım. Şimdi kız kardeşime ne olduğunu söyle. Konuş, lütfen. Chris'in tereddütlü hali gözden kaçacak gibi değildi. Ama Max onun dökülmeye yaklaştığını hissediyordu. Bir süre sessiz kaldıktan sonra Chris nihayet Leia'nın kaybolduğu günle ilgili konuşmaya başladı. Leia benden para istedi. Ben de durumumun sıkışık olduğunu veremeyeceğimi söyledim. Öyle deyince bir anda delirdi.
Yatağımın yanında tuttuğum bir bıçak vardı yani ne olur ne olmaz diye işte. Onu kaptığı gibi üstüme saldırdı. Yalan söyleme. Leah asla böyle yapmaz. Hayır hayır yalan söylemiyorum. Üstelik bu kadar da değil. Ona uyuşturucu bulmazsam beni bırakmayacağını söyledi. Kardeşim bir bağımlıydı Max.
Max, Chris'in itirafa yaklaştığını anlamıştı. Öfkesini kontrol altında tutmak için kendini zorladı. Chris'i konuşmaya teşvik etmek için özür diler gibi yaparak ona güvende olduğunu hissettirmeye çalıştı. Chris anlatmaya devam etti. Leia'nın ona saldırdığını, kendisinin de onu boynundan tuttuğunu anlattı. Söylediğine göre her şey bir anda kontrolden çıkmıştı.
Aralarındaki bıçağın farkına vardığında artık çok geçti. Leia kollarında hareketsiz kalmıştı. Chris onu göğsünden bıçakladığını farkettiğinde artık her şey bitmişti. Max'in dünyası bu duyduklarından sonra alt üst oldu. Chris kız kardeşini öldürdüğünü itiraf etmişti. Ancak Max duramazdı. Leia'nın başına gelenleri tamamen öğrenmek için her detayı duymak zorundaydı.
Ona ne yaptın? Cesedi nerede? Çok korkmuştum. Ne yapacağımı bilemedim. Ona ne yaptın? Söyle.
Çöp kutusuna attım. Öldüreceğim seni. Öldüreceğim seni orospu çocuğu! Chris, Leia'nın cesedini bir çöp kutusuna attığını itiraf ettiğinde, Max öfkesini kontrol edemeyip masanın üzerinden atlayarak Chris'e saldırdı. Ancak arkadaşı onu son anda durdurdu.
Kendini toparlayan Max, telefonundaki kaydı işaret ederek arkadaşına polisi aramasını söyledi. Chris'in itiraf ettiği her şey kaydedilmişti. Max, Chris'i yerinden kıpırdamayacak şekilde sıkıca tuttu ve onu yetkililere itirafta bulunmaya zorladı. Cinayeti kabullenmek zorunda kalan Chris, Leia'nın kaybolmasıyla ilgili gerçekleri anlatınca polis kısa süre içerisinde olay yerine geldi ve onu tutukladı.
Söylediğine göre lise zamanlarından beri Leia'ya bir ilgi duyuyordu. Görüştüklerinde ona bu ilgisini hissettirdi ve birlikte olmak istedi. Ancak Leia'nın kendisini reddetmesi üzerine öfkeye kapılmış ve cinayeti işlemişti. Max istediği itirafı almıştı.
Ama bu aynı zamanda en büyük korkusunun gerçek olduğu anlamına geliyordu. Hayatta en sevdiği kişiyi kaybetmişti. Telefona uzanıp annesini aradı. Kız kardeşinin öldüğünü ve bunu Chris'in yaptığını anlattığında sesi titriyor, kelimeler zorlukla ağzından çıkıyordu. Annesine bu yıkıcı haberi vermek yaşadığı şokun en ağır anlarından biri olmuştu.
Christopher Wade, Leia'nın cesedini bir çöp kutusuna koyduğunu itiraf ettiğinde polisler soluğu yerel çöplükte aldı. Yüzlerce ton çöp, kesif bir koku ve bitmek bilmeyen arayış. Umutlar tükenmek üzereydi ki 19. gün beklenmedik bir haber geldi. Leia'nın telefonu, çantası, cüzdanı ve kıyafetleri bulundu. Ancak bu umut verici gelişmeler, trajediyi açıklığa kavuşturmak için yeterli değildi.
Aramalar tam 45 gün sürdü. Fakat Leia'nın bedenine asla ulaşılamadı. Cesedin eksikliği davanın gidişatını karanlığa gömmüştü. Çünkü bir beden olmadan savcılar Chris'in meşru müdafaa iddiasını çürütmekte çaresizdi. Bu yüzden ona cesedin yerini göstermesi karşılığında ikinci derece cinayetle yargılanacağı bir anlaşma teklif edildi.
Chris bu teklifi kabul etti, belgeleri imzaladı. Fakat sözlerini tutmak yerine aynı hikayeyi tekrarlamayı tercih etmişti. Cesedi çöp kutusuna koyduğunu söyledi. Polisler Chris'in gerçeği gizlediğinden emindi. Onlara göre Leia'nın bedeni bambaşka bir yerdeydi. Ancak bu düşünceler kanıta dönüşemedi.
Anlaşma geçerliliğini korurken Leia'nın akıbeti Chris'in zihninde karanlık bir sır olarak saklanmaya devam etti. Üstelik o zihinde şimdi işine yarayacak geçmişten kalma başka bilgiler de vardı. Cinayet öncesinde Chris, Denver yakınlarındaki bir üniversitede hukuk bölümü okuyordu. Hayali bir gün polis memuru olmaktı.
Bu hayalini gerçekleştirememiş olsa da, kriminoloji derslerinde öğrendiklerini cinayeti planlamak ve saklamak için kullandığı açıktı. Profesörlerinden biri olan Robert Wells, Chris'in suç mahalini temizleme ve manipüle etme çabalarının kendi dersinde öğretilen tekniklerle bağlantılı olduğuna inanıyordu. Chris ise sorgu odasında derslerde öğrendiklerinin ona yardımcı olduğunu itiraf etmiş, ancak kriminoloji eğitiminin cinayet işlemeyi öğrenmek için olmadığını savunmuştu. Bunların üzerine de tarot kartlarına olan ilgisinden yola çıkarak ilginç bir itirafta bulunmuştu.
Kartlar. Kartlar bana eğer her şeyi itiraf etmezsem bu konudaki suçluluğumun beni mahvedeceğini söylüyordu. Aslında planım intihar etmekti. Yapmadım. İntihar etmedim çünkü Lea'nın ruhu bana gelip bunu yapmamam gerektiğini söyledi.
6 Kasım 2015'te Christopher Wade ikinci derece cinayetten 48 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Şartı tahliye için uygun hale gelmeden önce cezasının %75'ini çekmesi gerekiyor. Ancak bu ceza Leia'nın ailesi için hiçbir zaman yeterli olmadı. Cesedin bulunmaması özellikle annesi Renee Jackson'ın içinde derin bir boşluk yaratıyordu. Ben her gün bununla yaşayabilmek için mücadele ediyorum.
Kızımla bir gün tekrar buluşacağım. Eminim. O günü dört gözle bekliyorum. Ve o zamana kadar da onu aramaktan asla vazgeçmeyeceğim. Asla. Leia'nın başına gelen bu korkunç olaylar yetmezmiş gibi Christopher Wade'in onun bedenini bulmalarına bile izin vermemiş olması kan dondurucu. Zaten daha az ceza alacağı bir anlaşmaya imza atmışken üstelik
Leia'nın bedeni bulunsa, bir mezarı olsa en azından ruhu biraz huzur bulurdu belki de. Kim bilir. Onun yerini polislere doğruca anlatmamış oluşu, Chris'in iddia ettiği gibi pişmanlık duyduğuna inanmama engel oluyor açıkçası. Annesinin çaresizce kızını aramaya devam etmesi, hayatını buna adamış olmasıysa insanın kalbini çok daha acıtıyor.
Evet, bu haftanın karanlık dosyasının sonuna geldik. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Kendinize dikkat edin.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.