Podcast

2025 senin yılın olacak (mı?) toplanın karar alıyoruz

Dr. Gulec Radio

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yeni yıl geliyooor, insanların içi motivasyonla doluyor, herkes yeni kararlar almak, yeni hedefler koymak istiyor. Ama nasıl? Hayallerimize bir adım daha yaklaşmak için hedeflerimizi nasıl belirlemeliyiz? Peki vision boardlar, yazmalar çizmeler gerçekten işe yarıyor mu, ne dersiniz? Hepsini bölümde anlattım, buyrunuz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.506 kelime · ~28 dk okuma

Peri Bacası Fakültesi! İlk kez beraber dop dolu bir yıl geçirdik 2024. Bu arada böyle açmak istemezdim ama size bir gerçeği söyleyeceğim. 1990 ile 1956 arasında 2024 ile 1990 arasındaki fark aynıymış. How could it be possible? İster 2024 güzel geçsin, isterse böyle hayallerimizdeki gibi geçmesin, önümüzde koskocaman bir 2025 var. Peki bu 2025'e nasıl hazırlanırız? Ben düşündüm arkadaşlar, ben ne vision board yapıyorum, ne böyle bunla ilgili hayaller kuruyorum, ne manifest yapıyorum.

Ne böyle tema belirliyorum, ne böyle geleceklik kendime not gibi, yani a letter to my future self tarzında mektup yazıyorum. Bence bu arada çok güzel bunu yapmak ama benim içimden bunları yapasım gelmiyor. Motivasyonum yok bununla ilgili. Ben o zaman yeterince hazırlanmıyor muyum 2025'e? Size ne anlatabilirim bu konuda düşündüm. Çünkü gerçekten 2025'e hazırlık, yeni yılla böyle motivasyon podcast yapmak istedim. Sonra dedim ki, Etuğba, sen bunların hiçbirini yapmıyorsun ki.

Sen yeterince spürütüel bir insan değilsin. Bu arada ben gerçekten spürütüel biri değilim genel olarak da, bunu fark etmişsinizdir. Fakat vision board gibi hedefleri yazmak gibi ya da vizüelleştirmek, görselleştirmek gibi şeyler gerçekten yararlı mı? Bunu araştırıp size anlatmak istedim. Ya da bunları yapmak isterseniz, nasıl kaynaklara ulaşırsınız, nasıl yaparsınız? Bunları da anlatmak isterim. Neler var? Ya da benim gibi bunları yapmıyorsanız, alternatif neler yapabilirsiniz?

Transkriptin tamamını oku

Çünkü YouTube'a girdiğinizde şu anda, 2025'e hazırlık ya da New Year's Resolutions yazdığınızda... ...binlerce video var, binlerce kaynak var. Ve ben de baktım araştırma yolculuğunda. Hepsinde denilen şeyler aslında benzer. Bu vision board durum, hayal kurmadır, yazmaktır, hedeflerini liste tutmaktır falan. Çok da farklı şeyler göremedim aslında. O yüzden bunu konuşmak istiyorum sizinle. Ne yapabiliriz? Total. Hazırsanız başlıyoruz.

Dr. Gillette Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Yeni yıla başlarken yapılması gereken bence en önemli şey dönüp böyle retrospektif olarak bir arkamıza bakmak. Geçen sene ne yapmışız, ne yollar izlemişiz? Burada çok özendiğim şu oldu, izlediğim herkes 2023'te bir sonraki yıl yani 2024 için yeni yıl hedefleri yaptığı için kendini liste liste, aa bunları gerçekleştirdin mi diye dönüp bakıp böyle tik atıyordu.

Ama gel gör ki benim böyle bir listem de yok. Sonra düşündüm ki neden yok? İyi ki yok. Çünkü ben geçen sene eğer bu listeyi yapsaydım, ben geçen sene bu zamanlarda Londra'ya geri dönmek için doktor olarak iş başvurularında bulunuyordum. O zaman ben başarısızdım. Ben şu an boya battayım. Benim için konu her zaman bu olamıyor. Ele tutulur bir gerçek var ki benim için bu sene başarılı geçti. Bunun en büyük sebebi ne biliyor musunuz? Mutluluğum ve huzurum. Bu bir. İkincisi, dönüp böyle şöyle arkama bakıyorum, ödüllerimi oraya koymuşum görsel biri motive etsin diye. Onlar var. Üçüncüsü, siz varsınız. Dördüncüsü, sosyal medyadaki başarı falan, bunları geçtim. Zaten bu sene benim için güzel bir sene. Okey. Ama ben geçen senenki hedeflerime dönüp baktığımda, eğer onlar gerçekten yazacağım hedefler olsaydı, çoğunu yapmadım.

Buradan devreye giriyor o zaman. Benim için konuşuyorum ben, bunu özellikle söylüyorum. Hatta bu bölümde mesela şunu çok anladım, neden psikolog olmadığımı, bunun nasıl bir farklılık olduğunu. Çünkü böyle bir durumda sadece ve sadece kendim adıma konuşabiliyorum. Bunu çok anladım, biliyor musunuz o farkı? Çünkü ben genel olarak hep çoğu bölümümde, kendi uğraştığım dertlerimde, kendime nasıl bir yol buldum, bunu anlatıyorum. O yüzden farklı bir insanın yaşadığı problemi bir profesyonel olarak ele almam benim için zor.

Kendi perspektifimden bunları söylüyorum. Ama sonrasında araştırdıklarımı konuşacağız demiştik. Burada benim için de devreye giriyor biliyor musunuz? Ben 29 yaşındayım ama tıp fakültesi uzun. Artık hayatını kurma daha gecikti. Eskiden insanlar 21-25 arası evlenirken şimdi evlenme yaşı da arttı. İşini oturtma yaşı arttı. Aileden maddi anlamda bağımsızlık benim için de geç oldu falan. Ve bu süreçte son 3-4 yıldır hayatım sürekli değişken.

Yolum değişiyor, yönüm değişiyor, istediklerim değişiyor. Fakültede okurken Amerika'yı istiyordum. Amerika'ya gittim, stajları falan alırken. Kararım değişti. Sonra işte İngiltere'den döndüm falan. O zaman ben başarısızdım. Ben kaç yaşa döndüm İngiltere'den? Daha bir yurt edinemedin, vatan edinemedin kendine Tuğba. Daha ne yaptın belli değil Tuğba. Eee, böyle baktığımızda ne kadar başarısızdım. Ama aradan bir buçuk yıl geçiyor, şu an başarılı bir Tuğba.

E bu nasıl oluyor? Çünkü aslında işte hayatımızı kurmaya çalışırken, kendimizi tanımaya çalışırken geçirdiğimiz o fluktasyonlu yıllar, dalgalı yıllar günün sonunda bizi olmak istediğimiz kişi yapıyor. Çünkü kendini tanıma süreci de böyle. O yüzden aman ben bu hedeflerime ulaşamadım, ben bu yıl başarısızım diye bir şey yok. O günkü ulaşamadığım hedefler sayesinde ben bugünkü hedeflere ulaşabiliyorum. Ben bunu çok düşündüm.

Amerika'ya gitseydim, çok büyük bir hedef bu arada bir doktor için Amerika'ya gidebilmek doktor olarak. Çünkü Amerika'daki doktorluk sadece sınav değil, total bir yaşam tarzının sonucu. Böyle mutlu olacağımı düşünmüyorum çünkü ben 9-5 hatta 9-8, 9-9 çalışmak asla istemiyorum ve Amerika'da şu anda da bunu yapıyor olacaktım. Ben bugün evet 9-5 değil belki 8'den 8'e kadar 24 saat çalışıyorum ama bunun gideceği yer var. Bunun biteceği bir günü var. Bu hayat boyu böyle devam etmeyecek benim için. O yüzden sabah yine 5 Eylül'e ben kalktım podcast'ımı yapıyorum. Çünkü yaşamak istediğim başka bir hayat var. Şimdi gelelim o zaman ben bu dalgalı hayattan, inişlerin çıkışların olduğu düzende kendimi nasıl başarılı hissedebilirim, yılım nasıl iyi geçti derim.

agile olmak, agility, yani çeviklik, çevik olmak, ayak uydurabilmek, adapte olmak, hızlı olmak, tamam mı? Mesela ben tam dönecektim Londra'ya falan ama içim huzursuz. Yani istemiyorum aslında çünkü anlattım size kaç kere bunu söyledim oradaki bana uymayan şeylere. Sonra işte babamla falan konuştuk, ne yapsak, ne etsek falan. O an dedim ki tamam, ben biraz Türkiye'de mecbur hizmetimi yapayım, bakayım işler nasıl oluyor falan.

Ve bana şu anda, bakın çok ilginç, sorsanız benim bu mecburiyet hizmetim 5-6 ay sonra bitiyor. Herkesin ortak sorusu var. Bu kız ne yapacak? Bu kız mecburiyet bitince ne yapacak? Bana sürekli ne yapacaksın? TUS'a girmedin mi? Hayır arkadaşlar, TUS'a girmeyeceğim. TUS'la yapılan bir uzmanlık istemiyorum Türkiye'de. Kendi yolumu böyle çizmedim. O zaman ne yapacaksın? Hastanede doktorluk yapmak istemem. O zaman ne yapacaksın? Ben de bilmiyorum.

Yani şöyle, burası bittiği günün ertesi gün nerede olacağım bilmiyorum, hedeflemiyorum da. Ama bileceğim. Ne zaman bileceğim biliyor musunuz? Zamanı gelince. Çünkü arkadaşlar, yarın endişedir. Ben bunu düşünüp de sürekli, acaba ne yapacağım, ne yapacağım, işte ekonomi de çok kötü Tuba, ne yapacaksın, dönmedim, kaldım burada dersem, o zaman ben bugüne de odaklanamam.

Tamam mı? Ben ne yapacağım biliyor musunuz? Burayı bitirmeden, mecburi hizmetin bitmesine bir zaman kala artık düşünmem gerektiğini fark edeceğim, oturacağım masaya plan yapacağım. Diyeceğim ki bu böyle, bu böyle, bu böyle. Sen de bunu yapacaksın. Aklımda zaten çok plan var. Ama hangisini devreye sokacağımı, hangisini yapacağımı üç ay sonraki, beş ay sonraki Tuba karar verecek. Çünkü zaman değişiyor, fırsatlar değişiyor. Benim bugün sahip olduğum x fırsatı, yarın 3y olarak karşıma gelebiliyor. Ben bugün xy'ye göre yaparsam, yarınki 3y'yi kotaramam. Veya o fırsatı değerlendirmemiş olurum. O yüzdendir ki, ben yeni yılı planlarımı nasıl bir yıllık yapabilirim, nasıl seneye bunu yapacağım diyebilirim ki, benim 3 ay sonra farklı şeyler olabiliyor. Ve ben buna adapte olmazsam, hayatın fırsatlarını kaçırabiliyorum. Bu yüzden bir senede belki de çok yol katetmiş olunuyor.

Çünkü sürekli yeni gelişmelere kendimi adapte ediyorum, çelik oluyorum ve öyle hareket ediyorum. Bir diğer soru, ben kendime bir defter alıp, bu arada çok güzel ajandalar var, çok güzel defterler var, ben onları alıyorum, böyle günlük bir şey şey yazıyorum ama böyle journal olarak ya da bir planner gibi bir ajanda gibi tutmuyorum çok isterdim ama yapamıyorum yani yoksa buna karşı olduğum için değil bu arada yeni yıl hedeflere de karşı değilim bence çok güzel bir şey çok yararlı anlatacağım anlat artık anlatacağım onları da ben yapamıyorum yapmıyorum tamam böyle bir alışkanlığım yok böyle bir hedefim de yok bana da iyi gelmiyor bu arada böyle oturup o güzel ajandaları alıp böyle mis kokulusun güzel kalemlerimi alıp new year's resolutions yapmıyorum yani yeni yıl hedefleri e peki ben bunları yapmıyorsam Başarıya nasıl ulaşabiliyorum? Nasıl hedeflerime ulaşacağımı hissedebiliyorum? Fark etmişsinizdir bence. Ben bunu sürekli size söyledim. Her zorlandığımda ne yapıyorum dedim. Ölüme hayallerimi koyuyorum. Hayallerin için diyorum, hayallerin için diyorum. Arkadaşlar evet ben bir deftere bir sene sonraki ya da o sene içerisindeki hedeflerimi yazmıyor olabilirim. Ama ben her sabah hedeflerimi düşünerek uyanıyorum.

Bizi bir hedefe karşı ne diri tutar arkadaşlar? O hedefe olan heyecanımız. O hedefe karşı o işi yaparken duyduğumuz mutluluk, motivasyon, görev bilinci olmaması. Tamam mı? Bir insanı hedefinden uzaklaştıran şey artık o heyecanın azalmasıdır. O heyecan her hedefe ilk başladığımızda çok güzel oluyor değil mi?

Mesela herkes YouTube'a girdiğinde o heyecanla gidiyor. Şunu yapacağım, bunu yapayım. Ama sonra yavaş yavaş Instagram azalıyor, yavaş yavaş heyecan azalıyor... ...ya da o iş artık görev bilinci olmaya başlıyor ve yapmak istemiyorsun. Yani böyle hayatın boyunca, hayalini kurduğun şeyi bile artık sıkılıyorsun. En basit mesela bu podcast. Bu podcast sabahın 5.30'da gerçekten görev bilinciyle yapılacak bir iş değil. Çünkü birazdan nöbete gideceğim. Fakat ben böyle hemen düşünüyorum, diyorum ki yani mesela Tuğba diyorum, sen çok isterdin böyle bir bacı bilini olsun, onlarla konuş, dertleş, bu çok güzel bir şey, bunu değerlendirmen gerekiyor deyip böyle kendimi öyle motive ediyorum ki ve diyorum ya size, her sabah bununla kalktığım için o heyecanı diri tutuyorum. Abla nasıl bu kadar her şeye yetişiyorsun? Tuğba nasıl her şeye enerji buluyorsun? Çünkü ben heyecanımı diri tutuyorum. Hayallerim için yaşamaya çalışıyorum. O yüzden hedeflerimi bir yere yazıp ona bakmama gerek olmuyor. Çünkü hakikaten her zaman kafamda, kafamın içinde. Size şundan da bahsedeyim. Ben hedeflerimi koyarken, hedeflerimde hiçbir zaman ister bir yıllık, ister beş yıllık, ister on yıllık hedeflerimde Türkiye'de olmak yoktu. Benim için Türkiye'de kalmak büyük başarısızlık.

Çünkü zaten okuduğum lisede herkes ya mühendis, ya doktor, ya avukat, tamam mı? Ve herkes yurt dışına gidiyor. Ya İthiye Boğaziçi'ye gidiyor, ya da iyi yerlerde doktor oluyor. Doktorlar zaten yurt dışına gitmese de burada uzman oluyor, profesör oluyor falan, akademiye giriyor işte. Ama ben İngilizce mi, tamam mı, hani sosyal ilim falan da bir sürü proje yapmışım, Türkiye'de kalacağım ha. Tuğba Türkiye'de kalacak.

Sorsanız eski Tuba'ya, herhalde hani başarısız, mutsuz, depresif ya da böyle evlenmiş, burada kalmak zorunda falan olan bir Tuba olduğunu düşünürdüm. Eski bana söylesek bunu. Ama şu an baktığınızda gitmek istemiyorum. Yani o yüzden başarısızlık aslında bizim perspektifimizle alakalı, olayı nasıl gördüğümüzle alakalı. Evet, ben bu sene güzel bir sene yaşadım. Evet, bu senem çok güzeldi. Ama emin olun, çok kötü senelerim de oldu. Hem akademik olarak, Hem de mental refah olarak. Ama ben bugünden baktığımda asla başarısızlık olarak görmüyorum. En basiti. Bugün benim size anlatacak bir hikayem var. Hikayesi olmak bence diğerlerinden çok daha büyük bir başarı.

Diğer önemli bir konu, ben Boya Basak'a geldiğimde 70.000 takipçim vardı sosyal medyada. Şu an aradan bir yıl daha geçmedi, 11 ay oldu. 589.000 takipçim var şu an itibariyle, tamam mı? Ben Boya Basak'a gelirken asla böyle bir hedef koymadım. Kendime böyle bir hedefim de yoktu zaten. Tabii ki herkes sosyal medyada daha görünür olmak ister, daha popüler olmak ister. Bunu geçiyorum, böyle bir şey var. Ne kadar takipçim olsun, ben hayatımı buradan edamettireceğim diye bir hedefim yoktu.

Fakat ne vardı aklımda? Potansiyelimi kullanıp haftada iki, üç reel yapmak vardı. İki günde bir belki. Yani sonuç odaklı değil, süreç odaklı olmak vardı. Ve arkadaşlar ben burada 11 ay oldu. Gelecek ay işte ocağın 30'unda falan bir yıl olacak tam. O günden bugüne kayıp yaşadığım bir dönem olmuştu biliyorsunuz. O dönem dışında 11 ay boyunca iki güne bir, bir tane reel koydum.

Üç güne bir olan haftalar da var ama iki güne bir bir tane rüya koydum. Şunu demek istiyorum aslında, oradaki sonuca odaklanıp, sürecin zevkini kaçırmaktansa, daily rutine odaklanıp, günlük yapacaklarımıza odaklanıp, eyleme, aksyona odaklanıp, sonuçtan zevk almak bana çok daha güzel geliyor. Çünkü bazen bir şey koymak istemiyorum. Ama ben o hedefe takılsam gerçekten kendimi yıpratabilirim. Çünkü zaten çok mükemmelliyetçi bir insanım. Yani bundan kurtulmaya çalışıyorum. Sosyal medyada bana çok yardımcı oldu bu anlamda. Takıntılı gibi sürekli yapacaklarımı ve işlerimi düşünüyorum. Ve bu yapacaklarım sürekli benim beynimde. Her şey. Şimdi nöbete gideceğim, değil mi? Nöbette hasta baktığım zamanlar dışında yapacağım bir sürü şey var. Bunları düşünüyorum, hepsi aklımda. Benim böyle bir mesaimim varken, beynimde, üç beş farklı iş kolumda, bir de üzerine ben bunlara sayısal kendime hedefler eklersem,

...haksızlık yapacağımı düşünüyorum kendime. Çünkü zaten bir insan olarak yapabileceğimin maksimum sınırını yapıyorum. Bir tık fazlası Burnout'a gider diye düşünüyorum. Gitti daha önce, gider de. Bu yol öyle bir yol bence benim için. O yüzden kendimi daha fazla yıpratmamak adına da hedef koymuyorum. Zaten yani maksimumu yapıyorum. Daha ne yapayım?

Tabii ki istiyorum ama yine şöyle bir itirazım var. Benim için spor gerçekten çok önemli. Hayatımın her senesinde 2-3 ay falan ara vermiş olsam da spor yaptım. Çeşitli sporlar yaptım. İşte eskrim de yaptım, at da bindim, kürek de çektim. Hep fitness yapıyorum. Zaten weightlifting, progressive overload falan bunlar var. Jinnastik yaptım, karate yaptım falan filan. Tamam, çok seviyorum spor yapmayı. Ama ben Boya Batı'na geldiğimden beri adam akıllı spor yapmadım. Evet, yürüyorum. Evet, evde şöyle yoga falan yapıyorum. Atlıyorum, zıplıyorum duvara ama o kadar. Sürekli yaptığım bir spor rutinim yok ve bu beni çok mutsuz ediyor. Mutsuz demeyeyim, hadi ben mutluyum. Öyle söylemeyeyim de. Üzüyor ya, rahatsız ediyor yani. Yapmak istiyor, vücudumu atmak istiyor enerji.

Yapamıyorum. Başarısız mıyım? Hayır. Görmüyorum böyle kendimi. Çünkü şu anki ortamda buna adapte olamıyorum. Bunun sebebi de şu aslında. Burada benim gidebileceğim bir spor salonu yok bence. Denedim gitmeye spor salonuna. Ama olmadı. Çeşitli sebeplerden ötürü burada. Bir tane stat var. Koşmaya gidiyorum arada oraya.

Orada da farklı durumlar var falan. Aslında gidilebilir oraya. Bir de nöbet düzeni falan derken kendime izin verdim. Dedim ki tamam çok kasma. Yürüyebildiğin kadar yürü. Buradan gidince tekrar eski haline kavuşursun. Şükürler olsun ki çok şükür. Muscle Memory diye bir şey var. Kasa hafızası. Hemen her şey yerine geliyor. Kaybetmiyorsun çok bir şey.

Gelelim, üstü açık araba istemiyor muyum? Nereden çıktı üstü açık? Şimdi bana arkadaşlar, çok ilginç bir şekilde, her arabada böyle Carpool Karaoke yaptığımda, şarkı koyduğumda falan, şey yazıyorlar, abla senin araban niye Doblo gibi, niye üstü açık araban yok, yakışmıyor sana bu araba, işte doktor arabası değil bu, ya da sen influencer değil misin, para kazanmıyor musun, cahit falan, öyle saçma sapan şeyler ya bunlar. Başta baya şok olmuştum bunlara. Sonra dedim ki, niye şok oluyorsun toplum böyle ki? Birincisi açık konuşacağım. Bu araba bana çok yakışıyor bence. Çünkü ben gerçekten bir Orta Doğu'lu gibi arabayla stötü kazanan bir insan olmak istemezdim. İstemiyorum da. Şunun gibi, Avrupa'ya... Tamam, Avrupa sevinci gibi konuştum. Girl! Hayır, ama öyle değil konu. Yani İngiltere'ye gittiğinizde mesela, vale bile yok çoğu yerde. Çünkü hani araba stötür göstergesi değil. Çünkü araba bir şey değil. Yani konu değil ya araba. Birol Soysuz yoksa. Konu değil. Ve işte Ortadoğu'ya doğru geldiğinizde, Türkiye'de falan, ben bunu İran'a gidince anlamıştım. İran'da Mercedes bile çok yok. Ve o yüzden o kadar önemli ki hani en küçük araba bile. Türkiye'ye doğru geldiğinizde de benzer. Sonra Hollanda'ya gidiyorsun. Orada da artık araba çok anlamını yitiriyor falan. Hani bir insan biriyle buluştuğunda bunu bir statü göstergesi olarak kullanmak yerine bisikletle gidebiliyor, metroya binebiliyor falan. Ama bizim ülkemizde böyle değil. Bunu da anlıyorum bu arada. Niye böyle demiyorum artık, anlıyorum. Fakat ben burada değilim. Üniversitede Alev'in bana aldığı arabayı kullanıyorum hala. Değiştirmedi şu an için düşünmüyorum. Böyle bir hedefim yok yani.

Evet, daha güzel gözüküyor üst açık arabanın üstü bence de. Belki alırım yani ama böyle bir hedefim yok. Veya bunu hedeflemiyorum, anlattın mı? Bunu oturup da bir araba koymam için bu arada. Eleştirmiyorum koyanları da. Herkesin hedefleri farklı. Ama benim bu hayatta hiçbir zaman para önceliğim olmadı. Ve burada da bence güzel bir şey yaptığıma inanıyorum. Çünkü para kovaladıkça para gelmeyeceğini düşünüyorum. Para kovalanarak kazanılabilecek bir şey değil bence. Burada bereketli olmak, belki bereket çalışmaları falan yapılabilir. Ya da para odaklı yaşamak parayı getirmiyor.

Ben böyle inanıyorum. Bunu tabii ki 50 yaşımda konuşsam daha doğru olur. 50 yaşımda da oturup bunu dinlerim. Derim ki, Tuba ne saçma sapan konuşmuşsun. Bunlar kişisel görüşlerim. Yani ben bir vision board yapsaydım bunda ne olurdu biliyor musunuz arkadaşlar? Araba olmazdı. Makyaj malzemesi olmazdı. Lemon eşofmanları olmazdı. Alo. Bu arada, hello, alo. Hi, alo. Hello, alo. Hani hey, alo.

I'll be back soon! Tekrar hoş geldin bebeğim. Umarım her şey daha da yolundadır. Şimdi gelelim benim vision boarduma. Dediğim gibi, yani Range Rover mom klant sex olmazdı. Asla öyle bir estetiğim olmazdı. Onu giysem de konu bu değil. Tamam mı? Neyim olur biliyor musunuz? Ne isterim mesela? Zamanım olsun isterim bu arada. Zaman çok önemli. Uyumak isterim falan. Benim vision boarduma uyku var. Dinlenmek isterim. Kafamı sıfırlayıp hiçbir şey düşünmediğim falan.

Hayır, hayır. Ailemle şöyle annemi, babamı alacağım. Ablam çalışıyor, gelemez çok Londra'da zaten. Gelebilirse gelsin, onu da götürür.

Ailemle dünyanın farklı yerlerini gezmek, böyle yemek, hepsini onlara tattırmak. Babam mesela biraz daha kapalıdır, annem her şeye gel falan. Ben ona yediririm, torunu çok sever, tek başına da gider. Tuba bak gittim der falan böyle. Annem daha açık o anlamda. Böyle tüm tatları tatmak onlarla falan çok isterim dünyayı dolaşmak mesela. Ama bu benim yanım, hedefim değil çünkü olmayabilir. Çünkü ben şu anda bir startup'un gelişimi gibi iş peşindeyim, değil mi?

O günlerde gelir. Yaşanır. Önce sağlık. Sağlığımız iyi olsun. Geri her şey aydın olsun. Bakın, vision board yapmayı denedim, beceremedim. Onu da yapamadım. İşte çünkü burada başka bir şey daha devreye giriyor. Bunu daha önce defaetle söyledim. Ben hayal ve hedeflerimi böyle verbalize ettikçe veya vizualize ettikçe bunlara ket vuracağıma inanıyorum. Çünkü ben bir hayal kuruyorum. Vallahi bundan daha iyi oluyor. Yani bunu çok söylüyorum. Bu nazarda olur mu bilmiyorum da.

Belki sizin işinize yarar diye söylüyorum yani. Bilmiyorum, bana yarıyor. Çünkü benim beşeri aklıma gelmeyen, şu anki opsiyonlarla yaptığım planlardan hayatın çok daha güzel planları olabiliyor. Hatta tam tersi, yani çok daha kötü planları da olabilir. Ne yapalım, olabilir. Biz de onlara göre vaziyet alırız. Sanırım daha fazla stres yüklemek istemiyorum bedenime, vücuduma.

Ama şöyle bir vizyon boyut örneği verebilirim. Özellikle üniversite sınavına hazırlanırken, böyle gideceğim okulu, istediğim okulu hep hayal ediyordum. Ama istediğim okul tam aslında var olan bir okuldaydı. Yani ben Celalpaşa, Hacettepe falan istemiyordum. Mutlu olduğum böyle hani filmlerdeki tıp fakülteleri falandı. Tabii gerçek öyle değilmiş, onu gördüm. Ama olsun, yine de güzeldi. Ya da daha ilerisini hayal ediyordum. En çok hayal ettiğim diğer şey ise ÖSS'ye hazırlanırken, bizim zamanımızda ÖSS değildi de adını unuttum sınavın.

Gereksiz bilgileri tutmuyorum aşk o. Doctors Without Borders gibiyim. Afrika'ya gidip gönüllü doktorluk yapmayı çok hayal ediyordum, çok istiyordum falan. Ve bunlar oldu. Geçmişe dönüp baktığımda başarmışım ama... ...bu 2004 yılında kendimi başarılı hissetmemin en büyük sebeplerinden bir tanesi de... ...Ikigai'yı bulmuş olmak. Ikigai'yı bulma sürecinde... ...işte önce loncevity falan, uzun yaşam falan muhabbetinden biliyorsunuz. Okinawa'ya gittim Japonya'ya falan. Sonra Kigay'ı tanıyordum ama tanışıklığım orada daha da arttı. Ve tüm eski hikayeler birleşti. Boyabat'taki maceram birleşti. Afrika'daki doktorluk birleşti. Hatay'da yaşadıklarım, oradaki bana kattıkları birleşti. Ben buldum, şükürler olsun yaşam amacı. Bu benim için çok önemli. Çünkü yaşam amacı, zorluklara karşı rezilansımı, dayanma gücümü çok arttıran bir şey oldu benim. Çıtkırıldım, değilim artık.

Herkese de gösterirdim. Şirketteki herkese derdim ki, evet, bizim planlarımız bunlar. Bunlara, bunlara yapacağız. Ama neden? Çünkü şirketteki herkes aynı özveriyle çalışmayabiliyor. Ya da bir bakmak gerekiyor, dönüp nasıl gidiyoruz, iyi miyiz falan. Böyle bir feedback ve böyle bir sonuç almak lazım. Değerlendirme, analiz yapmak gerekiyor. Ama ben bir şirket değilim, ben bir insanım. Ve elimden geleni zaten yapıyorum.

Bu yüzden de bunu yapmaya %100 ihtiyaç duymuyorum. Bunu da belirtmek istedim. Ayrıca vision boardıma araba fotoğrafı koymuyorum dedim diye hiçbir maddi bir hedefim yok. Tabii ki var. Maddi hedeflerimi size söyleyeyim. Madem konuşuyoruz her şeyi. Birinci maddi hedefim, bu sadece 2025 için değil, sonrası için de saatle para kazanmamak. Yani çalıştığım kadar para kazanmamak. Tamam mı?

Saatten bağımsız. Maaşı zaten geçtim, maaşla para kazanmak zaten istemiyorum. Ama saatten de bağımsız bir şey istiyorum. İkinci hedefim, parayla işimin kalmaması. Ne demek bu? Herhangi bir aksiyona geçtiğimde parayı düşünmemek. Ve artık mesela Elon Musk daha çok para kazanmak için çalışmıyor değil mi? Daha başarılı olmak için çalışıyor. Hatta Elon Musk'ın önemi olmasın. Zaten ben Elon Musk olmayacağım. Öyle bir para gibi, öyle bir hedefim yok. Ama biraz önce ne dedim mesela? Ailemle beraber şu dünyayı gezmek istiyorum falan dedim değil mi? Burada herhangi bir plan yaparken planımı para odaklı yapmak istemiyorum. Tamam mı? Hayatta hiçbir zaman paraya düşürmek istemiyorum. Benim zaten dediğim gibi şunu alayım bunu alayım gibi maddesel anlamda hedeflerim yok.

Ama şu kısa hayatımda, dünya hayatımda artık, paraya düşmek istemiyorum. Böyle bir hedefim var. Bunun ne kadar olduğu, ne olduğu bana bağlı. Bu çok büyük şeyler gibi düşünmeyin. Yani hani ben yat alacağım da parayı düşünmeyeyim, alayım falan. Böyle değil. En basitim. Bu bu aradan biraz mentalite bence. Çünkü bir bakın etrafınıza, iş yerinde mesela, bir bakın etrafınıza, sizinle benzer maaşları alan insanlar çok farklı hayatlar yaşıyor olabiliyor. Bazısı çok fazla iktisat yapıyor. Diğeri har vurup harman savuruyor. Hiç düşünmüyor falan parayı ama günün sonunda bunun mutsuzluğunu da yaşıyor. O yüzden bu biraz mentalite. Ben demiyorum ki hani burada demek istediğim şey onu alayım bunu alayım ve bunu düşünmeden alayım sınırsız kredi kartım olsun. Hayır. Bugün de mesela düşünmeden herhangi bir yemeği yiyebiliyorsam bu mentalite varsa bunu devam ettirmek istiyorum. Aslında biraz konu bu. Çünkü para odaklı yaşanılan bir hayat ona lezzet vermez diye düşünüyorum. Çünkü vermiyor.

Gelelim şimdi biraz da bilime. Bir araştırmaya göre arkadaşlar. Kim tarafından yapılmış bu? Statisten. Amerikanların yarısından fazlası her sene yeme alışkanlıkları ve kilo verme üzerine hedefler koyuyormuş. Şaşırmadık. Ve diğer büyük bir çoğunluk da kariyer ve finansal hedefler koyuyormuş kendine. Bu da güzel.

Diğer bir grupta neye odaklanıyormuş biliyor musunuz? İşte kişisel hedefler... ...yani mesela evini yenilemek gibi... ...aileleriyle, sevdikleriyle daha fazla vakit geçirmek gibi... ...ya da sosyal medyadan uzaklaşmak gibi falan... ...benim tabakzime. Böyle hedefler koyuyorlarmış. Fakat arkadaşlar... ...bu hedeflerin ne olduğundan bağımsız... ...ihtiva ettiği çok önemli bir şey var. O da ne biliyor musunuz? Kişisel olması. Yani biz başkalarının hedeflerini mi çalıyoruz? Çalıntı hedefler ve hayaller üzerine mi hayat inşa ediyoruz? Yoksa kendi hedeflerimizi gerçekten biliyor muyuz? Bu çok önemli.

Şimdi herkes benim hedefim buydu, şimdi onu gerçekleştirdim diye videolar koyuyor değil mi? İşte manifestations, Türkçesi. Manifestest. Şaka şaka biliyorum. Ve biz de onlardan görüp, aa bu çok güzel hedefmiş, havalı duruyor ortamlarda deyip bunlara sahiplenmemeliyiz. Gerçekten istiyor muyuz? Çünkü bir hedefi gerçekten istemiyorsak zaten ona motivasyon bulamayız. İstediklerimizi bulamıyoruz ki kaldı istemediğimizde bulalım o heyecanı, motivasyonu.

Drive'ı. Çünkü hedef demek, sadece onu yapmak istediğinde değil, yapmak istemediğinde de kalkıp yapacak enerjiyi bulduran şeydir yani. Gelelim mi arkadaşlar, şimdi de science behind vision boards, tamam mı? Yani, hayal panoları arkasındaki bilim. Öncelikle şunu söylemek isterim ki, ben bunu PubMed'den araştırmadım. Çünkü bence PubMed'den araştırma gerektirecek bir konu değil. Yazmadım PubMed'i, tamam mı? İnternetten okudum.

Ama daha önce de okumuştum. Aklıma yattı. O yüzden size şimdi söyleyeceğim. Doğru çünkü bunlar böyle. Hani çok tartışmaya gerek yok bunlara, o yüzden. Fabbete bakmadım. Şimdi, retiküler aktivasyon sistemi diye bir şey var beyinde, tamam mı? RAS dediğimiz. RAS ama, R şeyli. Vurgulu. Bu RAS, bu arada bu gerçek, bu şey değil, internetten baktığım bir şey değil. RAS neye karar veriyor biliyor musunuz? Bir fitre sistemi. Diyor ki beyinde, bunu odaklan, bunu boş ver, ignore et, bunu geç diyor. Böyle güzel bir şey var beynimizin, fitresi. İyi ki de var.

Ve bunun vision board'la alakası ne? Biz hedeflerimizi vision board'a koyup, onu böyle önümüze koyduğumuzda, beynimizdeki bu RAS aktive oluyor. Diyor ki, bak beyin, bu önemli, buna dikkat et diyor. Ve bu bilinç dışında bizi daha motive hale getiriyor ve hedeflerimizi daha çok önem vermemizi sağlıyor. It's a fact. Facts, not printer. No cap. Bir diğer görüş de,

...brain flexibility ve nöroplastiste. Nöroplastiste ne? Beynimizin değişkenlere... ...ya da yeni deneyimlere... ...adaptasyon, gücü, abilitesi, yeteneği, yetişisi. Ve burada da diyorlar ki... ...böyle beyninizi bir cimnastikçi gibi düşünün. Sürekli değişiyor, böyle dönüyor falan, tamam mı? Siz de o vision board'unuza bakınca sanki böyle beyninize bir egzersiz yaptırıyormuşsunuz gibi düşünebilirsiniz diyor. Mesela görsellere baktığınızda beyninizin visual cortex'i yani görsel cortex'i aktive olur ve sizin hedeflerinizde olan bu güçlendirir. Bir de limbic sistem açıklaması var.

Şimdi duygularımızı kontrol eden bir limbik sistem var diyoruz. Benim sürekli dediğim prefrontal korteks ile limbik korteks arasında bir bağ yoktur. Yani düşüncelerimizle duygularımızı kontrol edemeyiz. Kendimize yüklenmeyi bırakıp öz şefkatle kendimize davranmalıyız. Bunu geçtik değil mi ama? Burada da diyor ki limbik sistem yani duygularımızla ilgili olan beynimizin bölümü aktive olur. Of vision bu arada baktığımızda. ...ve happy chemicals yani mutlu kimyasalları salgılar. Ve deriz ki hadi yapabilirsin bunu falan gibi bizi böyle pumped up yapar. Happy chemicals ne mesela işte endorfin falan. Ayrıca psychologist Neil Farber yani psikolog Neil Farber diyor ki, güzel bir eleştiriyormuş bu. Sadece olumlu sorunçları görselleştirmek kişilerin sonuç adımlar atma olasılığını azaltabilir diyor.

O yüzden görselleştirme odağımızı artırır. Fakat sadece olumlu sonuçları değil, olabilecek olumsuz sonuçlara görselleştirmek gerekir diyor. Bu çok zor. Bunun üzerine bir düşünmek gerek. Nasıl yapılacak? Bir de bir neuroscientist var, Charles Wood. O da diyor ki...

...görsellerin beynin değer atama sürecini etkilediğini... ...ve vision board'lardaki görüntülerin... ...beynin fırsatları fark etmediğini arttırabileceğini belirtiyor. Yani ne anlayalım bunlardan? Evet, konuştuğumuz gibi... ...RAS sistemini aktive ediyor, olimpik aktive ediyor falan dedik... ...fakat hala bilimde tartışmalı tabii ki bu konular, tamam mı? Ama niye yapmayalım? Çünkü zararı yok yani. Sonuçta vücudumuza bir şey enjekte etmiyoruz. Sıvı var gibi. O yüzden tabii ki bence yapılsın. Ayrıca da arkadaşlarla buluşup delikodu yapmaktansa... Bunu bana Kevser demişti bu arada. Çok güzel bence. Onun da bugün doğum günüydü. Bu arada kutlu olsun Kevser. We love you. Kevser biliyorsunuz ki... benim podb'de yapımcım. Kendisini çok seviyorum. Ben kendisine vision board yapmadığımı ve şu anda da herkesin böyle toplanıp bir arada vision board yaptığını hani bunların böyle viral olduğunu ve insanların bu yüzden yaptığını falan söylediğimde o demişti ki tamam böyle olabilir ama günün sonunda oturup dedikodu yapmaktan çok daha güzel bir etkinlik bence. Haklı. Bu arada arkadaşlarla oturup vision board yapmanın tek olumsuz yanı benim fikrimce, kanaatimce şu. Arkadaşlar, hedeflerimizi out loud, sesli bir şekilde diğer kişilere aktardığımızda beynimiz bunu olmuş olarak algılıyor ve bundan gelecek dopamini alıyor ve tüketiyor ve artık ondan gelen dopamin az olduğu için o hedefe karşı drive azalıyor, motivasyon azalıyor çünkü zaten oldu o gibi.

Artık insanlar kurduğu hedeften bile bir övgü bekliyorlar. Mesela gelip bana diyor ki işte birisi, işte doktor ablası benim kızım böyle böyle olmak istiyor diyor ama daha ilkokulda mesela. Tamam tabii ki çok güzel hedef koymuşsun bunu şey yapacaksın, praise edeceksin, aa çok güzeleceksin, onlara böyle o motivasyonu vereceksin ama artık Abartılıyor bu. Hani sanki olmuş gibi. Olmadı da çalışacak. Çalışmazsa olmaz. Ben bunu olacağım diye söyleyip bundan takdir beklemesinin hiçbir anlamı yok. Ama bu oluyor arkadaşlar. Kendimiz için de. Hedeflerimizi neden söyleyemeyelim insanlara direkt böyle? Hani vision boardla. Çünkü herkes görüyor senin onu yaptığını. Çünkü bunu yapmasan artık başarısız olmuş oluyorsun. E senin bu vision boardun da var da yapmadın. Ya da kendine yani. Başarısız olmadın ki. Her şey olmak zorunda değil hayatta. Hayat öyle bir oyun değil. Çok biliyorum ben.

Neyse, yani biz söylediğimizde yapma olmuş fayda diyor artık beynimiz bunu. Biz de çünkü artık övgüsünü aldık artık. Olsa da olmasa da önemli değil falan gibi. Dikkat edelim tamam mı buna? Yoksa gerisinde çok güzel bir şey. Niye yapmayalım? Tamam, her şeyi anladık. Ben hedeflerimi yazmak istiyorum Tuba diyorsanız... ...ya da ben hedeflerimi kafamda kurup... ...sonrasında elimden geleni yapmak istiyorum senin gibi diyorsanız... ...nasıl hedef koyacağız? Bununla ilgili birkaç bir şey söyleyeyim.

Zaten defalarca söylendi. Girseniz internete görürsünüz. İşte hedeflerini küçük, daha spesifik hedefler koy falan. Bunları öğrendik zaten. Belki şunu da öğrendiniz. Smart yöntemi. Smart yöntemi ne? Baş harfleri. S-M-A-R-T. Söylüyorum hemen. Smart, spesifik, yani özel, net ve açık olmalı hedefler.

Mesela belirsiz hedefler yerine tam olarak ne istediğimizi tanımlayacağız. Örnek veriyorum. Sağlıklı olmak istiyorum yerine her gün 30 dakika yürüyeceğim gibi spesifik bir hedef. Tamam mı? Ya da mesela belirsiz. Daha fazla kitap okuyacağım. Çok belirsiz değil mi? Spesifik ne olurdu? Tahmin edin. Bu yıl her ay bir tane tarih kitabı okuyacağım mesela. Smart. İkincisine M.

Yani measurable. Yani ölçülebilir. Hedefin ilerlemesini ve başarısını ölçebileceğim bir kriter olması gerekiyor. Örnek veriyorum yine. Formda olmak istiyorum yerine 6 ay içerisinde 5 kilo vereceğim. Tamam mı? Yani ölçülebilecek hedef. Başka bir örnek. Ölçülemez. Daha iyi bir diyet yapmak istiyorum. Bununla ölçülebilir. Ne arkadaşlar? Günde 1800 kalori tüketeceğim. 2000 kalori tüketeceğim. Ölçülebiliyor. Measurable.

Üçüncüye geldik. Smart'in nesi? A'sı. A ne? Achievable. Ne yani? Ulaşılabilir. Hedef gerçekçi olacak ve bizim kaynaklarımızla uyumlu olacak. Hep diyoruz ya, SWOT analizimizi yapıp ona göre hedef belirleyeceğiz. Ben şu anda olimpiyatlarda birinci olmayı hedeflemiyorum mesela. Yani hedefimi niye böyle bir şey yapayım? Niye kendime bu eziyeti yapayım ya? Hedef bizi motive edecek kadar zorlayıcı ama ulaşamayacağımız kadar da zor olmamalı. Yani mesela spor alışkanlığımız yoksa hani bir ayda maraton koşmak yerine bu ay 5 km koşmayı öğreneceğim demek daha gerçekçi. Örnek veriyorum hemen ulaşılmaz. Her gün 5 saat spor yapacağım, ulaşılabilir. Her gün 30 dakika yürüyüş yapacağım. Bu çok şey o da açık açık. Geldik 4.süne. Smart'ın 4.süne R.

Yani are, yani relevant. Relevant ne? İlgili ve uygun. Hedefin bizim için anlamlı ve önemli olması. Yani kişisel olması. Ne demiştik? Amerikanlar iken hedef koyuyor ama personalized, kişiselleştirmiş olması. Bizim koyduğumuz hedef relevant olacak. Yani uzun vadeli vizyonumuzla uyumlu olacak. Burada bunu anlamak için kendimize şu soruyu soracağız. Neden bu hedefe ulaşmak istiyorum? Ben niye bu hedefi istiyorum? Bu hedef benim hedef mi, başkasının hedef mi? Çaldım mı ben bu hedefi yoksa?

Mesela sağlıklı yaşam bizim için önemliyse spor yapmayı hedeflemek bizim vizyonumuza uygun. Irrelevant yani ilgisiz bir hedef söylüyorum şimdi size. Eğer resimle ilgin yoksa, yıl sonunda 100 tane resimim olsun istiyorum. Irrelevant, ilgisiz bir hedef. İlgili ne olurdu? Mesleğimle ilgili eğitim programı tamamlamak istiyorum bir tane. Çok güzel.

Smart'ın beşincisi ve sonuncusu. Yani T. Yani time bound. Yani zaman sınırlı. Hedefe ulaşmak için mutlaka bir deadline'ımız olması gerekiyor. Çünkü deadline'a ulaştıkça o hedefe olan motivasyonumuz artıyor. Belirsiz bir süre hedefe ulaşmamızı zorlaştırıyor. Mesela bir gün İngilizce öğreneceğim. One day I'll learn English. Like you can't do that with that intentions.

Bunun yerine ne yapacağız? 6 ay içinde, İngilizce'de orta seviyeye, B2'ye mesela ulaşacağım, B1'e. 6 ay içinde. Daha da iyi bir örnek vereyim. Timebound olmayan bir örnek bu. Zaman sınırı olmayan. Bir gün koşmayı öğreneceğim. Koşacağım işte, ben koşmak istiyorum. Arkadaşlar, as you know, koşmadan koşamazsın. Esnemeden esniyemezsin. İngilizce konuşmadan İngilizce konuşamazsın. Timebound'un olurdu bunun, yani zaman sınırlısı. Önümüzdeki 3 ay içerisinde 10 km koşacağım. Bu nokta. That's it.

bölümü kapatmadan arkadaşlar çok basit birkaç tane yeni yıl hedefi size söylemek istiyorum çalabilirsiniz şaka şaka öyle şey mi olur yani çok basit ya çok güzel bence çok tatlı bunlar böyle hedef şey olsun niyet olsun daha doğrusu mesela uyku düzenini iyileştireceğim şimdi ben size birkaç şey söylemiştim daha önce de işte melatonin kortizol ya da ağız bandı nitrik oksidi falan bunların hepsini böyle güzelce bir araştırıp aslında Bir yerden başlayıp uyku düzeninizi iyileştirebilirsiniz. Diğer bir niyet, çok basit. Su tüketimini arttırmak. Çok basit arkadaşlar. Yarınlar itibaren, bak eklemenin 2025'i. Suyu arttıralım, tamam mı? Su içelim, bol bol. Diğer güzel bir niyet, kendime yetenekli becerilerini arttırmak. Mesela daha güzel yemek yapmak. Tamam mı? Ya da iş yerine kendi yemeklerini kendin götürmek ya da meal prep yapmak, yemek hazırlığı yani. Ne güzel bir niyet. Bir skill öğrenmek, yetenek öğrenmek tamam mı? Bu çok önemli. Çünkü neydi? You are one skill away from doubling your income. Yani, gelirinizi iki katına çıkarmaktan sadece ve sadece bir yetenek uzaktasınız. Mesela her şeyin aynı ama İngilizce öğrendin, bir tık öne geçtin, tak.

Yine güzel bir hedef, niyet. Yatırım yapmayı öğrenmek. Biraz da borsa öğrenmek falan gibi, tamam mı? Hedge fund öğrenmek. Neymiş en azından? Bunları bilmek. Yine çok güzel bir niyet. Daha çok bağış yapmak. Daha çok filan bağışlamak. Daha çok hayvanlara yardım etmek. Daha çok kansersiz yaşam derneği gibi derneklere yardımda bulunmak. Küçük küçük bağışlar yapmak. Afrika'da çocuk okutabilirsiniz. Ya da Hatay'a destek olabilirsiniz. Çok güzel şeyler var. Küçük küçük. Kitap bağışı yapmak.

Çok güzel bir niyet daha. Pozitif bir insan olmayı hedeflemek. Tamam mı? Daha pozitif. Her gün daha pozitif. Diğer diye toksik pozitif de. Kendimizde maceralara çıkmak. Yani illa şöyle bir kocaman büyük bir şey olmasına gerek yok. Hiç gitmediğim bir yere gitmek mesela. Benim en sevdiğim şey bu aslında biliyor musunuz?

...hiç gitmediğim bir şehrin, bir kasabanın, bir kentin kokusunu koklamak. Yani ben Bayabat'tan Duruğan'a gidince bile mutlu oluyorum. Çünkü oraya daha önce hiç ayak basmadım. O kokuları koklamadım, o binalara bakmadım, hiçbir şeye bakmadım. Yani o gökyüzünü görmedim, tamam mı? Güzel bir şey. Yine güzel bir niyet. Rutinlerimize yenilik katmak, rutinlerimizi zenginleştirmek, tamam mı?

Arkadaşlar, bu bölümümüzün sonuna geldik. Umarım zevk almışsınızdır. Umarım şu an bu bölümden sonra daha güzel bir motivasyonla... ...hiç biz yaşadığımız failureların, yaşadığımız zayıflıkların, başarısız yılların aslında başarısızlık olmadığını...

Ve bize bugünkü biz yaptığını anlatabilmişimdir. Çünkü ben böyle bakıyorum. İyi ki düşmüşüm diyorum. Ve düşmenin en güzel yanı da bir şekilde çıkıyor olmak. Daha çok düşüş olmuyor çünkü. En aşağılar, öyle yerler. Güzel yerler. Seviyorum. Başarısızlıklarımıza sahipleniyoruz. Onlar da bizim. O yüzden 2025'in nasıl bir yıl olacağına ben karar vermem, hayat karar verir. Ama ben ne yaparım arkadaşlar? Elimden geleni yaparım.

Fazlasını yapmam. Çünkü o zaman burnout oluyorum. Ama elimden geleni yapmaya devam edeceğim. Siz de bir bacım, siz de bir tanem. Elinizden geleni yapın. Hedeflerinizi de koyun. Vision board da yapın istiyorsanız. Benim yerime de yapın. Bana atın hatta. Ben çok anlamıyorum öyle şeylerden. Ama anladığım bir şey var ki, aramızdaki sevgi. I love you. Sizi çok seviyorum.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)