Podcast

14: Tarihin En Enteresan Savaşı - Avustralya, Emu Kuşlarına Karşı

Bilgisel

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bilgisel'in yeni bölümünde koskoca bir devletin, bir hayvan türüne karşı açtığı savaşa tanık olacaksınız. Avustralya Ordusu'nun Emu Kuşları'na karşı verdiği mücadelenin hikayesi ile huzurlarınızdayız. Hazırsanız başlayalım.



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.552 kelime · ~8 dk okuma

Avustralya Savunma Bakanı Sir George Pearce, o gün siyasi yaşamının en tuhaf görüşmesini yapacağının farkındaydı. Koca bir devletin savunma bakanı olarak böyle bir konuyla muhatap olacağına inanamıyordu. Gelin görün ki kendisini bekleyen heyeti geri çeviremezdi. Hepsi savaş gazisiydi.

Tarihin en gülünç savunma bakanlarından birisi durumuna düşeceğinin farkında olarak çaresizce sekreterini aradı ve bekleyen heyeti toplantı odasına almasını istedi. Toplantı başladığındaysa direkt konuya girdi. Bu tuhaf duruma daha fazla tahammül etmek istemediğini belli edercesine. Evet beyler, durumun ciddiyetinin farkındayım. Bunun sizler ve tüm Batı Avustralya çiftçileri için bir milli beka meselesi olduğunu görüyorum. Hükümetin asker gönderimi için tezkere çıkartmasını sağlayacağım. Avustralya Savunma Bakanı Sir George Pearce, 18 yıl aradan sonra Avustralya askerlerini yine savaşa gönderecekti.

Askerlerin bu sefer gidecekleri yer İngiliz İmparatorluğu'nun çıkarları için daha önce savaştıkları Gelibolu'nun Sarp Kayalıkları ya da Kuzey Afrika çölleri değildi. Avustralya ordusu bu sefer Emu kuşlarına savaş ilan etmişti. Bilgisayar Podcast serisinin yeni bölümünde insanlarla hayvanlar arasındaki bir savaşın hikayesiyle huzurlarınızdayız. Daha net bir ifadeyle 1932 yılının Kasım ve Aralık aylarında Avustralya Devleti ile emu kuşları arasında geçen bir savaştan bahsedeceğiz.

Transkriptin tamamını oku

Burada kullandığımız savaş kelimesini ise mecazi bir anlamda kullanmıyoruz. Evet, gerçekten de Avustralya Devleti'nin bildiğiniz savaş kararı alıp silahlı askerler gönderdiği çeşitli muharebelerden oluşan gerçek bir savaştı bu. Bu sıra dışı hikayeye hazırsanız başlayalım. Birleşik Krallık kolonisi olan Avustralya, 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı patlak verince, ana vatan belledikleri İngiltere'nin çağrısıyla savaşa girdi.

Bu andan itibaren Okyanusya'da büyük bir askere alınma seferberliği başladı. Avustralyalı ve Yeni Zelandalı gençler devlet teşvikiyle orduya katılıyor, hiç tanımadıkları, hiç görmedikleri İngiliz kralı için ölmek üzere sıraya giriyorlardı. Londra'nın kendi evlatlarından önce zor noktalara yollayacağı ve yaşamları pek de değerli olmayan öncü savaşçılara ihtiyacı vardı. Gelibolu, Arabistan, Kuzey Afrika gibi cephelerde İngilizlerden çok koloni askerlerinden oluşan birlikler savaştırılacaktı. Bu yüzden sömürgelerden ne kadar çok asker toplanırsa o kadar iyiydi. Bunun için Kessel'in ağzını açtı Londra. Okyanus ya da Büyük Britanya ordusuna katılacak gençlere savaş sonrası cazip olmaklara vadedildi. İngiliz kralı için savaşacak Anzak askerleri, Avustralya ve Yeni Zelanda'ya döndüklerinde ömürlerinin sonuna kadar para sıkıntısı çekmeyecekleri müneffeh bir geleceğe sahip olacaktı.

geniş topraklara ve mahsullere sahip olacak ve topraklar kendilerinden sonra ailelerine de miras kalabilecekti. Geleceklerini garanti altına almak isteyen binlerce genç, bu motivasyonun da etkisiyle orduya katıldı. 1918 yılında biten Birinci Dünya Savaşı'nı İngiltere'nin içinde yer aldığı itilaf devletleri kazanmayı başardı. Avustralya ve Yeni Zelanda'dan savaşa giden askerlerse Londra'nın gözünde üç kuruşluk değerleri olmadığını savaş boyunca sürüldükleri cephelerde acı bir şekilde gördüler. Binlerce Anzak askeri hiç tanımadıkları, bilmedikleri topraklarda İngiliz kralı için öldü.

Geri dönmeyi başaranlaraysa savaş öncesi vaat edilen verimli araziler tahsis edildi. Bu cömertlik bir anlamda hayatta kalmayı başaranlara verilmiş bir sus payıydı. Batı Avustralya'da oldukça geniş bir alanda kendilerine ayrılmış arazilerde yaşamaya başladı gaziler. Çiftçilik yapıyor, ürün yetiştiriyor, mahsulleri ile geçimlerini sağlıyorlardı.

1929 yılı geldiğinde ise büyük ekonomik buhran tüm dünya gibi Avustralyalı eski asker yeni çiftçi grupları da vurdu. Mahsullerinin değeri düştü, gelirleri azaldı. Üstüne üstlük başlarına bela olan büyük ve yeni bir düşmanları vardı. Emu kuşları.

Eğer Avustralya kıtasına yolunuz düşmediyse, bu kuş türüne pek aşina olmayabilirsiniz. Hatta belki ismini ilk kez duyuyor olanlarınız bile vardır. En kısa şekilde özetlemek gerekirse, deve kuşundan küçük, hindiden büyük, uzun boyunlu, uçamayan ama çok hızlı ve sekerek koşabilen bir kuş türü bu. Ortalama 40 kilo civarındaki bu kuşların boyları ise 2 metreye kadar çıkabiliyor. Kıtada büyük bir popülasyona sahip olan emu kuşlarının Batı Avustralya'daki çiftlikleri keşfetmeleri uzun sürmedi.

Arazilere hücum eden emular mahsulleri yiyip tüketmekle kalmıyor, kalın ve güçlü gövdeleriyle çitlerde gedikler açarak tavşan gibi diğer hayvanların da araziye girişini olmak tanıyordu. Eski askerler kendi imkanlarıyla emu kuşlarını engellemeye çalışsalar da başarılı olamıyorlardı. 1932 yılında en az 20 bin emu kuşunun bölgedeki çiftliklere akın ettikleri ve her hücumlarında servet değerinde mahsülü hiç ettikleri bir durum oluştu. Büyük ekonomik buhranın tavana çıkardığı fiyatlar, hükümetin buğday üretiminin arttırılmasını istemesi, çiftçilerin gelirlerini sürekli aşağı çekiyordu.

Gençliklerini İngiliz İmparatorluğu için harp meydanlarında geçirmiş gaziler bu duruma karşı örgütlenerek seslerini yükseltti. Hükümetin konuya seyirci kalması düşünülemezdi. Mevzubahis salt çiftçiler olsa belki geçiştirilebilirdi. Ancak mağduriyet yaşayanlar, sadece 18 sene önce bile bile ölüme yollanmış öfkeli insanlar olunca bu durumun bir çaresine bakmaya karar verdiler. Konu kısa zaman içinde ulusal basına yansıdı ve Savunma Bakanı George Pierce'ın makamına kadar geldi.

Batı Avustralya'dan arazi sahibi bir heyet, Bakan Pierce'la görüşmek için makamını ziyaret etti. Çiftçilerin hükümetten talepleri oldukça basitti. Sayın Bakanım, biz bu kuşlarla artık baş edemiyoruz. Evet, baş edemiyoruz. Edemiyoruz. Tüm asadımızı talan ettiler, yeter artık bir çare bulun. Bıktık artık, bir çare bulun. Toro malı tüfek gönderin. Asker gönderin, itlaf edin, bir şey yapmayın. Canımızdan bezdik. Bıktık artık bakanım. Ya bu kuşlardan bize gına geldi, ne yapacağımızı şaşırdık. Burada sizi göreve çağırıyorum. Bir çare bulun artık, çare bulun. Beyler, beyler, biraz sakin olun. Söz veriyorum bu konuyla ilgileneceğim. Çoğunluğu eski askeri olan çiftçiler, doğal olarak makineli tüfeklerin ne kadar etkili silahlar olduğunu biliyorlardı. Emu kuşlarının bu silahlarla yok edilmesi tek çareydi. Hükümetten de bunu talep ettiler. Bakan Pierce ise şu şartları koşarak bu talebi kabul etti. Makineli tüfekleri siz değil, sadece gönderdiğimiz askeri personel kullanacak.

silahların ve askerlerin bölgeye gönderemini biz sağlayacağız ancak orada bulundukları süre içinde konaklamalarını ve harcayacakları mermilerin maliyetini de siz çiftçiler karşılayacaksınız. Çiftçiler elbette bu koşulları kabul ettiler. Bakan Peirce ise asker gönderimini meclise kabul ettirmek için kendince gerekçeler buldu. Bunların başında eski askerlere sahip çıkma, çiftçilere yardım etme ve askerlerin silahlı tatbikat yapmalarını olanak sağlama gibi argümanlar yer aldı. Neticede meclis de asker gönderimine tezkereyi çıkarttı. Avustralya devleti emu kuşlarına savaş açtı.

Bu noktada bölümümüze kısa bir ara veriyoruz. Geri döndüğümüzde bu amansız savaşın detaylarını incelemeye devam edeceğiz. Kasım 1932'de Avustralya Kraliyet Topçu Birliği mensubu üç asker, Binbaşı Purse, Çavuş McMurray ve Er Gunner, Batı Avustralya arazilerinin yolunu tuttu. Bu gruba 2 adet Lewis otomatik makinenin tüfek ve 10 bin mermilik mühimmat verildi. Savaşa

uğurlanırken kendilerine bir tören düzenlenip düzenlenmediğini ise bilmiyoruz. 2 Kasım günü 3 asker savaşın ilk muharebesi için arazi girişlerinde çeşitli noktalara konuşlandılar. Emmu kuşları ufukta gözükmeye başlamışlardı. Binbaşı Pörs askerlerine beklemelerini emretti. Beklediler, beklediler, beklediler...

İşte savaş başlamıştı. Çiftçilerin tuzaklarına alışkın olan emu kuşları bu silah türünü ömürlerinde ilk kez görüyorlardı. Birkaç kuş düşüp öldükten sonra emu kuşları can pazarında olduklarını farkına vardılar. Hepsi farklı noktalara doğru koşarak zor hedefler haline geldiler. İlk muharebe tam bir bozgunla sonuçlanmıştı.

Yüzlerce merminin harcandığı taramalı tüfek ateşiyle sadece birkaç emu kuşu öldürülebilmişti. 4 Kasım'da bu sefer askerler bir su kaynağında kuşlara pusu kurdu. Binlerce emu kuşu menzile girene kadar beklediler. Ancak gelin görün ki bu sefer de ilk ateş başladıktan sonra tüfekler pusukluk yaptı ve kısa zamanda kuşlar kaçmayı başardılar.

Üçüncü günün sonunda yalnızca otuz emu kuşu öldürülmüştü. Yirmi binden fazla kuşun cirit attığı bölgede bu çok düşük bir rakamdı. Askerlerin yetersiliğine kızan çiftçiler daha da hırslanarak kamyonlarla saldırıya dahil oldular. Bir çiftçi kamyonuyla emu kuşuna çarptıktan sonra kaza yapıp devrildi.

Emular engebeli arazide kamyonlardan daha hızlıydı ve hiç kuşkusuz yüzyıllardır yaşadıkları bölgeye insanlardan daha hakimlerdi. Ayrıca başka bir sorun daha vardı. Emuların delilleri oldukça sertti ve makinalı tüfek mermisiyle tek seferde ölmeleri kolay değildi. Çok sayıda emu kuşu vuruluyor ama ölmeden kaçmaya devam ediyordu. Askerler zayiat sayısını arttırmak için yara almış emu kuşlarının da daha sonra öldüğünü raporlarına yazdılar. Buna rağmen saldırılar beklenen başarıdan çok uzaktı.

8 Kasım günü geldiğinde Emu Savaşı'nın başarısızlığı tüm dünyada duyulmuştu. Askerler boyunları bükük bir şekilde geri çekilmek zorunda kaldılar. Avustralya ordusu tüm dünyanın eğlencesi haline gelmişti. Kendi ülkelerinde bile alay konusu olmaktan kurtulamadılar. Temsilciler Meclisi üyeleri madalyayı hak edenlerin Emu kuşları olduğunu belirterek başarısız saldırıların ülkeyi komik duruma düşürdüğünü söylediler.

Buna rağmen Bakan Pierce'ın hükümete sunduğu 300 emu kuşunun öldürüldüğü raporu sonrası askerler yeniden bölgede konuşlandı. 12 Kasım ile 10 Aralık arasında devam eden saldırılarda 986 emu kuşunun öldürüldüğü, en az 2500 kuşun da vurularak daha sonra yaralarından dolayı öldüğü bildirildi. Bu verilerin gerçekliği kanıtlanamadı. Ancak doğru olsalar bile harcanan mermi sayısına oranla öldürülen kuşların sayısının çok az olduğu ortaya çıktı.

Muharebeler devam ederken, emu kuşları için de artık saldırıların bir sürpriz etkisi kalmamıştı. Canlarının tehlikede olduğunun farkına varan kuşlar, kendilerince bir taktik geliştirmiş ve arazileri toplu olarak değil, öncü ve gözcü kuşlarla gittikleri ve bir şekilde saldırılardan birbirlerini haberdar ettikleri anlaşılmıştı. Neticede Aralık ayının ortalarında emu kuşlarının kesin zaferi tüm Avustralya'da kabul edildi. 10 bin mermi ve 40 günden fazla zaman harcayan askerler bölgeden geri çekildi. Hükümet, emmukuşlarına ilişkin politikalarını değiştirerek bölgeye silahlı birlikler göndermek yerine çiftçilere avladıkları kuş başına ödül verdikleri bir sistemi hayata geçirdi.

6 ay içinde 57 binden fazla ödül talep edildi. Ancak bu kadar kuşun öldürülüp öldürülmediği kesin olarak bilinmiyor. Kesin olarak bilinense şu, emu kuşlarının bölgedeki nüfuslarında ciddi bir kırılma yaşanmadı. Kuşlar varlıklarını ve nüfuslarını korumayı başardılar. Çiftçiler ise mahsullerini kuşlardan korumak için gerçek çözümü yıllar sonra buldu.

Bu çözüm toplu bir katliam değil, çiftlik çitlerinin daha büyük bariyerlerle donatılması oldu. Avustralya 1999 yılına kadar emo avcılığını teşvik etmeye devam etti. Bu tarihte çıkan bir kanunla birlikte bu kuş türü koruma altına alındı. Günümüzde Avustralya'da 250 ile 400 bin arası emu kuşunun yaşamaya devam ettiği biliniyor.

Avustralyalı savaş gazisi çiftçilerin yenilgi yazgısı, emu kuşlarıyla giriştikleri savaşta da devam etti. Bu sefer Gelibolu'da çıkartma yaptıkları sahillerde Türk topçuların ateşleriyle ölmemişlerdi. Kuzey Afrika çöllerinde helak olmamışlar, Irak'ta Osmanlı birliklerine esir düşmemişlerdi. Lakin bu sefer başlarına gelenler belki de hepsinden daha onur kırıcı oldu.

Yüzyıllardır bölgede yaşayan bir kuş türünü silah soruyla yola getirmek isterken komik duruma düştüler. Bizlere ise bu sıra dışı ve ibretlik savaş hikayesini anlatmak kaldı.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)