Podcast

Böyle Hissetmemin Sebebi Etrafımdakiler Olabilir mi?: Duygusal Bulaşıcılık

Yakın İlişkiler

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Etrafınızdaki insanların duygularının sizi etkilediğini fark ettiniz mi daha önce? Enerjik girdiğiniz bir ortamın olumsuz havası nedeniyle modunuzun düştüğü, iş yerindeki bir arkadaşınızın neşeli tavrıyla bozuk moralinizi düzelttiği ya da bir arkadaşınızın ortamdaki herkesi sorunlarıyla esir aldığı... Yakın İlişkiler'in bu bölümünde tüm bu durumları ve daha fazlasını tanımlamak için kullanılan "duygusal bulaşıcılık" kavramı konuşuluyor. Duygusal bulaşıcılık nedir, bunun etkilerinden nasıl kaçınabiliriz gibi soruları Psikolog Dr. Gizem Sürenkök bölümde yanıtlıyor.




Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.305 kelime · ~12 dk okuma

Herkese merhaba. Bugün sizlere yeni bir kavramdan bahsetmek istiyorum. Bu kavramı çok iyi biliyorsunuz ama belki daha önce adını koymadınız. O yüzden şu sorularla başlayalım. Daha önce biri bir odaya girdiğinde, o odanın havasının tamamen değiştiğini, mesela çok yüksek bir mooddayken siz böyle bir anda herkesin havasının kaçtığını fark ettiniz mi? Ya da tam tersi. Mesela herkes mutsuz, sıkkın duruyor ve içeri birisi giriyor bir anda böyle yüksek bir enerjiyle ve herkes bir anda böyle üzerinden ölü toprak katmış gibi silkinip kendine geliyor. Ya da mesela bir arkadaş grubuyla oturuyorsunuz ve birinin bir derdi var ve kısa süre içerisinde bir anda bir bakıyorsunuz herkes mutsuz, herkes böyle derdinin peşine düşmüş. Bu duruma duygusal bulaşıcılık diyoruz arkadaşlar. Duygusal bulaşıcılık kavramı aslında çok çok önemli bir konu ve evrimsel bir yeri de var hayatımızda. O yüzden bugün bu konu hakkında konuşalım istiyorum.

Şimdi tanımlamak gerekirse duygusal bulaşıcılık bir kişinin kendi duygusal durumunun başka bir kişiyi de etkileyerek onda benzer duygusal hallerin ortaya çıkmasına neden olması. Ve bu duyguların olumlu ya da olumsuz olması fark etmiyor. Yani biz buna olumlu ya da olumsuzluk haline valans deriz. Duygunun negatif veya pozitif olmasına. Ama hiç fark etmez. Yani duygu karşıdaki insana geçiyor mu geçmiyor mu?

Burada mesela şey geliyor benim aklıma en basit örnek kavga eden bir çift vardır ve siz onların yanında olduğunuzda o kadar gerilir, o kadar gerilirsiniz ki yani böyle Allah'ım şu anda yer yarılsa da ben buradan bir kaybolsam gibi hissedersiniz. İşte o anlar mesela duygusal bulaşıcılıkla çok ilgili. İlk podcast'a girişte verdiğim örnekler gibi yani sizin modunuz çok iyiyken ofise çok mutsuz bir insan gelir. Bir anda yani onun böyle vücudunun bütün olumsuz enerjisi dalga dalga herkese sarar ve böyle keyifsiz hissetmeye başlarsınız. Biri öfkeliyse siz de yavaş yavaş öfkelenirsiniz. Biri böyle heyecanlıysa siz de onu heyecanlı paylaşabilirsiniz. Bence böyle anları şeylerde falan da yaşıyoruz çok. Mesela tribündeyiz, bir maç seyrediyoruz.

Transkriptin tamamını oku

Yanımızdaki insanlar heyecanlıysa o bize de bulaşıyor. Böyle hep beraber heyecanlanıyoruz. Böyle herkes uslu uslu oturup izliyorsa, mesela evde izliyorsunuz ve yanınızda izleyen insanlar böyle, ''Gol oldu.'' falan diye böyle çok hani hiç tepkisiz, hiçbir şeysiz izliyorlarsa o maçı siz böyle ''Ooo gol oldu.'' diye hareket edemiyorsunuz çünkü. Olmuyor yani oradaki o duygu da bulaşıyor. Tabii ki o duyguya karşı bulaşma yapmaya çalışabilirsiniz ama herkes için bu kolay bir şey değil. Duygusal bulaşıcılık kavramı bence şununla çok ilişkili. Duygusal buradalık. Bunu tam Türkçe'ye aslında şuradan çevirdim. Emotional presence İngilizcesi. Bazı insanların duyguları daha böyle bir

geniş, yani daha fazla yer kaplıyor sanki diğer insanlara kıyasla. Mesela odadan içeri giren insanı örneği veriyorum ya, ben bu örneği verirken eminim aklınızda biri uyanmıştır. O kişinin çünkü duygusal buradalığı genelde daha fazladır. Yani mesela ofis arkadaşlarınızı düşünün ya da böyle yakın arkadaşlarınızı düşünün. İçinden bir tanesinin duygusu daha böyle herkese etkiler. Diğerinin daha

O kadar herkese etkileme gücü yoktur. Yani yine böyle biraz modunuz düşebilir ama diğerinin mod düşüklüğü herkesi böyle dibe vurdurur. O yüzden bu duygusal buradalık kavramı da çok enteresan bir kavram. Yani ne kadar alan kaplıyoruz bir başkasının hayatında duygusal anlamda.

Şimdi evrimsel olarak neden önemli duygusal bulaşıcılık? Çünkü bizim hayatta kalmamız için gruba uyum sağlamamız lazım. Ve grupta eğer uyumsuzsak zaten gruptan dışlanmamız çok kolay ve gruptan dışlanan bir insanın hayatta kalması çok zor. Geçmişi düşünüyoruz tabii ki. O yüzden o grubun duygusuna adapte olabilmek çok önemli. grubun lideri kaygılıysa ya da böyle bir korku yayıyorsa, sizin de o duyguya uyumlu olmanız lazım. Ya da genel olarak mesela, o grupta önemli biri vefat etti diyelim ki, önemli, saygın biri vefat etti diyelim ki, siz o grubun üzüntüsüne adapte olmak zorundasınız. Yani siz orada bu üzüntüyü duymuyorsanız, o grubun dışına çıkartılma ihtimaliniz çok yüksek. O yüzden evrimsel olarak bu fayda sağlayan bir mekanizm olarak yerini alıyor.

Tabii bu arada duygusal bulaşıcılık aynı nöronlarımızla da çok ilişkili. Bir başkasının davranışlarını ve duygularını izlediğimizde aynı nöronlar aktif hale geliyor ve bu deneyimi kendimiz yaşıyormuş gibi de hissetmemizi sağlıyor. Birini gülerken gördüğümüzde Bize de o mutluluk hissini verebiliyor. Duygusal bulaşıcılık aslında böyle çoğunlukla, çok da böyle kelimelere dökülen davranışlarla olmuyor. Yani mesela bir insanın omuzlarının düşüklüğü, sesinin tonundaki düşüklük,

Ya da işte böyle kendisini kötü hissettirdiğini bize gösterdiği her hal bizi yavaş yavaş, çok da aslında bilinçli olmadan etkiliyor. Ya da mutlu olduğunu gördüğümüzdeki o etrafındaki enerji bizi yukarı çıkartıyor. Onun o yüksek enerjisiyle biz yükseliyoruz. Ama tabii şu da mümkün. Yani bazen bir grubun içerisine giriyoruz diyelim ki ve o insanlar gülüyorlar, eğleniyorlar. Biz de yani şimdi burada somurtursam çok ayıp olur diye düşünerek böyle minik minik gülümsemeye başlıyoruz. İşte ufaktan şakalara katılmaya başlıyoruz ve aslında bu bilinçli çaba da zaman içerisinde bizim o duyguyu üstlenmemize sebep olabiliyor. Hatta belki buradan şunu çağrıştırırım size.

Diyelim ki böyle bir partiye gittiniz ve partideki herkes çok yüksek yani. Modları çok iyi, keyifleri çok yerinde. Ama siz bir türlü o duyguya giremiyorsunuz. Ve bir süre sonra zaten kendinizi oraya hiç ait hissetmezsiniz ve orada kalmak istemezsiniz. Yani oradaki insanların modunu düşürebilme gücünüz yoktur belki. Ama yine de o kadar çatışma halindedir ki sizin iç duygularınızla o ortamın dış duygusu. Oradan uzaklaşmak istersiniz. Bence bu sık yaşadığımız bir şey.

Ben şimdi bunun daha detaylarına girmeden minik bir ara vereyim. Ondan sonra biraz daha böyle özel ilişkilerimizde duygusal bulaşıcılık ne şekilde yer alıyor onu konuşalım. Evet geri döndük ve şimdi biraz daha dediğim gibi ilişkilerimize bakalım. Birebir ilişkilerimize bakalım. Mesela ailede duygusal bulaşıcılığın nasıl bir yeri var? Biraz bunu düşünelim. Ümüğüm aklıma bunu söyleyince hemen şey geliyor. Daha önceki podcastlerde özellikle mesela bağlanma stilleri hakkında konuştuğum podcastlerde şeyden bahsetmiştim. Ebeveynin mesela bir depresyon geçirmesi durumunda çocuğun bu süreçten nasıl etkilendiğini konuşmuştum. Belki hatırlarsınız. Hatırlamayanlar o podcastlere dönüp bakabilir özellikle bu böyle satışa geliyorsa.

sizin hayatınızla ilgili geliyorsa. Mesela evde ruh hali negatif olan bir ebeveyn olduğu zaman aslında ailenin ortamı, duygu durumu çok etkileniyor bundan. Mesela öfkeli bir baba, negatif duyguları olan bir anne ya da çok kaygılı bir çocuk. Prototipler anlatmaya çalışmıyorum bu arada. Şöyle sana da aklıma gelen örnekleri verdim. Bunların hepsi değişebilir.

Böyle zamanlarda bir bireyin negatif duygusu aslında bütün ailenin üzerine yayılıyor. Mesela diyelim ki depresyonda bir anneyle büyüyen bir çocuk, evin içindeki o ağır havayı hep üzerinde taşıyor, yüreğinde taşıyor. Bu, kimi zaman onu depresyona daha meyilli de kılabiliyor ya da tam tersi bir yerden onu hep mutsuz hisseden bir insanı daha iyi hissettirmeye çabalama haline de sokabiliyor. Çünkü o duygusal bulaşıcılıktan korunmak için kişi böyle bir mekanizma geliştirmiş oluyor aslında, onunla savaşmaya çalışıyor.

Zaten mesela böyle söyleyince belki aklınızda uyanmıştır. Bazı insanlar kendilerini grup içerisindeki duygulardan çok sorumlu hissederler. Mesela sessizlik varsa hemen bozmaya çalışırlar. Bir böyle, biri diyelim ki kötü bir espri yaptı ve böyle soğuk rüzgarlar esiyor grubun içerisinde. O kişi hemen atlayıp böyle bir tatlı şaka yapmaya çalışır, durumu kapatmaya çalışır falan. O kişi genellikle çocukluğundan beri ailenin de duygusal durumunu, ruh halini

olumluya çevirmeye çalıştığı için aslında bu kapasiteye sahip olmuştur. Tabii bu arada romantik ilişkilerimizde de duygusal bulaşıcılık çok etkili. Yani mesela düşünün siz böyle yorgun argın eve geldiniz, bütün istediğiniz partilerinizle böyle biraz sarmaşıp oturmak ama partileriniz geldi ve çok mutsuz. Yani siz o esnada ondan huzur alabilmeye ya da dinginlik alabilme şansına sahip değilsiniz ve onun mutsuzluğunu paylaşmadığınız durumda Ona kendisini kötü hissettirme ihtimaliniz de var ki. Zaten bu arada sevdiğimiz insanların duygusunu daha çabuk alıyoruz. Onlara karşı daha empatik yaklaştığımız için, onları daha iyi anlayabildiğimiz için. Öyle olunca partnerimizin duygusu çok hızlı bir şekilde bize bulaşıyor. Bunu bu arada lehinize çevirmeniz de mümkün. Yani hazır bunu söylemişken, yani şey demek istemiyorum, partneriniz üzgünse siz kahkahalar atın ve onun modunun olumluya dönmesini bekleyin demiyorum tabii ki. Ama mesela bizim annelere çocukların duygularını regüle etmeleri için öğrettiğimiz bir teknik de çocuğun duygusunun olduğu yere bir çıkıp sonra onu kendisiyle beraber yavaş yavaş indirmektir.

O yüzden mesela partneriniz kendisini kötü hissediyorsa siz de onun üzüntüsünü paylaşıp sonra onu yavaş yavaş böyle bir ona çapa atıp gibi düşünün. Yavaş yavaş yavaş yavaş yukarı taşıyabilirsiniz. Mesela bu bence ilişki memnuniyetiyle de şöyle de ilişkili. Eğer mesela partnerim benim duygumla hiç eşleşemiyorsa yani ben üzgünüm ama partnerim hiçbir zaman benimle üzgün değil.

Ben öfkeliyim ama partnerim hiçbir zaman benim öfkelendiğim bir şeyle ilgili tepkili değil. Bir süre sonra ben kendimi çok yanlış hissetmeye başlıyorum. Yine de bir parantez açıp burada şunu da söylemem lazım. Duygusal sınırlar. Yani hiç kimse benim öfkeli olduğum kadar öfkeli olmak zorunda değil. Hiç kimse benim kaygılı olduğum kadar kaygılı olmak zorunda değil. Yani partnerim benim duygumdan

çok uzaklaşmadığı sürece benimle aynı duyguyu taşıması gerekmiyor ve ben bunu ondan talep ettiğimde aslında onun duygusal sınırlarını ihlal ediyorum. Burayı da hani söylemeden geçmek istemedim. Yine bu arada ebeveyn çocuk arasında da ciddi bir duygusal bulaşma olayı var. Buna bence en iyi örnek mesela pazar sabahlarını bir düşünün. Hani böyle bununla ilgili bir tweet vardı hiç aklımdan çıkmıyor yani herkesin böyle aman tanrım çok tatlı bir aile kahvaltısı olarak

tanımladığı pazar sabahı kahvaltıları kimi evler aileler için kabus gibi çünkü mesela olumsuz duygusu olan bir ebeveyn bütün durumu modu değiştirebilir etkileyebilir ve çocuk bundan zaten çok fazla etkilenebilir yine mesela bebeğini emziren uyutan kucağını taşıyan ebeveynler bilirler Siz huzursuzsanız çocuk da huzursuz olur. Mesela böyle mutsuz olduğunuz bir gün çocuk bir an önce uyusun da siz kendinize baş başa kalın duygusu içerisindeyseniz çocuğunuz bir türlü uyumaz. Bunun da sebebi aslında duygusal bulaşıcılık. Çünkü o çocuk sizin huzursuzluğunuzu hisseder, üzerine alır ve bir türlü sakinleşip uykuya geçmez.

O yüzden de biz aslında ebeveynlere bir şey söyleriz. Yani duygularınızın çocuğa etkisini hiç unutmayın. Sizin mutluluğunuzu ve mutsuzluğunuzu hissediyor onlar. Bu duygusal, senkroni hali hem romantik ilişkilerde hem ebeveyn çocuk ilişkisinde çok kıymetli ve aslında bizi çok yakınlaştıran bir süreç.

Duygusal bulaşıcılığın tabii bir de iş yerinde bir etkisi var. Yani bunu şöyle de düşünebilirsiniz. Mesela iş yerindeki çalışanlar motiveyse motivasyonu düşük bir insanın yükselmesi daha kolay oluyorken yine genel olarak bir motivasyonsuzluk, mutsuzluk varsa yeni gelen bir insanın bundan etkilenmesi daha kolay oluyor. O yüzden de aslında mesela lider pozisyondaki insanlara hep anlattığımız şey bu duygusal bulaşıcılık kavramını olumlu anlamda kullanmaları.

Grup içerisinde olumlu duyguların bulaşmasına fırsat yaratacak alanlar sunmaları. Çünkü ancak bu şekilde ekibin performansı artabiliyor. Peki ben bütün bunlardan bahsettim. Şu soru çok önemli. Kendimizi nasıl koruruz? Ve bir de biz mutsuzsak başka insanları kendi mutsuzluğumuzdan nasıl koruruz?

Şimdi hep söylediğimiz şey var ya şu, yani size iyi gelmeyen insanlarla iletişim sıklığınızı azaltın. Aslında bunun duygusal bulaşıcılıkla çok ilişkisi var. Yani ben eğer bir insanla her bir araya geldiğimde böyle onun mutsuzluğu, onun her şeyden şikayet eder hali, onun böyle dünyayla olan kavgası beni sarıyor ve beni de aşağıya çekiyorsa, Tabii ki bu benim yakın arkadaşımsa ve zaman zaman olan bir şeyse bu tolere edebilirim. Ama bu hep oluyorsa yani bu insanın hayata bakış açısı buysa ve ben yan yana geldiğimizde bundan kendimi koruyamıyorsam o zaman bu insanla etkileşimi gerçekten minimuma indirmem lazım. Yani o mesafeyi koymam lazım.

Bunu şey gibi düşünmeyin bu arada, yani görüşmemem lazım diye düşünmeyin. Bunu şöyle düşünebilirsiniz. Mesela bu insanla buluştuğum zaman 4 saat oturmayayım da ben 1 saat oturayım. Ya da bu insan sosyal medyada hep böyle olumsuz şeyler paylaşıyorsa, sosyal medyada mutluyum da normal hayatta bir araya geldiğimize sohbet edelim. Yani böyle kendinizi koruyabilecek mekanizmalar geliştirebilirsiniz.

İkincisi, bu duygusal farkındalıkla çok ilişkili bir olay ya, yani kim benim duygumu nasıl etkiliyor? Ve şeyde düşünmek lazım, insanlar bunu bir manipülasyon aracılığıyla kullanıyorlar. Mesela şey vardır ya, biri gelir sana, çok üzgün görünüyorsun ya da çok mutsuz görünüyorsun. Değilim. Ama öyle görünüyorsun. Değilim.

Ama yani mutsuz olsan gerek yani hani şu şu şunlar oldu ya, e ama değilim. Yani orada mesela duygunuzun manipüle edilmeye çalıştığını hissedebilirsiniz. Burada şey, kendinizi bu gestaltung ya bundan koruyabilmek için aslında kendi duygularınızın da farkında olmanız lazım. Ve size insanların hangi duygularla genel olarak geldiğini de bilmeniz lazım. Burada şunu kastetmiyorum. Yani bir insan zaman zaman kötü olur ve kötü duygusunu yansıtır. Buna bir sıkıntı yok ama bazı insanlar hep aynı duyguyu getiriyorlar ya, onların farkına varmak yani oradaki tetikleyicilerin farkına varmak lazım.

Yine yani genel olarak sizin modunuzu yükselten daha iyi hissettiren insanları da bu şekilde belirleyebilirsiniz. Böyle insanlarla daha fazla etkileşim altında olmanızı öneriyorum. Ve şundan kaçınmak çok kıymetli. Asıl buna gelmek istiyorum. Bizim core ruminasyon dediğimiz bir şey var. Hani böyle ruminasyonu eski podcastlerimden hatırlarsınız. Şu demekti böyle.

olumsuz bir düşünceyi tekrar tekrar tekrar tekrar zihnimize döndürüp durdurmak işte böyle aynı senaryoyu bin kere zihnimizde oynatıp nerede hata yaptım nasıl farklı yapabilirim diye kendi kendine yiyemek buna ruminasyon diyoruz bir de core ruminasyon var yani diyelim ki benim bir arkadaşım geliyor biz sabahtan akşama oturup ''Ay o olay niye böyle oldu, öyle olmasaydı nasıl olur, neyi farklı yapabilirdim?'' diye döndürüp döndürüp duruyoruz. Ya da işte bazı insanlar hep böyle olumsuz dedikodular, olumsuz konuşmalarla gelirler ve sizden de bunu eşlik etmenizi beklerler. Ya da bir de şey vardır ya, hep şikayet eden insanlar. Yani hayatta ne olursa olsun hep dışlarının suçudur. Hep sorumluluk başkasına aittir. Ben bununla ilgili hiçbir sorumluluk almıyorum. Ama öyle olunca dış koşulları değiştiremedim. Sürekli şikayet ediyorum. Böyle insanlarla uzun süre etkileşimli olmak gerçekten çok yorucu. Bundan kaçınmak lazım. O yüzden buralarda şeyi söyleyebilmek gerekiyor. Ya bir biraz daha farklı şeyler hakkında konuşalım mı? Biraz böyle şey modumuzu değiştirelim mi? Biraz daha farklı bir yanından bakalım mı? Yani kırmadan da söyleyebilecek şeyler bunlar. Bu da aslında kendimizi ve tabii ki karşımızdaki insanları bir koruma yöntemi. Benzer şekilde arkadaşlar duygusal bulaşıcılık sadece fiziksel olarak aynı ortamda bulunduğumuz da olmuyor.

Sosyal medyada duygusal olarak bulaşıcılık getiren bir ortam özellikle işte mesela Twitter'deki o olumsuzluğun hepimizin üzerine yapışması, kendi işte o yankı odalarımız hep olumsuz duydukça aşağıya çekilmemiz ya da kendi yankı odalarımız hep olumluyu duydukça olmayan bir hayale kapılmamız bunların hep duygusal bulaşıcılıkla ilgili. O yüzden buralarda dikkatli olmakta fayda var. Umarım duygusal bulaşıcılık kavramını sizin hakkınızda biraz açıp düşündürebilmişimdir sizi. Bu konuyla ilgili sorularınız olursa her zaman gönderebilirsiniz. Herkese çok sevgilerimi gönderiyorum. Umarım genel olarak iyi hisseden insanların yanında yer alıp kendi modunuzu yüksek tutabilirsiniz. Herkese sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)