Podcast

Gerçekten "Yakın" Mıyız?

Yakın İlişkiler

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bir ilişkiyi sıradan bir ilişki olmaktan çıkartıp daha ciddi, daha kıymetli bir ilişki haline getiren şeyler nelerdir? Çok büyük heyecanlarla başlanan birçok ilişki, 2. yıl civarında tökezleyebiliyor, hatta bitebiliyor. Peki neden? Psikolog Dr. Gizem Sürenkök bu bölümde; bu sorunun cevabı olan iki faktörden birine, "yakınlık" meselesine değiniyor. Yakınlık ne demek, yakınlık türleri nelerdir, ilişkimizde daha yakın olmayı nasıl başarabiliriz gibi soruların cevaplarını tüm detaylarıyla anlatıyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.214 kelime · ~16 dk okuma

Hiç düşündünüz mü bir ilişkiyi böyle sıradan, herhangi bir ilişkiden çıkartıp daha ciddi, daha kıymetli bir ilişki haline getiren şey nedir? Ya da bir de şöyle soralım. Hiç düşündünüz mü bir ilişkiyi bir buçuk ikinci yıl civarında yaşanan zorlu dönemlerden çıkartıp böyle gerçekten hayatımızda olduğu için çok kıymetli, çok iyi bir yere getiren önemli faktörler nelerdir? Aslında birçok ilişki başlangıçtaki o birbirimize çekildiğimiz unsurlarla başlıyor. Ve tabii ki burada fiziksel çekicilik de çok önemli. Karşımızdaki insanı merak etmemiz de çok önemli. Orada karşılıklı sohbetlerimizin güzel geçmesi, ortak müzik anlayışı, ortak hayat görüşleri bunların hepsi çok kıymetli.

Ama böyle büyük heyecanlarla başladığımız birçok ilişki var ki bu bahsettiğim bir buçuk iki yıl civarında tökeziyip kalıyor ve devam edemiyor. Peki neden? Bence bu çok önemli bir soru ve bu sorunun iki cevabı var. İki faktör var bunlarla ilgili. Bir tanesi yakınlık, diğeri bağlılık. O yüzden ben de bugünkü bölümü

yakınlık üzerine kaydetmek istiyorum. Bir sonraki bölümde bağlılık üzerine olacak. Hazırsanız hadi başlayalım. Yakınlık ne demek? Yakınlık türleri nelerdir? Biz ilişkimize daha yakın olmayı nasıl başarabiliriz? Bunlar üzerine konuşalım.

Transkriptin tamamını oku

Podcast'ın en başında, hadi beraber yakınlık denemek, bir bunu konuşalım. Yakınlık aslında bizim başka biriyle duygusal, fiziksel veya zihinsel bir bağ kurma deneyimi edinmemiz. Karşımızdaki insanla birbirimizi daha iyi bilebilmemiz, daha ona içimizi açabilmemiz ve bununla ilgili daha az çekince hissetmemiz demek yakınlık. Ben daha önce yakınlık hakkında podcastlerle çok konuştum. Yani yakınlıktan bahsetmediğim bir bölüm var mıdır bilmiyorum. En basitinden kırılganlıktan ne zaman bahsetsek aslında yakınlıktan bahsediyoruz değil mi? Bir insanla yakın olmadan ona karşı kırılgan olabilmek mümkün değil. Ve hep dedik ki bir ilişkinin gerçekten iyi olabilmesi için kırılgan olabilmek bir ilişkide çok kıymetli.

Ve aslında ilişkide kurduğumuz bütün stratejiler, bütün oyunlar, ah öyle yapmayayım, böyle yaparsam şöyle anlarlar, aman işte bu mesajı şöyle yazmayayım da böyle yazayım ki daha bir cool görüneyim gibi tavırlar aslında ilişkideki yakınlığı zedeliyor dedik. Ve bunun arkasında da hep olduğumuz insan gibi o ilişkide var olamamayı gösterdik. Bunların hepsi zaten eski bölümlerde konuşulmuş olan şeyler. Ama bugün biraz daha da böyle yakınlığı didikleyelim istiyorum. Yani yakınlık çünkü tek bir kavram değil. Birçok farklı katmandan oluşuyor. Şimdi bir yakınlık kavramı hakkında düşündüğümüzde... ...belki bu bölüm daha çok romantik ilişkiler hakkında olacak olsa da... ...o şeyi de hatırlamanızı isterim. Mesela çocuklukta bir arkadaşımızla kurduğumuz yakın bir bağ... ...veya yakın bir arkadaşımızla kurduğumuz yakınlık.

Veya ebeveynlerimizle kurduğumuz yakınlık. Yani biz hangi ilişkilerle gerçekten yakın olabiliyoruz? Ya da belki daha zor ve bazılarımız için daha acı bir soru. Biz hiç yakın olabiliyor muyuz herhangi bir insanla? Yakın olmaya izin veriyor muyuz? Bunlar bence bu podcastte farklı yakınlık türlerinden bahsederken kendinizi daha iyi anlamanızı da sağlayacak. Çünkü belki mesela atıyorum fiziksel yakınlık konusunda zorlanmıyorsunuz ya da sosyal yakınlık konusunda zorlanmıyorsunuz ama duygusal yakınlık konusunda çok zorlanıyorsunuz. O aradaki farkları tespit edebilmenin de kıymetli olabileceğini düşünüyorum.

Şimdi yakınlık için şunu hep söyleriz. Yakınlık adım adım geliştirilmeli. Yakınlık bir anda kurmak, bir anda bütün iç dünyamızı karşı tarafa aktarmak aslında çok yorucu. Bu over sharing diye bazen şeylerde de artık görüyorum. Yani Twitter'da Türkçe kullanımında bile görüyorum.

Hani böyle haddinden fazla bir paylaşım yapmak, karşımızdaki ilişkinin henüz hazır olmadığı bir paylaşımı oraya bırakmak gibi bir davranış aslında ilişkilere zarar veriyor. Ve belki başınıza gelmiştir yani, bir insanla ilk defa oturuyorsunuzdur, bir romantik ilişki de olabilir, arkadaşlık ilişkisi de olabilir ve karşınızdaki insan öyle bir şey anlatır ki böyle ben bu bilgiyi tam olarak ne yapmam gerektiğini bilmiyorum ve bu bilgiyi biliyor olmaktan dolayı kendimi hiç ama hiç iyi hissetmiyorum diye düşündüğünüz zamanlar olmuştur eminim ki. Gerçekten zor bir durum bu arada. Çünkü siz bu bilgiyle ilişkinin bir level attırması gerektiğini hissedersiniz ama siz henüz hazır değilsinizdir ki ilişkinin o seviyeyi attırmasına. Yani mesela karşınızdaki insanla o kadar yakın bir arkadaş olacağınıza henüz emin değilsinizdir ya da belki de istemiyorsunuzdur. Ama karşınızdaki insan kucağınıza öyle bir bilgi bırakmıştır ve şimdi artık bu insanın daire çok derin bir ve derin olmasının yanı sıra belki de bilmekten hiç hoşlanmadığınız bir şey biliyorsunuzdur. İşte bunlar aslında ilişkilere zedeleyen şeyler. Ama bir yandan da bunun tersi de mümkün. Yani mesela benim kendimi adım adım açtığım, yani aslında ilişkinin seyrinde gitmesi gereken noktalarda

Yavaş yavaş kendimle ilgili bilgileri bıraktığım ve yakınlığı kurmaya çalıştığım bir yerde karşımdaki insanın sürekli beni bloklaması da mümkün. Yani ben bir şey anlatırım. Mesela ailemle ilgili bir şey anlatırım. Karşımdaki insan susar. Çocukluğumla ilgili bir şey anlatırım. Karşımdaki insan susar. Hayallerimi anlatırım. Karşımdaki insan susar.

Burada şey de, yani benim anlattığımı takdir etmediği veya benim anlattığımın hoşlanmadığı gibi bir izinim de almam ama kendisine dair bir şey anlatmaz. Bu da mesela ilişkiyi çok dengesiz hale getiren bir şey ve böyle ilişkiler de var maalesef. En güzeli, ben bir şey anlatırken karşımdaki insanın da benim kadar ya da benimkinin yakın seviyede bir şey anlatabilmesi. Böylece adım adım ilerleyebilmek. Şimdi burada ben yine aslında fark ettim ki örnekleri verirken bile daha çok duygusal yakınlıktan bahsediyorum. O yüzden yakınlık türlerine girerken hemen duygusal yakınlıkla başlayayım ki sizin için de bence daha kolay bir gidiş olsun. Duygusal yakınlık başka birine hislerinizi, korkularınızı

Hayallerinizi, iç dünyanızı açabilmek anlamına geliyor aslında. Yani duygu dünyanızı karşınızdaki insanla paylaşabilmek anlamına geliyor. Mesela bugün çok zor bir gündü diyebilmek. Bugün iş yerinde her şey korkunç gitti diyebilmek. Ya da az önce annemle konuştum ve gerçekten çok öfkeli hissediyorum kendimi diyebilmek.

Ya da bugün başıma bir şey geldi ve bununla ilgili ne hissedeceğimi bilemiyorum diyebilmek. Bunların hepsi duygusal yakınlık örnekleri. Burada aslında bence şu soruyu biraz sormamız lazım. Genel olarak siz hayatınızdaki zor anları insanlara anlatabiliyor musunuz? Bu sorunun cevabı hayır ise o zaman birazcık daha özelleşelim ve şunu söyleyelim. Romantik partnerinize hayatınızdaki en zor anları anlatabiliyor musunuz?

Anlattığınız zaman karşınızdaki insanın sizi yargılamadan dinleyebileceğine ve sizi anlayabileceğine inanıyor musunuz? Sizi anladığına, inandığınız varsayımıyla ne sıklıkla bu tarz sohbetleri yapıyorsunuz? Şimdi burada birazcık kendi alanıma da minik bir eleştiri getirmek istiyorum. Ne zaman yakınlık hakkında konuşsak ya da bununla ilgili yazılar okusam, orada hep şu öneriliyor. Çift terapisinde falan da önerilen bir şey. İşte haftada bir gün mutlaka oturup partilerinize yakınlığı arttıracak birbirinize sorular sorun ve işte derin konuşmalar yapın. Ben bunun zorlamayla yapılabileceğine inanmıyorum açıkçası ve böyle haftada bir oturup işte birbirimizin gözlerinin içine bakarak konuştuğumuzda ve birbirimize derinlikli sorular sorduğumuzda bu yakınlığın böyle organik bir şekilde kurulacağına da inanmıyorum.

zorlama olduğuna ve aslında ilişkiye iyilik etmekten çok kötülük edeceğine inanıyorum. Aslında duygusal yakınlık bence gün içerisinde, yani günlük hayatımızda yaşadığımız duyguları, zorlandığımız anları Aklımızda tetiklenen hayalleri, yapabildiklerimiz ya da yapamadıklarımızı karşımızdaki insanla doğal olarak paylaşarak gelişen bir şey. Biz bir şey anlattığımızda o bizi dinleyebiliyor mu? Biz bir şey anlattığımızda ondan duygusal destek mi alıyoruz yoksa bize çözüm önerileri mi geliyor mesela? Ve bizim ihtiyacımız o anda hangisi? Bizim ihtiyacımız olanı verebiliyor mu? Çünkü bunun basit bir koşullanma olduğunu düşünürseniz,

Yani ben ihtiyacım olduğunda ona gidiyorum, o bana iyi hissettiriyor. Ben bir daha ona giderim, bir daha anlatırım, bir daha iyi hissederim. Bir sonraki seferde, bir sonraki seferde. Yani yakınlık aslında böyle geliştiğinde daha doğal. Aslında mesela duygusal yakınlığı bazen çocuklarımızla da kurmaya çalışıyoruz.

Çok duymuşumdur ebeveynlerden. Çocuklarıma soru soruyorlar ama bana hiçbir şey anlatmıyorlar. Duygularından bahsetmiyorlar. O yüzden böyle oturup özel soru şekilleri, geliştirme çabaları da oluyor. Bu çok anlaşılır bir çaba olsa da aslında bunlar da yeteri kadar organik, yeteri kadar ilişkinin kendi doğasına dair olmuyor. Hep böyle bir zorlama, bir yapay tarafı oluyor. Halbuki aslında

Ebeveyn çocuk ilişkisinde bile duygusal yakınlığın kurulmasının en etkili yöntemlerinden bir tanesi, ebeveynin kendi duygularını açması. Ebeveynin kendi zorlandığı yerleri hayatındaki. Tabii ki çocuğun düzeyini uygun olarak açabilmesi. Yani oturup çocuğumuzla ilişki problemlerimizi konuşmamalıyız tabii ki. Ama biliyor musun, bugün ben de iş yerinde zor bir gün getirdim diyerek kendimizi biraz olsun anlattığımız bir diyalogdan sonra çocuğumuz da aslında bize daha rahat anlatıyor. Ya da, ya ben senin yaşındayken şöyle şöyle bir olay yaşamıştım okulda ve o beni şöyle şöyle etkilemişti diye bir anımıza anlattığımızda aslında çocuğumuza da o yaşadığı durumları anlatabilme alanı açıyoruz. Böyle böyle duygusal yakınlık kurulabiliyor.

Duygusal yakınlığı böylece bence detaylı bir şekilde anlatmış oldum. Şimdi bir sonraki yakınlık türüne geçelim. Bu da aslında bence hızlıca aklımızda beliren bir şey. O da fiziksel yakınlık. Yani birine dokunabilme, sarılabilme, onu öpebilme, onun fiziksel alanının içinde bulunabilme, onunla cinsellik yaşayabilme gibi fiziksel temas üzerinden kurulan bir bağdan bahsediyorum fiziksel yakınlık dediğimde.

Şimdi aslında fiziksel yakınlık konusunda çiftler belirgin farklılıklar gösterebiliyorlar. Yani kimi çift öpüşürken, el ele tutuşurken, sarılırken, çok rahatken, kimi çifte bunu görmezsiniz. Kimi çift bunu dışarıda arkadaşlarla otururken veya sokakta bile çok rahat bir şekilde yapabilirken, kimi çift dışarıda hiç birbiriyle temas kurmaz ama evin içinde birbiriyle çok yakındır. O fiziksel temasla problem yaşamazlar.

Burada fiziksel yakınlıktaki önemli unsurlardan bir tanesi iki tarafında isteğinin dengede bir şekilde karşılanması. Yani ben dışarıda partnerimle el ele tutuşmak istiyorken o benim elimi hiç tutmuyorsa bu benim için zamanla yakınlık bozucu bir şey haline gelebiliyor. Bana sadece evde mesela bu şekilde olmak yetmeyebiliyor. Ya da mesela ben yakınlığımı karşımdaki insanı öperek, onu dokunarak, onu elini tutarak gösteremiyorsam genel olarak karşımdaki insan bunu benden talep edebiliyor. Çünkü onun için sevgi almama, sevgi gösterme yöntemi fiziksel yakınlık olabiliyor. Genel olarak benden zaten çok dinlediniz bence. Fiziksel yakınlığın ilişki için çok büyük faydaları var. Burada cinselliği kastetmiyorum sadece. Hatta yani cinselliğe gelene kadar

sarılmanın, öpüşmenin, el ele oturmanın yani o yumoş yumoş birbiriyle vakit geçirmenin çiftler üzerine müthiş bir etkisi var. Bunlar hep oksitosin ve oksitosin bizim birbirimize daha fazla güvenmemizi ve birbirimize daha fazla yakınlık kurmamızı sağlıyor. O yüzden de o fiziksel yakınlığı kuramadığımızda ya da karşımızdaki insanın ihtiyaçlarını bu anlamda gidermediğimizde ilişkideki yakınlığın ilerleyişi zarar görüyor ve bir yerde bu ilişkinin çökezlemesine yol açabiliyor. O yüzden yine önce genel bir soruyla şunu soralım. Genel olarak sevdiklerinizle fiziksel temas kurarken nasıl hissediyorsunuz? Rahat mısınız? Genel olarak fiziksel yakınlığı kurmayı zorlaştıran herhangi bir korkunuz var mı? Bir bariyeriniz var mı? Kimi mesela bedeniyle barışık değildir? Kimi hijyen konularında çok hassastır? Ya da kimi fiziksel olarak başka birini kendisine çok yakın hissettiğinde kendini çok savunmasız hisseder?

Eğer böyle bariyerleriniz varsa, korkularınız varsa bunların birazcık daha derinine inmek lazım. Neden bunları yaşıyorsunuz ve bunların üstesinden gelmek için yapabileceğiniz bir şeyler var mı? Çünkü bu korkular sizi fiziksel yakını kurmaktan alıkoyuyorsa ve fiziksel yakını kurmak istiyorsanız o zaman aslında buralara bakmamız gerekiyor. Bir de tabii ki o anlarda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Yani diyelim ki birisi sarılırken böyle çok fazla tetikte mi hissediyorsunuz? Yoksa kendinizi o sarılmanın sıcaklığına bırakabiliyor musunuz? Ya da mesela sevişirken o anda olabiliyor musun? Yoksa sürekli olarak nasıl görünüyorum? Şu anda karşımdaki insan beni nasıl algılıyor gibi korkular içerisinde misiniz? Çünkü bu tip

Böyle tetikte olma halleri, bu tip sorular o anda kalamamamıza. Öyle olunca da o aksiyonu yapsak da o aksiyonun doğal sonucu olan yakınlaşmaya engel olabiliyor. Şimdi isterseniz diğer yakınlık türlerine geçmeden önce minik bir ara verelim. Ondan sonra diğer türlerle devam ederiz.

Gelelim zihinsel yakınlığa. Zihinsel yakınlık hakkında daha önce düşündünüz mü hiç bilmiyorum. Çünkü fiziksel yakınlık ve duygusal yakınlık daha bence açık olanlar, daha böyle herkesin aklına gelebilecek olanlar. Ama zihinsel yakınlık, bir insanla ortak ilgi alanları, ortak düşündeler üzerine sohbet edebilmek. Mesela bir kitabı okuyup tartışabilmek, bir filmi beraber izleyip tartışabilmek ya da bir siyasi görüşü tartışabilmek çok kıymetli bir şey. Veya yeni bir şeyi birlikte öğrenmek ya da yeni bir şeyi ondan öğrenmek. Dünyanın iç değişi ve genel hayatımız üzerine kendi görüşlerimizi karşımızdaki insana rahatça anlatabilmek.

karşımızdaki insandan zihinsel olarak beslenebilmek. Bunların hepsi zihinsel yakınlıkla ilişkili. Ve dikkat edin, fiziksel yakınlık kurulabiliyor ama duygusal yakınlık ya da zihinsel yakınlık kurulamadığında o ilişki yeteri kadar ilerleyemiyor aslında. Bir insanla mesela duygularınızı paylaşırken çok zorlanmıyor olabilirsiniz. Fiziksel olarak da yakın olabilirsiniz. Ama mesela onunla sohbetleriniz sizi hiç beslemiyorsa,

Hep aynı şeyler üzerine konuşuyorsanız, fikirlerinizi dile getirdiğinizde, karşıt görüşleriniz olduğunda mesela, sizi çok fazla yargılıyorsa, değiştirmeye çalışıyorsa, ortak bilgi alanı geliştiremiyorsanız, bunların hepsinin aslında ilişkiye zararı olduğunu görmemiz lazım. Yani aslında hepimiz hep aynı şeyleri sevmek ve aynı şeylerle ilgilenmek zorunda hiç değiliz. Böyle bir sonuç çıkmasını istemem burada. Ama mesela partneriniz, atıyorum, partnerinizin özel ilgi alanı uzaysa ve siz uzay hakkında konuşmaktan nefret ediyorsanız ve bu insanın uzay hakkında konuşmaya asla alanı açmıyorsanız bir süre sonra bu insan kendi ilgi alanı içerisinde yapayalnız hissedebiliyor. Ya da mesela diyelim ki siz dinozörler hakkında konuşmayı seviyorsunuz.

Ama karşınızdaki insan bu konuyu her açtığınızda, of ben bunu istemiyorum diyorsa, bir süre sonra bu konuyu onunla konuşmuyorsunuz ama bu konuyu konuşabileceğiniz başka insanlar arayışında oluyorsunuz ve bu da aslında ilişkide uzaklaşma yol açabiliyor. Ya da karşınızdaki insan hiçbir zaman yeni bir şey getirmiyorsa ve hep sadece sizden besleniyorsa bir süre sonra bu anlamda da yani entelektüel anlamda da yorulabiliyorsunuz. Burada tabii şunları bence sormalıyız. Zihinsel olarak sizi en çok besleyen kişiler kimler?

Bunların arasından partilerinizi koyar mısınız? Ortak ilgi alanlarınızla ilgili sohbetleriniz içerisinde partileriniz yer alabiliyor mu? Karşılıklı olarak birbirinize meydan okuyabildiğiniz tartışmalar yapabiliyor musunuz? Ve bu meydan okuma bir kişilik çatışması haline mi dönüşüyor? Yoksa sen farklı düşünüyorsun, ben farklı düşünüyorum da bırakabiliyor musunuz? Çünkü her konuda aynı düşünmek zorunda değiliz. Önemli olan birbirimize saygı gösterebilmek.

Gelelim bir başka yakınlık türüne. O da ruhsal ya da spritüel yakınlık. Şimdi bunu tanımlarken şunu söylüyoruz. Ortak değerler, inançlar ve anlam arayışları üzerinden kurulan bağ. Burada spritüel konularda birebir aynı görüşlere sahip olmalıyız. Bu yakınlığı kurmak için diye düşünmenizi hiç istemem. Çünkü böyle bir şey yok.

Tabii ki benzer düşüncelere sahip olduğunuzda belki daha rahat konuşabiliyorsunuzdur. Daha rahat anlaşıldığınızı hissediyor olabilirsiniz. Böyle bir şey mümkün. Ama birbirinden çok farklı düşünmelerine rağmen birbiriyle çok derinlikle sohbetler edebilen ve aslında birbirine çok şey katan çiftler de var. Burada çok önemli bir durum. Tahmin edersiniz ki birbirinin farklı düşüncelerine, durumlarına saygı gösterebilmek.

Ama bunu illa inanç üzerinden düşünmenizi istemem. Çünkü ne zaman aslında bu konudan bahsetsem insanın hızlıca dini görüşler üzerinde takılı kaldığını görüyorum ama aslında sadece orayla ilişkili bir şeyden bahsetmiyorum. Burada mesela anda kalabilmek, andan keyif alabilmek ya da mesela geleneklerimizle ilgili benzer hissedebilmek, Yani mesela belki biri ailesiyle ya da kendi kültürüyle çok derin bir bağ kurmuştur ve bunu yaşatmak, sürdürmek istiyordur ama karşı taraf hiç böyle değildir. Bu ilişkiye zarar verir mi? Vermek zorunda değil aslında. Yani eğer karşımdaki insan benim kendi kültürümle kurduğum bağa saygı gösteriyorsa, benim o anları yaşamama alan açıyorsa, kendisi buna dahil olmasa da bu son derece uygun aslında.

Ama şu da önemli bir soru. Ben onu buna dahil etmeye çalışıyor muyum? Çalışmanın ötesine geçip ben onu buna dahil etmeye zorluyor muyum? Dahil olmaya zorluyor muyum? Çünkü bazen artık karşı tarafı o kadar çok çekiyorum ki kendi tırnak işaretçilerinin tarafına. O aslında doğal bir yakınlık olmuyor. Zorlama bir yakınlık oluyor ve mutlaka bir yerde patlıyor. O yüzden hani bu tip böyle farklılıklarımızda nasılız? Birbirimizde mesela ben partnerim bana şöyle bir soru sorsa, Gizem sen ailenle çok yakınsın, neden bu kadar yakınsın? Mesela neden sen anneni her gün aramak istiyorsun, her gün onunla konuşmak istiyorsun?

Ve ben ona anlatsam, beni anlar mı? Kendi ailesinde böyle bir dinamik yoksa benimkine saygı gösterir mi? Benim bu yakınlıkta ne bulduğumu, yakınlığın benim için neden önemli olduğunu onunla konuşabilir miyim? Peki yani şu cümleyi kursa ben nasıl hissederim? Yani seni söylerken anlarım ama...

Ben buna katılmıyorum, bana böyle bir şey ifade etmiyor dese ben bunu bana saygısızlık olarak mı alırım? Yoksa sen neden böyle düşünüyorsun? Hadi gel bunu konuşalım diyebilir miyim? Bunların hepsi ruhsal yakınlığın parçası aslında ve düşüncesel yakınlığa da giriyor dikkat ediyorsanız. Bir de tabii şu da karşındaki insan beni ruhsal olarak besliyor mu? Ben onunla olduğumda o tarafımın doyduğunu hissedebiliyor muyum? Ya da mesela oralar hep boş mu kalıyor? Hadi gelin bu yakınlık türü için de o zaman şu soruları soralım. Sizin hayattaki en önemli değerlerinizi paylaşabileceğiniz insanlar var mı? Partneriniz bunlardan biri mi?

Partileriniz sizi ruhsal olarak besleyebiliyor mu? Aynı, birebir aynı noktada olmasanız da. Ve siz kendi inançlarınızı, kendi değerlerinizi söylediğinizde bunları sorgulamadan, yargılamadan dinliyor mu? Bir sonraki yakınlık türü deneyimsel yakınlık ve bence çok kıymetli. Ortak aktivitelerimiz, ortak maceralarımız, ortak deneyimlerimiz var mı? Beraber yeni yerleri keşfediyor muyuz? Yeni hobiler deniyor muyuz? Beraber bir oyun oynuyor muyuz? Bu arada oyun oynamak ne kadar kıymetli bir şey. Üzerinde çok az konuşuyor olsak da.

Bir ortak bir mücadele veriyor muyuz? Bir puzzle yapıyor muyuz mesela? Bir bulmaca çözüyor muyuz beraber? Beraber Ikea'ya gidiyor muyuz mesela? Hayır, Ikea reklamı almadım bu arada, öyle düşünmeyin ama. Yani beraber bu tip şeyler yapıyor muyuz? Bunlar aslında o ortak mücadele alanları, ortak aktiviteler. İlişkide yakınlığı artıran şeyler ama kendi başına da bir kategori zaten. Ve ben karşımdaki insana yeni deneyimler yaratabiliyor muyum? Ya da karşımdaki insan bana yeni deneyimler yaratabiliyor mu? Mesela çok sık duyduğum sorunlardan bir tanesi şu. Karşımdaki insan hiçbir zaman yeni bir şey önermiyor. Beni hiç yeni bir yere götürmüyor.

Hiç yeni bir aktivite fikriyle gelmiyor. Bütün planlarımızı ben yapıyorum. Bu aslında karşı tarafa çok yalnız hissettiren bir tutum. Bunu hiç düşündüğünüz mü bilmiyorum. Yani sizin bir ilişkide yeni bir aktivite fikriyle hiç gelmiyor olmanız ve hep karşı tarafa bırakmanız bu olanı.

Tabi şu soru da önemli. Ortalık aktiviteler arasında ne kadar bağlantıda hissediyorsunuz? Mesela partinizi düşündüğünüz zaman onunla unutulmaz bir deneyiminiz var mı? Sizi bir arada tutan, böyle o deneyimi iliklerinize kadar hissettiğiniz bir şey var mı? Son yakınlık türü de sosyal yakınlık. Sosyal yakınlık da ortak bir topluluğun parçası olmak, ortak bir arkadaş grubunun parçası olmak,

Ailenizin yanındayken bu insanla beraber orada yakın ve iyi hissedebilmek, dahil hissedebilmek veya mesela partilerinizi alıp iş arkadaşlarınızın yanına gidebiliyor musunuz? Onu orada görebiliyor musunuz? O oradayken kendinizi yabancı ve kötü ve tetikte hissediyor musunuz? Bunlar da aslında sosyal yakınlığın bence önemli soruları. Çünkü o ortak alanlar, ortak sosyal bağlar ilişkideki yakınlığı çok arttırıyor. Böyle baktığınızda partnerinizi dahil ettiğiniz hangi bağlar sizi iyi hissettiriyor? Partneriniz sizin yanınızdayken ve bir grup içerisindeyken kendinizi ne kadar partnerinize ait ve bir çift olarak hissediyorsunuz?

Bu sosyal bağları güçlendirmek için hangi çabaları sarf ediyorsunuz? Bunlar bence bu kategorinin, diyelim, önemli soruları. Şimdi altı farklı kategoride yakınlıktan bahsettim. Neden yakınlık önemli? Tekrar toparlamak için söyleyeceğim. Bir ilişkide yakınlık kurulmazsa o ilişki aslında sağlam bir ilişkiye dönüşemiyor. Eksik kalıyor. Hep böyle bir bacağı havada kalıyor.

Yakınlık kurulmadan da ilişkiler ilerliyor. Yani eminim tanıyorsunuzdur, 20 yıldır birlikteler ama hiç yakın değiller. Böyle çiftler var tabii ki. Ama gerçekten bize iyi hissettiren bir bağlanma ilişkisi diyelim. Ancak yakınlık kurulduğunda oluyor.

Bu yakınlığı geliştirebilmek için aslında ben anlatırken kategorilere örnekler verdim ama yine de hani biraz daha toparlayabilmek için böyle birbirimizle gündelik hayatın içerisinden açık olduğumuz, şeffaf olduğumuz, duygularımız hakkında konuştuğumuz konuşmalar yapmak, fiziksel temaslar geliştirmek, eğer yoksalarınız fiziksel yakınlık azsa Yeni bir zihinsel alan, yeni bir ortak ilgi alanı üzerinden konuşmak. Belki hayatın sizin için anlamı, hayatta sizin anlam bulduğunuz yerler üzerine konuşmak. Beraber bir seyahat planı yapmak ya da işte gün içerisinde bir aktivite planı yapmak. Birlikte katıldığınız bir toplu aktivitede partilerinizi hissetmek. Bunlar aslında yakınlık geliştirici davranışlar olacaktır.

Bence yakınlıkla ilgili bu podcastın sonunda şunu söylemeliyim. Bu soruları size bu podcast boyunca sorduğum soruları düşünürken... ...kendinizi de değerlendirmenizi çok isterim. Ben karşımdaki insana benimle yakınlık kurması için ne kadar alan açıyorum? Ne kadar bu anlamda ona güven veriyorum? Ne kadar onun kendisi gibi olması konusunda onu destekliyorum gibi soruları da lütfen sorun. Çünkü bazen bunu ihmal ediyoruz.

Ve eğer yakınlıkla ilgili zorlandığınızı düşünüyorsanız, aslında bunun hakkında konuşmak bile partilerinizde yakınlık kurmanın bir türü olacaktır. Ya da bir yolu olacaktır. Böyle başlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Umarım kendinize çok yakın hissettiğiniz ve o yakınlığı kırılganlığınızdan korkmadan kurabildiğiniz ilişkiler yaşarsınız diyerek hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Bir sonraki bölüm bağlılık üzerine olacak. Orada görüşmek üzere sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)