
4.707 kelime · ~24 dk okuma
Hello! Perivacası fakültesi nasılsınız? Ben gıcır gıcırım sesinden anlayacağınız şekilde. Çünkü arkadaşlar İstanbul'dayım. Ağalar İstanbul nerede? Pod B stüdyolarındayım arkadaşlar. Sesim kalitesinden de anlayacağınız üzere kalite asla tesadüf değildir. Şimdi bu hafta konuşacağımız konu efsane. Bence bugüne kadar yaptığımız en güzel bölüm olacak.
Çünkü bu benim hayatım boyunca en uzun süredir yaptığım şey. Evet biliyorsunuz ben 29 yaşındayım. Ve arkadaşlar 6 yaşımdan beri bunu yapıyorum. Ne yapıyorum? First Date'e çıkıyorum. İlk aşkım ana sınıfında Ömer'di. Selamlar Ömer. Beni hatırlıyorsan I loved you. Ve bugün ne öğreniyoruz biliyor musunuz arkadaşlar? Dr. Güloet First Date kanunları. Çünkü hepinizin bildiği gibi adabı vardır First Date'in. Hazırsanız başlıyoruz.
Dr. Gületçi Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Sevgili peribacam, şimdi nasıl başlayacağız biliyor musun? Öncelikle bir disclaimer vermek istiyorum. Ben 29 yaşında, kendi parasını kendi kazanan, ayakları üzerinde duran ve karşısındaki insandan da belli standartlara sahip olmasını isteyen bir insanım. O yüzden anlatacağım her şey üniversite öğrencilerine ya da benim daha küçük peribacalarıma uyumlayabilir. Bu yüzden size ekstra ekstra açıklamalar yapabilirim, uyumlayabilirim, üniversiteye nasıldım bunu da anlatabilirim. Çünkü biliyorsunuz ki yaş aldıkça karşımızdakinden de beklentimiz haliyle
artıyor. Ve bir tane daha açıklayabilirim ki ben gerçekten tripli ve yüksek standartlara olan ve karşısındakinden çok şey bekleyen bir insanım. Bunları bilerek dinlerseniz daha mutlu oluruz. Bu bölümün ilk partında benim için en güzel first date ne? En güzel first date anılarım nerede oldu? Kimle oldu? İsim vermeye düşünmüyorum ama bilmiyorum. Gidişata göre canım isterse veririm. Keyfime kalmış ve kahyasına. Ya da ben nasıl first date'e çıkıyorum? First date için seçtiğim mekanlar ne? Olmazsa olmazlarım ne? Red flag'lerim ne ve green flag'lerim ne? Evet herkes kırmızı bayrak konuşuyor. Herkes farkında ama yeşil bayrak nerede? Kimse bundan söz etmiyor. Odadaki fili bugün ortaya çıkarıyoruz. Çok güzel bir şey daha değineceğiz. Niye biliyor musunuz? Online dating. Yani, Bamboo, Hinge, hatta sizin bilmediğiniz Raya, hatta bilmediğiniz Leak, ablanızın güzel bir geçişi var. Demiştim size her şey konuşulacak bugün diye. Ve asıl geleceğimiz şey, kahveye diyete çıkılır mı? Yedik, içtik, sanırım doyduk. Hesabı kim ödeyecek? Bunları da konuşacağız.
Bir tanem benim en güzel datelerim nerede oldu biliyor musun? Amerika'da ve Londra'da ve gezerken şimdi niye oralarda biliyor musunuz? Konu şu, bir hayal edin tamam mı? Amerika'dayım, San Diego'dayım böyle tanışmışım biriyle hasbelkader oralara girmiyorum nasıl olmuş? Ve sonra diyor ki bana hadi buluşalım ve biz plan yapıyoruz. Ne planı yapıyoruz biliyor musunuz? Surf'e gidiyoruz.
Surf'tan sonra arkadaşlar bonfire yapıyoruz. Bonfire'dan sonra gidiyorsun bir truck'a, food truck yani yemek kamyonu. Mexican bir rap alıyorsun, tamam? Brito. Brito. Alıyorsun. Ve arkadaşlar böyle karşılıklı yiyorsun, gülüyorsun, sohbet ediyorsun. Bir de orada yabancısın falan herkes sana bakıyor. Yani daha güzel bir first date hayal edebilir misiniz? Ben edemem. Ya da mesela, tamam mı? Londra'dasın. Böyle Londra'da yürümek efsane bir şey zaten biliyorsunuz. Yani şehir yürümek üzerine kuruldu bir şehir. Çünkü yürüdükçe böyle mesmerize oluyorsun. Her şey o kadar güzel ki ve düz ki. Ve yürürken yanında gördüğün gibi binalar aslında kaç bin yıllık binalar falan. Tarihe şahitlik ediyorsun. Efsane bir şey. Yani Londra'da yürünür. Londra'da 50 dakikalık yol, yürünme mesafesidir. Bir saat altındaki her yer. Ve date'lerini şöyle yapıyorsun Londra'da. Buluşmadan önce diyor ki, hangi mutfak seversin? Sen, karşındaki centilmen, chivalry is not dead çünkü. Centilmenlik hala ölmedi. Var bir yerlerde.
Ve bu kişi sana diyor ki hangi mutfak seversin? Sen diyorsun ki ben mesela hep şöyle yaparım. Spanish, Japanese ve Peruvian. Peruvian niye? Peru yemeğini de katıyorum ki hani bir cool olayım. Çünkü Peruvian mı falan. Ve gerçekten ya İspanyol istiyorum ya Japanese istiyorum ya Peru. Neden? Çünkü arkadaşlar benim için en güzel date ortamı ne biliyor musunuz? Gidiyoruz şimdi Londra'da o İspanyol mutfağına tamam mı?
Sangria falan, hava soğuksa böyle çok güzel. Ya da böyle işte herhangi başka bir aperol, bir şey olur. Bir içeceğimizi alıyoruz. Yan yana oturuyoruz bardağa. Yan yana. Çünkü öyle çok güzel tapas restoranları falan var. Ve böyle yanına eşlikçiye, çok karnımı şişirmeyecek şeyler geliyor. Sohbet, muhabbet, orada bir deneyim. Benim için en güzel first date deneyim içeren, böyle bir şeylerle beraber tattığın bir anlamı olan. Sadece karnını doyurmak için gitmiyorsun tabii ki yemeğe.
Ama bir yemek olacak ortada, gündem dahilinde ve bir deneyimi tatacaksınız beraber. Ve böyle karşılıklı değil, opposite sides değil de yanına oturacaksın, hafif dokunacaksın falan böyle temaslı olacak. Çünkü o temas olmazsa iş böyle biraz şey yapıyor tabii ki istediğiniz sürece. Zaten istemiyorsam arkadaşım niye ben bu adamla buluştum?
Ha tabii istemediğimiz şekilde giden date'ler de var ondan da bahsedeceğim. Ama benim hayalimdeki date'i anlatabildim sanırım değil mi? Ya da mesela en güzeli yurt dışındasın tamam mı? Ya Instagram'dan ya sosyal medyadan ya böyle dating app'lerden falan tanıştın işte biliyorsunuz siz de hikaye nasıl olduğunu şimdi birbirinizi kandırmayalım için. Ya sokakta yürürken denk geldin çarptın kitapların düştü. Ay merhaba siz ne kadar güzelsiniz falan. Ha bu arada öyle oldu da olabiliyor bazen. İşte ben İzlanda'ya gittiğimde neyse onu anlatayım. Tamam ileride başka bir şey anlatacağım ama onun değil tamam mı? Sonra yurt dışına gittiniz ve böyle onlar lokal insanlar ya ve gezmek istiyorsun mesela. O lokaya diyorsun ki ben bugün buna buna gitmek istiyorum. Buna buna böyle seni en güzel yerlere gezdiriyor, anlatıyor falan ve böyle hani bir beklentin yok ya. Beklenti olmayan her şey çok daha güzel oluyor. Sadece istediğin şey o gün orada güzel bir anı yaşamak ve o geldiğinde böyle aklında o şekilde kalması. O kadar güzel oluyor ki ben böyle dil öğrendim arkadaşlar.
Evet, aklımdaki böyle en güzel dateleri biraz anlatabildiysem, şimdi geliyorum Türkiye'nin ve şu anki modern dünyanın gerçekliğini. Maalesef ki burada da yok sayamayacağımız bazı durumlar var. Artık gerçekten herhangi bir yere gittiğimize tanışmak çok zorlaştı. Çünkü herkes kendi telefonuna gömüldü falan. Bunları anlatmıyorum. Bunları zaten biliyoruz.
Ama burada da bazı yollar var. Mesela kendimiz dışarıda herhangi birini tanıdığımızda sosyal medyasını direkt suratından okuyamadığımız için, CV'sini bilemediğimiz için güvenemiyor olabiliriz. Burada ne yapacağız? Ortak, aynı ortamlarda olabileceğimiz insanlarla görüşmek için istediğimiz yerlere gideceğiz. Bu biraz çekilecek olabilir size ama yapacak bir şey yok. Bu hayatın gerçeği.
İstediğiniz tarzda insanların gittiği spor salonuna gidin. İstediğiniz tarzda insanların kahve içmeye gittiği yere kahve içmeye gidin. Kahve içmek bile olsa oraya gidin, tamam mı? Bence bu çok önemli. Çünkü sürekli gidiyorsanız oraya, o insana sürekli oraya geliyorsa eninde sonunda bir gün tanışırsınız. Bakışırsınız bir şova gidip şarj istersin, bir şey yaparsın. İstersen tanışırsın, tamam mı? Ya da sürekli denk geliyorsundur aynı yerde. Eklersin sosyal medyadan. Sonuçta biliyorsun, gerçeğini de gördün. Bu bence yeni dünyada, modern dünyada güzel bir tanışma şekli ve sürdürülebilir.
Tam buraya değinmişken, TDK bu yılın kavramı olarak neyi belirlemiş biliyor musunuz? Bence çok güzel bir kavram. Kalabalık, yalnızlık. Çok güzel bence, çok da doğru. Eskiden mesela nasıl tanışırdık? Bir arkadaşımızın doğum günü olurdu. O doğum günü de başka bir yerdi. Ben bu ara hiç böyle tanışmadım biliyor musunuz?
O ortamda birbirinizi tanışırdık. Görücü usulü olurdu aslında biraz işler ama bence çok sağlıklı. Çünkü bir insan size uyan kişiyi bilebiliyor ve bu şekilde size match yapabiliyor. Matchmaking. Eskiden bu vardı. Artık bu kalmadı çok. İnsanlar hep sosyal medyadan, daha yüzeysel, ortak arkadaşlara bakıyorsun falan. Belki sorup soruşturuyorsun. Ama böyle olunca o first dateler o kadar stresli oluyor ki. ve eşinin içinde bir sürü şey görüyor mesela ben böyle tanıştığım insana bakarım instagramdan ay şunu takip ediyor bunu takip ediyor bazı mimli kadınlar var ya mesela o erkek o kadını takip ediyorsa benim için silindi yok bay bay çav çünkü olmaz arkadaşım hiç mi yok senin fitren ya hiç mi hiç mi demiyorsun ben bu kadını takip etmeyeyim de benim hakkında böyle düşünmesinler diye ben bunu çok tartıştım erkeklerle dedi ki ya biz öyle bakmıyoruz e bakın kardeşim biz bakıyoruz biz size öyle bakıyoruz siz de bakacaksınız o zaman
Ben, sen o kadını takip ediyorsan seninle görüşmüyorum. Çünkü kendimi korumak istiyorum. Kendim üzülmek istemiyorum. Boş zaman harcamak istemiyorum. Kalmadı boş zamanım. Seninle zaman harcayacağıma giderim, işimi yaparım, podcast çekerim, podcast kaydederim. Bana ne? Artık bunlar kalmadığı için de ne yaptık? Kalabalık yalnızlıklarımızda, kendi başımıza çözüm üretmeye çalıştık, değil mi? O yüzden de bundan çıkmak için sosyal medyada ya da online dating app'te bulmak istemiyorsanız dediğimi yapabilirsiniz. Ben bu ebatta bunu yapamıyorum.
Yapmıyorum tabii ki. O yüzden de bayağıdır da first date'e çıkmadım arkadaşlar. Ama bunun yokluğunda da değilim çünkü çok işim var. Ama İstanbul'a döndüğümde kaldığım yerden devam edeceğim. Çok da heyecanlıyım. Biliyorsunuz ki herhangi bir date'im olduğunda size hemen söylüyorum. Ağzımda bakla ıslanmıyor. Kim olduğunu söylemiyorum. Tüm haklar kahve, kakao falan gözetiliyor merak etmeyin. Ayrıca da ben bir şey paylaşıyorsam mutlaka o çocuğa sormuşumdur da paylaşıyorumdur. Çok da garip. Herkesin de izni oluyor yani. Ablanıza girince kanslar duruyor bu şekilde.
Şimdi gelelim arkadaşlar en büyük dilemaya. Dilema ne? İkilik. Ne bu? Kahveye çıkılır mı? Şimdi ben gerçekten kimsenin aklındaki imajımı önümsemeden ayrı linçlenir miyim, aynı derler demeden gerçek düşüncelerimi söyleyeceğim demiştim en başta. Ben yüksek standartları olan
Ve gerçekten old school bir kafadayım bu konularda. Gentilmenliğin erkeğe yakıştığını düşünüyorum. Ve ben de I'm a princess diyorum. Devam ediyorum. Arkadaşlar biri bana kahveye çıkalım derse kusura bakmasın ben en güzel kahvemi kendim evde yaparım. Mis gibi de içerim. Zaten mevzu burada kahve içmek değil. Biz yemek yenecek bir yere gideriz. Orta tatlı söyleriz. Yanına kahve söyleriz. Kahveyi içmem de. Mevzu kahve değil. İçtiğim şey değil. Mevzu şu. Bir erkek, bir kadına first date'e çıkarırken kahveye davet etmemesi gerektiğini bilmiyorsa, onu annesi sevsin. Bence anlaşıldı. Şimdi ikinci bir konu da, tamam kahve olmayacak dedik, peki ne yapalım? Tavuk döner mi yiyelim? Arkadaşlar onu da yiyebilir, sıkıntı değil. Ama mevzu şu, mevzu yemek değil, karın doyurmak değil. Ben kendi karnımı doyururum, teşekkür ederim. Thank you. Ama konu ne biliyor musunuz?
Benim en sevdiğim mekansı tarifliyim. Hatta böyle Hovarda diye bir yer vardı Londra'da tamam biraz bozuldu sonradan ama çok güzeldi. Önce güzel bir böyle Ege mutfağı özellikle Greek böyle Yunan ve Türk mutfağı karışımı çok güzel şeyler vardı orada. Şimdi önce tatlı tatlı onu yiyorsun hafif müzik arkadan fine dining gibi böyle aşırı aşırı doyurmuyorsun kendini. Yanında da güzel kokteyllerin falan. Sonrasında
Birazcık geç olunca müzik çalmaya başlıyor, masalar kalkıyor, müziğe dönüyor falan. Ve çok uzatmayacaksın, tamam mı? Hafif müziğe döndü. Birazcık da gösterdin hareketlerini, hünerlerini. Biraz daha sıcaklaştınız, tamam. Sonra muhteşem bir date bu bence. Harika. O yüzden isterim ki, evet, fine dining'e gidelim. Evet, ortada birkaç tane yorum yapacak güzel yemek olsun. Hakkında konuşabilirim. Sen beni tanı, ben seni tanıyayım. Masa adabını göreyim. Yani table manners, bunu göreyim. Bir var mı, yok mu bir bakalım. Test edelim. Checklistimizi gerçekleştirelim. Sorun arkadaşım sen yolunda banyolama ya da nasıl istiyorsanız o artık size kalmış buraya ben karışmıyorum sağolalar razı olsun. Neyse sonuç olarak ben buna hoşlanıyorum anlatabiliyor muyum? O yüzden kahve ne bu ya hani ağzımız ko ko ko kahve mi içelim kaç saat boyunca?
Neyse, geldik diğer bir konuya arkadaşlar. Herkesin tartıştığı hesap mevzusu. İsteyen linçleyebilir. Hani nerede kaldı mikro feminist hareketler diyebilirsiniz. Evet, o orada kaldı. O hastanede, yapıyorum onu. Arkadaşlar, bu çok açık. Kim davet ettiyse o öder. Kadın, erkek fark etmez. Ben arkadaşlar, kadın arkadaşımla çağırdığımda ben davet ettiysem ben öderim. Madem böyle, beni davet eden erkek de bir zahmet ödesin. Ayrıca da...
Kim hesabı ödeyecek? İşte elimi attım, çantamı attım, nerede cüzdanım? Bu oyunlara gerek yok. Nefret ediyorum masa başı tiyatrosundan. Hiç sevmem.
bu benim için reddest flag ever çünkü ben mesela ailemde de böyle görmedim ve bunu da istemiyorum yani zaten hesap olay olmamalı yani hesap biz burada ikimiz buluşmuşuz konuşmuşuz dünyada 7 milyar artık kaç oldu bilmiyorum insan var ve biz ikimiz denk gelmişiz bu kadar olasılık içerisinde ve o güzel yemeği yemişiz ve sen gelmiş hesap ediyor elini atmadı ya kardeşim sen hesap ediyorsan zaten benimle görüşme olmayız biz seninle ayrıca en güzel ne biliyor musunuz o en sevdiğim en sevdiğim sütlaçlı şu Masaya hesap gelmeyecek bile, tamam mı? Önceden zaten rezervasyon için kartını verecek. Benim beklentilerime bak ama. Diyelim ki öyle bir yer değilse, o zaman da şunu yapacak. Ben bir tuvalete gideyim oyunu. Bu oyun güzel, bu oyun oynanır mesela. Ben de bunu yapıyorum arkadaşlarım gelince. Çünkü sevmiyorum ya. Ben mesela şunu yapıyorum, anlatayım. Masaya hesap geldi diyelim ki, teşekkür ederim diyorum gözüne bakıp. Şöyle güzel güzel, teşekkür ederim. Sadece bu kadar. Ona diyor ki, sağ ol ya rica ederim diyor, böyle koltukları kabarıyor falan. Tamam, yeter. Aldın sen alacağını. Tamam, hadi işleşin. Ben şaka yapıyorum bu arada. I'm not just kidding. Neyse. Gün sonunda onu yapar, ben başka bir şey yaparım. Para muhabbet olmamalı ama burada restoranın dükslüğü değil konu. İstediğimiz yere gidebiliriz. Artık bütçeniz neyse ona gidersiniz. Asla demiyorum ki ben beni şuraya götür beni buraya götür. Mevzu asla bu değil, tamam mı? Asla. Ama ne? Paranın mevzu olmaması mevzu. Anlatabildim sanıyorum.
Şimdi geldik diğer bir konuya. Bu mutlaka bence konuşulmalı first date'den önce. Checking requirements. Yani mesela restoranda biz diyelim ki rezervasyon yaptıracağız. Ne derler bize? Regan mısınız? Herhangi bir food allergies var mı? Yani yemek alerjisi. Sen de aynı şekilde mekan belirlemeden önce bunu sormalısın.
Ne demiştik karşıdaki bize mekan sorarken? 3 tane mutfak belirleyeceğiz. Tabi ki bu Türkiye'de çok olmuyor çünkü Türkiye'de her mutfak öyle ulaşılabilir değil. Tay mutfak git. Çok masraflı olabiliyor ya da herkes sevmiyor. Türkiye'de bu kadar açık değil. Ama Londra'da her mutfağın en güzeli olduğu için gerçekten bu hani bugün İtalya'na mı gidelim bunu mu gidelim bu konuşulur yani bu hani it's a fact. Tamam mı? Bu gerçek. Türkiye'de bunlar olmayabilir. Okey burada ne yiyelim falan muhabbeti olur. 3 tane şey söylersin mesela belki işte balık severim, ben et severim ya da ne istiyorsan işte şunu yerim ya da mekan. Karşı kişinin yine kız erkek gibi düşünülebiliriz. Yani ben kadın arkadaşımın da eğer arabası yoksa diyorum ki nerede buluşalım? Çünkü onun arabası yoksa o söylesin. O da karşıda yaşıyorsa. Yani Beylikdüzü'nden Ümraniye'ye hani dünyalar var anlıyor musunuz? Kimseden bunu beklememeliyiz. O yüzden arabası olmaya soracaksın. Nerede buluşmak istersin diye. Gerekirse gidip alırsın. Ortak bir yerde buluşulur. Erkeklerinki de böyle.
Kimin arabası yoksa, o diğerine yardımcı olur arkadaşım. Bu kadar basit konu. Ve sorarsın, sigara içiyor musun? Acı yiyor musun? Belki arkadaşım refüsü var yani. Acı bir şey yiyemiyor çocuk. Yiyecek oraya, geğirecek. Ne gerek var onun stresi sokmaya? Ona göre yemek seçersiniz. Anlatabiliyor muyum? Ya da sigara içiyorsa açık bir yer olur. Ya da anlattık çünkü koyu alanda gidecek çocuk, stres olacak falan filan. Burada her şey ortaklaşa olmalı, simbiyodist olmalı, işteş fiiller yapılmalı. Çünkü amaç ne günün sonunda? Mutlu olmak, eğlenmek. Bu bir eylül küsaltımı oyunu değil. Kim daha iyi first date yaptı oyunu değil. Mutlu olmak istiyoruz ya. Tek isteğimiz bu. Ama bunda kuralları var.
Arkadaşlar, başka bir kural. Dr. Oglet kanunlarında ama bir kanun. Çünkü bu gerçek değil, kanıtlanmış. Eğer siz davet ediyorsanız arkadaşlar, öncesinde sorun. Şu bir date çağrısı değildir. Ha, akşam buluşalım mı? Hayır kardeşim, buluşmayalım. Git diğer kıza yaz. Yedekle beklet diyeyim. Kusura bakmayacaksın. Ben buluşmak istiyorsan bir ay önce...
Gerçek bu arada. Valla öyle. Bir ay önce de anlayacaksın ki bana böyle böyle böyle. Ben de kendim ona göre bunun lazeri var, adası var, şunu var, bu. Ooo yani tırnağı var. Valla çok zor bu işte. O yüzden ayarlayacağım kendimi ona göre. Hadi yani iki hafta en azından in advance söyleyeceksin. Ayrıca restoran ayarlanacak falan filan. Bu şeyler gerçekten zor. O yüzden günlük yapılan planlar plan değildir. Gitsin arkadaşlarıyla lol oynasın. Davetle alakalı ikinci bir kural doğru davet. Ne demek bu doğru davet? Ya bir ara içki içmeye çıkarız ya. Bir ara içki içmeye çıkmayız canım. Çıkmayız. Öyle sorulmaz. Seninle gerçekten ilgilendiğini belirletecek. Gerçekten istekli olduğunu, yani herhangi biri cebinde çıkardığın ya da sıkıldığında ulaşabileceğin biri olmadığını hissettirecek. E zaten bunu hissettirmiyorsan, böyle düşünmüyorsan benimle işin ne?
Benim sana zamanım yok, sana enerjim yok. I can't be a supply for you, yeah? Sorry. Henüz benden hoşlanıp hoşlanmadığından emin değilsen benimle görüşmeye zaman, enerji, maddiyat, herhangi bir şeyi, tasarrufunu yapamıyorsan, düşünemiyorsan bunu harcayacağına benimle buluşma. Please. Bu ortak noktada buluşmak demişken, kendi favorimi söylemeyi unuttum arkadaşlar. Yurt dışında en sevdiğim şey, bence en güzeli, en oluru, böyle eğer adresin bilmesinde bir sorun yoksa, yurt dışında olmuyor da burada mı olabilir? Bana evimi Über göndersin, Über beni alsın, sonra o Über onu alsın, tamam mı? Burada da mesela taksi gönderebilir o şekilde ama böyle bazen show-off'a girebiliyor erkekler. Şoför falan, abi ne yapıyorsun, tamam, okey ama hani göz boyamaya giriyor bazı şeyler. Bence o yüzden bunlara gerek yok.
Peki first date de ne giyelim? Arkadaşlar çok güzel bir formülüm var bunun için. Benim first date üniformum var. Çünkü first date de işte her mekanın dress kodu farklı olabiliyor. Gideceğiniz venue'ya göre, etkinliğe göre şey değişebiliyor. O zaman ne yapacağız? Böyle gerçekten hem klasiğe uyacak hem spora uyacak bir first date üniformu belirleyeceğiz kendimize. İşte black tie first date'e gitmezsiniz herhalde. O yüzden öyle bir sorun olmaz diye düşünüyorum.
Ama sporda bir tane üniforma belirleyin. Bir de gideceğiniz klasik bir yemekte bir üniforma belirleyin kendinize. Ben öyle yapıyorum. Belli simsiyah giyiyorum. Hep onu giyiyorum. Çünkü neden? Kendimi iyi hissediyorum. Bir kıyafetin ne kadar şık olduğu değil, sizin içinde ne kadar iyi hissettiğiniz özgüveninize bir yatırımdır. Ve o gün kendinizi ne kadar özgüvenli hissederseniz o kadar güzel geçer.
O yüzden arkadaşlar üniformamızı belirliyoruz. Ve her first date de öyle gidiyoruz. Peki bunu yapıyorsak ne yapıyoruz? İnstagram'a fotoğraf koymuyoruz. Çünkü bir sonraki dateimizde aynısını geçeceğiz. O yüzden bunu koymuyorum tamam mı? First date üniformu koyulmaz.
Ve geldik First Aid'e karşılaşmadan son kısma. Mutlaka ve mutlaka ben kapımın açılmasını istiyorum arkadaşım. Ben ne yapıyorum biliyor musunuz? İğrenç bir şey yapıyorum arkadaşlar. İnmiyorum arabadan. Geldik ya, inmiyorum. Diyor ki, insene. İnmiyorum. İnip açacak kapımı. Vallahi inmiyorum. Ve alışıyorlar biliyor musunuz zamanla? Böyle her... Hoşuna gidiyor hatta. Böyle inmiyorum, bekliyorum. Teşekkür ederim diyorum sonra.
Rica ederim diyor ve hoşuna gidiyor. Bakıyor arkadan ne yapıyor bunu. Öyle yani. Şimdi bir şey söyleyeceğim size. Ben biraz soluklanayım. Siz de birazcık dinleyin. Çünkü ne demiştik? Her zamanki gibi bu podcast devam etmeli. I love you. I'll be back soon. Doktor Güneş radyo.
Hoş geldin Peri Bacağım. Şimdi gelelim herkesin konuştuğu ama bazen gerçeklerin unutulduğu red flaglere. Yani o cayır cayır sallanan kırmızı bayraklara. Başlıyoruz. Evet, ne konuşmuyoruz?
Biz kimseye ellenmeyi düşünüyor musun diye sormuyoruz. Ve herhangi birinden gelen ellenmeyi düşünür müsün sorusuna da cevap vermiyoruz. Çünkü arkadaşım düşünmüyordum. Belki senden sonra düşüneceğim. E bir dur. Bir bekle. Belki düşünce var ama sen kapatıyorsun önünü. Nasıl düşüneyim ben bu saatten sonra?
Ya da zaten bunu herkes biliyor. Burası ne? Fight Club. Fight Club'da ekstra hakkında konuşulmaz. Politika hakkında konuşulmaz. Sosyal istatua hakkında konuşulmaz. Başka? Futbol hakkında konuşulmaz. Bunlardan konuşmuyoruz. Bu kesin. Haa diyorsan ki, arkadaşım ben malum partili bir istemiyorum. Diyorsan ki haa ben şunu istemiyorum. O zaman ne yapacaksın? Gideceksin diğer gruplardan, telegramdan dava adamı bulacaksın kendine. Belli olur zaten arkadaşlar. Diyelim ki ilk buluşmaya gittin. Rezalet geçti. Her şeyiniz anti. Her şeyiniz ters. O zaman ne olur? Bir sonraki WhatsApp grubun için konu olur. Eğlenmene bak anlatırsın bir yerlerde. Ben ne yapıyorum mesela? Kötü geçen datelerimi podcast'ta anlatıyorum. Malzeme çıkıyor anlıyor musun? Sübliminasyon deniyor buna psikolojide. En kötü travmayı yaratıcı bir deneyime dönüştürmek. Sübliminasyon der Mr. Freud. Valla benim daha önce çok ilginç first date anılarım oldu aslında. Mesela size bir tanesini anlatayım. Amerika'dayım, New York'tayım bu sefer ve... New York'dayım böyle bir tane çocuk var tamam mı? Çok garip bir şekilde Ankara'dan falan tanıyorum çocuğu. Çocuk işte Amerikan-Türk karışımı bir şey. Sonra neyse biz bununla buluşacağız açacağız. Ve arkadaşlar ne yaptık biliyor musunuz? İlk date de okyanusa yüzmeye gittik. Böyle yasak bir yerde falan sonra polisler geldi. O kadar zekiydi ki. Havlumuz da yoktu çünkü bir anda oldu böyle all of a sudden. Gittik 7-Eleven diye bir market var ya orada hep açık falan. Oradan kağıt havlu aldık, metroya ıslak bindik.
Ama sonra aşık oldum tabii ben. Çünkü böyle first datelere dikkat etmek gerek. Böyle first datelerin sonu aşka dönüyor. O yüzden gerçekten çok güzel bir geçerse first date o böyle duygusal dopamin artışı, oksijenle beraber kaçınılmaz bir aşka dönüyor. Ama çok güzel. Zamanınız varsa yaşayın derim. Ben yaşadım. Çok mutluyum. Çünkü artık biliyorsunuz ki first date'e zaman bile yok.
Şimdi arkadaşlar ilk buluşmadaki tehlike işaretleri yani bu kırmızı bayraklar birçok şekilde kendini gösterebiliyor tamam mı? Bizi aslında bağırıyor ama bazen biz görmek istiyoruz. Öncelikle açık iletişim eksikliği. Açık iletişim yapmıyorsa oraya buraya kaçıyorsa topu kornere atıyorsa offside'da kalırsın. Saygısız veya kabaysa, garson hanımefendiye karşı kabaysa, çevresindekilere karşı falan saygısızsa, aşırı bencilse, starsızsa, ya da güvenilmez hareketler yapıyorsa veya overpromisingse, tamam mı? Yani yapmayacağı şeyleri söylüyor. En sevmediğim şey. Gidersin der ki, aa sana şunu yapalım. Yapma kardeşim sen, daha sen beni tanımıyorsun. Sen benimle nasıl oraya gidebilirsin ki?
Daha yeni tanışmışız, tamam mı? İlk böyle oturmuşuz, bismillah, daha yemeğimi yememişim. Bana diyor, açım yani, sinirlerim tepede hala. Bana diyor ki, senle şuraya gideriz. Gitmeyiz, yalan söyleme, gitmeyeceğiz. Bir bekle, beni tanımıyorsun ki. Ya da böyle boş boş sahiplenince tavırlar falan. Ya bir dur ya, Allah aşkına. Bir diğer red flag de karşımızdaki kişinin bize karşı olan intimate interrogation'ı. Yani şöyle sorular, aşı oldun mu? Abi bu soru mesela hani tartışmalı zaten. Ben sana aş oldum desem başlayacaksın aşı şöyle böyle falan. Tamam ya tamam en çok sen biliyorsun. Böyle konulara girmemesi gerekiyor. İşte mesela feminizme bakış açın ne? E bu nereye geçecek bu tartışma? Belli benim bakış açım belli değil mi yani? Hayır belli olmasa bile bunlar konuşulmaz tamam mı? Bunu bana soruyorsa bir kaos çıkarmak istiyor. Boş boş konuşacak belli ki. böyle çok pesimist olmak averse attitude mesela işte erkek düşmanı olmak erkeklik değil bakın erkek düşmanı olmak hani patriarka düşmanı değil ya da tam tersi mizojinistik davranmak işte kadın düşmanı olmak falan ya da arkadaşlar en kötüsü evet anlıyorum your ex was crazy tabii ki hepimizinki gibi onda eksi çılgındı ne yaptın da sen o kadını çıldırttın acaba
O yüzden hepimiz biliyoruz ama bir erkek my ex was crazy diyorsa kaç canım. Run, don't walk, run baby. Ayrıca first datelerimiz arkadaşlar terapi seansı değil. Lütfen. Trauma dumping yapmayalım, yaptırmayalım. İlk oturduğumuzda hayattaki travmalarını, yaşanamamışlıklarını, failurelarını anlatması... Burası, orası değil. O 45 dakika burası değil. You're not paying me for that, yeah. Ayrıca diğer bir konu, ben hep bundan bahsediyorum. Biriyle first date'e gittiğimde sana klinik açalım.
Vay be Einstein nasıl hakkına geldi hiç düşünemedim. Ben doktorum ve bana klinik mi açacağız? Oh my god girl. Bu ne arkadaşlar unsolicited advice. We're not for this. Yeah we're not okay for that. Hayır istemiyoruz. Diğer bir şey consisting. Ne bu? Israrcı olmak. Yani tarif. İran'da bu çok fazla var demiştim. Üç kere sana teklif edecek, sen de beş kere hayır edeceksin, altı yüzsün de alacaksın. Gerisi ayıp.
Arkadaşlar burası orta doğum ya ne alaka Türkiye'deyiz o yüzden böyle tarif böyle çok ısrarcılık istemiyorum hayır hayırdır teşekkürler yemeyeceğim ya da gereksiz komplementler gereksiz iltifatlar ya da sadece yüzeysel iltifatlar biraz da benim beynime eteceksin tamam mı sadece görüşmede çünkü şöyle bir şey vardı ben onu yapmışım okumuşum şunu yapmışım doktor olmuşum dil öğreniyorum adam geliyor benim bedenime iltifat ediyor Yani bunu mu görüyorsun sadece? Bir diğer red flag, geç gelmek, bunu biliyoruz. Ben bakıyorum ki mesela gelmiyor, bekliyorum dışarıda. Çünkü onun geç gelmesi öyle bir red flag ki benim için. Bunu kaldıramadığı için dışarıda bekliyorum. Önce o gelsin diye. Çünkü böyle yaparsak benim kalkıp gitmem lazım bu date'den. Diğer bir şey, telefonla oynamak olmaz. Özür dilerim, özür dilerim diye diye de oynanmaz o telefonla. Kapat şu telefonu bir zahmet, teşekkür ederim. Hatta not disturb moduna al. Lütfen, please. Diğer breadflag table manners'ın olmaması masa adabını öğren de gel. Yapacak bir şey yok. Bunun dışında ayy şöyle bir şey var ya senin siparişini seçiyor. Arkadaşlar bir tane cerrahla belki de onu biliyorsunuzdur yemeğe gitmiştim tamam mı? Kore restoranına ve hani ben çok severim Kore mutfağını ben çok yerim ve nasıl yerim biliyor musunuz?
Her şeyden söylemeyi seviyorum. Her şeyin tadına bakmayı seviyorum. Bir şey kalırsa paket yaptırırız. Evde yerim yani ama yerim onu. Ziyan olmaz. Ben onu söylüyorum. Adam diyor ki o çok fazla gelir. Ya sana ne kardeşim. Fazlası fazla. Ben yiyeceğim. Sonra hesabı ben ödedim. Dedim ki bir daha karışma lütfen. Ona bir daha diyete çıkmadık. Karışma ya. Ben yiyeceğim ben. Canım yemek istiyor. Sana ne? Yok çok gelir. Yok çok yedin. Benim yerime söyleme lütfen. Ben kendi yerime karar verebilirim. Thank you.
Ya da kendi favori yerine götürüyorsa bizi. Çünkü niye? Tanıyor orayı. Çünkü tanıdık. Oraya gidecek ya. O familiar diyor. Tanışıklık kendini iyi hissettiriyor. Ben? Beni niye kimse düşünmüyor? Ben gideceğim oraya. Sen herkesi tanıyorsun. Arkadaşları var. O var. Bu var. Daha önce kaç kız götürdün acaba oraya ayrıca? Ben gidiyorum. Herkes bana bir bakıyor. Bu da işte yenisi falan. Ne münasebet ya? O yüzden kendi favori yerine götürüyorsa buy next. Thank you. Peki online datingde bir flagımız var mı? Evet var. Oradaki ne? The grass is always greener on the other side. Yani çimen diğer tarafta daha yeşildir. Mentalitesi arkadaşlar. Bu ne oluyor? Şimdi online datingde ne oluyor o applerde? Bumble'da falan. Böyle geçiyorsun değil mi? Avatar gibi yani milletin kafası. Çünkü niye? Herkes birbirinden yaşıyor. Herkesin CV'si zaten işte şu yeni, bu yeni, şu... İngiltere'de şunu okudum, işte biz nasıl şöyle... Evet kardeşim anlıyorum, next. Bir ile olmuyor diğerine. O kadar fazla kafa var ki, insan var ki. Artık insanların ruhu kalmıyor. Sadece böyle bir kafa gibi. Ve böyle olunca herkes disposable oluyor. Yani çöpe atılabilir. Çünkü bizde ifade yaratmıyor bu kişi. O yüzden online datingde de buna kapınmamak gerekiyor iki taraflı da.
Bir acil böyle her ilişkiye bir fedakarlık gerektirir. İster romantik, ister arkadaş ilişkisi olsun. Bu yüzden online datingde burada kendimizi biraz stoplayabiliriz, durdurabiliriz. Şimdi, Prenses Pelip Hocam. Bahsettik aslında nasıl olmalı first date diye. Ama değinmediğimiz bazı green flagler var. Bunları görünce de bravo sana, olmuşsun sen diyebiliriz. Karşımızdaki erkeği tebrik etmek lazım. Ben çok güzel datelerden sonra böyle elimi uzatıyorum, diyorum ki bravo. Teşekkür ederim, çok güzeldi. It was very nice meeting you. Şimdi arkadaşlar. Hakkımızda soru sorup gerçekten dinliyorsa, yani böyle gerçekten güzel sorular soruyor. Hani şey gibi değil, hobilerin hobilerin nelerdir falan değil. Hakikaten böyle yani. İşte mesela karaoke yapmayı sevdiğin en güzel şarkı mı? Ya da işte mesela ne zamanlar üretgen oluyorsun gerçekten? Ya da hayatında anılım var mı falan? Böyle güzel sorular soruyor. Bizden cevap istiyor. Tanımak istiyor bizi. Anlatabiliyor muyum? Ona yönelik sorular. Ve bunu yaparken de eye contact kuruyor. Yani gözümüzün içine bakıyor. Ya da mesela kadehimizi kaldırıp gözümüze bakıyor. Bu çok basit bir şey ama bunu yapmayan da var. Vallahi var yani. Siz de biliyorsunuz.
Bak arkadaşım, bana bak. İsterse ADHD'nin olsun. İlacını iç, gel. Bana bakacaksın. Ne şuna? Yani yana bakıyor, şu kadına bakıyor, ona bakıyor. Yani ben de Allah'ım nereden geldim şuraya? Neyse. Biraz daha bari eğlendir beni de yarın arkadaşlarıma anlatayım. Ay, bir diğer green flag ne biliyor musunuz? Yeşil bayrak. Bizi güldürüyor. Ne olur güldürmeyin ya. Çok ihtiyacım var gülmeye. Güldür şöyle biraz kafam sıfırlansın. Rahatlayayım, ne olur.
Bir de diğer green flag ne arkadaşlar biliyor musunuz? Respecting boundaries yani sınırlara saygı göstermek çok önemli. Ben istemiyorsam dokunmayacaksın. Ben istemiyorsam şunu sormayacaksın. Çok basic bir niyet gibi ama yok yani insanlar gerçekten zorlamayı çok seviyor. Bunu yaşadım. En bilgilisi de en okumuşu da bunu yapabiliyor. İğrençsiniz yani bunu yapanlar. Diğeri de arkadaşlar çok güzel iltifat etmeyi bilenler var. Bu bir sanat iltifat etme sanatı. Yani insanın içi kaynıyor. Diyorsun ki
Nereden seni tanıdım Allah'a şükürler olsun ya Böyle bir modda Neyse bir şey diyeceğim Heyecanlandığımda ne kadar hızlı konuştum fark ettiniz mi? Durdurulamadım yani I can't be tamed girl Bu konu daha çok su götürür Aşırı eğlendim Çok zevkliydi Keşke şurada olsanız da Gerçekten isim vere vere anlatsam Bir şey anlatmadım Yo Japon çocuğu Adını da vereyim hadi Kentaro Onu da başka bir bölümde anlatacağım Ona özel bir bölüm yapacağım Şimdi bir şey söyleyeceğim Bölümü kapatmadan önce Gerçekten sormamamız gereken bazı sorular var Kalem kağıt çıkarın ve bunları not alın Ne demiştik? Ne zaman evlenmeyi düşünüyorsun? Sorulmuyor. Neden yalnızsın? Sormayacağız. Sorulmasına izin vermeyeceğiz. Ne zaman bitti bir önceki ilişkin? Sormayacağız. Sormasına izin vermeyeceğiz. Ya da hiç tutuklandın mı falan? Sormayacağız. İzin vermeyeceğiz. Tamam mı? Ne kadar para kazanıyorsun? Kendi ayaklarının üzerine duruyor musun? Gibi ekonomik sorular. Sormayacağız. Nerede oturuyorsun? Ailen nerede? Nerelisin falan? Hiçbir şey sormayın. Bunların bazılarını sorabilirsiniz ama tabi kontekste yedire yedire.
Umarım sizin için de çok güzel bir bölüm olmuştur. 2024'ün son bölümüydü bu. 2024'te date'leriniz ne kadar köse geçerse geçsin. İstiyorum ki bu bölümden sonra 2025'te bir daha first date fail'i olmasın. Fail olursa gelin bana anlatın, dalgasını geçeriz. I love you.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.