
3.460 kelime · ~17 dk okuma
Hiç belirsizliğin sizi zorladığını fark ettiniz mi? Yani böyle mesela kontrol edemediğiniz bir durum oluştuğunda bunun sizi paniklettiğini ve esneyemediğinizi o esnada idrak ettiniz mi? Ya da kendi doğrularınızın sizi ilişkilerde bazen fazla katı ve uzlaşmaz hale getirdiğini düşündünüz mü? Karşınızdaki insanın yaptıklarını anlamadığınız için veya sizin doğrularınızla uyumsuz olduğu için onlara karşı empatik yaklaşamadığınız oldu mu hiç? Veya bir tartışmada haklı olduğunuzu düşündüğünüz bir anı hatırlayın. Orada karşı tarafın bakış açısını anlamak acaba o sorunun çözümüne bir katkı sağlar mıydı? Yoksa sizin doğrunuzun arkasında durmak sizi o ilişkide daha saygı gören bir pozisyona getirdi diye mi düşünüyorsunuz? İşte sevgili dinleyiciler, bu soruların cevapları bizi mental esneklik kavramına götürüyor. Eğer siz de kendinizi çok da böyle yeniliğe açık, farklı fikirlere açık,
zor anlarda yeni alternatifler getirmekte zorlanan biri olarak görüyorsanız belki de mental esneklik konusunda biraz zorlanıyorsunuzdur. Bugün mental esneklik konusunu beraber konuşup böyle bir derinlemesini inceleyelim istiyorum. Mental olarak esnek olmak ne demek ve neden mental olarak esnek olamayabiliyoruz? Beraber bakmayı düşündüğüm konular arasında, birincisi, hangi kişilik özelliklerimizin ve çocukluk deneyimlerimizin bizi mental olarak daha az destek yaptığı var. Mental esneklik ve mental dayanıklılık arasındaki kavramların arasındaki ilişkiye ve farklılıklara bakmak istiyorum.
biraz nasıl daha esnek olabiliriz bunu incelemek istiyorum böylece bir başlayalım gerisi gelir hazırsanız hemen konuyu açıyorum diyorum ki esnek neden olamıyoruz Şimdi mental esneklik aslında içinde büyüdüğümüz ortamla çok ilişkili ve içinde büyüdüğümüz ortam bizim karakter özelliklerimize de tabii ki etki ediyor. Bağlanma stillerimize etki ediyor. Bunların hepsini zaten benden defalarca dinlediniz ama esneklik konusuna olan ilişkisini de biraz daha detaylı anlatacağım. Büyüdüğümüz ortamın bizim mental esnekliğimizle ne gibi bir ilişkisi olduğunu anlamak için çok küçük bir egzersiz yapalım bir çocuk canlandıralım gözümüzde bu çocuğun önünde mesela diyelim ki düğmeler var düğmelerle oynuyor şimdi düğmelerin pratik bir aslında işlevi var düğmeler elbiselerin üzerine dikildiğinde mesela elbiselerimizi ilk demeye yararlar hepimiz bunu biliyoruz Ama çocuklar için düğmeler her şey olabilir değil mi? Çocuklar için düğmeler mesela farklı farklı insanları temsil edebilir, farklı hayvanları temsil edebilir, farklı renkleri, farklı gezegenleri. Ama eğer biz o çocuğun yanına gidip bunlar hep topu düğme ne alakası var, niye bunların gezegen olduğunu düşünüyorsun dersek, Aslında o çocuğun mental esnekliğine bir darbe vurmuş oluyoruz. Ya da mesela bulutu sarıya boyayan bir çocuğa gidip bulut dediğin sarı mı olur dediğimizde aslında çocuğun hayal gücüne ve mental esnekliğine bir darbe vurmuş oluyoruz. Maalesef
daha böyle rasyonel zihinlerimiz çocukların hayal gücünün gelişiminde böyle yanlış tavırlar sergileyebiliyor. Ama eğer çocuk zihnini esnetebileceği, şeyler yapabileceği bir ortamda büyüyorsa, daha yaratıcı, daha rahat, daha farklı şeyle deneyebildiği, farklı alternatiflerin tuhaf karşılanmadığı bir ortamda büyüyorsa aslında mental olarak daha esnek olma ihtimali de daha fazla oluyor. Buna şunu da eklemek istiyorum. Mesela matematik problemi çözen bir çocuk düşünelim. O matematik probleminin çözümünün bir sürü yolu olabilir. Mesela okulda öğrendiği bir yöntem vardır. Bazı çocuklar ısrarla okulda öğrendikleri yöntemi uygularlar ve böyle ilerlerler. Bazı çocuklar farklı şekilde yaparlar. Eğer biz farklı şekilde yapan çocuğa bunun yanlış olduğunu ve okulda öğrendiği yöntemi mutlaka uygulaması gerektiğini söylersek, bunu ebeveynler olarak da veya öğretmenler olarak da söylersek, aslında o çocuğa farklı çözüm yöntemlerinin değerlendirilebilir olduğunu anlatamamış oluyoruz. Hayat tabii ki oyuncaklar, problemler ve bu kadar basit örnekler üzerinden algılanmıyor. Yetişkin hayatımızda karşımıza çıkan problemler bu kadar basit değil. Keşke öyle olsalar.
Ama mental olarak esnek olmadığımızda karşımıza çıkan problemlere de aynı çözüm yoluyla yaklaşmak durumunda hissedebiliyoruz kendimizi. Yani tek bir doğru var, düğmelerin tek bir amacı var, bu matematik probleminin tek bir çözümü yöntemi var ve ben sadece bunu uygulamalı ve bu şekilde başarılı olmalıyım. Şey gibi, mesela bir tartışmada tek bir doğru var. Bu doğru benim doğrum olabilir, karşımdaki insanın doğrusu olabilir. Fark etmez. Önemli olan tek bir doğru olduğu gerçeği.
Ama insan ilişkileri asla böyle değil. Hatta şöyle söyleyeyim, psikoloji biliminde bile biz doğruyu daha yumuşak hatta daha keskin olmayan şekillerde anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü insan kapasitesi, insan zihni, insan deneyimi çok farklı birbirinden. Evet, benzer şeyler yaşayabiliyoruz ama hepimiz için tek bir doğru olduğunu söylemek, bizim asla yapmamamız gereken bir şey.
Buradan baktığımız zaman tek bir doğrunun olmayışı veya tek bir çözümün olmayışı ve bunu idrak etmek hayatta aslında elimizi güçlendiren bir şey. Hiç bu şekilde baktığınızı bilmiyorum ama daha böyle farklı alternatiflerin var olabilişi aslında mesela başarısızlığa uğradığımızda orada kalmak zorunda olmadığımızı da gösteren bir şey. Yani ben bu olaya farklı türlü yaklaşabilirim. Şu ana kadar hep bunu denedim ve bu başarısız oldu. Ama tek bir doğru olmak zorunda değil. Tek bir şekilde ilerlemek zorunda değilim. Ya da mesela ben şu ana kadar kurduğum bütün ilişkilerimde başarısız oldum. Bu beni direkt ilişkilerde başarısız bir insan yapmaz aslında. Ben eğer bu duruma farklı bir şekilde yaklaşabilirsem, farklı doğrular olabileceğini idrak edebilirsem, belki de aslında ilişkiler konusunda daha başarılı bir insan yapabilir bu beni.
Ama tabi bu belirsizliğe olan toleransımızla da çok ilgili. Yani bazılarımız belirsizlikle baş etmekte çok zorlanıyoruz. Bu da çocukluk deneyimlerimizle ilişkili olabilir bu arada. Mesela çok kaotik bir ailede büyümüş çocuklar belirsizliğe hem aşinadırlar hem de belirsizlikle baş etmek onlar için çok artık yorucu bir deneyim olduğu için Daha böyle keskin kurallarla hareket etmekten hoşlanabilirler. Ya da mesela belirsizliğe toleransı çok düşük bir ebeveynle büyümüş olanlarımız bunu gözlemleyip kontrolde olmak zorunda hissedebiliriz. Ve kontrolü yitirdiğimiz zamanlar yani doğru bizim doğrumuzla çeliştiğinde, durum bizim aklımızdakilerle çeliştiğinde panikleyebiliriz. Bu da çok yaşanan bir şey.
Mesela aklıma şöyle bir gündelik hayattan örnek geliyor. Diyelim ki bir konu hakkında karşınızdaki insanla anlaşamıyorsunuz. Ve anlaşamamanız eğer siz mental olarak esnek bir insan değilseniz size şunu hissettirebilir. İyi ama karşımdaki insanla ben bu konuda anlaşamıyorsam bu insan direkt olarak bana ve benim inandığım değerlere karşı çıkıyor.
Halbuki sadece o insan farklı bir deneyim yaşıyor ve ben durup onun deneyimini anlamaya çalışırsam daha farklı bir yerden görebilirim. Bu benim doğrumu yanlış kılmaz ama onun da bir doğrusu olduğu anlamına gelir. Ve ikimiz beraber oturup kendi doğrularımızı konuşabilirsek aslında birden çok doğruyla hayatımıza devam edebiliriz. Çünkü her zaman benim doğrum karşımdaki insanın doğrusuna 180 derece zıt olmak zorunda değil. Bazı yerlerde ortaklıklarımız olabilir.
Ancak günelik hayatımız, sosyal medya veya belki de aslında çok fazla bilgiye ulaşıyor olmak bizi bazı konuları daha polarize yapıyor, daha kutuplu yapıyor bence. Yani bir konuda bir şey biliyoruz ve bildiğimizin arkasına durmak istiyoruz. Farklı düşüncelere, farklı inanışlara, farklı değerlere açık hissetmiyoruz kendimizi. Sanki mutlaka yerimizi korumak zorundaymışız gibi geliyor.
X'e geçireceğiniz 5 dakika size bu söylediklerimi kanıtlayabilir. Herhangi birinin postunun altına bakın. Yani insanların kendi deneyimlerini %100 doğru gibi gösterdiğini ve zihinsel esenkliklerinin ne kadar zayıf olduğunu oradan bile anlayabilirsiniz. Bir de maalesef düşüncelerini değiştiren yani ''Aa ben daha önce buna inanıyordum ama artık biraz daha farklı düşünüyorum.'' diyen insanların ne kadar çok linç yediğini de göreceksiniz. Çünkü bir şekilde farklı şeyler düşünebilmeye başlamak bir meziyet gibi gözükmüyor. Bu ne kadar acı aslında hiç düşündünüz mü? Yani hepimiz başlangıçta sahip olduğumuz doğrularla hareket ediyor olsaydık o zaman neden bir şeyler öğreniyorduk ki? Yani öğrendiklerimiz aslında bizi şekillendirmemeli mi?
birazcık daha farklı kapasitelerimiz olduğunu öğrendiklerimizde anlamamalı mıyız? Mesela daha önce göremediğimiz şeyleri, göremediğimiz bağlantıları, göremediğimiz duyguları, göremediğimiz deneyimleri aslında insanları dinleyerek, okuyarak, gözlemleyerek öğrenebiliyoruz. Zihinsel esneklikle nöroplastist arasında da aslında önemli bir ilişki var. Nöroplastis de beynin yeni bağlantılar oluşturma, mevcut bağlantıları güçlendirme veya zayıflatma yeteneğine aslında deniyor. Yani bizim evet çocukluk deneyimlerimizde getirdiğimiz belli bağlantılar var zihnimizde, belli bilgiler var zihnimizde ama bir şeyleri farklı yapmaya başladıkça veya farklı düşünmeye başladıkça ve bunu ısrarla yapmaya devam ettikçe aslında zihnimizde yeni bağlantılar kurabilmemiz mümkün.
Hep şu soruluyor ya, güvenli bağlanamayan bir insan güvenli bağlanabilir mi? Evet, bağlanabilir. Çünkü o yeni bağlantılar kurmayı başarabilirse, güvende hissettiği bir ilişkide... ...geçmiş çocukluk deneyimlerinin bir nevi üzerine yazabilmesi mümkün aslında. Ama bunu yapabilmek için işte...
Farklı alışkanlıklar deneme, yani eski kalıplarımızı, davranış kalıplarımızı değiştirecek bir şeyler yapma ihtiyacımız var. Ya da farklı duygusal olarak duygularımızı yönetme beceleri kazanmamız gerekiyor. Ya da bu sorunu hangi alternatif yöntemle çözebilirdim diye düşünebilmemiz, bir hata yaptığımızda Bu hatadan ben ne öğrendim diye sorabilmemiz gerekiyor. Bunların hepsi nöroplastisteye işleyen davranışlar. Ama buraya biraz sonra tekrar geleceğim. Sadece şunu anlamamızı istedim. Yani hep öğrendiğimiz şeylerle hareket ettiğimizde aslında beynimizde zaten var olan belli networkleri
Tekrar ve tekrar perçinliyoruz. Yeni bir şey katmıyoruz. Ama durup da bir şeyi farklı yapmaya başladığımızda, bir şeyle ilgili farklı düşünmeye başladığımızda, bunun utanılacak bir şey olmadığını, tam tersi aslında bunun insan olmanın muhteşem bir kapasitesi olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Ve başkalarını da yargılamak yerine, artık farklı düşündükleri için, Aslında onların bu kapasitesini de bence kurtarmamız gerekiyor. Şimdi isterseniz mincik bir ara verelim. Dönüşte bu esnetik kavramının kişilik özelliklerimizle olan ilişkisine de biraz bakmak ve ondan sonra da nasıl bununla baş edebiliriz bununla ilgili konuşmak istiyorum.
Zihinsel esnekliğe baktığımızda farklı kişilik özellikleriyle çok büyük bir ilişkisi var ama şeyi atladığımı fark ediyorum yani zihinsel esnekliğin alt bileşenlerini. Şöyle, bir duruma zihinsel olarak esnek yaklaşabilmemiz için birincisi durumu objektif olarak algılayabilme kapasitesi geliştirmemiz gerekiyor. Yani bu durum benim bakış açımdan değil de tamamen natural bir yerden nasıl algılanabilir? İkincisi, nötr bir yer dışında da benim bakış açımdan farklı nasıl algılanabilir? Diyelim ki, bu benim çok sık verdiğim bir örnek empatiyle ilgili. Aslında oraya da girmek istiyorum. Güzel oldu. Kendi kendime yol açtım. Diyelim ki, birinin lastiği patladı yolda. Ve ise geldi, şunu anlatıyor. Allah'ım çok korktum ya lastiğin patladığında. Ne yapacağımı şaşırdım. Yolun kenarına çektim, oturdum, ağladım bir süre. Ve siz onu böyle şeyle dinliyorsunuz. Nasıl ya? Hepi topu lastiği patladı. Ne var ki bunda? Çeksin kenara, taksın stepneyi, yürüsün gitsin yani. Araba kullanan bir insanın tabii ki lastik değiştirmeyi bilmesi gerekir. Bakın bunun ne kadar az zihinsel esneklik içerdiğini duyuyor musunuz bilmiyorum çünkü evet tabii ki hepimiz ehliyet alırken tekerleğin nasıl değiştirileceğini öğreniyoruz ama tekerlek değiştirmek sonuçta pratikle öğrenilen bir şey bir ikincisi
Böyle bir olayda sakin kalabilmek herkesin yapabildiği bir şey de değil. Yani insanlar bu ani duruma ağlayarak da tepki verebilirler. Size çok mantıklı gelmeyebilir bu ama bu şekilde yaklaşılmasının yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Üçüncüsü, sizin lastiğiniz patladığında sizin yapacağınız şey hemen arabadaki araç gerici çıkartıp lastiği değiştirmek olabilir. Ama birçok insanın içinde bir alternatif yöntem birilerini arayıp ya da işte lastik değiştiren bir insanı çağırıp arabayı o şekilde tamir ettirmek olabilir. Ya da bazı insanlar çekici bile çağırtabilirler. Bunların hepsi size ekstrem çözümler gibi gelebilir. Burada bir sorun yok. Ama insanların böyle çözümleri olabileceğini de kabul etmemiz gerekiyor. Bu çok basit bir örnek ama aslında empatiyle ilgili çok kritik bir yere dokunuyor bence.
Biz empatiyi hep yanlış anladık. Biz empatiyi hep, ben o durumda olsam nasıl tepki verirdim diye anladık. Halbuki empati bu demek değil. Empati, karşımdaki insan o durumdayken nasıl davranıyor, bunu anlamak demek. Kimse gizem değil ki. Kimse gizem olarak yaklaşamaz bir duruma aslında, tam olarak. Ama kendisini gizemin yerine koyup, gizeme durumdayken nasıl hissedebilir diye düşünebilir. Ama eğer karşımdaki insan kendisi olarak benim durumuma bakıyorsa, o zaman hiçbir zaman yeterince empati yapamayacak anlamına geliyor. Çünkü kimse benimle birebir aynı tepkileri vermeyi düşünemeyebilir.
Şimdi, zihinsel esneklik kavramında önemli bir başka alt bileşen de duygusal düzenleme kapasitesi. Yani stres altında veya zor duygular altında sakin kalabilmek ve duygularımızı yönetebilmek. Genel olarak zihinsel esneklikte belirsizlik anlarında, bir şeyler ters gittiğinde, bir şeyler farklı olduğunda panik olma hali olduğu için duygu düzenleminin burada ne kadar etkili olabileceğini düşünebilirsiniz. Aslında mental olarak esnek olan bir insan, zihinsel olarak esnek olan bir insan zor bir durumla karşılaştığında önce sakin kalıp sonra ben buna nasıl bir alternatif çözüm getirebilirim diye düşünmeye başladığında daha esnek olmayı başarabiliyor. Ama panik olup tekrar tekrar tekrar kendi bildiği şeyi yapan bir insan esneklikten çok uzak davranmış oluyor.
Şimdi biraz çocukluk deneyimlerinin zihinsel esnekliği nasıl şekillendirdiğini söylemiştim. Orada şunu unuttuğumu fark ediyorum. Unutmadan gireyim. Çok koruyucu ebeveynlerin çocukları da zihinsel olarak esnek olamayabiliyorlar.
Çünkü biz eğer çocuklarımız adına sürekli onların problemlerini çözersek, onların problemlerle karşılaşıp alternatif çözümler geliştirmesine engel olabiliriz. Aslında çocukların ufak ufak problemlerle erken yaşta karşılaşmaları onlara bu kapasiteyi veren bir şey. Problem çözme becerisi erken yaşta geliştiğinde, o farklı alternatifleri değerlendirebilme erken yaşta geliştiğinde aslında beyin de ona daha fazla adapte oluyor. Zihinsel esnekliği geç yaşta edinmektense erken yaşta edinmek çok daha faydalı bir şey tabi ki. Buradan bağlanma stillerine şöyle bir geçiş yapacağım. Tahmin edersiniz ki güvenli bağlanan, daha güvenli bir çevrede büyüyen, destekleyici ebeveynlerle büyüyen çocuklar zihinsel olarak daha esnek olabiliyorlar. Ama kaygılı
çocuklar yani böyle ebeveynlerinin varlığını bir hissedip bir hissedemeyen o yüzden de hep güvensiz hisseden çocuklar değişim karşısında genellikle çok yoğun duygusal tepkiler veriyorlar panikliyorlar ve alternatif çözümler üretmekte zorlanıyorlar. Kaçıngan bağlanan bireyler ise duygusal farkınalıkları zayıf olduğu için belki görünüşte sakin kalabiliyorlar ama içeride panikliyor onlarda. Genelde bireysel olarak problem çözme konusunu daha başarırlar çünkü kendi başıma halledebilirim mentalitesi onlarda çok yaygın. Ama bir yandan da alternatif çözümler arasında hiçbir zaman başkasından yardım isteme ve başkasından destek isteyerek problemi çözme konusunu geçiremiyorlar.
Bazılarımızda bir de şöyle bir özellik olabiliyor. Kendi doğrularımıza bağlı kalma. Kendi doğrularımızı mutlak doğru olarak görmek. Belirsizliğe tahammül edememek. Ve bir şeyi sorgulamak konusunda eksik kalmak. Şunu soramamak. Bu düşünce bana gerçekten hizmet ediyor mu? Bu düşünce benim için gerçekten iyi bir düşünce mi? Bunu değerlendirmemek. Bu da bir kişilik özelliği.
Bir de bu şeyi duymuşsunuzdur mutlaka. Big Five diye geçer literatürde. Beşlik kişilik teorimi. Buradaki farklı kişilik özelliklerinin bizim davranışlarımızın etkisini çok konuşuruz. Burada da daha açık olan insanlar, yani yeni deneyimlere açık olan insanlar, duygusal stabilitesi daha yüksek olan insanlar gerçekten aslında zihnis olarak daha esnek olabiliyorlar. Tabii ki farklı kişilik özelliklerinin olumlu veya olumsuz katkıları olabiliyor. Hemen çok hızlı bir gireyim bunlara. Çünkü belki farklı kişilik özelliklerini nasıl kullanabilirim diye düşünüyorsunuzdur.
Bu az önce bahsettiğim açıklık, yani yeni deneyimlere açıklık. Zaten bence isminde var Mentalist Technique. Ama bu insanların bence en önemli özelliği değişen durumları bir tehdit olarak görmek yerine bir öğrenme fırsatı olarak görmeleri. Birçoğumuz yeni durumlarla karşılaştığımızı korkuyoruz. Performans kaygısı yaşayabiliyoruz, kendi konfor alanımızda kalmak istiyoruz. Yeni deneyimlere açık olan insanlar buna merakla yaklaşıyorlar, keşfetmek istiyorlar. Kendi farklı özelliklerini keşfetmek için o alanı bulduklarına inanıyorlar. O yüzden gerçekten aslında farklı durumlar onları besliyor.
Duygusal dengesi yüksek olan insanlar için, az önce söylediğim gibi, stres altında daha sakin kalabilmelerinden dolayı mental esneklik gerçekten daha rahat gelen bir şey. Ama duygusal dengesi daha zayıf olan biri için, değişim dediğim gibi panikletici ve stres altında daha katı, daha rejit düşünme kapasitesi daha yoğun. O yüzden bunu şurayla bağdaştırayım. Duygusu olarak dengede kalmakta zorlanan bir insansanız, bence zihinsel esneklik için yaptığımız gereken ilk aktivite, ilk egzersiz duygu düzenleme becerilerine yönelik egzersizler olmalı. Burada anda kalma egzersizleri, kritik topraklama egzersizleri dediğimiz biraz daha beş duyumuzu harekete geçirerek
Zihnimizi bir sonraki andan bu anda çektiğimiz egzersizler çok kritik. Bunları yapmanızı tavsiye ederim. Bu arada gerçekten basit bir topraklama egzersizleri araştırması size güzel pratikler getirebilir diye düşünüyorum. Ama en en en kolayı ve en sık önerdiğim şeylerden bir tanesi böyle bir oturduğunuz yerde bir böyle derin nefes alıp birkaç tane derin nefes alıp sonra görebildiğim 5 tane objeyi yakalamak duyabildiğim 4 ses elimle dokunabildiğim üç şey, koklayabildiğim iki koku ve tadına bakabileceğim bir şey bile gördüğünüz gibi beş duyumuzu harekete geçirip bizi anına getiren bir egzersiz. Ben bunu çoğu zaman bir fincan kahveyle yapıyorum. Bu arada arkadaşlar elimde tuttuğum sıcak bir kahve fincanını hem o sıcaklığı hissetmek hem kahvenin kokusu tadı görüntüsü
Bir tek sesini duyamıyorum kahvenin ama onu da idare ediyorum. Diğer dört duyum bana yetiyor. Böyle küçük küçük anla kalma egzersizleri başlangıçta kulağa biraz şey gelse de ya of ne işe yarıyor. Gerçekten bu arada bunu anlıyorum. Ben de böyle düşünüyordum. Bunları yapmaya başladıkça aslında kaygımızı daha kolay yönetebilmeye başladığımızı görüyoruz. Dediğim gibi bunlar başlangıç egzersizleri çok daha fazlası var. Basit araştırmalarla bulabilirsiniz diye düşünüyorum.
Dışa dönük insanlar, dışa dönüklük, içe dönüklük de başka bir kişilik özelliği. Dışa dönük insanlar zihinsel esneklikte bazen daha rahat olabiliyorlar. Yani daha o sosyal çevrelerinden faydalanma, bu şekilde halledemezsem kim bana yardımcı olabilir diye düşünme gibi kapasiteleri daha yoğun oluyor. Ama bir yandan da içe dönük insanlarda da o analizi daha iyi yapabilmek ve bireysel alternatif çözümleri daha kolay geliştirebilmek gibi bir kapısı da var. O yüzden burada tam olarak şu daha iyidir, bu daha kötüdür dememiz mümkün değil. Keza buna diğer bir kişilik özelliği olan uyumluluk için de söyleyemiyoruz. Çünkü evet uyumluluğu yüksek insanlar empati konusunda biraz daha iyiler. Yani başka insanların bakış açılarını daha rahat anlayabiliyorlar ama
Uyumluluğu düşük olan insanlar da karşıdaki kişiyle çatışmayı daha fazla göze alıp birlikte alternatif bir yol geliştirebiliyorlar. O yüzden bununla da tek bir şey söyleyemiyoruz. Bir de sorumluluk kişilik özelliği var. Sorumlu, daha sorumlu insanlar ve daha sorumsuz insanlar diyelim. Sorumluluğu yüksek insanlar bazen belirsizlik onların kafalarındaki o planlı ve organize hareket etme kapasitesiyle çeliştiği için panikleyebiliyorlar. Çünkü sorumluluğu düşük insanlar, sorumluluk düzeyi düşük olan insanlar genellikle daha spontan düşünürler, daha açık uçlu düşünürler. Onlar biraz daha kolay adapte olabiliyorlar. Ama aslında sorumluluğu yüksek olan insanlar için de şunu söyleyeceğim. Baştan o plan ve organizasyon içerisine alternatif çözümleri katabilirseniz, bilirsizlik anlarını biraz daha rahat edebilirsiniz. Bu belirsizliğe karşı duruşumuz, yani zihinsel esnekliğimiz şuna da çok ilişkili. Kontrolüm bende veya dışarıda oluşuna dair inanç. Yani eğer ben değişimlerin sorumlusu olarak kendimi görüyorsam, durumu nasıl değiştirebilirim sorusunu daha kolay sorabiliyorum. Ama eğer meseleyi hep dışarıda arıyorsam, hep başka yerlerde problem görüyorsam, o zaman aslında esnekliğim daha az oluyor. Çünkü ben niye değişeyim ki? Yani zaten sorum dışarıda.
O yüzden bu da mesela bence üzerine çalışabileceğimiz bir yetenek. Şimdi bütün bunları bir araya getirmişken tabii ki biliyorum heyecanla bekliyorsunuz. Ben nasıl daha esnek olacağım? Buraya gel. Aslında bence birkaç tüyo verdim. Ama birazcık daha toparlamak için bunları daha somut birkaç şey de söylemek istiyorum. Birincisi perspektif değiştirme egzersizi dediğimiz şey. Yani mesela siz strese sokan bir düşünceyi yazıyorsunuz ve düşünüyorsunuz üzerine. Bir kendi bakış açınızı yazıyorsunuz.
Bir de buna alternatif olabilecek farklı bakış açılarını yazıyorsunuz ve bu farklı bakış açılarını da değerlendiriyorsunuz. Aslında kendi düşüncenizin tek doğru yol olmadığını anlamak için yaptığımız güzel bir egzersiz bu. Yazarak yapmanız hiç gerekmiyor gerçekten. Bence günlülük hayat pratiğine sokabilirsiniz. Yani bir insan bu duruma nasıl yaklaşırdı? Benim yaklaştığımın dışında neler olabilirdi sorusu.
İkincisi, belirsizlik durumlarında direnç göstermek yerine, paniklemek yerine, bu belirsizlikten ben ne öğrenebilirim? Yani bu belirsizlik anında neyi farklı yapmayı deneyebilirim diye sormak. Çünkü hep aynı yöntemle belirsizliğe yaklaştığımızda, bu zaten esnek olmamanın tanımı gibi bir şey. Duyuyorsunuz söylediğimi. Belirsizlik anında, mesela normalde diyelim ki belirsizlik anında panikliyorsunuz ve kendinizi kapatıyorsunuz. Bu sefer böyle değil de farklı türlü yapacağım. Farklı türlü davranmanızın sonucunu bir görün isterim. Çünkü aslında hep buradan başlıyor.
Bir şeyi farklı türlü yaptığımda bir kere olsun olumlu bir sonuç alabilirsem buna karşı motivasyonum artıyor benim. Ama hiç farklı şekilde denemezsem zaten bunu böyle gözümde canavarlaştırıyorum iyicene. O yüzden de belirsizliği kucaklama diyelim bunu yapmak. Bu az önce söylediğim mindfulness egzersizleri, anda kalma egzersizlerini lütfen gerçekten deneyin. Yani dediğim gibi ben de bunları ilk öğrendiğim zaman ne işe yarar gözüyle bakıyordum. Ama artık bunlarla ilgili çok güzel çalışmalar var. Ve bunları gündelik hayatın içine katmak, yani sadece belirsizlik anda sakinleşme için kullanmak değil de gerçekten gündelik hayatta duygularınızın iniş çıkışlarının her anına bunları katmak önemli.
Bu şey de olabilir bu arada, pencereden dışarı baktığınız iki dakika, o iki dakika içerisinde gördüğünüz kuşları sayma, gördüğünüz kırmızı arabaları sayma, plakaları okumaya çalışma gibi gerçekten sizi o ana getiren egzersizler de yapılabilir. Aslında kendi egzersizinizi yaratabilirsiniz demeye çalışıyorum. Bir de şu soru da önemli. Ben bu duruma 180 derece farklı baksam ne olurdu? Bu egzersi de yaptığınızı öneririm. Ve son olarak aslında empatiye geleceğim tekrar. Empati yeteneğimizi arttırmak zihinsel esnekliği çok besleyen bir şey. Çünkü biz farklı insanların farklı durumları nasıl yaşadığını bilemiyoruz. Bunu anlattım zaten az önce ama önerimi getirmedim.
Empatiyi artırmak için bir bol bol dizi izleyin, kitap okuyun. Diziyi özellikle söylüyorum, filmdense diziyi özellikle söylüyorum. Çünkü karakter gelişimini ve derinliğini dizilerde biraz daha fazla yakalayabiliyoruz ya. Bir karakter nasıl hareket ediyor, bir karakter niye öyle hareket ediyor, daha iyi anlıyoruz.
Bizim belki de hiç yapmadığımız, hiç deneyimlemediğimiz bir durumu bu insan yaşarken neler yapıyor? Mesela bence Breaking Bad bu anlamda çok güzel bir örnek. Yani neden bir insan bunları yapar? Ve neden yani o davranışları yapmayı tercih eder? Her zaman en iyi seçenekleri seçmiyor tabii ki insanlar ama seçimlerinin arkasındaki düşünce yapısını anlamak için bence çok önemli kitaplar ve diziler. O yüzden bunu çok öneriyorum. Bir de daha farklı deneyimleri yaşamaya çalışmak. Yani daha önce gitmediğiniz bir konsere gitmek, daha önce okuduğunuz, tecrübe etmek istemediğiniz mesela bir yemek çeşidini denemek, daha önce gitmediğiniz şehrin bir yerine gitmek gibi gibi
Yani böyle o konfor alanının dışına çıkmak da zihinsel esnekliği ve empatiği artıracak olan şeylerden biri. Şunu söyleyerek bitireceğim. Zihinsel dayanıklılık çok konuşulan bir tabir. Zihinsel esneklikle de çok ilişkili. Zihinsel esneklikle dayanıklılık aynı şey değildir. Zihinsel olarak esnek olan insanlar sadece daha dayanıklı olmayı başarabiliyorlar. Çünkü zihinsel dayanıklılık
bizi zorluklarla baş etme konusunda yönlendirirken yani bizi daha dirayetli yaparken zihinsel esneklik daha dirayetli olmamız için bize yardımcı oluyor diyelim yani zihinsel esneklik zihinsel dayanıklılığı besliyor bunu da söyleyerek bu bölümü bitiriyorum umarım faydalı olmuştur hepiniz için hepimizin daha esnek olabildiği günlere diyeyim çünkü bence hepimizin çok ihtiyacı var çok sevgiler hoşçakalın
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.