Podcast

Kırık Bir Aşk Öyküsü I Uyku Öncesi Hikayeler #1

Yakın İlişkiler

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu yeni bölümde Psikolog Dr. Gizem Sürenkök kendisini akşam saatlerinde dinleyenler için hikayeler anlatıyor.



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.179 kelime · ~6 dk okuma

Sevgili dinleyici, beni ne zaman dinliyorsun diye baktığımda beni hep geceleri dinliyorsun. Belli ki biraz böyle dingin saatlerde bu sesi duymak sana iyi geliyor. Ben de bunu düşününce dedim ki, neden bir hikaye paylaşmıyorum? Eskiden yazmayı çok severdim ve çeşit çeşit hikayeler yazardım. Kimi kendi yaşanmışlıklarımdan, kimi de esinlendiğim hikayelerden. Aklımda kalan 2-3 cümle vardı çünkü o çok sevdiğim yazıyı kaybettim ve bugün hatırladığım cümlelerden toparlayabildiğim bir hikayeyi sana anlatmak istedim. Bu gerçek anlamıyla bir deneme. Seni akşam saatlerinde belki biraz düşündürten, belki biraz hüzünlendiren, belki birazcık uykuya götüren bir hikaye. Hoşuna gidecek mi bilmiyorum. Hoşuna gidip gitmediğini bilmeyi çok istiyorum.

Üstelik bir de bu hikayeyi kaydederken aklıma bir fikir geldi. Nasıl ben aklıma gelen 2-3 cümleden koca bir hikaye yazdıysam sana dinletecek. Neden bir hikayeyi de birlikte yazmayalım ki? O yüzden önümüzdeki günlerde sosyal medyadan bir cümle bırakacağım ve rica edeceğim sizenden bu cümleyi tamamlamanı. Birbirimizin cümlelerini tamamladıkça bir hikaye yazalım isteyeceğim. Tamamlanan hikayeyle bir sonraki podcastımızı oluşturacağım aslında.

Bana destek verirsen tabi ki beni çok mutlu edersin. O yüzden şimdi hazırsan sakin bir yere geç, gözlerini kapat ve kendini bu hikayeye bırak. Hayatta en çok neyden korkuyorsun dersen, gidip gidip sana varamamaktan korkuyorum. Senden uzaklaşalı çok oldu. Seni zihnimde taşımaktan yoruldum. Sen orada bir yerlerdesin, ben uzaklardayım. Sana bir türlü yetişemiyorum. Sana yetişsem mutlu olur muyum? Onu bile bilmiyorum. Sana yetişsem sen de kendimi bulabilir miyim? Onu bile bilmiyorum. Bir zamanlar bir ihtimalimiz vardı. O ihtimale tutunmuştuk ikimiz de.

Transkriptin tamamını oku

Sen de, ben de çok genç ve çok umutluyduk hayattan. Birbirimizde belki hayatta yaşanabilecek ihtimalleri görüyorduk. Henüz daha hiç canımız yanmamıştı. Henüz daha hiç kalbimiz kırılmamıştı. Henüz daha üzülmemiştik hiç. Kimseden kötü bir şey duymamıştık. Belki de o zamana kadar hiç kendimizi sorgulamamıştık. Gülümsemeni hatırlıyorum. Gözlerime bakıp o kendinden çok emin halinle bana durup gülümsemeni hatırlıyorum. İlk dikkatimi çeken gözlerin içindeki ışıklardı. Böyle yaramaz, ne istediğini bilmeyen ama bir yandan davetkar ışıklar. Ancak bir çocuğun gözünde görebileceğin kadar davetkar. Gel oyun oynayalım. Ben hazırım. Bütün beklediğim buydu galiba. Kendime bir oyun arkadaşı arıyordum. Seninle o yola çıkmak, belki de hayatta verdiğim en iyi kararlardan biriydi. Birkaç sene sonra, bambaşka bir yerde tekrar karşılaştığımızda, hayatta en çok neyden korkuyorsun diye sormuştun bana. O an cevap verememiştim. Ama şimdi biliyorum. Çünkü bunu yaşadım. Gidip gidip sana varamadım. Denedim, sana ulaşamadım.

Ulaştığını sandığım her seferinde seni kaybettim. Sana hazır olduğumu düşündüğüm her seferinde ne kadar hazırlıksız olduğumu hissettim. Ve kaçtım. Senin duvarlarını mı yıkamadım? Yoksa ben kendimi mi sana açamadım? Sen mi kendinden vazgeçemedin? Yoksa ben mi hayallerimi geriye koyamadım bilmiyorum. Ama sanki o ihtimali orada yaşatmak, bir gün gidip gidip sana varabileceğime inanmak güzeldi. Şimdi artık o ihtimal de yok.

Çocukluğumuzun geçtiği bu sokaklarda yürürken sanki her yerin kendince bir sesi var. Sanki her yer biliyor neler yaşadığımızı, konuşmalarımızı, öpüşmelerimizi. Sanki her yerin bir dili var. Ama artık sen yoksun. Ben bu sokaklarda yürürken sen benim hiç bilmediğim bir yerlerdesin. Ve ben sana varamayacağımı biliyorum aslında artık. Yine de denemiş olmadığım için, o son denemeyi yeterince zamanlı yapamadığım için

Aslında yeterince hızlı koşmadığım için kızgınım kendime. Gökyüzü güz rengini kuşanmış. Şehir soğuk bir rüzgârın eteklerinde savruluyor. Adımlarım kaldırımlarda yankılanan tek ses. Tek başıma yürüyorum. Çantamda sürüklediğim hatıralarım. Kalbimde ise artık bir daha dokunamayacağım bir aşkın yükü.

Sokak lambasının altına durup derin bir nefes alıyorum. Bir zamanlar o lamba sönükken orada konuşmamız geliyor aklıma. O anın sıcaklığı, ellerinin bana dokunuşu, kızgın gözlerin. Şimdi üşüyorum. O sıcaklık beni ısıtabilir mi? Adımlarımı hızlandırıyorum çünkü biliyorum. Belki biraz daha uğraşsam, hatıralarımızı yakalama şansım olabilir belki. Belki bu şehir, bu kaçamak düzlemi beni sana çıkartır. Ama korkularım da benimle koşuyor. Sen de beni bulur muyum? Peki ya bulsam mutlu olur muyum? Seni düşünmek bir yandan nefes almak gibi. Farkında olmadan yapılan ama hayatta kalmam için şart. Ama öyle bir zaman geldi ki nefes almak bile acıtıyor canımı. Sen gittikten sonra bütün şehir boş bir sahneye dönüşüyor. Bizim oynadığımız bütün sahneler silinmiş sanki. Sonunda o eski parkın önüne vardım. Bankta oturmuştuk. 18 yaşındaydık. Geleceğimize karar vermek zorundaydık. Deneyebilir miyiz demiştik. Denememeye karar verdik. Şimdi o parkta yeni yüzler, yeni hikayeler var. Ama o bankın üzerinde seni hayal etmek çok güzel. Beni güldürürken dudağındaki o hıf eğriliği, gözlerinin kenarındaki çizgileri. O an senden geriye kalanın sadece hatıralarım olmadığını biliyorum. Sen hiç kaybolmayacak kadar derindesin. Beni her şeye inandıran ilk gençlik yıllarımızın o kısa ama unutulmaz yazı. Daha 14 yaşında sokak aralarında buluşup saatlerce konuştuğumuz o çocukluk aşkı. Belki birlikte büyüme hali. Ellerimizi tutarken dünyadan kopmuş gibi hissettiğimizi hatırlıyorum. Ne var ki hızlıca büyüyoruz. Yetişkinliğimizi de denesek de olmuyor değil mi? Şimdi artık belki o çocukluktaki umutları taşımıyoruz. Bambaşka yönlere ayrılan yollarımızı tekrar bir araya getirmek zor. Çocukken her şey çok daha kolaydı. Birbirimize verdiğimiz sözler yaşamın bu sert rüzgarlarında tutulamayacak kadar kırılgandı. Sen her zaman duvarlarının ardına saklanmayı seçtin. O duvarlar sadece bana değil belki de sana bile geçit vermiyordu. Hiçbir zaman tamamen kendini açmadın. Hiçbir zaman gerçekten kırılgın olmayı göze alamadın. Ben seni her an çözmeye çalışırken kendi kaygılarımın ve korkularımın içinde boğuluyordum.

Sana yetememe korkusu, seni kaybetme korkusu, bütün bu korkular birleşip içimde devasa bir uçurum yaratmıştı. Bu ilişkiye bağlı olmak bir yandan beni hayata bağlarken bir yandan da nefessiz bırakıyordu. Bir anı hiç unutamıyorum, o yağmurlu akşam sahilde bir bankta otururken. saatlerce konuştuğumuz o geceyi. Ben yağmuru severdim, sen hüznü. Yağmurun damlaları yüzümüze düşerken senin gözlerin yağmur kadar berrak ve hüznüm kadar derinde. O gözlerde kaybolmuş tüm dünyayı unutmuştum. Yağmurdan ıslanan ellerimiz birbirine değdiğinde sanki dünyanın geri kalanını susturmuştuk.

Bir gün telefon çaldı, arayan sendin. Gitar çalmayı öğrenmeye başladığın günü hatırlıyorum. Telefonda henüz akorler düzgün çıkmasa da benim için çaldığın o melodiyi hiç unutamıyorum. Bak demiştin, senin sevdiğin şarkıyı çalacağım bir gün. O an kendimi çok özel hissetmiştim. Ama o hisse gelen korku da büyüktü. Ya o melodiyi tamamlamadan gidersen? Ya hiçbir zaman o şarkıyı gerçekten duymazsam senin ellerinden? Duyamadım da zaten.

Şu an birçok gece birlikte yaptığımız o uzun yürüyüşleri düşünüyorum. Gülüp şakalaştığımız, hayallerimizi paylaştığımız, her şeyin mümkün olduğunu sandığımız o zamana dönmek istiyorum. Ama zamanın geriye doğru bir kapısı yok ve biz o günlerden beri, son seferden beri bir daha hiç kavuşamadık. Telefonumu çıkardım, numaranı aramak üzereydim ki hatırladım. Artık bende bir numaran yok. Artık belki de senin hiçbir numaran yok.

Belki de bir zamanlar paylaştığımız her şey şimdi zamanla bırakılmalı. Seni aramak yerine kendime dönmeli, kendi içimdeki seni bulmalı ve geçmişteki şu muhteşem hikayeyi çoktan bırakmam gerektiğini kabul etmeliyim. Bu hikayeye tutundukça ilerleyemiyorum. Belki de özlemek, seni sonsuza kadar kaybetmekten daha kolay ya da kendimden kaçıp sana doğru koşarmış gibi yapmaya devam etmek Şimdiye kadar verdiğim en zararsız ya da kendime en zararlı savaş. Ama bu savaşın sonunda ne seni kazanabilirim ne de kendimi kurtarabilirim. Bunu biliyorum. Bir zamanlar birbirimize ait olmaya çalışan iki insanız. Şimdi birbirini hala düşündüğünü umduğum iki yabancı. Günün sonunda bu hikayenin sonunu getirecek cesaret ikimizde de yoktu.

Sen duvarların ardında güvenli ama yalnızdın. Ben ise kaygılarımın ağırlığı altında kendini bir türlü bu ilişkiye bırakamayan insandım. Belki de bizi birbirimize bağlayan şey asla gerçekleşmeyen o mümkünlüklerdi. Belki de her şey sadece bizim olmamız gereken ama olamadığımız bir hayatın yankısıydı. Beni dinlediğin için her zaman çok teşekkür ederim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)