Podcast

S4E7: Büyüme Sancısı

Bibliyoterapi

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'nin bu bölümünde Aslı ve Tuna; büyümenin getirdiği sorumluluklar, hisler, farkındalıklar gibi türlü sorunlarla yüzleşirken zorlanan bir dinleyenin derdine derman arıyor.



Kitaplar:

Özgürlük - Jonathan Franzen

Mavi Makara - Anne Tyler

Masumiyet Müzesi - Orhan Pamuk

Çoluk Çocuk - Patti Smith







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.920 kelime · ~25 dk okuma

Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcasti Biblioterapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tuna Kiremitçi. Manimi okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Başlıyor.

Merhaba sevgili biblioterapiciler. Bu hafta Aslı Perker'den önce davranarak programı açtım. Çünkü uykusunu aldın. Çünkü uykumu aldım. Nereden aldım uykumu? Uzun bir tedavi sonucunda belki de uyku apnemi yenme yoluna çıkmış olabilirim şimdi. Bu konuda mutluyuz, gururluyuz. Pahalıya patladı ama tedavi. Ama olsun.

Her şeyin başı sağlık. Para gene kazanılır diyoruz. Nasılsa biz podcast'tan ayda binlerce dolar kazandığımız için tedaviye verdiğim paralar hiç benim gözümde şey yok. Neyse reklam olmasın, nerede olduğunu falan söyleyemeyeceğim ama doktorlarıma çok teşekkür ediyorum. Tekrar beni bibliyoterapiyle buluşturdukları, kavuşturdukları için. Evet, merhabalar. Ne yapıyoruz Asya? Merhaba. Çok acayip güzel bir şeyimiz var. E-mail'imiz var, konumuz var. Ben çok severek hazırlandım. Önce biraz işin içinden çıkamadık biliyorsun. Hani sen de e-mail'i okudun, ben de okudum. Şimdi burada temel şey ne diye sonunda bulduk. Bir büyüme sancısı aslında problemimizin temelinde var. Şimdi ben e-mail'i okuyayım. Sonra birazcık uzun ama çok güzel. Fiziksel bir büyüme sancısından mı yoksa ruhsal bir büyüme sancısı mı? Growing pain denilen şey vardır. Özellikle erkek çocuklar için. Aslı bağlamdan kopuyor, Aslı ondan sonra parantez açıyor, kapamıyor, gidiyor teyzesinin balkonuna anlatıyor. Öyle mi? Trollüyorsun şu an. Senin kolun bacağın ağrır mıydı büyürken? Ağrırdı da gerçekten büyüme sancısından kastımız burada kol ağrısı, bacak ağrısı olabilir mi? Şimdi orada bir mecaz üretmeye çalışıyorum şu anda. Bu edebiyattan anlayanlar beni anladı. Ondan sonra Aslı neden bütün konuları uzatıyor? Geçen hafta ben 30 dakikada nasıl bitirmişim? Biraz önce bu konuşuluyordu sevgili dinleyenler. Aslı nasıl bu kadar kısa konuşabilmiş, toparlamış? Trollemezsen hayatım ben bitiririm. Tamam ben dinliyorum evet. Hayır hayır öyle değil şimdi trip atma.

Transkriptin tamamını oku

Sevgili Aslı Hanım ve Tuna Bey, podcastinizi ilk sezonundan beri büyük bir zevkle takip ediyorum. Öyle ki bazen adını bile koyamadığım dertlerimi sizin bölümlerinizde fark ediyor ve deva buluyorum. Ayrıca hiçbir ortamda denk gelemediğim bir kitap muhabbetinin de üçüncü misafiri oluyorum sayenizde. Bu arkadaşlığınız için çokça teşekkür ederim. Siz sormadan da söyleyeyim, her önüme gelene en sevdiğim podcast olarak sizi öneriyorum. Teşekkürler.

İsmim İdil. Tıp fakültesinde son sınıf öğrencisiyim. Geçtiğimiz hafta 24 yaşıma girdim. Ancak çocukluğumun aksine büyük bir sevinç ve heyecanla karşılayamıyorum doğum günümü. Çünkü büyümek artık bana bütün bir dünyaya karşı yalnız hissettiriyor. Mesela annem ve babamın artık zorlandığını fark ediyorum. Eskiden bir süper kahraman edasıyla her şeyi kusursuzca yapan ve bilen ebeveynlerimin zaman zaman yorulduklarını, korktuklarını ve hata yaptıklarını görüyorum.

Ben onlara eskisi kadar ihtiyaç duymuyorum belki ama onlar bana eskisinden daha fazla ihtiyaç duymaya başladılar. Bu durumu bir hayli yadırgıyorum. Arkadaşlarım eskisi kadar samimi ve kardeşçe hissettirmiyor artık. En yakın ilişkiler birebirer ego savaşına dönüşebiliyor bazen. Birlikte büyüdüğüm bazı arkadaşlarımla da uzaklaştık nedensiz yere. Bazı boşluklar açıldı yüreğimde. Yerine yeni birilerine nasıl güvenirim de koyarım bilemiyorum.

Ben etrafımdaki insanlara hep iyi niyetle yaklaşır, onları anlamaya çalışır ve bunun erdemli bir davranış olduğunu düşünürdüm. Şimdilerde böyle olduğum için saf ve enayi damgası yiyorum. İnsan gibi davrandığım için kendimi zayıf hissediyorum. Tersi gibi davranınca da vicdanıma sığmıyor, kendimi sevemiyorum. En çok da geleceğim için kaygılanıyorum. Ben üniversiteye mesleğimi çok severek büyük ideallerle başladım. Doktorluğun çok zor olduğunun ve büyük sorumluluklar getirilene de farkındayım. Ancak meslek hayatının iç yüzünü gördükçe acaba bunun altından kalkabilecek miyim diye düşünmüyor değilim. Yanlış anlaşılmasın beni zorlayan işin kendisi değil, işimin içinde bulunduğu çevre, ülkenin aklı başında sayılacak kesimi olan tıp camiasının içerisinde bile bu kadar

Mobbing'e ikiyüzlüye ve değer bilmezliğe maruz kalmak beni endişelendiriyor. Kariyerimi çizerken ideallerimin peşinden gitmekle konforlu bir hayatı seçmek arasında çelişkiler yaşıyorum. İdeallerim uğruna kendimi harcamaktan, konfor uğruna benliğimi kaybetmekten korkuyorum. Ve bir de ülkenin dünyanın içinde olduğu durumlar var. Her gün bambaşka bir kara haberi uyanıyoruz. Bize sunulan neyse onu kabullenmekten başka bir şey yapamıyoruz. En kötüsü de bütün bu olan bitene duyarsızlaşıyoruz. Savaşıyorum ancak çabalarım faydasızmış gibi geliyor.

Bir de bütün bunlar yetmezmiş gibi yaşıtların bir anda yetişkin gibi davranmaya karar verdiler. Oysa ki ben hala asansörde karşılaştığım teyzeleri üniversitede olduğuma bile inandıramıyorum. Evet, işte durumlar böyle sevgili Aslı Hanım ve Tuna Bey. Biliyorum biraz fazla karamsar oldu yazdıklarım. İnanın her zaman böyle düşünmüyorum. Bu fırtınaların bir gün dineceğine inanıyorum elbette ama gördüğünüz gibi güvendiğim bütün limanlar biraz sallantıda. Hiçbirine tam anlamıyla sığınamıyorum. Bu fırtınanın ortası kendimi epey yalnız hissediyorum. O sebeple sizden ricam benle aynı fırtınaları yaşayan başka öyküler sunmanız bana. Belki ben de bu sayede yalnızlığımı dost bulup bu fırtınaya daha güçlü direnebilirim. Bu uzun mailimi maruz görün lütfen. Kısaltmak için çok uğraştım ama ancak bu kadar içmesinde. Şimdiden cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum. Emekleriniz ve paylaşımlarınız için çokça teşekkürler, sevgiler ediyoruz. Yani Dr. İdil Hanım, biz büyüdük ve kirlendi dünya mı demiş kısaca. Evet. Şimdi biz sevgili İdil Tuna'yla şöyle işte dedik ki, bir dakika şimdi buradaki problemleri biz bir anlayalım, ne değil falan filan. Bir de biz, pardon affedersin, bizim podcast'imiz için söylediği şeyler gerçekten çok güzel. Çok teşekkür ediyoruz. O sözleri de PowerTürk oylamasında bize oy vermemiş olan bütün dinleyicilerimize. İtaaf mı ediyoruz? İtaaf ediyoruz, evet. İdil adamın söylediklerini. Bir de beni şey çok sevindiriyor, yani 24 yaşında birinin ben işin doğrusu bizi dinlemesini o kadar beklemiyorum. Açıkça söyleyeyim, düz konuşayım. Bu çok hoşuma gidiyor. Yani genç insanlara da ulaşabilmek, onlarla belki aynı dilde konuşabiliyor olmak biraz olsun. İçime su serpti, çok teşekkürler. Polniza'nın Komplo diye bir tane kitabı vardır. Ben bu bölüm için olur mu acaba diye araştırdım. Olmazmış yani ortaya çıktı da o kitabın içinden hatırladığım bir alıntı vardı. Çünkü diyor ki hayatın 20 ile 25 yaş arası olan kısmı en berbat dönemidir diyor. Çünkü diyor işte bütün mümkünlerin kıyısında olmak Turgut Uyar'ın dediği gibi, hayatın önünde bütün potansiyellerin açık olması, geçmişteki masumiyetin kaybolması ama onun yerine henüz yeni bir şeyin almamış olması, hayatın belirsizliklerle dolu olması, yani neredeyse İdil Hoca'nın

Hoca diyeyim doktor olduğu için. Hekimimizin burada saymış olduğu her şeyden dolayı diyor ki 20 ila 25 yaş aralığı insan hayatının en zor kısmıdır. Bence de öyledir. Servet dökseniz o yaşlara dönmek istemem vallahi. Allah kolaylık versin dilimleme. Öncelikle onu söyleyelim. Şimdi şöyle bir şey var ama çok iyi bir haber var. Bu konu

Çalışılmış bir konu sevgili Edil. Erik Erikson bu konuyu kimlik ve rol karmaşası, daha doğrusu insanların gelişimini sekiz evreye ayırıyor. Bunlardan bir tanesi kimlik ve rol karmaşası kavramı. Şimdi bu Erik Erikson'un psikososyal gelişim teorisindeki sekiz evreden biri. Aslında 12-18 yaşları olarak belirlenmiş Erik Erikson zamanında bu yaşlar. Fakat şu an çeşitli psikologların da kabul ettiği üzere çeşitli şeyler yüzünden, yenilikler yüzünden, yeni teknolojiler, yaşlar kaydı ya. 20'ler yeni 10'lar mı olmuş? Yani o 12-18 artık biraz böyle uzadı. Zaten Erik Erikson da şey diyor, erken yetişkinliğe kadar uzanır bu evre diyor. Yani 20'leri de zaten içine alıyor ama şimdi artık iyice 20'leri içine alınıyor. Bu kimlik ve rol karmaşası evresi, bireyin kişisel kimliğini keşfetmesine ve oluşturmasına odaklanıyor.

Bu aslında biraz önce bahsettiğim şey biraz genişletilmiş ergenlik de oluyor. Peki burada bu genişletilmiş ergenlik evresinde insanlar kimliklerinin hangi yönlerini keşfediyorlar? Şimdi bak dört madde sayacağım. İnanılmaz bir şekilde zaten İdil Hanım'ın aslında mektubunun tam olarak karşılığı. Hani İdil Hanım, Erik Erikson'un bu maddelerini bilseydi, bu evresinin bu maddelerini bilseydi yazsaydı ancak bu kadar olurdu. Okuyorum. Bir, kariyer seçimi. Ne tür bir iş yapmak istediklerini düşünmek.

İki, değerler ve inançlar. Yine aynı şekilde işte din, politika, etik hakkında kendi fikirlerini oluşturmak, genellikle ebeveynlerin inançlarını sorgulamak veya onlardan kopmak. Üç, sosyal roller. İlişkiler, arkadaşlıklar, akran gruplarındaki farklı rolleri denemek. İdil Hanım'ın da burada hani annesiyle babasının rolleriyle kendisinin yer değiştirmesi de var.

Dört, cinsiyet ve cinsel kimlik. İşte cinsiyetleri ve cinsel yönelimleri hakkındaki anlayışlarını keşfetme ve sağlamlaştırma. İdil Hanım bize bundan bahsetmemiş. Fakat diğer bütün, hani o da vardır eminim zaten bir yerlerde. Bir aşk yaşantısı da vardır herhalde.

Koskoca doktor. Koskoca doktor ya. Olmasın mı? Şimdi bu evre dolayısıyla zaten çok önemli. Bu evreden hepimiz geçiyoruz. İdil Hanım yani burada dediğim gibi güzel haber. Siz de bu evreden geçiyorsunuz. Zaten buradan geçmeden çok önemli diğer evrelere geçemeyeceksiniz. Ve buradan sonra geçeceğiniz evre sevgili İdil, yakınlık ve izolasyon aşaması.

Bu da on sekiz, kırk yaş arası. O biraz önce bahsettiğimiz evreyi sağlıklı bir şekilde tamamlarsanız, yani bize sorduğunuz soruların hepsini şimdi tek tek biz kitaplarla cevap vereceğiz. Ama sen şifa yolunu kestirmeden söyledin, artık dağılabiliriz. Hayır, hayır ama kitapları ona göre şimdi kitaplar cuk diye oturacak. Önce bir işin teorik kısmını anlatıyorum. Biz şimdi pratiğine geçeceğiz. O evreyi sağlıklı bir şekilde tamamlarsanız... Bir perspektif çiziyorsun sen bize şimdi. Sağlıklı bir şekilde o evreyi tamamlarsanız bir sonraki yakınlık ve izolasyon evresine geçeceksiniz ki,

Bunu yaşayabilirsiniz. Burada neler var? Psikososyal kriz, geliştirilen erdem ve temel çatışma. Temel çatışmada neler var? İşte yakınlık, izolasyon. Yani başkalarıyla derin ve otantik bir şekilde bağlantı kurabilir miyim? İşte kırgınlıklarını paylaşabilir miyim? Güven inşa etmem lazım. Ama aynı şekilde bir izolasyon hissi de var. Yani anlamlı ilişkilerim var ama yine de kendimi iyi alması hissediyorum. Daha bunlar gelecek yani İdil Hanım. İyi haber. Bu evreye daha gelmediniz. Bunlar da gelecek ama bunlara gelmeden önce şimdi anlatacağız, konuşacağız, kitaplarla da sizi aynınlatmaya çalışacağız, örnekler vereceğiz. Bu evreyi bir kere sağlıklı bir şekilde atlatmamız lazım. Zaten siz de doktorsunuz, hekimsiniz. Bunları akıl yoluyla aşabileceğinize güveniyorum. Tadını çıkarın bu evrenin diyorsun yani. Evet, evet, evet. Gerçekten öyle. Just enjoy it. Evet, o yüzden yani enseyi karartmayın. Bir tek bunu siz yaşamıyorsunuz. Zaten terapinin en güzel yanlarından biri budur ya. Yani terapiye gittiğinde şunu görürsün. Aa, aa! Herkes de böyle bir, özellikle grup terapide mesela, herkesin böyle bir derdi var. Bir tek ben değilim.

Siz değilsiniz, bu Erik Erikson tarafından bulunan, neredeyse 100 yıl önce belirlenmiş evrelerden biri. Just relax. Evet sırtınızı yaslayın ve yolculuğun tadını seyredin. Haydi Aslı Perker o zaman. Let the show begin. İlk kitabımız ne olsun Tuna sen söyle.

Çoluk çocuk diyordum o zaman, Petty Smith. Evet, bravo. Bu kitabı Tuna seçti ve bu kadar ancak oturabilir bir kitap bizim dertlerimize, bugünkü dertlerimize. Petty Smith'i bilen bilir, seven sever, hem şair hem de müzisyen Amerikalı. 1967 ve 1972 yılları arasında sanatçı Robert Mapplethorpe'la beraber yaşadıkları bir birliktelik var. Yani bu dünyanın alt üst olduğu gençlik hareketlerinin...

O anlı şanlı 68 hareketlerinin yaşandığı dönemde bunlar beraber büyüyorlar. Çoluk çocuk durumundalar yani gençliklerinin baharındalar. Petty Smith bir şair ve müzisyen olmaya çalışıyor. Mapplethorpe da bir fotoğrafçı olmaya çalışıyor. Bunlar önce sevgililer fakat sonra Mapplethorpe kendi cinsel kimliğini yeniden tanımlayınca eşcinsel olduğu ortaya çıkıyor. Ve sevgililik ilişkileri birdenbire bir kankalık ilişkisine çevrilebiliyor. O zaman insanlar yapabiliyorlarmış böyle şeyler. Şimdi düşünmesi bile garip geliyor yani bugünkü dünyada ama

Evet demişler, yani sen eşcinsel olur artık. Bundan sonra biz dost olarak devam edeceğiz hayatımıza diye. Bu var, yok değil. Bugünün dünyasında bunun kimsenin yapabileceğine ben inanmıyorum açıkçası. Niye? Var işte benim vaftiz kızım, benim vaftiz kızım. Bak şimdi gene kızacaksın, gene teyzem anlatır gibi ama... ...vaftiz kızım tam olarak böyle. Vaftiz kızım eşcinsel bir ilişkiye başlamıştı, lezbiyendi. Sevgilisi yarı yolda bir ameliyatı geçirmeye karar verdi. Cinsiyet değiştirme ameliyatı olmaya karar verdi. Önce göğüslerini aldırdı.

Daha sonra penis yaptırdı ve bunlar bir kız bir erkek olarak ilişkilerine bir iki ay devam edebildiler. Fakat dediler ki yani benim vafkis kızım dedi ki ben dedi lezbiyenim. Yani ben bir erkekle beraber olmak isteseydim zaten baştan bir erkekle beraber olurdum. Sen şimdi erkeksin. Şu an en iyi arkadaşlar. Her gün konuşuyorlar, haberleşiyorlar. Sevgili değiller.

Evet. Arkadaşlık ilişkileriyle devam ediyor. Gördüğün gibi 20 yaşında benim vaftes kızım gayet olabilen bir şey. 21. yüzyılda da yaşanabiliyor bir ilişkiler diyorsun. İlla 68'de... Olması gerekmiyor. Şimdi New York'e kökenli punk rock müzik hareketinin öncülerinden Patti Smith'in bu otobiyografik kitabı temel olarak fotoğrafçı Robert Mapplethorpe'la olan ilişkisi üzerinden ilerleyerek 60'lı ve 70'li yılların sanat çevresinin sıkı bir portresini çiziyor. Ve dönemin başta müzik olmak üzere tüm sanatına, kültürüne

ve Petty Smith düşkünleri için de bir hazine haline geliyor. Petty Smith bu kitabı daha sonra 1980'lerde AIDS'den ölmüş Mapplethorpe, Mapplethorpe ölüm döşeğindeyken vermiş olduğu bir söz üzerine yazmış. Bundan dolayı da çok duygusal bir temeli var zaten. Çok canlı, çekici, ünlü sanatçılarla dolu bir hatırat kitabı aynı zamanda. Ellen Ginsberg'ler geliyor, William Barracks'lar çıkıyor, Sam Shepard'lar havalarda uçuşuyor, Andy Warhol'lar, Jimi Hendrix'lerin yanağından makas alıyor.

Falan böyle bir renkli de bir ortam var. Diyor ki Petty Smith, işte tüm bunlar olurken ben oradaydım. Fakat o kadar gençtim, o kadar gençtim, kendi düşüncelerimle o kadar meşguldüm ki bunların çok özel anlar olduğunun bilincinde bile değildim diyor. Ama bizim konumuza bağlantı kitabın şu. Petty Smith bu hayata başladığında böyle etrafa meraklı gözlerle bakan, heyecanlı, her şeyi anlamaya çalışan genç bir kadınla yavaş yavaş, olgun, kendinde, hayattan ne istediğini bilen bir kadına dönüşüyor. Ve aslında kitap bunun yolculuğu. Ama aynı zamanda da şu kendini ne istediğini bilişe kadar giden savruluşların kitabı bir taraftan da. Evet, evet. Yani hepsinin birden yolculuğu. Yani o bakımdan dinleyicimizin bize yazan, kendisiyle özdeşleştirebileceği şeyler de var. Onu dedim ya yani etrafa merakla bakan. Demedin mi dedik. Peki. Dedin tabii ki. Yani Patti Smith böyle hani genellikle etrafta kendinden... Geçen hafta bunu mesela ben anlattım hani senin olmadığın programda. Rollo Mayne dediği şey, cesaret, korkular... Pardon. Bak, Edil Hanım'ın da söyleyebileceği bir şey söylemiş Petty Smith burada. Tüm dünya yavaş yavaş masumiyetini kaybediyor gibiydi ya da belki de ben artık bunu apaçık görüyordum. Evet, yani aynı yollardan geçilmiş. Çevreden sürekli uyumlu davranmanı bekleyen şeyler var. Hareketler görüyorsun gençliğinde. Sen buna karşı bir duruş sergilemeye çalışıyorsun. Onun da aslında sende yarattığı bazı çatışmalar, iç çatışmalar oluyor. Doğru yolda mıyım, değil miyim? Sancılar oluyor. Bu mesela bu roman ya da işte memoir kitap yani anı kitabı son derece bunu insana yaşatan bir örnek.

''Bitmemiş şarkılar ve terk edilmiş şiirlerle kuşatılmış, dağılmış, hatta felce uğramıştım. İlerleyebildiğim kadar ilerliyor, sonra hayalimde yarattığım duvarlara tosluyordum.'' diyor sadece. Evet. Zorlukların üstesinden gelmek kitabın ana unsurlarından biri diyebiliriz. Çünkü Petty Smith de yola çıktığı zaman ortalık gül bahçesi değil. Kitap boyunca bunları görebiliyoruz. Zorlukların nasıl üstesinden geldi, tekrar tekrar hayaline ulaşmak için nasıl çabaladı.

Yine deneyim yoluyla öğrenme var. Deneyip yanılma yoluyla öğrenme var. Ki bu sizin de başınıza gelecek sevgili İdil. Hayal gücünün ve yaratıcı ifadenin gücünü nasıl kullandı? Bu var. Bu da çok önemli bir nokta. Yani şimdi siz tıp okuyorsunuz mesela ama muhakkak ki yaratıcılık sizin işinizde de kullanılabilir. Ya da size başka hobilerle hayatınızda bir ferahlık anı yaşatabilir, bir nefes aldırabilir size.

Bir de bir gelecek yaratma kaygısı var tabii gençken. Yani sorduğunuz sorular, ben hani bu mesleği seçtim, ideallerim var ama içinde şöyle şeyler yani. Oralarda savrulacak mısınız yoksa şeyler mi bulacaksınız? Kendinize sağlam noktalar bulup onlara mı tutunacaksınız? Patti Smith bence farklı bir yerden bu kitabıyla yol gösteriyor. Bravo. 1967 ile 72 yılları arasında kitapta görüyoruz ki bu yıllar arasında ikisi de pek çok savruluyorlar. Sürünüyorlar, doğrular ve hatalar yapıyorlar. Kendilerini baştan keşfediyorlar, dönüştürüyorlar, yıkıp tekrar inşa ediyorlar. Ama birbirlerine olan sevgilerini ve bağlarını hiçbir zaman kaybetmiyorlar. Zaten bu 72'deki tanışıklık süreci, yani bu kitabın anlattığı süreç bittikten birkaç yıl sonra da Petty Smith ilk albümünü çıkarıyor. Zaten kapağını da Mapplethorpe çekiyor ve hem kitabın kapağı, hem albüm kapağı olarak çok başarılı oluyor hem de albüm olarak Petty Smith efsanesi de doğmuş oluyor bir taraftan.

Ve Mapplethorpe ölene kadar da zaten bu arkadaşlıkları sürüyor. Yani hayatın ve geleceğin neler getireceği de hiç belli olmaz. Çünkü hayat devamlı akan bir sudur. Değişmeyen tek şey değişimin kendisi. Şöyle düşünmek lazım. Şu bizi dinlediğiniz andaki bir şeyler değişiyor İdil Hanım. Doğru. Yani bizi dinlemeye başladığınız anki dünyada yaşamıyorsunuz şu anda. Aradan dakikalar geçti ve her şey baştan şekillendi ve değişti. Bizi dinlemeye bitirdiğiniz zaman da her şey değişmiş, başka bir evrende yaşıyor olacaksınız. Ve bu değişimin devamlı böyle tekrarlandığını ve kendini ürettiğini düşünürseniz de zaten bir yıl sonrasının nasıl bir dünya olacağını sizin açınızdan ümit edebilirsiniz diye düşünüyorum. Evet, sağlam bir yer bulmak orada. Yani bir kendi içine çapa atmak belki diyebiliriz. Çok güzel bir tabir kullandın. Kendi içine... Çapa atmak. Yani şu an ben de aklıma geldi, yazmış olduğum bir şey değil. Hani başka yerlerde sağlamlığı aramak yerine kendi içinde çok sağlam bir yer bulmak diyebilirim. Böyle olduğu zaman zorluklara karşı daha esnek de olabiliyorsun. Tutunmak yani. Evet. Esnek de olman lazım hayatın getirdiklerine karşı. Esnek olmak çok önemli. Çok katı kurallar, yani şimdiden mesela bu yaşınıza, kendinize böyle katı kurallar koymak. Ben şöyle olmalıyım, böyle olmalıyım. Hayır, o da değil. Esnek olacaksınız. Yani Patti Smith'in, kısacası Çoluk Çocuk kitabı bana göre buna son derece iyi bir örnek. Ben kitabı okuduğumda hiç böyle düşünmemiştim. Ben tabii Patti Smith'in bir anısı, sevdiğim bir müzisyenin anısı diye okumuştum. Ama şimdi bu gözle bakınca, evet, çok müthiş yol gösterici bir kılavuz.

Unutmayın ki gece aşıklara aittir. Because the night belongs to lovers. Petty Smith'ti değil mi? Bunu Springsteen'le beraber yazdıkları şarkı. Petty Smith'in en meşhur şarkısı. O zaman dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için biblioterapi ne yapıyor? Devam ediyor.

Şimdi, hangi romana geçelim? Masumiyet Müzesi'ne geçelim bari. Hadi geçelim. Aman! Şimdi... Ne oldu? Şöyle, Masumiyet Müzesi... Sanki öyle bir şey yaptın da Orhan Pamuk senden borç almış ama geri vermemiş. Sen de şu anda hatırlamışsın.

Orhan dayan canım sıkıyor gerçekten ya. Ya da arayacaktın, unuttun mu acaba? Öyle bir şey mi oldu, ayıp mı oldu? Şöyle Kemal, benim belki de dünya üstüne en sinir olduğum roman kahramanlarından biri Kemal'dir. Şöyle ben bir tane bir şey söyleyeceğim, özetleyeceğim. Hayatımın en mutlu anıymış. Bir saniye, bir saniye. Bir şey söyleyeceğim, özetleyeceğim. Kemal'in yaptığı her şeyi dikkatlice okuyun, not alın ve asla bunları tekrarlamayın.

Kemal ama gerçekten ne denir? Basiretsiz. Basiretsiz, dirayetsiz bir... Tamamen şeyini kaybetmiş, yolunu, yurdunu, izini kaybetmiş, şımarmış hayatın ona verdikleriyle bana göre. Şey değil, meydan okumayla karşılaşmamış hayatında pek fazla. O yüzden de gelişme şansı bulamamış diyebiliriz. Ve şu biraz önce bahsettiğimiz evreyi hiç yaşamamış adeta. Değerlerini sorgulamış. Yaşattırmamışlar onu. Evet. Ne değerlerini sorgulamış, ne kendi kimliğini, toplum içerisindeki yerini sorgulamış. Yani hiçbir sorgulamadan geçmemiş. Bence bu Orhan Pamuk'un alter ego'larından biri. Yani dönüşmekten korktuğu insanı yazmış Orhan Pamuk bence.

Hayatı boyunca böyle bir insan olmamak için Orhan Pamuk sanki savaşmış. Evet işte ben de tam olarak onu söylüyorum işte o yüzden Edil Hanım'a. Bu kitabı okuyun, bu romanı okuyun, çok dikkatli okuyun. Kemal'in yaptığı her şeyi ince ince not alın ve sonra onların hiçbirini yapmayın. Evet, yani Orhan Pamuk böyle bir adam olmamak için çalıştırmış ve en sonunda Orhan Pamuk olmuş gibi sanki. 1975'te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Fisu'nun hikayesi. Yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki düşüncelerinizi de etkileyebilen rengarek dünyası olan bir roman. Ki biliyorsunuz Orhan Bey bunun dünyada en dergörülen bir uygulamayla Masumiyet Müzesi'ni gerçeğe dönüştürdü. Çukurcuma'da bir yerde bir mülkünde bir mülk edinip orada Masumiyet Müzesi'ni yıllarca uğraşarak gerçeğe dönüştürdü ki İstanbul'un turizm rotaları içerisinde yer alıyor. Ben de o yıllarda gece karanlığında o sokakta Orhan Bey ile karşılaşmıştım bir kere.

Orhan Bey ne yapıyorsunuz falan dedim. Böyle tek başına dolaşıyor şey gibi Sherlock Holmes gibi sokakta böyle uzun paltası var üstünde. Ya işte müzenin işleriyle uğraşıyorum hala bitmedi falan dedi. Ama işte çok iyi bir şey yapıyorsunuz Orhan Bey. Gerçekten tebrik ederim naçizane falan dedim. Yok ya bu müzecilik işleri hiç bana göre değilmiş. Keşke ben romancı falan olsaydım dedi. Sonra da ha ha ha diye bir kahkaha atıp gecenin karanlığında yürüyerek gözden kayboldu.

Edgar Allen Poe hikayelerindeki bir sahne gibiydi adeta. O zaman açılmıştı. Şimdi de turizm içerisinde de, güzergahları içerisinde de belli başlı tercih edilen yerlerden biri Taksim Cihangir yöresinde. Belki bazı şeyler okurlara yeterince açık gelmeyebilir diyor Kemal. Çünkü hikayemi ve hayatımı size bütün içtaniyle anlattım. Ama onu bütünüyle ne kadar anladım ben kendim bile bilemiyorum. Bence hiç anlamamış. Otur sıfır Kemal. Niye anlamış?

Yani işte diyorum ya hani böyle bekliyorsun bir noktada herhalde artık bu çocuk, bu adam yani çocuk adam artık bir noktada bir şey öğrenir yaşadıklarından, deneyimlerinden diyorsun. Yok sıfıra sıfıra elde var, sıfıra yani bana hissettirdiği bu arada. Ama yaşananlardan ders almak da bir beceri. Yani bazısı vardır, yaşar yaşar bir ders alamaz ama. İşte o evreleri tamamlamak bu, bu o oluyor.

Yani bir de ders alana kadar aynı şeyi tekrar yaşarsın. Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum diyor. Şimdi edebiye olarak çok güzel bir şey. Hani en hatırlanan giriş cümlelerinden biridir ama yani bu da kifayetsizliğini gösteren başka bir şey aslında. Yani hayatının en mutlu anı olduğunu en azından mutlu bir anın içinde olduğunu fark edememiş olması. Evet evet doğru.

Ya da bu da Kemal için aslında şey, talihsiz bir dövüş. Evet. Roman için doğru bir şey olsa bile. Bu kitabı niye seçtik? Dedim biraz önce. Ben mi? Hayır ben dedim, sen niye seçtin? Sen seçtin kitabı. Tamam işte onu söyleyeceğim ben de. Söylemeyeyim mi? Hiç mi söylemeyeyim? Söyle söyle.

Yani Kemal'i gördüğünüz zaman Kemal gibi olmadığınız için kendinizi tebrik edip en azından mutlu olabilirsiniz. Çünkü hem Orhan Bey hem de siz birer Kemal olabilirdiniz ama olmamışsınız İdil Hanım. Siz en azından bir farkındalık sahibisiniz. Yaşadığınız zamanın kıymetini biliyorsunuz. Nelerin değiştiğini, nelerin aynı kaldığını bir şekilde idrak etmişsiniz ve buradan çıkış olabileceğini düşünüyorsunuz. Ki var. Var ki Kemal'in böyle şansları olmamış. Bu da onun dramı aslında. Sen bu kitabı seviyor musun? Masum etmelisin onu. Şimdi yani işte dediğim gibi karakteri hiç sevmiyorum. Hayır kitabı sevmiyorum. Çünkü şu yüzden çok iyi yazılmış bir roman olduğunu kabul ediyorum. Romanın pek çok şeyi çok net olarak zihnimde. Hep söylerim Orhan Pamuk böyle çünkü resim boyar gibi boyar. Yani renkler, Fisu'nun elbiseleri, o bir Nişantaşı'ndaki küçük butik. Yani her şey, her şey ve bütün detaylar aklımda ama sevmiyorum. Çünkü bu kadar romantizm ve böyle yapış yapış bir romantizm gibi geliyor bana Kemalinki. Bu benim hoşlandığım bir kurgu türü değil. Kimseye hayrı olmayan bir romantizmden bahsediyorsun yani. Yani sevdiğim bir kurgu türü değil, evet. Hani o kadar anlamsız, uzun. Romantik bir roman mı yazmak istemiş Orhan Bey burada? Bilmiyorum. Varoluşsa, bence varoluşsa bir şey yazmak istemiş. Varoluşsa... Bir şey tez kitaplarında varıyordur ya. Orhan Pamuk bir kitabında romantizmimi eleştirmektedir. Ya ben işte bu kitapla ilgili, bu romanla ilgili onu hiçbir zaman tam anlayamadığım için belki bir daha okumam lazım. Yani en nihayetinde okuduğumda ben de yani otuzlu yaşlarında oluyorum herhalde. İlk çıktığımda okumuştum. Sonra bir daha okudum gerçi. 2008 tarihli bir kitap. Evet, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın huzuruyla karşılaştırmak için sonra okudum. Tek tek sayfa sayfa hatta iki romanın yan yana. Ne kadar hızlı geçmiş zaman 2008 tarihliymiş. 2008 mi? Petty Smith'inki de 2010. Bayağı bayağı geçmiş. O yüzden ben de gençtim şimdi okuduğumda. Bir şey söylemeyeyim ama bende bıraktığı şey tat. Yani çok şey değil, sevgi dolu bahsetmediğim bir kitap oldu. Çoktan bayıldığım bir kitap değildir diyorsun. O zaman tavsiye etmeyelim biz bu kitabı. Ya Tuna, niye böyle şeyler yapıyorsun? Hayır, ters köşe hareketler bizim podcast'imizin olmazsa olmazı biliyorsun. Senin olmazsa olmazın. Yani roman tabii ki kıymetli bir roman ve evet tabii ki yani Kemal'in gerçekten onu okumak bence böyle bakıldığında iyi bir şey. Şimdi İdil Hanım'a... Bu kadar basiretsiz birini okumak çok iyi bir örnek insana. İdil Hanım'ın yaşlarında değil mi Kemal'le Füsun Hanım? Sen geçen bölümü tek başına yaptığın için sen çok ferah yapmıştın. Şimdi ben gelince birden şey oldun değil mi? Neyse ne kadar rahatmış tek başına yapmak diye düşünüyorsun değil mi? Doğru söylüyorsun. Asıl Perker'in pişmanlık. Göz yaşları şu anda görüyoruz. Olur mu Tunacım ben seni çok seviyorum. Kıymetini bilemedim ben geçen haftaki yalnızlığımın diyor. Her zaman ol istiyorum aşk olsun. Şimdi üçüncü kitap Özgürlük Jonathan Franzen olsun mu? Çentin Frenzel, özgürlük yakışır, evet. Evet, şöyle burada da ben bu romanı seçerken şeye değinmek istedim. İdil Hanım'ın hani bu diyor ya konformizmi mi seçeyim, ideallerimi mi seçeyim sorusu da aklımda dolanıp duruyor diyor. Bu gerçekten o yaşlarda sorulan bir soru galiba. Bunu çok çok iyi yansıtan bir roman.

Üstüne üstlük her cinsiyetten ve her yaş grubundan bu soruyu soran bir roman. Ben yani orta yaşı bulmuş kahramanlarımızda şöyle görüyoruz. Ben zamanında bu seçimi yaptım ve sonucunda neler yaşıyorum? Şu anki genç kahramanımıza görüyoruz. Ben nasıl bir seçim yapmalıyım? Bu mu olsun? Öteki mi olsun? Bunları görmek bakımından son derece faydalı bir roman. Bir şey aileden bahsediyoruz. Walter ve Patty, Burkland herhalde, Burkland işte bu bir aile ve bunların bir oğulları var. Şimdi Walter ve Patty aslında mutlu bir evlilikleri var fakat Walter çevreci bir adam ama her çevreci gibi günün koşullarıyla tabii karşı karşıya kalıp günümüze çevreci olmak çok büyük cesaret isteyen bir şey.

Yani ben çevreciyim diye yola çıktığında bir de bu böyle özel bir bülbül türünü koruma altına almak için çalışıyor falan. Ama bunun için mesela ona yardımcı olacak olan şirket, kömür şirketi. Ve bu kömür şirketi de böyle bir tane şey var, daha var. Onun tepesini kazıp oradan işte madencilik yapacak orada. Şimdi onlardan sponsorluk alıyor.

Bülbül'ü korumak için. Yani kendi içinde yaşadığı çelişkiye bak. Yani hangisini seçecek? İdeallerini mi seçecek? Orada onların verdiği o parayla yaşadılan konforu mu seçecek? Bu çelişkiyi yaşıyor. Öteki taraftan karısı Petty şey çelişkesini yaşıyor. Zamanında çok iyi bir sporcuymuş üniversitede ama evlenip şeye taşınıp, banyoya taşınıp orada çocuk büyütmeyi seçmiş.

Ve bir ev hanımı, bir eş ve bir anne olmayı seçmiş. Yıllar sonra bunun şeyini yaşıyor, pişmanlığını yaşıyor. Özellikle de Walter'ın bir tane çok yakın arkadaşı var, bir rockstar. Onunla beraber bu şey yaşıyor, onunla böyle bir evlilik dışı ilişkiye başlıyor, bir kaçamağa başlıyor. Çünkü orada bir o heyecanı yıllar önce aslında yaşamak istediği kendi heyecanını buluyor. Onu yaşamaya başlıyor ama sonra bunun anlamsızlığını ve kendine verdiği ve etrafına verdiği duygusal zararı da anlıyor. Bundan da vazgeçiyor.

Yani kararlarımızın bizi konformizme mi iteceği... ...yoksa ideallerimize tutunabileceğimiz mi? Yoksa bunların arasında güzel bir denge kurabilecek miyiz? Var mı bir denge? Bunu anlatan çok güzel bir roman. Bu da İdil Hanım'ın o sorusuna denk geliyor. Harika. Tam nokta atışı. Bir kitap seçmişsin. Evet, evet. Gerçekten nokta atışı. Her bakımdan sorularınızın cevabı karakterlerde bulunabilir. Ne yapmak istediğinizle ilgili. O zaman dördüncü kitabımıza geçelim. Neydi dördüncü kitabımız? O da... Heh, Mavi Makara. Ben bu romanı geçen yıl okudum. Yine tabii böyle düşünmemiştim ama aklımda kalan şu şeyi vardı. Şu bölümü vardı çünkü benim ilgi alanıma giriyor. Değiştirilen roller. Değişen roller. Şimdi bir aile hikayesi bu da. Witchshank'dı galiba ailenin adı.

Çok güzel, mutlu bir aile. Baktığın zaman harikulade bir aile. Böyle onlar da idealleri olan bir aile. İşte bir anne karakteri var. Hep herkesi toplayıcı, birleştirici bir unsur. Evin içinde yemekler düzenliyor. O yemeğe işte başkalarını da ihtiyacı olanları da zaman zaman getiriyor. Ve böylelikle bir evlat da, bir evlatlık ediniyorlar. Yani zaten kendi üç çocukları var. Bir de evlatlık ediniyorlar.

O evlatlık ama çok hayırlı çıkıyor. Onların gerçekten ailenin büyük bir parçası oluyor. Hatta onların çocukları oluyor. Bunlar torun sevgisinde onlarla yaşıyor. Harikulade bir aile modeli var büyük bir evde yaşayan. Harika bir aile modeli var. Konumuzla ilgili tarafını söyleyeyim. Yani kitap zaten okuması gerçekten zevkli bir kitap. Konumuzla ilgili tarafı anne bir yerden sonra Alzheimer'a doğru gitmeye başlıyor.

İşte bir şeylerin yerini unutmaya başlıyor önce, yolunu unutmaya başlıyor. İşte ilaçlarını, sonra ilaç alması lazım gerekiyor, artık doktora gidiyor, onları almayı unutuyor. Ve çocuklarla anne rol değiştiriyorlar. Bu arada baba da fiziksel olarak eskisi gibi şey değil. Baba o kuvvetli, evi elleriyle yapabilen adam değil. O da artık daha güçsüz bir baba. Çocuklar... Anne babanın yerine geçmeye başlıyorlar. O işte evlatlık çocuk şeye yerleşiyor. Onların evine yerleşiyor. O onlara bakmaya başlıyor. Zamanında onlar ona bakmışken. Bu rolleri görmek, bu rollerin insanları nasıl hissettirilmesi... Bunu da ajitasyon yaparak yapmıyor. Çok güzel Anne Tyler. Yani böyle hani orada şeyi yaşamıyoruz biz. Anne babanın böyle çökkünlüğü, berbat... Hayır. Hayatın bir kısmı da böyledir diye çok şey bir anlatım var. Sade, net bir anlatım var. O anlatım içerisinde ama o rol değiştirmeyi ve bunun sana nasıl hissettirebileceğini, bununla başa çıkma yöntemleri nelerdir görmeyi sağlayan bir roman. Bunu da ben bu yüzden anlatmak istedim.

Bu da 12'den olmuş o zaman. Evet, yani hani böyle bu hafta biz İdil Hanım şey yaptık, böyle dörde böldük sizin e-mailinizden dört probleminizi anlamaya çalıştık işin doğrusu. Ve sonuç olarak... Dört bir yandan yaklaştık konuya. Dört bir yandan yaklaştık bu sefer, evet değişik oldu. Ama o e-mailde, o sorularda bunu gerektiriyordu. Her kitap bir başkasını temsil ediyor sorunuzun. Evet, temsil etti. Evet. Yani İdil Hanım'ın sorusu çünkü güzel ama güzel olduğu kadar da kapsamlı bir soruydu. Tabii, zor. Onu sadece tek bir açıya sıkıştırmak doğru olmaz diye düşündü Aslı Hocam. Estağfurullah. Dolayısıyla da böyle bir yöntem belirledi. Sonuç itibariyle umarız bunlar size şifa olur. Bu dört kitabın sizin içinize ferahlık.

...vereceğini düşünüyorum. Ben umutsuz olarak başlamıştım çünkü şey hani... ...büyüme sancısı çeken, hayata karşı böyle o paniği yaşayan... İnsan kendininkini unutuyor çünkü. Hatırlamıyorum ben bu paniği yaşadığımı mesela.

Hatırlamadığım için de sanki bana da ilk başta... ...hay Allah ya, bu İdil Hanım da neden böyle hissetti falan gibi geldi. Sonra hatırladım bu kitaplarla beraber. Bu hepimizin yaşadığı bir şey. İyi haber, buradan çıkış var. Hem de sağlıklı çıkınca önümüzde güzel bir hayat var. Sağlıklı, güzel, mutlu bir ömür var. O yüzden buradan hep beraber güzel güzel çıkalım. Zaten en iyi haber de İdil Hanım'ın kendini ifade ediş ve farkındalık biçimi... ...şeyde gönderdiği postada ortaya çıkan. Keşke herkes bu kadar bilincinde olsa geçtiği sürecin. O zaman ben Künye'yi okuyorum. Tabii. Mavi Makara, Anne Tyler, Pegasus Yayınları, Çevren Leyla, İsmiyer, Özcengiz. Özgürlük, Jonathan Franzen, Sel Yayıncılık, Çeviri Sevin Okiyay. İyice güzel yani. Çeviri Sevin Okiyay. Daha da zevkli olacak bence okuma.

Aslı Perker bir çevirmeni her zaman kolay kalır iyi demez ama Sevin ablanın yeri başka tabii. Çoluk Çocuk, Petty Smith, Domingo Yayın Evi, Çeviren Yiğit Değer, Bengi ve Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk, Yapı Kredi Yayınları. Lütfen bize e-maillerinizi gönderin biblioterapi.media.com

adresine. Sizlerin e-maillerinizi okumaktan ve cevaplamaktan, çalışmaktan büyük bir keyif alıyoruz. Ve dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi bu haftalık ne yapıyor? Bitiyor efendim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)