Podcast

439: Yeni Bir Fay Hattı: Siyasal Alevicilik

Trend Topic

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

2025’in ilk bölümünde, gündemi meşgul eden “Siyasal Alevicilik” kavramını masaya yatırıyoruz. Mezhepçilik üzerinden yaratılan bu yeni söylemin ardındaki manipülasyonları ve toplumsal fay hatlarını tetikleme risklerini ele alıyoruz.


See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.834 kelime · ~19 dk okuma

Herkese merhaba. Bu kaydı 31 Aralık 2024'te alıyoruz. Muhtemelen siz bugün konuştuklarımızı 2025'te dinleyeceksiniz. Hepinizin yeni yılını kutlarım. Pazar günü astrolog Hande Kazanova ile sohbet ettik kanalda. Dedim ki, Hande ne yapmamız lazım? Hande de dedi ki, Ozan'cım takmıyoruz. 2025'te kafaya takmayanlar mutlu olacakmış.

Elçiye zeval olmaz efendim. 2025'te kafanıza tokadan başka bir şey takmayın, sallayın gitsin. Sallaması zor ama sallayın. Geride bıraktığımız hafta asgari ücret açıklandı, devlet gövdesini koydu ve %45'lik gerçekleşen enflasyona karşın asgari ücrete %30 zam yapmış oldu. Asgari ücreti enflasyona ezdirmedik efsanesi de böylece son buldu. Cem Küçük bile bu zammın beklentinin altında kaldığını, asgari ücretlinin enflasyona ezdirildiğini itiraf ediyor.

Asgari ücretle ilgili de şunları söyleyelim. Aslında beklenti 23.500-24.000 aralığındaydı. Yani %37 ile %39 arasında bir haber gelmişti dün. Yani %40 olsa aşağı yukarı 6.800, onu da 23.800-24.000 lira olur diye bekleniyordu. Şimdi hükümet biliyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanımız da hükümette, kimseyi çalışanlara enflasyona ezilmeyeceğiz dedi. Ama ezilmemiş mi oldu şimdi bu durumda? Biraz ezilmiş oldu.

Transkriptin tamamını oku

Asgari ücretliler hatta daha geniş çerçevede tüm ücretliler büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Bu hayal kırıklığını politikleştirecek bir muhalif özne olmadığı için Erdoğan için bir sorun yok. Erdoğan için dikensiz bir gül bahçesi Türkiye. Asgari ücretin yarattığı hayal kırıklığının ardından CHP'ye yakın sivil toplum örgütleri 28 Aralık'ta Ankara'da Tan Doğan Meydanı'nda bir miting düzenledi. Görebildiğim kadarıyla oldukça kalabalık bir mitingti.

İnsanlar gerçekten tutunacak bir dal, bir umut kapısı arıyorlar. CHP lideri Özgür Özel de bu mitingde net mesajlar verdi. Hep birlikte sesleniyoruz! Buradan sonra bu bütçeyle geçim olmaz! Geçim yoksa! Geçim yoksa!

Özgür Bey tekerlemeleri seviyor. Asgari ücret 30, altına yokuz diye girdi Aralık ayına. Asgari ücret 22 bin liraya çıktı. Bu sefer de 30'un altına yokuz, mücadeleye varız dendi. Tekerlemeleri seviyor dediğim gibi. Bir süredir de geçim yoksa seçim var deniyor. Sevgili dostlar ben size hakikati söyleyeyim. CHP seçim falan istemiyor. Seçime de hazırlanmıyor. An itibariyle parti programı yazıyorlar. Bu süreç daha aylar sürecek. Şu anda da parti seçime falan hazır değil. Hadi programı geçin. Ya seçim isteyen partinin adayı belli değil adayı. Yani bu geçim yoksa seçim var tekerlemesi, mitinglerde söylenmesi güzel oluyor da söyleniyor işte. Ama hakikat değil. Erdoğan es gaza hadi ulan gelin seçim yapalım dese, CHP aday tartışmasına batar büyük karışır. Bunca yoksulluğa, bunca sefalete rağmen CHP'nin adayı her kimse kazanır mı ondan da emin değilim. CHP'deki durumu gözü olan görüyor. O yüzden diyorum ya...

2025'te takmayın kafanıza sallayın gitsin. Henüz Erdoğan'ın karşısına çıkıp ben bu ülkeyi senden iyi yönetirim diyen olmadığına göre sallayın gitsin. Muhalefetle iktidarın didişmesini sallayın ama madem bu 2025'in ilk tren topiği, o halde 2025'e damga vuracağını düşündüğüm Suriye meselesini masaya yatıralım bu bölümde. Aslında planım bu değildi. Perşembe akşamı öğretmen maaşları yüksek mi? Öğretmenler az çalışıp çok mu kazanıyor? Temalı bir bölüm hazırlamak için bilgisayarın başına geçmiştim ki sosyal medyada tren topik listesi ilgimi çekti. O günün tren topiğini görür görmez anladım ki pek etli bir konuyla karşı karşıyayız. Öğretmen maaşı meselesini erteledim, bu konuya daldım. Tren topik listesinin tepesinde ne vardı biliyor musunuz?

Siyasal Alevicilik. E hadi koşu yolumuza gelen bir Arapası değerlendirelim, bu tartışmayı sizlere sunalım. Merak etmeyin dandik tartışma gibi görünse de bu bölümde konuşacağımız meselenin 2025'e damga vuracağını hissediyorum. O halde sizi daha fazla bekletmeyelim. Ben Ozan Gündoğdu. Hazırsanız başlayalım.

Şimdi konuya tümüyle yabancı olduğunuzu varsayıyorum. Endişelenmeyin. Ya herkes bunu konuşuyor da ben mi habersiz kaldım diye düşünmeyin. Eğer bu tartışmadan haberdar değilseniz doğru yoldasınız. Doğru bir timeline'ınız vardır efendim. Çünkü benim çöplüğe dönmüş timeline'ıma düşen meseledir bu. Ama dikkat edin, gelecekte daha çok konuşacağımıza eminim. 26 Aralık Perşembe günü öğretmen maaşlarına ilişkin çalışırken gözüme ilişen bir tren topik konusuydu siyasal alevicilik. Neymiş ya bu diye bakınırken Fatih Tezcan'ın bir tweet'i önüme düştü. Şöyle diyordu tweet'te.

1. Siyasal alevicilik kavramını kasten markalaştırıyorum. Kullanın. 2. Siyasal aleviciliği ifşa eden her yazıyı, videoyu paylaşıp yayın. 3. Alevilik kavramını kullanmayın. Hem kanunen suç, hem tahrik. 4. Aleviler kardeşimiz deyip geçin. Siyasal alevicilikle savaşın. Fatih Terecan'ı biliyorsunuz değil mi? Ben adama kamusal figür muamelesi yaptım ama an itibariyle itibarlı hiçbir kurumun ekrana taşımadığı, YouTube kanalında konuşan, Şu sıralar Suriye meselesi yüzünden fazlasıyla gaza gelmiş, eski eşine zulmettiği için hapis yatmış, sorunlu bir tip Osmanlıcı, İslamcı bir ideolog böyle kendince analiz kasıyor. Yani normal şartlar altında böyle ciddiye alıp bunun üzerine konuşulacak bir tip değil bana göre. Çok geniş kitlelere mi hitap ediyor? Yoo, baktım kanalından başka bir yerde yayın yapmıyor. Yüksek kanaatlerini sunduğu bu saçmalamaları da 10-20 bin kişi tarafından izleniyor.

Yine de bu kişiyi bilmeyen dinleyicilerimiz olabilir. Ya şu Mısır'da sisi darbesi olduktan sonra yaptığı konuşma sosyal medyada viral olmuştu. Oradan tanıdık gelebilir belki. Sen Arapları bırak, Mısır'ı bırak, ülkenin içerisine bak.

Bir numaralı vesvesedir, şeytani bir sözdür, alakamız yoktur, Allah'tır, Euzubillah. Kahire, Türkiye'nin İçişleri Bakanları'nın ilgileneceği bir iştir. Kahire bizim 82. vilayettir. Şam 83, Bağdat 84, Mekke 85, Medine 86. Bu oyun bitti. 80 seneden beri bu tiyatroyu oynadınız. Yok öyle bir şey. Halep benim vilayetim, yürüye yürüye geçtim, yargılanıyorum. Bir daha gelip, bir daha yargılanırım. Şam benim, Kahire benim.

Osmanlı çocuğu bu arkadaşlar, uçmuş herif. Valla Türk sahana şöyle bir bakıyorum, Anadolu temasını işleyen yok. Herkes Anadolu'ya sırtını dönmüş. Biri ulusunun sembolünü Orta Asya steplerinden arıyor, biri Osmanlı haritasına bakıp bakıp gaza geliyor. Zannedersiniz bir biz burada büyüdük ha. Biz nerede büyüdük, bunlar ne yedi, ne içti de bu kadar gaza geldi. Ne yaşayınca hakikatten böyle kopuyorsun, ıslak hayaller alemi.

İnsanların ideolojilerine uygun dış politika hayalleri olması normaldir. YouTube'da Alan TV'de Yakup Tercih ile gündeme ilişkin sohbet ediyorduk. Yakup'u da ta üniversite yıllarından yakinen tanırım. Mücadele ruhu canlı, enteresan bir sosyalist. Sohbet ederken konu ideolojilerin dış politika hayallerine geldi. Solcuların var mı mesela dış politika hayali deyince Yakup atıldı.

solcuların fantezisi dediği gibi. neyi dedin? doğu akdeniz. abi doğu akdeniz işçi devleti çok güzel olur. şöyle levant'tan filistin'in kurtarıldığı, suriye, irak'a kapsayan. güzel fantezi bak o da güzel fantezi. ulus devlet sınırını açtığı için de hakikaten yönetilmesi falan da kolay olabilir. he olabilir. aynen mesela bu fantezi uğruna mesela baya böyle savaşlar kışkırtmaya falan başlasak mesela bu halk bize ne derse geridir yani. tabii. bu da iyi fantezi ha bakın. doğu akdeniz işçi devleti diyor.

Şimdi konuşmamızdaki vurgularımızdan anlarsınız ki bu bir fantezi yani. Öyle ciddiye alınacak bir tarafı yok. Romantik bir fantezi. Bu fanteziye sahip biri Türkiye'nin başına geçse ve bu fantezi uğruna savaşlar kışkırtmaya başlasa, bu halka ve Orta Doğu halklarına büyük kötülük yapmış olurdu. Bu dediğime solcular kızabilir ama hakikat bu. Sevgili dostlar, bizler 85 milyonluk bir ulus olmayı başarabilelim de önce, gerisini sonra düşünürüz.

Neyse uzatmayayım. 26 Aralık'ta ben öğretmen maaşları üzerine çalışırken önüme düşen Fatih Tezcan tweet'i ilgimi çekti. Ne diyor? Siyasal alevcilik diyor. Bu kavramı o icat etmedi ama bu bölümde dinleyeceğiniz bağlamı belli ki o buldu. Bu siyasal alevcilik ifadesini ben ilk Levent Gültekin'den duydum. Levent Gültekin, 2023 seçimleri sonrasında CHP'yi ve Kemal Kılıçdaroğlu'nu ele alırken bu ifadeyi kullanmaya başlamıştı. dinleyelim bir isterseniz. Kemal Bey'in etrafında bir grup yandaş oluşmuş. Onları ikiye ayırıyorum ben. Bir grup siyasal aleviciliğin ayak takımı. Dünyada sadece mezheple gören, geriye kalan hiçbir şeyi umurlarında olmayan bir zümre. Bir de ne kadar ülkede loser, bir daha siyasette var olma ihtimali olmayan, CHP'nin kapısından içeri girme şansı ihtimali kalmayan, siyasette kendi başına bir şey yapamayacak ne kadar loser varsa onların ikisi Kemal Bey'i yeniden ayağa kaldırıyorlar ve CHP'nin bütün ayarını bozuyorlar.

Şimdi Levent Gültekin'in siyasal alevici ifadesinin bu çerçeve içinde, bu bağlam içinde hakikate değen bir yanı var. Yanlış anlamayın yani gerçekten de Kılıçdaroğlu'nu sadece alevi olduğu için destekleyen dar ve saplantılı bir çevre var. Ama bu dar çevreden çok ama çok daha büyük bir grup olarak CHP'yi bir alevi partisi olarak göstermek isteyenler de var. Ama 26 Aralık'ta İslami sosyal medya hesaplarında gördüğüm bu değildi. Siyasal alevicilik ifadesi tren topik olmuştu da bu kavramın bağlamı bu Levent Mültekin'in ifadesinden daha farklı olarak Kılıçdaroğlu değildi. Konu Suriye'ye ilişkindi. 8 Aralık'ta Esad'ın devrilmesinin ardından Suriye'deki azınlık gruplar endişe içinde gelişmeleri takip etmeye başladı. Bu grupların başında da Suriye Alevileri ya da Nusayriler geliyordu.

Zira Suriye yönetimini ele geçiren güçlerin geçmişleri Alevi katliamlarıyla doluydu. Tüm bu katliamlar özellikle ülkenin batısında yaşayan Nusayri ve Hristiyan toplumunu tedirgin ediyordu. Çünkü Suriye'de Selefi cihadizmin on küsur yıldır dillendirdiği slogan da belliydi. Hristiyanlar Lübnan'a, Nusayriler mezara.

Şimdi de bunu söyleyenler kravat takmış, Suriye'de egemenlik gücünü eline almıştı. E insanlar da endişeli olmakta haklılardı. Musayri toplumu için mübarek bir isim, Şeyh El-Hasibi'nin türbesi Halep'te. 5 Aralık'ta Halep, HTS güçleri tarafından ele geçirdikten sonra, Cihatçılar bu türbeyi talan ediyorlar ve yakıyorlar. Türbenin yakılma görüntüleri, 22 Aralık'ta sosyal medyaya düşüyor ve Suriye'nin batısındaki illerde insanlar sokaklara dökülüyor.

Suriye'nin ikinci büyük kenti Halep'te Alevi toplumunun en önemli tarihsel kişiliklerinden Hüseyin El-Hasibi'nin türbesinin yakılmasına dair görüntüler tansiyonu bir anda arttırdı. Suriye'nin batısındaki kentler Laskiye, Tartus, Cebele, Hama ve Humus'ta yüzlerce kişi sokağa döküldü. Yeterli polis gücü olmayan yeni yönetim protestolara sert müdahale etti. Bazı bölgelerde karşılıklı çatışma çıktı.

Tabi sadece bu El-Hasibi türbesi meselesi değil, Suriye'de bir hukuk düzene kurulmadığı için irili ufaklı cihatçı çeteler cinayetler işliyor, sokaklarda durdurdukları insanların mezhebini sorabiliyor. Bunu başkent Şam'da görmüyorsunuz ama Suriye'nin taşrası bu gerilimlere sahne oluyor. Sosyal medyaya düşen videoları teyit edebilmek de pek zor. Bu görüntüler eski mi yoksa güncel mi belirsiz ama görüntülerin oldukça tetikleyici olduğu açık. İnsanlar, Türkiye'deki insanlar da bu görüntüleri izliyorlar, bu görüntülere coşanları görüyorlar, bir mezhep kışkırtması olduğu da ortada. Bugünlerde Suriye'yi takip ederken her dünya görüşünden gazeteciyi takip etmeye çalışıyorum.

Mesela, sünni İslamcı gazeteci Samet Doğan, HTS'e destekçisi bir isim. Ama yalanı dolanı yok yani, neyse onu yazıyor adam. Burak Yıldırım mesela, sosyal demokat, CHP'ye yakın bir isim. O da sahayı gözlemliyor. HTS'e karşıtı, Esad destekçisi, Hasan Sivri ve Hamide Rencüs de bu zamana dek manipülatif paylaşımlardan uzak duran kaynaklar.

Bölgeyi uzun yıllardır takip eden, gözleyen, sahada kaynakları olan Fehim Taştekin ve Hediye Levent gibi isimlerin de YouTube yayınları var. Tüm bunları hepinize tavsiye ederim. Ama tüm bu isimler bir yana siyasal akımların Suriye'ye ilgisini düşüneceksek özellikle İslamcılığın heyecanını kelimelerle anlatmak mümkün değil. Bir miktar böyle Osmanlıcı sos ile servis ettiğinizde milliyetçiler de Suriye'deki gelişmelere iştahlanabiliyor.

İktidar medyasında Suriye haberleri arka fona hücum marşı eklenerek sunuluyor. TikTok, Instagram editleri metroda, otobüste, takside, sokakta, her yerde hücum marşını duymamıza neden oluyor. Türk sahı, Suriye'deki gelişmelerle yüksek promil alkol almış gibi kendinde değil sarhoş vaziyetteler ve Suriye'deki gelişmelerin Türkiye'de yaratacağı sonuçlar umurlarında falan değil. Riskleri gözleyemiyorlar. Onlar hücum marşı eşliğinde Halebi 82, Şam'ı 83 yapmakla meşguller.

Hayaller aleminde onların tadını kaçıran şey, Suriye'deki yeni yönetime Türkiye'den halk kesimlerinden duyulan güvensizlik. Tabii aynı dönemde bu gelişmeleri yakından takip eden kesimler de siyasal İslamcılık ifadesini sıkça kullanıyor. Bu siyasal İslamcılık ifadesinden sıkılan, bu ifadeyi sevmeyen, bu ifade işine gelmeyen İslamcı gruplar, çölde su bulmuş gibi heyecanla atıldığı siyasal alevicilik kavramının üzerine. 26 Aralık'ta Fatih Tecan'ın tweet'i belli ki bu camiada büyük bir coşku yaratmış, Twitter mücahitleri ellerine oldukça işlevsel yeni bir alet geçirmişti. Menşınlar, alıntılar hep siyasal alevicisin yani gibi iğnemelerle dolmuştu. Layıklıyı savunmak, örneğin yılbaşı ağacına saldıranları eleştirmek falan siyasal alevicilik olarak resmedilmeye başlamıştı.

O kadar ki Twitter'da başlayan siyasal alevicilik akımı, ertesi gün Yeni Şafak'ta, Yeni Akit'te köşe yazarlarının konusu olmuştu. Yeni Şafak'tan İsmail Kılıçaslan, 29 Arlık'taki köşesinde şunları yazmış. Sünnileri senelerdir siyasal İslam çirkinliğiyle dövmek isteyen herkes, bu kurguyu görüp olan biteni siyasal alevilik olarak tanımlayan insanları en azından anlayışla karşılamak zorundadır. Zira Türkiye'de kimsenin babasının malı değildir, kavramlaştırma hakkı da kimsenin babasının malı değildir.

Tüm çağdaşlaşmacı, modernleşmeci, günün gerçeklerine uyumlu siyasal akımları, neydiği belirsiz, ne anlama geldiği müpem, uyduruk bir siyasal alevicilik başlığı altına alacaksınız. Bunu yaparken de tarihsel bir hakikat olan siyasal islam kavramını bahane edeceksiniz. Madem siz bize siyasal islamcı diyorsunuz, o halde siyasal islamcı olmayanlara da bizler siyasal alevici deriz, buna da anlayış göstermek zorundasınız. Böyle deniyor. Şimdi biz bu saçmalığı ciddiye alalım mı? Benim cevabım evet, ciddiye alalım. Bu siyasal alevicilik lafını neden ciddiye aldın derseniz, onu gelin reklamlardan sonra konuşalım.

İslamcılığın yenildiğini, fikren mağlup olduğunu, Türkiye'ye ve insanlığa ilişkin vizyonunu kaybettiğini burada defalarca kez dile getirmiştir. Sosyolojik bir vaka olarak sekülerleşiyorduk. Sadece biz değil, hemen hemen tüm İslam aleminde yaşanıyordu bu sekülerleşme süreci. Fakat bu tespit sadece sosyolojik temellere dayanmıyor. İslamcı egemenler de yavaş yavaş tasfiye oluyordu. Dünya İslamcılığının üzerine inşa edildiği üç sac ayağı vardır desek yanlış bir şey söylemiş olmayız.

Yani 3 ekol üzerine inşa edilmiştir dünya islamcılığı. Bu ekollerden biri, Şii İslam'ı diyebileceğimiz İran'dır. İran'da rejimin kaç yıl daha ayakta kalabileceği an itibariyle şüphelidir ama artık bir gelecek vizyonu yoktur bu rejimin. Dolayısıyla tarih önünde İran rejimi kaybetmiştir. İran'da bir tür failed state durumuyla karşı karşıyayız. Tümüyle dünyadan izole olmuş, devasa sorunlarıyla uğraşan ve halkına umut olamayan çürümüş bir rejimi var İran'ın. Bir diğer ayak, Mısır'dan yükselen Müslüman kardeşler ya da ihvanı Müslüm'ündür ki onun da artık varlığından bir eser yok.

Ana vatanları Mısır'da tıpkı FETÖ gibi bir terör örgütü olarak anılıyorlar. Onlara arka çıkan Katar ve Türkiye gibi ülkeler de artık ihvana sahip çıkmayı bırakmış durumda. İran İslamı ve Müslüman kardeşlerin yanına bir üçüncü ayak olarak da Suudi Arabistan'a ekleyebiliriz. Suud İslamcılığı her ne kadar Selefi olsa da Sünni İslam'ın da hamiliğini üstleniyordu. Finans kaynaklarıyla ve Mekke ve Medine gibi kutsal kentleri elinde tutmasıyla İslam şeriatının uygulandığı ender topraklardan biriydi Arabistan. Orada da artık Jennifer Lopez sahne alıyor, defileler falan yapılıyor.

Arkadaşlar buyrunuz. Hep beraber Suriye Arabistan'a gidiyoruz. Bu konuyu dün bir konuşmuştuk. Hande Erçel etkinlikten etkinliğe koşuyor. Ama dikkatimizi başka bir şeye çekiyor. Yani oraya dünyanın bin bir türlü yerinden gelmiş çok ünlü isimler geldi. Ve giydikleri kıyafetler, ah burası Suriye Arabistan mı gerçekten dedirtti. Böyle çünkü 2030'a dek petrole bağımlılığını yok etmek istiyor Suudi Arabistan. Haliyle dünyaya açılıyor. Yani sekülerleşmek bir tercih değil, bir zorunluluk artık. Müslüman kardeşler tarih sahnesindeki yerini alıyor. Geleceğimizde İran'daki morlu rejime olmayacak ve belli ki Suudi Arabistan'da da bildiğimiz anlamda bir şeriat uygulanmayacak gelecekte.

Çünkü çok ama çok açık ki, 21. yüzyıl dünyasında, 20. yüzyılda gördüğümüz biçimiyle İslami rejimler ayakta kalamıyor. Yeni bir yüzyıl bu. Şimdi, Aleviciliğe geleceğiz ama şunu tespit edelim. Karşımızda bir ham hakikat olarak İslamcılık var. Fransız düşünür Olivier Roux, Siyasal İslam'ın iflaslı kitabında bu kavramı tartışıyor. Yani diyor ki, İslamcılık demek doğru mu, yanlış mı? İslamcılık ya da Siyasal İslam ifadesini şöyle savunuyor Roux,

İslamcılar siyaset sorununu İslam'ın bütünsel ve kapsayıcı bir düşünce olması ilkisinden hareket ederek ele almaktadırlar. Toplumun Müslümanlardan oluşması onlara yetmemektedir. Temelleri ve yapısı itibariyle İslami olması gerekmektedir. Bu yüzden Müslüman olanla İslami olan arasında ayrım yapmaktadırlar. Bu ayrım, İslamcılık ya da siyasal İslam kelimesini kullanışımızı haklı kılmaktadır.

İslamcılıkla Müslümanlık arasında böylece farkı daha net ortaya koyabiliyoruz. İslamcı için toplumun Müslümanlardan oluşması yetmiyor. Tüm toplumun temelleri ve yapısı itibariyle sadece Müslüman değil, İslami olması da gerekiyor. Hal böyle olunca evinizin içindeki düzene dahi laf edebiliyor İslamcı. Orayı da düzenlemek istiyor. Ben kimseye dini inancını, düşüncesini sormam, ilgilenmem de bir Müslümanın evinde nasıl bir düzen tutturduğunu,

Eşler arasındaki ilişkiyi falan bilmem, bilemem. Ama bir İslamcı kahvaltıyı kimin hazırlayacağına bile laf yetiştirebiliyor. Yeni Şafak yazarı Ramazan Bingöl, sosyal medyada şu sıralar viral olmuş. Reisi erkektir bizde. Her kim ne derse desin böyledir. Yancık Allah herkesin görevini koymuş. Kadınlar için de eziyet aslında. Sabah kalktı, işe gidiyor. Kadın yatıyorsa, adam kahvaltıyı karısı hazırlamamışsa, adam kendi hazırlıyorsa da, yani hastalık hariç tırnak içinde, o evde huzur ve bereket bekleme arkadaş.

Olivia Roa, İslamcılığı batıdan gözleyen bir isim. Ama Roa'dan 10 yıllar önce Yusuf Akçura da Türkçe yazdığı 3 tarzı siyaset kitabında İslamcılıktan bahsederdi. Bu haliyle ama Roa'nın bahsettiği İslamcılıkla Akçura'nınki bağlam olarak birbirinden farklıdır. Bizim dışımızdaki İslam coğrafyasında İslamcılık, Batı sömürgeciliğine karşı bir direniş hattı olarak bundan 100 yıl önce ortaya çıkmıştı. Fakat bizde İslamcılık, sömürgeciliğe karşı değil, Osmanlı İmparatorluğunu nasıl ayakta tutabiliriz sorusuna bir cevap olarak ortaya çıktı.

Bu da, bizdeki İslamcı fikirlerin kendine özgü bir duası olmasına neden oldu. Öyle ya da böyle, İslamcılık ya da siyasal İslam, tarihi bir hakikatti ve dünyanın 21. yüzyılla geldiği yer itibariyle dönüşmeye muhtaç bir siyasal harekete dönüşmüş durumda. Türkiye'de dahil olmak üzere tüm dünyada geri çekilen bir siyasal hareket bu. Fakat mezhepçilik ayrı şey, islamcılık ayrı şey. Mezhepçilikle siyasal İslam'ı birbirine karıştırmamak gerekir. İslamcılar büyük oranda mezhepçidir evet ama İslamcılık mezhepçilik anlamına gelmez.

Evet, evin içinde kahvaltıyı kimin hazırlayacağına ilişkin bile fikir yürüten bu anlayış, elbette diğer mezheplere hoşgörülü davranamaz. İslamcılık fikren mağlup olurken, Suriye'deki gelişmelerin de imkan verdiği ölçüde mezhepçiliğe sarılıyor. Ve hiçbir tarihsel bağlamı olmayan bir kavram uyduruyor. Siyasal alevicilik. Bu kavramı uydurmak ne 60'lı yıllardaki, ne 70'lerdeki abilerin aklına gelmişti. 2020'lerde keşfettiler bunu.

2020'li yılların İslamcıları kendileriyle ne kadar gurur duysa azdır. Peki bu kavramın yani siyasal ayıbicilik ifadesinin İslamcı zihinlerde bu denli iştah kabartmasının nedeni neydi? Çünkü fikri geri çekilmeyi, moral bozukluğunu, mezhepçilik silahı kuşanarak durdurmak hatta tersine çevirmenin mümkün olduğunu gördüler. Burada komplo teorileriyle bezeli bir zihne sahip olan Türk sanı da manipüle edebileceklerini fark ettiler. Twitter'da benim de severek takip ettiğim Kemal Büyüküksel siyasal alevicilik ifadesini Yahudi Bolşevizmi ifadesine benzetmiş. Bayıldım. Gerçekten de terimi uydururken kullanılan metot aynıdır. Peki nedir bu Yahudi Bolşevizmi? Wikipedia'da Yahudi Bolşevizmini şöyle tanımlamışlar.

Yahudi Bolşevizmi, Yahudilerin 1917 devriminin yaratıcıları olduğunu ve devrime önderlik eden Bolşevikler arasında birincil gücü ellerinde tuttuklarını iddia eden anti-komünist ve anti-semitik bir iddiadır. Yahudi komünizminin komplo teorisi, Yahudilerin dünyadaki komünist hareketlere hakim olduğunu iddia eder. Soğuk savaş ikliminde komünizme karşı her türlü ırkçılık, mezhepçilik tetiklenirken, komünistler Yahudi ajanıdır teorisine kılıf uydurmak için solculuğun Yahudi icadı olduğu uydurulmuştu. Bunu uyduranlar da Nazilerdi. Buna bizdeki milli görüş çizgisi de daha sonra eşlik etti.

Bizde bu çizginin yani Yahudilerin solcuları kontrol ettiği teorisini en yığılmaz şekilde yayan kişi 1967'de ölen Cevat Rifat Atilan'dır. Antisemitik sosyal grupları arkasına alabilmek için, bu grupları solculara karşı kışkırtmak için uydurulmuş bir komplo teorisidir yani Yahudi Bolşevizm'i. Daha sonra 70'li yıllarda İsrail Siyonizmine karşı duran en güçlü gruplar sosyalistler olunca kimse bu yalana inanır olmadı. Yani Yahudi Bolşevizmi bir safsata olarak tarihe geçtiği 70'li yıllarda anılmamaya başladı. Cevat Rifat Atilan da bu uyduruk fikirleri Almanya'dan Türkiye'ye taşıyan isimdi.

Bölüme çalışırken gördüm ve çok üzüldüm. Samimiyetle söylüyorum çok üzüldüm. Memleket adına zerre kadar insani bir kaygı duymayan bir politik fanatik olarak Cevat Rifat Atilan için TRT Türk'te belgesel bile yapılmış. Ne acı.

Cevat Rıfat Atilhan, Türk milletinin istiklali adına 1930'larda desteklediği Kemalist ideolojiyi bir müddet sonra sorgulamaya başlamış ve aktif siyasete atıldığı yıllarda tamamen terk etmiştir. O, cumhuriyet devrimlerinin başlangıçtaki yolundan saparak bir zümre egemenliği yaratmayı hedeflediğini görmüştü. Bu manipülasyon, faşistlerin varoluşsal olarak becerebildiği, becerdikleri ölçüde büyüdükleri bir yöntemdir. Evvela bir kırılgan grup belirle, ardından mücadele edilmesi gereken fikir ile bu kırılgan grup arasında bir irişi kur. Kırılgan gruba dönük öfkeyi büyüttükçe, otomatik olarak mücadele edilmesi gereken fikrin de itibarını sarsmış olursun.

Günün sonunda soğanın pahalı olmasından şikayet eden biri siyonist uşağı olabilir. İşte bunu becerdiğinde kazanırsın. Bu sinsi ve faşist yöntem tutarsa toplum karpuz gibi ikiye ayrılır ama faşistin de zaten arzusu budur. Bir süre sonra herkes bu kırılgan grubu yalnız bırakmaya başlar.

Cümleler şöyle başlar. ''Alevi değilim ama soğan pahalı.'' ''Alevi değilim ama bence de yılbaşını kutlamak özgürlüktür.'' gibi bir çukura düşersiniz. İşte kültür savaşının zaten azınlık gruplar üzerindeki etkisi de budur. Tıpkı Yahudi bolşevizmi gibi siyasal alevicilik de benzer bir yöntemin eseridir.

Ortada Alevi şeriatını iktidar kılmaya çalışan bir siyasal akım var mı? Yok. Türkiye'de Aleviler bir araya gelip rejim değiştirmeye mi çalışmaktadır? Hayır. Gündelik hayatımıza bir Alevi tahakkümü var mı? O da yok. Hatta Kürt sorunu ile Alevi sorunu karşılaştırılır, kimi milliyetçiler bile Kürt sorununu inkar etmek için Alevi sorununu öne çıkartır. Yani ortada bir siyasal Alevicilik yok, tam tersi Aleviler ezilmektedir der. Cemal Enginyurt mesela.

sorun aranıyorsa abi esas sorun o zaman alevilerde bir tane alevi bali yok, bir tane alevi emniyet müdürü yok 81 vilayette, bir genel müdür yok, bir müsteşar yok, bir bakan yok, bir bakan yardımcısı yok, bir tane daire başkanı yok. kürt her yerde var ya kardeşim kürtle ilgili. ya sen alevileri dediğin zaman silahlı kuvvetlere kurulan kumpaslar sürecinde en çok en çok elimine edilen insanlar onlardı. Hiçbir tarihi ve nesnel gerçeklik karşımıza siyasal alevicilik diye bir kavramı koymuyor. Tümüyle uyduruk. Hiçbir akademik makalede bu tartışılmıyor. Olan tam olarak şu. Siyasal İslamcılık ifadesinden tetiklenen ve zihinleri mezhepçilik yüzünden manipüle olmuş bir grup faşist, fikri mağlubiyetleri de perdelemek adına

siyasal alevicilik diye bir laf uyduruyor. Tüm İslamcı çevreler bu lafa iştahlanıyor, bu lafın etkisini fark ediyorlar. İslamcıların peşine takılan muhafazakârlar ve bir takım milliyetçiler de bu kavramı kullanmaya başlıyor. Öyle kullanışlı bir kavram ki, herhangi bir seküler faaliyete özgürlük diyorsanız, siyasal alevici olabiliyorsunuz. Yılbaşı kutlamalarına karışılmasın, insanları özgürce kutlama yapsınlar mı dediniz? Siyasal alevicisiniz. Zorunlu din dersine mi karşı çıktınız? Siyasal alevicisiniz.

Suriyelik gelişmelerden endişelisiniz ve HTA'yı bir terör örgütü olarak mı görüyorsunuz? Çünkü siz bir siyasal alevicisiniz. AKP ve MHP ittifakı, Türkiye'nin sünni çoğunluğunu, CHP alevi azınlığını ve Dem Partili de Kürtleri temsil etsin. İşte tipik bir Orta Doğulu kafa.

Aynısı Irak'ta var, Lübnan'da var, Suriye'de aynısı yapılmak isteniyor. Bunu büyük bir salaklıkla Türkiye'ye taşıyorlar. Kimlikleri geride bırakamıyor, Türkiye'yi bile bu denklemle okuyor. Ve ciddiye alalım çünkü oldukça tehlikeli olmakla birlikte bir o kadar da işlevsel maalesef.

Bir süre sonra en basit özgürlüklerin savunusu bile böyle abuk bir suçlamayla karşı karşıya bırakılabilir. Suriye'de Alevilere dönük katliam girişimlerinin Türkiye'de alkışlanması, karşı çıkanların da siyasal Alevici, Esatçı vs. diye fişlenmesi oldukça tehlikelidir. Sosyal medyada İslamcı gençler Yavuz Sultan Selim paylaşıp duruyorlar. Çok tehlikelidir bu. Burası Türkiye'yi yerinden edebilecek derin bir fay attıdır. Manyak mısınız ulan siz? Fakat işte gaz kaçağını çakmakla kontrol eden bir gerzekten faksızdır Türkiye İslamcısı. Ona buna vatan haini der, çemkirir de illa bir vatan hainliği varsa kendisinden hainini bulmak da zordur. İslamcılık büyük bir hadsizlikle kavramlar uydurmadan önce evvela tarihlerindeki katliamların hesabını vermeli, mezhepçi tarihleriyle yüzleşmeliler.

İslamcı olsam kendi tarihimden utanırdım, insan içine çıkamazdım. Çorum'u, Maraş'ı görenler daha ölmediler. Sivas'ı yaktıklarında doğanlar daha otuzuna yeni bastı, utanın be! Yaşar Kemal'in Sivas'ın ardından söyledikleri hâlâ belleğimizdedir bizim.

Türkiye'ye oldu. Hepimize yazık oldu ama Türkiye'ye çok büyük yazık oldu. İnsanlığın yüzüne çıkıp bugün ne söyleyeceğiz? Utançtan baştan neyimiz kaldı elimizde? 36 tane yazarını yakar bir ülkede. Hayır beklenir mi ama Türkiye'nin bu alnındaki kara lekeyi gene biz sileceğiz. Hadi hepinizin gözlerinizden öperim. Bu lekeyi Türkiye'nin kara lekeyi alnından sileceğiz. Kara lekeyi Türkiye'nin alnından sileceğiz.

Siyasal alevicilik diye bir kavram uydurup, Türkiye'nin fay hatlarında sörf yapan müptezeller bu ülkenin alnındaki kara lekedir. Yılmak yok, bu kara lekeyi sileceğiz Türkiye'nin alnında. Bu siyasal alevicilik kavramını 2025'te daha sık kuracağımıza eminim. Hiçbir maddi temeli olmayabilir ama İslamcı için bunun bir önemi yoktur. Önemli olan kavramın işlevsel olmasıdır. İslamcılık karşısındaki her fikri alevicilikle suçlamak ve alevi-sünni-fay hattını tetiklemek İslamcı için bayram gibidir. Onların bu ülke gibi bir derdi yok ki. İdeolojik saplantıları vardır İslamcının. Yurtsever değildir, halkını sevmez. Bu ülkeye giydirilmeye çalışılan bir deli gömleğidir İslamcılık. Ama bunlara deli deyip geçerken de arkada bırakılan Maraş'ı, Çorum'u, Sivas'ı unutmamak gerekir. Bunlar liyakarlığın kitabını yazmıştır.

Fitne fesat karakterli Fitne fesat karakterli Şeytana misafir bunlar Kadısı saray mollası Riyakar müzevir bunlar Riyakar müzevir bunlar Tirantopi pod bir medyayla beraber hazırlıyoruz. Sözüm şudur, bunlardan korkmayın. Korkutmak istiyorlar ama korkmayın. Bilin ki korku aklın katilidir. 2025'te aklınıza mukayyet olun. Hoşçakalın. Mazlumi dert bize miras, mazlumi dert bize miras Atamda gam, dedemde yaz, maraş çorum şimdisi vaz Kıydı on dört asır bunlar, keski on dört asır bunlar

Bunlar var ya aha bunlar Bunlar zülfü kardan anlar Başımda tüter dumanlar Aşkıya yandı canlar Bunlar var ya bunlar Bunlar sevgiden ne anlar Başımda tüter dumanlar Hak aşkıyla yandı canlar

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)