
2.541 kelime · ~13 dk okuma
Merhaba sevgili dinleyici. Bu hafta TDK yılın kavramını belirledi. Ve yılın kavramı kalabalık yalnızlık. Kalabalık yalnızlık ne demek? Önce biraz bunu düşünelim. Sonra da bu konu hakkında uzun uza diye konuşalım istiyorum. Çünkü bence beklenmedik bir şekilde çok önemli bir kavrama atıfta bulunuldu. Ve hazır bu konu bizim konularımıza çok ilişkiliyken bu fırsatı kaçırmayalım isterim.
Kalabalık yalnızlık temelde etrafımızda insanlar olsa bile, insanların arasında bulunsak bile duygusal ve sosyal olarak yalnız hissetmemiz anlamına geliyor. Kimi zaman mesela etrafımızda birçok arkadaşımız oluyor, iş yerinde birçok arkadaşımız oluyor, baktığımızda gülüp eğleniyoruz ama günün sonunda kendimize anlaşılmamış, duyulmamış ve yeteri kadar sevilmemiş hissediyoruz. Baktığımızda aslında günümüzde bu duyguyu besleyebilecek yani o yalnızlık hissini arttırabilecek çok da koşul var. Bunları da biraz konuşmak istiyorum. O yüzden hadi gel birazcık daha bunun derinine dalalım.
Sanki zaman geçtikçe yani böyle bir şekilde temasımız olan insanların sayısı arttıkça yalnızlık hissimiz de artıyor. Görüştüğümüz insanların sayısı artarken yani bir nevi derin ve anlamlı bağlar kurma oranımız azalıyor. Tabii ki bunda sosyal medyanın ve dijital iletişimin yeri çok büyük. Hani böyle şey gibi, mesela ben bir tweet atıyorum. Bir sürü insan o tweeti görüyor. Hatta ona cevap veriyor. Bazen bana özelden mesaj atıyor. Benimle bir şekilde bir bağ kuruyor. Ama bu bağ, yeteri kadar elle dokunulabilen, zor anda koşulabilen bir bağ olamıyor. Ya da mesela, Tanıştığımız insanlarla konuşmalarımız yüzeysel kalıyor. Daha derine inemiyoruz. Kendimize olduğumuz halimizi gösteremiyoruz. Sosyal medyanın böyle bir tarafı da oluyor. Instagram gibi, TikTok gibi, LinkedIn gibi mecralarda olduğumuz en iyi halimizi göstermeye çalışıyoruz. Ve arka tarafta aslında nasıl bir durumdayız, o anda nelerin içinden geçiyoruz hiç bilmiyoruz.
Bu TikTok fenomenlerinin, bazılarının intiharları konuşulmuştu geçtiğimiz haftalarda. Bunları düşününce ya da mesela aslında Instagram'da bu böyle müthiş hayatlar yaşıyormuş gibi görünen influencerların derinde hissettikleri yalnızlık duygusunu düşününce, Bu hiç tuhaf değil. Üstelik bu insanlar o görüntüleriyle yani bizlere gösterdikleri hayatla bizim içimizde de ciddi bir yetersizlik duygusuna yol açıyorlar. Ve o yetersizlik duygusu aslında bizim başka insanlarla ilişki kurmamıza engel oluyor. Ne demek istiyorum? Birazcık daha açayım. Diyelim ki ben gördüklerim yüzünden kendimi başarısız, çirkin, sevilmeyecek gibi hissetmeye başlıyorum. Benim öyle güzel bir evim yok. Ya da benim o kadar güzel bir vücudum yok. Ya da hiç sosyal medyada gördüğüm insanlar kadar başarılı veya eğlenceli değilim. Peki ben nasıl arkadaşlık kuracağım? Nasıl partner bulacağım? İnsanlar beni beğenebilir mi gerçekten? Ben hiçbir zaman o kadar iyi değilsem.
Bu duygular özellikle öz saygısı düşük olanlarımızı daha fazla etkiliyor. Öyle olunca, biraz daha kilo vermeden insanların karşısına çıkmamalıyım ya da şu işe girmeden arkadaşlarımla tekrar görüşmemeliyim ya da işte şu şu şu başarıyı elle etmeden biriyle görüşmeye bile çalışmamalıyım duygusu bizi alt üst ediyor ve kendimizi daha da izole etmemize sebebiyet veriyor. Üstelik bu depresif ve anksiyetik düşünceler bizim zaten kendimize dış dünyanın alıkoymamıza sebep olduğu için giderek daha yalnız hale geliyoruz ve kendimizi daha da sevilemez buluyoruz. Aslında baktığımızda yalnızlık uzun süredir üzerine konuşulan bir konu. Hiç düşündünüz mü bilmiyorum ama Amerika'da şu anda ciddi bir opioid krizi var. İnsanlar ağrı kesicileri ama çok güçlü ağrı kesicileri ve diğer uyuşturucu maddeleri
Çok fazla kullanıyorlar ve birçok aile, birçok insanın hayatı bunlardan dolayı dağılıyor. Bu opioid krizinin ortaya çıkışını Amerika'daki yalnızlık durumuyla bağdaştıran çok fazla çalışma var. İnsanlar yalnız hissettikçe, kendilerini anlaşılmamış hissettikçe aslında başka yerlerden tatmin arıyorlar. ve genellikle ana problemi çözmekten kaçmak amacıyla bu tarz baş etme yöntemlerini tercih edebiliyorlar. Bu şekilde başlayan süreç zaman içerisinde giderek kötüleşiyor ve şu anda bu piyoid krizini çözmek için yalnızlıkla mücadele etme yöntemleri araştırıyor üniversitedeki araştırmacılar. Bununla beraber mesela Avrupa Birliği içerisinde de şimdi yalnızlık kavramı çokça konuşulur oldu. Bununla ilgili neler yapılabilir, nasıl farklı bir yöntem denilebilir, nasıl insanlar tekrar birbiriyle daha iyi ilişkiler kurabilir üzerine konuşuyor insanlar.
Hatta 2025 yılında EU Loneliness diye bir proje başlatılacak ve tamamen yalnızlık üzerine çalışacak. Böyle bir grup araştırma yapılacak, çalışma yapılacak. Türkiye'de de yalnızlık önemli bir problem. Aslında Dünya Sağlık Örgütü şu anda dünyada her üç kişiden birinin yalnız olduğunu hissettiğini söylüyor.
Yalnız olmak zaten böyle bir objektif olarak yalnız olma kavramı değil. Yalnız olmak çok subjektif bir duygu. O yüzden aslında kalabalık, yalnızlık önemli bir kavram. Yani ben dışarıdan bakıldığında hiç yalnız gözükmeyebilirim. Ama derinde yalnız hissediyorsam yani etrafımdaki insan sayısının da hiçbir önemi yok.
Burada algılan yalnızlıktan bahsediyorum ya, size daha iyi bir örnek oluştursun diye şeyi hatırlatmak istedim. Biz araştırmalarımızda genellikle insanların ne kadar yalnız olduğunu ölçemek isteriz. Ben özellikle doktor derken dışlanmayla ilgili çok araştırma yapıyordum ve dışlanan insanlar daha çok yalnız insanlar mı gibi bir soru doğal olarak Ama bunu da şöyle düşünmenizi istemem. Yani dışlandığım için yalnız hissediyorum değil, bazen de yalnız hissettiğim için dışlanıyorum. Biraz yumurta-tabuk ilişkisi var. Orada çok kullandığımız bir ölçek vardı. O ölçekten böyle bazı soruları sizinle paylaşmak isterim ki aslında neye baktığımızı anlayın. Mesela bu Skilla'da şöyle sorular var. Zorlandığım anlarda konuşabileceğim bir insan olduğunu düşünüyorum. Kendimi başka insanlara yakın hissediyorum.
Bana yoldaşlık edecek birinin var olduğuna inanıyorum. İlişkilerimin, benim başkalarıyla kurduğum ilişkilerin anlamlı ilişkileri olduğuna inanıyorum. Beni gerçekten tanıyan biri olduğuna inanıyorum. Şimdi bunları insanlar 1 ile 7 arasında çok katılıyorum ya da hiç katılmıyorum diye işaretlediklerinde dışarıdan bakıldığında çok arkadaşı olan ya da hani böyle çok keyifli, mutlu, hiç yalnız gözükmeyen insanların mesela beni bu hayatta gerçekten tanıyan kimse yok gibi bir cevap verdiklerini gördüğünüzde aslında anlıyorsunuz yalnızlık ne demek.
Burada hemen şeyi de düşündürtüyor bana bu mesela çok popüler figürler işte mesela rock müzisyenleri ya da böyle oyuncular ya da bir sürü ünlü insanın aslında baktığımızda çok popüler çok iyi bir hayatı varmış gibi Ama derinde çok yalnız hissediyor. Hatta biliyorsunuz kimi bu sebeplerle madde kullanımına, hatta günün sonunda intihara sürüklenebiliyor. Bu yalnızlık duygusu, o yüzden gözle görülenle içeride hissedilenin çok farklı olabileceği bir duygu. Onu vurgulamak istiyorum özellikle. O yüzden de benim adıma bu yılın kavramının kalabalık yalnızlık olması çok önemli, çok kritik. Çünkü bunun hakkında konuşma fırsatı veriyor bize.
Az önce şunu söylemiştim, yani aslında yalnızlık farklı yaş gruplarında farklı etki gösteriyor diye. Bunu biraz açmak istiyorum, çok hızlıca. Birincisi, genç insanların, yani 30 yaşından küçük insanların kendilerini daha yalnız hissettiğini gösteriyor çalışmalar. Sonra yalnızlık 30 ile 65 yaş arasında yalnızlık duygusu biraz azalıyor. Sonra yaşlı insanlar da daha tekrar fazlalaşıyor. Burada bir şeyi düşünüyorum. Bana bu data hep şunu hatırlatır. Yani zaten yaşlılıkta o anlaşılmama hissi artıyor. Etrafımızdan arkadaşlar belki bir bir azalıyor. Bunların tabii çok ilgisi var. Gençlikte de yani 30 yaşın altında da
Kimlik bulma çabası içerisinde muhtemelen kendimizi yalnız hissediyoruz. Mesela şu bilgi beni çok etkilemişti. Üniversitenin ilk yılı hayatımızda en çok arkadaş edindiğimiz dönem. Ama hemen sonrasında o arkadaşlıklar hızlıca azalıyor. Çünkü kendimizi herkese o kadar yakın hissedemiyoruz ve bir nevi yaprak döküyoruz aslında yani. O yüzden o
kendimizin kim olduğunu bulma ve kendimizle barışık olma noktasına gelene kadar yalnız hissediyor olmamız çok anlaşılır. Zaten o noktaya gelemeyenlerimiz de bence yalnızlık hissini sürdürmeye devam ediyor. Şu da var tabi ki yani kendi olduğumuz halimizle sevilebileceğimize inancımız var mı yok mu? Çünkü buna inanmıyorsak aslında ilişki kurma eforlarımızı da azaltabiliyoruz. İsterseniz şimdi bu noktada minik bir ara verelim sonra başka faktörleri de konuşmak üzere
Geri döneceğim. Peki ya bu kalabalık yalnızlık kavramı neden şimdilerde konuşuluyor? Veya mesela neden bazı kültürlerde bundan daha fazla bahsediyoruz? Bazı yaşayış şekillerinde bunun daha büyük bir yeri var. Çünkü modern şehir yaşamı aslında bence bunda çok etkili. Çünkü
Sadece şehir yaşamı değil yani modern hayat bireyselliği çok fazla ön plana çıkartıyor ve bizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Artık birbirimizden haberdar değiliz. Komşumuzdan haberdar değiliz. Arkadaşımızdan haberdar değiliz. Hepimiz çok ciddi bir tempon içerisindeyiz. Birbirimize vakit ayırmakta zorlanıyoruz. Eskiden var olan dayanışma ağları bir nevi erozyona uğruyor.
Pandemiden sonra bu durum tabi ki daha da derinleşti. Daha da uzaklaştık birbirimizden. Mesela modern aşklardaki problemlerin pandemiden sonra ne kadar daha da kötüleştiğini eminim farkediyorsunuz. Bu arada onu da söylemeden geçemeyeceğim. Bu dating dünyasındaki şu anda gerçekten çok kötü olan durum yalnız hissetme halimizi de giderek arttırıyor. Çünkü bizi umutsuz hissettiriyor.
Sevilemeyecek miyim? Hiç düzgün bir insanla karşılaşamayacak mıyım? Ya da bu düzgün insanlar bir yerlerde varsa ben onları nereden bulacağım sahi? Sorularını sürekli sorduruyor bize gibi hissediyorum. Bu arada yalnızlık öyle sadece psikolojik olarak hissettiğimiz bir duygu da değil. Yani o duygunun yanı sıra bizim depresyon ve anksiyete gibi maruz sağlığı sorunlarıyla karşılaşma ihtimalimizi arttırıyor tabii ki.
Bunun yanı sıra mesela bağışıklık sisteminizin zayıflamasına yol açıyor, yaşlılıkta Alzheimer riskini arttırıyor, obezite ile ilişkisi bulunuyor. Yani yalnızlık çok aslında derin toplumsal bir sorun. Aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu demem mümkün bence. Tabii ki bir psikolog olarak sadece bireyleri anlatacağımı düşündüyseniz yanıldınız. Çünkü bence bu işin politik boyutu da var. Yani neoliberal politikalar bence yalnızlığı arttıran, körükleyen bir yaklaşım. Çünkü bireysel başarı kutu sanıyor. Bireysel olarak. Para kazanmak, kariyer yapmak, bir yerlere varmak çok önemliyken toplumsal dayanışma duygusu giderek zayıflıyor. Herkes kendi başına bir şey başarır. Ben de zaten bir yere varacaksam kendi başıma, kendi ayaklarımın üzerinde varırım duygusuyla. Aslında ben sosyal destek ağlarımdan yeterince yararlanamıyorum ve bu da yalnızlık hissimi derinleştiriyor. Aile arasında kurulan bağlar da bu arada zayıflıyor. Burada mesela çekirdek aileye övgü düzüyoruz sürekli. Tabii ki kalabalık ailelerde, geniş ailelerde ciddi sınır problemleri de var yani bunu inkar etmeyeceğim. Ama sonuçta doğru sınırları koyarak geniş aileden duygusal anlamda faydalanabilmemiz de mümkün. Ama biz yalnızlaşıyoruz ve yalnızlaşırken
küçülürken aslında daha önce önemli olan bağlarımızı kaybediyoruz. Mesela bu konu şeyde çok konuşuluyor. Hiç düşünüyor musun bilmiyorum işin bu kısmını ama çocuk yetiştirmek. İngilizce it takes a village to raise a kid diye bir tabir var. Yani bir çocuğun yetiştirilmesi için bir köy gerekir diye.
çevireyim. Şu anda çocukları kendi küçücük çekirdek ailemizde yetiştirmeye çalışıyoruz. Ne kadar az insandan destek alıyoruz. Ne kadar az insana elimizi uzatıyoruz. Bu anlamda bir düşünün derim. Burada tabii ki şey değil yani ben elimi uzatmadığım için destek alamıyorum. Sığ bir bakış açısı bence. Bir yandan da ben ihtiyacı olan arkadaşıma elimi uzatıyor muyum? Ya da arkadaşımın ihtiyacı olacağını düşünüyor muyum? Bu da önemli.
Mesela çok basit bir örnek vereyim. Benim oturduğum apartmanda kızımın okuluna giden herhalde 6-7 daire var. Ve ben bu 6-7 dairedeki insanların hepsini tanıyorum. Her sabah kızımla beraber 6-7 çocuk apartmandan çıkıp kızımın okuluna yürüyerek gidiyorlar. Henüz hiçbirimiz kendilerimizle konuşup şunu demedik. Ya niye biz her sabah 6-7 aile
Tek tek ayrı ayrı okula götürüyoruz bu çocukları demedik. Neden mesela sabahleyin saat 8'de bütün çocuklar apartmanın altında toplansın, işte pazartesi ben götüreyim, salı komşum götürsün, çarşamba diğer komşumu götürsün gibi bir anlaşmaya varamadık derseniz, işte ben bunda modern hayatı suçluyorum. Çünkü o ilişkiler kurulmuyor artık. Birbirimize olan güvenimiz de azalıyor bu arada. Yani şu da çok önemli. Ben başka bir insanın benim önem verdiğim şeye benim kadar önem vereceğine güvenemez hale geliyorum. Öyle olunca da elimi uzatmıyorum, destek almıyorum.
Tabi bu arada kentsel dönüşümden ve sosyal mekanlardan da bahsetmemiz lazım. Yani eskiden daha fazla toplumsal olarak bir araya gelebileceğimiz alan varken şimdi onlar da daha ayrık ayrık. Yani şehir planlamalarında da sosyal etkileşim alanları azalıyor. Böylece bir araya o kadar da fazla gelmiyoruz. Mesela şunu düşünmenizi isterim.
Ne zaman en son nerede yeni bir insanla tanıştınız? Yeni bir insanla arkadaşlık kurdunuz. Yani şu anda mesela flört etmek için online dating dışında insanlar bir iletişim yöntemi bulmakta zorlanıyorlar. Benim aklıma hemen şey geliyor. Yani biz üniversitedeyken mesela o zaman Taksim çok
daha güzel ve girilesi bir yerken hep beraber Taksim'e giderdik, otururduk. Biz oturduğumuzda yan masada arkadaşlarımızın arkadaşları, orada başka bilmem kimin tanıdığı derken aslında bir koca sokakta bir şekilde temas kurabileceğin bir sürü insan olurdu. Öyle olunca biriyle tanışmak, biriyle orada oturup bir şeyler içmek o kadar daha kolay olurdu ki. Şu anda zaten yeni bir insanla o şekilde bir araya gelemiyorsun. Bunlar çok azalmış durumda. Bir de tabii ki, yani dijital medyanın, zaten konuştuk, yani o sosyal medyanın üzerinde zaten onun etkisini regüle edebilecek hiçbir şey yok. Ve bunun bize ne kadar nüfuz ettiğini fark etmekte de zorlanıyoruz.
Peki kalabalık yalnızlıkla nasıl başa çıkabiliriz? Yani bu hepimizi etkileyen bir şey, etkileyebilecek bir şey. Birincisi sosyal medya kullanımımızı konuşmamız lazım arkadaşlar. Yani bunu hepimizin bir oturup düşünmesi lazım. Akşamları o storylere bakarken, TikTok'ta videoları izlerken, Twitter'da gerçekten bir nevi çürürken, bu arada dünyada yılın kavramı olan beyin çürümesine bir brain rota bir el sallamak istedim. Çünkü aslında yaptığımız şey bu. Yani beynimizi çöple dolduruyoruz. Gerçekten hiçbir işimize yaramayan, bir saat sonra hatırlamadığımız ama o esnada bizi iyi hissettirmeyen ama izlediğimiz ve değiştiği için iyi hissettiren bir sürü şeyi zihnimize sokuyoruz ve gerçekten iyi etmiyoruz. O yüzden burada bununla ilgili bir farklılık yaratmak zorundayız ve bunu kendimiz yapmak zorundayız. Bunu sevdiğimiz insanlarla birlikte yapmak zorundayız. İkincisi,
Ailemize ve arkadaşlarımıza daha fazla vakit geçirmek için uğraşmamız gerekiyor. Şimdi ben burada çuvaldızı kendi mesleğime de batırmak istiyorum. Yani ki bunun da bence politikayla alakası çok var. Yani bu yeni bakış açısı.
bizi bireyselliğe çok fazla sürüklüyor. Sanki iyi hissetmek için tek yol benim kendimi iyileştirmem. Meditasyon yaparsam, sabahları çıkıp yürüyüşümü yapar, kahvemi içersem, güzel müzikler dinleyip, kendi iyilik halimi önceliklendirirsem hayatta mutlu bir insan olacakmışım yanılgısı var. İnsanlar böyle mutlu olmuyorlar. İnsanlar iyi ilişkiler kurarak mutlu oluyorlar ve bizim daha iyi ilişkiler kurmayı öğrenmemiz gerekiyor. O yüzden de burada bir yerlerden başlamak için önce birbirimize anlamlı vakit geçirmemiz lazım. Çıkın bakın, bu arada ben bunu kendim de yapıyorum yani hiç yargılayan bir yerden söylemediğime emin olabilirsiniz. Mesela oturuyoruz yemek yemeye gidiyoruz. Ben, eşim, kızım ve bir bakıyorum WhatsApp mesajlarına bakarken bulmuşum kendimi. Ay ona da bir cevap vereyim. Şuna da şunu yapayım derken bir 7-8 dakika geçmiş. Aynı esnada eşim de belki telefonla bakıyor. Belki işte kızım da o esnada bambaşka bir şeyle ilgileniyor derken yani biz aslında beraber yemeğe gitmişiz ama üçümüz
Konuşmamışız yani. 10-15 dakika geçmiş, biz konuşmamışız. Yani bunu fark ettiğim zamanlar ben böyle apar topar telefonu çantama atıyorum ve hani böyle oraya odaklanmaya çalışıyorum tekrar ama sonuçta bunu yapıyorum. Yani şeyi de hatırlıyorum. Mesela Defne daha çok küçükken, onu uyuttuğum esnada Defne kucağımda olurdu. Mesela ben telefona bakıyor olurdum. Yani bunu yakaladığım zamanlar hemen telefonu bırakmaya çalışıyordum. Yani bu anı kaçırmamam lazım. Bu çok özel bir an. Benimle bağ kurma anı. Ama her zaman yapamıyordum bunu.
O yüzden bence buralarda biraz daha farkındalığımızı arttırıp kendimize o savaşı vermemiz gerekiyor gibi hissediyorum. Bu işin tabii ki sosyal politikalar kısmı da var. Yani toplumsal olarak bir arada vakit geçirebileceğimiz alanların arttırılması gerekiyor. Bunu türlü korkularla yapmayan sistemler olduğunu biliyorum. Çünkü insanların bir araya gelmesi başka korkuları uyandırabiliyor.
Ama aslında bunun böyle sağlıklı ve bize iyi gelen yöntemlerle hazırlanması çok güzel olur gerçekten. Benzer bir şekilde ruh sağlığına erişimin de kolaylaştırılması gerekiyor. Çünkü şu anda ruh sağlığı gerçekten aslında herkes için sadece ekonomik olarak erişilebilir değil. Bence psikolojik olarak da erişilebilir değil.
Yani insanlar ruhsalla hizmeti almak için gerçekten ciddi büyük bir problemlerin olması gerektiğini düşünüyorlar. Halbuki böyle bir şey yok aslında. Son olarak bence toplumsal olarak dayanışma duygusunu arttırmamız lazım. Toplumsal dayanışmanın artması için illa korkunç büyük olayları beklememiz gerekmiyor. Yani gönüllü faaliyetlere daha fazla katılım sağlansa,
Yerel boyutta aslında birbirimizi daha fazla tanıyıp, daha fazla vakit geçirebilsek ve daha fazla birlikte bir şeyler, anlamlı bir şeyler, topluma faydalı bir şeyler yapabilsek bunların hepsi kalabalık yalnızlık duygumuza çok iyi gelecek. Umarım bu podcast bu kavramı biraz daha kafanızda açmıştır, daha aydınlatmıştır. Belki kendinizce kendi yalnızlığınızla savaşabilecek bir çözüm bulmanıza yardımcı olmuştur. Ya da belki yalnız olabileceğini düşündüğünüz bir insana elinizi uzatmanın ve onunla güzel, kaliteli vakit geçirmenin ona ne kadar iyi geleceğini farketmenizi sağlamıştır. Hepinize çok sevgilerimi gönderiyorum. Hepimiz için daha az yalnız günler diliyorum.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.