
1.335 kelime · ~7 dk okuma
Dünyayı farklı merceklerden görürüz demiş Morgan Housel, Paranın Psikolojisi kitabında. Hesap tabloları hisse senedi piyasalarındaki büyük düşüşlerin tarihsel sıklığını modelleyebilir fakat insanın eve gelip çocuklarının yüzüne baktığında onların yaşamlarını etkileyecek bir hata yapıp yapmadığından endişelenme duygusunu modelleyemezler demiş. Herkese merhaba ben Zülel. Bazen çevremizde gördüğümüz insanların Parayla ilgili kararlarına bakıp bu nasıl bir çılgınlık diye düşünüyor olabilirsiniz.
Ama size bugün farklı bir bakış açısı sunmak istiyorum. Geçenlerde Twitter'da bir kitap üzerine yazılan eleştiriyi okuyordum. Normalde çok güzel bir seri olmasına rağmen bu örnekteki kitabın kapağında bir çırpıda hisse alım satımı gibi talihsiz bir cümle yazıyordu. Bunun üzerine bu konunun bir çırpıda çözülebilmesinin ne kadar mümkünatsız olduğunu düşündüm.
Çünkü bence çok daha derinlikli, çok daha ince ayar bir şey yatırım yapmak. Bir kere paranın psikolojisini anlamak lazım. Yani hemen aklıma daha önce sayfalarında kaybolduğum Morgan Housel kitabı geldi. Paranın psikolojisi.
O kadar not almışım ki baştan okumakta güçlük çekiyorum. Piyasalarda gördüğümüz her hareketin, her kararın ardında aslında bir mantık var. Size çılgınca gelen bir şey, başka biri için son derece mantıklı olabilir. Hatta size şöyle söyleyeyim, hiç kimse çılgın değil, sadece hepimiz farklı deneyimlerle şekillenmiş durumdayız.
Size çok çarpıcı bir örnek vereyim. Bu örnekler hep kitapta altını çizdiğim noktalardan. Mann-Mandeyr ve Nagel isimli iki ekonomist 2006 yılında Amerikalıların 50 yıllık finansal davranışlarını incelemişler ve şuna varmışlar. Yüksek enflasyon döneminde büyüyen insanlar ilerleyen yaşlarında tahvillere çok daha az yatırım yapıyor.
Düşünsenize bu insanlar gençliklerinde paranın nasıl eridiğini görmüşler. Maaşların ay sonunu getirmediğini yaşamışlar. Benzin kuyruklarını da beklemişler. Bu deneyimler onları derinden etkilemiş ve tabii ki finansal kararlarını da şekillendirmiş.
Başka bir örnek vereyim. 1970 yılında doğmuş biriyle 1950 yılında doğmuş birinin hisse senedi piyasasına bakışı arasında dağlar kadar fark var. Neden? Çünkü 1970 doğumlu biri gençlik yıllarında piyasanın 10 kat büyüdüğünü gördü.
Oysa 1950 doğumlu biri için piyasanın neredeyse yerinde saydı. Amerika için bahsediyorum tabi. Financial Times'ın ünlü tahvil yöneticisi Bill Gross ile yaptığı bir röportaj var. Gross diyor ki 10 yıl önce veya sonra doğmuş olsaydım bugün olduğum yerde olmayacaktım.
Yani bu adam ünlü bir tahvil yöneticisi. Neden bugün olduğu yerde olmasın ki? Çünkü onun kariyeri faiz oranlarının düştüğü ve tahvil fiyatlarının yükseldiği bir döneme denk gelmiş. Tabii ki adamın mütevaziliği de var bu röportajda ama en nihayetinde adamın asıl yaptığı şey aslında dönemle ilgili bir şey ve o dönemde doğmamış olsaydı bu kadar yetenekli olmayabilirdi baktığımızda.
Şimdi size bir başka örnek de vereyim. Amerikalılar piyango biletlerine film, video oyunları, müzik, spor etkinlikleri ve kitap harcamalarının toplamından daha fazla para harcıyor. En düşük gelir grubundaki aileler yılda ortalama 412 dolar piyango bileti alıyor. Yani bu kadarlık piyango bileti alıyor.
Bu kitapta geçen bir örnek. Dolayısıyla yıllardır aslında o dönemde yapılmış bir araştırma. O dönemki bir araştırma dahi olsa 412 dolar en yüksek gelir grubunun tam 4 katını işaret ediyor. Baktığımızda ilk bakışta bu çılgınca geliyor kulağa ama şöyle bir düşününce bu insanlar için piyango bileti almak belki de ulaşılabilir tek umut.
Birikim yapma şansları yok bu insanların. Daha iyi bir işe geçme imkanları yok. Çocuklarını okutmak için sürekli borçlanmak zorundalar. Bu sadece Amerika örneğinde de değil.
Dünyanın her yerinde böyle. Türkiye'de de mesela hep bir hızlı zengin olma, bir şeyleri bir çırp da halletme isteği var. Global Web Index Araştırma Şirketi'nin BBC Türkçe ile yaptığı bir anket var. 2023 yılında yapmıştı bu anketi, Haziran ayında.
Dünyada kripto varlıklara yatırım oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye'ydi o dönem. Eminim hala da öyledir. Onun arkasından da işte Güney Afrika geliyor, Brezilya geliyor. Baktığımızda hep enflasyonla mücadele eden, ekonomileri çok da iyi olmayan ülkeler.
Çünkü bu ülkelerdeki insanlar bir alternatif arayışındalar. Paraları erimesin istiyorlar ve hatta hızla katlansın istiyorlar. Çoğu insan için piyango bileti de sizin zaten sahip olduğunuz şeylere ulaşmanın, hayalini kurabilmenin bir yolu. Bir rüya satın alıyor aslında.
ve siz o rüyayı zaten yaşıyorsanız bunu anlamanız mümkün değil. İşte tam da bu noktada durup bir düşünmek gerekiyor. Para konusundaki kararlarımız içinde büyüdüğümüz koşullardan, yaşadığımız deneyimlerden bağımsız değil. Hatta kişisel deneyimlerimiz dünya görüşümüzün %50'sini oluşturuyor.
Modern finansal sistem Aslında çok yeni. Düşünsenize emeklilik kavramı bile oldukça yeni bir kavram. Amerika'da mesela 2. Dünya Savaşı öncesinde Amerikalıların çoğu ölene kadar çalışıyordu.
65 yaş üstü erkeklerin iş gücüne katılım oranı 1940'lara kadar %50'nin üzerindeydi mesela. 1975 yılında 65 yaş üstü kesimin yalnızca dörtte birinin emekli aylığı vardı ve bu şanslı grubun bile yani hane gelirlerinin sadece yüzde 15'i emekli aylığından geliyordu. Onurlu bir emekliliğin herkesin hakkı olduğu fikri ancak böyle 1980'lerde falan yerleşebildi genel anlamda. Bugün kullandığımız birçok finansal araç da yine çok yeni.
Endeks fonlarının geçmişi 50 yılı bile bulmuyor. Hedge fonları son 25 yılın ürünü baktığımızda ve biz bu yeni sistemde mükemmel olmaya çalışıyoruz. Yani bunu özellikle vurgulamış Hazul kitabında mesela. Belki de kendimize biraz daha anlayışlı davranmamız gerekiyor ve başkalarını yargılarken de iki kere düşünmemiz gerekiyor.
Çünkü hiç kimse çılgın değil. Sadece herkesin kendi hikayesi var. Peki, bütün bunların bize ne söylediğini biraz daha açalım. Frederick Lewis Allen 1930'ların Amerika'sını anlattığı kitabında büyük buhranın milyonlarca Amerikalı'yı ömürlerinin sonuna dek derinden etkilediğini ve yaşamlarına damga vurduğunu yazmış.
Ama başka bir ilginç örnek de Kennedy örneği. Kennedy 1960'lardaki başkanlık kampanyası sırasında bir gazetecinin büyük buhranla ilgili sorusuna şöyle bir cevap vermiş. Demiş ki, büyük buhran konusunda ilk elden bilgi sahibi değilim. Nasıl?
Ailem dünyanın en büyük servetlerinden birine sahipti. ve o dönemde eskisinden daha da varlıklıydık yani. Hatta şöyle demiş, daha büyük evlerimiz, daha çok hizmetlimiz vardı ve daha çok seyahat ediyorduk. Doğrudan gördüğüm tek şey babamın sırf iş vermek için karınlarını doyurabilsinler diye fazladan bahçıvan tutmasıydı.
ve hatta Harvard'da ders olarak okuyuncaya kadar büyük buhran hakkında gerçek anlamda bilgi sahibi değildim demiş. Bu örnek bize çok önemli bir şey anlatıyor aslında. Aynı dönemde yaşayan insanlar bile tamamen farklı gerçeklikleri deneyimleyebilirler ve bu deneyimler onların finansal kararlarını derinden etkiler. Kennedy'nin ekonomiye bakışı ile O dönem işsiz kalmış bir ailenin çocuğunun bakışı arasında dağlar kadar fark vardır.
Hawthorne kitabında bu konuyu çok güzel özetlemiş. Büyük buhran sırasında her şeyini kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu yazılıp çizilenlerden okuyabilirim. Fakat bunu bizzat deneyimlemiş olanların izlerini taşıdığı duygusal yaralar bende yok. Ve bunu yaşamış olanlar benim gibi birinin hisse senedir sahibi olmak gibi şeylerden niçin memnuniyet duyduğunu anlayamaz.
dünyayı farklı merceklerden görürüz. Bakın size çok çarpıcı bir örnek vereyim. 2009 yılının Kasım ayında Amerika genelinde işsizlik oranı %10 civarındaymış. Ama bu ortalama rakam bize gerçeği tam olarak göstermiyor.
16 ile 19 yaş arasındaki lise mezunu olmayan Afrika kökenli Amerikalı erkekler arasında bu oran %49'muş. Buna karşılık 45 yaş üstü ve üniversite mezunu beyaz kadınlar arasındaki işsizlik oranı sadece %4'müş. Şimdi bir düşünün, bu iki grubun risk algısı, yatırım kararları, tasarruf alışkanlıkları nasıl aynı olabilir ki? İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya ve Japonya'nın yerel hisse seneli piyasaları yerle bir olmuştu.
Çünkü iki ülkede bombardıman altındaydı. O kadar ki savaş sonunda Alman çiftçiler vatandaşları için günde sadece 1000 kalorilik gıda üretebiliyordu. Aynı dönemde Amerika'ya baktığımızda ne görüyoruz? Amerika hisse senedi piyasası 1941'den 1945 sonuna kadar iki katından fazla yükselmiş ve neredeyse 20 yılın en güçlü ekonomisi hüküm sürmüş o dönemde.
Bu kadar farklı deneyimler yaşamış insanların finansal kararlarda aynı şekilde düşünmesini bekleyemeyiz bence. Buna kuşak farklılıklarını da örnek olarak verebiliriz. Z kuşağını bir düşünün mesela yani. Her şeyin mümkün olduğu bir dünyada doğmuşlar.
Onlar için algoritmik trade'ler, işte yapay zeka hisseleri, coin'leri, elektrikli araçlar, hatta uzay yatırımların ne kadar normal şeyler, ne kadar olası şeyler. Hadi bir de dedenize anlatın bunların hepsini. En iyi yatırım evdir, arsadır diyecek size. Bundan emin olabilirsiniz.
Çünkü öyleymiş de zamanında. Yani bu insanlar karneyle şeker, yağ alan insanlar. Böyle bir nesne nasıl anlatacaksın ki mesela işte algoritmik trade, yapay zeka hisselerini, uzay teknolojisini, kuantum hisselerini? Hadi anlat yani.
İşte bu yüzden diyorum ki, para konusundaki kararlarımız sadece matematiksel bir hesaplamadan ibaret değil. Yatırımcı Michael Batnick'in dediği gibi, bazı dersleri anlamak için deneyimlemek gerekir. Yani bu söz çok önemli. Çünkü tarihi okuyup incelemek size bir şeyler anladığınız duygusunu verir ama bir şeyi yaşayıncaya ve sonuçlarını bizzat hissedinceye kadar davranışınızı değiştirmenize yetecek kadar anlamayabilirsiniz o şeyi.
Özetlemek gerekirse finansal kararlarımızı anlamak için önce deneyimlerimizi anlamalıyız. Çünkü hiç kimse çılgın değil. Sadece herkesin kendi hikayesi var. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.