Podcast

"Hepimiz İsa'yız": Üç Mesih Deneyi

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Dr. Milton Rokeach, 1955'te okuduğu bir makaleden esinlenerek bir deney tasarlamıştı. Aynı sanrıları gören hastaları bir araya getirirse, onları tedavi edip edemeyeceğinin cevabını öğrenmek istiyordu. Bunun için kendisini İsa zanneden üç akıl hastasıyla uzun süren bir deney gerçekleştirmişti. Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde Dr. Milton'ın, Üç Mesih Deneyi'ni inceleyeceğiz. Psikiyatri dünyasını derinden etkileyen bu çalışmanın hikayesini birlikte takip edeceğiz.




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.579 kelime · ~8 dk okuma

1940'lar Maryland'de bir akıl hastanesi. Burada çok garip bir şey yaşanmıştı. Olanlar bir tesadüf belki de. Yakın zamanda iki kadın yatırılmıştı bu hastaneye. İkisinin de temel sorunu gördükleri sanrılardı. Ve garip olan şu ki ikisi de aynı sanrıyı görüyordu. Her iki kadın da kendilerinin Meryem Ana olduğuna inanıyordu.

Evet, İsa'nın annesi Meryem olduklarına inanıyordu ikisi de. Günlerden bir gün bu iki kadın hastanenin ortak alanında karşı karşıya geldiler. Birkaç anlamsız sözden sonra kadınlardan birinin kendisini tanıtmasıyla epey tuhaf bir durumda başlamış oldu. Bu arada ben Meryem, İsa'nın annesiyim. Ne? Aklını mı kaçırdın hayatım? Bu mümkün değil. İsa'nın annesi benim.

Yani... Aklını kaçıran sensin bence. Meryem benim. O sırada olan bitenlerin farkına varan hastane personeli de kulak kabartır bu ilginç tartışmaya. Enderine az rastlanan bir kimlik çatışması yaşanmaktadır zira. Bir süre sonra kısa bir sessizlik olur. Biraz sonra yaşlı olan kadın bir aydınlanma yaşar ve sessizliği bozar. Eğer Meryem sensen, ben de senin... Annen. Evet, annen olmalıyım o zaman.

Transkriptin tamamını oku

Ve sorun böylece çözülür. İki kadın birbirlerine sarılarak bu aydınlanmayı kutlar. Ama gariplikler burada bitmez. İlerleyen haftalarda doktorlar tuhaf bir şey fark ederler. Hani Meryem olmaktan vazgeçen yaşlı kadın var ya… Bir anlamda sanrılarından feragat eden… Bu kadının gördüğü tedaviye çok daha hızlı cevap verdiğini anlar doktorlar. Nitekim çok kısa süre sonra da taburcu edilecek seviyede iyileşir kendisi.

Bahsettiğim bu klinik vakadan 1955 tarihli Harper's dergisi aracılığıyla haberimiz olmuştu. Literatüre kazandıransa bu hikayeyi dergiden okuyan ünlü sosyal psikolog Dr. Milton Rokesh'ti. Bir şeyi merak etmişti Milton. Acaba bu yaşanan şey bir tedavi yöntemi olarak kullanılabilir miydi? Benzer sorunları yaşayan, hatta tamamen aynı sanrıları gören hastaları bir araya getirme fikri.

Acaba bunu yaptığımızda sanrılarla mühürlenmiş zihinlerde bir çatlak yaratıp mantığın ışığının içeriye girmesini sağlayabilir miydik? İşte Milton'un merak ettiği bu soru tarihe geçecek bir deneye ilham olacaktı. Evet, Milton aynı sarnıları yaşayan hastaları bir araya getirdiğinde ne olacağını merak etti demiştik. Kendisi merak etmekle kalmamış hemen bunu test etmek için işe koyulmuştu. Deneyine başlayabilmek için ilk olarak bir ödenek buldu Milton. Ve ardından yakınlardaki tüm akıl hastanelerine dolaşıp benzer sarnıları yaşayan hastaları aramaya başladı. Takvimler 1959'u gösterdiğinde bu deneyi gerçekleştirebilmek için üç tane çok uygun aday da buldu.

deneklerin tek bir ortak noktası vardı. Her biri kendisinin Hazreti İsa olduğuna inanıyordu bu hastaların. Vakit kaybetmeden bu üç hastayı Michigan'daki Ypsilanti Devlet Hastanesi'ne alarak başladı çalışmalara. Hastanenin D23 isimli koğuşuna yerleştirilmişti bu hastalar. Hemen ardından koğuşun bitişiğindeki bir bekleme odasına alındılar.

Dikkat dağıtıcı hiçbir şeyin olmadığı, çok az mobilyanın bulunduğu bomboş bir odaydı bu. Dr. Milton hastaların bulunduğu odaya girip onlara kendisini ve 3 asistanını tanıttı öncelikle. Onlara birkaç ay boyunca birlikte bol bol zaman geçireceklerini açıkladı. Sonra biri yaşlı, diğeri biraz daha genç, sonuncusu ise orta yaşlı bu 3 hastadan kendilerini tanıtmasını istedi. Birinci hasta Joseph Kessel'di.

58 yaşında olan Joseph, 20 seneyi aşkın süredir akıl hastanesindeydi. Üçü arasında en sakin ve uyumlu olan da oydu. Milton, Joseph'e eklemek isteyip istemediğin başka bir şey var mı diye sordu. Joseph ise bu soruyu şöyle yanıtladı. Burada

bir not düşmeliyim. Hristiyanlıkta Hz. İsa'dan tanrı olarak söz edilir. Bu daha çok kutsal üçleme inancıyla alakalıdır aslında.

Tanrı tek bir varlıktır. Ancak baba, oğul yani İsa ve kutsal ruh olmak üzere üç kişi de var olduğuna inanılır. Bir sonraki hasta 70'li yaşlarındaki Clyde Benson'dı. Milton Clyde'a başka ismi olup olmadığını sorar ve şu yanıtı alır. Başka isimlerim de var elbette. Beşincisi Tanrı. Altıncısı ise İsa'dır.

Sonuncu hasta ise 38 yaşındaki Leon'dur. Ondan da kendisini tanıtmasını ister Milton. Doğum belgelerime göre ismim Dr. Domino Dominorum et rex rexarum simplis christinaus poeris mentalis doktor'dur. Latinceden çevirdiğimizde lordların lordu, kralların kralı, sıradan bir Hristiyan çocuk psikiyatristi anlamına gelir bu.

Ayrıca doğum belgelerinde nazaretli İsa'nın reenkarnasyonu olduğunda belirtilmiştir. İşte bu noktadan sonra işler epey karışır. Kendini İsa Mesih'in reenkarnasyonu olarak tanıtıyor. Anlayamadım. Ben kim olduğumu biliyorum. Ben tanrıyım. İsa'yım ve kutsal ruhum. Öyle olmasaydım niye öyle olduğunu söyleyeyim ki? İsa benim.

Öyle olduğumu da söylemek istemiyorum aslında. Biliyorum, bu bir tımarhane. Burada böyle şeyler söylenmez. Lütfen Bay Kassel, buradaki herkesi zırh deli olarak yaptalamanızı kabul etmiyorum. Burada aklı başında insanlar da var. Her insan bir evdir. Bunu unutmayın. Dr. Milton bir süre bu ikilinin tartışmalarına izin vermişti. Nihayetinde en yaşlı hastaya yani Clyde'a fikrini sordu. Ben yeniden dirilişi temsil ediyorum.

Tıpkı İsa gibi. Yeniden dirilişim ben. Yeniden dirilişim. Bu ilk görüşme bir anlamda bazı dinamiklerin anlaşılması açısından değerliydi Milton için. Ardından aylarca sürecek gözlemler, kontrollü tartışmalar ve kendiliğinden gelişen sohbetler sonucunda kimin çözüleceğini beklemek gerekiyordu. Kim sanrılarından vazgeçip iyileşme yoluna gidecekti? İlk olarak hangi hasta İsa olmadığının bilincine varacaktı?

Meryemlerin vakasında bu çok kolay gerçekleşmişti hatırlarsanız. Peki durum bu deneyde de aynı mı olacaktı? Bir bilimsel deney olarak başlayan sürecin metodolojisinin nasıl bozulduğunu bir anlamak gerekiyor. Öncelikle bu deney grubunun karşılaştırılması amacıyla herhangi bir hekim kontrolünde olmayan bir kontrol grubu da belirliyor Dr. Milton.

Bu grubu da doktor müdahalesinin süreçteki etkisini görmek amacıyla yine aynı sanralara sahip olan hastalardan seçiyor. Fakat herhangi bir etkileşim veya yönlendirme yapmıyor bu gruba. Seçtiği İsa'lardaysa kontrollü yönlendirmelerinin dozunu yavaş yavaş sıkılaştırıyor. İlk başlarda bu üç hastayı asistanları aracılığıyla birbirini kışkırtma yoluna gidiyor Dr. Milton.

Her bir hastaya diğerleriyle ilgili bir şeyler söyleyip aralarında bir tür gerginliğin alevlenmesini sağlıyor. Hatta bu gerginlik bir noktada fiziksel müdahaleye kadar gidiyor. Öyle ki en yaşlı olan Clyde bir gün genç Leon'a bir sopayla vuruyor. Bununla birlikte hem yataklarını hem dinlenme odasındaki koltuklarını yemekhanedeki masalarında sürekli yan yana olarak ayarlıyor Milton.

Bir süre sonra rutin toplantılarından birinde, siz üçünüzü neden bir araya getirdim diye sorunca Clyde herhangi bir yorum yapmıyor. Joseph ise kendisini diğerlerinin akıl sağlığının bozuk olduğunu kanıtlamak üzere gruba dahil ettiklerini düşündüğünü söylüyor. Fakat işin özünü tek yakalayan kişi Leon oluyor. Bizi birbirimize karşı kışkırtıyorsunuz diye yanıtlıyor Milton'un sorusunu.

biraz da spekülasyona kaçıp elektronik voodoo büyüleri kullanarak beyinlerimizi yıkıyorsun da diyor. Fakat burada ciddi bir sorun vardı. Dr. Milton'ın deneyinde aylar geçmesine rağmen hiçbir ilerleme yoktu. Üç hastada İsa olduğu iddiasından vazgeçmiyor, en ufak çözülme belirtisi göstermiyordu. Hatta sarnılar daha da derinleşiyor gibiydi.

İşte bu noktada Milton, deneyinin güvenilirliğini tamamen sarsacak kararlar almaya başlamıştı. Onları da kısa bir aradan sonra anlatacağım size. Evet, Dr. Milton'ın 3 İsa deneyinde işler gittikçe sarpa sarıyordu. Denekler bir türlü sarnılarından kurtulamamış, hatta bu sarnıları daha da kalıplaşmıştı. Milton da gün geçtikçe daha aykırı şeyler denemeye başlamıştı.

Mesela genç Leon'a hayali karısından mektuplar, Clyde'a güvendiği bir dostundan yazılar ve hediyeler göndererek onları yönlendirmeye çalışıyordu. Ama tüm bu çabaları ters tepmiş, hastaların septomlarını daha da şiddetlendirmişti. Üstüne çeşitli nedenlerden dolayı kontrol grubunu da gözlemlemeyi sonlandırma kararı almıştı Milton. Bir bakıma deneydeki İsa'lara takıntılı hale gelmişti.

Kendi tabiriyle zincirlenmiş zihinlerinde çatlaklar oluşturmak için her şeyi deniyordu doktor. Leon'u baştan çıkarmak için ekibine genç ve alımlı bir kadın asistan bile alacak kadar ileri gitmişti hatta. Aslına bakarsanız onun 3 İsa deneyi teknik olarak sonlanmıştı. Ancak Milton'ın buradaki esas talihsizliği bu deneyi 1950'lerin sonunda gerçekleştirmiş olmasıydı aslında. Zira birçok psikolojik rahatsızlık hakkında çok az şeyin bilindiği, deneylerin işleyişi veya kurgulanması ile ilgili herhangi bir etik düzenlemenin olmadığı bir dönemden bahsediyoruz. Her şeyden önce gözlemlediği hastalar paranoid schizofreni hastalarıydı ve bu rahatsızlıkla ilgili tanı ve tedavi süreçleri çok kısıtlıydı o zamanlarda.

paranoid şizofreninin bir spektrumu olduğu daha sonra spesifik bir şekilde tanımlanacaktı. Zaten Milton Rokesh de yıllar sonra deneyin bazı yönlerini sorgulamış ve hatalarını kabul etmişti. Öyle ki 1984 yılında yazdığı bir yazıda hastaları manipüle etmenin ve etik ihlallerin yanlış olduğunu itiraf etmiş ve bu konuda pişmanlıklarını da dile getirmişti. Fakat deneyi gerçekleştirdikten sonraki yıllarda pek de aynı görüşte değildi Milton.

3 İsa deneyinin ardından 1964'te bir kitap yazmıştı Milton Rokesh. Kitabında bir öz eleştiriyle birlikte konuya farklı bir açıdan da bakmıştı kendisi. Öncelikle Milton'ın dönem dönem LSD kullandığını belirtmekte fayda var. Yine bir gün bu tip bir ilaç kullandıktan sonra gördüğü halüsinasyonlar ve sandılar sonrasında deneyimlerini anlatırken gerçekliği de sorgulamıştı. Kendi deneyimlerinin bir halüsinasyon olduğunu bildiğini,

Ancak bunları gerçekten de deneyimlediğine inandığını söylemişti. Yani aslında başkalarına sanrı gibi gelen olguların, o sanrıyı görenler için somut gerçeklik gibi algılanabileceğini söylemiş. Kendince bir tür aydınlanma yaşamıştı. Ve öz eleştirisini daha da geliştiremiş. Belki üç İsa'yı iyileştiremedim ama galiba onlar beni iyileştirdi gibi enteresan bir iddiada da bulunmuştu. Anlayacağınız kendisinin bir tür tanrı kompleksi yaşadığını da itiraf etmişti Dr. Milton.

Özetle 3 İsa deneyi psikiyatri dünyasında geniş yankılar uyandıran bir çalışma olarak tarihe geçmişti. Dr. Milton Rokesh'in bu deneydeki amacı sanrılı inançların ve kimliklerin nasıl şekillendiğini ve değiştirilebileceğini anlamaktı aslında. Ancak deneyin sonuçları sanrıların ve kimlik inançlarının ne kadar dirençli olduğunu göstermişti. Üç hasta kendilerini İsa olarak tanımlamaya devam ettiler ve bu inançlarına sıkı sıkıya bağlı kaldılar.

O yüzden bu deneyin yalnızca bilimsel olarak değil, etik açısından da ciddi tartışmalar başlattığı için önemli bir yeri var aslında. Hastaların tam olarak bilgilendirilmesi, rızalarının alınması, psikiyatri ve psikoloji alanlarında etik standartların belirlenmesi ve bu tip araştırmaların insan haklarına saygı gösterilerek yapılmasının gerekliliği gibi birçok kriterin getirilmesinde bir kilometre taşı olmuştu bu deney. ki zaten bu deneyden 10 yıl kadar sonra Amerika'da çıkan ulusal araştırma yasası ile bu tip araştırmaların etik ve insan haklarına uygun şekilde yapılması da sağlanmıştı. Öyle ki bu yasayla birlikte Milgram deneyi gibi yığınla faaliyette bıçak gibi kesilmişti. Bu arada 3 İsa deneyinden yıllar sonra Dr. Rokesh kendi çalışmasını yeniden değerlendirdiğinde ilginç bir sorunca vardı.

Belki de gerçek terapi, insanların inançlarını değiştirmeye çalışmak değil, onları oldukları gibi kabul etmekti. İstemeden de olsa bu üç adam, modern psikiyatrinin temel taşlarından birini döşemişti. Her hastanın hikayesi kendine özgüdür ve asıl tedavi bazen bu hikayeleri değiştirmek değil, onlarla yaşamayı öğrenmektir. Tıpkı kendini Meryem Anı'nın annesi olarak yeniden tanımlayan o yaşlı kadın gibi.

Belki de iyileşmek gerçekliği reddetmek değil onu yeniden yorumlamaktır.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)