Podcast

énergivore: lütfen yanlarına yaklaşmayınız!

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bugün her buluşmamızda, her konuşmamızda kanımızı emen, enerjimizi sömüren vampirleri yakından tanıyor, bu kişileri hayatımızdan nasıl defedeceğimizi konuşuyoruz.



Hadi gelin, bölümde bekliyorum guroollll!!!!








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.314 kelime · ~22 dk okuma

Dr. Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Hello'lar hellosu! Grrroo! Nasılsınız? Ben yine arkadaşlar bomba gibiyim. Müthiş haberlerim var size. Bazılarını paylaşacağım, bazılarını da sonra paylaşacağım. Ama öncesinde bugün ne konuşacağız? Onu konuşalım. Böyle hiçbiriyle buluşmak isteyip, tamam deyip, hayır diyemeyip, sonrasında, buluştuktan sonra böyle tüm ruhunuzun çekildiğini, sanki kanınızın böyle bir vampir tarafından emildiğini hissettiniz mi?

Tabii ki hissettiniz. Peki bu kanınızı, enerjinizi emen insanlara ne deniyor arkadaşlar? Herbivor ne? Bitki yiyen hayvanlar. Karnivor ne? Et yiyen hayvanlar. Omnivor ne? Hem et yiyen, hem sebze yiyen, bitki yiyen hayvanlar. Peki enerjivor ne? İşte enerjimizle beslenen pislik vampirler.

Bugün, onlara karşı nasıl dirençli oluruz, nasıl bağışıklık kazanırız, onları kendimizden nasıl uzak tutarız, bunu öğreneceğiz. Hazırsınız? Başlıyoruz! Arkadaşlar, başlıyorum updatelerime. Öncelikle bunlara hazır mısınız? Babam gelecek demiştim geçen hafta, evet geldi çok şükür. Gerçekten hiç evden çıkamadık çünkü benim işlerim olduğu için. Ama olsun yine de sabah kalktığımda böyle gidiyorum, aa babacığım saçını seviyor, o benim saçımı seviyor Allah'ım ya şükürler olsun. Sonra bu hafta birazcık böyle

Transkriptin tamamını oku

Babanın babası erken yaşta vefat etmişti. Ondan konuştuk. Benim annemin babası da vefat etti. Ben dedemin eksikliğinden, hani iki dedemin de eksikliğini çok yaşıyorum. Biraz ağladım falan. Ama sonra dedim ki hani benim böyle bunun için üzülemem yani. Tabii ki üzülürüm ama haksızlık olur çünkü sonuçta sen varsın, annen var başında. Daha ne isterim yani hani. O yüzden aa ben şanssızım diyebileceğim bir durum yok. Keşke dedelerim olsaydı. Ama yok, yapacak bir şey yok. Onun eksikliğini dedim. Hani torun istiyor musun?

Dedim ama kusura bakma benden öyle olamayacak. Evet edinirsem ancak dede olabilirsin. O da denedi biliyor musunuz? Öyle bir isteğim yok. Sen nasıl mutluysan öyle olsun dedim ki. Rabbim şükürler olsun. Neyse ikinci konuya geçiyorum. Ben hani diyordum ya işte arkadaşlar intimacy istiyorum, samimiyet istiyorum falan. Sonra bunun için de çalışmalara başlamıştım biliyorsunuz ve kuruyorum, kurdum. Ama ben samimiyet kurdukça ne oldu arkadaşlar? Pürüzler çıkmaya başladı. İnsanlar böyle bir hani bir tarafları oynamıyor.

Dönmez de yani hani ne oluyor arkadaşlar bir kez samimiyet kurduk diye hemen ne bu çıkardığım kürüzler sorunlar en kibar böyle söyleyebiliyorum ama pes etmeyeceğim vazgeçmeyeceğim bu sorunlara karşı da dik duruyorum arkadaşlar sorunu açıp iletişimle dile getirip sorunu çözüp devam edeceğim samimiyet kurmaya çünkü Bu yola baş koydum. Samimiyet istiyorum hayatımda. Etliye sütlüye karışmıyorken, kimseyle iletişim kurmuyorken hayat çok kolay tabii ki. Ama böyle hayat da yaşanmaz. Buna da ihtiyacımız var. Yani benim ihtiyacım var. Ben kendi adıma konuşayım. Ve bakıyorum önceki storylerime. Size bundan 4-5 ay önce de belki işte 3-4 ay neyse. İstanbul'a gittiğim bir akşam. Belki de 6-7 ay. Tam hatırlamıyorum. Neyse önemli değil. Benim dürüstlük yeminim. Neyse. Demişim ki işte ben yalnızlık zehri kanıma girdi. Alıştım. Bundan da vazgeçemiyorum. Çok güzel bir şey bu falan.

Samimiyetin ve arkadaşın eksikliğini de hissetmiyorum falan demişim. O güne bakıyorum, bugünüme bakıyorum. Evet, yalnızlık güzeldi. Hala yalnızlık güzel ama gerçek bir samimiyet eminim ki bundan daha güzeldir. Şu evren bana bunu tatmayı nasip etsin. Amin.

Üçüncü update'im geliyor. Hala flirt'im yok. Ama arkadaşlar ne var biliyor musunuz? Aşığım. Kime aşığım bilmiyorum. Neye aşığım onu da bilmiyorum ama aşığım. Bu neden böyle oluyor? Saçmalamıyorum bu arada. Oxytocin denen bir hormon var ya, işte ondan oluyor. Bu oxytocin nasıl salgılanıyor?

İşte biz kendimizi sevdikçe, kendimizin de mutlu oldukça, bir şarkı söyledikçe, biz böyle kendimize yemek yaptıkça, işte böyle sevdiğimiz bir insana sarılınca, işte babam olur o olur fark etmez, oküstosunu sağırgılıyoruz. Oküstosun da love hormone, yani aşk hormonu. O yüzden benim de belirim bunu karıştırıyor, aşk hormonu. Hayır, aşık olmadın. Sen sadece okusasını salgılıyorsun Tuba. Sonuç olarak neyse aşığım. Kim olduğunu çalacağız. Araya bir şarkı insert etmek istiyorum arkadaşlar. İki bilimler bilir bunu. Gen Z'de öğrensin bir zahmet. Allah'a yürümesin sevenleri Kimse karışmasın daha küçüğüm Ben kalbim cayır cayır ocak gibi Kaldım ellerine büyüt istersen

Hatırladınız mı bunu? Efsane bir şarkı. Şimdi geliyorum dördüncü updateime. Dördüncü updateim biraz can sıkıcı. Ama bunu sizinle paylaşmak benim boynumun borcu. Bir tane bilgisi çıktı biliyorsunuz ki. Yani ben yeni gördüm. Belki siz önceden de biliyordunuz.

İşte, EFRA'yı çöpe atalım, şunu şöyle yapalım, bunu böyle Allah aşkına, EFRA'yı çöpe atmadan önce telefonları yakalım o zaman, yani hani mevzu buysa. Ya şu anda, aşıyası bu deyince, bizi zehirliyorlar deyince, küreselciler gibi 2-3 tane saçma sapan, daha anlamını bile bilinmediği kelime kullanınca arkadaşlar, korkuya eren popüler olma furyası başladı. Bunu nereden çıktığını hepimiz biliyoruz zaten. İşte aynı şeyden devam ediyorlar. Ve çok da garip bu sözde bilimciler televizyona çıkıyor. Bir de bunların şakşakçıları var. Ya ben şok oluyorum. Yani hani tamam o diyor bunu. Ama sen hiç mi aklın yok? Yani hiç mi ayırdırmıyorsun bir şeyleri de bunu alkışlıyorsunuz ya? Ama böyle işte bu her zaman prim yaptı, yapacak da. Çünkü kolay. Al bir yerden bir kelime, duyu Korkut Milleti. Kolay bu. Gerçek, gerçeği söylemek daha zor işte. Buna ne deniyor arkadaşlar?

Post-truth. Yani, hakikatin artık kaybolması. Bunu çok güzel kim anlatıyor biliyor musunuz? Yalın Alpay. Ben ondan dinlemiştim ve çok hoşuma gitmişti. Siz de dinleyebilirsiniz. Bir de bu kişilerin de yani sığındığı şöyle cümleler var. Yalın Alpay'ın değil tabii ki. Bu post-truthcuların, sözde bilimcilerin. İşte en iyisini büyüklerimiz bilir. Onların hepsi doğru. Abi ne alaka? En iyisini niye büyüklerimiz biliyor ya? En iyisini büyüklerimiz falan bilmiyor. Bilmiyorum yani bu saygısızlık değil. En iyisini ben de bilmiyorum. En iyisini kimse bilmiyor. En iyisini sadece birçok bir şeyleri bilen ve araştıran insanların kümülatif ulaştığı bilgiler en iyisi. Uzman bilgisi en iyi diye bir şey yok. Yok. Uzman bilgisi yüceltmek yani safsatacılıktan başka bir şey değil. Ben çok kızıyorum o yüzden. Biri bana, annem de olsa bu kişi. Uzman dedik ya uzman kim? Hangi uzman? Uzmanın dediği ne önemi var?

Hiçbir şeyin önemi yok ya. Tek gerçek var arkadaşlar, yani birkaç tane. Hakikat, bellidir. Buna ulaşmanın yolu da vardır. Ama uzmanların görüşü, uzmanların kendi özner fikri falan, bunların hiçbir önemi yok benim için ya. Sizin için de yok, biliyorum. Olanlara söylüyorum. Gelinim anlasam, yani sana diyorum işte. Neyse. En azından biz varız, en azından Bacı Birliği var. Teşekkür ederim. Bu arada size çok teşekkür edeceğim önümüzdeki haftalarda. Haberiniz olsun, beni unutturmayın.

Son update'im. Bitir artık be kadın. Geçen haftaki konumuz çok sevilmiş. Hatta bana demişler ki çoğu şeyi bulabiliyoruz ama bununla ilgili konuşan gerçekten yok. E demiştim size unspoken diye yani konuşulmamış diye. Çünkü bunlar insanların doğuştan kazandığını söyledikleri falan şeyler. Ya ben doğuştan bunları biliyordum. Yoo ben bilmiyordum. Öğrendim. Ve teşekkür ederim. Bu sömürme itim size geçmiş. Bununla alakalı yine konuşuruz böyle konuşulmayan şeyleri.

Araya sıkıştırırım iki üç bölümde bir tamam mı? Bunları konuşuruz. Ne istiyorsanız bana yazın. Ben sizin için, siz benim için. Hepimiz birimiz, birimiz birimiz için. Önümüze gelene bin tekme. O kadar. Şimdi arkadaşlar hazırsanız artık ben konuya geçeyim diyorum. Updatelerim bittiyse... Ben artık update için ayrı bir bölüm yapayım bence.

Şimdi Bacı Birliği, Peri Bacası Fakültesi, Faculty of Fairy Chimneys. Oha bu çok iyi oldu. Bu enerji vampirleri, bu konu zaten çokça konuşuldu. 2015'ten beri sosyal medyaya 2-3 şey yükleyen herkes bu konu hakkında konuştu. Değil mi? Öyle yani. Fakat ben bu konuda şöyle düşünüyorum.

Nasıl ki herkes sokak lezzetleri çekiyor. Yani Gaziantep sokak lezzetlerinden yüz binlerce var YouTube'da. Ama biz istiyoruz ki Vedat Milov gitsin oraya, bunu yesin, deneyimlesin. Onun yorumlarını, gerçi şu anda kendisi bu ara biraz linçleniyor ama olsun. Ben seviyorum kendisini. O konuda da biraz haklılık payı var. Belki YouTube'da sıkıntı olabilir ama haklı. Çünkü insanların özel alanı falan. Neyse, girmeyeceğim oraya.

Oradaki konu, sonuçta sen bir ünlüsün. Adam da onu demeye çalışıyor. Yani ünlüsün, senin fotoğrafını çekerler. Her şeyinde zorluğu var. O da öyle bir şey. Sonuçta olmasaydın o zaman, insan bir anda ünlü olmuyor. Bunun yolu var. Bunu görüyorsun ve kabul ediyorsun bazı şeyleri. O yüzden yapacak bir şey yok. Ama bizim bilmediğimiz, adama bir şey dedilerse ekstra, o lahmacuncu da... ...hani fotoğraf çekmek dışında, o zaman işler değişir. Hakim değilim konuya, o yüzden çok yorum yapmayayım. Yaptın yapsın, yorum yapmayayım.

Neyse konuya gelmek istiyorum ya. İşte 2015'ten beri demiştim. Kesin sayı. Defalarca konuşuldu ama bir de bakın bakalım ben nasıl yorumluyorum bu konuyu? Benim gözümden nasıl? Ben nasıl tadalıyorum bu konudan falan? O yüzden bence bunu merak edersiniz diye düşünüyorum. Tekrar bu konuların üzerinden geçiyorum. Yoksa bunlar Einstein'lik konular değil. Her zaman ki ben keşfetmedim. Ama bakalım buzdağının altında gördüklerim nelermiş? Şimdi enerji vampiri yerine bizim kullanabileceğimiz Bacı Birliği olarak birkaç tane daha kelime var. Birazcık bundan bahsetmek istiyorum.

Mesela, energy predators. Predator ne? Predator. Predator. Predator. Yani yırtıcı, avcı. Enerji avcıları. Anlatabiliyor muyum? Uf, çok güzel karşılıyor bence bu kelime. Diğer bir kavramımız, energy parasite. Parazit yani ne? Simbiyotik olmayan, tek taraflı, sadece emici bir yaşam biçimi. Enerji parazitleri. Uf, çok iyi.

Energy eaters. Biliyoruz ki enerji yiyiciler. Konuşmuştuk enerjivor. Bunun dışında pranic vampire. Yani pranik vampir. Pranik ne? Prana, yaşam enerjisi. Yaşam enerjisi hemen vampir demek. Bir de empathic vampire. Empathik vampir. İşte yani yine o empatları hemen yiyen vampirler. Hepsi ayrı ayrı çok güzel kavramlar bence.

Böyle altını en çok dolduran sizce hangisi? Bana yazın. Ben en çok arkadaşlar şeyi sevdim. Energibo. Çünkü Fransızca olduğu için olabilir. Yani biliyorsunuz ben seviyorum. Böyle sonradan öğrendim.

Şimdi bir enerji vampirini nasıl tanırız? Bu kişi enerji vampiri nasıl deriz? Tamam mı? Bu bir kişiye narsis demekten çok daha kolay. Çünkü bu bir hastalık değil. Personality type değil. Bu bir kişilik bozukluğu değil. O yüzden diyebiliriz yani sen bir enerji vampirisin de. Burada böyle bir etik aramıyoruz tamam mı? Arkadaşlar, bir enerji vampiriyle yeteri kadar maruziyetten sonra, yeteri kadar süre götürdükten sonra... ...kendinizi yorulmuş, yani exhausted, unfocused, yani odağınız kaymış hissedersiniz, deprese hissedersiniz. Kendinizi fazla uyarılmış, yani overstimulated hissedersiniz, tamam mı? Böyle alışılmadık şekilde, stresli, duygusal olarak tükenmiş hissedersiniz.

Ve bu kişiler genel olarak sürekli ilgi talep ederler. Sorunlarını abartırlar. Bu bana benzeden mi oldu? Yok yok, şimdi devamı geliyor. Kendi problemleri için başkalarını suçlarlar. Ve arkadaşlar, durumu her şekilde kendileri için manipüle ederler. Yani Gibi'de herhangi böyle bir bölüm var mıydı? Ama bence Gibi için mükemmel bir konu başlıyor bu. Dikkat edin, bir kişiyle buluşuyorsunuz ve bundan buluşmadan sonra böyle hissediyorsunuz.

Böyle bir şey varsa arkadaşlar evet o kişi bir enerji vardır yani çok da üzerine düşünmeye gerek yok. Ayrıca böyle kişilerle uzun süre kontakta bulunduktan sonra artık ne yaparsınız biliyor musunuz? Kendiniz sosyal çekilme yaşarsınız, yaşayabilirsiniz diyeyim daha doğrusu. ...withdrawal olur yani. Neden? Social contact'ten. Çünkü arkadaşlar... ...böyle emotional drain var ya... ...hani böyle işte emosyonel olarak tükenmekten... ...kendinizi alıkoymak için işte... ...kendinizi bundan soyutlarsınız. Ben bunu bir ara yapmıştım. Etrafımda enerji vampiri mi denir artık? Sınır tanımayan insanlar mı denir? Onun gibi böyle o kadar çok insan vardı ki... ...ben geçiyordum doktorun arasına... ...hatta dedim bir gün artık yani böyle... ...dedim ben kimseyle muhatap olmak istemiyorum.

Neden bunu biliyorsunuz? Çünkü yoruldum, enerjim... Bana kadar enerjim var, bana kadar aklım var, bana kadar jülüm var yani. O yüzden kimseyle muhatap olmak istemem arkadaşlar falan. Millet şok oldu ama güldüler ve geçtim içeri oturdum. Neyse sonra tabii ki şu an çok daha iyiyim falan onları anlatmıştım. Şu an bunlar kalmadı şükürler olsun. Ve arkadaşlar bu insanlarla çok fazla yine kontakta olursanız artık bu negativiteden, bu olumsuzluktan bahsedeceğim. Nasıl bir olumsuzluk? Artık overwhelmed olursunuz. Yani yeter be dersin bu olumsuzluk. Başlayacağım senin olumsuzluğuna. O yüzden hayata öyle bakarsın falan filan. Böyle anlarsınız tamam mı? Bunların işte vampir olduklarını, enerji bor olduklarını, bu enerji borların, bu psikik vampirlerin, psikik vampirler. Bunların arkadaşlar birkaç türü var. Gelelim bunların türüne.

En sevmediğim tür, sosyal medyada sürekli olan tür, victim olan, mağdur. Bunlar arkadaşlar sürekli mağduru oynarlar. Sen bir video paylaşırsın, A dersin. Bu der ki ama bende de B yok. Ne yapayım sende de B yoksa? Ben şu an A'dan bahsediyorum. Sen neden şu anda safsata yapıyorsun, mantık safsatası? Hani felsefik olarak falan.

Yani bir X kişisi A önermesi yapıyor, sen gidiyorsun B önermesine bir mağduriyet oynuyorsun. Ya tamam, en mağdur sizsiniz arkadaşım. Bazı insanlar arkadaşlar gerçekten bu mağdur kartını oynamaktan hoşlanıyor. Ve hep hazır yani bir hüzün hikayesi, bir dram, bir drama hikayesi. Yani tamam ya, en çok sen acı çektin, acı yarıştırırlar falan bunlar. Ve bunlar masum, dünyadaki herkes onlara karşı. Ha, bu dış mühüratlar.

Dış minnaklar. Bunlar dertlerini sürekli ve yüksek sesle dile getirmeye ihtiyacı hissederler. Yani tamam, bizim de dert. Şimdi ben burada podcast yaptığım için anlatıyorum falan. Ya da size sürekli dert yakınmıyorum. Hatta yakınmak da istemiyorum. Önceden çok kötü zamanlarım olduğunda ağlıyordum falan sosyal medyada. Sonra diyordum acaba hani ben böyleyim ama yok diyorum. Ben hani duygularımı burada aktarıyorum ve ortak duygularda buluşuyoruz falan. O yüzden...

Sürekli kendimi sorgulamayacağım. Ben de mi böyle yapıyorum falan diye. Bu durum başka bir durum. Geçiyoruz arkadaşlar. Diğer bir enakli bu türüne. O da kim?

Criticizer. Yani arkadaşlar eleştirenler. Bunlardaki var arkadaşlar Twitter popülasyonu. Twitter population. Ne yapıyor bunlar ekşisi de? Sürekli enerjilerini başkalarını eleştirmek için kullanıyorlar. Eleştirme daha iyisini yap ya, daha iyisini yap madem öyle. Birisi mesela bir çalışmayı anlatıyor. Bu diyor ki ama burada böyle bir şey yok. Ya o zaman sen daha iyisini yap. Yok.

eleştirecek. böyle durumlarda bunlara it ürür, kervan da yürür demek gerek. çünkü bunlar için asla hiçbir şey yeterli değil. şey diyorlar ya hani su üzerinde yürürsün. ne derdi? niye koşmuyorsun? neydi? neyse işte anladınız. yani yaratamazsın bunları. hani o yüzden yaratmaya çalışmamak gerekiyor. he demek gerekiyor. sen daha iyisini yap demek gerekiyor. buyur sahne orada parla.

hilal ve yıldızım parla, beyaz ve kırmızım türkün yolu, cumhuriyet parla, yüz yaşındasın. neyse sonuç olarak bunlar her şeyde kusur buluyorlar falandır filandır. bunlar da enerjimizi emiyorlar. ben bazen düşünüyorum ki hani tamam fikir özgürlüğü, tamam sosyal medya ama ne yapayım gördükçe bunları emiyor enerjimi deyip engellesen mi diyorum sonra diyorum ki engellemek mi diye Bir notifikasyon gidiyor. Bende ona bir bildirim gidiyor. Bir şekilde bana dokunmuş oluyor. O da buna bir şey verecek, haz verecek diyorum. Ama sonra diyorum ki, boş ver onun hazlığını, düşüncesini. Senin enerjin daha önemli. O yüzden artık abartırlarsa bunu engelliyorum yani. Diğer tırda aslında iyi oluyor. Hem etkileşim için iyi oluyor, hem de çoklu fikirler daha iyi oluyor. Çünkü sürekli övülmek de iyi değil yani. O ne hani? Sürekli herkes seni övsün. Demek ki bir yerde bir yanlışı var yani.

Sevgili Queen dostum, devam edeceğim bu türlere. Bizim enerjimizi hemen enerjiborlara. Ama siz ne yapın? Bunlara karşı durabilelim diye birazcık reklamları izleyin. Ben geliyorum. I'll be back soon! Geldik

üçüncü enerjibo türümüze. Drama Queen ve Kingler. Yani drama kraliçeleri ve kralları. Drama Prensleri daha güzel uyuyor bence. Bazı insanlar arkadaşlar seviyorlar bu Drama Queen olmayı. Bu konuda ben de Drama Queen miyim? Bazen ama yok ya. Yani ben genel olarak şeyi seviyorum. Artık kendimi sorgulamaya bırakıp bunu anlatmaya geçmem gerekiyor. Tamam, sorgulamıyorum kendimi. Neyse. Arkadaşlar, bu drama queenler, evet, main karakter oluyor hayatlarının. Main character. Ama bu main character olmanın yanı sıra... Bunlar her zaman böyle bir felaketin ortasında böyle, tamam mı? Hani böyle tüm büyük kameralar, aksiyon filmi, Kanter, Göz Yaşı, Tarantino... İşine bak kardeşim. Wasson'ın filmi burada oynanıyor yani.

Ve işte burada farklıyım. Bendeki fark da şöyle. Bunlar sizin yardımınıza ihtiyaç duyuyor. Yani hani bunlar böyle şey... Mesela biz de prensesiz ama biz kurtarılmayı bekleyen prenses değiliz yani. Ben saçımı salıp aşağıya gelsin bir prens kurtarsın demiyorum. Ben kendi hikayemin prensesiyim arkadaşım. Sen de öylesin. Biz öyleyiz. Biz prenses peri bacasıyız ama onlar kurtarılmayı bekleyen, savunmasız, korkak öyle. Bu drama queenler öyle. Biz öyle değiliz. Olmayalım da. Geldik diğer bir enerji bok türüne.

Manipulator. Bunlar manipülatörler. Arkadaşlar, bazı toksik insanlar her koşulda, her şekilde durumu kendi lehlerine çevirebiliyorlar. Yani nasıl yapıyorlar bilmiyorum ama yapıyorlar. Ve bu insanların böyle farklı bir gündemleri oluyor kafalarının arkasında. İkinci bir mesaileri oluyor. Bunlar böyle silsi oluyorlar. Bunları tanıyoruz artık zaten. Yani bence... Ve bunlar da enerjimizi sömüren diğer bir empatik vampirler. Her defasında farklı bir kavramı kullanmaya çalışıyorum ki hepsi aklımıza yer etsin. Ayşe, ay beni en çok sömürenlerden bu grup. Bu yeni grup ne biliyor musunuz arkadaşlar?

Negatif thinker, yani negatif düşünen, her şeyi eleştiren, hep felaket tellalı, pesimist. Ay tamam ya, en 1984 sensin, tamam. Ne olur, sağ bizi ya. Yani bazı insanlar gerçekten sadece o bardağın boş tarafını görmekle kalmıyor, bardağı boşaltmak için elinden geleni yapıyor. Ve ben bu insanlardan gerçekten uzaklaştım. Bak istiyorum. Çünkü bunlar insanda ne umut bırakıyor, ne heyecan bırakıyor. Tamam, umut fakirin ekmeği. Tamam, bu ülkedeki fakir biz değiliz. Ama bırak da azıcık umut da kalsın ya. Yani olmuyor çünkü umutsuz, heyecansız. Hayat heyecanlı, güzel. Niye aşık oluyorum sürekli? O taşla, şuna, buna aşık oluyorum. Sartır gibi oldum. Taşa aşık oluyorum ya. Neyse, sonuç olarak bırak azıcık umudumuz kalsın. Elimizde bir ok almış zaten. Tamam, kendine sakla bu negatif düşüncelerini. Tamam mı? Bir diğer gruptan.

The Blamer. Blamer'lar yani suçlayıcı. Kendinde asla hata bulmayan, sürekli karşısındakini suçlayan peygamberler. Bunlar sürekli başkasında suçu bulup, utanç, suçlama, ne kadar kıtfat. Ney bu? Kıtfat mı? Film, isim. Neyse. Arkadaşlar, Türkçe yoktu, matematik de yoktu. O yüzden artık bunları maruz göreceksiniz. Yapacak bir şey yok.

Bu enerji vampirlerinin türlerini teker teker inceledik. Şimdi bir de genel özelliklerinden biraz daha bahsetmek istiyorum ki düşmanımızı iyice tanıyalım, kokusundan anlayalım. Neredeki gibi? Narsist podcastımdaki gibi. Ben yandım, siz yanmayın. Bunlar arkadaşlar şimdi hemen aklınıza gelecek hep neyseler biliyor musunuz? Center of the attention'ı yani dikkatin, ilginin merkezi. Yani ben hep diyorum ya, I'm the star of the show.

Bu şovun starı benim. Bunlar da hani böyle. Ama bunlarınki nasıl biliyor musunuz? Çok gıcık. Yani şöyle. Sen dersin ki, aa işte mesela şurada bir şey yaşamıştım. Başıma şu geldi. O ne? Hep bir cümlem var ya. O da bir şey mi? Bana böyle böyle. Ya o da bir şey. Bırak da ben kendimkini anlatayım. Tamam, seninki de vardır ama yani hani konuyu hep kendine getirmeye bir çalışma. Bir dinle. Dinle. Bu şarkımı sana dinle. şimdi diğer bir özellikleri de genel özellikleri de exaggerate yani abartılar her şeyi abart abart exaggerate derler ve artık inandırıcılıklarını kaybederler tabii ki en büyük şey onlarındır en güzel şey onlarındır o da bir şey mi en her şeyin en iyi en iyi onlarındır

İşte hastalar gelir ya bana, etlerim kırılıyor, ateşim 45 var. Eminim öyle derim. Onlar da enerjim şaka şaka. Şimdi arkadaşlar, bunu ben demiyorum. Bir tane lisanslı klinik psikolog var. Nereden? Los Angeles'ten. Los Angeles. Melekler şehrinden. Kim bu? Nancy Irvin. Ne diyor bu hanımefendi? Diyor ki, bu enerji boruların genel semptomları ya da genel belirtileri şunlardır diyor.

Kendileri hakkında konuşuyorlar. En çok, her şeyden çok kendileri hakkında. Kendileri vardır, diyor. Victim mentalitesi vardır. Ne demiştik buna? Mağdur mentalitesi. Pesimistlerdir. Hep olumsuz gönellik. Jealousy. Bunlar kıskançlardır. Hemen aklınıza o Twitter'daki veya işte... ...Instagram'daki linç eden kıskançlar gelsin. Ve neediness. Yani bunlar her şey böyle hep ihtiyaç duyar. Bu drama queenlikten bahsettik ya. Böyle, hah. Neediness. Demanding. Yani muhtaçlık. Bunlar hep muhtaç.

Sonra arkadaşlar, Irving hanımefendi devam ediyor. Diyor ki, bu attention seeking, yani ilgi arama, ilginin odağı olma isteği ve bu muhtaçlık diyor, hani böyle money gibi gözükebilir. O yüzden bipolarlarda bu gözükebilir falan. Ben bunları demiyorum. Bunları daha önce okumada yapmamıştım böyle olduğu ile ilgili. Bilmiyorum. Sadece o diyor bunu yani. Tamam mı? O diyor. Ben demiyorum. Bilimde de böyle mi? Bilmiyorum. Ya da diyor mesela bunun gibi gözüken personality disorders da olabilir. Yani kişilik bozuklukları.

Kişilik bozukluğundan mesela hangisi? Narsistik personality disorder. Yani narsistik kişilik bozukluğu da enerji vantiliği gibi gözükebilir. Ya da historik kişilik bozukluğu. Yani tiyatro benim, ben buradayım, burası benim, ışıklar ışığı falan. ...şeyler var istiyorum kişilik bozukluğu. Bu arada yani işte diyorum ya bir şeyin kişilik bozukluğu olmasıyla... ...bir şeyin bazı semptomlarını göstermesi çok çok başka şeyler tamam mı? Öncelikle bunu anlayalım. Kişilik bozukluğu demek artık bunun işlevsel olarak hayatını etkilemesi... ...bunun hayatta sorun çıkartması, bunun kişilik bozukluğu olması. Yoksa hepimiz bir yerlerde bir spektrumdan bir şeyler alıyoruz. Hepimizin narsistik özellikleri var, hepimizin histrionik özellikleri var. Mesela bir kişi bazen ilişkilerinde histrionik gibi gözükebilir ama topluma karşı öyle değildir. Ya da erkeklere karşı narsistik olabilir ama işte topluma karşı daha farklıdır. Ya da romantik ilişkilerinde borderline gibi gözükebilir, diğer hayatında öyle değildir. İlla bir semptom gösteriyor diye bu kişiyi o şekilde stigmatize etmek çok yanlış. Bunu da burada söyleyeyim. Bir yerlerin bir şekilde spektrumunda bulunabiliriz.

Ama bunun başlı başına o kişilik bozukluğu demek için bir sürü faktör var. DSM-5 kriterleri var. Bunun böyle ne ben derim, ne başka biri der, ne bir psikiyatrist direkt böyle. Çünkü o kişinin tanınması, bilinmesi gerekiyor yani. Konuşmak gerekiyor, onunla bir seans yapmak. Bu işler böyle kolay değil. Kimseye stigmatize etmiyoruz. Kendimiz de dahil. Tamam mı? Şimdi geldik baya hassas bir noktaya. Siz empathsanız arkadaşlar ve karşınızda bir enerji vampiri varsa, enerji vampiri vs. empath ise, empath ne? Hani başkalarının duygularına karşı olağanüstü bir derecede hassas birisiyseniz yani siz bu insansanız, o zaman tabii ki daha vulnerable, daha savunmasız olabilirsiniz enerji vampirlerine karşı.

Burada başkalarına yardım etme arzunuz sizi acı çeken insanlara karşı daha açık hale getirebilir, savunmasız hale getirebilir. Ne yapacaksınız o zaman? Bu sizin yardımınızı kabul edip iyileşmek isteyen, sizden fayda sağlayacak kişilerle... ...sadece sizin enerjinizi sömürmek, tüketmek için var olan insanlar arasındaki farkı anlamak... ...ve adamına göre davranmak gerekiyor. Niye? Hep diyoruz ya...

İyiliğimizi devam ettirmek için, iyiliğimizi himaye etmek için, sürdürmek için ne yapacağız? Bazen de kötü olacağız. Tamam mı? Adamına göre muamele. Başka bir terapist olan Cobb da diyor ki... ...sağlam sınırların olmaması, bu enerji vampirlerine karşı daha esnek... ...ve onların dehne davranacak bir şekilde bükülmenizi kolaylaştırır. Ne yani? Her zamanki gibi sınırlar, sınırlılar ve sınırların önemi.

Geldik arkadaşlar, en leziz kısma. Böyle baharatı olan yer burası. Nasıl bunlara hayır diyeceğiz? Nasıl bunlara karşı duvar öreceğiz? Nasıl kendimizi koruyacağız bu vampirlerden? Kanımızı emdirmek istemiyoruz, kanımız bize kadar var.

Kansız olmak istemiyorum ben ya. Olamaz olsun kansız. Ben kansız olmayacağım. Ne yapacağız? Assertive communication. Ne yani bu? Yine aynı hanımefendi Kopp diyor ki... Communicate assertively and directly. Yani direkt söyleyeceksin. Mesela, diyor kendisi. Ben kendim hakkında bir şey anlatıyorum. Tamam mı? Geçen başıma gelen bir şey anlatıyorum. Tamam, hasta olmuşum diyelim ki. Ateşimde 39. Bu diyor ki, karşımdaki... diyor ki...

ay o bir şey mi benim ateşim işte şöyle böyle oldu tüm vücudum kabardı ben de diyor ya biz hemen diyoruz ki şimdi benim konuma bir dönelim de bir olaylar karışmasın sonra seninkini anlatırız direkt böyle direkt arkadaşlar madem oyun yapıyor biz de direkt olabiliriz kırmak değil bu arada genel tavsiyeleri söyleyeceğim ama ben kendim ne yapıyorum biliyor musunuz ben çok güzel bir yöntem buldum ve bunu 3-4 sene önce buldum çünkü ben hayır diyemiyordum people pleasing değil sadece o anki dopaminine kanıyordum Mesela bir de bana dedi ki görüşelim. Hemen böyle hani, ah evet görüşelim falan. O an dopamin beni kandırıyor ve gidiyordum. Ve sonra eve geliyordum, babamlar falan direkt anlıyordu yani. Enerjim çekilmiş, bitmişim. Böyle yani hani nereden gittim Allah belasını... Neyse, bela okumayayım. Allah cezasını... Ceza okumayayım.

Allah ne yapsın yani? Bir şey yapsın Allah. Gör Allah'ım. Neyse. Keşke gitmeseydim falan diyorum. Sonra ne yapıyorum biliyor musunuz? Hayal ediyorum. Biri... Artık zaten kimse bana görüşelim demiyor. Ama niye acaba en aynı aman biri ben miyim? Neyse. Biri bana diyelim ki görüşelim dedi. Tamam, haydi diyelim. Öyle bir şey oldu. Şaka bu arada. Bir sürü insan diyor. Ama benim zamanım yok. Ben hayal ediyorum. Kendim oraya gitmiş. O kişinin konuşacaklarını tahmin edebiliyorum zaten. O kişi neler söylüyor, neler yapar, biz ne yaparız, kaç saat otururuz falan.

Hayal diyorum arkadaşlar. Ve kendimi günün sonunda eve gelmiş şekilde hayal ediyorum. Ve enerjim çekilmişse, diyorum gitme, gitmiyorsun. Ve hayır diyorum. Ve diyorum ki zaten çok basit. Bir şey yapmam gerekiyor, yapacak bir şey yapmam. Zamanım yok deyince artık ısrar edemiyorlar. Önceden ısrar edebiliyorlardı. Bu kadar yoğun değildi hayatım. Şimdi edemiyorlardı. Ve gerçekten... Günümü kurtarıyorum. Haftamı kurtarıyorum. Çünkü ben o şekilde gittiğimde görüşmelere ve döndüğümde benim günüm bozuluyor. Ertesi gün pişmanlık yaşıyorum. Sonraki gün bile yani bir hafta boyunca enerjim çekiliyor. Öyle insanlar var bu hayatta ya. Öyle vampirler var arkadaşlar. Bunlar belli değil. Bunlar gerçek vampir.

Diğerinin ismini unuttum erkek olanın çünkü umrumda değil. Yani en önemli diğer faktör de bunlara karşı maruziyetimizi limit diyeceğiz. Ben dedim ya işte iş yerinde ne yapıyorum? Bazen gerçekten overwhelmed oluyorum. Böyle hani çok fazla insan, çok fazla kişi falan filan sürekli bir şeyler bana anlatılıyor sonuçta. Yani hastanede hasta bakarken, hasta dışında bir şey duymak istemiyorsun. Ve herkes sana bir şeyler sorunca tabii ki yoruluyorsun yani. Hani hasta bakıyorum zaten. Zaten yani kişi var falan. Bir de bir şeyler duyunca, bir de onunla bununla falan artık yani... İnsan bazen gerçekten yeter oluyor. O zaman da odama gidiyorum. Ne yapıyorum? Mağaziyeti azaltıyorum. Tamam mı? Yemek yiyeceksem bir odamda uyuyorum. Bir şey yapacaksam odamda yapıyorum. Yani daha yalnız kalıyorum. ...bu şekilde kendimi stres altına sokmuyorum. Ancak böyle kendimi dengeleyebiliyorum. Ne yapayım? Ve eğer bu kişiler maruzetimiz limitleyemeyeceğimiz kişilerse... ...akrabalarımızsa, ailemizse, birinci derece falan yakınımızsa... ...o zaman da ne yapacağız? Expectation'ımızı ayarlayacağız kendimiz. Expectation ne? Beklenti.

Arkadaşlar, bir diğer yapabileceğimiz şey de aynı narsistlere davrandığımız gibi grey rock tekniği. Yani onlara emosyonel bir tepki vermeyeceğiz. Onlarla tartışmadan kaçınacağız. Çünkü onlar bundan besleniyor zaten. Yani gökkuşağımdaki böyle güzel, çekici, pembe, böyle güzel bebek maalesef olmayacağız. Nötral renkler, yani Kim Kardashian gibi. Beige. Tamam mı? Beige estetik, yeah? Kim Kardashian.

I'm Kim Kardashian West. I'm a mother, billionaire, law student and billionaire. I'm also the proud owner of Skims straight wear products. Thank you. Ama sonu İngilizce aksanında bitirme. Neyse. Thank you. Ve geldik yine. En önemli şey bunlara da hani hayır demek diyemiyorsanız ne yapacağız arkadaşlar? Gideceğiz benim hayır deme olan, hayır deme sanatıyla ilgili olan podcastimi dinleyeceğiz. Tamam.

Özellikle people pleaser isen, insanları mutlu etmek, memnun etmek için her şeyini verecek pozisyondaysan yani o zaman git gerçekten dinle. Çünkü en önemli silah bu bunlara karşı. Hayır hayırdır. Hatta bazen hayır hayır demekle kalmaz. Evet evet. Bunlar nettir. Ve arkadaşlar buna itiraz eden biri varsa onları hayatımızdan çıkaracağız. Yapacak bir şey yok. İnsanlara bazen fazla değer veriyoruz. Hayatımız çok daha değerli bunlardan. Gerçekten. Hayatımızdan çıkaramıyorsak, onlara mavuziyetimizi limitliyoruz. Hayatımızdan çıkarabiliyorsak da, bay bay. Güle güle şekerim. Ayy. Nasıldı ama? Beğendiniz mi? Ben eğlendim bu arada bayağı çekerken. Valla bu da benim yorumlamamdı. Acısıyla, tatlısıyla, baharatıyla, umami tadıyla böyle bir yorumlama ortaya çıktı. Beğendiniz mi? Bu bölümle ilgili yorumlarınızı bekliyorum. Hafif. Sizi

seviyorum!

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)