
1.559 kelime · ~8 dk okuma
Sistem basıncı normal. Alfa canlandırma dizisini başlatıyorum. Linda? Linda? Sakin olun Bay Chamberlain. Şu an 2074 yılındayız. Tam 50 yıldır kriyogenik uykudaydınız. Yoksa başardık mı? Oldu mu gerçekten? Peki Linda, o nerede? Buradayım
Fred. Her gün buradaydım. Hep bu anı bekledim. Bu sıra dışı aşk hikayesi bir bilim kurgu gibi duyuluyor değil mi? Ancak Linda ve Fred Chamberlain gerçekten de yaşamıştı.
Ölümü alt etmeye çalışan bir çiftti onlar aslında. Biz de bugün onların ve birçok insanın en büyük hayalini, bilimkurgunun en sevdiği konulardan birini konuşacağız. İnsan dondurma bilimi, yani kriyogenik uykuyu tüm yönleriyle anlamaya çalışacağız. Linda Chamberlain. Kendisi eşinin dondurulmuş bedeninin de bulunduğu Alcor isimli bir şirkette çalışıyor. Her gün arada bir uğrayıp kocasına selam veriyor, onunla konuşuyor. Olup biteni, hayatını anlatıyor ve işine geri dönüyor. Ama işte bu hikayede bir anomali var. Linda'nın kocası teknik olarak ölü.
Evet, yaklaşık 8 yıl önce prostat kanseri nedeniyle yaşamını kaybetti Fred. Tüm ülkelerin tabi olduğu uluslararası yasalar dahilinde ve hayati fonksiyonlarının durması sebebiyle yasal olarak ölü kabul ediliyor. Fakat Linda, işte o bunu onaylamıyor. Ki zaten kocası da ölmeden önce bunu kabul etmiyordu. Yani ölmeyi inkar eden bir çift söz konusu.
Fred ölü olarak kayıtlara geçtikten sonra Linda'nın şu anda çalıştığı yere getirilip vücudunda birazdan detaylarını konuşacağımız birçok işlem yapıldı. Ardından bedeni büyük bir kazan içine yerleştirildi. İnsan dondurma bilimi olarak da bilinen kriyojeni adındaki bir işlem gerçekleştirildi Fred'in vücudunda. Peki amaç neydi burada?
Bir gün tüm şartlar olgunlaştığında, tıp ve nanoteknoloji yeterince geliştiğinde tekrar doğmak. Yani bir nevi ölümü aldatmak. Biliyorum kulağa çok garip geliyor bu anlattığım. Ancak bu mesele 1960'lardan beri üzerine ciddi ciddi konuşulan, hatta uygulanan bir işlem. Daha da ilginç olanı bu sayede ölümü aldatabileceğini düşünen insanların sayısı hiç de az değil.
Peki nedir bu kriyogenik uyku denen şey? Gerçekten insanları dondurarak ileride yeniden hayata döndürebilir miyiz? Bunun bilimsel açıdan olasılığı var mıdır? Gelin tüm detaylarıyla konuşalım. Kriyogeni. Bir canlıyı ileride yeniden dünyaya getirmek amacıyla dondurmak üzere yapılan işlemler bütünü olarak tanımlayabiliriz. Az önce de dediğim gibi hiç de yeni bir uygulama değil.
Bu yöntemin uygulandığı ilk insan 1967 yılında dondurulan ve Alcor Life Extension Foundation yani Alcor Yaşam Uzatma Vakfı'nda bulunan Dr. James Bradford'dı. Ki Linda'nın eşi Fred de burada tutuluyor. Neyse James'in bedeni Alcor'da bir kazan içinde hala gayet iyi durumda korunuyor ve hayali olan canlandırılacağı günü bekliyor.
Fakat kriyogenik uykunun hikayesi birkaç yıl öncesine dayanıyor. Bir fizik öğretmeni olan Robert Ettinger'ın 1964 yılında yazdığı The Prospect of Immortality yani Ölümsüzlük İhtimali isimli kitapta ortaya atılmış ilk defa bu yöntem. Yunanca'da soğuk anlamına gelen kelimeden geliyor ismi. İlk başlarda pek de ses getirmemişti. Ancak 1970'lerin sonunda bu fikir acayip bilgi görmüş ve yayılmıştı.
Bu sayede insanlar ölümsüzlük rüyasıyla yanıp tutuşmaya başlamış. Bu pazarı gören girişimciler de sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde 6 tane kriyogenik uyku şirketi kurmuştu. Birçoğu kısa sürede kapansa da Arizona'da bulunan Alcor ve Michigan'da bulunan Cryonics Institute ayakta kalabilmişti. Ki bu iki şirket günümüzde faaliyetlerini sürdürüyor hala. Sadece Alcor'da 170'ten fazla dondurulmuş insan bedeni kazanların içinde hayata döndürülecekleri günü bekliyor bugün mesela. Onlar için bu piyasanın lideri de diyebiliriz. Şayet öldüğünüzde bedeninizi Alcor'da dondurmak istiyorsanız 220 bin dolar gibi bir ücret ödemeniz gerekiyor. Biraz garip gelebilir ama daha ucuz bir alternatifleri de mevcut.
Sadece kafanızı da dondurabilirsiniz mesela. Bunun için de 80 bin doları gözden çıkartmanız gerekiyor. E tabi gelecekte bir vücuda ihtiyacımız olmayabilir değil mi? Transhumanizm'den bahsettiğimiz İnsan 2.0 bölümümüzde konuşmuştuk bunun üzerine. Şayet dinlemediyseniz ona da bir kulak vermenizi öneririm. Şimdi bu noktaya kadar anlattıklarım gerçek dışı gibi duruyor değil mi? Ama söylediklerimin bir de gerçeklik payı da var.
Bunu da en iyi Alcor şirketi üzerinden anlatabilirim size. 1972'de deminde bahsettiğim Linda ve Fred Chamberlain çifti tarafından kuruldu bu şirket. Linda ve Fred'in dışında 1300 kişi gömülmek ya da yakılmak yerine bedenlerinin dondurulup saklanması için kayıt olmuş ve parasını ödemiş buraya. Şu anda dondurulan bedenlerin arasında erken yaşta hayatını kaybeden küçük çocuklar veya evcil hayvanlar dahi mevcut.
Peki bu yola başvuranların motivasyonları ne olabilir? Ölümü aldatmanın ardındaki psikoloji nedir? Gelin bunu anlamaya çalışalım biraz da. Kriyojeniciler aslında bunu ölümü aldatmak olarak tanımlamıyor. Zaten ölümü de bir son durak olarak görmüyorlar. Onlara göre yasal olarak ölmek kalbinizin ve akciğerlerinizin işlevini durdurduğu anlamına geliyor.
Fakat hücreleriniz hala yaşıyor. Organlarınız işlevlerini yerine getirmeye devam ediyor diye savunuyorlar bu yöntemi. O yüzden kazanlarda canlandırılmayı bekleyen insanlara da hasta diyorlar. Başka bir bakış açısı da ölümün aslında zamanla şekil değiştirdiğini savunuyor. Onlar da bundan 100 yıl önce bugün kolayca atlatılabilecek bir hastalıktan ölen milyonlarca insan olduğunu ifade ediyorlar.
Dolayısıyla da tıptaki tüm gelişmelerin ölümsüzlüğe ya da çok daha uzun ve sağlıklı bir yaşama atılan adımlar olduğunu düşünüyorlar. Bundan 100 yıl sonra ne gibi gelişmeler olabileceğini bilmediğimiz için de kriyojenik uygulamaları bir duraklatma tuşuna basmaya benzetiyorlar. Linda Chamberlain de bu insanların en fazla 100 yıl sonra canlandırılabileceğini düşünüyor. Hatta Alcor'un CEO'su Max Moore biraz daha ileri gidip, korumaya alınabilecek insanları toprağa gömünce veya yakınca aslında onları biz öldürüyor, kurtlar tarafından yenmelerine izin veriyoruz ifadelerini kullanmış. Hayat sigortası denen şeyin de aslında ölüm sigortası olduğunu söylüyor kendisi.
Bu fikir kimimize güzel, kimimize korkunç gelebilir. Ama buradaki asıl sıkıntı şu. Alcor gibi şirketlerin yeniden hayata döndürme konusunda hiçbir fikri yok aslında. Evet. Yani nasıl olacak ki? Ne zaman olacak? Bunun bilimsel arka planı nedir? Hiçbir fikirleri yok bu konuda. İşin gerçeği bir çalışmada yürütmüyorlar. Bir nevi depo görevi görüyorlar sadece.
ve bu canlandırma işini uzmanlara, tıp ve teknoloji alanındaki gelişmelere bırakıyorlar. Zaten web sitelerinde de bir olasılıktan, moleküler nanoteknolojiden bahsediyorlar. Bunu da kabaca şu şekilde açıklamışlar. Mikroskobik nanorobotlarla her bir hücredeki hasarlı kromozomlar yenileriyle değiştirilebilir.
Anlayacağınız bilim dünyasına bir yön çizme cesareti de gösteriyor Alcor şirketi. Bununla birlikte yine web sitelerinde bu zamana kadar beden dondurma ve sonrasında canlandırma ile ilgili çeşitli hayvanlar, bitkiler ve organlar üzerinde yapılmış çalışmaları da referans göstererek bu yöntemin başarılı olabileceğini, bu uğurda çalışmaların da devam ettiğini ifade ediyorlar. Peki bilim ne diyor bu kriojeni konusunda? Onu da kısa bir aradan sonra konuşacağız.
Evet, kriyogenik uyku ve yeniden doğuş meselesinin bilimsel analizini yapmaya başlayabiliriz. Bunun için önce prosedüre bir bakalım isterseniz. Sonuçta insan dondurmak derken bildiğimiz buzdolabına atıp kapağı kapatmaktan bahsetmiyoruz değil mi? Yasal ölümü gerçekleşen ve parası ödenmiş bedenler ilk olarak hızlıca bir buzun içine korularak alkora getiriliyor. Bunun sebebi ise şu. Vücut ısısının düşürülmesi, kalıcı ölümün ve geri dönülemez hücre hasarının yavaşlatılması açısından en önemli ilk adım olarak görülüyor.
Daha sonra Alcor'da bir ameliyathanede metabolizmayı yavaşlatacak ilaçlar uygulanıyor. Bunun ardından oksijen seviyesini dengede tutmak amacıyla tanıdık olduğumuz bir süreç olan entübe süreci başlıyor. Elbette vücutta kan dolaşımını devam ettirmek için de mekanik bir pompa ile kalp çalıştırılmaya devam ettiriliyor. Bunun ardından vücudun kalıcı olarak saklanması için hazırlıklar başlıyor.
İlk olarak vücuttaki tüm kan bir tür medikal antifriz olarak düşünebileceğimiz kriyo koruyucularla değiştiriliyor. Tuhaf gelebilir fakat bunun asıl amacı vücudun tamamen donmasını önlemek. Çünkü bildiğimiz anlamıyla bedeni ve içindeki sıvıları dondurmak çok ama çok zararlı bir süreç. Vücudumuzun %60 kadarının sudan oluştuğu düşünüldüğünde bu suyun donması sonucunda oluşacak kristaller tüm organlara ve damarlara kalıcı hasar verebilir. İşte bu koruyucu sıvıyla sıcaklık çok kontrollü bir şekilde düşürülüyor. Böylece beden dondurulmaktan ziyan kelimenin tam anlamıyla cam gibi dengeli ve kontrollü bir şekilde katılaştırılıyor.
Bu işlem sonrasında da artık beden paslanmaz çelikten kazanlar içine başka bedenlerle birlikte yerleştirilerek canlandırılacakları güne kadar saklanıyorlar. Şimdi gelelim işin asıl önemli kısmına. Kriyogenik uyku gerçekten de gelecek vadeden bir alan mı? Yoksa bir umut ticareti mi?
Öncelikle tüm süreçleri ve olasılıkları bir kenara bırakırsak, kriyojeninin başarılı olması için en önemli ve hayati şart bu işlemlerin beyne hiçbir zarar vermemesidir. Yani beynin inanılmaz iyi ve sorunsuz korunmasından bahsediyoruz. Hiçbir veri kaybı olmaması gerekiyor. Fakat bunun için neye ihtiyacımız var? Beyin denen inanılmaz makineyi tam olarak anlamaya.
Bildiğimiz kadarıyla evrendeki en ama en karmaşık sistemden bahsediyoruz. Kafa tasımızın içinde taşıdığımız ayrı bir evrendendir. Ve bildiğimiz gibi bırakın onlarca yılı, çok kısa sürelerle de olsa beyni dondurmak onda kalıcı hasarlara neden oluyor. Yani canlandırmaktan öte, kriyojeni beyni doğru şekilde korumak ve saklamaktan henüz çok çok uzakta gibi görünüyor.
Hayvanlarda beyni dondurarak yeniden canlandırmaya yönelik yapılan deneylerde de bu gözlemleniyor. En iyi durumda bile beyin artık geri döndürülemez şekilde hasar alıyor kısacası. Beyni olduğu gibi koruyan bir çalışma da var bu arada. Bu çalışmada beyin tamamen glüteral dehit adı verilen bir bileşikle doldurulmuş ve organ kusursuz bir şekilde korunmuştu.
Fakat buradaki sıkıntı şuydu. Bu işlemle beyindeki tüm hücreler bir nevi birbirine yapıştırılmış ve geri döndürülmesi imkansız bir hal almıştı. Yani koruma kısmını çözmüş olsa da geri dönüşü olmayan bir işlemdi bu. Ama bu işlemi yapan nörobilimcilere göre gelecekte tüm detaylarıyla bir beyin taranı, içindeki bilgiler bir robota veya bir simülasyona aktarılabilir.
Yani özetle kriyogenik uyku şimdilik bilim kurgunun gerçek hayattaki yansımalarından biri gibi duruyor. Kimi uzmanlara göre henüz beynimizi kabaca çözebileceğimiz seviyeye gelmemize bile daha binlerce yıl var. O zaman geldiğinde de bugünkü gibi ilkel yöntemlerle dondurulmuş bedenleri geri döndürmek çok ayrı bir meydan okuma olacak. Kaldı ki diyelim geri döndürdük veya tarayıcılarla bir beyni sanal dünyaya aktardık.
Burada da çok çok başka sorular ve bir o kadar da etik problemler karşımıza çıkıyor. Sonuçta elimizde sonsuz kere kopyalayabileceğimiz bir beyin olacak. Kendinizden kaç tane olmasını isteyeceksiniz o zaman? Veya o zaman kopyalanan siz, bugün dondurulan sizle aynı kişi mi olacak? Tamamen değişmiş dünyaya ve insanlığa ayak uydurabilecek misiniz? Ve bunlar gibi bir sürü soru çıkıyor karşımıza. Fakat asıl soru şu sanırım.
Bir gün bedeninizin uzak bir gelecekte geri döndürülmesi ihtimalini göz önüne alarak dondurulmasını ister miydiniz? Yoksa doğal sürece müdahalenin yanlış olduğuna inananlardan mısınız?
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.